Posts Tagged 2. Cenevre Konferansı

SEVR, LOZAN, CENEVRE

Bildiğiniz gibi PKK’nin Suriye’deki kolu PYD, Kürt meselesi ayrı bir gündem maddesi olmadığı gerekçesiyle 2. Cenevre Konferansı’na katılmadı. Fırsattan yararlanıp bulunduğu bazı bölgelerde sözde özerklik ilan eden PYD, bu avantajının konferansta tanınmasını umuyordu; gerçekçi değildi, olmadı…

Bunun üzerine PYD 2. Cenevre Konferansı’nı Kürtlerin 2. Lozan’ı ilan etti. Şunu demek istiyordu; 1. Lozan’da Kürt yok sayılıp Türk egemenliği uluslararası kabul görmüştü, 2. Lozan’da da (Cenevre) Kürt yok sayılıp Suriye Arap egemenliği uluslararası kabul görecek…

Kuşkusuz ne Lozan PYD’nin anladığı şeydi, ne de 2. Cenevre Konferansı Kürtlerin 2. Lozan’ıydı…

Öte yandan 2. Cenevre Konferansı’na katılan Suriye Kürt Yüksek Konseyi ise çok daha geri bir açıklamayla konuya dâhil oldu. Konsey üyesi Suriye Kürt Demokrat Partisi Sözcüsü Nuri Bromo, “PYD katılsaydı Cenevre-2, Sevr-2 olurdu” dedi.

2. Cenevre Konferansı’nın Suriye Kürtlerinin bir bölümüne göre 2. Lozan, bir diğer bölümüne göre ise 2. Sevr olması sadece bir kafa karışıklığını değil, daha önemlisi tarafların bulunduğu siyasal konumu izah ediyor.

EMPERYALİST MÜDAHALENİN SONUÇLARI

Gelin en iyisi baştan başlayalım ve Sevr ile Lozan’ı Kürtler açısından öncelikle değerlendirelim.

ABD’nin Irak’a saldırması, her şeyden önemlisi Kürt sorununa emperyalist bir müdahaleydi ve sorunun bölgeselleştirilmesiydi. Bu durum Kürt hareketlerinin emperyalizmle ilişkisini geliştirdi; bu da bu örgütler içerisindeki anti-emperyalist yönelimi budadı…

Öyle ki, kısa zamanda bölgenin tarihi bile bu Kürt grupları tarafından yeniden ve bu kez emperyalistlerin gözlüğünden okundu. Böylece Lozan ve Sevr gibi konular bile anlam kaymasına uğradı. (Bu durumun sadece Kürtler açısından değil, Türklerin bir bölümü açısından da geçerli olduğunu belirtmeliyiz.)

Örneğin artık Sevr, salt Kürdistan demekti. Lozan ise Kürdistan’ın bölünmesi ve parçalanması…

Peki, bu gerçek miydi?

KÜRTLER SEVR’E KARŞIYDI

Kuşkusuz İngiliz ve Fransız emperyalizmi dayattıkları Sevr’de bir Kürdistan hedeflemişlerdi. Bir avuç Kürt ayrılıkçısı da bu hedefi alkışlamış ve Sevr’e tapmıştı. Ancak Kürtlerin geniş kesimleri Sevr’e karşı çıkmıştı!

Örneğin Bitlis milletvekili Yusuf Ziya Bey “bendeniz Kürtoğlu Kürtüm” diyerek başladığı konuşmasında şöyle diyordu: “Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyle bize hak vermek isteyenlere iade ettik. Nasıl ki El-cezire Cephesi’nde çarpıştık. Nasıl ki, Türklerle beraber kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemeyiz.” (Türk Parlamento Tarihi, II. Cilt, TBMM Yayınları, s. 343)

Hatta Kürtler, Sevr’e daha Sevr hazırlığı sayılan Paris Konferansı sırasında karşı çıkmıştı. Kasım 1919’daki Konferans’ta Kürt ayrılıkçısı Şerif Paşa Ermenilerle Kürdistan anlaşması yapınca 22 Kürt aşireti bir deklarasyon yayınlamış ve bir telgrafla Şerif Paşa’yı protesto etmiştir. Kürt aşiretler Türk ve Kürtlerin soy ve din bakımından kardeş olduğunu, ayrılamayacağını vurgulamışlardır.

KÜRTLERİ LOZAN DEĞİL EMPERYALİZM BÖLDÜ

Uzatmayalım, çok miktarda tarihi belge arşivlerdedir, incelenebilir.

Ama bitirirken şu gerçeği anımsatalım: Kürtleri ya da Kürdistan’ı Lozan bölmedi! Kürtlerin bölünmesinin yani Anadolu dışında Irak ve Suriye topraklarında bölünmüş şekilde yaşamasının sorumlusu İngiliz ve Fransız emperyalizmidir, Sykes-Pycot’ya göre Ortadoğu’nun cetvelle çizilmesidir.

Bu gerçek bizi bir diğer gerçeğe götürür: Emperyalistler Kürtlere gerçek anlamda ne özgürlük ne de devlet getirir. Sevr’i Türklerle birlikte “ayaklarının altına alıp çiğneyen” ve Lozan’da Türklerle birlikte devlet kuran Kürtler, kimi işbirlikçi örgütlere rağmen, son tahlilde kesinlikle emperyalizmin kuklası olamazlar! Bu hayal, tarihe sığmaz!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ocak 2014

, ,

Yorum bırakın

ESAD DEĞİL ERDOĞAN YARGILANIYOR

2. Cenevre Konferansı’nın ilk gün toplantıları önemli bir gerçeği resmetti: Suriye’deki acı tablonun en önemli sorumlusu Erdoğan’dır!

Evet, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim tüm dünyanın önünde, onlarca ülkenin dışişleri bakanının karşısında aynen böyle söyledi ve üç yıllık tabloyu şu sözlerle özetledi: “Erdoğan olmasaydı bunların hiçbirisi olmazdı.”

SİHİR SİHİRBAZ OLDU

Emperyalizme karşı vatanını savunma haklılığı ve kararlılığıyla konuşan Velid Muallim, önce salonda bulunan muhalif temsilcileri vatana ihanetle suçladı. Ardından da başta Erdoğan olmak üzere bazı ülke yöneticilerini suçladı.

Erdoğan’ı isim vererek açıkça teröristlere destek vermekle suçlayan Muallim, şu önemli benzetmeyi yaptı: “Sihrin bir gün sihirbaza döneceğini bilmiyorlardı.”

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in tarihe kayıt düşen şu sözlerini biz de Ufuk Ötesi’ne kayıt ediyoruz ve dikkatinize sunuyoruz:

“Eğer komşumuz, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olsaydı, size anlattıklarım, Suriye’de olanlar aslında hiç yaşanmazdı. Ama Suriye’nin komşuları ya bizi sırtımızdan bıçakladı, ya da zayıf ve sessiz kaldılar. Suriye’yi yok etmek için uzun yıllardır yapılan planları uygulama emri aldılar. Erdoğan hükümeti olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Bu hükümet, kendi topraklarında teröristleri barındırıyor. Onlara, Suriye’ye karşı kullanacakları silah, eğitim veriyor. Ama besledikleri bu teröristlerin bugün kendilerini hedef aldıklarını görüyorlar.”

DAVUTOĞLU BARIŞ DEĞİL SAVAŞ İSTİYOR

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim’in sözleri, üzerine bir şey söylenemeyecek ağırlıktaydı…

Bu sözler karşısında Ahmet Davutoğlu’nun nasıl bir savunma yaptığına değinmeyeceğiz. Zira savunulacak bir durum yok. Aynı zamanda terörist grupların koordinatörü de olan Davutoğlu bu nedenle sözde “işkence fotoğraflarına” sarıldı konuşmasında…

Sırf bu konuşma bile, o fotoğrafların amacını göstermeye yetiyor!

Davutoğlu “biz kimin terörist olduğunu biliyoruz” gibi en ufak bir ciddiyeti olmayan argümanlarla masada barışı değil savaşı, çözümü değil iç savaşın sürmesini savundu!

TIR’LAR TERÖRE DESTEK KANITI

Erdoğan artık sadece Türk halkı ve Şam yönetimi nezdinde değil, bölge nezdinde de Suriye’deki tablonun sorumlusudur!

Özellikle yakalanan ve içinden askeri mühimmat çıkan TIR’ların durumu, artık bu gerçeği dünyanın gözleri önüne getirmiştir.

AKP’nin “TIR’larda yardım malzemesi var” açıklaması kendi tabanını bile ikna edememektedir. Çünkü soru açıktır: Madem yardım malzemesi var, TIR’lar neden MİT’in? Neden Kızılay’ın değil!

Kaldı ki AKP’li milletvekili Ali Şahin’in şu sözleri, dolaylı suç itirafı olmuş ve not edilmiştir: “Ha TIR durdurmuşsunuz ha cepheye cephane taşıyan Nene Hatun’u durdurmuşsunuz.”

Ve Erdoğan’ın “Savcı benim iznim olmadan TIR’a müdahale edemez” sözleri de suçun bir başka kanıtı olmuştur!

ERDOĞAN’DAN KURTULMAK

Uzatmayalım…

TIR’lar, montaja hazır roket parçaları, tank mermileri, terörist gruplara verilen her türlü lojistik destek, muhaliflere sağlanan imkanlar, sınırları terörist grupların geçişine açmak…

Tüm bu deliller dün Cenevre’de Erdoğan’ı Suriye’deki tablonun sorumlusu yaptı. Ama daha önemlisi, yarın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin konusu olacağıdır.

Zira Erdoğan uygulamalarıyla uzunca bir süredir bölgenin güvenlik sorunu haline gelmiştir ve sadece Suriye’de değil, Irak’ta, İran’da ve Mısır’da da “istenmeyen komşu” pozisyonundadır.

Türkiye kritik seçimli sürece bu gerçeği göz önünde bulundurarak girmelidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Ocak 2014

Yorum bırakın

2. CENEVRE’DE KİMİN NE HEDEFİ VAR?

22 Ocak’ta yapılacak 2. Cenevre Konferansı öncesinde karşıt cephelerin durumunu dün incelemiştik. Bugün bu cephelerin masaya hangi hedefle oturacağını ve konferanstan nasıl bir sonuç çıkabileceğini öngörmeye çalışacağız.

TÜRKİYE VİTES DÜŞÜRDÜ

Yaklaşık üç yıldır süren Barı-Suriye savaşında Şam yönetiminin Türkiye’nin pozisyonunu nasıl gördüğüyle başlayalım.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’la birlikte yaptığı ortak basın toplantısında, ABD’yi Suriye’de terörist grupları hâlâ desteklemekle suçladı. Peki, Washington bu grupları nasıl destekliyordu? Muallim dünya basının önünde şu saptamayı yaptı: “ABD’nin bunu asker çıkarmakla değil, ancak Türkiye üzerinden teşvik ettiğini kaydetmek isterdim.

İşte Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin üç yıldır komşusuna karşı uyguladığı vesayet savaşının özeti budur! Hatta ikili göreve öyle içten ve derinden angaje olmuştur ki, Washington frene zorunlu basmaya başladığında bile gaza devam etmiştir. 2. Cenevre Konferansı’nı engellemeye çalışmış, denetimindeki grupların orada bulunmasını istememiştir. Ta ki Washington zoru gösterinceye kadar!

Şimdilerde hem Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Esad karşıtlığında düşük profil vermesi hem de Abdullah Gül’ün son büyükelçiler konferansında “Suriye’de yeni tehditler olduğuna” dikkat çekmesi, Ankara’nın zorunlu olarak vites düşürdüğünü ve direksiyonu bir parça kırdığını gösteriyor.

İSLAMİ CEPHE’Yİ CIA-MİT KURDU

ABD’nin 2. Cenevre Konferansı’nda Rusya’yla anlaşmasına rağmen, Muallim’in de dikkat çektiği gibi Washington’un hâlâ terör gruplarına destek vermesi, ABD’nin gelecekte “sürekli karışık” bir Suriye’den yana olduğunu gösteriyor!

Lavrov’un Muallim’le yaptığı ortak basın toplantısında dile getirdiği şu sözler önemli: “Batılı ortaklarımızın Suriye içindeki muhaliflere karşı sergilediği aldırışsız tutumundan kaygı duyuyoruz. Çünkü içerideki muhalifleri konferanstan uzak tutmanın hiçbir izahı bulunmamaktadır. Ulusal Koalisyon ise sadece dışarıdaki muhalifleri temsil etmektedir.”

Çarpıcı değil mi? Bakın henüz yalanlanmayan bir iddiaya göre, Suriye Ulusal Koalisyonundan ayrılarak İslamcı Cephe’yi oluşturan grupların arkasında CIA var! Suriye ve Rusya gazetelerinde yer alan habere göre geçen yılın sonunda Amman’da bir araya gelen ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan istihbarat örgütleri bu yeni oluşumu, IŞİD’e karşı kurdular!

ÇÖZÜM BAŞLADI, ZAFER ŞAM’IN

ABD’nin bu el altı faaliyetlerine rağmen, muhalifler gelecekten umutsuz; hatta yavaş yavaş pozisyon değişikliği gösterenler var.

Örneğin Rusya’nın Türkiye’de farklı yorumlanan Suriyeli Kürt gruplarla ilişkisi bu bakımdan ilk meyvelerini verdi. PYD dışındaki Kürt grupların örgütü Suriye Kürt Ulusal Konseyi SKUK Cenevre’ye katılıyor.

SKUK üyesi Suriye Kürt Birliği Partisi Genel Sekreteri İbrahim Bro’nun şu sözleri Batı adına bir yenilginin ifadesi olarak kayda geçiyor: “Kürt Ulusal Konseyi, muhalefetin tüm temsilcilerine Cenevre 2 Konferansından başka Suriye krizinin çözüm yolunun olmadığı ifadesinde bulundu. Cenevre Konferansına gitmezsek savaş devam edecek, rejimin askeri gücü daha da artacak. Suriye halkı için siyasi bir çözümün bulunması lazım. Bugün Cenevre’ye gitmezsek yarın Suriye muhalefeti için böyle bir şans olmayacak.

Suriye Uzlaşı Bakanı Ali Haydar da durumu şu sözlerle özetliyor: “Cenevre-2’den bir şey beklemeyin. Bu krizi ne Cenevre-2, ne Cenevre-3 ne de Cenevre-10 çözebilir.” Dahası Haydar, “Çözüm başladı ve devletin askeri zaferiyle devam edecek” diyerek asıl gerçeğe işaret ediyor.

HEDEF: İLK MUTABAKAT

Bro’nun da belirttiği gibi Cenevre masası Esad için değil, aslında muhalifler için artık bir şans! Esad ve Suriye cephesi masaya güçlü geliyor. Moskova-Tahran-Şam üçlüsünün müşterek stratejisinden anlaşıldığına göre Batı’yla, esir değişimi, insani konularda yardım ve Halep’te ateşkes ilan edilmesi konusunda bir planın hayata geçirileceği anlaşılıyor.

Ama Moskova’nın asıl hedefi, tüm karşıtları 1. Cenevre mutabakatına mecbur etmek!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ocak 2014

Yorum bırakın

2. CENEVRE KONFERANSINA DOĞRU

2. Cenevre Konferansı için geri sayım başladı. Taraflar masaya güçlü elle oturabilmek için son hamlelerini yapıyorlar. Bugün son duruma bakarak konferanstan ne çıkabileceğini öngörmeye çalışacağız:

1) SURİYE CEPHESİNİN DURUMU

Şam yönetimi masaya avantajlı geliyor. Batı’nın saldırılarına üç yıldır direnen Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, ülkesine düşmanlık yapan tüm kuvvetlere  yıkılmayacağı mesajını vermiş oldu.

Ağustos’taki kimyasal saldırı komplosundan sonra inisiyatifi alan ve Rusya’nın desteğiyle ABD’yi Cenevre’ye mecbur eden Esad, geçen süre zarfında silahlı muhaliflere olabildiğince ağır baskı uyguladı. Bu hem muhalifleri zayıflattı hem de Cenevre öncesi onları böldü.

İran’ın 2. Cenevre’ye katılıp katılmayacağı henüz netleşmedi. Ancak görünen o ki, Tahran Cenevre’de fiziki olarak olmasa da, fikri olarak mutlaka yer alacak!

Nitekim Moskova’da buluşan Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakanları müşterek stratejilerini gözden geçirip, yeni anlaşmalar yaptılar. Suriye Cumhurbaşkanlığı Siyasi Danışmanı Buseyne Şaban, gelişmeyi “Cenevre öncesi harika bir anlaşma oldu” diyerek yorumladı.

Öte yandan Rusya konferans sırasında Amiral Kuznetsov isimli uçak gemisini Suriye açıklarında demirleyecek ve masanın diğer tarafına mesaj vermiş olacak.

2) BATI CEPHESİNİN DURUMU

Batı esas olarak 3+3 şeklindeki bir düzenle Suriye’ye saldırıyor üç yıldır… Birinci 3’te ana kuvvetler olarak ABD, İngiltere ve Fransa var. İkinci 3’te ise ara ya da uygulayıcı kuvvetler olarak Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan var.

2. Cenevre Konferansı öncesi bu cephede hem önemli geri adımlar yaşandı hem de bölünmeler… Örneğin ara kuvvetler olan Türkiye ve Katar, önce Mısır konusunda sonra da Suriye’ye saldırının nasıl sürdürüleceği konusunda Suudi Arabistan’la ayrı düştüler.

Diğer yandan ABD ve İngiltere ile Fransa da 2. Cenevre Konferansı öncesinde bölündü. Hafta başında Suriye Ulusal Konseyi’nden bir yetkilinin BBC’ye yaptığı açıklamaya göre ABD ve İngiltere muhalif guruplara “2. Cenevre Konferansı’na katılmaları, aksi halde desteklerini çekecekleri” yönünde uyarıda bulundu.

Ancak Fransa diğer üç ara kuvvetle birlikte, ABD ve İngiltere’den farklı olarak her durumda muhalifleri desteklemeyi sürdüreceklerini belirtiyorlar.

3) MUHALİF GRUPLARIN DURUMU

Ana kuvvetlerdeki (ABD, İngiltere ve Fransa) ve ara kuvvetlerdeki (Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan) bölünme, haliyle sahadaki operasyonel kuvvetlere de, üstelik daha ağır şekilde yansıdı. Muhalefet parçalandıkça parçalanıyor…

Yola Ahmet Davutoğlu’nun koordinatörlüğünde tek parça çıkan SUK, Kürt grupları bünyesine dâhil edemediği ve sonuç alıcı hamleler yapamadığı için daha sonra ABD tarafından Katar merkezli olarak SUKO’ya dönüştürülmüştü. Ancak bu da çözüm olmadı. Tersine bölünme artarak devam etti.

Kabaca son durum şu:

a) SUKO/ÖSO, içerisinden çıkıp başka oluşumlar kuran gruplar nedeniyle oldukça zayıfladı. Kalan yapı içinde Türkiye-Katar ile Suudi Arabistan’ın nüfuz çekişmesi var. Son seçimlerde Suudi Arabistan’ın adayı Ahmet Carba, Katar’ın adayı Riyad Hicab’dan daha fazla oy alarak başkanlığını korudu. (SUKO dün İstanbul’da toplanarak Cenevre konusunda kesin karar alacaktı. Biz yazıyı gazeteye teslim ettiğimizde toplantı henüz başlamamıştı.)

b) El Kaide türevleri iki büyük parçadan oluşuyor; En Nusra ve IŞİD. Özellikle En Nusra bir dönem diğer muhalif gruplar tarafından Türkiye’den himaye görmekle suçlanmıştı. Şimdi her ikisi de diğer tüm muhalif gruplarla çatışma halinde…

c) SUKO içerisinden çıkan bazı gruplar, bir İslamcı Cephe kurarak yola devam etme kararı aldılar.

d) Kürt grupları ise kabaca PKK ve KDP arasında bölünmüş durumda. Büyük parçayı PKK’nin Suriye kolu olan PYD oluşturuyor. Batı’nın PYD ile KDP’ye yakın grupları bir araya getirme çabaları gerçekleşemedi. Son olarak PYD lideri Salih Müslim, Kürt sorununun ayrı bir madde olarak ele alınmadı takdirde 2. Cenevre Konferansı’na katılmayacaklarını ilan etti. Moskova’nın görüştüğü diğer Kürt gruplar ise Cenevre’de olacak.

Yarın devam edeceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ocak 2014

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: