Posts Tagged AB

YA ŞİÖ, YA NATO

Başbakan Erdoğan, geçen yıl “AB’de ne işiniz var” diyen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e “Bizi Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dâhil edin, biz de AB’yi gözden çıkaralım” demişti. Erdoğan, meseleye “latife” katarak bunu söylediğini belirtmiş, haliyle Türkiye’de de bu sözler “latife” olarak algılanmıştı.

Ufuk Ötesi’nde o zaman, bunun Türkiye için bir zorunluluk olduğunu, dünyanın merkezinin Batı’dan Doğu’ya kaydığı bir süreçte, bu gelişmenin Erdoğan için bile kaçınılmaz olduğunu belirtmiştik. Nitekim Türkiye bu süreçte, ŞİÖ’nün “diyalog ortağı” oldu.

ERDOĞAN: ŞİÖ, AB’DEN DAHA GÜÇLÜ

Erdoğan önceki gün kendisine sorulan “Türkiye AB sürecini unuttu mu” sorusunu yanıtlarken, yine bu konuyu gündeme getirdi: “Şimdi tabii bu böyle olumsuz bir şekilde gidince siz de ister istemez 75 milyonun bir başbakanı olarak başka arayışlar içeresine de giriyorsunuz. Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘bizi Şangay Beşlisi içine alın’ dedim. Alın bizi Şangay Beşlisi içine, biz de AB’ye ‘allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”

Üstelik bu kez Erdoğan, “İkisi birbirine alternatif mi” sorusuna da şu çok önemli yanıtı verdi: “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü!”

Anlaşılan Erdoğan Putin’e, Aralık başındaki Türkiye ziyareti sırasında da aynı talepte bulunmuş. Şaşırmadık. Çünkü o ziyaretten sonra, 23 Aralık 2012’deki Ufuk Ötesi’nde şunları yazmıştık: “Putin’in 3 Aralık’taki Türkiye ziyareti sırasında ‘Ortak Asya Stratejisi’ belirleme kararı alındı. Putin ve Erdoğan bu hedefle ortak çalışma grubu kurulmasını kararlaştırdı.”

Erdoğan bu görüşmeden bir ay önce de, Endonezya’daki Demokrasi Forumu konuşmasında da önemli bir çıkış yapmış ve “21. Yüzyıl, Asya yüzyılı olacak” demişti.

AB ÇÖZÜLÜYOR, ŞİÖ BÜYÜYOR

Erdoğan’ın belirttiği gibi ŞİÖ, AB’den daha iyi ve çok daha güçlüdür! Üstelik Çin ve Rusya dışında Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri de ŞİÖ üyesidir. İran, Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Moğolistan gözlemci üyeleri, Sri Lanka ve Belarus diyalog ortağıdır. Dünya nüfusunun ve ekonomik büyüklüğünün yarısı ŞİÖ’dedir!

Ayrıca AB, ulusal devletlerin egemenliğini devrettiği bir birleşik devletler modeli olmayı hedeflerken ve ABD’nin transatlantik ittifakı içinde yer alırken, ŞİÖ, küreselleşmeye karşı bir bölgeselleşme modeli olarak 1996’da ortaya çıkmış ve 2007’de “tek kutuplu dünya kabul edilemez” diyerek ABD’nin karşısına dikilmişti!

Üstelik AB, 2008’de başlayan ve hâlâ süren küresel kriz nedeniyle, genişleme yerine “çözülme” eğilimindedir. İngiltere’nin, AB üyeliğini halkoyuna sunma kararı alması buna işarettir.

Berlin’in Doğu’ya yöneldiği ve Moskova-Pekin hattıyla yakınlaştığı; Paris’in ise Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya yöneldiği bu süreçte Londra, çareyi Washington’la daha da yakınlaşmakta görmektedir.

YÜKSELEN KUVVETLERLE İTTİFAK

Erdoğan’ın bu nedenle AB yerine ŞİÖ demesi, akıllıcadır ve tarihsel zorunluluktur. İnen kuvvetler yerine yükselen kuvvetlerle ittifak yapak, en başta reel-politikanın gereğidir.

Ancak Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, Libya’ya müdahalede Batı Koalisyonu içinde yer alması, ABD adına Suriye’yi hedef alması, İsrail’in güvenliğini sağlayacak özellikteki Kürecik Radarını kabul etmesi, ABD’nin stratejik hedefine uygun olarak Barzanistan’ı himayeye soyunması, hele de Türkiye’yi “NATO toprağı” ilan ederek Patriot’lara evet demesi, ŞİÖ üyeliği konusuna kuşkuyla yaklaşılmasına neden olmaktadır.

Üstelik Erdoğan’ın kişiliği, ŞİÖ üyeliğini, Batı’yla pazarlık adına gündeme getirmiş olabileceğini düşündürmektedir.

O nedenle Erdoğan’ın bu konudaki ciddiyetinin test edileceği yer, öncelikle NATO’yla ilişkileridir! Çünkü ŞİÖ üyeliği ile NATO üyeliği bir arada olamaz!

Ancak her şeye rağmen Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın -amacı ne olursa olsun- ŞİÖ üyeliğini bir seçenek olarak gündeme getirmesi ülke adına önemli ve yararlıdır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Ocak 2013

, , , ,

Yorum bırakın

TLZONE KUZEY IRAK İÇİN Mİ?

Başbakan Erdoğan, geçen haftaki Almanya ziyaretinde yaptığı bir konuşmada, İngiltere’nin kendilerine “eurozone’a girmeyin, TLzone kurun” önerisi yaptığını açıkladı.

“Avro para bölgesine” girmeyen İngiltere’nin Türkiye’ye “TL para bölgesi kurmasını önermesi dikkat çekici. Çünkü para birliğine karşı çıkan bir ülkenin, bir başka ülkeye yeni bir para birliği kurmasını önermesi, en azından mantığa aykırı…

İlginçtir, Erdoğan’ın bu müjdeli açıklaması içeride hemen yankı buldu. Hükümete yakınlığıyla bilinen kesimler, “TL para bölgesi” hazırlıklarının başlamasını bile istediler. Haliyle karşı çıkanlar ve Erdoğan’ın sözlerini hayal görenler de vardı…

İngiltere’nin bu önerisini iki düzlemde ele almalıyız. Birincisi, AB’nin bölünmüşlüğü açısından; ikincisi de AKP’nin dış politikası açısından. Zira para birliği, ancak Türkiye dışındaki bazı ülkelerle birlikte kurulabilecektir.

BÖLÜNMÜŞ AB İÇİNDEKİ ABD!

AB’nin derin ekonomik krizinden çok önce de, birliğin geleceğinin bölünme eğilimi içine gireceği görülüyordu. Özelikle İngiltere’nin, AB içinde Almanya-Fransa merkezli ana yapıya yönelttiği itirazlar, daha yıllar öncesinden bir ikili yapıya işaret ediyordu. Nitekim İngiltere AB için hayati anlamı olan “Avro para birliğine” girmedi.

İngiltere bu ve benzeri nedenlerle, ABD’nin AB içindeki birinci Truva Atı olarak değerlendiriliyordu. İkinci Truva Atı mı? Bu ifade, AB kapısına Washington tarafından bağlanan Türkiye için kullanılıyordu.

AB, şimdilerde ikili değil, üç parçalı bir yapı sergiliyor. Zira Almanya ve Fransa artık ayrı eğilimler sergiliyorlar. Almanya, Atlantik bağını zayıflatıyor ve Çin-Rusya merkezli Asya’yla ticaretini büyütüyor. Ama daha önemlisi Almanya, AB’nin doğuya doğru genişlemesini savunuyor.

Fransa ise AB’yi güneye genişletmeyi, Akdeniz’e açmayı ve Akdeniz birliği üzerinden Kuzey Afrika ülkeleriyle çeşitli ortaklıklar kurmayı arzuluyor. Libya konusunda Almanya’nın değil de Fransa’nın saldırgan bir tutum sergilemesi, izlediği bu strateji nedeniyleydi.

Sonuç olarak Erdoğan’a “TL para bölgesi” önerisi yapanın Almanya ya da Fransa değil de İngiltere olması anlamlıdır ve ABD’nin AB politikasıyla kuşkusuz ilgilidir.

ZEROZONE

Gelelim “TL para bölgesi” önerisinin AKP’nin dış politikası açısından incelenmesine.

Türkiye “Türk Lirası para birliğini” kimlerle kuracaktır? Bu soru önemlidir çünkü neredeyse tüm komşularıyla sorunlu olan bir ülkenin komşularıyla parasal birlik kuramayacağı ortadadır. Bu dış politikayla Türkiye, “komşularla sıfır sorunun”, “sıfır komşuya” dönüşmesi misali, olsa olsa “zerozone” kurabilir; yani “sıfır bölge.”

Türkiye milli bağlar nedeniyle, KKTC ve Azerbaycan’la mı parasal bir birliğe yönelecektir? Bu iki ülke bir parasal birlik oluşturmak için yeterli midir? Yetmeyeceği görülüyor…

Peki, Türkiye, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri’yle mi parasal birlik kuracak? Mümkün görünmüyor, zira bu ülkeler, Çin ve Rusya’nın liderlik ettiği başta Şanghay İşbirliği Örgütü olmak üzere birçok siyasi, askeri, ekonomik birlik içinde yer almaktadır.

Geriye kim kaldı?

HİMAYE İÇİN PARA BİRLİĞİ

Ekonomik gerçekliği olmayan bu önerinin sadece Atlantik’in siyasal hedefleri açısından bir anlamı olabilir. O da “Türkiye himayesinde Kürdistan planı” gereği, Türkiye ile Irak’ın kuzeyinin entegrasyonudur.

Kuzey Irak’taki Türk şirketlerinin bu ay itibariyle 1020’ye ulaşması, Henri Barkey gibi isimlerin Türkiye’ye önerdiği “Nitelikli Sanayi Bölgesi”nin kurulması, “Belediyeler Birliği” gibi projeler, Kalkınma Ajansları, AKP ile BDP’nin ortak gündemi olan Eyalet Sistemi, PKK’nin istediği “özerklik” ve tüm bunların oturacağı federatif yapının idari şekli olan Başkanlık Sistemini’nin ülkeye dayatılması, ancak para birliği ile taçlandırılabilir!

Yani İngiltere, daha doğrusu ABD Erdoğan’a “TL para birliği kur” derken, aslında AKP’ye “Kuzey Irak’la entegrasyon” görevini anımsatmıştır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Kasım 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

YENİ ŞAFAK TGB’DEN ÖZÜR DİLER Mİ?

Ergenekon iddianamelerindeki iki bine yakın maddi hatanın iki açıklaması olabilirdi. Ya tertipçiler sonuçtan o kadar emindi ki, pek de özenmediler. Ya da tertipçilerin çapı bu kadarına yetiyordu. Görüldüğü gibi ikisi de aynı kapıya çıkıyordu…

Zira yıllar önce gömüldüğü iddia edilen silahların güncel gazetelere sarılmasının ve hiç yıpranmamasının, 2006’da kurulan örgütlerin 2003 “belgelerinde” bulunmasının, 2007’de belediye meclisinin aldığı kararla verilen sokak ve cadde isimlerinin 2003 “belgelerinde” yer almasının üçüncü bir açıklaması yoktu.

Neden mi anımsattık şimdi bunları? Anlatalım.

SELVİ, EYLEMİ NASIL İZLEDİ?

29 Ekim Cumhuriyet buluşmasını Ulus’ta bizzat yerinde izlediğini söyleyen Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi dün izlenimlerini yazmıştı. Ancak yazılanlar içinde izlenim değeri görecek nesnel bir olgu olmadığı gibi açık kışkırtma örnekleri vardı!

Mitingi yerinde izleyen Abdülkadir Selvi “Gazlı cumhuriyet” başlıklı makalesinde bakın ne yazıyor: “Gençler başlarına, ‘Atam İzindeyiz’ bantlarını takmışlardı, ellerinde de ‘TGS’ bayrakları vardı. TGS canım, hani şu Tandoğan Meydanı’nda, ‘Ordu Göreve’ pankartı açan militarist kuruluş. Bu kez göreve çağıracakları ‘darbeci ordu’ kalmadığı için kendileri gelmişti.”

Okuyunca siz de “devenin boynu” dediniz muhtemelen… Neresini düzelteceksiniz? Tıpkı Ergenekon iddianamelerinde olduğu gibi çapsızlıkla birleşmiş bir kışkırtıcılık ve sonuçtan emin olma hali…

Abdülkadir Selvi Ulus’taki eylemi nasıl izledi bilmiyoruz ama biz gerçeği yazalım, belki öğrenir:

SELVİ’NİN UYDURMALARI

1) Gençlerin ellerinde TGS bayrakları yoktu, TGB bayrakları vardı! TGS diye bir kuruluş var kuşkusuz; Türkiye Gazeteciler Sendikası. Ancak bu kuruluşun bayrakları ellerde değildi! Alanın neredeyse her yerinde dalgalanan o kocaman bayraklardaki TGB’yi ancak Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi doğru okuyamaz ve TGS diye not edebilirdi.

2) Selvi’nin bu satırları salt yukarıdaki maddi hatadan ibaret olsaydı, çapsız der, üzerinde durmazdık. Ancak bugün TGB’yi geçmişte “Ordu Göreve” pankartı açan provokatör grupçuk diye suçlamaya kalmak düpedüz kışkırtıcılıktır!

3) Üstelik o provokatör grupçuk, “Ordu Göreve” pankartını Selvi’nin yazdığı gibi 2007’de Tandoğan’da değil, 2003’te açmış ve bizzat 2003 eylemine katılanlar tarafından kınanmıştı.

TGB’DEN SELVİ’YE SORULAR

Abdülkadir Selvi’nin bu kışkırtıcı yazısını dün sosyal medyada da eleştirdim. TGB’nin bir yöneticisi eleştirime yaptığı yorumda bakın ne diyor:

“Selvi gazetecilik yapmak istiyorsa önce şu soruya yanıt versin. ‘Ordu Göreve” pankartı açanlar neden hiç soruşturulmadı? Neden o pankart Ergenekon davalarında hemen her sanığa soruldu da, o pankartın sahipleri iddianamelerde yer almadı? O provokatör grubun lideri neden iddianamede yok?”

TGB yöneticisinin dikkat çektiği konuyu netleştirelim. Bahsettikleri isim gerçekten de Ergenekon’un ilk iki iddianamesinde hiç geçmiyor, üçüncüsünde ise bir kez, o da geçiştirilerek yer alıyor…

Kuşkusuz Abdülkadir Selvi bu soruya birkaç nedenle yanıt veremeyecektir. Ama biz yine de Selvi’nin makamından, yani Yeni Şafak’ın Ankara Temsilcisi’nden bu kışkırtıcı yazıyı düzeltmesini ve TGB’den özür dilemesini isteyelim.

Gazetecilik en azından bunu gerektirir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Ekim 2012

, , , , ,

1 Yorum

GÜL’ÜN LİDERLİK SIRRI!

Bu Pazar, üç konuğumuz var. Zaman’dan Hüseyin Gülerce, Yeni Şafak’tan Ali Bayramoğlu ve Hürriyet’ten İsmet Berkan… Hafta içi kaleme aldıkları üç ayrı konuyu değerlendireceğiz; işledikleri konulara, sözcüklerinin gerisinde duran anlamlarıyla birlikte bakacağız:

YENİDEN AB RÜZGARI İHTİYACI

Bir Washington projesi olarak “Türkiye’nin AB’ye tam üyelik adaylığı”nın iki önemli anlamı vardı. Batı, birincisi, Türkiye’yi AB kapısına bağlayarak Avrasya’ya kaymasını engelleyecekti; ikincisi, bu adaylık üzerinden Türkiye’yi istedikleri gibi biçimlendireceklerdi.

Bu nedenle, ne zaman yapmakta zorlandıkları bir icraat olsa, hemen kamuoyuna “Ama AB üyesi olabilmek için…” diye başlayan cümleler sarf ederlerdi.

Sonra, AKP devlet içinde mevzi kazandıkça “AB masalına” ihtiyacı azaldı. Şimdilerde “İyi ki AB üyesi olmadık” diyen hükümet üyeleri bile var.

Ancak, Zaman yazarı Hüseyin Gülerce 23 Mayıs tarihli yazısında Erdoğan hükümetini uyarıyor. Gülerce “AB rüzgârına neden ihtiyaç var?” başlıklı yazısında yanıtı şöyle veriyor: “Yeni bir anayasa için en kritik düzlüğe gelindi. Türkiye’nin şu anda AB üyelik rüzgârına, her dönemden daha fazla ihtiyacı var.”

Dikkat buyurunuz; AB üyeliğine değil, sadece rüzgârına ihtiyaçları var. Çünkü anayasa yapmakta zorlanıyorlar!

LİBERALLER TUTUKLANMAKTAN KORKMUŞ

Son dönemde AKP destekçisi kimi liberallerin yazıları, tutum değişikliği sinyali olarak algılandı. Hatta Fenerbahçeli bir dostum şakayla karışık, “Fenerbahçe kimliği sahibi olmanın, Cengiz Çandar’ı bile bir parça düzelttiğini” iddia etti.

Kimi çevrelerde liberallerin eleştirel yazıları, liberallerin “doğru” rotaya girdikleri şeklinde yorumlandı. Ya da “AKP güç kazandıkça, sırtından liberalleri atmaya başladı” diyenler oldu.

Meğer mesele başkaymış!

Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, 23 Mayıs’taki yazısında başlıktan soruyor: “Bizi de mi tutuklayacaktınız?”

Meğer istihbarat almışlar… Başta Cengiz Çandar olmak üzere 44 gazeteci, KCK iddianamesine takılmış!

Bayramoğlu yazısını şöyle bitiriyor: “İş Çandar’a ve benzerlerine uzanırsa, otoriter cesaret bu noktaya kadar gelmişse, demokrasinin beli doğrulmayacak kadar bükülmüş olacak. Bu durumda asıl beli kırılması gereken o ‘cesaret’tir.”

Bayramoğlu’nun vurgulayarak tırnak içine aldığı “cesaret” kelimesini, nedense ben “cemaat” diye okudum…

Yoksa liberaller bölündü de, bir kısmı AKP’ci, bir kısmı da cemaatçi mi oldu? Selim Uslu ne güzel yorumlardı bu tabloyu…

NATO GÜL’DEN İYİSİNİ BULAMAZ

Hürriyet yazarı İsmet Berkan NATO Zirvesi için ABD’ye giden Gül’ün, Stanford Üniversitesi’ndeki konuşmasından hareketle 25 Mayıs’ta bir yazı yazdı. Başlık şu: “Abdullah Gül’ün liderlik sırları”

Berkan 11 maddede ballandıra ballandıra anlatmış bu sırları.

İlginç olan, Gül bu konuşmayı yaparken, bir yandan da “2014 yılında NATO Genel Sekreteri olacağı” konuşuluyordu. Hatta AB Bakanı Egemen Bağış, “NATO Gül’den iyisini bulamaz” diyordu.

Bağış’a katılıyor ancak Gül’ün asıl “liderlik” sırrını anımsatıyoruz:

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde kaydı var. Gül, tıpkı Margareth Thatcher gibi, Helmuth Kohl gibi, Giscard d’Estaing gibi, ABD’nin “liderlik programı” ile yetiştirildi!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mayıs 2012

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

AB, ÇİN’DE ‘KÖŞEYİ DÖNDÜ’

Başlıktaki sözler, AB Konseyi Başkanı Herman van Rompuy’a ait; AB Konseyi Başkanı’na göre Pekin, AB’nin sadece virajı almasını sağlamadı, aynı zamanda köşeyi de dönmesine yardım etti.

Bu sözlerdeki kuvvetli anlamı incelemek için başa dönelim en iyisi…

KRİZE TEK ÇARE: ÇİN

AB, Avro bölgesindeki mali krizi bir türlü aşamıyor. Benzer ekonomik sıkıntılar içindeki ABD’nin de AB’ye ciddi bir yardımı söz konusu değil.

AB yöneticilerinin de tespit ettiği gibi, tek çare Çin’de… Pekin’in 3 trilyon doları bulan döviz rezervinin, dünyayı bu gidişattan kurtarabileceği belirtiliyor.

AB’nin lider ülkesi Almanya’nın başbakanı Angela Merkel, işte bu konuda yardım istemek üzere, bu aybaşında Pekin’i ziyaret etmiş ve mevkidaşı Wen Jiabao’yla görüşmüştü.

Ancak Wen Jiabao, “avroyu kurtarma operasyonuna katılma ihtimalini değerlendireceklerini” söylemekle yetinmiş ve Merkel’e “borç krizinin Avrupa’nın öz gayretiyle atlatılabileceği” öğüdünü vermişti.

AVRUPA, ASYA’YA BAĞIMLI

Pekin’de yapılan 14. Çin – AB Zirvesi, bu konuda Avrupa’nın yeniden Çin’in kapısını çalmasına vesile oldu: Zirve’nin gündemini beklendiği gibi, Avro bölgesindeki şiddetli kriz oluşturdu.

Çin Başbakan Wen Jiabao, AB Konseyi Başkanı Herman van Rompuy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile yaptığı görüşme sonrasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Brüksel’i rahatlattı: “Çin, AB’nin borç sorununun çözümü çabalarında katılımını artırmaya hazırdır.”

Wen Jiabao’nun AB’yi büyük oranda rahatlatan bu sözlerinin ardından, AB Konseyi Başkanı Herman van Rompuy’un, başlığa aldığımız memnuniyeti geldi. Çin’in Avro Bölgesi’nde mali istikrarın güvenceye alınmasında işbirliğine hazır olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten van Rompuy, “Sadece önemli bir virajı geçmekle kalmadık, aynı zamanda bir köşeyi de dönmüş olduk” diye konuştu.

Van Rompuy’un şu sözleri ise Atlantik bölgesinin geldiği yeri göstermesi bakımından anlamlı: “AB ile Çin artık kesinlikle bir karşılıklı bağımlılık dönemine girmiştir. Hedefimiz bu giderek büyüyen karşılıklı bağımlılığı ortak fırsatlara dönüştürmeye devam etmektir.”

Çin’in AB’ye bağımlı olmasını gerektirecek bir durum söz konusu olmadığına göre, van Rompuy bu sözleriyle aslında, Avrupa’nın Asya’ya bağımlılığını ilan ediyordu…

ÇİN, ÇİFTE KAZANÇLI

Derin kriz içindeki AB, Pekin’in kararıyla, elbette önemli bir ilaca kavuşmuş oldu. Ancak Çin’in toplamda kazancı daha büyük gibi görünüyor…

Meselenin ekonomik ayağında şu kazanım var: Pekin yönetimi uzun zamandır AB’ye ihracat ve yatırımdaki bazı engelleri kaldıracak olan statünün kendisine tanınması için bastırıyordu. Avrupa ise buna direniyordu.

14. Çin – AB Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde de görüldüğü gibi, Avrupa Çin’e artık bu statüyü verdi: “İki tarafın, Çin’in AB içinde ‘tam piyasa ekonomisi’ statüsüne kavuşma çabalarını hızlandırma konusunda hemfikir olduğu…”

Ya siyasi kazanım?

Aslında Çin, o kazanımı daha Zirve başlamadan sağlamıştı!

AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’un yaptığı çağrı, oldukça anlamlıydı. Ashton’un, BRICS ülkelerine (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Amerika) yaptığı “ekonomik gücünüzü, siyasi güce çevirin” çağrısı, dünyanın yeni dönemine işaret ediyor.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Şubat 2012

, , , , , ,

Yorum bırakın

ÇOK KUTUPLU YENİ DÜNYA

Yeni yılın ilk gününde, yeni dünyamızı inceleyelim. Çünkü 2011 yılında oluşmaya başlayan bu yeni dünya 2012 yılında daha da pekişecek ve Türkiye de yeni dünyadaki yerini alacak…

2003 yılındaki tek kutuplu dünya görüntüsü, sadece 8 yıl sürdü. ABD, 2011 yılında yeni dünyanın kurulmasını çaresizlik içinde izledi.

Artık dünya tek bir kutuptan değil, birkaç kutuptan oluşuyor:

1. KUTUP: ABD

ABD, kuzey komşusu Kanada ile birlikte Kuzey Amerika kutbunu oluşturuyor. Bu kutbun en önemli iki müttefiki Avrupa’daki İngiltere ile Ortadoğu’daki İsrail’dir.

ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli taşeronu ise AKP hükümetidir. ABD, AKP üzerinden İran ve Suriye konusunda hâlâ hamleler yapabilmektedir.

Irak’tan çekilen ABD, Afganistan’da da siyasal yenilgi içindedir. ABD, Afganistan politikasını güçlendirmek için önemli bir araç gördüğü Pakistan’ı da 2011’de kaybetti.

ABD’nin Pasifik’teki müttefikleri ise Japonya, Güney Kore ve Avustralya’dır. Ancak büyük bir ekonomik güç olan Japonya da son dönemde Çin’e yanaşmaktadır. İki ülkenin ticarette dolar yerine kendi ulusal paralarını kullanmaya yönelmesi, ABD için küresel bir darbe daha olacaktır. Öte yandan Pekin ve Tokyo’nun Kore yarımadasının güvenliği için işbirliğine yöneleceği işareti de ABD’nin Pasifik’e müdahale zeminini daha kaygan hale getirecektir.

2. KUTUP: LATİN AMERİKA

ABD ve Kanada’yı dışarıda bırakan Amerika kıta ülkeleri, CELAC isimli bir yeni yapı kurdular. Son 10 yıldır teker teker Bolivarcı devrimlere sahne olan Latin Amerika ülkeleri, ABD’ye karşı birlik oluşturdular.

Brezilya ve Venezüella liderliğindeki birlik, ABD’yi güneyden kuşatırken, Ortadoğu’da bile aktif tutumlar sergiledi.

3. KUTUP: ALMANYA MERKEZLİ AB

ABD’nin İngiltere üzerinden müdahale edebildiği AB, 2011 yılında Almanya merkezli AB’ye dönüştü.

2000’lerde başlattığı Doğu’yla işbirliğinin avantajlarından yararlanan Almanya, Avrupa kıtasını etkisi altına alan ekonomik krizden en az etkilenen ülke oldu. Avro krizi ve avro bölge tartışmaları sırasında kıta politikalarına ağırlığını koyan Berlin, Londra’yı devre dışı tuttu.

4. KUTUP: İRAN MERKEZLİ ORTADOĞU

2011 yılı İran ve Ortadoğu için çok önemli bir dönüm noktası oldu. Irak işgalinin ilk gününden beri ağır bir ABD baskısı altında olan İran, yüzyıllara dayanan devlet geleneğinin de avantajlarını kullanarak, süreci çok az kayıpla atlattı ve 2011 yılında atağa geçti.

Tahran, Tunus ve Mısır’da başlayan halk hareketlerinin, bölgenin çıkarlarına hizmet etmesini sağlayacak politik hamleler yaptı. ABD, İran’ın bu hamlelerine Libya ve Suriye’de karışıklık çıkararak yanıt verdi. Yemen ve Bahreyn gibi ülkelerde tüm askeri baskılara rağmen dinmeyen halk hareketleri, Washington’un bölgesel çıkarlarını tehdit etmeyi sürdürüyor.

İran, Irak ve Suriye ile de çok önemli bir siyasal ittifak oluşturdu 2011’de…

2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesiyle başlayan ve 2011’de Hamas’ın FKÖ’ye katılmasıyla devam eden yeni dönem, Tahran’ın başarısı olarak değerlendiriliyor.

5. KUTUP: RUSYA

Putin ve Medvedev ikilisinin ayağa kaldırdığı Rusya, 2011’de ABD’ye karşı askeri hamleler de yapmaya başladı. Bu hamlelerin en önemlisi kuşkusuz uçak gemisini Akdeniz’e, Suriye’ye desteğe göndermesiydi.

Rusya, 2011’de Kazakistan ve Belarus’la birlikte Avrasya Birliği’ni başlattı. Birlik, 2012’de önüne kurumsallaşma ve yeni üyelerle genişleme görevi koydu.

Moskova, enerji hamleleriyle ABD’nin bölgedeki çıkarlarını zayıflattı. 2011’de imzalanan Mavi Akım ve Güney Akım projeleri, ABD’nin desteklediği Nabucco Projesi’nin çökmesine neden oldu.

6. KUTUP: ÇİN

Çin, kesintisiz büyüme sürecinin bu aşamasında, yani 2011’de çok önemli siyasal ataklar yaptı. ABD’nin emperyalist müdahalelerde bulunduğu bölgelere, ekonomisiyle nüfuz edip, Washington’un altını oydu. Batısında Afganistan ve Pakistan’la, doğrusunda da Japonya ile yakın işbirliği dönemi başlatan Çin, Asya kıtasının en geniş ölçeğinde etkin bir hale geldi. Pekin’in Latin Amerika’da başlattığı yatırım dönemi, Ortadoğu ve Afrika’da sürüyor.

Çin, 2011’de ABD’yi çok rahatsız eden bir silahlanma atağına da başladı. İlk uçak gemisini tamamlayan Pekin, uzayda Washington’la yarışa girdi.

Öte yandan Hindistan ve Brezilya gibi tek başına kutup olabilme potansiyeli taşıyan ülkeler de, 2011’de önemli hamleler yaptı. Her iki ülke de Rusya ve Çin’le yakın işbirliği dönemleri içine girdi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Ocak 2012

, , , , , , , ,

2 Yorum

YENİ DÖNEM

Ve ABD’nin Irak’ta bayrağı indirmesiyle bir dönem kapanmış oldu. Aylardır dile getirdiğimiz ama pek çok kesimi inandıramadığımız “ABD Irak’tan çekiliyor” gerçeği de, böylece ete kemiğe bürünmüş oldu.

ABD, IRAK’TA VE AGFANİSTAN’DA YENİLDİ

ABD sadece Irak’ta geri çekilmiyor! Her ne kadar Afganistan’dan 2014 yılında çekileceğini ilan etmişse de, siyasi anlamda geri çekilmeye başladı bile.

ABD, 10 yıl önce Afganistan’a saldıracağını ilan ettiğinde, önüne Taliban’ı yıkma hedefi koymuştu.

Peki, şimdi durum nedir?

TALİBAN’LA RESMİ GÖRÜŞME DÖNEMİ

ABD’nin el altından Taliban ile gizli müzakereler yürüttüğünü yazmıştık. ABD artık resmi görüşmelere geçmek istiyor: “ABD yönetimi, Taliban’la bu yılın sonuna kadar resmi barış görüşmelerine başlanabilmesi için Katar’da bir büro açılmasını istiyor.”

ABD’nin Taliban’ın yerine getirdiği Afganistan yönetimi ise Washington’a itiraz ediyor. Öyle ki, Devlet Başkanı Karzai’nin bürosundan yapılan açıklamaya göre, Afganistan, Taliban’ın Katar’da büro açması görüşmelerinin dışında bırakıldığı için, durumu protesto etti ve Katar’daki büyükelçisini geri çekti.

İlginçtir; Taliban’ın Katar’da büro açması pazarlıkları ABD ve Almanya üzerinden yürütülüyor.

Karzai ile toplanan Afgan liderlerin ise büronun Türkiye ya da Suudi Arabistan’da açılmasını istediği belirtiliyor.

Katar ya da başka bir yer… Önemli olan ABD’nin yıkmak için yola çıktığı düşmanıyla müzakere noktasına gelmiş olmasıdır.

Bu ABD için bir yenilgidir; askeri yenilginin bir sonucu olarak, siyasal bir yenilgidir!

BEŞ MERKEZ

ABD’nin hem Irak’ta hem de Afganistan’da yenilmesi, kuşkusuz yeni dönemin de başlangıcıdır. Ve yeni dönemde, ABD’nin karşısında yeni bloklar, yeni merkezler olacaktır:

1.) Almanya merkezli yeni AB.

2.) Çin’in ABD’ye meydan okuyarak “savaşa hazırız” demesi.

3.) Putin’in Avrasya Birliği.

4.) Latin Amerika ülkelerinin CELAC ile ABD karşısında blok oluşturması.

5.) İran’ın Ortadoğu’daki ABD karşıtı inisiyatifi.

RUSYA, AB’YE DESTEK OLUYOR

Öyle çok yeni dönem işareti var ki.

Daha 10-15 yıl önce Rusya’yı dünya piyasalarına entegre etmek için baskılar yapan AB, borç veren IMF ne durumda şimdi?

Rusya, avro krizindeki AB’nin desteklenmesi için IMF’ye en az 10 milyar dolar kredi vereceğini ilan etti. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ekonomi danışmanı Arkadi Dvorkoviç, Brüksel’deki Rusya-AB zirvesi öncesinde ilan etti bu kararı.

Medvedev de zirvenin açılışında yaptığı konuşmada AB’ye destek verdi: “Rusya AB ve avro bölgesi ülkelerindeki istikrarın sağlanmasına yardımcı olmak için mali açıdan gerekli yatırımları yapacaktır.”

TÜRKİYE’DE YENİ DÖNEM

Dünyadaki bu yeni dönem işaretleri, karanlık görüntüye rağmen, ülkemizde de mevcut…

Türkiye, Atlantik rejimini yıkacak yeni bir devrime gebe…

En önemli işaret ise bunun bir tarihsel zorunluluk olduğu gerçeği!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Aralık 2011 

, , , , , , ,

1 Yorum

ABD’NİN AB’Sİ – ALMANYA’NIN AB’Sİ

Yeni mali sözleşmenin Avrupa’yı nasıl ikiye böldüğünü dün incelemiştik. Ulusal çıkarlarını korumak adına kararı veto eden İngiltere’nin, Almanya-Merkezli Avrupa’nın dışına düştüğünü belirtmiştik.

Bugün de eski ve yeni AB’yi karşılaştırarak inceleyeceğiz.

ESKİ AB

Eski AB, aslında bir ABD projesiydi.

Washington’un projeye desteği, Berlin-Paris ekseninin son dönemdeki farklı politik hamlelerinde bile sürdü.

ABD’ye göre AB, bir rakip olmaktan çok, Çin-Rusya eksenine karşı birlikte hareket edeceği ortağı olacaktı nasılsa. Üstelik ABD, Berlin-Paris ekseninin aşırılıklarını, Londra ile de kontrol edebilecekti. Nitekim İngiltere, zaman zaman AB içinde Truva atı olarak nitelendiriliyordu.

ABD’nin Türkiye’nin AB “üyeliği” adaylığının mimarı olduğu da unutulmamalı. Zira Ankara’yı AB kapısına bağlama fikri Berlin’den ya da Paris’ten değil, Washington’dan çıktı.

YENİ AB

İngiltere’nin vetosunu değerlendiren iki İngiliz gazetesinin başlığını yeniden anımsayalım: The Independent “AB İngiltere’yi terk etti”, Times da “İngiltere, tek başına kaldı” başlıklarıyla değerlendirdi kararı…

Evet, AB, İngiltere’yi terk etti, hatta kapıdan attı! Böylece yeni AB şekillendi: Almanya-Fransa merkezli yeni AB.

Durumu şöyle tarif edenler de var: Hitler’in savaşla yapamadığını, Merkel diplomasiyle yaptı! Yani Avrupa’ya “egemen” oldu.

ALMANYA’NIN ÇIKARLARI DOĞU’DA

Almanya’nın “diplomasiyle Avrupa’ya egemen olması” denilen bu süreç, aslında ABD’ye mesafe koyup, Rusya’yla işbirliği yaptığı sürecin sonucudur.

Ufuk Ötesi okurları anımsayacaktır: Moskova – Berlin bağını güçlendiren son önemli olgu, Mavi Akım’dı.

2005 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından imzalanan Mavi Akım projesi, geçen ay Dimirti Medvedev ve Angela Merkel ikilisi tarafından açıldı. 1224 kilometre ile dünyanın deniz altından geçen en uzun boru hattı olan Kuzey Akım, Moskova ile Berlin’i daha sıkı bağlıyor artık…

Almanya’nın Doğu’ya doğru bu yönelişi, Berlin’in, dünya kapitalist sisteminin küresel çöküşünden en az zararla çıkmasını sağladı. Krizin daha da süreceği bu şartlarda, Almanya ulusal çıkarlarını, Doğu’yla işbirliğinde artık daha çok görmektedir.

Yani Berlin sadece Moskova ile değil, Pekin ile de işbirliğini güçlendirmektedir. Öyle ki, Berlin yılın ilk yarısında Pekin’le 250 milyar avroluk anlaşmalar imzalamıştır.

ABD’nin uzun süredir Merkel karşıtı açıklamalar yapmasını esbabı mucibesi, Berlin’in işte bu yönelimidir.

İşin ABD açısından trajik yanı ise şudur: 13 yıl önce, Türkiye’nin Avrasya’ya kaymaması için AB kapısına bağlanması gerektiğine Almanya’yı ikna eden ABD, şimdi de Almanya’nın Avrasya’yla işbirliği geliştirmesinden rahatsızdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Aralık 2011 

Yorum bırakın

ÜÇ AVRUPA

AB’nin avroyu kurtarma zirvesinden, bölünme çıktı!

Almanya ve Fransa ikilisinin masaya getirdiği plan özetle daha derin bir mali birlik kurmayı hedefliyordu. Plan, Brüksel’i daha egemen hale getirecek ve diğer ülkelerin politikaları üzerinde daha fazla söz sahibi yapacaktı.

Berlin ve Paris’in diğer başkentlerin egemenliklerine el koyması anlamına gelen bu planı, Londra veto etti ve “yeni Avrupa”nın dışında kaldı!

İngiltere dışındaki bazı devletler de, avrodan dışlanmayı göze alamadıkları için, planı benimsemeseler de kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak durumdan memnun olmayan bu ülkelerin anlaşmayı halk oylamasıyla ya da meclis yoluyla geçirmeleri büyük sıkıntı yaratacak. Anlaşmanın geçmeme olasılığının yüksek olduğu bu ülkelerden Danimarka, Finlandiya, Letonya, Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler, zamanla İngiltere’yle birlikte “ikinci Avrupa”yı oluşturacaklar.

İNGİLTERE AB’DEN ÇIKTI!

Bu arada İngiltere’nin “mali sözleşme” kararını veto etmesi, İngiltere’yi karıştırdı. Başbakan Yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron’un vetosu karşısında “şiddetli bir hayal kırıklığı” yaşadığını söyledi. Clegg veto kararının İngiltere’yi 27 üyeli AB’den soyutladığını savundu: “Eğer AB ile ilişkilerimizi daha da kötüleştirirsek, bu durum İngiltere’yi dünyada ‘cüce’ konumuna getirir.”

Clegg, Cameron kadar Merkel ve Sarkozy’yi de suçladı. İngiltere Başbakan Yardımcısı, Berlin ve Paris’i Londra’ya karşı “uzlaşmaz” tavır takınmakla ve AB’den izole etmekle suçladı.

Koalisyondaki Liberal Demokrat Parti’nin lideri olan Nick Clegg, önlerindeki bir başka tehlikeye daha dikkat çekti: “Ekonomik belirsizliğin olduğu bir zamanda koalisyon hükümeti de dağılırsa, bu İngiltere’ye büyük zarar verir.”

Cameron’un vetosu, koalisyon hükümeti gibi basını da böldü.  The Sun “Cameron İngiltere’nin çıkarlarına sadık kaldı” derken, The Guardian da, kararı “Cameron İngiltere’yi özgürleştirdi” diye savundu. Ancak The Independent “AB İngiltere’yi terk etti”, Times da “İngiltere, tek başına kaldı” gibi başlıklarla kararı eleştirdi.

ALMANYA ve FRANSA DA AYRIŞACAK

“Tek Avrupa” diye yola çıkan Avrupa ülkelerinin, ağır ekonomik kriz nedeniyle fiilen ikiye bölündüğü bu yeni süreç, aslında yeni bölünmelere de gebe… Zira ekonomik kriz son bulmayacak! Avrupalı iktisatçılar, on yıllar sürecek bir krizle karşı karşıya olduklarını kabul ediyorlar.

Süreci en iyi okuyan Berlin, çareyi Doğu’yla yakınlaşmakta bulmuştu. Soldaki Gerhard Schröder zamanında Rusya’yla yakın ilişki yoluna giren Almanya, bu reçeteyi sağdaki Angela Merkel döneminde daha sıkı uyguladı.

Almanya’nın ikinci şansı da, diğer Avrupa ülkelerine göre daha kamu ağırlıklı ekonomisi olması ve üretime dayalı ekonomi politika uygulamasıydı.

Krize kapitalist sistem içinde çare bulunamayacağı önümüzdeki dönemde, Almanya ve Fransa da zorunlu olarak ayrışacak; her iki ülke de birlik çıkarlarından ziyade ulusal çıkarlarına ağırlık verecek. Almanya mevcut yönelimini, yani Doğu’yla işbirliğini daha da artıracak, Fransa ise Akdeniz ülkeleriyle üçüncü bir birlik oluşturacak.

Böylece Avrupa; Almanya, Fransa ve İngiltere merkezli “üç Avrupa” halini alacak!

NOT: ABD projesi olan eski Avrupa ile Almanya merkezli yeni Avrupa değişikliğini de yarın işleyeceğiz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Aralık 2011 

, , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN, PATLATMADAN ÖNCE BALONU ŞİŞİRİYOR

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın son Kıbrıs açıklamaları kimi çevrelerde şaşkınlık yarattı. “Kıbrıs’tan asker çekmeyiz”, “Maraş ve Güzelyurt’ta taviz vermeyiz”, “Kıbrıs diye bir devlet yok”, “AB ile müzakereleri dondururuz” diyen Erdoğan’ın bu tutumu, ulusalcı kesimlerde bile “Başbakan tavır değiştirdi”, “Denktaş gibi konuştu” şeklinde yorumlandı… Peki, gerçek öyle mi?

WASHINGTON’DN ÖNCE VE SONRA

1) Erdoğan’ın önemli konulardaki sözleri “Washington ayarından önce ve sonra” diye ikiye ayrılıyor. Birkaç örnekle anımsayalım:

Örneğin Erdoğan, “Washington ayarından önce”, “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye esip gürlemişti. Washington ayarından sonrası malum… Erdoğan, Türkiye’yi Libya’ya NATO saldırısının siyasi ve askeri karargâhı yaptı. Tezkere çıkmadan savaş gemilerini Libya üzerine, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu da isyancıları desteklemeye, Bingazi’ye gönderdi.

Örneğin Erdoğan, “Washington ayarından önce” Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği adaylığına şiddetle itiraz etmiş, yine esip gürlemişti. Sonrası malum. Rasmussen, Erdoğan’ın en çok ikili temaslarda bulunduğu kişilerden biri oldu.

8 yıllık Erdoğan dönemi, daha pek çok benzer örnekle dolu… Tahran’la uranyum takas analaşması ve sonrasında İran’a ambargo, İsrail’e “One minute” ama ikili anlaşmalara devam, füze kalkanına sözde itiraz ama sonra “Buton bizde olacak” yumuşatmaları… Ki AKP zaten “buton” durumunda!

HEDEFLERİ BİRLEŞİK KIBRIS

2) Erdoğan, stratejik konularda taviz vermeden önce, mutlaka tavizin tam tersi istikamette konuşuyor, eylemlerde bulunuyor. Böylece kamuoyunu da o tavize hazırlıyor. Hatta tavizden sonra, “İstediğimizi aldık” bile diyebiliyor(!) Kısacası Erdoğan, balonu patlatmadan önce şişiriyor…

Örneğin Suriye… Beşar Esad’a “Kardeşim” dedi, ortak kabine toplantıları yaptı, vizeleri kaldırdı, “Ortadoğu Birliği” kurdu, Fenerbahçe’yi alıp Halep’e maça götürdü… Geriye ne kaldı peki? Hem Halep’e hem de Fenerbahçe’ye kazık!

İşte Erdoğan “milli” görüntülü son çıkışıyla, Kıbrıs konusunda da büyük bir tavize hazırlanıyor. O tavizin ne olduğunu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu gayet net söyledi zaten: Bu yılın sonunda anlaşma, 2012 başında referandum ve “Birleşik Kıbrıs”!

KKTC politikasının tek gerçek ölçütü, “tanınması” konusunda bir çalışmanın olup olmadığıdır.

ERDOĞAN AB’Cİ DEĞİL, ABD’Cİ!

3) Erdoğan’ın “tavır değişikliği” gibi algılanan son çıkışının bir diğer nedeni de satır aralarında gizli. Erdoğan, “AB’yi Kıbrıs konusunda muhatap kabul etmiyoruz. AB, bunu kendi zeminine çekmeye çalışıyor” diyor…

İşte Erdoğan’ın açıklamasının esbab-ı mucibesi budur. Çünkü Erdoğan, AB’ci değil, ABD’cidir. “Şartlar değişti” dediği de budur. Değişen ABD’nin gündemidir, takvimidir, Agratur’dur… Hedef, AB yerine BM üzerinden ABD planı gerçekleştirmektir.

Yeri gelmişken belirtelim: Başbakan Erdoğan’ın “AB ile müzakereleri dondururuz” şeklindeki tehdit görüntülü açıklaması da gerçekçi değildir. Çünkü AB ile fiilen ilişkiler zaten donmuş durumdadır. “En iyi ihtimalle 15 yılda biter” denilen müzakereler askıda… Son 1 yılda açılan tek başlık bile yok! AB başlık açılması için uzun zamandır şart koşuyor AKP’ye. “Rumlara limanlarını aç” diye…

BOP EŞBAŞKANI MİLLİ OLAMAZ!

Sonuç olarak Erdoğan’ın herhangi bir politikada “tavır değiştirmesi”, “milli” bir çizgiye girmesi gibi bir ihtimal yoktur; eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü Erdoğan ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanıdır. O koltuktan da Ankara yerine Washington politikaları uygulanır sadece…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi / s: 7

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın