Posts Tagged AB

17 ARALIK’TA “UCU AÇIK MÜZAKERE ÖNCESİ, 6 AYLIK TARAMA SÜRECİ” VAR: AB SENARYOSU ÇÖKTÜ, SIRA HÜKÜMETTE

1999 Helsinki Zirvesi’nde “ABD tarafından AB kapısına bağlanan Türkiye” programı çöküyor. 17 Aralık’ta AKP’ye, “şartlı davet, ucu açık müzakere ve müzakere öncesi 6 aylık tarama süreci” verilecek. Tayyip Erdoğan, “çöken programın çöken iktidarı” olmamak için, 18 Aralık sabahına üç taktik hazırladı. Ancak ABD ve AB ile Türkiye ilişkilerinin geldiği son nokta, yeni bir programı ve yeni bir hükümeti dayatıyor.

MEHMET ALİ GÜLLER

Aydınlık / 12 Aralık 2004 / Sayı: 908

AKP hükümetiyle yürütülen AB senaryosu çöktü. 17 Aralık fiyaskosu, 1999 Helsinki Zirvesi’yle başlayan sürecin de sonu oluyor. “ABD eliyle Türkiye’nin AB kapsısına bağlanma” programı 17 Aralık takvimiyle iflas etti. Şimdi sıra, o programın “iktidarı”nda!

KAPIDA NELER KAYBETTİK?

ABD’nin 1999’da AB’yle anlaşarak uyguladığı takvimde neler vardı?

Türkiye kapıya bağlanarak, Avrasya’da ittifaklar kurması engellenecek, çıkarılacak yasalarla TSK’nın etki alanı daraltılacak, fonlarla beslenen Sivil Toplum Kuruluşları aracılığıyla milli refleks öldürülecek ve zihinler ele geçirilecek, teslim alınmış hükümetler aracılığıyla istenilen yasal düzenlemeler çıkarılacak, yargı AİHM ve diğer uluslararası mahkemelere bağımlı kılınacak, merkezi otorite yerel idarelere devredilecek, milli bütünlüğü hedef alan anayasal değişikliklerle etnik ve mezhepsel farklılıklar kimlik olarak tanıtılacak, 1995’te imzalanan Gümrük Birliği yoluyla ekonomisi çökertilecek, Kıbrıs ve Güneydoğu konusunda teslim alınacak, Fener-Rum başpapazının ‘ekümenik’ vasfı kabul ettirilecek, Heybeliada Ruhban Okulu açtırılacak, toprak ve mülk satışı yasal güvenceye alınacak, cemaatlere ve dini vakıflara ‘özgürlük’ sağlanacak vs…

AB 1999-2004 yılları arasındaki 5 yıllık süreçte, isteklerinin büyük bölümünü aldı.

AKP 17 ARALIK’TA NE ALACAK?

Peki 5 yılın ardından, milli hedef olarak ilan edilmiş “AB yolu”nun sonunda, tüm bu verdiklerinin karşılığında Türkiye ve AKP hükümeti, 17 Aralık’ta ne alacak?

İşte Almanya-Fransa eksenli AB’nin hazırladığı 17 Aralık takvimi:

1) Tarih vermeden (ya da Ekim 2005 veya 2006) müzakerelere şartlı davet.

2) Ucu açık müzakere.

3) Müzakere öncesinde “6 aylık tarama süreci” uygulanacak.

4) 2014’ten önce ‘Mali program’a alınmayacak.

TASLAK PANİK YARATTI

6 Ekim ilerleme raporundan sonra Zirve için hazırlanan taslak da, 17 Aralık’ın AKP hükümeti açısından fiyasko olacağına işaret ediyor. Hazırlanan ilk taslak, AKP hükümetini ve AB’ci kesimleri paniğe sevketti. Dışişleri ilk taslağa itirazlarını 8 ana başlık altında sıralayıp, resmi bir yazıyla AB dönem başkanı Hollanda’ya iletti. Hollanda ikinci bir taslak daha hazırladı. Ancak ikinci taslak, birinciden de beterdi!

Dışişleri’nin ilettiği 8 madde şunlardı:

1) Müzakerelerin hedefi mutlaka tam üyelik olacaktır.
2) Kıbrıs Türkiye için şart olamaz.
3) Türkiye ile müzakerelerin ne zaman başlayacağı açık ve net olmalıdır.
4) Türkiye ile müzakere için ikinci bir toplantıya ihtiyaç duyulmamalıdır.
5) Türkiye’ye özel statü uygulanamaz.
6) Sonuç bildirgesinde Türkiye için AB hukukuna ters düşecek ifadeler yer almamalı.
7) Müzakere süreci sürdürülebilir olmalı.
8) Türkiye ile müzakereler hiçbir koşula bağlanamaz.

Ancak, Dışişlerinin tek bir itirazı bile dikkate alınmadı.

SIRADA 3. TASLAK VAR!

9 Aralık’ta Brüksel’de bir araya gelen AB Daimi Büyükelçileri, üçüncü bir taslak hazırlanmasına karar verdi. 13 Aralık Pazartesi günü son şekli verilecek taslağa göre;

1) Müzakerelere başlama tarihi boş bırakılacak.

2) Ucu açık müzakere süreci öncesinde, Türkiye’ye “6 aylık tarama süreci” uygulanacak.

3) Müzakerelerin askıya alınma koşulu yeralacak. Müzakerelerin askıya alınmasını Komisyon ya da üye devletlerden biri önerebilecek. (Daha önceki taslakta, bu önerinin Komisyon ya da üye ülkelerin ancak üçte biri tarafından yapılabileceği öneriliyordu.)

4) Katılım sürecine olumsuz etki edecek ikili anlaşmazlıklar, gerek görülürse, çözüm için Uluslararası Adalet Divanı’na sevkedilecek.

5) Kıbrıs şartı var..

6) 31 ana başlık altındaki müktesebatta, kapatılmasında ve gerekli durumlarda açılmasında “yasal uyum ve tatmin edici uygulama” aranarak “eşik” uygulanacak.

7) Kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar ve tarım alanlarında derogasyonlar olacak.

GENİŞLEYEN AB PARÇALANIR

“AB’ye onurlu girelim”ci cepheyi de şaşkına çeviren bu süreç, hiç de sürpriz değil. AB’nin uzun yıllardır resmi ve yarı resmi ağızlardan dile getirdiği bu süreç, son olarak AB Komisyonu başkanı tarafından da dile getirildi.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Durao Barroso, genişlemiş bir AB’nin parçalanacağını belirtti. 4 Aralık’ta, Portekiz’de yayımlanan Expresso dergisine konuşan Barroso, “Bugün Avrupa’nın karşısındaki zorluk, federal bir süper-devlet olma riski ve ulusal geleneklerimizin erozyona uğraması değil, parçalanma ihtimalidir” dedi.

Haftalardır AB başkentlerinde duvarlara asılan “Türk bayraklı Truva Atı” afişleri, Almanya-Fransa merkezli süper-devlet olma gayretlerinin de yansıması aslında. İngiltere’den sonra ikinci bir ABD Truva Atı’nın AB tarafından kaldırılamayacağı fikri, pek çok AB ülkesinde hakim görüş.

ÜYELİK YOKSA AB YÖRÜNGESİNDEN ÇIKARIZ

Türkiye’nin AB nezdindeki büyükelçisi Oğuz Demiralp, üye olunmaması halinde, Türkiye’nin AB yörüngesinden çıkacağını ilan etti. 8 Aralık’ta Brüksel’de verdiği bir konferansta, taslaklara değinen büyükelçi Demiralp, “Bu ifadeler, Türkiye’nin ne olursa olsun AB çizgisinde kalacağı varsayımından kaynaklanıyor. Bu doğru değil” dedi.

Türkiye’nin tam üye olamaması halinde AB yanlısı politikaları sürdürmeyeceğini vurgulayan Demiralp, “kartlar yeniden dağıtılır” uyarısında bulundu.

Büyükelçi gibi hükümet de farklı bir üslup kullanmaya başladı!

ÇÖKEN PROGRAMIN, HÜKÜMETİ DE ÇÖKER

AKP hükümeti 1. taslaktan itibaren, 18 Aralık sabahına göre konumlanmaya başladı. 3 Kasım 2002’de “ABD tarafından AB kapısına bağlanan Türkiye” programına “hükümet” edilen Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, “çöken bir programın çöken hükümeti” olmamak için yeni manevralara yöneldiler. Tayyip Erdoğan 18 Aralık sabahından sonra da “hükmedebilmek” için ABD-AB-Rusya-İKÖ dörtlüsü arasında denge siyaseti gözeten bir izlenim vermeye çalıştı.

Erdoğan’ın AKP grubunda dile getirdiği “tek boyutlu dış politika yürütmüyoruz” açıklaması bu yeni döneme işaret ediyor.

TAYYİP ERDOĞAN’IN 3 HESABI

Erdoğan’ın birinci hesabına göre, Türk milleti, 17 Aralık’ta ağır AB şartlarına “hayır” diyen başbakanın etrafında kenetlenecek. Başkanlık sistemi tartışmasının gündeme getirilmesi ve kulislere yansıyan erken seçim haberleri de bu hesabın ürünü! Şimdiden seferber edilen bazı köşe yazarlarıyla, Erdoğan’ın ne kadar “millici” olduğu pazarlanmaya çalışılıyor! Erdoğan, bu hesaba göre zaman kazanmayı ve iktidarını sürdürmeyi tasarlıyor.

Erdoğan’ın ikinci hesabı, şartların bir parça yumuşamasını bekleyerek, “AB yolu” programını sürdürebilmek.

Erdoğan’ın üçüncü hesabı “AB yolu”ndan çıkmış bir Türkiye’yi ABD’nin BOP’una, bu kez tam teslim etmek!

Ancak ABD’nin tanıdığı inisiyatif kadar manevra alanına sahip olan AKP hükümetinin, 18 Aralık sabahına sözde “milli” bir programla uyanması mümkün görünmüyor.

ABD ve AB ile Türkiye ilişkilerinin geldiği son nokta, yeni bir programı ve yeni bir hükümeti dayatıyor!

Yorum bırakın

ATİNA, “BAŞ TEHDİT TÜRKİYE” İÇİN SALDIRI SİLAHLARI DEPOLUYOR – ABD, YUNANİSTAN’I SAVAŞA HAZIRLIYOR

ATİNA, “BAŞ TEHDİT TÜRKİYE” İÇİN SALDIRI SİLAHLARI DEPOLUYOR

ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor

Dışişleri Bakanı Gül, savunma harcamalarını azaltmayı savunuyor. Oysa, gelişmeler, ABD’nin Yunanistan’ı savaşa hazırladığını gösteriyor. ABD, “saldırı silahları”yla donattığı Yunan Ordusu’nu “baş tehdit Türkiye” doktriniyle yeniden yapılandırdı. Yunan Ordusu, “doğudan gelen tehdit” nedeniyle Ege ve Meriç Nehri boyunca yeni bir düzenlemeye gitti. Yeni plan, Türkiye ile Kıbrıs arasında “adayı ablukaya alacak şekilde” askeri bir operasyon yapmak!

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
25 Ocak 2004

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan’la yakınlaşmak adına savunma harcamalarını azaltmayı savunurken, ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor. Gül, 20 Ocak 2003’te yaptığı açıklamada, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun Türkiye ve Yunanistan arasında savunma harcamalarının kademeli olarak düşürülmesine ilişkin anlaşma önerisine sıcak baktığını söyledi. Papandreu’ya övgüler dizen Gül, Türkiye’nin savunma harcamalarını aslında düşürmeye başladığını söyledi.

Ancak, Yunanistan’ın “savunma harcamalarını kademeli olarak düşürme” önerisi, tam bir aldatmaca. Çünkü, Yunanistan, baş tehdit olarak gördüğü Türkiye’ye karşı yeni bir askeri doktrin geliştirdi. ABD’nin “saldırı silahlarıyla” donattığı ve yapılandırdığı Yunan Ordusu, Türkiye’ye karşı oluşturulan “savunma ve güvenlik konsepti”yle, savaşa hazırlanıyor. İşte Yunanistan Savunma Bakanı Papandoniu’nun ağzından gerçekler!

DOĞUDAKİ BÜYÜK TEHLİKE: TÜRKİYE

Yıllarca NATO konsepti gereği kuzey cephesini esas alacak şekilde yapılanan Yunanistan Silahlı Kuvvetleri, Savunma Bakanı Papandoniu’nun tarifiyle “kuzeydeki tehlikenin ortadan kalkmasıyla birlikte doğudaki büyük tehlikeye karşı koymak amacıyla yeniden düzenlendi.”

Yunanistan’ın yeni askeri doktriniyle ilgili 29 Ekim 2003’de basını bilgilendiren Papandoniu, “yeni yapılanmanın artık Kardak türü olayların yaşanmasını imkansız kıldığını” söyleyerek “herhangi bir tahrike çok kısa zamanda kararlı ve sonuç alıcı bir biçimde karşılık verebilecek durumdayız” dedi.

5 Kasım 2003 tarihli Savunma ve Dışilişkiler Konseyi toplantısında konuşan Papandoniu, “Ege ve Meriç’teki düzenlemelerin doğudaki tehdidin (Türkiye) varlığını koruduğu dikkate alınarak yapıldığını” söyledi. Papandoniu, ordunun yapılandırılma gerekçelerini şöyle sıraladı: “Ülkelerimiz arasındaki ortamın iyileşmesine rağmen Ankara’nın Ege ve Kıbrıs’taki yasadışı talepleri ve uzlaşmaz tavrı yüzünden doğudaki tehdidin varlığını koruması, kuzeydeki tehdidin yok olması, uluslararası terör ve organize suçlardan kaynaklanan asimetrik tehditler doğması, Kıbrıs (Rum) ile ortak savunma doktrinimizin güvenilirliğinin garanti altına alınması ve ülkemizin yurtdışındaki barış operasyonlarına katılması.”

BAŞ TEHDİT: TÜRKİYE

12 Kasım 2003’te yine basını bilgilendiren Papandoniu, 2004 yılının Türk-Yunan ilişkileri açısından çok kritik olduğunu belirtti. İki ülke arasında son yıllardaki yakınlaşmaya rağmen temel sorunların çözülememiş olduğunu kaydeden Papandoniu, “Doğudaki tehdit nedeniyle Yunanistan’ın toprak bütünlüğünün sürekli tehdit altında olduğunu savundu. Yunanistan Savunma Bakanı 19 Kasım 2003’te de Türkiye’nin, Yunanistan’ın ulusal güvenliğine başlıca tehdit olmaya devam ettiğini ileri sürdü.

ABD’DEN YUNANİSTAN’A SALDIRI SİLAHLARI

ABD’nin savaşa hazırladığı Yunanistan, Türkiye’ye karşı hem sınırda askeri yığınak yapıyor hem de AB’nin savunma harcamalarına getirdiği sınırlamalara rağmen “saldırı silahları” satın alıyor. ABD, bu amaçla, Türk Hava Kuvvetleri’ne karşı üstünlük sağlayabilmesi için Yunanistan’la F-16 yenileme projesini onayladı. Pentagon proje için Lockheed Martin silah şirketiyle anlaşma imzaladı. Proje, Yunan F-16’larının elektronik sistemlerinin modernizasyonunu da içeriyor. Ekim ayında başlayan proje, iki yıl boyunca devam edecek.

Öte yandan Yunanistan, Kıbrıs’taki 40 bin Türk askerine karşı ABD’ye F-16 Blok 52 modeli savaş uçağı ile Apachi saldırı helikopteri siparişi verdi.

Yunanistan, 2001-2010 arasındaki 10 yıllık dönemde de, 29.7 milyar dolarlık silahlanma bağlantısı yaptı. Bu miktarın 4.7 milyar dolarlık bölümü Eurofighter savaş uçağı programına ayrıldı. 2001 yılı sonlarında ABD’den 70 adet F-16 satın alındı.

TÜRKİYE SINIRINA ASKERİ YIĞINAK

Yunanistan Savunma Bakanı Papndoniu’nun 5 Kasım 2003’de “Ege ve Meriç’teki düzenlemelerin doğudaki tehdidin (Türkiye) varlığını koruduğu dikkate alınarak yapıldığını” söylemesinin ardından, Yunanistan Savunma ve Dişişleri Konseyi’nin orduyu Türkiye sınırı boyunca yayma kararı aldığı ortaya çıktı.

ABD Savunma çevrelerine yakınlığıyla bilinen Middle East News Line adlı internet sitesindeki habere göre, Yunan Savunma Bakanı Yannis Papandoniu, Meriç nehri ve Ege denizindeki birliklerini yeniden yapılandırma ve yayma kararı aldıklarını açıkladı.

KIBRIS’I ABLUKAYA ALMA OPERASYONU

Öte yandan, Kıbrıs Rum yönetiminin, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle önümüzdeki günlerde, hava ve deniz araçlarının katılımıyla Kıbrıs’ın kuzeyindeki uluslararası suları da kapsayacak şekilde bir “mülteci operasyonu” düzenleyeceği ortaya çıktı.

21 Ocak 2004 tarihli Fileleftheros gazetesi, önümüzdeki günlerde yapılacak operasyonla, ilk kez Güney Kıbrıs’ın botlarının KKTC ile Türkiye arasındaki uluslararası sularda, AB üyesi ülkelerin botlarıyla birlikte devriye gezeceklerini yazdı. Haberde, bunun bir tatbikat değil operasyon olduğu belirtilirken, İtalya, Yunanistan, İspanya ve diğer AB ülkelerinin katılacağı operasyonda Güney Kıbrıs’ın koordinasyon görevini üstleneceği ve Rum yetkililerinin karargahının eski Limasol Limanı olacağı açıklandı. Gazete, operasyon merkezinde Rum polis gücü, hava kuvvetleri, liman ve sahil polisi ile Göçmenlik Bürosu yetkililerinin hazır bulunacağını, operasyonda birkaç gün süreyle geçecek gemilerin kontrolünün yapılacağını kaydetti. Rum Adalet Bakanı Doros Theodoru da operasyonu doğruladı, ancak ne zaman yapılacağını belirtmedi.

“Mülteci önleme” adı altında yapılan operasyon, askeri çevrelerde, Avrupa’nın Türkiye ile ada arasında tampon oluşturulmasını ve adanın abluka altına alınmasını amaçladığı şeklinde yorumlandı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, gelişmeyi yeni bir Rum tahriki olarak değerlendirdi ve Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ı havadan ve denizden kontrol altına almak istediğine dikkat çekti. Denktaş, “operasyonun” Türkiye ve KKTC’nin haklarına tecavüz olduğunu söyledi.

ABD, KIBRIS’A ÜS TAŞIYOR

ABD, Yunanistan’ı savaşa hazırlamanın dışında bizzat adaya da yerleşme çalışmaları yürütüyor. 12 Aralık 2003 tarihli Kipros Simera gazetesinin haberine göre ABD, İspanya’daki Maron Hava Üssü’nü Kıbrıs’a taşıyarak, bu üssünü Kıbrıs’taki İngiliz üsleriyle birleştirme hazırlığı yapıyor. Gazete, İngiltere’nin Kıbrıs’taki iki üssünden biri olan “Agratur’un ABD’nin ölüm üssü haline geleceğini” yazdı. “İspanya’daki üs Kıbrıs’a taşınıyor. NATO üsleri Girit-İncirlik’le birleşecek1 ifadesini kullanan gazete, Pentagon’un Limasol’daki Agratur üssü ile Magosa bölgesindeki Dikelya İngiliz üslerini “ele geçirdiğini” savundu.

İspanya’daki üssün Kıbrıs’a nakledileceğinin “çok gizli” ibaresiyle Türkiye, Yunanistan ve İsrail Savunma bakanlıklarına bildirildiğini öne süren gazete, “Amerikalıların bu ‘ölüm üssünün’ Doğu Akdeniz’de Amerikan nüfuzunu önemli ölçüde güçlendireceğini ve ABD için büyük stratejik öneme haiz bu bölgede, tamamen denetimi elde tutmak için kara, hava ve deniz birliklerinin her an saldırıya hazır durumda bulunacağını” savundu. Haberde, bu “çok gizli” dosyadan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da haberdar edildiği, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Mark Grossman’ın son Türkiye ziyaretinin bu olayla da ilgisi bulunduğu belirtildi.

Aynı gün bir uyarı yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD’nin bu üssü “Türkiye’ye karşı bir kontrol merkezi olarak kullanacağına” dikkat çekti. Denktaş, şöyle konuştu: “Bizim bildiğimiz bir şey vardır. Kıbrıs meselesinde Rum tarafını bu kadar destekleyenler kendi çıkarları için uğraşmaktadırlar, KKTC halkının çıkarları için değil. Nedir çıkarları? Kıbrıs’ı bir AB, ABD-İngiliz üssü haline getirmek. Bu nedenle İngilizler üslerini AB’ye sokmamıştır. ABD ile ortak kullanabilmek için. AB de ‘stratejik açıdan Kıbrıs bize lazımdır’ demiştir. Demek ki aralarında bir mutabakat var. Böylelikle hem AB, hem de ABD ve İngiltere, Kıbrıs’ı petrol kuyularına, Arap ülkelerine ve belki de Türkiye’ye karşı bir kontrol merkezi olarak kullanacaklardır.”

Bu tehlikeli gelişmeyle ilgili uyarılarını sürdüren Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC seçimlerinin hemen ardından Ulusal Kanal ve Aydınlık’tan Saim Gözek’e yaptığı açıklamada, ABD üssünün Rusya ve Ortadoğu’yu hedef aldığını, Türkiye’yi de kontrol etme amacı taşıdığını vurguladı.

YUNANİSTAN 5 KAT FAZLA SİLAHLANIYOR

ABD’nin, Yunanistan’ı savaşa hazırladığının en önemli işaretlerinden birisi de silahlanmaya ayırdığı bütçe. Yunanistan yıllarca Türkiye’nin savunmaya aşırı harcama yaptığı propagandasıyla, artan oranlarda askeri harcamaya yöneldi. Yunanistan, son oniki yılda, yıllık ortalama 5,2 milyar dolarlık askeri harcama yaparken bu oran Türkiye’de ortalama 6.2 milyar dolardı. Aradaki 1 milyar dolarlık farkı propaganda malzemesi yapan Atina, ABD’nin de teşvikiyle aşırı silahlanmaya gitti. Oysa bu tablo gerçeği yansıtmıyor. 12 milyonluk Yunanistan’ın askeri harcamasının 70 milyonluk Türkiye’nin askeri harcamasına denk olması zaten mümkün değil.

Gerçekte Türkiye, silahlanma harcamalarında, Yunanistan’ın çok gerisinde… Tablo 1-2 kıyaslaması yapıldığında bu sonuç tüm çıplaklığıyla görülüyor.

Yunanistan’ın son oniki yılda silahlanma ayırdığı miktarın GSMH’ya oranı yüzde 4,6 iken bu oran Türkiye’de 3,8’de kalıyor.

Yunanistan’ın son oniki yılda ortala kişi başına yaptığı yıllık askeri harcama 502 dolarken, bu oran Türkiye’de yalnızca  104 dolarda kalıyor.

Kişi başına yapılan askeri harcamalardaki 5 katlık fark çarpıcı bir gerçeği de ortaya çıkarıyor. Bu fark, Türkiye’nin savunma ağırlıklı, Yunanistan’ın ise saldırı ağırlıklı silahlandığının en önemli kanıtı. Kaldı ki, ABD’nin son 10 yılda Yunanistan’a çok miktarda saldırı silahları sattığı Yunan basınına bile yansıdı.

Burada özel bir duruma da dikkat çekmek gerekiyor: Türkiye’nin askeri harcamalarında görülen artışın olduğu yıllar, ABD’nin Irak’ın kuzeyinde kukla devleti kurdurma yönündeki faaliyetlerini yoğunlaştırdığı döneme denk geliyor. Bu dönemde Türkiye’nin, PKK’ye karşı yürüttüğü askeri mücadele, 1993’den sonra görülen artışa neden oldu.
Yunanistan, herhangi askeri bir problem yaşamadığı 1987-99 döneminde, 67,5 milyar dolarlık askeri harcama yaptı. Türkiye ise tüm dış tehditlere rağmen 1987-199 döneminde yalnızca 80.5 milyar dolarlık askeri harcama yaptı. Tabi, Rumlarla ortak savunma doktrini uygulayan Yunanistan’ın harcamalarına Rumlar’ın savunma giderleri de eklenince, ikilinin Türkiye’den çok fazla silahlandığı açık bir şekilde görülüyor.

Bir başka dikkat çekici nokta da şu: AB’nin üyelik kriterleri arasında, savunma harcaması oranının GSMH’nın yüzde 3’ü geçmemesi şartı da var. Ancak Yunanistan, bu orana bir türlü düşmedi, tam tersine AB’nin toleransıyla yıllarca bu oranı artırdı.

MİLLİ İKTİDAR – MİLLİ KARARLILIK

Tüm bu gerçekler şunu gösteriyor: ABD, 2020 planı açısından tehdit olarak gördüğü Türkiye’ye karşı güç kullanmaya hazırlanıyor. Bu coğrafyada kalıcı olmayı ve Avrasya’nın içlerine uzanmayı amaçlayan ABD’nin önündeki en önemli engel Türkiye. Parçalanmış bir Türkiye, ABD için engel olmaktan çıkacaktır. ABD bu amaçla izlediği strateji doğrultusunda, hem kuzeye genişletmeye çalıştığı kukla devlet faaliyetlerini artırıyor, hem Kıbrıs baskısıyla kukla devlet konusunda Türkiye’yi sıkıştırmaya çalışıyor, hem Türkiye’nin etrafına üsler kuruyor hem de Yunanistan’ı savaşa hazırlıyor.

Türkiye, bu stratejiyi bozacak askeri ve siyasi güce sahiptir. Yeter ki, tehdidin kaynağını doğru tespit etsin ve buna göre milletin kararlılığını harekete geçirsin. Unutulmamalıdır ki, ABD’yi caydıracak en önemli gelişme, gösterilecek “milli kararlılıktır.” Milli kararlılık ise “milli bir iktidarın” icraatı olacaktır.

Yunanistan’ın silahlanma harcamaları
Yıl Askeri Harcama (Milyon $) Asker Sayısı (Bin) Nüfus (Milyon) Askeri Har. GSMH İçindeki Payı Kişi Başına Yıllık Askeri Harcama
1987 5070 199 10 5,2 508
1988 5270 199 10 5,2 527
1989 4910 201 10 4,6 489
1990 4960 201 10,1 4,6 490
1991 4680 205 10,3 4,2 456
1992 4900 208 10,3 4,4 474
1993 4870 213 10,4 4,4 468
1994 4960 206 10,5 4,4 474
1995 5070 213 10,5 4,4 482
1996 5360 212 10,6 4,5 507
1997 5530 206 10,6 4,6 521
1998 5810 202 10,6 4,7 551
1999 6060 204 10,6 4,7 573
Kaynak: World Military Expenditures and Arms Transfers -1999, US Arms Control and Disarmament Agency, 2003

Türkiye’nin silahlanma harcamaları
Yıl Askeri Harcama (Milyon $) Asker Sayısı (Bin) Nüfus (Milyon) Askeri Har. GSMH İçindeki Payı Kişi Başına Yıllık Askeri Harcama
1987 4180 879 52,9 3,3 79
1988 3760 847 54 2,9 70
1989 4050 780 55,1 3,1 74
1990 4980 769 56,1 3,4 89
1991 5340 804 57,2 3,7 93
1992 5830 704 58,3 3,8 100
1993 6420 686 59,3 3,9 108
1994 6220 811 60,4 4 103
1995 6430 805 61,4 3,9 105
1996 7280 818 62,5 4,1 117
1997 7790 820 63,5 4 123
1998 8520 788 63,9 4,3 133
1999 9950 789 64,8 5,3 154
Kaynak: World Military Expenditures and Arms Transfers -1999, US Arms Control and Disarmament Agency, 2003

 

, , ,

Yorum bırakın

AMERİKANCI CEPHE HESAPLAŞMA BAŞLATTI

“MİLLİ HÜKÜMET” KABUSLARI OLDU….
Amerikancı Cephe hesaplaşma başlattı

Amerikancı cephe 1 Mayıs 2004’te “denizin biteceğini” belirterek “nihai hesaplaşma” başlattı… AB’nin Türkiye’ye tarih vermemesi halinde “statükocuların” taarruza geçerek kendilerini ezeceğine dikkat çeken Amerikancı cephe, bu sonun yaşanmaması için AKP Hükümetini uyarıyorlar ve AB liderleriyle “gizli diplomasi” yürütmelerini istiyorlar… Amerikancı cephenin en büyük korkusu ise “milli hükümet”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
28 Aralık 2003

Medyadaki ABD ve AB yanlısı kalemler, son günlerdeki yazılarında ortak bir tespit dile getiriyorlar. Birkaç köşede birden savunulan görüşe göre, Türkiye yeni yıla büyük bir hesaplaşmayla girecek. ABD ve AB yanlısı kalemlerin telaşla savunduğu ortak görüş, Kıbrıs’taki gelişmelerin bu konuda belirleyici rol oynayacağı yönünde. ABD ve AB yanlısı kalemler, bu saptamadan yola çıkarak AKP hükümetini kararlı davranmaya çağırıyorlar.

“NİHAHİ HESAPLAŞMA”

Ertuğrul Özkök, 23 Aralık tarihli “son milli sır” başlıklı makalesinde, Türkiye’de birtakım çevrelerin ”Şu Avrupa defteri bir kapansın, biz size gösteririz” sloganıyla, sessiz bir çığlık gibi kulakları tırmaladıklarını yazdı. Özkök’e göre bu çevreler, ittifak halinde KKTC’de çözümü ve AB üyeliğini engellemeye çalışıyorlar. Hürriyet’in genel yayın yönetmeni, bu ittifaka karşı, 1 Mayıs 2004’ten önce harekete geçilmesini ve biran önce “nihai hesaplaşma” yapılmasını istiyor. Yoksa çok geç kalınacak! Özkök nihai hesaplaşmadan galip çıkmak için, “ittifakın ortakları kadar azimli, arzulu ve motive olmalıyız” diyor.

Aynı gün Hürriyet gazetesinin Ankara Temsilcisi Sedat Ergin de, Hükümetin pozisyonunu değerlendirdiği makalesinde “2004 yılında bütün yollar Kıbrıs’a çıkıyor” tespiti yapıyor.

“DENKTAŞ ZİHNİYETİ DEĞİŞTİRİLMELİ”

Milliyet gazetesinden Hasan Cemal de, Denktaş’ın Erdoğan-Gül ikilisine meydan okuduğunu belirterek ikilinin önündeki en önemli görevin, Ankara ve Lefkoşa’daki Denktaş zihniyetini değiştirmek olduğunu söylüyor ve şöyle soruyor:

“Hükümetin iktidar olmaya niyeti var mı, yok mu?”

Sedat Ergin’e göre bu sorunun yanıtını, Erdoğan-Gül ikilisinin önündeki Denktaş zihniyetini değiştirme görevi belirleyecek. Ergin, 23 Aralık’taki makalesini Erdoğan’a “deniz bitiyor” uyarısı yaparak bitiriyor.

“MİLLİ HÜKÜMET KURULACAK”

Hürriyet gazetesinin en ateşli AB’ci köşe yazarı Cüneyt Ülsever, 24 Aralık tarihli makalesinde, Ertuğrul Özkök’ün “bir an önce hesaplaşmak” istediği ulusal ittifakın planını yazıyor. Ülsever’in, büyük telaşla kaleme aldığı satırlar şöyle:

“KKTC’de hükümet kurulamayacak… Denktaş seçimleri yenileyecek… Ve geçen bu süre 1 Mayıs 2004’e ulaşacak… Rumlar tek yanlı AB’ye girecek… Annan Planı çöpe atılacak… Türkiye AB’ye veda edecek… AKP üçe bölünüp düşürülecek… Ve Ocak 2005’te, Türkiye’de milli hükümet kurulacak.”

Evet, Ülsever’in yazdığı planın gerçekleşmemesi için,Özkök ve diğerleri de “bir an önce, yol yakınken hesaplaşalım” diyor.

Ülsever, 25 Aralık’taki yazısında ise “Kıbrıs sorunu, Türkiye’de kimin iktidar olduğunu da gösterecek” diyor. Erdoğan Hükümeti’nin önünde üçüncü bir seçenek olmadığını vurgulayan Ülsever, “hükümet iki çatallı bir yolun ağzına geldi; ya o yöne, ya da bu yöne gidecek.” ifadesini kullanıyor.

“AB TARİH VERMEZSE TARUMAR OLURUZ”

Medyadaki Amerika ve AB yanlısı takımın en alt figürü olan Hadi Uluengin ise diğerlerine göre daha telaşlı. Uluengin, Hürriyet’teki 25 Aralık tarihli köşesinde, AB’den tarih alınamazsa başlarına gelecekleri şöyle sıralıyor:

“Ricata çekilmiş olan ‘statüko güçleri’ dehşet taarruza geçecektir. Ve zerre kuşkum yok, tüm ‘ilerleme dinamikleri’ni tarumar edecektir. Zaten böyle bir kıyamet, benim de dahil bulunduğum o ‘ilerleme dinamikleri’ açısından yenilgiyi fersah fersah aşan ‘hezimet’ anlamına gelecektir.”

Hadi Uluengin, Ertuğrul Özkök’in bir an önce başlamasını istediği nihai hesaplaşmanın, AB tarih vermezse, statükonun nihai zaferiyle sonuçlanacağına dikkat çekiyor.

Hadi Uluengin, bu hezimeti yaşamamak için hükümete şu uyarıyı yapıyor. “AB liderleriyle gizli diplomasi yürütün!”

Evet, herkesin üzerinde anlaştığı konu, 2004’ün çetin geçeceği ve Kıbrıs konusunda kazanan tarafın Türkiye’nin geleceğini belirleyeceği…

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın