Archive for category Politika Yazıları

Duhok Anlaşması’nın perde arkası

15 Ekim’den bu yana Duhok’da süren KDP-PKK görüşmeleri, 9. günün sonucunda bir anlaşmayla sonuçlandı. 3 maddelik anlaşmaya göre KDP ve PKK’nin Suriye’deki kolları “ortak yönetim, ortak askeri güç ve siyasi birlik” kuracak!

MİMAR ABD, USTA AKP

Duhok Anlaşması’nın mimarı ABD’dir.

Önce ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Tony Blinken ve ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk, 10 Ekim’de Irak Kürt Bölgesi Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ile Duhok’ta görüştü ve Kürtlerin Birliğini istedi. (Aydınlık okurları anımsayacaktır, CAP raporu ile Obama‘ya Kürtlerin Birliği’ni sağlaması önerilmişti.)

Duhok’taki bu görüşmeden sonra, Paris’te, 12 Ekim’de bir başka görüşme gerçekleşti. Bu kez ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein ve Dışişleri Bakanlığı heyeti, PKK’nin Suriye kolu PYD’nin lideri Salih Müslim‘le görüştü ve aynı mesaj ona da verildi.

Bu iki görüşmenin ardından taraflar 15 Ekim’de Duhok’ta ABD’nin isteği doğrultusunda müzakereye başladılar.

ABD, PKK ve KDP’yi masaya oturtmadan önce AKP Hükümeti’ni de bu anlaşmaya razı etti. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Brett McGurk, Barzani‘yle görüşmeden hemen önce Türkiye’deydi ve “IŞİD’le Mücedale Koalisyonu” Özel Temsilcisi John Allen ile birlikte Ankara’da Ahmet Davutoğlu, Mevlüt Çavuşoğlu ve Feridun Sinirlioğlu ile görüştü.

KANTON MU, FEDERASYON MU?

Gelelim anlaşmanın içeriğine…

9 gün süren müzakerelerde masaya gelen en önemli konu Kantonların durumuydu. KDP PKK’ye şu teklifi yaptı: “Kantonlar il statüsüne geçirilsin, üçü birden tek yönetimde birleştirilsin.”

PKK ise bu teklife karşı çıktı ve üç Kanton’un üç ayrı hükümet tarafından yönetilmesini istedi.

Varılan anlaşma neticesinde yönetim şu şekilde paylaşıldı: PKK ve KDP yüzde 40’ar eşit ağırlıkta olacak, kalan yüzde 20 de bağımsızlara dağıtılacak.

Bu oranlar pratikte şöyle dağılacaktı: En üst yönetim olarak 30 kişilik bir siyasi karar mekanizması belirlenecek. 30 kişinin 12’si KDP’nin kontrolündeki Kürt Ulusal Konseyi’nden (KUK), 12’si de PKK-PYD’nin kontrolündeki Demokratik Toplum Hareketi’nden (TEV-DEM) seçilecek. Geri kalan 6 kişi de bağımsızlardan ama KUK ve TEV-DEM’in seçimiyle belirlenecek!

KÜRTLERİN BİRLİĞİ İLE İNŞA

PKK ile KDP’yi Suriye’de ortak yönetim için bileştiren Duhok Anlaşması, tıpkı ABD’nin 22 yıl önce Barzani ile Talabani‘yi birleştiren anlaşma gibidir. Yönetimdeki ağırlık oranları bile neredeyse aynıdır!

Fakat daha önemlisi “hedef” benzerliğidir: ABD için Irak’ın kuzeyinde bir Kürt Devleti kurabilmek, 22 yıl önce, çatışan Kürt örgütlerini öncelikle bir masaya oturtmaktan geçiyordu. Barzani ile Talabani çarpıştığı müddetçe bu hayal olacaktı. Yani ilk devletçik, ABD’nin Irak’taki Kürtlerin Birliğini sağlayarak inşa edildi.

ABD aynı yöntemi iki yıldır Suriye’de de uygulamaya çalışıyordu fakat hem Esad‘ın direnişi nedeniyle bunu sağlayamadı hem de PKK buna pek yanaşmadı. Zira Barzani‘ye bağlı Suriye’de pek çok parti vardı ama toplamları PYD’nin yarısı bile yapmıyordu.. ABD ve AKP ise hem bu partileri tek bir çatı altında toplamaya hem de Esad‘a karşı ÖSO’yla ortak harekete geçirmeye çalışıyordu.

Ancak PKK-PYD Suriye’deki pastasını Barzani ile paylaşmak istemedi. Barzani de PKK’ye kendi hakimiyet alanında zorluk çıkarmaya başladı. Hatta iş Barzani‘nin sınırda hendek açmasına kadar vardı.

PKK KOBANİ’DE ANLAŞMAYA MECBUR EDİLDİ

Fakat IŞİD’le birlikte ABD’ye yeniden fırsat doğdu. Erbil ve Sincar saldırıları sırasında iki örgüt birbirine yakınlaştı, Kobani’de de birleşme noktasına geldi!

Aslında Kobani’nin uzun sürmesi, ABD’nin önceleri burası için “stratejik önemi yok” açıklaması yapması, ilk haftalarda IŞİD’e karşı hava saldırısı yapmaması, Erdoğanların talebe rağmen duruma seyirci kalması PKK’yi Barzani‘yle anlaşmaya mecbur etmek içindi. (AKP için bu iki kere önemliydi, zira burnu sürtülen bir PKK’yle Açılım daha kolay olacaktı!)

Ve en sonunda, 9 gün süren müzakerelerin ardından taraflar anlaştı. Müzakerenin son gününde ABD’nin PYD’ye havadan silah yardımı yapması ve Erdoğan’ın Peşmerge’ye Kobani Koridoru açması anlaşmaya ilk işaretti!

Yani özetle ABD-AKP-PKK-KDP el birliği ile Kürt Koridoru için önemli bir adım attı ve kazanım sağladı. Ancak 22 yıl önce Kürtlerin Birliği’ni sağlayarak Irak’ta devletçik kurabilen ABD, 22 yıl sonra daha zayıftır ve bölge de çok daha kuvvetlidir!

1992 tarihli 22 yıl önceki anlaşma nasıl ki 2003’e kadar KDP ile KYB’yi tam anlamıyla birleştiremediyse, Duhok Anlaşması da bölge kuvvetlerinin inisiyatif almasıyla uygulanamaz hale gelecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ekim 2014

Yorum bırakın

Kobani ve Kürt Koridoru

Kobani eksenli gelişmelerin gerisinde, “Büyük Kürdistan” projesine göre konumlanan kuvvetlerin çıkar savaşı bulunuyor.

Ne demek istediğimizi anlatabilmek için bir sınıflandırmaya başvuralım:

ABD’NİN KÜRT KORİDORU

Kökleri 1960’lara dayanan ABD’nin Büyük Kürdistan Projesi, bölgedeki dört ülkenin, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bölünmesiyle oluşaşacak Kürt parçalarının birleşmesidir.

Hedef Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmaktır. İki Irak savaşıyla Irak’ın kuzeyinde inşaa edilen Barzani devleti bu koridorun merkezidir ve ABD buradan hareketle Koridoru önce Doğu Akdeniz’e sonra Basra’ya uzatmak, en sonunda da Türkiye’ye doğru genişletmek istemektedir.

Koridorun aktif unsuru öncelikle Barzani‘dir ve 25 yıldır öyle olmuştur. Ancak Koridor’un Doğu Akdeniz’e ve Basra’ya uzatılması sürecinde, bu parçalardaki ağırlığı nedeniyle başat güç PKK olacaktır. Ama orta vadede PKK ile KDP’nin ittifak yapması ve süreci birlikte götürmesi gerekmektedir.

TÜRKİYE KORİDORUN NERESİNDE?

Özal-Çiller-Erdoğan eksenli tüm hükümetler, ABD’nin Kürt Koridoru’nun alt uygulayıcılarıdır.

Ancak iç dinamikleri de hesaba katarak, o koridorun hamisi olmaya ve aynı zamanda koridorla genişlemeye çalışmaktadırlar. Musul-Kerkük petrolleri bu işin havucudur.

Bu, ABD için sorun görülmemektedir. Zira genişleme en sonunda Kürt parçaların birleşip kopmasıyla sonuçlanacaktır. Dahası bu durum Ankara’yı Kürt devletinin uygun zamana kadar koruyucusu yapacaktır.

KÜRT ÖRGÜTLERİ PAY KAVGASINDA

Koridor’un mevcut halinin baş aktörü olan Barzani, Koridor’un genişleme sürecinde konumunu PKK’ye karşı korumaya çalışmaktadır. Bunun için son iki yılda Ankara’ya dayanarak (50 yıllık stratejik anlaşma) Suriye’deki bölgeye ortak olmaya çalışmaktadır.

PKK ise ana güç olduğu için KDP’yi Suriye’den uzak tutmaya çalışmaktadır.

KOBANİ HAMLELERİ

İşte Ayn El Arap (Kobani) bu hamlelerin düğüm noktası olmuştur. Şöyle de diyebiliriz: Kobani hem Kürt Koridoru’nun kırılma noktası ama hem de inşa noktasıdır. İnişler çıkışlar yaşanması bu nedenledir.

1) Türkiye, Kobani’de PKK’nin IŞİD’e karşı yenilmesini ve burnunun sürtülmesini istemektedir. İki nedenle:

a) Yenilen PKK, Açılım masasında AKP’ye daha bağımlı hale gelecektir. AKP, PKK’yi daha rahat kullanacaktır.

b) Yenilen PKK, Barzani‘ye de mecbur kalacaktır. Barzani bu vesileyle PKK’nin sokmadığı Suriye’ye girebilecek ve özerkliğe ortak olabilecektir. PKK o nedenle Kobani’ye peşmerge koridoru açmasından ziyade Türkiye’den silah desteği istemektedir.

2) ABD için Kobani bir fırsattır:

a) Kobani üzerinden Kürt Birliği kurabilecektir.

b) PKK’nin Suriye kolu olan PYD’yi “IŞİD’e karşı savaşıyor” diyerek meşrulaştırabilecektir.

c) IŞİD tehdidi dolayısıla PKK Batı kamuoyunda terör örgütü olmaktan adım adım çıkacaktır.

d) ABD, PKK ve PYD’yi resmi yollardan silahlandırabilecek ve eğitebilecektir.

BÖLGEDEKİ SAFLAŞMA

Alt kuvvetlerin “direniş” gösterebilmesi ve itirazları, ana kuvvetin yani ABD’nin güç erezyonuyla ilgilidir. O nedenle Kobani eksenli bakıldığında ABD ile PKK bir tarafta, AKP ile Barzani diğer taraftadır. Fakat karşıtlık taktikseldir ve stratejik düzlemde cephe tektir.

Ayrıca o güç erozyonu bölgedeki Batıcı kuvvetlerin de farklı çıkarlar üzerinde yeniden dizilmesine neden olmuştur. Örneğin Türkiye-Katar-İhvan bir kol (Türkiye’nin milli kuvvetleri bu eksene karşı çıkmakta ve bölgeciliği savunmaktadır), Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri-Mısır bir başka koldur. (Mısır aynı zamanda bölgeci bir eğilim de göstermektedir.)

Karşılarında ise İran-Suriye-Hizbullah cephesi vardır. Irak aradadır ama bu cepheye daha yakın durmaktadır. Türkiye’nin milli kuvvetleri de nesnel olarak bu cephededir. Ve bu cephenin arkasında da ABD’nin küresel ölçekteki stratejik rakipleri olan Rusya ve Çin vardır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ekim 2014

Yorum bırakın

AKP’nin at pazarlığı

Obama‘nın açıkladığı IŞİD stratejisi sonrası süren pazarlıklar, gün geçtikçe Türkiye’nin aleyhine doğru gelişiyor. Bunun ana nedeni de ABD’ye bağımlı bir hükümete “ulusal çıkar” eksenli basınç uygulamanın yetmediği gerçeğidir.

Tersine AKP o basıncı kendi pazarlığına bir kalkan olarak kullanıyor, o basınçtan yararlanarak elindeki kartı ABD’ye daha pahalı satmaya çalışıyor. Yani gerçekte ABD’ye karşı konumlanmıyor!

Pazarlığın uzun sürmesi, git geller yaşanması AKP’nin bildik konumunda bir değişiklik olduğu anlamına gelmiyor. AKP ABD’ye görece en bağımlı olduğu iktidarının ilk aylarında da bu yöntemi uyguluyordu. Anımsayalım:

1 Mart 2003 tezkeresi pazarlıkları sırasında Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, ABD Başkanı Bush‘a şöyle demişti: “Sayın Başkan, biz buraya para pazarlığı için gelmedik. Biz buraya bu savaşla birlikte bu bölgenin gelecekteki durumunu ve vizyonunu konuşmaya geldik.”

Bush‘un “para konuşmaya gelmedik” diyen AKP’li bakanlara yanıtı utanç vericiydi: “Sayın Bakan, ben Teksaslıyım. Bizim orada büyük at pazarları kurulur. Çünkü at önemlidir. O at pazarlığında büyük pazarlıklar olur. Ben o pazarlıkları iyi bilirim. O at pazarlarında kim, ‘para önemli değil, ata bakalım’ derse bilin ki, onu diyen kişi karşı taraftakini çırılçıplak edene kadar soyar!

PYD TERÖR ÖRGÜTÜ MÜ, DEĞİL Mİ?

At pazarlığı diyaloğunu bir kenara atarak, son bir kaç günde yaşanan şu dört olguya bir bakalım:

1) Davutoğlu: “PYD’yi meşru görüyoruz.”
Erdoğan: “PYD terörist örgütttür.”

2) Erdoğan: “PYD ile PKK bizim için aynıdır.”
ABD: “PYD ve PKK bizim için aynı değildir.”

3) Dışişleri Bakanlığı: “Kobani’ye Peşmerge için koridor açtık.”
Genelkurmay Başkanlığı: “Bilgimiz yok. Bu konunun muhatabı biz değiliz.”
Savunma Bakanı: “Benim haberim var. Ben askerin bakanıyım.”

4) Genelkurmay önce: “Bilgimiz yok. Bu konunun muhatabı bizdeğiliz.”
Genelkurmay sonra: “Bilgimiz olup olmadığı konusunda bir açıklama yapmadık.”

Peki bu durumda şu soruları sormamalı mıyız?

Cumhurbaşkanı için terörist olan bir örgüt, başbakan için nasıl meşru oluyor? Erdoğan ile Davutoğlu arasında bir kırılma mı var? Cumhurbaşkanı için terörist olan bir örgütün lideri, daha 10 gün önce nasıl Ankara’ya davet edilebiliyor?

ABD, Türkiye’nin terörist ilan ettiği bir örgütü, terörist görmüyorsa, o örgütle görüşüyorsa, o örgüte silah yardımı yapıyorsa, bu nasıl bir stratejik ortaklıktır?

KİM TEHDİT, KİM DEĞİL?

Gelin şu soruları da ekleyelim:

Türkiye’nin güvenliği açısından Irak Kürdistanı tehdit değil ama Suriye Kürdistanı girişimi tehdit mi?

Barzani‘yle 50 yıllık anlaşmalar imzalayarak, Barzani‘nin peşmergelerine Türkiye’den koridor açarak ama PYD’ye karşı konumlanarak Kürt Koridoru engellenebilir mi? Barzani PYD’den daha mı az tehdit?

İçeride PKK’yle müzakere yürütürken, onun Suriye kolu olan PYD’ye karşı gerçekte nasıl konumlanılabilir?

Kürt Koridoru nasıl yıkılır? ABD’yle hareket ederek yıkılabilir mi? Esad düşmanlığı yaparak yıkılabilir mi? Bölge ülkelerine düşmanlık yaparak yıkılabilir mi?

Bu sorular hepimizin önündedir ama en çok da TSK’nin önündedir.

AYAĞA KALKMAK DÜNDEN DAHA HAYATİ

AKP, ABD’nin talepleri karşısında “at pazarlığı” yapmaktadır ve TSK’nin o taleplere haklı direnişini de kendisine bahane yapmaktadır.

Fakat AKP’nin eli 1 Mart’taki “at pazarlığında” daha güçlüydü; bugün ise ABD’nin talepleri ile Türkiye’nin ve bölgenin gerçekleri arasında sıkışmış durumdadır ve top çevirmeye çabalamaktadır.

O nedenle bu yöntem Türkiye’yi ABD karşısında dik durmaya ve onun bölgeyi yeniden dizayn etme girişimlerinin karşısında konumlanmaya götüremez. Tersine, son iki ayda görüldüğü gibi, adım adım Washingon’un taleplerinin yerine getirilmesini sağlar.

Peki ne yapılmalı?

TSK’nin AKP’yi baskılamasıyla yetinmek, tek başına yeterli değildir.

1 Mart 2003’te nasıl direnilmişti? Açıktan, toptan, milleti seferber ederek, sendikaları, üniversiteleri, öncüleri ayağa kaldırarak…

Açılım’ın yeni hamlelerine ve Koridor girişimlerine karşı milleti seferber etmek, dünden daha hayatidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ekim 2014

Yorum bırakın

BOP koridoru

Önce ABD Başkanı Barack Obama‘nın Ayn el Arap (Kobani) için Erdoğan‘ı aradığı açıklandı. Hem Çankaya hem de Beyaz Saray, ikilinin “IŞİD’e karşı ortak mücadeleyi güçlendirmek için yakın işbirliği yapmayı sürdürme konusunda mutabık kaldıklarını” kaydetti.

Ardından ajanslara iki haber daha düştü. İlk habere göre ABD, PYD’ye havadan silah yardımı yapmıştı. İlerleyen saatlerde bunun 27 konteyner olduğu söylendi.

İkinci habere göre ise Tükiye, Kobani’ye yardıma gitmesi için Peşmerge’ye Türk topraklarını açmıştı. Yani AKP Kobani’ye koridora evet demişti!

KOBANİ’YE HANGİ SİLAHLAR GİTTİ?

Anımsayacaksınız, geçenlerde Irak Kürt Bölgesi yönetimi iki önemli açıklama yapmıştı. İlkine göre Türkiye IŞİD’e karşı kendisini koruması için Erbil’e silah yardımı yapmıştı ama bunu bir süre açıklamamasını istemişti.

İkinci habere göre de Irak Kürt Bölgesi Yönetimi, Kobani’ye silah yardımı yapmıştı ama coğrafi şartlar uygun olmadığı için Peşmerge gönderememişti.

Bu durumda şu sorular sorulmalıydı: Peşmerge’nin gidemediği coğrafyadan silah yardımı nasıl gitmişti? Yoksa AKP zaten o süreçte de Türkiye topraklarından Kobani’ye bir koridor kurmuş muydu? Barzani Kobani’ye yardım için hangi silahları yollamıştı? AKP’nin bir süre açıklanmamasını istediği Erbil’e yardım silahlarını mı?

İYİ POLİS, KÖTÜ POLİS Mİ?

Şimdi başa dönelim: Obama ile Erdoğan aslında ne konuşmuştu? Olanlara bakılırsa, Obama Erdoğan‘a PYD’ye silah yardımı yapacaklarını anlatıyordu!

İtiraz oldu mu? Olduğuna dair bir not henüz yok. Hatta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun açıklamalarına bakılırsa hem Kobani’ye Peşmerge geçişine izin vermeleri hem de ABD’nin silah yardımı yapması, “Kobani’nin düşmemesini istediklerini gösteren” iki önemli ve birbirini bütünleyen olaydı!

Bu durumda haklı olarak sorabilirsiniz: O zaman Erdoğan‘ın bir süredir dile getirdiği PKK-PYD karşıtı laflar neydi? Örneğin Davutoğlu PYD’yi meşru gördüklerini söylüyordu ama Erdoğan PYD’yi de PKK gibi terörist ilan ediyordu. Örneğin Davutoğlu‘nun yardımcısı Yalçın Akdoğan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala sırasıyla “Öcalan’ın şartlarında iyileşmeye gidileceğini” söylüyordu, Erdoğan ise “daha ne iyileştirilmesi, villa mı vereceğiz” diyordu.

Özgür Gündem sürmanşetten bu çelişkiyi şöyle açıkladı: “İyi polis Davutoğlu, kötü polis Erdoğan”

PAZARLIĞA BAHANE

Aralında böyle bir rol bölüşümü var mı bilemeyiz. Ama bildiğimiz şudur: Erdoğan’ın en PKK karşıtı sözlerini, mutlaka büyük bir taviz izler!

Ve ikinci bildiğimiz gerçek de şudur: Erdoğan‘ın Açılımı nasıl yürüteceklerine dair bir soruya verdiği “alıştıra alıştıra, hazmettire hazmetttire” yanıtı bugünlerde de geçerlidir.

Son iki aydır yapılan “tezkere, Suriye, Kobani, IŞİD” tartışmalarına bakılırsa, aslında Erdoğanlar, TSK’nin haklı basıncını ABD ile pazarlıklarına bahane ederek paylarını artırma çabasındadırlar.

Yoksa son tahlilde dünün projesine bugün de tam bağımlı olduklarını ilan etmişlerdir! Nasıl mı? Ahmet Davutoğlu‘nun Akil Adamlar Heyeti’ni toplayarak yaptığı o uzun konuşmayla…

BOP’A ALT DÜZEN KURMAK

Davutoğlu konuşmasında tıpkı iki yıl önce olduğu gibi, yine “Sykes-Picot’unun bekçisi değiliz” demiştir. Yani? Yani sınırlara gönderme yapmıştır; tabi bugün Lozan diyemediği için Sykes-Picot demektedir…

Kobani’nin kaderini Suruç’a başlayan Davutoğlu, “Ya bu sınırlar barışçıl yöntemlerle anlamsızlaştırılacak ve bütün o akraba topraklar birbiriyle kaynaştırılacak ya da çatışmacı acılar yaşanacak” demiştir…

Davutoğlu daha da ileri giderek ve Açılım ile Suriye politikasına işaret ederek şöyle demiştir: “Bizim vizyonumuz buydu ve geleceke de ya bu vizyon egemen olacak ya da Sykes-Picot’tan daha kötü, daha beter parçalanmalar yaşayacağız.”

Millici kesimlere “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek”, kendi tabanlarına da “yeni Osmanlıcılık” diye makyajlayarak anlattıkları bu sözler, son tahlilde Lozan’ı hedef almakta ve ABD’nin BOP’una, kendi ifadeleriyle “alt bölgesel düzenler kurma” görevine işaret etmektedir!

O görevi yerine getiremeyecekler, o ayrı elbette!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazete
21 Ekim 2014

Yorum bırakın

AKP’nin Tampon Bölge’si ne için?

Tampon ya da Güvenli Bölge konusunun yeni bir tartışmaya dönüşmesi, aynı zamanda Tampon Bölge’nin hedefinin ne olduğuyla ilgilidir.

AKP, Tampon ya da BM kararına gerek kalmayacak şekilde bir Güvenli Bölge ilanını, ABD planına tam destek vermelerinin bir şartı olarak gündeme getiriyor.

ABD ise bir süredir “bunun şu aşamada gündemlerinde” olmadığını söylüyordu. Ancak önceki gün önce Fransa’dan, ardından da Dışişleri Bakanları’nın ortak basın toplantısında ABD ile İngiltere’den Tampon Bölge fikrine destek geldi. Tabi değişik tonlarda…

Ancak ABD Dışişleri Bakanı John Kerry‘nin tampon bölge için “incelenebilir” demesinde kısa bir süre sonra ABD’den yeni bir “gündemimizde yok” açıklaması geldi!

Bunun nedeni ABD’nin IŞİD stratejisinin, aslında üzerinde netleşilmiş bir plan olmadığı gerçeğidir. Örneğin kara harekatının gerekip gerekmediğiyle ilgili Beyaz Saray’la Pentagon arasında çok keskin görüş farkları vardır. Pentagon kara harekatı istemektedir. Obama ise planın hava harekatıyla sınırlı olmasında ısrar etmektedir ve bu nedenle ABD’nin fiilen içinde yer almayacağı bir Tampon Bölge’ye karşı çıkmaktadır.

Aynı şekilde AKP de Tampon Bölge’yi tek başına kurmak istememektedir. Son olarak bu gerçeği Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, NATO Genel Sekreteri Jens Soltenberg ile yaptığı ortak basın toplantısında ilan etmiştir: “Sadece Türkiye’nin tek başına kara operasyonu yapmasını beklemek gerçekçi değildir. Müttefiklerimizle görüşmeler devam ediyor. Ortak karara vardıktan sonra Türkiye üzerine düşeni yapacaktır.” (hurriyet.com.tr, 9 Ekim 2014)

Ayrıca Çavuşoğlu, Soltenberg‘le görüşmesinde NATO’ya resmi olarak Tampon Bölge için başvurmuştur.

Bu durumda soru şudur: Tek başına yapılmayacak bir kara harekatının ya da NATO’dan talep edilen bir Tampon Bölge’nin Kürt Koridoru’nu yıkabilmesi mümkün müdür?

Elbette değildir ve yeni soru şudur: AKP’nin Tampon Bölge hedefi nedir? Yanıtı Yeni Şafak‘tan Ali Kemal Özcan versin: “Tampon bölgeyi ‘Misak-i Milli’ye aykırı olarak parçalanmış’ Rojava’yı ve ‘Kuzey Irak’ı Pakt’ın aykırı olmayan sınırlarına götürecek ‘güvenli köprü’ye metamorfoz etmek mümkün olacaktır.” (yenisafak.com.tr, 8 Ekim 2014)

AKP himayesinde Kürdistan” dediğimiz, tam da budur ve AKP’nin Tezkere’sinin asıl hedefidir: Esad’ı devirerek Suriye’yi bölmek ve İhvan’ın iktidar olacağı Sünni Suriye ile AKP’nin himaye edeceği Rojava’yı kurmak! Zira Esad yıkılmadan, Kürt Koridoru kurılmaz!

Bu gerçeği en iyi gören ülkelerin başında gelen Rusya, o nedenle Tezkere’yi özetle AKP’nin terörle mücadele paravanıyla Suriye’de rejim değişikliği niyeti” diye yorumlamaktadır! (hurriyet.com.tr, 9 Ekim 2014)

Kaldı ki, İran ve öyle yorumlanmak istemese de Suriye, bu nedenle Tezkere’ye karşı çıkmaktadır!

Bu durumda yeni soru şudur: TSK, AKP’nin bu niyeti ve siyasi direktifi altında Kürt Kordiroru’nu yıkabilir mi? Bu soruya biz daha önce yanıt vermiştik. Bugün Amiral Soner Polat‘ın yanıtını dikkatinize sunuyoruz:

Koalisyon Gücüne katıldığımızda ya da bağımsız olarak IŞİD ile mücadele ettiğimizde, bir tehdit olarak gösterdiğimiz PKK/PYD ile ittifak yapmak zorunda kalıyoruz. Suriye rejimini askeri olarak hedef almak ise Türkiye’yi başka bir ülke ile savaşın içine çekiyor.

İçinde bulunduğumuz durum son kerte karmaşık, muğlak ve belirsizdir. Bu koşullar altında uygun bir yol bulmak Albert Einstein için bile Kaf dağının ardındadır. Bu koşulları yaratan TSK değil, bizim verdiğimiz oylarla Meclis’i donatan iktidar ve muhalefet partileridir. Bu konuda ülkedeki en masum kurum TSK’dır.

PKK/PYD’nin Suriye sınırımızda ikinci bir terör saldırı bölgesi yaratmasına izin verilecek midir?
Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru kabul edilecek midir? Kuzey Irak’ta Kerkük ve Musul’u da sınırları içine alan bir Kürt devletinin kurulmasına onay verilecek midir? Bu sorulara açık, kesin ve net bir yanıt vermeden TSK’yı ülke sınırlarının dışında kullanmak Rus ruleti oynamakla eş anlamlıdır.

Tezkere bir kez yürürlüğe konulduktan sonra siyaset silahla yapılır. Bu nedenle, sınırı terk eden bir askeri birlik neyi niçin yapacağını, dostunu, düşmanını bilmelidir. Kişisel düşünceme göre bu tezkere çerçevesinde ulusal çıkarları gözeten bir askeri bir plânlama yapılamaz! Atılan her adım geri teperek bize ağır bir fatura çıkarır. IŞİD’ye karşı başarı PKK/PYD’ye, PKK/PYD’ye karşı başarı IŞİD’ye yarar. Attığımız her mermi emperyalizmin yelkenlerini şişirir. Dış gürültülere kulaklar tıkanarak, ihtiyatlı ve kontrollü bir şekilde ‘bekle, gör, harekete geç!’ politikası izlenmelidir.” (Ulusalkanal.com.tr, 8 Ekim 2014)

Ve asıl önemlisi, Amiral Soner Polat, TSK’nin bu Tezkere’yle en fazla kayıpları azaltan bir planlama yapabileceğine dikkat çekmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Ekim 2014

Yorum bırakın

Koridor pazarlığı

ABD ile Türkiye arasındaki asıl meselenin, Türkiye’nin ABD koalisyonuna askeri katkı verip vermemesinden ziyade Kürt Koridoru’na hamiliğin çıkar ve hedefiyle ilgili tartışma olduğu görülüyor.

IŞİD’in Ayn el Arap (Kobani) saldırısını ve bunun Türkiye’ye yansımalarını bu eksende okumak gerekiyor. Somutlaştıralım:

ABD’NİN TÜRKİYE’DEN TALEPLERİ

Washington’un Ankara’dan şu aşamada somut talepleri şunlardır:

1) TSK IŞİD’e karşı Kobani’yi korumalı.

2) Ankara, IŞİD’e karşı kendisini savunması için PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye silah yardımı yapmalı ve PYD’nin askeri kanadı olan YPG’yi eğitmeli.

3) Kobani ile PYD’nin diğer kantonları arasında IŞİD’in tamamen hakim olduğu Tel Abyad bölgesi bulunmaktadır. Bu nedenle Ankara, Kobani ile diğer kantonlar arasında ve Barzani bölgesi ile Kobani arasında Türkiye sınırları içinden bir koridor açmalıdır.

Bu talepler ilgilileri tarafından sıra sıra dile getirilmektedir: HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş AKP’den açıkça PKK’ye silah istedi. PYD ve KDP yetkilileri AKP’den koridor açmasını istedi. Hatta Türkiye’ye davet edilen PYD lideri Salih Müslim anlaştıklarını da belirtti.

Peki bu talepler karşısında AKP’nin ABD’den istediği ne?

AKP’NİN ABD’DEN TALEPLERİ

AKP Hükümeti en başından beri ABD’nin IŞİD stratejisine “Esad öncelikli hedef olmalı” itirazında bulunuyor. Ankara’nın Washington’a yönelttiği “havadan yetmez, karadan da vurmak lazım” eleştirisi de, uçuşa yasak bölge ile güvenli bölge oluşturma isteği de bu temel itirazdan kaynaklanmaktadır.

O nedenle AKP’nin TBMM’den çıkardığı tezkere ağırlıklı olarak Esad‘ı devirmeyi hedef almaktadır.

ABD ile Ankara arasındaki pazarlık, aslında öncelikleri sıralama mücadelesidir. Yoksa ABD de, “seçilmiş Suriyeli muhaliflere” dayanarak IŞİD’i zayıflattıktan sonra Esad‘ı hedef alacağını ilan etmektedir. Pentagon sözcüsünün açıkladığı yol haritasında bu mevcuttur. Zaten Esad yıkılmadan Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt Koridoru kurmak mümkün değildir!

Ancak AKP bunun en öncelikli görev olmasında ısrarcıdır. Çünkü Esad’ın devrilmesi, Erdoğan’ın iktidarının dayanağıdır. Erdoğanların bölge stratejisi, bölgede İhvan iktidarlarının oluşabilmesine bağlıdır.

AKP bu nedenle “Kürt Koridoru”na hamilik yapabilmeyi Esad’ın devrilmesi şartına bağlamaktadır. O nedenle de Ayn el Arap (Kobani) meselesi uzamaktadır.

ABD Genelkurmay Başkanı Org. Martin Dempsey‘in Org. Necdet Özel‘le görüştükten sonra “Korkarım ki Kobani düşecek” demesi bu uzayan pazarlığa işaret etmektedir. Ve anlamı açıktır: Kobani’nin düşmemesi Türkiye’nin himayesine bağlıdır!

AKP’NİN KORİDORA KATKILARI

Aslında AKP Hükümeti Ayn el Arap’a (Kobani) belli ölçülerde yardım etmektedir. Hayır, Kızılay’ın yardım konvoylarından bahsetmiyoruz…

İncirlik’ten kalkan insansız hava araçlarının topladığı istihbarata göre ABD’nin IŞİD hedeflerini vurması, Diyarbakır ve Batman’dan kalkan insansız hava araçlarının IŞİD hedeflerini saptaması ve Ayn el Arap’ın tam karşısına konuşlanan 40 km menzilli Fırtına Obüslerinin IŞİD’i vırması oldukça önemli bir yardımdır!

AKP, ABD’nin ve PKK’nin istediği çapta henüz yardım yapmayarak, yani Kobani’yi IŞİD’in elinden şu aşamada “kurtarmayarak” PKK-PYD’nin iyice kendisine mecbur kalmasını istemektedir. Yalçın Akdoğan‘ın “Suriye Kürtleri doğal müttefikimizdir” ve Ahmet Davutoğlu‘nun “Türkiye, Suriye Kürtlerinin hamisidir” sözlerini bu perspektiften okumak gerekmektedir.

Öte yandan pazarlık sürecinin uzun sürmesi, ABD’nin çok net bir stratejisinin olmamasından kaynaklanmaktadır. Barack Obama‘ya dayatılan IŞİD stratejisi eksik bulunmakta hatta Beyaz Saray’ın daha önce veto ettiği Pentagon-Dışişleri-CIA ortak planı yeniden revize edilerek Obama‘nın önüne konulmaktadır.

Pentagon yetkililerinin Obama‘ya rağmen “kara harekatı şart” demeyi sürdürmesi ve planı reddedilerek tasfiye edilen eski Savunma Bakanı Leon Panetta‘nın özetle “IŞİD’e karşı savaş Beyaz Saray’ın hatası nedeniyle artık 30 yıl sürecek” demesi bu nedenledir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Ekim 2014

Yorum bırakın

Kürt meselesine bölgesel çözüm zorunludur!

Kuşkusuz PKK’nin Ayn el Arap’ta (Kobani) IŞİD’e yenilmesi çok önemli bir olgudur. Hatta o yenilgi nedeniyle Ayn el Arap halkının ve PKK’nin yasal uzantılarının Türk Ordusu’nu bir kurtarıcı olarak görmeleri de önemli bir olgudur.

Bu olgu, bir taraftan bakıldığında PKK’nin pratikte “Büyük Kürdistan” kuramayacağının işareti olarak görünür. Ama “AKP himayesinde Kürdistan” planının bir “gerekçesi” olarak da…

IŞİD, PYD’Yİ AKP’YE YAPIŞTIRIYOR

Musul’u işgalinden beri daha iyi anlaşılmaktadır ki, IŞİD, bölgede bir girdap yaratmanın özel bir aracıdır: IŞİD’in Musul’u işgal etmesi, sonra Bağdat’a doğru yürümesi, orayı bırakıp aniden Erbil’e hamle yapması, ardından Irak cephesini kapatmadan Suriye’de cephe açıp Ayn el Arap’a yüklenmesi, daha bu cephede uğraşırken Lübnan’a saldırılar düzenlemesi…

Bir örgütün, üstelik neredeyse aynı zaman diliminde, bu kadar çok cephe açması akıl işi değildir. Dünyanın en büyük askeri gücü olan ABD, üstelik siyaseten de en güçlü olduğu 2003 yıllında, Irak’la birlikte Suriye’ye saldırmayı göze alamamışken, bir örgütün hem Irak hem de Suriye’yi hedef alması, hatta buna Lübnan’ı da ekleme işaretleri vermesi, askeri mantıkla da açıklanabilecek bir durum değildir.

O zaman nasıl açıklayacağız? Neden sonuç ilişkisiyle.

1) IŞİD’in Musul’u işgali, Barzani‘nin Kerkük’ü işgal etmesine fırsat doğurdu.

2) IŞİD’in Musul’u işgal etmesi ve Bağdat’a doğru yürümesi, Maliki hükümetinin Irak’ta sıkışmasına ve Erdoğan-Barzani kaçak petrol anlaşmasının yürürlüğe girmesine fırsat doğurdu.

3) IŞİD’in Erbil’e saldırması, ABD’nin yeniden Ortadoğu’ya müdahale etmesine zemin yarattı, PKK-KDP birliği hedefine ve Kürtleri silahlandırmasına gerekçe sağladı.

4) IŞİD’in Ayn el Arap’a saldırması da, ABD’nin Kürt Koridoru stratejisini canlandırdı, Kürt örgütlerini AKP’ye yapıştırmaya zorladı!

EMPERYALİZMLE İŞBİRLİĞİNİN SONUÇLARI

Bu esası atlayarak yapılacak bir Ayn el Arap değerlendirmesi yüzeysel olacak ve “insanlar öldürülüyor” feryadından öte gidemeyecektir. “Kürtlere katliam” denilerek insani duruş sergilendiği söylenecek, yapılacak yardım toplama işine bir battaniye eklenerek vicdanlar bir parça rahatlatılacak… Ama bu coğrafyada yeni bir işgal önlenemeyecek ve daha da acısı bu coğrafyada Kürtlerin yeniden ve yeniden kurban verilmesinin önüne geçilemeyecektir!

IŞİD’in Ayn el Arap’a saldırıp Türkiye’ye doğru büyük Kürt göçü yaratması, IŞİD’in PKK’nin Suriye kolu PYD’yi ezerek onları AKP’ye yapışmaya zorlaması, Türkiye’deki Kürt örgütlerinin ayağa kalkıp Ankara’nın Ayn el Arap’a yardım etmesini istemesi, toplamda “AKP himayesinde Kürdistan” projesine yaramaktadır!

Evet, maalesef “AKP himayesinde Kürdistan” tezgahı için IŞİD’in Kürtlere saldırması ve PKK’nin de “Kobani’ye yardım” taşkınlıkları yapması gerekiyor! Bu gerçeği görmek yerine “Kobani’de direniş” nutukları atmak, açık söyleyelim, yeni Ayn el Arap’lar yaratılmasına zemin yaratmaktadır!

Irak’ın bölünmesi için Halepçelerde, Suriye’nin bölünmesi için Ayn el Arap’larda kurban edilen Kürtlerin gerçek düşmanlarını görememesi, hatta o düşmanlarla işbirliği yapması bu coğrafyanın en acı olgularından biridir.

Hatta sadece son 25 yılda değil, Kürt halkı 100 yıldır emperyalistlere güvenilmemesi gerektiği konusunda sürekli acı deneyimler yaşamakta fakat bunu kıramamaktadır!

Kürt örgütleri, emperyalizmin önlerine koyduğu “bağımsızlık” havucu nedeniyle birlikte yaşadıkları ülkelere başkaldırmaktadır ama yenilip yenilip emperyalizme daha da mecbur kalmaktadırlar.

Acı ki bu sarmal, Kürtleri bölgede sürekli düşmanlaştırmaktadır!

Peki bu sarmaldan çıkış yok mu? Elbette var!

BOĞAZLAŞMAYI ÖNLEMEK

Kürt meselesi, ABD’nin hedefleri içinde “ayrı devlet” kurma eksenli geliştiği müddetçe bölgedeki ülkelerin bölünmesine ve halkların birbiriyle boğazlaşmasına dönüşür. Daha somut söyleyelim: Bu işten en zararlı Kürt halkı çıkar ve Türk, Arap ve Fars halklarınının düşmanına dönüşür.

Kürt meselesini hem Kürtlerin, hem de Türk, Arap ve Fars halklarının ortak yararını hedef alarak çözmek o nedenle bir zorunluluktur. Kürtlerin taleplerini dikkate alan bir çözüm modelinin yaratılabilmesi için, öncelikle Ankara-Tahran-Bağdat-Şam eksenli yeni bir sürecin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Bu denkleme omuz vermek yerine “Kobani ağıtı” yakmayı esas alanlar, bilerek ya da bilmeyerek Kürt halkına kötülük etmektedirler!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Ekim 2014

Yorum bırakın

AKP himayesinde Kürdistan

Tezkereyle birlikte adım adım bir “normalleştirme” çalışması yaptıkları için, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın şu sözleri pek dikkat çekmedi ve tepki görmedi: “Kobani’deki Müslüman Kürtlere yapılabilecek tüm insani yardımları yapacağız. Siyasi ve stratejik anlamda da inşallah elden gelen herşey yapılacak ama onlardan bir isteğimiz var. Şöyle bir geriye dönüp bakın bakalım. Kobani’de IŞİD karşıdan gelirken siz niye öbür kantona geçmediniz? Sizin bir de Cezire kantonunuz vardı. Niye Haseke’ye geçmediniz de Türkiye’ye döndünüz? Çünkü sizi korursa ancak Türkiye korur. (…) İnşallah yarınlar güzel olacak. Kobani’de mücadele edenlere başarı dileriz.

AKP-PYD İTTİFAKI

Sadece bu sözler bile AKP-PKK ortaklığının ve Açılım’ın bitmediğini, AKP tezkeresinin hedefinin Kürt Koridoru’nu engellemek olmadığını göstermeye yetiyor.

Kürt Koridoru’nun en somut ifadesi olan Ayn el Arap’ın Kobani’leştirilmesi normalleşmiş ve hükümetçe oraya PKK gibi Kobani denilmekte… Hükümet, PKK-PYD kantonlarını kabullenmekte…

AK-Medya “Kürt siyasi hareketi”, AKP de “Müslüman Kürtler” diyerek PKK-PYD’yi adım adım “meşru” ilan etmekte…

IŞİD Ayn el Arap’ta Türk obüsleri tarafından vurulmakta ve gazetelere “ama YPG hedefleri de vuruluyor” gibi “dengeci” haberler servis edilmekte…

Geçen yıl Hakan Fidan ve Ahmet Davutoğlu‘yla görüşüp kanton vizesi alan PYD lideri Salih Müslim yeniden Türkiye’de ağırlanmakta… HDP yetkilileri bunu AKP’nin politika değişikliği olarak okumakta ve olumlu bakmakta…

Açılım yasallaşmakta, genişlemekte, bölgeselleşmekte… PKK’nin kazanımları resmi gazeteye girmekte… Öcalan‘ın mesajı TBMM’den okunmakta…

BARZANİSTAN’I KİM İNŞA ETTİ?

Evet, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘ın sözleri AKP-PKK ortaklığının ve Açılım’ın bitmediğini, AKP tezkeresinin hedefinin Kürt Koridoru’nu engellemek olmadığını gösteriyor. Tersine Arınç‘ın sözleri, “AKP himayesinde Kürdistan” hedefine işaret ediyor!

Ve sadece Arınç değil, PYD’yi kastederek “Suriye Kürtleri doğal müttefikimizdir” diyen diğer Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da, “Kobani’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız, tezkere Açılım’ın garantisidir” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu da “AKP himayesinde Kürdistan” hedefine işaret etmektedir!

Daha önce bu köşede bir kaç kez işlemiştik: ABD’nin 60 yıllık “Büyük Kürdistan” projesi inişli çıkışlı ilerleyerek gelişti. Büyük Kürdistan’ın ilk parçası ABD’nin Irak savaşlarıyla bu ülkeden koparılmaya çalışılan Irak’ın kuzeyiydi.

Peki güneyinden Bağdat’ın, Batı’sından Şam’ın ve Doğu’sundan İran’ın kıskacındaki bir yapı bölgede nasıl yaşardı? Washington’a göre Türkiye himaye ederse…

Peki Türkiye, son tahlilde kendisini de küçültecek bu projeye nasıl ikna edilirdi? ABD’nin çantasında Batıcılar için Kerkük-Musul petrol havucu, daha bölgeci olanlar için de Türkiye’yi büyütme, sınırları genişletme hayalleri vardı! Bir de kriz sopaları tabi!

Ve Türkiye bir ölçüde ikna edildi de… “Türkiye himayesinde Kürdistan” uygulandı ve Ankara’nın Barzanistan’ın inşasındaki katkısı, ABD’yle yarışır hale geldi!

KÜRT VE SÜNNİ PARÇALARA BÖLMEK

Oyun aslında o kadar basit oynanıyor ki, ABD bu şablonu 1986’dan beri döne döne uyguluyor!

Bugün de “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek”, “Kerkük’ü almazsak Diyarbakır’ı veririz” gibi kulağa hoş gelen sözlerle kamuoyu “Türkiye himayesinde Kürdistan” tezinine ikna edilmeye çalışılıyor. Ve burası ABD’nin ana hedefiyle, AKP’nin hedefinin buluştuğu nokta oluyor aslında…

Kuşkusuz AKP’nin “Yeni Osmanlıcılık” siyaseti sonuçları itibariyle Büyük Kürdistan’dır ama aynı zamanda bölge ülkelerinde İhvan iktidarlarının kurulması ve bunun bir kuşağa dönüştürülmesidir. Gerçekte AKP’nin asıl ilgilendiği de budur!

Türkiye’den başlayarak, Suriye, Irak, Ürdün ve Mısır’a uzanan İhvan diktatörlükeri kurmak, Erdoğan’ların en büyük hayaliydi.

Bu tabloyu tamamlayabimek için Irak’ın ve Suriye’nin bölünmesine destek verdiler. Çünkü bu ülkelerden Kürt parçaları koparılınca, İhvan’ın hakim olabileceği Sünni parçalar da oluşacaktı!

ABD bu örtüşmeyi döne döne kullandı ve kullanıyor.

Peki bu sarmaldan çıkış yok mu? Hem bölge ülkelerinin ama hem de Kürtlerin lehine çözümler yok mu? Elbette var ve o çözümleri burada tartışacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Ekim 2014

 

Yorum bırakın

Kürt Koridoru önlenmek isteniyor mu?

Selahattin Demirtaş ile görüşüp “Kobani’de ortaklık” kararı alan Ahmet Davutoğlu Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

Tezkereyle eşzamanlı olarak Açılım’ı genişleten kararlar alan ve yasal kurullar oluşturan AKP Hükümeti Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

“Tezkere çözüm sürecini garanti altına alıyor” diyen Ahmet Davutoğlu Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor, yoksa inşa etmeye mi?

Ayn el Arap’ın karşısında konuşlanan 250 tank ve 10 bin Mehmetçik Kürt Koridoru’nu engellemeye mi çalışıyor yoksa “Kobani’nin düşmemesi için ne gerekirse yaparız” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun siyasi direktifine uygun olarak mı pozisyon alıyor?

PKK’nin Suriye kolu PYD’nin lideri Salih Müslim Ankara’ya “Kürt Koridorunu yıkacağız” demek için mi çağrıldı, yoksa Kobani’nin IŞİD’den kurtarılması karşılığında PYD’yi Esad‘a karşı savaştırmaya ikna için mi?

PYD’NİN ÖZERKLİĞİ MİT DESTEKLİ!

Bakınız Salih Müslim ziyareti, tezkerenin gerçek hedefini anlayabilmemiz için altın değerindedir. Şundan:

Salih Müslim Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in daveti üzerinde 24 Temmuz 2013’te Türkiye’ye gelmişti. 24 Temmuz’da Hakan Fidan‘la, 25 Temmuz’da da Ahmet Davutoğlu‘yla görüşen Müslim‘e “Esad yönetimiyle bütün bağlarını kopartma” şartıyla “özerkliğe destek” mesajı verilmişti!

AKP Hükümeti’nin görüşlerini doğrudan yansıtan Yeni Şafak, 26 Temmuz 2013’te şu haberi yaptı: “MİT heyeti Müslim‘e, bölgesel paradigmaların değiştiğini anlatarak, ‘BAAS rejimi altında yıllarca ezilmiş Kürt kardeşlerimizin kazanımlarını siyasi ihtiraslara heba etmeyin. Suriye halkı olarak geleceğinizi yeniden şekillendirirken yeni çatışma alanları herkesin kaderini kötü etkiler’ mesajı verdi.”

Kazanım kelimesine dikkatinizi çekerek, MİT’in Salih Müslim‘e mesajını bir de kendi ağızlarından, PKK’nin yayın organı ANF‘den okuyalım: “Rojava’da halkın kendi bölgelerinde denetimi ele geçirmesinin üzerinden bir yıl geçti. Bu tecrübeden anladık ki; artık bir yürütmenin olması gerekiyor. Bütün oluşumların, herkesin yer alabileceği Kürtlerin, Türkmenlerin, Arapların içinde yer alabileceği siyasi bir çözüm buluncaya kadar bir geçici yönetim kurulması fikriydi. Bunu anlattık görüşmelerimizde. Türk yetkililer ‘bu sizin hakkınızdır’ dediler.

Müslim‘in geçici yönetim dediği ve AKP’nin “hakkınızdır” dediği, kanton yönetimlerdi, Kobani’ydi, Kürt Koridoru’nun parçalarından biriydi!

SURİYE’NİN ÇÖZÜMÜ EN UYGUN ÇÖZÜM

2013 Temmuz’undan 2014 Ekim’ine bir değişiklik var mı? Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan üçlüsünün ABD ana hedefine uygun olarak “Türkiye’yi Kürtlerle büyütmek” siyasetinden bir çark var mı? Tersine hem içeride hem de dışarıda Açılım’a daha da ağırlık verildiğini görüyoruz.

Denilebilir ki, Türk Ordusu tezkereyi fırsat bilerek AKP’ye rağmen Kürt Koridoru’nu engelleyecek!

Amaç Kürt Koridoru’nu engellemekse, gerçekte Türk Ordusu’nun kurşun sıkmasına bile gerek yok!

Çünkü Suriye hükümeti açık çek vermiştir: Sınırlarınızı tutun, Suriye’ye girişleri engelleyin, biz üç ayda terör gruplarını ezer ve Suriye’nin kuzeyine tamamen hakim oluruz!

Bundan daha maliyetsiz çözüm var mı?

Kuşkusuz Suriye devletinin bunu yapabilmesi için önce Ankara’nın Esad‘ı düşman görmekten ve onu yıkmaktan vazgeçmesi gerekmektedir!

Ayrıca Ankara ilan ettiği angajman kurallarını kaldırmalıdır. Böylece Suriye devleti, uçaklarının Türkiye tarafından düşürülme endişesini taşımadan kendi sınırları içerisindeki hedefleri rahatça havadan vurabilecektir!

UÇUŞA YASAK BÖLGE’YLE KORİDOR ENGELLENMEZ

Bu çözüm modeli ortadayken, “Esad‘ı yıkma hedefli bir tezkereyle bile Kürt Koridoru engellenir” demek, Genelkurmay Başkanlığı’nın “balyoz davasında uyguladığı uyutma stratejisine” uygunmuş gibi görünüyor! Umarım yanılırım.

Üstelik ortada şu olgular da vardır: Uçuşa yasak bölge, yani IŞİD’i ya da PKK’yi değil doğrudan Şam’ı hedef alan bir girişim, sadece AKP’nin değil, aynı zamanda TSK’nin de talebidir! Uçuşa yasak bölge isteyen bir kuvvet, Kürt Koridoru’nu engellemez!

Tersine Türkiye angajman kurallarıyla fiilen zaten uçuşa yasak bölge ilan etmiş ve Kürt Koridoru’nun kurucusu olmuştur!

Kürt Koridoru ABD’nin hedefidir ve engelleme işi son tahlilde ABD’ye rağmen olacaktır. Oysa Genelkurmay, tezkere çerçevesinde bağımsız askeri bir harekat yapmacaklarını, ABD koalisyonuyla birlikte hareket edeceklerini söylemektedir!

O zaman Kürt Koridoru nasıl engellenecek?

Tartışmayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Eylül 2014

Yorum bırakın

Tezkere karşıtlığı Kürt Koridoru muhafızlığı mıdır?

Tezkere karşıtlığı iki yönden suçlanıyor: Bir bakışa göre tezkereye destek vermeyenler IŞİD’e destek vermiş oluyor. Diğer bakışa göre de tezkereye destek vermeyenler Kürt Koridoru muhafızlığı yapmış oluyor.

Her ikisini de yanlış bulduğumuz bu tarz değerlendirmeler, meselelere şablonlarla bakmanın bir yansımasıdır.

Ve meseleye şablonla bakılınca, tezkere konusundaki tutum, en sonunda vatansever olup olmamakla açıklanıyor!

TEZKERE ÇOK BOYUTLUDUR

Tezkere konusu çok parametreli bir konudur ve şablon giydirelemeyecek kadar karmaşıktır.

Bir kere siyasi direktifi verecek AKP Hükümeti ile o siyasi direktife göre askeri harekat yapacak TSK arasında hedefler konusunda yüzde yüz bir uyum yoktur. Bu tezkerenin uygulanma biçimine etki edecekir.

İkincisi, Türkiye’nin çıkarları ile ABD’nin çıkarları arasında büyük fark vardır. Üçüncüsü hedef olan bölge ülkeleri ile Türkiye’nin çıkarları nesnel olarak örtüşmektedir. Dördüncüsü, beşincisi… Pek çok parametre vardır.

Hatta IŞİD ile PKK’nin sahada çatışıyor olması da AKP Hükümeti’nin Açılım sürecine yansıması bakımından bir parametredir.

O nedenle tek bir yönden bakarak tezkereyi desteklemeyenleri IŞİD’çi ya da Kürt Koridor’cu diye suçlamak eşyanın tabiatına aykırıdır.

PKK’NİN TUTUMU TURNUSOL KAĞIDI DEĞİLDİR

Örneğin PKK’nin tezkere konusundaki tutumuna bakarak genel bir doğru çıkartılabilir mi? Yani PKK tezkereye karşı diye tezkereye karşı çıkanlar Kürt Koridoru muhafızı olabilir mi? Bu bakış, AKP’yi de olmadığı bir siyasi mertebeye çıkartmaz mı?

Nitekim hareket noktanız PKK’nin tutumu olunca, AKP de vatanseverlik cephesinde yer almış oluyor!

Oysa PKK, 2007’den beri her yıl çıkarılan tüm AKP tezkerelerinde terör örgütüydü, hedefti… Ve PKK de AKP’nin her tezkeresine karşı çıkıyordu… Yani bugünkü “görünen” saflaşma ile bir farkı yoktu!

Ama o tezkerelere rağmen AKP hükümeti ile PKK müzakere ediyor, ortaklık kuruyor, en temel meselelerde aynı safta duruyordu…

Bugün farklı mı? Hayır. PKK yine tezkereye karşı çıkıyor ama AKP ile PKK Kürt Koridoru’nun en somut ifadesi olan Kobanicilikte ortaklık kuruyor!

TAMPON BÖLGE SAFLAŞMASI TEK ÖLÇÜT DEĞİLDİR

Çok yönlü olaylara tek yönden bakmak hatalı sonuç verir. Örneğin ABD-PKK ilişkisi…

Bu ilişkiye salt ABD’nin terör örgütleri listesinde PKK’nin yer alıyor olması gerçeği üzerinden bakarsak, bölgeye dair tek bir doğru analiz yapamayız…

Çünkü ABD’ye göre PKK’nin terör örgütü olduğu da doğrudur, ABD’nin PKK’ye destek verdiği ve ona devlet kurmaya çalıştığı da…

ABD demişken…

Örneğin ABD’nin tampon bölgeye “karşı” çıkmasına bakarak tezkere olumlanabilir mi? ABD tampon bölgeye bu aşamada karşı ve Erdoğan‘ı daha New York’tayken bundan vazgeçirtti, onu “güvenli bölgeye” ikna etti.

Neden? Çünkü ABD, İran ve Rusya’yla karşı karşıya gelmek istemiyor.

ABD, aynı nedenle “uçuşa yasak bölge” ilan edilmesine de karşı çıkıyor. Zira “uçuşa yasak bölge” temelde IŞİD’i, PKK’yi, herhangi bir terör örgütünü değil, uçağı olan bir kuvveti, Suriye’yi hedef alıyor.

Erdoğanlar için Esad‘ı devirmek hepsinden önemli olduğu için “uçuşa yasak bölge” konusunda bastırıyolar ve ABD’nin “askeri koliasyonuna katılımı” için bunu bir pazarlık konusu yapıyorlar.

ABD ise Esad‘ın devrilmesini öncelikli görev ilan etmiyor. Washington’a göre “seçilmiş muhalif” eğitmek ve onlara dayanarak önce IŞİD’i, en sonunda da Esad‘ı hedef almak, daha doğru bir yol…

Üstelik böylece ABD yine İran ve Rusya’yla karşı karşıya gelmemiş olacak!

HER HEDEFE KURŞUN SIKILMAZ!

Bırakınız tezkereyi, ABD’nin IŞİD stratejisini bile tek parametre üzerinden yorumlayamazsınız. Örneğin İran ABD’nin IŞİD’i vurmasından memnundur. Buradan hareketle ne İran Amerikancı olmuştur, ne de ABD planı iyi birşeydir!

Moskova ve Tahran, ABD’nin siyasi ikliminde serpilip büyüyen bir aracın kendilerine gerek kalmadan temizleniyor olmasından memnundur, o kadar…

Bu türden şablonlar siyaseten büyük risk taşır. Örneğin tezkereye karşı çıkmayı Kürt Koridorluğu muhafızlığı ilan ettiğiniz anda, tezkereyi çıkaran AKP’yle aynı cepheye düşmüş olursunuz. Daha vahimi, tezkereden memnun olduğunu söyleyen ABD ile aynı cepheye düşersiniz!

O nedenle tezkere gibi çok parametreli konulara, her parametresinden ayrı ayrı bakmak gerekir.

Savaş mevzisinde olmak, herşeyi hedef görmeyi ve her hedefe kurşun sıkmayı gerektirmez!

Hep söylediğimiz gibi, Kürt Koridoru’nu engellemenin gerçekçi yolu bellidir: Komşularla işbirliği ve terörle ortak mücadele!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Ekim 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın