Archive for category Politika Yazıları
NATO 2022 Stratejik Konsepti’nin analizi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 02/07/2022
NATO, yeni stratejik konsepti ile “bir savunma örgütü” olduğu yalanını önemli ölçüde ortadan kaldırmış görünüyor. NATO’nun 70 yıldır taktığı “savunma” maskesini attığını ve “saldırgan savaş aygıtı” olduğu gerçeğini artık daha net sergilediğini söyleyebiliriz.
49 maddelik NATO 2022 Stratejik Konsepti, özetle, hegemonyası zayıflayan ABD’nin, kurallarını kendisinin belirlediği sömürü düzenini sürdürebilmek için müttefiklerini Çin ve Rusya’ya karşı harekete geçmeye zorlamanın ve NATO’yu genişleterek yeni müttefikler ağı oluşturma hedefinin belgesidir. İnceleyelim:
ABD’nin Çin-Rusya’ya savaş ilanı
NATO, yeni stratejik konsepti ile Rusya’yı “baş düşman” ilan etmiş durumda. 8. maddede Rusya için “en önemli ve doğrudan tehdit” deniyor ve bu ülkenin “Baltık, Karadeniz ve Akdeniz’deki askeri varlığı ile NATO’nun güvenliğine ve çıkarlarına meydan okuduğu” savunuluyor.
NATO, ilk kez stratejik konseptine Çin’i dahil etti. 13. maddede “Çin Halk Cumhuriyeti’nin Atlantik kampının çıkarlarına, güvenliğine ve değerlerine meydan okuduğu” belirtiliyor. Oysa Çin ABD’nin çevresinde değil ABD Çin’in yakın çevresinde varlık gösteriyor. Diğer yandan yine 13. maddede Çin’in “kurallara dayalı uluslararası düzeni yıkmaya çalıştığı” söyleniyor. Hangi düzen? Kurallarını ABD’nin yazdığı ve ABD’nin çıkarlarına göre inşa edilmiş sömürü düzeni! 14. maddede de, Çin’in “zorlayıcı taktikler” ile “NATO’yu bölmeye” çalıştığı savunuluyor.
Öte yandan yine 13. maddede, Çin-Rusya ortaklığına işaret edilerek, ABD’nin/NATO’nun esas sorunu dile getiriliyor: “Çin Halk Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki derinleşen stratejik ortaklık ve kurallara dayalı uluslararası düzeni bozmaya yönelik karşılıklı olarak güçlendirici girişimleri, değerlerimize ve çıkarlarımıza aykırıdır.”
NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletme
Dünyanın güvenlik ortamını asıl tehdit eden konu olan “NATO’nun genişlemesi” sorunu, yeni stratejik konseptteki “açık kapı politikasına devam” kararıyla artarak büyüyecek. NATO daha doğrusu ABD, 41. maddede “Bosna-Hersek, Gürcistan ve Ukrayna ile ortaklıklarımızı geliştirmeye devam edeceğiz” diyerek, Avrupa’da savaş kışkırtıcılığını sürdüreceğini ilan etmektedir.
45. maddede Hint-Pasifik bölgesinin Avrupa-Atlantik güvenliğini doğrudan etkilediği savunularak, “Hint-Pasifik’teki yeni ve mevcut ortaklarla diyalog ve işbirliğini güçlendireceğiz” denilmekte ve böylece ABD’nin NATO’yu Asya-Pasifik’e genişletme hedefi açıkça ortaya konmaktadır. Nitekim ABD tam da bu amaçla Madrid’deki zirveye Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda’yı da davet etmişti.
Bu arada 45. maddede “Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesi NATO için stratejik öneme sahiptir” denilerek, bu iki bölge ABD’nin çıkarları gereği “stratejik düğüm alanları” ilan edilmektedir.
ABD’nin terör yalanı
NATO’nun, daha doğrusu ABD’nin en büyük yalanlarından biri 10. maddedeki terörizm değerlendirmesiyle sergileniyor. “Terörizmin tüm biçimleriyle güvenliğe doğrudan asimetrik tehdit olduğu” savunuluyor. Peki hangi terörizm, hangi terör örgütleri? Zira dünyada teröre en büyük desteği veren ülke ABD’nin kendisidir.
34. maddede “Terör örgütleri halkımızın, güçlerimizin ve topraklarımızın güvenliğini tehdit etmektedir” denmektedir. Peki Türk topraklarının güvenliğini ve Türk güvenlik güçlerini tehdit eden terörün arkasında kim var? NATO’nun “baş tehdit” ilan ettiği Rusya ya da “düzenimize meydan okuyor” dediği Çin mi, yoksa ABD mi?
Öte yandan ABD’nin çıkar alanı ilan ettiği bölgelerde, örneğin Karadeniz’de, asıl tehdit kimdir? Rusya mı, yoksa Karadeniz’i NATO gölü yapmaya çalışan ABD mi? Türkiye’nin çıkar alanı olan Karadeniz’de tehdit ABD mi, Rusya mı?
Bu ve benzer sorular, özetle, NATO’nun 2022 Stratejik Konseptinin, tehditler bağlamında bakıldığında, nesnel olarak ABD ile Türkiye’nin çıkarlarının daha çok karşı karşıya geleceğinin belgesi olduğunu da göstermektedir!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Temmuz 2022
4’lü zirve, 3’lü memorandum
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/06/2022
İktidarın bu kadar çabuk pes ederek Madrid’de İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onaylayacağını tahmin etmedim. Madrid’de yumuşama sağlanacağını ama Erdoğan’ın iç politik ihtiyaç nedeniyle veto kartını sonbahara kadar kullanacağını öngörüyordum; yanıldım.
Muhtemelen Erdoğan da öyle hesaplıyordu, nitekim Madrid’e giderken hâlâ en üst perdeden “olmaz” diyordu. Tabloyu değiştirenin, dörtlü zirve öncesi Biden’dan gelen telefon olduğu anlaşılıyor!
AKP’nin son NATO karnesi
Anımsayacaksınız, 4 Haziran’da bu köşede “AKP’nin NATO karnesi”ni yazmıştım:
– 2009’da AKP Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşünü onayladı. Oysa Sarkozy Türkiye karşıtı çizgi izliyor, Türkiye de karşılığında “Fransız mallarını boykot” ediyordu.
– 2009’da AKP Rasmussen’in NATO genel sekreterliğini onayladı. Oysa Erdoğan PKK’nin Roj TV’si ve İslam dünyasında tepki gören karikatür krizi nedeniyle Rasmussen’i onaylamayacaklarını söylüyordu.
– 2016’da AKP İsrail’in NATO’da daimi ofis sahibi olmasını onayladı. Oysa ikili ilişkiler dipteydi.
– 2019’da AKP ABD’nin NATO Baltık Planı’nı onayladı. Oysa Erdoğan “NATO, YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmezse Baltık Planı’nın karşısında oluruz” diyordu.
– 2022’de AKP, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini onayladı. Peki ne karşılığında? Yanıtı imzalanan 10 maddelik memorandumda.
‘PKK terör örgütü, PYD/YPG değil’ tuzağı
Memoranduma göre “Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar.” Güzel, terör örgütlerinin ana sponsoru ABD de her saldırıdan sonra kınıyor zaten.
Peki memoranduma göre tüm terör örgütleri kim? 5. maddede “Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder” deniyor. İki ülke, zaten PKK için “terör örgütü” diyordu, şimdi teyit etmiş oldular. ABD de resmen “terör örgütü” diyor nitekim!
Peki PYD/YPG ve FETÖ için durum ne? Bu şundan önemli: ABD, “PKK farklı PYD/YPG farklı” diyerek bu örgütü destekliyor. Türkiye ise haklı olarak “PYD PKK’nin Suriye koludur, YPG de PYD’nin askeri örgütüdür” diyor. Memorandumun 4. maddesinde aynen öyle deniyor: “Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır.”
Neden 5. maddede PKK için açıkça “yasaklanmış terör örgütü” denirken, 4. maddede PYD/YPG ve FETÖ için “terör örgütü” değil, “örgüt” deniyor? Batının/NATO’nun “masa tuzakları” işte buralardadır.
Ya taraflar memoranduma uymazsa?
Mobilyacıdan bir kanepe bile alsanız, sözleşmede, tarafların uymaması halinde hangi yaptırımların olacağı, sorunun nerede çözüleceği gibi konular olur. Ama memorandumda bunlar yok. Anlaşma kabaca “Türkiye iki ülkenin NATO üyeliğini onayladı, karşılığında da iki ülke teröre desteğini kesecek” şeklinde. Yani bir taraf şartı yerine getirdi, diğeri getirecek… Ya getirmezse? NATO üyeliği düşmüyor nasılsa!
Peki 1. maddede “taraflar NATO Genel Sekreteri’nin kolaylaştırıcılığında mutabık kalmıştır” denildiğine göre, İsveç ve Finlandiya’yı sorumluluğunu yerine getirmeye zorlamak NATO Genel Sekreteri’nin görevi olmaz mı? Olmaz! Çünkü zirveyi dörtlü yaptılar ama memorandumda üçlünün imzası var!
Peki 9. maddedeki “Daimi Ortak Mekanizma” çözüm olmaz mı? Geçiniz, yapılmayacak işin havale edildiği komisyondan ibarettir!
Başından beri önemle belirttik: Mesele, stratejik düzeyde NATO’nun genişlemesi, taktik düzeyde NATO ülkelerinin teröre desteğidir. Türkiye o nedenle veto kartını, İsveç ve Finlandiya’nın teröre desteğini kesme şartına değil, ABD’nin teröre desteğini kesme şartına bağlayarak, NATO’nun genişlemesini önlemeliydi. Bu fırsat kaçtı…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Haziran 2022
Kuzey-Güney çarpışması
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 28/06/2022
Çin’in dönem başkanlığında toplanan BRICS’in 14. Zirvesi, tarihe öneme sahip mesajlar içeriyordu. Cumhuriyet gazetesinde önceki gün (25 Haziran) “Demokratik dünya düzeni” başlığıyla yazdım: “Xi Jinping ve Vladimir Putin’in BRICS Zirvesindeki birbirini bütünleyen ‘yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi’ ve ‘çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi’ oluşturulması mesajları, aslında yeni bir dünya düzenine, ‘demokratik dünya düzenine’ işaret ediyor.”
Ayrıntılar için o makaleyi okumanızı öneririm. Bugün BRICS İş Forumu’nun arkasından yapılan “Küresel Kalkınma Üst Düzeyli Diyalogu” toplantısına dikkatinizi çekeceğim.
GÜNEY’İN KÜRESEL KALKINMA PROGRAMI
Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, BRICS üyeleri ile bazı kalkınmakta olan ülkelerin yer aldığı diyalogda önemli bir paket açıkladı. Bunlar arasında öne çıkan beşi şunlar:
1) Küresel Kalkınma ve Güney-Güney İşbirliği Fonu’nun kurulması (mevcut Güney-Güney İşbirliği Fonu’nun kapsamı genişletilmiş oldu).
2) Çin-Birleşmiş Milletler (BM) Barışçıl Kalkınma Fonu’na yatırımın artırılması.
3) Küresel Kalkınma Teşvik Merkezi’nin kurulması.
4) Küresel Kalkınma Raporu’nun yayımlanması.
5) Küresel Kalkınma Bilgi Ağının oluşturulması.
Diyalog, bunların yanında Yoksulluğu Azaltma ve Kalkınma İçin Küresel Ortaklık kurulması, Gıda Üretimini Teşvik Etmek İçin Özel Eylem’in başlatılması, Uluslararası Aşı İnovasyon ve Ar-Ge İşbriliği İttifakı’nın oluşturulması, Küresel Temiz Enerji Konusunda Ortaklık, Küresel Sürdürülebilir Orman Yönetim Ağı’nın kurulması, Küresel Kalkınma Uluslararası Forumu’nun düzenlenmesi ve gelişmekte olan ülkeler için 100 bin eğitim ve seminer kotasının sağlanması gibi toplam 32 önlemi içeren bir sonuç listesi yayımladı.
Özetle BRICS, geniş Güney dünyası için kapsamlı bir “küresel kalkınma programı” açıklamış oldu.
KUZEY’İN KÜRESEL ALTYAPI VE YATIRIM ORTAKLIĞI PROGRAMI
Zengin Kuzey ise Güney’in ezilen, yoksul ve kalkınmakta olan ülkeleri için açıklanan bu “küresel kalkınma programının” karşısına, bir gün sonra, kendi programlarını koydu:
Almanya’nın ev sahipliğinde Elmau Sarayı’nda toplanan G7 ülkeleri, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Birleşik Krallık (İngiltere), İtalya, Fransa, Japonya ve Kanada, yeni bir program ortaya koydu: Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı.
G7 Liderler Zirvesi’nin ortak basın toplantısında programı duyuran ABD Başkanı Joe Biden, G7’nin bu programla gelişmekte olan ülkelerde sürdürülebilir altyapının sağlanabilmesi için finans yardımı yapacağını belirtti.
Biden, ABD’nin gelecek beş yıl içinde Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı programına 200 milyar dolar ayıracağını açıkladı. Biden, G7’nin bu program için ayıracağı toplam finansın da, 600 milyar dolar olacağını belirtti.
İKİ PROGRAM, ÜÇ FARK
BRICS ile G7’nin eş zamanlı ilan ettikleri bu iki programın dört temel farkı var:
1) Programlara iki ayrı dünya ev sahipliği yapıyor: G7, yani emperyalist kapitalist zengin Kuzey’in programı ile yoksul-kalkınmakta olan Güney’in programı…
2) Zengin Kuzey’in programı, kendi küresel sermayesinin ihtiyacı için gelişmekte olan ülkelerin altyapısını güçlendirmeyi merkeze koyuyor. Güney’in programı ile yoksulun ve gelişmekte olanın “kalkınmasını” esas alıyor.
3) Kuzey’in gelişmekte olan ülkelere yatırımı “siyasal şartlara” bağlı; Güney’in yatırımı ise “siyasal şartlara” bağlı değil.
4) Kuzey’in yatırımı, ağırlıklı olarak özel şirketlere, Güney’in yatırımı ise daha çok devlete/kamuya…
Kısacası, 50 yıllık Soğuk Savaş’ın ve kısa süreli tek kutuplu dünyanın ardından ortaya çıkan yeni çok kutuplu dünyada, Kuzey dünyası sömürerek biriktirdiği kendi zenginliğini sürdürebilmenin, Güney dünyası ise kalkınarak halklarını refah içinde yaşatabilmenin mücadelesini yürütüyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
28 Haziran 2022
Neo-Kautsky: Zizek ve NATO solculuğu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 27/06/2022
Uluslararası büyük medya tarafından sosyalizmin ve Marksizm’in küresel temsilcisi gibi sunulan Sloven popüler felsefeci Slavoj Zizek, İngiliz gazetesi The Guardian’da, 21 Haziran’da uzun bir makale yayımladı.
Zizek, “Pasifizm, Ukrayna’daki savaşa yanlış yanıttır” başlıklı makalesinde, kendi iki “doğru” yanıtını şöyle vermiş:
1) “Ukrayna silahlandırılmalı.”
2) “NATO güçlendirilmeli.”
Kendisini solculuğun turnusol kağıdı ilan eden Zizek, “Bunu savunmayan gerçek solcu olamaz” diyerek de raconu kesmiş!
NATO solculuğu
Solculuğunu, en sonunda NATO solculuğuna ve NATO’culuğa dönüştüren popüler felsefeci Zizek, makalesinde “NATO sanayi-askeri kompleksine yarayacağı için Ukrayna’nın silahlandırılmasına karşı çıkan” türden solculuğa bile tahammül edemiyor, onları da topa tutuyor.
Oysa, Zizek’in topa tuttuğu solcular bile meseleyi NATO sanayi-askeri kompleksinin para kazanması olarak görerek gerçeği ıskalamaktadır. Çünkü gerçek şudur: Rusya, Ukrayna’dan ziyade, ABD’yle/NATO’yla savaşıyor. ABD, 20 yıldır NATO’yu genişleterek Rusya’yı boğmaya çalışıyordu. Rusya, nefessiz kalacağı noktada, Ukrayna’da, artık NATO’nun genişlemesine dur demeyi seçmek zorunda kaldı.
ABD/NATO medyası bu gerçeği örtebilmek için Donbas’ta sekiz yıldır süren ve 14 bin kişinin öldüğü savaşı yok saymış ve resmi “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı”ndan ibaret bir manzara olarak sunmaya çalışmıştır.
O manzarayla gözleri kör edilenler de, Zizek örneğinde olduğu gibi, en sonunda NATO solcusuna dönüşmüştür.
Yugoslavya’ya da Avrasya’ya da karşı
Aslında Zizek’in “NATO solculuğu” yeni değil. Zizek, geçmişte NATO’nun Yugoslavya’ya müdahalesini de savunmuş, emperyalizmin Yugoslavya’yı bombalar altında adım adım parçalamasını da desteklemişti.
NATO’nun yıktığı Yugoslavya, siyasi bir varlıktan öteydi. Avrasya coğrafyasındaki on binlerce yıllık kavimler med-cezirinin Avrupa’nın ortasında, insanlığın ufkunu genişleten bir bilgelik yumağına dönüşmesiydi. Halkların barış içinde birlikte gelişebileceğinin kanıtıydı, güzel bir örneğiydi.
Yugoslavya örneği, bir Avrasya alt modeliydi. Öyle bir model ki, bir imparator tarafından kurulmamıştı. Tersine imparatorlukla çarpışarak vücut bulmuştu. Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin ilk hedefinin olması boşuna değildi.
Kusurları yok muydu? Elbette vardı, ama eşitsizlikleri savaşa varıncaya dek derinleştirmek temelinde kurulu Atlantik sistemini aşmanın önemli bir denemesiydi.
Zizek’in Yugoslavya’yı bombalayan NATO’ya övgüler düzmesi de boşuna değil. Yukarıda temel tezini sunduğumuz The Guardian’daki makalesinde Zizek, “Avrasyacılığı, bugünün faşizmi ilan ediyor” nitekim!
Kautsky’den Zizek’e
Zizek, günümüzün Kautsky’sidir. 100 yıl önce Kautsky de savaşın karakterini, hangi sınıfın savaşı olduğunu yok sayıp, Birinci Dünya (Emperyalist Paylaşım) Savaşı’nda, Alman proletaryasını Alman burjuvazisini desteklemeye ve onun çıkarları için savaşmaya çağırmıştı.
100 yıl sonra Neo-Kautsky olarak Zizek, solcuları ABD emperyalizminin savaş aygıtı olan NATO’yu güçlendirmeye, savunmaya, desteklemeye çağırıyor!
Ne yazık ki ülkemizde de renk renk Kautsky’ler, Zizek’ler var. Kimler mi?
Yayıncı Haluk Hepkon 23 Haziran’da sosyal medyada şöyle yazmıştı: “Slavoj Zizek Türkiye’de yaşasa ‘Yetmez ama Evetçi’ olur, Taraf ya da Birikim’de yazardı…”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2022
Demokratik dünya düzeni
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/06/2022
Dünyanın nüfusunun yüzde 40’ına, yüzölçümünün yüzde 25’ine ve GSYH’sinin yüzde 25’ine sahip beş ülkeden oluşan BRICS, 14. Zirvesini yaptı.
Bu beş ülkenin, BRICS sıralamasıyla, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın küresel ekonomideki payının, satın alma paritesine göre çok daha büyük olduğunu da belirtelim: 2020 yılı verilerine göre dünyanın en büyük (Çin), üçüncü (Hindistan), altıncı (Rusya) ve sekizinci (Brezilya) ekonomik güçleri…
Kısacası emperyalist blokun oluşturduğu G7’nin karşısında, BRICS 5’lisi… Dahası, G20’nin karşısında da artık “BRICS Artı” grubu oluşuyor.
Çok taraflılığın ikamesi
Çin’in dönem başkanlığındaki BRICS’in bu yılki teması “Kaliteli Ortaklık Tesis Ederek Küresel Gelişimin Yeni Çağını Kuralım”dı. Başta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, beş ülkenin liderlerinin konuşmaları da bu temanın altını dolduran mesajlarla doluydu.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, açılış konuşmasında dünyanın önüne temel soruları koydu: “Dünya nereye gidecek? Barış mı, savaş mı? Gelişme mi, gerilim mi? Açıklık mı, kapalılık mı? İşbirliği mi, çatışma mı? Bu bizim önümüzde bulunan çağın sorularıdır.”
Xi Jinping, bu sorulara hem açılış hem de sonraki konuşmasında yanıtlar verdi: Hegemonyacılığın, blok siyasetinin ve cepheleşmenin barışı değil, savaşı getireceğini, bu nedenle BRICS’in “çok taraflılığı” ikame etmesi gerektiğini belirtti. Askeri ittifakların (NATO) genişletilmesinin ve diğer ülkelerin güvenliği pahasına güvenlik inşa edilmesinin yanlışlığını vurguladı. Yaptırımların iki ucunun keskin kılıç olduğunu belirterek, Batı yaptırımlarının Batı’yı da vuracağına dikkat çekti. Ekonomik küreselleşmenin kaçınılmaz olduğunu kaydederek, ABD’nin ticaret savaşına karşı çıktı ve bu ülkeye “başkasının yolunu kapamaya çalışan, kendi yolunu kapatır” mesajı verdi.
Yeni dünya düzeni
Ancak BRICS’in 14. Zirvesi kapsamında, geleceğe yön verecek asıl mesaj, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in konuşmalarındaki birbirini bütünleyen iyi ayrı vurguydu:
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, “yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi” oluşturulmasını savundu: “Uluslararası toplumun sıfır toplamlı oyunu terk ederek hegemonyacılığa ve güç politikalarına ortaklaşa karşı çıkması, karşılıklı saygı, adalet, işbirliği ve ortak kazanca dayalı yeni tip uluslararası ilişkileri oluşturup refah ve kader ortaklığı anlayışı içinde barışın ışığıyla dünyayı aydınlatması gerekir.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise “Çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi” oluşturulmasını savundu: “BRICS ülkelerinin, kabul görmüş uluslararası hukuk normlarına ve BM Şartı’nın temel ilkelerine dayanan çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sisteminin oluşturulmasına yönelik birleştirici, olumlu bir yolun geliştirilmesi konusunda, öncülüğünün her zamankinden daha fazla talep edildiğine inanıyoruz.”
Xi Jinping ve Vladimir Putin’in BRICS Zirvesindeki birbirini bütünleyen “yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi” ve “çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi” oluşturulması mesajları, aslında yeni bir dünya düzenine, “demokratik dünya düzenine” işaret ediyor.
‘BIRCS Artı’ ya da ‘Geniş BRICS’
24 Mayıs’ta bu köşede, BRICS Dışişleri Bakanlarının, artık kulübü genişletmeyi konuştuğunu, hatta “genişleme hedefi için ilke, standart ve prosedürlerin belirlenmesi kararı” aldıklarını belirtmiştik.
Arjantin, Kazakistan, Endonezya, Tayland, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Nijerya ve Senegal’in “BRICS Artı Diyalogu”na katıldığını yazmıştık.
Oradaki temennimizi vurgulayarak bitirelim: Türkiye, Londra tefecilerine ve New York bankerlerine borçlanma ekonomisi dönemini kapatıp, kamu ağırlıklı ekonomiye dönerek, BRICS içinde yerini almalı.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Haziran 2022
Ukrayna’da AB-İngiltere mücadelesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/06/2022
Ukrayna ne zaman Rusya’yla müzakereye yeşil ışık yaksa, ya ABD Başkanı Biden ya ABD Dışişleri Bakanı Blinken ya da İngiltere Başbakanı Johnson devreye girer ve Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski çark eder.
Bu, daha savaşın ilk günlerinde, Kiev’in “Rusya’nın dört şartını konuşmaya hazırız” mesajı vermesinden sonra da yaşandı, İstanbul’daki müzakereden sonra da…
Neden? Çünkü ABD ve İngiltere bu savaşın bitmesini istemiyor? Çünkü ABD ve İngiltere bu savaşı, birincisi Rusya’ya karşı yeni stratejik hat kurmak için, ikincisi de Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürebilmek için çıkardı.
ABD-İngiltere ‘uzun savaş’ istiyor
Biraz daha açarsak:
1) ABD, Arktik-Akdeniz stratejik hattı inşa ediyor: Arktik kıyılarından başlayıp, Baltık’ı içeren, Polonya-Ukrayna merkezli Doğu Avrupa’yı kapsayan, Batı Karadeniz’le birleşen, Yunanistan/Ege boyunca Doğu Akdeniz’de Girit’e kadar inen bir hat… 2019’da kabul ettirdikleri NATO Baltık Planı da bu nedenleydi, şimdi İsveç ve Finlandiya’yı NATO üyesi yapmaya çalışmaları da bu nedenle…
2) Washington açısından Berlin-Paris ekseninin “stratejik özerklik” hedefinden vazgeçebilmesi, Avrupa’da savaş çıkmasıyla/sürmesiyle mümkün. ABD böylece “stratejik özerkliğin” enerjisi anlamına da gelen Almanya-Rusya bağını kesmeyi ve enerjide kıtayı kendisine mecbur etmeyi hesaplıyor.
Almanya-Fransa müzakere istiyor
Tam da bu nedenle, Berlin-Paris ekseni Ukrayna krizine fren koymaya çalıştı sürekli. Bu krizin sahada bir NATO meselesi olmasını engellemeye çalıştı, Rusya’ya yaptırımlara karşı çıktı, yaptırım uygulamak zorunda kaldığında enerjiyi kapsam dışı tutmaya çalıştı, savaşın uzamasını sağlayacak türden askeri destek vermeye gönülsüz oldu…
Tüm bu süreçte Berlin iç zorluk da yaşadı. Çünkü Scholz’un ayağı frendeyken, Yeşiller gaz pedalına basıyordu. Almanya Başbakanı Scholz, hükümeti sürdürebilmek için sürekli taviz verdi.
Sonuç olarak Almanya ve Fransa, hatta İtalya, kendi çıkarları (sermaye sınıfının çıkarları) gereği, savaşın uzamamasını ve bir şekilde bitmesini istiyor. Hatta Macron, tıpkı Kissinger gibi Ukrayna’nın barış için Rusya’ya toprak vermesi gerektiğini bile savunuyor.
Ukrayna’nın AB üyeliğine yeşil ışık
İşte bu amaçla Almanya Başbakanı Scholz, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve İtalya Başbakanı Draghi, 16 Haziran’da Kiev’e bir çıkartma yaptı.
Üçlünün verdiği ana mesaj, Ukrayna’nın AB üyeliği adaylığına yeşil ışık yakılmasıydı. O yolun ne kadar uzun ve engebeli olduğu ayrı konuydu. Ancak bugün için Ukrayna’ya AB yolunu açık tutmak önemliydi.
Rusya açısından bu, “büyük sorun” değildi. Moskova, Ukrayna’nın NATO üyeliğine karşıydı; AB üyeliğine değil. Nitekim Scholz-Macron-Draghi’nin yeşil ışık yakmasının ardından konuşan Putin “AB, NATO gibi bir askeri örgüt değil. Rusya Ukrayna’nın AB üyeliğine karşı değil” dedi (TRT Haber, 17.6.2022).
İngiliz planı
Almanya-Fransa-İtalya üçlüsünün Kiev ziyaretinin ardından, bir gün sonra Kiev’e giden isim ise İngiltere Başbakanı Johnson’du. Londra, daha önce olduğu gibi, yine Berlin-Paris ekseninin “müzakere” girişimini sabote edebilmenin peşindeydi. Nitekim Kiev yetkilileri, müzakere masasına oturma çıtasını Rusya’nın bozguna uğratılması şartına yükseltti!
Londra’nın tam olarak ne istediğinin ipucunu ise İngiltere’nin yeni Genelkurmay Başkanı Patrick Sanders verdi: “Avrupa’da bir kez daha savaşmaya hazırlanmalıyız.” (Cumhuriyet, 19.6.2022)
“Uzun savaş”ı Washington mu daha çok istiyor, yoksa Londra mı, tartışılır. Zira “AB’nin kaymağını Alman ve Fransız sermayesi yiyor” diyerek birlikten ayrılan İngiltere, Ukrayna krizini fırsata çevirerek Avrupa içinde kendi liderliğinde yeni bir ittifak inşa etmeye çalışıyor. İngiltere, Polonya ve Ukrayna ile kurduğu üçlü “küçük ittifak” çekirdeğini, Arktik/Baltık’tan Türkiye’ye kadar genişletmeye uğraşıyor.
Ki ülkemiz açısından asıl kritik mesele de budur!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Haziran 2022
Yeni NATO stajyeri: Japonya
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 21/06/2022
ABD’nin son dönemde Japonya’yı askerileştirmeye çalıştığı ve NATO’yu küreselleştirme hedefi doğrultusunda Japonya’yı da dahil ettiği yeni ortaklıklar inşa ettiği görülüyor.
Özellikle son 15 gün içerisinde hem siyasi mesaj olarak açıklananlar hem de sahaya yansıyan kimi olgular, ABD’nin bu ülkeyi bir “NATO stajyeri” gibi değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. İşte o mesaj ve olgular:
JAPONYA NATO ZİRVESİNE DAVETLİ
1) NATO’dan yapılan açıklamaya göre, Japon savaş gemileri JS Kashima ve JS Shimakaze, 6 Haziran’da NATO Deniz Görev Grubu-2’ye bağlı Türkiye’nin TCG Salihreis ve İtalya’nın ITS Margottini gemileriyle Doğu Akdeniz’de ortak deniz tatbikatı yaptı (TRT Haber, 9.6.2022).
2) NATO Askeri Komite Başkanı Amiral Rob Bauer, Japonya’yı ziyaret etti ve Tokyo’da Japonya Genelkurmay Başkanı General Yamazaki Koji ile görüştü. “Japonya, NATO’nun Avro-Atlantik bölgesi dışındaki en uzun süreli partneri” diyen Amiral Bauer, NATO-Japonya ilişkilerini derinleştirmek istediğini açıkladı (AA, 8.6.2022).
Japon General Yamazaki Koji ise “Avrupa ile Hint-Pasifik güvenliği ayrılmaz” diyerek, ülkesinin NATO’yla ilişkileri derinleştirmek istediğini belirtti.
3) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kishi, Shangri-La Diyaloğu forumunda yaptığı konuşmada, Çin ve Rusya arasındaki askeri işbirliğinin bölgede güvenlik kaygılarını keskinleştirdiğini söyledi (Reuters, 11.6.2022).
4) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kişi ve Avustralya Savunma Bakanı Richard Marles, Hint-Pasifik bölgesinde, ikili askeri ve ekonomik işbirliğinin artırılmasına yönelik anlaşmaya vardı (TRT Haber, 15.6.2022).
5) Japonya Başbakanı ilk kez bir NATO Zirvesine davet edildi. Japonya Başbakanı Kişida Fumio, 29-30 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de yapılacak NATO Zirvesine katılacak.
JAPONYA ÖZ SAVUNMA KUVVETİNİ ORDULAŞTIRIYOR
Son 15 günde yaşananlara bazı eklemeler yapmalıyız:
7) ABD ve Japonya mart ayında Çin’e karşı askeri tatbikat yaptı.
8) Japonya Savunma Bakanı Nobuo Kişi, mayıs ayında Pentagon’u ziyaret etti. ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ile Japon mevkidaşı, “ABD ve Japonya’nın güvenlik stratejilerinin daha uyumlu hale getirilip pekiştirilmesinde” mutabık kaldı. Bu kapsamda ABD, Japonya’nın bölgesel caydırıcılığının artırılması ve müdahale kapasitelerinin genişletilmesi hedefiyle Tokyo yönetimine çok boyutlu destek sağlayacak.
ABD işgali ve bu ülkeyi askerisizleştirme kararı nedeniyle 2. Dünya Savaşı’nın ardından düzenli ordusu bulunmayan Japonya’nın sadece Öz Savunma Kuvvetleri var. Ancak ABD son yıllarda Japonya’nın Öz Savunma Kuvvetlerinin “ordulaşmasını” teşvik ediyor. ABd bu amaçla hem Japonya’nın savunma harcamalarını 50 milyar dolar seviyesine çıkarmasını teşvik etti, hem de başta F-35 olmak üzere Japonya’ya güçlü silahlar sattı.
Bu arada anımsatalım: ABD’nin Japonya’da 85 üs ve tesisi, bu tesislerde de 55 bin askeri personeli bulunuyor.
PASİFİK-NATO’SU PARÇALARI
Peki ABD Japonya’ya neden NATO stajı yaptırıyor? Çünkü;
1) ABD Çin’i askeri olarak kuşatmak istiyor.
2) ABD bu amaçla NATO’yu küreselleştirmeyi hedefliyor.
3) ABD,, önümüzdeki süreçte Pasifik’i NATO alanı haline getirmeyi amaçlıyor.
ABD son dönemde Çin’e karşı hem ekonomik hem de güvenlik yapıları inşa etmeye, var olanları geliştirmeye çalışıyor.
Bunlar arasında en dikkat çekenleri QUAD (ABD, Hindistan, Japonya, Avustralya), AUKUS (ABD, İngiltere, Avustralya) ve IPEF’tir (Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi).
ABD bu yapıları, bir nevi “Pasifik-NATO’su parçaları” olarak değerlendirmeye çalışıyor. Japon yetkililerin “Avrupa ile Hint-Pasifik güvenliği ayrılmaz” mesajı ise tam bu noktada NATO’ya pasa dönüşüyor.
ÇİN KARŞITLIĞI KAYBETTİRECEK
ABD’nin Çin’e karşı bu “askeri” hamleleri, emperyalizmin saldırganlığını daha da artıracağına işaret ediyor.
Ancak bu “askerileştirme” programının, Asya-Pasifik ülkeleri açısından Çin’le boy ölçüşmeye yetmeyeceği ortada. Tersine bu ülkelerin ateşe atılmasından başka bir anlama gelmiyor.
Nitekim Avustralya içinde Çin gibi büyük bir ticari ortakla hasım politikası izlenmesine tepkiler yükseliyor. Benzer tepkilerin başka ülkelerde de ortaya çıkmaya başlayacağını göreceğiz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Haziran 2022
NATO bağını ABD kesmez, Türkiye kesmelidir
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 20/06/2022
Ne zaman Türkiye’nin NATO üyeliğini sorgulasak, karşımıza hep şu argüman çıkar: Türkiye’nin elindeki veto kartı büyük avantaj; dışında olmak yerine içinde olmak lazım.
70 yılda hangi avantajı gördüğümüzün ise tek bir doyurucu yanıtı yok!
Bir de NATO’nun karşısında konumlanarak ortaya atılan bazı tezler var. Örneğin “ABD Türkiye’yi NATO’dan atacak, o nedenle yeni sınır çiziyor; Yunanistan, Ege, Girit, Güney Kıbrıs, İsrail hattı” şeklindeki görüş…
Yeni NATO sınırı
Tartışacağımız görüşle ilgili öncelikle şunu belirtelim: Kuşkusuz NATO’da üye atma mekanizması yok, ancak iş o noktaya gelirse elbette ABD/NATO “hukuku”, kendisi için bir yöntem bulur.
Dolayısıyla tezin bu teknik yanını geçip, esası tartışalım.
ABD Türkiye’yi dışarıda bırakarak NATO’ya yeni bir sınır çiziyor olabilir mi? Yeni NATO sınırı Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail hattı mı olacak?
Doğru, ABD yeni savunma anlaşmasıyla Yunanistan’ı adeta bir “Amerikan garnizonu” haline getirdi; Dedeağaç’tan Girit’e kadar bir askeri yığınaklama yaptı. Doğru, ABD Güney Kıbrıs’a uygulanan yaptırımları adım adım yumuşatarak kaldırma eğiliminde. Doğru, ABD (ne yazık ki AKP’nin onayıyla) 2016’da İsrail’e NATO Genel Merkezi’nde bir daimi ofis verdi.
Peki tüm bunlar “yeni NATO sınırı” anlamına gelir mi?
ABD’nin istemeyeceği tablo
Çözümlemeyi şöyle yapalım: ABD bu “yeni NATO sınırı” ile nelerden vazgeçmiş olur?
1) Türkiye’siz NATO, ABD’nin Karadeniz planının çöp olması demektir; Karadeniz’i NATO gölü yapma hedefinden vazgeçmek demektir. (Ki Türkiyeli NATO’yla bile bunu gerçekleştiremiyor, Ukrayna krizini bu amaçla da kullanmaya çalışıyor).
2) Türkiye’siz NATO, ABD’nin Kafkasya planlarının dağılması demektir. Hattın devamı olarak Orta Asya hedeflerinin de çuvallaması demektir.
3) Türkiye’siz NATO, Rusya–Türkiye-İran işbirliğinin kurumsallaşması ve stratejik ortaklığa ilerlemesi demektir.
4) Türkiye’siz NATO, Türkiye’nin Büyük Avrasya Ortaklığı’nın bir parçası olması demektir.
5) Türkiye’siz NATO, Türkiye’nin ŞİÖ ve BRICS üzerinden yeni dünyaya yazılması demektir.
6) Türkiye’siz NATO, ABD’nin parçalama tehdidiyle Türkiye’yi istediği siyasetlere zorlama olanağını yitirmesi demektir. Zira Avrasya’daki bir Türkiye güçlü savunma olanağına kavuşacaktır.
ABD böyle bir tablo ister mi? Kesinlikle hayır.
ABD’nin Türkiye’yi Batı’ya çapalı tutma hedefi
ABD’nin Türkiye stratejisini anımsayalım; ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 9 Haziran 2021’de iki maddede özetlemişti:
1) “Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.”
2) “Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olması sağlanmalı.”
İşte bu nedenle ABD, Türkiye’siz bir NATO düşünmez; NATO bağı üzerinden Türkiye’yi Batı’da tutabilmeyi sürdürme ve “SüperNATO” türü örgütlenmeler ile Ankara’yı denetleyebilmeyi ister.
Bu nedenle “ABD Türkiye’yi NATO’dan atacak”, “ABD Türkiye’siz yeni NATO sınırı çiziyor” gibi yanılsamalar yerine gerçekçi politikalar izlemeliyiz.
Makası Türkiye tutabilir
Yukarıda 6 maddede özetlediğim “ABD’nin istemeyeceği tablo”, Türkiye’nin ihtiyacı olan tablodur. Türkiye Karadeniz’i, Kafkasları, Orta Asya’nın batı kapısını ABD’ye kapatmalı, Büyük Avrasya Ortaklığı’nın ve yeni dünyanın parçası olmalıdır.
Bunun yolu da Türkiye’nin NATO bağını kesmesinden geçmektedir.
ABD o bağı kesmez, kesmek istemez, iplikle de olsa tutmaya çalışır. Dolayısıyla o bağın kesilebilmesi Türkiye’ye bağlıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Haziran 2022
Biden Kissinger’ı dinleyecek mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 18/06/2022
ABD’nin kıdemli strateji ustası Henry Kissinger’in bu yıl Davos’ta yaptığı uyarılar ve ardından bazı gazetelere verdiği demeçler, acaba Washington’un politikalarına yansıyor mu ya da yansıyacak mı?
Bugün bu konuyu tartışacağız. Tabi önce Kissinger’ın Davos’taki uyarılarını anımsayalım:
Kissinger’ın uyarıları
– “Kiev NATO üyeliği peşinde koşarak bugünkü çatışmaların taşlarını döşedi.”
– “Batı’nın Ukrayna üzerinden Rusya’yla yürüttüğü çatışma iki ay içinde sonlandırılamaması durumunda, kontrolden çıkacak.”
– “Batı, Rusya’yı ezici bir yenilgiye uğratma çalışması peşinde koşmamalı. Rusya’nın 400 yıldır Avrupa’nın ana parçalarından biri olduğu hatırlanmalı.”
– “Ukrayna, savaşın sona ermesi ve barış anlaşmasına varılması için Rusya’ya toprak vermeli” (The Telegraph, 24.5.2022).
Kissinger’ın bu uyarıları Batı’da şaşkınlık yaratmış, Kiev’de ise sert tepkiye neden olmuştu. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin danışmanları, sosyal medyadan Kissinger’a küfürlü yanıtlar vermişlerdi (Birgün, 27.5.2022).
Ancak…
Biden Zelenski’yi suçlamaya başladı
Bir süre sonra Kiev’i şaşırtan ikinci bir açıklama oldu. Bu kez ABD Başkanı Joe Biden şaşırtmıştı Zelenski ve ekibini…
Biden’ın basın toplantısında bir gazeteci “Ukrayna, barış için Rusya’ya toprak vermeli mi?” diye sordu. “Onların toprağı, ben söz sahibi değilim” diye sözlerine başlayan Biden, ardından şunları söyledi: “Ancak bir taviz verilmesi gerekiyor. Barış için Ukrayna’nın toprak konusunda taviz verip masaya oturması gerekebilir” (Yeni Şafak, 5.6.2022).
Böylece Kissinger’dan sonra ABD Başkanı Biden da “barış için toprak tavizi verilmeli” diyenler kervanına katıldı. Arada “Ukrayna barış için toprak versin” çağrısı yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da var.
Orada kalmadı. ABD Başkanı bir süre sonra Zelenski’yi suçlamaya da başladı. Biden, “Zelenski’nin savaşın yaklaşmakta olduğu istihbaratını duymak istemediğini” söyledi (AA, 13.6.2022).
Kissinger’ın asıl derdi Çin
Peki ne anlama geliyordu bunlar?
1) Rus ordusunun perişan olduğu, Rusya’nın savaşı kaybettiği ve Ukrayna’nın kazandığı propagandasının sonuydu elbette öncelikle…
2) Emperyalizmin, işini bitirdiğinde piyonlarını kolayca feda edebileceğine işaret ediyordu.
Kuşkusuz bunlar taktik düzlemde sonuçlardı. Stratejik düzlemdeki asıl sonuç ise şuydu:
3) ABD, Çin-Rusya ortaklığını aşamayacağı gerçeğiyle yüzleşiyor.
Açalım bunu…
Kissinger’ın Washington yönetimine yaptığı yukarıdaki uyarılar, aslında Rusya’yla ilgili değil, Çin’le ilgili uyarılardı. Kissinger, Batı’nın ve Ukrayna’nın Rusya’ya neden taviz vermesi gerektiğini şu sözlerle açıklıyordu Davos’ta: “Aksi taktirde Rusya Avrupa’dan tümüyle kopup Çin’in kalıcı müttefiki haline gelecek.”
Kissinger bu esasa dikkat çeken uyarısını Davos’tan sonra da sürdürdü ve son olarak şu mesajı verdi: “Artık soru, bu savaşın nasıl sona erdirileceği olacak. Sonunda hem Ukrayna hem de Rusya için birer yer bulunmalı, eğer ki, Rusya’nın Çin’in Avrupa’daki ileri karakolu olmasını istemiyorsak” (Times, 11.6.2022). Bu arada ABD’nin önemli siyaset bilimcilerinden Prof. John J. Mearsheimer de “ABD’nin Ukrayna’daki savaş yerine asıl tehdit olan Çin’e odaklanması gerektiği” çağrısı yaptı (TRTHaber, 16.6.2022).
İşte Kissinger için asıl mesele bu, çünkü Kissinger biliyor ki ABD, Çin’e karşı sadece AB’yi değil, hatta ek olarak Hindistan’ı da değil, Rusya’yı bile Batı kampına yazabilmeli; en azından Çin’le ittifakından ayırabilmeli…
Peki bu mümkün mü? Bir başka yazımızda tartışalım.Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
18 Haziran 2022
Anayasaya yeni darbe girişimi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 16/06/2022
Tarih: 11 Ekim 2016 Salı. Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Başkanı, Erdoğan’ı “Anayasayı açıkça ihlal etmekle”, “Anayasayı çiğnemek ve suç işlemekle”, “Hukuksuz, kanunsuz ve Anayasaya tamamen aykırı bir yönetim modeli uygulamakla” suçluyordu.
Peki konuşmanın devamında ne mi oldu?
Anayasaya 2017 darbesi
Bahçeli, Anayasaya aykırılık fiili durumuna hukuki boyut kazandırılması için yol bulunmasını teklif etti! Yani “madem Erdoğan anayasaya uymuyor, anayasayı Erdoğan’a uyduralım” demiş oldu.
AKP de o yolu buldu: Erdoğan’ın fiili durumuna uygun Anayasa için 16 Nisan 2017’de referanduma gidildi. Ancak bu, Anayasa değişikliği adı altında Anayasaya darbeydi; parlamenter sistemin yıkılıp yerine başkanlık sistemi getirilmesi yoluyla rejimin yıkılmasıydı…
Bahçeli karşılığında iktidar ortağı oldu; AKP ile MHP 20 Şubat 2018’de Cumhur İttifakı’nı kurdu.
Anayasa’ya 2023 darbesi
Erdoğan 9 Haziran günü yaptığı açıklamayla, cumhurbaşkanlığına adaylığını ilan etti. Bu, seçimin ne zaman yapılacağına bağlı olarak mümkün ya da değil. Şöyle ki, Anayasa’nın 101. maddesine göre “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” Erdoğan ilki 2014’te, ikincisi 2018’de olmak üzere iki kere Cumhurbaşkanı seçilmişti. Yani seçim 2023 Haziran’ında olursa, Erdoğan’ın üçüncü kez aday olabilmesi mümkün değil.
Erdoğan’ın 3. kez aday olabilmesinin tek yolu var: Anayasanın 116. maddesine göre “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.”
Yani, “TBMM, üye tamsayısının beşte üç çoğunluğuyla seçimlerin yenilenmesine karar verirse”, Erdoğan üçüncü kez aday olabilir. Erdoğan’ın bunun için 360 vekilin oyuna ihtiyacı var. AKP ile MHP’nin toplam milletvekili sayısı 337 olduğuna göre, Erdoğan muhalefete başvurmak zorunda.
Bu olmadan Erdoğan’ın Anayasa’ya aykırı şekilde Haziran 2023 seçiminde aday olması ve YSK’nin de bunu kabul etmesi, Anayasa’ya yeni bir darbe olacaktır. Anayasa değişiklikleri ile 2010’da yargıyı FETÖ’ye teslim etmek ve 2017’de parlamenter sistemi yıkmak da fiili darbeydi!
‘En fazla iki kez seçilebilir’ şartı
Erdoğan’ın 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığının sayılamayacağını, çünkü 2017’de anayasa değişikliğine gidildiğini, o değişiklikten sonra Erdoğan’ın 2018’de ilk kez seçildiğini, dolayısıyla 2023’te bir kez daha seçilebileceğini savunanlar var.
Ancak 16 Nisan 2017’de yeni bir anayasaya yapılmadı, 1982 Anayasasında bazı değişiklikler yapıldı. Yapılan değişiklikler arasında ise Anayasanın 101. maddesindeki “Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” ifadesi yoktu! Bu “iki kez” kısıtlaması, “Cumhurbaşkanının TBMM yerine halk tarafından seçilmesi” değişikliğine gidilen 21 Ekim 2007 tarihli referandumla Anayasanın 101. maddesine girdi.
Dolayısıyla Erdoğan 2014’te ilk kez seçilirken de, 2018’de ikinci kez seçilirken de 101. maddedeki “en fazla iki defa seçilebilir” kısıtlaması vardı, aynıydı!
Mağduriyet bahanesi
Muhalefet cephesindeki “Aman mağduriyet yaratmayalım, Erdoğan’ı sandıkta yıkalım” fikri, bir siyaset yapma biçimi değildir; açıkça hukuk dışılığı ve anayasaya aykırılığı kabullenmektir. Siyasi gerekçelerle Anayasa’ya aykırılığa göz yummak, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Diğer yandan Erdoğan’ın hep mağduriyetle seçildiği de doğru değildir; Erdoğan mağdur olarak değil, muktedir görünerek/olarak kazandı seçimleri. “Mağduriyet”, Erdoğan’ın “başarılarında” kendi başarısızlıklarını görmek istemeyenlerin bahanesi oldu ne yazık ki.
Seçim, Erdoğan’ın anayasaya aykırı 3. adaylığını kabullenerek değil; Anayasayı savunarak ve Anayasa içinde kalabilmesi yani yasal ve meşru olabilmesi için erken seçimin şart olduğuna Erdoğan mecbur edilerek kazanılır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
16 Haziran 2022