AÇILIM’IN MEYVESİ OLARAK DEMİRTAŞ

3 Temmuz sürecinden önce şu gerçeğe dikkat çekiyorduk: PKK’nin bile cumhurbaşkanı adayı var ama Atatürkçülerin adayı yok!

Ve 10 Ağustos’ta o aday yüzde 9,7 oy aldı. Oysa 30 Mart’ta HDP’nin oyları yüzde 7 civarındaydı.

Artan oyların çoğunlukla Ekmeleddin İhsanoğlu ismine kızan kimi sol-laik CHP’liler tarafından verildiği herkesin ortak fikriydi.

İş burada da kalmadı. Seçimden sonra yapılan ilk ankette de PKK oyunun 30 Mart’ın çok üstünde olduğu ortaya çıktı: Yüzde 9! (Andy-Ar anketi, Yeni Şafak, 19 Ağustos 2014)

AÇILIM PKK’Yİ BÜYÜTÜYOR

Aydınlık ilk günden beri uyarıyor: Açılım PKK’yi büyütüyor!

Sadece silahlı militan sayısı bakımından değil, siyasal etki ve bunun bir kitleye yansıması bakımından da…

Bu öylesine bir etki ki, AK Medya’nın da gazıyla Öcalan neredeyse Türkiye’nin en akil adamı ilan edilmiş durumda… En önemli siyasal meselelerde ne dediği, ne düşündüğü merak ediliyor. Daha doğrusu “merak edildiği” yazılıp çizilerek normalleştiriliyor.

Açılım başladığından beri, neredeyse Öcalan’ın yorum yapmadığı önemli bir mesele kalmadı!

AKP: DEMİRTAŞ SÜRECE KATKIDIR

Bakınız Açılım’ın PKK’yi büyüttüğü sadece bizim iddiamız olmaktan da çıkmış durumda…

Bizzat Açılım’ın koordinatörü olan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay açık açık bunu söylüyor: “Çözüm sürecinin sonuçlarına ilişkin Cumhurbaşkanlığı seçimi iyi bir örnektir. Selahattin Demirtaş’ın adaylığı, üslubu, açıklamaları, Türkiye siyaseti yapması sürecin getirdiği atmosferdir; aynı zamanda sürece katkıdır. İstediğimiz bu zaten. Herkes meselesini bu siyaset ortamında konuşsun.” (Star, 19 Ağustos 2014)

Burada şu aldatmacaya başvuruyorlar: “Herkes meselesini bu siyaset ortamında konuşsun.” Yani silaha değil, siyasete başvursunlar! PKK’nin siyasallaşabilmek için silah kullandığı gerçeğinin üzerinden atlanırsa, elbette gayet normal bile algılanabilir…

Tabi PKK’nin Türkiye’deki hedefine silahla ulaştıktan sonra, Ortadoğu’daki hedefine ulaşabilmek için silahtan vazgeçmeyeceği gerçeği de işin bir başka boyutudur! Ne demişti Öcalan silah bırakılma konusu gündeme geldiğinde?

“Çekildiğimiz alanda gerillayı daha da büyüteceğiz. Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu an Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin var.” (İmralı Tutanakları, Milliyet, 28 Şubat 2013).

TAKVİMİ ÖCALAN BELİRLEDİ

Bu arada Beşir Atalay birkaç gündür gazetelere konuşarak, hazırladıkları yol haritası ile ilgili kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Son olarak şu takvimi açıkladı: “Yol haritasını TBMM açılmadan önce yeni hükümete sunmak için çalışıyoruz.” (Star, 19 Ağustos 2014)

TBMM ne zaman açılıyor? 1 Ekim’de… Yani AKP Eylül sonuna kadar yol haritasını hazırlayacak.

Şimdi burada duralım ve birkaç gün öncesine dönelim. İmralı’ya giden HDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in aktardığına göre Öcalan şöyle demişti: “Eylül sonuna kadar imza atılmalı!” (ANF, 16 Ağustos 2014)

Yani takvimi bizzat Öcalan belirliyor ve doğrudan AKP hükümetine aktarıyor. Hem de Atalay’ın açıklamasına göre aynen şöyle: “Geçen hafta Perşembe günü ben İmralı’ya giden 3 kişilik BDP heyetiyle uzun bir görüşme yaptım, Cuma günü MİT Müsteşarımız İmralı’ya gitti, heyetiyle birlikte. Cumartesi günü BDP heyeti gitti. Onlarla önümüzdeki günlerde yeniden görüşeceğim. Bu görüşmeler biraz daha sık olacak.” (Star, 19 Ağustos 2014)

AKP’NİN AÇILIM ORTAĞI: CHP!

Artık bu sürecin yeni bir destekçisi daha var!

Açılım’ın ikinci aşamasıyla ilgili “çözüm” paketi sadece AKP ve PKK’nin değil, CHP’nin de desteğiyle Haziran’da çıktı!

Atalay’ın Star’daki uzun açıklamalarına bakılırsa bu durum AKP’yi oldukça rahatlattı. Çünkü böylece terörü bitirme perdesi arkasında Türk ile Kürt’ü ayrıştıran ve düşmanlaştıran bir sürece içeriden de ortak bulmuş oldular!

O nedenle Türkiye’nin artık TBMM dışında bir iktidar odağına ihtiyacı var: Partilerin, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin bir araya gelerek oluşturacağı Türkiye Cephesi Türk-Kürt kardeşliği için şarttır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Ağustos 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN PKK MİSYONU

AKP’nin resmi Kürt politikası görüntüde şöyle:

AKP Türkiye’nin Kürt’üyle müzakere yürütüyor, Irak’ın Kürt’üyle müttefik ve hatta onu Irak’tan koparmaya çalışıyor, Suriye’nin Kürt’üyle ise sorunlu bir ilişkisi var.

O sorun, IŞİD ile PYD çatışmasından ve PYD’nin AKP’yi IŞİD’in arkasında olmakla suçlamasından kaynaklanıyor.

Burada tabi şu düzeltmeyi mutlaka yapmalıyız: AKP için Kürt, Türkiye’de PKK, Irak’ta KDP ve Suriye’de PKK’nin kolu olan PYD’dir.

PKK-KDP BİRLİĞİ İHTİYACI

Peki, bu fotoğrafı neden çektik? Bu saptamayı yapmamızın nedeni ne?

1) Erdoğan vizyon belgesi de dahil tüm konuşmalarında önüne iki temel görev koydu:

  1. a)Açılım.
  2. b)Yeni Anayasa ve Başkanlık sistemi.

İki görevin birbirinin tamamlayıcısı olduğu artık daha da somut: Zira Açılım bir çözülme ve ayrışmadır, pratikte üniter devletin yerini özerkliğin ve federasyonun almasıdır. Başkanlık da üniter devletin değil, federatif yapıların idari modelidir.

2) Aydınlık’ta önemle işlediğimiz Center for American Progress (CAP) Raporu, ABD Başkanı Barack Obama’ya bölgedeki ana hedef için “Kürtlerin birliğini” sağlamasını önerdi.

CAP de tıpkı AKP gibi Kürt derken gerçekte PKK ve KDP’yi kastediyor. Çünkü ancak PKK ile KDP yan yana getirilerek Kürt Koridoru ve Büyük Kürdistan hedefine gidilebilir…

KÜRDİSTAN’IN MÜHENDİSİ: ERDOĞAN

Suriye’de Esad karşıtı cephede desteklenen IŞİD’in Irak’a sevk edilip Musul’u işgal etmesi izlenerek, işte bu hedefe bir gerekçe yaratılmış oldu.

Suriye’deki güç mücadelesi nedeniyle çatışmalı olan PKK ve KDP, IŞİD’e karşı mücadele için Irak’ta yan yana getirilmiş oldu.

Şimdi hedefleri bunu Suriye’de de sağlamak…

Tüm bu gelişmeler ana stratejiye uygun taktik manevralardır. Ana stratejide Büyük Kürdistan vardır. Büyük Kürdistan’ın müteahhidi ABD, imza yetkili mühendisi AKP, çalışanı da güç oranına göre sırasıyla PKK ve KDP’dir.

AKP, imzasıyla Türkiye’yi projenin önünde engel olmaktan çıkarmaya yetkili olabildiği için mühendistir!

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı için önüne temel görev olarak Açılım’ı koyması bundandır!

AÇILIM, PKK-KDP BİRLİĞİ HEDEFİDİR

CAP Raporu’nun Obama’ya “PKK-KDP birliği” sağlanmasını tavsiye etmesi, aynı zamanda Erdoğan’ı görevlendirme anlamındadır.

Kaldı ki Açılım pratikte içeride Türk ve Kürt’ün ayrıştırılması ama dışarıda PKK ile KDP’nin birleştirilmesi demekti… 

Erdoğan’ın kongrelerde Barzani’yi ağırlaması, Diyarbakır’da ona karşılamalar düzenlemesi sadece petrol ortaklığından kaynaklanmamaktadır.

Hatta denilebilir ki, petrol ortaklığının kârı, siyasi ortaklığın fiyatıdır!

ERDOĞAN PKK’Yİ ADIM ADIM İKTİDAR YAPIYOR

Tüm bunları alt alta topladığımızda artık karşımıza çıkan somut sonuç şudur:

Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı, PKK’yi Türkiye’de siyasallaştırıp fiili iktidar ortağı yapmak ve Ortadoğu’da ana stratejiye uygun olarak onu bir başat güç haline getirmek demektir!

Selahattin Demirtaş’ın yüzde 10’u yakalayan cumhurbaşkanlığı adaylığı işte bu görevin tamamlayıcısıdır.

Şöyle: 2010’daki referandumda AKP ile PKK çevreleri, “evet artı boykot eşittir çözüm” demişti.

Bugün de cumhurbaşkanlığı seçimindeki Erdoğan ve Demirtaş oylarının toplamını “yüzde 61 çözüm istiyor” diye sunmaya çalışıyorlar.

Çatı’nın bu işbirliğine işaret eden bir seçim kampanyası yapması, aslında hem bu yüzdeyi çok aşağılara çekecekti, hem de Erdoğansız bir Türkiye’ye pencere açacaktı…

Bu da ayrı ama acı bir konudur…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2014

Yorum bırakın

DOSTLAR ARASINDA DİNLEME OLMAZ!

Başlıktaki sözler, Almanya Başbakanı Angela Merkel’indi.

Merkel, ABD’nin kendisini dinlediğinin ortaya çıkmasından sonra söylemişti bu sözleri.

ABD ve Almanya dosttu, NATO’da müttefikti, Atlantik ittifakının en önemli iki üyesiydi, Batı kampının iki temel direğiydi.

Ama ABD Almanya’yı ve Başbakan Angela Merkel’i dinlemişti!

Olay geçen yıl haziran ayında ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden’ın sızdırdığı belgelerle ortaya çıkmıştı.

Ancak o belgelerde bir başka gerçek daha vardı: ABD sadece Almanya’yı değil, bir başka müttefiki Türkiye’yi de dinlemişti!

MÜTTEFİKLER ARASI KİRLİ İLİŞKİ!

Ardından bir başka gelişme daha yaşandı. Alman Dış İstihbarat Servisi (BND) ajanı Markus R’nin çifte ajan olduğu, CIA’ya da çalıştığı ortaya çıktı.

Markus R. Almanya’nın elindeki önemli belgeleri CIA’ya satıyordu…

İşte o belgelerden biri, yeni bir skandala daha yol açtı: Almanya, 2009 yılından bu yana Merkel’in talimatıyla Türkiye’yi izliyor ve dinliyordu!

Almanların dünyaca ünlü dergisi Der Spiegel’in bu haberi, “dostlar arasında dinleme olduğunun” bir başka kanıtıydı…

Ve Almanya sadece Türkiye’yi değil, ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile şimdiki Dışişleri Bakanı John Kerry’yi de dinliyordu.

Peki, ABD’nin Almanya ve Türkiye’yi, Almanya’nın da ABD ve Türkiye’yi dinlemesi ne anlama geliyordu?

DİNLEMELER TİPİK GLADYO FAALİYETİDİR

1) ABD, Almanya ve Türkiye dost değildi! Zaten ülkeler birbirini “hedef ülke” diye niteleyerek dinliyordu.

Kaldı ki devletlerarası ilişkilerde dostluk değil, esas olan çıkar birliğiydi…

2) NATO, ABD’nin müttefiklerini denetleme aracıydı. Gladyo bu nedenle vardı.

ABD, Gladyo ile yani gizli hükümetlerle, denetlediği “müttefiklerini” gerçekte yönetiyordu.

İşte bu dinlemeler, o denetleme işinin bir parçasıydı; Gladyo faaliyetiydi…

ABD bir Gladyo faaliyeti olarak Almanya ve Türkiye’yi dinliyordu.

3) ABD’nin “tek süper devlet” olmaktan çıkmaya başlamasıyla ve çok merkezli bir dünya oluşmasıyla, Almanya da tepesinde sallanan Gladyo kılıcına karşı manevra yapma şansı buldu.

Ancak Almanya’nın uyguladığı yöntem de tipik bir Gladyo yöntemiydi. Almanya ABD’den öğrendiğini, NATO içindeki diğer müttefiklerine uyguluyordu.

EMPERYALİZM’DEN MİLLİ KUVVETLERE DOĞRU DİNLEME

4)  Aslında yukarıdan aşağı uygulanan bu yöntem, Türkiye için de geçerliydi.

Çünkü Türkiye’deki dinleme faaliyetleri de bir Gladyo faaliyetiydi. AKP ile Gülen Cemaatinin bugün karşı karşıya olması bu gerçeği değiştirmez. Zira Türkiye’deki Gladyo’nun siyasi yöneticisi ve operasyonel gücüdürler.

F Tipi yapı dinlemeleri gerçekleştirirken, AKP o dinlemelerden en büyük kazanımı elde ediyordu. AKP o dinlemelerle ana muhalefet partisi CHP’nin liderini tasfiye edebiliyor, o dinlemelerde diğer muhalefet partisi MHP’nin milletvekillerini istifaya zorlayabiliyordu.

Ve daha önemlisi, AKP montajlanmış dinlemelerin de içinde olduğu bir dizi tertiple İP, TSK ve milli kuvvetlere karşı operasyon yapabiliyordu.

Ve AKP o dinlemelerle iktidar oluyor, iktidarını sürdürebiliyordu

5) ABD, Almanya ve Türkiye’deki bu karşılıklı ve iç dinlemelerin ana nedeni, Washington’un zayıflamasıdır. ABD zayıfladığı için taşeronları çatışabilmekte ve kirler ortalığa akabilmektedir.

6) ABD, Almanya ve Türkiye’deki dinlemeler aslında tek yönlüdür.

İç hesaplaşmalar dışındaki ana dinlemeler, emperyalist devletten milli devletlere, milli devletler içinde de Atlantikçi kuvvetlerden milli kesimlere doğrudur…

Bu gerçek, dinlemelerle ilgili en önemli gerçektir!

DİNLEMELERİN SONUÇLAR

Dinlemeler, Atlantik kampı içinde önemli çelişmelere yol açmaktadır.

NATO içinde ABD ile diğer üyeler arasında ortaya çıkan çelişmeler gittikçe derinleşecek ve ABD zayıfladıkça yarılma eğilimi gösterecektir.

Önümüzdeki NATO Zirvelerini artık bu pencereden izlemeliyiz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ağustos 2014

Yorum bırakın

ESAD İÇİN IŞİD, IŞİD İÇİN PKK

Önce ABD, ardından da önceki akşam olağanüstü toplanan AB Dışişleri Bakanları IŞİD’e karşı savaşan Iraklı Kürt grupları silahlandırma kararı aldı. AB Dışişleri Bakanları silahlandırmanın boyutunu üye ülkelere bıraktı.

ABD’nin ardından önce Fransa, ardında da Çek Cumhuriyeti Iraklı Kürt gruplara askeri malzeme yardımı sağlayacağını ilan etmişti. İngiltere ve Hollanda ise Iraklı Kürt gruplarının silah yardımı talebine olumlu bakacağını açıklamıştı.

Almanya ise yasalarının çatışılan bölgelere silah yardımı yapılmasını yasakladığını belirterek konuya soğuk bakmıştı.

ALMANYA POZİSYON DEĞİŞTİRİYOR

Ancak AB’nin karar almasıyla birlikte durum değişti. Hatta Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Iraklı Kürt liderlerin ne tür desteğe ihtiyacı olduğunu tartışmak üzere Irak’a gideceğini açıkladı.

Steinmeier ülkesinin yeni pozisyonunu şu sözlerle açıkladı: “İnsanlar orada katledilirken kenarda durup seyredemeyiz. Şu anki tehdit düzeyi devam ederse, silah desteği yapmamız gerekebilir, bu ihtimali dışlayamam.”

Berlin’in tavrı önemli. Bu ani değişikliğe yol açan başka olguları da inceleyeceğiz ama önce çok önemsediğimiz Center for American Progress (CAP) Raporu’nun ana fikrini anımsayalım.

ABD Başkanı Barack Obama’ya yakınlığıyla bilinen Center of American Progress (CAP) birincisi Kürtlerin birliğinin sağlanmasını, ikincisi de PKK’nin yasallaştırılmasını Beyaz Saray’a tavsiye etmişti.

Peki, bu çerçeveden bakarsak durum ne?

PKK’NİN YASALLAŞTIRILMASI HAZIRLIĞI

1) PKK, ABD’nin terör örgütü listesinden çıkmak için bir kampanya başlattı. Kampanya Beyaz Saray’ın internet sitesinden yürütülüyor. PKK’nin dilekçesi 9 Eylül’e kadar 100 bin kişi tarafından imzalanırsa, konu yasa gereği ABD idaresi tarafından gündeme alınacak.

Burada önemli olan PKK’nin terör örgütü listesinden çıkmak için başvurduğu gerekçedir. PKK, IŞİD’e karşı ülke savunması yaptığı için terör örgütü listesinden çıkarılması gerektiğini savunuyor!

2) PKK’nin faaliyetleri 1993 yılından bu yana Almanya’da yasak. Ancak IŞİD’le birlikte bu yasağın kaldırılması konusu da tartışılmaya başladı.

Hatta Almanya Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel şöyle dedi: “PKK geçmişte öyle hareketlerde bulundu ki onu yasaklamak zorunda kaldık, başka bir seçeneğimiz yoktu. PKK kendisini gözden geçirirse, geçmişte yaptıklarıyla arasına mesafe koyarsa, biz de ona yönelik uyguladığımız yasağı tartışabiliriz.”

Bu açıklama yasağın kalkmasına yeşil ışık olarak yorumlandı.

ABD VE ALMANYA’NIN PKK HEDEFİNDE ORTAKLIK

ABD ve Almanya’nın PKK’nin yasallaştırılması konusunda eşgüdüm halinde hareket ettiği anlaşılıyor. Zira PKK konusundaki çalışmalarıyla bilinen gazeteci-yazar Dr. Nick Brauns şu önemli bilgiyi veriyor:

“IŞİD’in Musul işgalinden sonra Berlin’de Konrad Adenauer Vakfı tarafından Ortadoğu’daki gelişmelere ilişkin yapılan bir konferansta ben de hazır bulundum. Orada federal hükümetin danışmanları ve ABD’li stratejistler PKK’ye yönelik uygulanacak yeni politikanın sinyallerini verdiler. PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkartılması ve Almanya’daki yasağın kalkması halinde, bu kez Rojava’da PYD’ye karşı benzer bir siyasetin uygulanabileceğini belirttiler.

Bu önemli bilgi yeniden CAP Raporu’na dönmemizi gerektiriyor. Zira orada Kürtlerin birliği ve PKK’nin yasallaştırılmasından sonra Beyaz Saray’a üçüncü önemli tavsiye de Suriye’de doğrudan PYD ile temas kurmaktı!

ABD, AB VE TÜRKİYE’NİN IŞİD BAHANESİ

Toparlarsak ortaya çıkan sonuç şudur:

ABD Suriye’de Esad’ı devirmek için IŞİD’i kurdu, geliştirdi ve bir tehdit haline getirdi. Şimdi o tehdidi bertaraf edebilmek gerekçesiyle PKK ve KDP’ye yardım ediyor!

Yardımdan öte PKK’yi terör örgütü listesinden çıkarmaya, yasallaştırmaya, silahlandırmaya ve Suriye’deki kolu ile doğrudan “açık” ilişki kurmaya yöneliyor.

Türkiye mi? Açılımla zaten PKK’yi adım adım yasallaştıran AKP, bu gelişmeler karşısında hiçbir şey yapmamayı da IŞİD’in elindeki rehineler üzerinden kamuoyuna gerekçelendiriyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ağustos 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN VE TÜRK-RUS İLİŞKİLERİ

 

Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi Türk-Rus ilişkilerine nasıl etkir? Rusya’nın Sesi radyosu düşünce kuruluşları yetkililerine, gazetecilere, akademisyenlere bu soruyu yöneltiyor. Geçen hafta bana da Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin Türkiye’nin ŞİÖ’ye bakışını nasıl etkileyeceğini sordular.

O söyleşide de belirttim: Türkiye ve dünya, kişilerin niyetlerinden ve siyasi yönelimlerinden bağımsız olarak Doğu’ya kayıyor. Doğu’nun ekonomi içindeki payı yükseldikçe, böylesi bir eksen kayması kaçınılmaz oluyor.

ERDOĞAN’IN KARTLARI

Konuyu biraz daha açmak için önce şu iki saptamayı yapalım:

1) Erdoğan döneminde Türkiye’nin ŞİÖ’ye diyalog ortağı olması ve NATO’nun karşı çıkmasına rağmen füze kalkanı ihalesinin, sonuçlandırılmayıp uzatılsa da, şu aşamada Çin’e verilmesi, Erdoğan’ın Batı’ya karşı pazarlık gücünü artırma hamleleridir.

Erdoğan yararcı bir bakış açısına sahip ve şöyle düşünüyor:

  1. a) İran ve Hamas’la ABD’ye rağmen ilişki kuran Erdoğan, bunu ABD’nin yararına da kullanabildiğini biliyor. ABD adına İran ve Hamas’la görüşerek kolaylaştırıcı ve yumuşatıcı misyonunu yerine getiren Erdoğan, aynı şeyi ŞİÖ’yle de yapabileceğini düşünüyor.
  2. b) Erdoğan ŞİÖ’ye üye olmayı, Batı’ya karşı bir denge ve oradan gelecek baskılara karşı bir kart olarak kullanabileceğini hesaplıyor.
  3. c) Son tahlilde Erdoğan, ekonomiyi siyasetin de izleyeceğini ve dünyanın ekseninin Asya-Pasifik merkezli olacağını biliyor.
  4. d) Füze kalkanı Çin’e verileli neredeyse bir yıl oldu ve Erdoğan, bunu kesinleştirmeyi sürekli erteleyerek ve süreyi uzatarak bunu bir pazarlık kartı haline getiriyor ve önündeki engelleri aşmakta kullanıyor. Hatta Erdoğan bu ihaleyi, deliğe süpürülmemenin bir bileti olarak görüyor.

YAPTIRIMLAR ERDOĞAN’A ŞANS OLDU

2) Batı’nın İran’a yatırımları, Erdoğan’a hep şans oldu. Erdoğan 2008 ekonomik krizini, İran’la altın ve gaz ilişkisi kurarak atlatabildi. Bunun İran ve Türkiye’de yarattığı yolsuzluk ekonomisi bir başka yazının konusudur.

Ukrayna krizi sonrası Batı’nın Rusya’ya yaptırıma yönelmesi de yine Erdoğan’a şans oldu. Ukrayna’ya alternatif enerji koridoru olmak ve Rusya’yla patlayabilecek ticaret, Erdoğan için 2014 sonunda olacağı söylenen ekonomik krizi atlatabilmek için bir fırsat doğurdu.

ERDOĞAN MAKAS DEĞİŞTİRİR Mİ?

Peki, siyasi kariyeri ABD’nin BOP eş başkanı olmasına bağlı olan Erdoğan, makas değiştirir mi? ABD, zaman zaman hizadan çıksa da, tabanı olan ve seçim kazanabilen bir Erdoğan’dan vazgeçer mi?

Erdoğan ve ABD cephesinden sorduğumuz bu sorular, kilit sorulardır ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Tük-Rus ilişkilerinin seyri bu soruların yanıtlarından geçmektedir.

Tamam, ŞİÖ’yle diyalog ortaklığı gereklidir, Çin’le füze kalkanı ihalesinin bu aşamaya gelmesi bile çok önemlidir ama bu bir makas değişikliği işareti midir?

Değildir ve yukarıdaki iki ana sorunun altındaki şu alt sorular ancak makas değişikliğine işaret edecektir:

1) Zaman zaman BM’yi eleştiren Erdoğan, hakkında tek bir olumsuz söz söylemediği NATO’dan çıkmayı düşünür mü?

2) Erdoğan Suriye’de Esad’ı devirme görevinden vazgeçer mi?

3) Erdoğan ABD’nin son tahlilde Irak’ı bölme ve bağımsız Kürdistan kurma hedefinden sapar mı?

4) Erdoğan ABD’nin önüne koyduğu Kürt, Ermeni ve Kıbrıs açılımlarını çöpe atar mı, ya da en azından rafa kaldırır mı?

5) Erdoğan, ABD’nin neoliberal ekonomik programdan vazgeçer mi?

Erdoğan’ın konumunu asıl bu soruların yanıtları belirler ve yanıtlar ortadadır!

NOT: Bugün evleniyorum. Ataşehir Belediyesi Nikâh Salonu’nda saat 15.45’te yapılacak nikâh törenine Aydınlık okurları davetlidir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Ağustos 2014

1 Yorum

DAVUTOĞLU’NDAN BAŞBAKAN OLMAZ!

Başbakan kim olacak? Pek çok yorumcu, Erdoğan’ın açıkladığı üç dört kritere bakarak başbakanın Ahmet Davutoğlu olacağını ilan ediyor.

Olabilir. Kaldı ki üç dört kritere de gerek yok. Atlantik’in Erdoğan’a uygulattığı programın en sadık uygulayıcısı Davutoğlu’dur ve Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığında en iyi başbakanlığı Davutoğlu yapar!

Tabi olabilir dememiz başkadır ama Davutoğlu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakan olmayacağını söylememiz başkadır: Davutoğlu o koltuğa oturabilir ama Davutoğlu’ndan başbakan olmaz! Tıpkı Erdoğan gibi o da BOP memuru olur!

DAVUTOĞLU’NUN ABD’YE VERDİĞİ SÖZ

Kaldı ki Davutoğlu, dört yıldır oturduğu Dışişleri Bakanlığı koltuğunda da zaten BOP’un memuruydu. Üstelik o koltuğa atanmadan hemen önce Atlantik’e BOP için çalışacağının sözünü verdi:

ABD ile Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da soğuk savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır.” (Anadolu Ajansı, 21 Mart 2009).

ABD’nin Erdoğan ve Davutoğlu’nu memur ettiği ve Erdoğan’ın da sayısız kez eş başkanı olduğunu söylediği BOP, küresel yeni düzendi…

Davutoğlu’nun bunun altında kurmaya sözünü verdiği alt bölgesel düzen ise Ortadoğu Birliği’ydi… Daha doğrusu Irak, Suriye ve Lübnan’ı BOP’a uygun hale getirmekti…

Erdoğan o nedenle “kardeşim Esad” diyordu, Davutoğlu o nedenle “komşularla sıfır sorun” diyordu…

Ancak Irak, Suriye ve Lübnan BOP’a itiraz edince ve Erdoğan ile Davutoğlu Atlantik’e verdikleri “alt bölgesel düzen” kurma görevini yerine getiremeyince, bu kez farklı bir taktiğe yöneldiler: Washington’un yönlendirmesiyle, BOP’a direnen Esad’ı devirmeye çalıştılar.

“Kardeş Esad”, “düşman Esed” olmuştu ve Erdoğan ile Davutoğlu onu yıkabilmek için 900 kilometrelik sınırımızı teröre açmıştı. Esad’ı yıkacak terör örgütleri Antalyalarda, Ankaralarda, İstanbullarda toplanıyor, onlardan bir karargâh yapılmaya çalışılıyordu.

Askeri eğitimin merkezi Adana-İncirlik’ti. Eğitilen teröristler gece Hatay-Kilis hattından Suriye’ye giriyor, çarpışıyor ve sabah geri dönüyordu.

Böyle kazanılamayacağı anlaşıldığında ise terörist transfer etmeye başladılar. Afganistan’dan, Çeçenistan’dan, Bosna’dan, Libya’dan deneyimli teröristler getirildi ve Suriye’ye sokuldu.

Ancak yine de Esad’ı deviremediler. Deviremedikleri gibi tüm komşularla sorunlu hale geldiler. Bölgede ve dünyada yalnızlaştılar.

Kısacası Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı’na atanmadan hemen önce verdiği sözlerin hiçbirini tutamadı.

Washington’a mahcubiyeti bundandır,  kendisini parmağıyla çağıran ABD Başkanı Obama’ya koşturması bundandır!

FİDAN’DAN BAKAN OLMAZ!

Ahmet Davutoğlu Başbakan olunca, MİT Müsteşarı Hakan Fidan da Dışişleri Bakanı olacakmış!

Kuşkusuz olabilir ama Fidan’dan Dışişleri Bakanı olmaz!

Zira o da BOP’un memurudur ve Erdoğan ile Davutoğlu’nun teröre destek işlerini o yapmıştır. MİT,  yardım adı altında Suriye’ye TIR’larla silah sevk etmiştir.

Adana’da yakalanan TIR’ların yüklerinin görüntüleri ve içinden çıkan malzemelerin jandarma ve savcılık tarafından yapılan listesi ortadadır ve TBMM’de de soru önergesidir.

Dahası MİT TIR’larını durduran tüm personel görevden alınmıştır. Türkiye’yi Suriye’yle “açık” bir savaşa sokacak bu tehlikeyi önleyen Jandarma İstihbarat yetkilileri tasfiye edilmiştir.

Dolayısıyla Erdoğan Çankaya’ya çıktı ama Erdoğan’dan cumhurbaşkanı olmaz!

Davutoğlu Erdoğan tarafından başbakan yapılsa da, Davutoğlu’ndan başbakan olmaz!

Hakan Fidan MİT’ten Dışişleri’ne transfer edilse de, Fidan’dan Dışişleri Bakanı olmaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ağustos 2014

Yorum bırakın

CHP NEDEN KAYBETTİ?

Haluk Koç’un “kaybetmedik” demesi, hatta Gürsel Tekin’in “kazandık” diyebilmesi, CHP açısından 10 Ağustos’u açıklamıyor ama daha önemlisi, siyasi mizaha yol açıyor!

Bir yenilgi olduğu ortada, zira çatı aday, CHP ile MHP’nin 30 Mart’ta aldığı toplam oyun 6 puan altında kaldı.

Peki, tablo neden bu şekilde oluştu?

ASLI VARKEN KOPYASI TERCİH EDİLMEDİ

1) Çatı Aday, fikir olarak doğruydu. Ancak “kazanacak” aday belirlenemeyince yanlış sonuçlandı.

“Kazanamayacak” aday belirlendikten sonra bile, sahaya taktik olarak dördüncü bir aday sürülseydi eğer, durum yine de değişebilirdi. Dördüncü aday Erdoğan’ın ilk turda kazanamamasını garantilerdi. Ardından iki adayın yarışacağı ikinci turda da,  Erdoğan’ın karşısına daha geniş cepheyle ve güçlü çıkılırdı.

2) Çatı Aday, fikir olarak doğruydu ancak Ekmeleddin İhsanoğlu ismi yanlıştı. CHP, AKP’yle yarışın onunla aynı minderde güreşmekten geçtiğini sanıyor. Bu nedenle siyasal İslamcı bir adayın karşısına siyasal İslamcı bir aday çıkarıyor. Haliyle, kopyası aslına tercih edilmiyor.

Oysa seçimler muhafazakârlık zemininde değil, vatanseverlik zemininde yürümektedir. Bu gerçek o kadar ortadadır ki, sadece Erdoğan’a bakarak bile kavranabilir. Erdoğan’ın her seçim öncesinde milliyetçili görüntü vermeye çalışması, bayrak ve İstiklal Marşı’nı kampanyasının merkezine alması ve PKK karşıtlığına oynaması, seçimlerin vatanseverlik zemininde kazanılacağını göstermektedir.

3) CHP, Ekmeleddin İhsanoğlu için ciddi bir kampanya yapmadı. Bunu da İhsanoğlu’nun parti adayı değil, partilerin adayı olmasına bağladı.

Gerekçe gerçekçi değildi. Ekmeleddin İhsanoğlu, kampanyasını kör topal yaptı ve daha seçimlerden önce “ben kazanamam” görüntüsü verdi.

4) Kemal Kılıçdaroğlu, “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” diyerek, her şeye rağmen İhsanoğlu’na oy verecek kitlenin bir bölümünü kızdırdı ve sandığa küstürdü. Zira CHP’nin seçmeni kuzu kuzu denileni yapacak nitelikte değildi.

Kılıçdaroğlu, bugün her ne kadar oy kullanmayan seçmeni doğrudan suçlayarak yenilgisine mazeret arasa da, bu tavrıyla kitleyi boykota zorlayan olduğu için, asıl kendisi suçludur!

F TİPİ ORTAKLIĞI KAYBETTİRDİ

5) F Tipi ortaklığı iki nedenle CHP’ye kaybettirmektedir:

a) CHP’nin, sırf AKP karşıtlığı temelinde, milli kuvvetlere karşı tertipler uygulayan F Tipi yapıyla kurduğu ortaklık, onu vatansever, ulusalcı, Kemalist çevrelerin bir bölümünden uzaklaştırdı.

b) Cemaat arkasından çekildiğinde, AKP’nin oylarında önemli ölçüde bir değişiklik olmadı. Çünkü Cemaatin kadroları devletin sinir merkezlerine yerleşmişti ama kitlesel bakımdan halk içinde bir karşılığı yoktu. Dolayısıyla bu yapının oy anlamında CHP’ye bir katkısı olmadı.

6) Selahattin Demirtaş, oylarını 2-3 puan artırdı. Nereden geldi bu oylar? AKP’den mi, MHP’den mi?

Açık ki CHP’den gitti bu oylar? Ekmeleddin İhsanoğlu ismine tepki gösteren kimi CHP’liler istemeyerek de olsa Demirtaş’a oy verdiler. Zira Alevilik, solculuk ve laiklik gibi kriterleri baz alan bu kitle için Demirtaş, İhsanoğlu’ndan daha yakındı!

SORUMLU KILIÇDAROĞLU

CHP Genel Merkezi’nin 10 Ağustos seçim sonuçlarının faturasını seçmene kesmeye çalışması hem doğru değildir, hem de kendi sorumluluğunu gizleme girişimidir.

Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkmasının sorumlusu sandığa gitmeyen seçmen değil, kazanacak ve seçmeni sandığa götürecek bir aday belirlemeyen Kılıçdaroğlu’dur!

Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın karşısına Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkarak, Aslanlı yolda omuz omuza yürüyen, Silivri’nin duvarlarını yıkmak için 5 Ağustos’ta yan yana mücadele eden ve en sonunda Haziran’da ayaklanan milliyetçi ile solcuyu, Atatürkçü ile sosyalisti, halkçı ile ulusalcıyı bölmüştür!

Yalova modeli uygulansaydı, yani çatı aday cumhuriyetçilerin, milliyetçilerin, ulusalcıların, Atatürkçülerin, halkçıların, solcuların, sosyalistlerin birleşebileceği bir isim olsaydı, açık ki Erdoğan Çankaya’ya çıkamayacaktı.

Erdoğan’ın 30 Mart’tan bu yana neredeyse oyunu hiç artıramaması ve yüzde 51,8’de kalması bile bu gerçeğe işaret etmektedir!

Sonuç olarak 10 Ağustos sonuçları, her CHP’li için önemli derslerle doludur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ağustos 2014

Yorum bırakın

IŞİD’İN MUSUL İŞGALİNİN SONUÇLARI

IŞİD çok amaçlı bir işleve sahip olduğunu her hamlesiyle gösteriyor. Bu da arkasındaki esas kuvvete işaret ediyor:

Bağdadi, ABD’nin kontrolündeki esir kampından 2009’da serbest bırakıldı ve ardından IŞİD’in başına geçti. ABD’nin Suriye operasyonu başlayınca Esad’ı devirme cephesine sürüldü. Eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton IŞİD’in bir Amerikan projesi olduğunu kitabında yazıyor. ABD’li senatör Rand Paul, IŞİD’i kendilerinin silahlandırdığını açıkladı.

SURİYE’DEN IRAK’A ZORUNLU YÖNELİŞ

Ancak ABD Suriye’de Esad’ı deviremedi. AKP’den IŞİD’e uzanan enstrümanlar cephesi Suriye halkının vatan savunmasını kıramadı.

Washington, sonunda Moskova’nın gösterdiği çıkış yoluna istemeyerek sapmak zorunda kaldı.

Ardından ABD’nin taşeronu olan IŞİD’in Irak hamleleri başladı. IŞİD, 9 Haziran’da Musul’u işgal etti. IŞİD 7-8 bin militanla Irak’ın en büyük ikinci şehrini nasıl işgal edebilmişti?

Christof Lehmann’a göre IŞİD’in Irak savaşının merkez üssü, ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’ydi. Maliki karşıtı olan Parlamento Başkanı Nuceyfi’nin kardeşi Musul Valisi’ydi ve emrindeki birimlere çekilme talimatı vermişti. Musul’u IŞİD’e “kansız” teslim eden Vali Nuceyfi, ardından Barzani’nin yanına, Erbil’e kaçmıştı.

Peki, IŞİD’in Musul işgali hangi sonuçları doğurdu?

IŞİD’İN YARATTIĞI 9 SONUÇ

1) Barzani Musul’u bahane ederek 11 Haziran’da Kerkük’ü işgal etti ve bağımsız Kürdistan için referandum istedi.

2) İsrail, IŞİD’in yarattığı konjonktürden yararlanarak Gazze’ye saldırdı.

3) IŞİD, önceleri hedefinde Kürtlerin olmadığını ilan etmişti. Ancak şartlar oluşunca kuzeye yöneldi ve öncelikle Türkmenleri hedef aldı, ardından da Erbil’e doğru harekete geçti.

ABD, kukla devletinin başkenti olan Erbil’e kalkan olmak gerekçesiyle havadan IŞİD mevzilerine saldırdı. Dahası durumu fırsata çevirerek Barzani’yi silahlandırma kararı aldı. Böylece geçekleşme şansı olmasa da “Kürt Koridoru” planını sıcak tutabilecekti.

4) IŞİD, Türkiye’nin Musul Konsolosluğu’nu da işgal etti ve 49 görevlimizi rehin aldı. Ankara’nın fırsat varken konsolosluğu neden tahliye etmediği sorusu hâlâ yanıtsızdır. Dahası AKP Hükümeti, 49 rehine üzerinden, Türkiye’nin ulusal güvenliğine etki eden tüm bölgesel gelişmelere karşı sessiz kalabilmeye gerekçe bulmuş oldu.

5) AKP hükümeti, IŞİD’in hamlesi nedeniyle, Türkiye’nin ulusal güvenliğine dolaylı etkisi olan bir ortaklığı yürürlüğe soktu. AKP ve KDP, fırsattan yararlanarak Irak’ın petrolünü kaçak yollardan İsrail’e satmaya başladı.

6) CAP Raporu’yla Obama’ya “Kürtlerin birliğini sağlamasının” önerildiği bir süreçte gelen IŞİD’in Erbil hamlesi, Suriye’deki güç mücadelesi nedeniyle karşı karşıya olan PKK ve KDP’yi birliğe yöneltti.

7) PKK, IŞİD’e karşı savaşmayı gerekçe göstererek, ABD’den terör listesinden çıkarılmayı istedi. Hatta Beyaz Saray’ın internet sitesinden bir de kampanya başlattı. PKK nasılsa AKP’nin TBMM’den çıkardığı yasada “silahlı muhalefete” dönüşüyordu!

8) Kürtlerin birliği sağlanırken, AKP Hükümeti’nin sayesinde Türkmenler daha da parçalanıyordu. IŞİD’in saldırılarıyla bulundukları yerleri terk etmek zorunda kalan Türkmenler, bir de Ahmet Davutoğlu tarafından mezhep temelinde suçlanıyordu!

9) IŞİD’in Musul işgalinin bir diğer önemli sonucu ise ABD’ye Irak Başbakanı Nuri El Maliki’den kurtulma fırsatı doğurması oldu. Washington Irak’ın birliği yönünde adımlar atan Maliki’den uzun zamandır rahatsızdı ve arkasındaki siyasi güç nedeniyle ona katlanıyordu.

Irak Cumhurbaşkanı Fuad Mahsum’un Maliki yerine aynı partiden Haydar El İbadi’ye hükümet kurma yetkisi vermesi ve Beyaz Saray’ın anında İbadi’yi tebrik etmesi, tam bir darbe girişimidir.

STRATEJİK YÖN DEĞİŞMEYECEK

Darbeye karşı direnen Maliki konumunu koruyabilecek mi bilmiyoruz ama bildiğimiz şey şu: Irak’ın birlik yönünde bir eğilimde olması şahısların niyetinin çok ötesindedir ve stratejiktir. İbadi ya da başka bir isim bu eğilimi tersine çeviremez.

Dahası IŞİD’in yarattığı fırsatlardan ortaya çıkan yukarıda özetlediğimiz tablo da stratejik yönü değiştiremeyecek nitelikteki taktik hamlelerdir.

Yorum bırakın

10 AĞUSTOS’UN SONUÇLARI

Erdoğan’ı yüzde 51,8’le Çankaya’ya çıkaran 10 Ağustos seçimi partiler ve seçmenler açısından derslerle doludur. Bugün 10 Ağustos’u Erdoğan, CHP, MHP ve Türkiye Cephesi açısından inceleyeceğiz:

ERDOĞAN AÇISINDAN:

1) Erdoğan 55,7 milyon seçmenin sadece 20,8 milyonunun oyunu alarak Çankaya’ya çıktı. Bu, toplam seçmenin sadece yüzde 37’si demek. Yani Erdoğan Çankaya’ya çoğunluğun tercihi olarak çıkamadı.

2) Oysa Erdoğan’ın AKP’si daha dört ay önceki 30 Mart seçimlerinde 20,5 milyon oy almıştı. Üstelik seçmen sayısı da 52,7 milyondu.

Aslında yapısı açısından cumhurbaşkanlığı seçimini kıyaslamak için en uygunu 12 Eylül 2010 referandumudur. Erdoğan orada 22,2 milyon seçmenin oyunu almıştı ve seçmen sayısı da 49,6 milyondu.

Yani aslında Erdoğan ciddi bir oy kaybetmiş durumdadır!

3) Bu rakamlar, Erdoğan’ın başkanlık hayallerini bitirmiştir. Erdoğan artık sadece cumhurbaşkanıdır ve aldığı oy oranıyla ayda bir bakanlar kuruluna başkanlık etmesi mümkün değildir.

4) Yüzde 51,8 AKP’de kâğıtların yeniden dağıtılmasına neden olacaktır. Erdoğan’ın bu oy oranıyla AKP üzerinde tam denetim kurması mümkün değildir. Üç ay sonra sorunlar başlayacaktır.

CHP-MHP AÇISINDAN:

1) Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Erdoğan’a kırmızı halı olmaktan öteye gidemeyeceği bir de rakamlarla ortaya çıkmıştır. İhsanoğlu, CHP ve MHP’nin 30 Mart’taki toplam oyunun epey altında kalmıştır.

2) Tarih kitapları şöyle yazacaktır: Erdoğan’ı CHP’nin önceki genel başkanı Deniz Baykal başbakan, şimdiki genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da cumhurbaşkanı yaptı!

3) Yine tarih kitapları şöyle yazacaktır: Gelen bir telefon üzerine Türkiye’yi 3 Kasım 2002’de erken seçime götürerek Erdoğan’a kırmızı halı seren Devlet Bahçeli, 2014’te de Erdoğan’a Çankaya için omuz vermiştir!

4) Erdoğan’ı Çankaya’ya çıkaran Kılıçdaroğlu ve Bahçeli “tıpış tıpış” istifa etmelidir!

TÜRKİYE CEPHESİ AÇISINDAN:

1) Oy kullanmayan seçmen sayısı 14,8 milyondur ve bunun 2,7 milyonu yurtdışında yaşayan seçmendir. Bir de 0,7 milyon geçersiz oy var.

Katılımın genelin çok üstünde olduğu 30 Mart’ta oy kullanmayan seçmen sayısı 6,1 milyondu. Geçersiz oylar da 1,8 milyondu.

Yurtiçinde oy kullanmayan ve geçersiz oy kullananların sayısı 12,8 milyondur. Bu 30 Mart’ta 7,9’du. Yani 4,9 milyon arttı. Hepsi İhsanoğlu’na gittiğinde kuşkusuz seçim sonuçlarını değiştirebiliyordu.

CHP’lilerin bu tablodan hareketle, kaybedilen seçimin sorumlusu olarak oy kullanmayanları ilan etmesi doğru değildir. Çünkü siyasetçi faturayı seçmene çıkaramaz! Yenilginin sorumlusu sandığa gitmeyen seçmen değil, seçmeni sandığa götüremeyen siyasetçidir!

2) 3 Temmuz’a kadar bizim de desteklediğimiz yeni bir aday arayışı gerçekleşmiş olsaydı, Erdoğan birinci turda kesinlikle kazanmayacaktı. Sonuçlar bunu bir kez daha teyit etti.

Ancak hem 3 Temmuz hem de 10 Ağustos geride kaldı ve biz önümüze bakacağız. Orada da tablo lehimizedir. 55,7 milyon seçmenin 34,9 milyonu Erdoğan’a oy vermemiştir ve bu büyük çoğunluktur.

10 Ağustos süresinde, “ne Erdoğan ne Demirtaş” diyerek işte bu oluşacak tabloya işaret etmiştik. Sandığa İhsanoğlu için giden de, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin kaybedecek aday dayatmasına isyan edip sandığa gitmeyen de, Türkiye Cephesi’ndedir. 3 Temmuz ve 10 Ağustos tartışmalarını ve “sandığa gidilseydi Erdoğan kazanamazdı” suçlamalarını bir kenara bırakmalı ve Erdoğan’ı çıktığı yerden indirecek mücadeleyi seferber etmeliyiz.

3) İç ve dış politikaların işaret ettiği gerçek şudur: Erdoğan’la yürümez!

Peki, ne olacak? ABD’nin üç seçeneği var: a) Erdoğan’la düşe kalka devam etmek. b) Restorasyon hükümeti aramak. c) Amerikancı darbe.

Her üçünün de gerçekte seçeneksizlik olduğu ortadadır ve asıl Türkiye’nin bir seçeneği vardır: 34,9 milyona dayanarak ve Erdoğan’ın aldığı 20,8 milyon oyun bir bölümünün de desteğiyle Erdoğan’ı devirmek.

Bu Erdoğan’ı ABD tarafından deliğe süpürülmekten kurtaracak, Türkiye’nin restorasyon hükümetleriyle oyalanması engellenecek ve darbe tehlikesini bertaraf edecek! Yani toplam da AKP’nin de yararına olacak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Ağustos 2014

Yorum bırakın

MAFYOKRASİ YIKILACAK

11 Ağustos’tan itibaren köklü ve devrimci bir mücadele gerektiğinin göstergesi, aşağıdaki şu 34 yıllık 12 Eylül rejimi bilançosudur:

ENSTRÜMANLAR YÖNETTİ

1980’ler: Özal.

1990’lar: Çiller.

2000’ler: Erdoğan.

2010’lar: Erdoğan.

MİLLETİN MALINA EL KONDU

1980’ler: Özelleştirme.

1990’lar: Yabancılaştırma.

2000’ler: Peşkeş çekme.

2010’ler: Kendi üstüne tapulama.

HIRSIZLIK REJİMİ

1980’ler: Benim memurum işini bilir.

1990’lar: Bal tutan parmağını yalar.

2000’ler: Götürüyor ama makarna da dağıtıyor.

2010’lar: Paraları sıfırla.

YASADIŞI YÖNETİM

1980’ler: Kontrgerilla.

1990’lar: Susurluk.

2000’ler: AKP ile F Tipi ortaklığında tertip.

2010’lar: A-Gladyo.

TÜRKİYE YALNIZLAŞTI

1980’ler: İran’a düşmanlık.

1990’lar: Irak’a düşmanlık.

2000’ler: Komşulara düşmanlık.

2010’lar: Mezhep temelinde halklara düşmanlık.

REJİM ÖLDÜRDÜ

1980’ler: Erdal Erenler…

1990’lar: Uğur Mumcular…

2000’ler: Hrant Dinkler…

2010’lar: Abdocanlar…

TOPLUM GERİCİLEŞTİRİLDİ

1980’ler: Uçaklardan atılan dua bildirisi.

1990’lar: Türban üzerinden dinci baskı.

2000’ler: El Kaide, İhvan.

2010’lar: Mezhepçilik, IŞİD.

SİSTEM ÇÜRÜTTÜ

1980’ler: Esrar.

1990’lar: Eroin.

2000’ler: Kokain.

2010’lar: Bonzai.

DEVRİM ŞART!

Türkiye ancak bir devrimle yeniden ayağa kalkacaktır!

Buna gücümüz var:

1980’ler: Bahar eylemleri.

1990’lar: Büyük madenci yürüyüşü, özelleştirme karşıtı eylemler, sürekli aydınlık için bir dakika karanlık eylemleri.

2000’ler: Cumhuriyet Mitingleri.

2010’lar: 19 Mayıs- 29 Ekim eylemleri, Silivri’yi kuşatma eylemleri, Haziran Halk Hareketi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Ağustos 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın