Posts Tagged Obama

OBAMA DÜĞÜNE NEDEN DAVET EDİLMEDİ?

Eski ABD Başkanı Bill Clinton’la Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un tek kızı Chelsea Clinton, New York’ta gerçekleşen özel bir düğünle (5 milyon dolarlık) bankacı nişanlısı Marc Mezvinski’yle dünya evine girdi. (Hürriyet, 1 Ağustos 2010). Metodist gelinle Yahudi damadın düğününe hahamla metodist papazın katıldığına dikkat çeken Hürriyet, haberine “Düğünde papaz da vardı haham da” başlığını seçmiş.

Papaz ve hahamın da olduğu düğünde ABD Devlet Başkanı Barrack Obama yoktu. Chlesea, Obama’nın Dışişleri Bakanı’nın kızı olduğuna göre, ABD Devlet Başkanı eğer savaşta değilse, mutlaka bu düğünde olmalıydı. Ama Obama düğüne katılmadı, çünkü davet edilmemişti!

Üstelik Obama, düğünden üç gün önce, katıldığı bir tv programında düğüne “henüz” davet edilmediğini de açıklamıştı. “Düğüne davet edilmedim. Sanırım Hillary ve Bill davet konusunu tamamen Chelsea ve müstakbel eşine bırakmak istiyor” diyen Obama, “bir düğünde iki başkan istenmez” diyerek espri yaptı. (Hürriyet, 29 Temmuz 2010)

Peki Obama neden bu düğüne katılmadı? Daha doğrusu Obama neden bu düğüne davet edilmedi?

ABD diplomasisinde bir tokalaşma görüntüsünün bile ne anlamlara geldiğini bilenler, Obama’nın düğüne davet edilmemesinin arkasındaki gerçeği, yani yönetim içindeki bölünme gerçeğini de bilirler.

ABD yönetiminde bölünme olduğunu, elbette sadece Obama’nın düğüne davet edilmemesinden dolayı söylemiyoruz. 92 bin Afganistan Savaşı belgesinin WikiLeaks’e sızması, Washington Post’ta çıkan “ABD istihbaratı kontrolden çıktı” anafikirli yaz dizisi, Mali Piyasalardaki düzenlemeyle ilgili çıkan yasanın tartışmaları, Sağlık Reformu paketindeki saflaşma, Arizona Eyaleti’nin çıkardığı Göçmen Yasası, Beyaz Saray’daki şimdilik durdurulan istifalar… Hatta İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırısına ve Türkiye’nin imza attığı Tahran Anlaşması’na yönetim içindeki yaklaşım farklılıkları bile ciddi bölünme olgularıdır.

Tek tek bu olguları işleyeceğiz ama gelin önce Obama yönetiminin nasıl kotarıldığını anımsayalım.

ABD YÖNETİMİ BİR KOLASİYONDUR

Obama ve Hillary Clinton’un Demokrat Parti seçimlerinde neredeyse yarışın sonuna kadar başa baş yarıştığını anımsıyorsunuzdur. İşte o büyük yarış, temsil ettikleri sermaye kesimlerinin uzlaşısıyla sonuçlandı ve yarışı Obama ve Clinton “birlikte” kazandı! Biri Başkan adayı, diğeri de Dışişleri Bakanı adayı olacaktı! Böylece bir koalisyon kurulmuş oldu.

Aslında ABD 2008 Başkanlık seçimleri tamamlandığında ve Obama Yönetimi şekillendiğinde görüldü ki, yönetim beşli bileşenden oluşan iki grup halindeydi. Açalım:

ABD YÖNETİMİNDE BEŞ BİLEŞEN

Birinci Bileşen: Barrack Obama. Demokrat Parti’nin “Çevre” temsilcisi. İttifakçı, çok taraflı BOP’tan yana.

İkinci Bileşen: Hillary Clinton. Bush’tan önceki Başkan Bill Clinton’un karısı. Demokrat Parti’nin “Merkez” temsilcisi. Bush döneminde Senato’da olan Hillary Clinton, NeoCon’ların politikalarına destek vermişti! Koalisyon’da aynı zamanda New York ağırlıklı Yahudi sermayesini temsil ediyor.

Üçüncü Bileşen: Joe Biden. Irak merkezli BOP’çu. Irak’ı Şii, Sünni ve Kürtler arasında üçe bölen planın sahibi.

Dördüncü Bileşen: Robert Gates. Bush’un son bir yılında, ABD Yönetimine, BOP revizyonu için monte edildi. Bu nedenle Obama Yönetimi’nde de bu görevini sürdürdü. Afganistan merkezli BOP savunucusu. Irak’tan çekilmeyi savunuyor. İran’la müzakerelerden yana.

Beşinci Bileşen: James Jones. Koalisyonda Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başı olarak yer aldı. Eski NATO komutanı. Demokratlar iktidarda ama o bir Cumhuriyetçi olarak koalisyona girdi. Obama’nın kazandığı seçimlerde Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain’i açıkça desteklemişti!

İşte böylesi beş bileşenden ama iki gruptan oluşan ABD Yönetimi, durum kötüye gittikçe daha fazla saflaşıyor. Gruplar arasındaki çelişme, ABD batağa saplandıkça daha fazla derinleşiyor.

Gelin şimdi bu saflaşmalara yol açan olguları tek tek inceleyelim:

92 BİN ABD SAVAŞ BELGESİ SIZDI

ABD’nin Afganistan Savaşı’yla ilgili tam 92 bin belgesi internet portalı WikiLeaks’e sızdırıldı. Bunun internetle sınırlı kalmaması için belgeler aynı zamanda WikiLeaks üzerinden ABD’nin New York Times, İngiltere’nin Guardian ve Almanya’nın Der Spiegel isimli dünya çapındaki yayın organlarına da servis edildi.

Belgelerin ortaya çıkması Obama Yönetimi’nde şok etkisi yarattı. WikiLeaks sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Julian Assange, “belgelerin sadece Afganistan savaşıyla ilgili değil, tüm modern savaşlarla ilgili algılamayı değiştireceğini” savunuyor. (haber50.com, 28 Temmuz 2010)

Belgelerin sızdırılmasının ABD savaş planlarına büyük darbe vurduğu herkesin ortak kanısı. Örneğin Jimmy Carter döneminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski, Vietnam yalanlarıyla ilgili gizli belgelerin ABD’de Vietnam Savaşı ile ilgili havayı değiştirdiğine dikkat çekiyor; aynısının şimdi Afganistan için yaşanabileceği yorumunda bulunuyor. Brzezinski, “Obama ekibi, savaş stratejisi üzerindeki kontrolü yitirebilir” diyor. (haber50.com, 28 Temmuz 2010)

Öte yandan WikiLeaks’in elinde henüz yayımlanmamış ABD Dışişleri Bakanlığı kriptoları olduğu da ortaya çıktı. Sitenin Genel Yayın Yönetmeni Julian Assange sızan belgelerin içinde çıkan 1.4 GB büyüklüğündeki şifreli bir dosyanın da, kendisine bir şey olması halinde açıklanacağını söyledi. Assange, dosyanın şifresini belirli kişilere göndermiş. (Hürriyet, 1 Ağustos 2010)

ABD’de yaygın kanaat sızdırılan belgelerin ABD Ordusu’nun rahatsızlığının bir ifadesi olduğu şeklinde!

Peki ABD Ordusu neden rahatsız?

ABD SUBAYLARI RAHATSIZ

Anımsayacağınız gibi ABD’nin Afganistan’daki Komutanı General McChrystal, “Bu savaşı kazanacağımıza askerlerimi inandıramıyorum” demiş ve Obama Yönetimi’nin Afganistan stratejisini eleştirmişti. Washington çareyi, cephedeki komutanı görevden alıp, yerine Irak komutanı General Petreaus’u atamakta aramıştı.

Afganistan Stratejisi yalnız ABD subaylarını değil müttefikleri İngiltere ve Fransa askerlerini de rahatsız ediyordu. İngiltere Gemelkurmay Başkanı General David Richards, “çıkış stratejisinin bir parçası olarak Taliban ile bir an önce müzakerelere başlanması” talebinde bulunuyordu. (Milliyet, 1 Temmuz 2010.

Fransız General Vincent Desportes ise daha keskin ifadeler kullanıyordu. ABD Doktrininin işlemediğini, bu stratejinin gözden geçirilmesi gerektiğini savunan General Desportes, “30 bin ek asker” önerisine de tepki gösteriyordu: “Herkes bunun sıfır ya da 100 binden fazla olması gerektiğini biliyordu. Yarım Savaş yapılmaz!”. (Milliyet, 2 Temmuz 2010)

ABD İSTİHBARATI KONTROLDEN ÇIKTI

Sızan 92 bin belgeden bir hafta önce Washington Post ilginç bir yazı dizisi yayımlamıştı. ABD istihbarat örgütlerini inceleyen gazete, “aşırı büyüyen istihbarat servislerinin kontrolden çıktığını” belirtiyordu. (Washington Post, 19 Temmuz 2010)

Washington Post’a göre terörle mücadele ve istihbarat alanında görevli 1271 devlet kurumu ve  2 bine yakın özel şirket, neredeyse aynı işi yapıyor. Gazete, bu kurumların ne kadar parayı boşa harcadığının da bilinmediğini savunuyor.

Amerikan Ulusal İstihbarat Dairesi’nin başkanlığını vekaleten yürüten David Gompert ise Washington Post’un araştırmasının gerçekleri tam yansıtmadığını savunuyor ve her gün çok sayıda saldırının engellendiğini, bu alanda başarılar kazanıldığını belirtiyordu. (VOAnews.com, 20 Temmuz 2010)

Savunma Bakanı Robert Gates de, “istihbarat kurumlarının gereğinden fazla büyüdüğünü” reddediyor ancak bu kurumları bir arada tutmanın zor olduğuna işaret ediyordu. (VOAnews.com, 20 Temmuz 2010)

CIA – CHENEY SAVAŞI

İstihbarat örgütleri demişken, ABD sermaye kesimleri arasındaki çelişmeleri yansıtması bakımından mevcut CIA Başkanı ile eski ABD Başkan Yardımcısı arasındaki söz düellosunu da anımsatalım.

Önce Bush Dönemi ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney konuştu. Cheney çok sert ifadeler kullandığı konuşmasında yeni ABD yönetimini ülkeyi zayıflatmakla suçladı. Cheney, Obama’nın politikalarıyla ilgili olarak “Amerikan halkını hedef alacak yeni bir saldırı riskini artıracak tercihlerde bulunuyor” dedi. (Zaman, 16 Haziran 2010)

Cheney’e yanıt ise CIA Başkanı Leon Panetta’dan geldi. Panetta, Cheney için, “Haklı olduğunu kanıtlamak için neredeyse ülkesine yeniden saldırılmasını istiyor” diyerek 11 Eylül’e gönderme yapıyordu! Cheney’nin tehlikeli bir siyaset yürüttüğünü belirten CIA Başkanı, Chaney’in ulusal güvenlik konusunda “sudan bile kan kokusu aldığını” söylüyordu. (New Yorker, 22 Haziran 2010)

Panetta’nın bu çıkışından önce dikkat çeken bir gelişme daha yaşanmıştı. CIA’ya yakınlığı ile tanınan gazeteci Wayne Madsen, 2005 yılında bombalı bir saldırı sonucu ölen Lübnan Başbakanı Refik Hariri’yi, Cheney’nin emrindeki bir suikast timinin öldürdüğünü belirtiyordu! (Zaman, 16 Haziran 2010)

MALİ SERBESTLİĞE FREN

ABD’de sermaye kesimleri arasındaki saflaşmayı en çok kızıştıran gelişme ise Mali Piyasaların Düzenlenmesi ile ilgili yasaydı.

Hazırlıkları bir yıl süren “finans sektörüne sıkı denetim getiren” tasarı, 16 Temmuz 2010’da Kongre’den geçti. Yeni düzenlemenin felsefesi şöyle özetleniyor: “Madem, ‘batmasına izin verilmeyecek kadar büyük olmak’ kurtarma gerekçesi olabiliyor ve bunun maliyeti topluma yıkılıyor, o zaman ‘var olmasına izin verilmeyecek kadar büyük’ kavramı da uygulanmalı! (Hasan Ersel, Referans, 1 Şubat 2010)

Obama, tasarının Kongre’de onaylanmasından sonra yaptığı konuşmada, “Bundan sonra her Amerikalı, kendisi için yararlı finans kararları alabilmek için gerekli net bilgiye ulaşabilecek. Bu reform, tarihte tüketiciyi finansal anlamda en iyi koruyan düzenleme olacak. Bu reform sayesinde Amerikan halkı Wall Street’in hatalarının faturasını ödemek zorunda kalmayacak” dedi. (Milliyet, 17 Temmuz 2010). Mali kesimler ise bu düzenlemeyle artık Avrupalı ve diğer büyük ülke bankaları karşısında dezavantajlı duruma düştüklerini belirttiler.

Obama’nın “komünist”likle suçlanmasına neden olan tasarı kongreden geçti geçmesine ama bu bir yıl içerisinde sermaye kesimleri arasında büyük kavgalara yol açtı.

OBAMA’YA SOROS DESTEĞİ

Obama yola “Bankalarla savaşmam gerekiyorsa, buna hazırım” diyerek çıkmış; Bankalar da Obama’yı 2010 Davos Zirvesi’nde açıkça hedef almıştı. (Financial Times, 27 Ocak 2010)

Bu alanda Obama’ya destek ise ilginç bir isimden, ünlü spekülatör George Soros’dan geliyordu. Soros, planın Wall Street için iyi bir hamle olduğunu ve ABD’deki büyük bankaları yeniden yapılandıracağını belirtiyordu. Soros, “eğer yasa çıkarsa, bu, bildiğimiz anlamdaki Goldman Sachs’ın sonu anlamına gelecek” diyordu. (Financial Times, 27 Ocak 2010)

Sonuç olarak, Reagan ile başlatılan “mali kesimde serbestlik” ilkesi Obama’nın düzenlemesiyle büyük yara alıyordu…

OBAMA SAĞLIK PAKETİNDE BÜYÜK YARA ALDI

Büyük kavgaya yol açan bir diğer gelişme de Sağlık Reformu Paketi’ydi. Bu paket de yine diğer gelişmeler gibi hem Cumhuriyetçilerle Demokratları karşı karşıya getirdi, hem de demokratların liberal kanadıyla, devlet müdahaleciliğini savunan Obamacı kanadı karşı karşıya getirdi.

Clinton’un savunduğu “Ulusal Sağlık Siğortası” ile Obama’nın savunduğu “özel ve devletin birlikte yer aldığı karma plan” büyük gürültü koparmış; en sonunda ikisine de benzemeyen bir uzlaşı paketi ortaya çıkmıştı.

Paket bu haliyle ancak Kongre’den geçebilmiş ancak Obama’yı en önem verdiği seçim vaadini bile yerine getiremez pozisyonuna sokmuş oluyordu.

FEDERAL İLE YEREL YÖNETİM KAVGASI

Arizona Eyalet Kongresi, yasadışı göçmenlerle mücadele için polise olağanüstü yetkiler tanıyan bir yasa çıkardı. Yasa büyük tepki çekti. ABD Başkanı Obama, Eyalet Kongresi’ni “bu tip yasalar Federal Hükümet’in yetkisindedir, haddinizi aşmayın” diye uyarırken, Adalet Bakanı Eric Holder’dan İç Güvenlik Bakanı Napolitano’ya kadar hükümetten sert tepkiler geldi. Öyle ki, ABD halkı Arizona ürünlerini bile protesto etmeye başladı.

Yasa aslında mevcut bir çatışmayı ortaya çıkardığı için büyük gürültü koparmıştı. Meksika sınırındaki Arizona Eyaleti’nin Valisi Brewer, yasanın Washignton’ın çözmeyi reddettiği problemin çözümüne yönelik bir adım olduğunu savunuyordu. New York Belediye Başkanı Michale Blomberg ise yasanın “ulusal intihar” olduğunu belirtiyordu. (Hürriyet, 5 Ocak 2010)

Peki neydi problem? ABD’deki Hispanik varlığıydı!

Öncelikle belirtelim ki, Federal hükümetle yetki çatışmasına giren Arizona eyaletinin en önemli özelliği, Cumhuriyetçilerin başkan adayı John McCain’in seçim bölgesi olması. Sarah Palin de Cumhuriyetçilerin başkan yardımcısı adayıydı.

Cumhuriyetçi Parti’de başkan ve yardımcısı belirlenirken de bir uzlaşıya gidilmişti. Palin, Cumhuriyetçi Parti’nin etkili kanatlarından Çay Partisi’nin sözcüsüydü.

DEVLET MÜDAHALECİLİĞİNE KARŞI ÇAY PARTİSİ

Çay Partisi, adını Amerikan Bağımsızlık Savaşının başlangıcından alıyor. Boston Çay Partisi, 1773 yılında Samuel Adams önderliğinde Boston’daki İngiliz şirketine ait çayları denize dökenlere verilen addır. Amerikan milliyetçiliğinde önemli bir simge olan Çay Partisi aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti içinde de bir kanattır.

Obama’nın 1 triyon dolara yakın büyüklükteki kurtarma paketini çıkarmasına tepki olarak hızla büyüyen Çay Partisi, düzenlediği toplantılarda Amerikan ruhunun canlandırılmasını ve kuruluş ilkelerine dönüş gibi temaları işliyor. Hareket güneyde daha çok Evangelist etki ve ırkçı temalara odaklanırken; kuzeyde devlet müdahaleciliğine tepki, federal devlet yerine yerel devletin etkinliğinin artması ve anti-komünistlik üzerine yoğunlaşmaktadır.

İşte Arizo’nın tepkisinin ideolojik kaynağı bu harekette yatmaktadır. Hispaniklerin varlığı Arizona Eyaleti Kongresi tarafından bu yasayla “problem” olarak ilan edilmiştir!

ABD ile Meksika arasında krize neden olan ve Federal Mahkeme tarafından bazı maddeleri iptal edilen Yasa, 29 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Ancak Senatör Russel Pearce’ın Federal Mahkeme’nin kararını temyize götürmesi, ABD’de federal yönetim ile yerel yönetim arasındaki kavgasının daha da büyüyeceğine işaret ediyor.

ABD’DE İSRAİL ÇATLAĞI

ABD Yönetimi içindeki ayrılığın bir diğer olgusu da İsrail’e yönelik tutumlardır.

Obama iktidara gelirken “iki devletli çözümü” hedeflediğini ilan etmiş ve bu doğrultuda Filistin ile İsrail Yönetimi arasında dolaylı görüşmeleri başlatacağını vaat etmişti. (Bu plan revize BOP’un gereğidir.)

Ancak mevcut İsrail Yönetimi Obama’nın bu planına direndi. Öyle ki, İsrail, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın ziyareti sırasında “Doğu Kudüs yeni yerleşim birimi inşaatı” projesini açıklayarak adeta Obama’ya meydan okudu. ABD Yönetimi ise İsrail’e 4 maddelik ültimatom verdi.

ABD’deki en büyük Yahudi Örgütü AIPAC ise Obama’nın İsrail’e tepkisini “ciddi endişe kaynağı” olarak yorumladı.

OBAMA YAHUDİLERİ BÖLDÜ

Yeri gelmişken anımsatalım. AIPAC’a alternatif yeni bir Yahudi lobisi ortaya çıktı: J Street. İsrail’in Washignton Büyükelçisi Michael Oren, “J Street” isimli yeni lobinin açılışına katılmazken, Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones açılışta hazır bulunuyordu. Yeni Lobinin kurucuları arasında dikkat çeken bir isim de vardı: George Soros. Soros’un 2010 Davos’unda Obama’yı hedef alan finans sektörüne karşı onu savunduğunu yukarıda belirtmiştik.

İşte bu yeni lobi, J Street, soruna Obama’nın penceresinden yaklaşan açıklamalar yaparak diğer Yahudi lobilerinin de tepkisini çekiyordu. Adı Saray Yahudileri ve Obama Yahudileri’ne çıkan J Street, Filistin sorununda iki devletli çözüm istiyor, Kudüs’ün paylaşılmasını savunuyor, yeni yerleşimlerin durdurulmasını istiyor, Golan tepelerinin Suriye’ye bırakılmasını ve İsrail’in 1967 sınırlarına geri çekilmesini savunuyor; dahası İran’a yaptırım yerine müzakere istiyordu! (Sait Çakır, Obama Yahudileri nasıl böldü, Odatv.com, 20 Ekim 2009)

MAVİ MARMARA ESRARI

Dönelim Obama’nın “dolaylı görüşmeleri başlatma hedefine…

İşte bu görüşmelerin karara bağlandığı (NetenyahuMahmut Abbas Görüşmesi) ve iki hafta içinde yapılacağı duyurulduğu günlerde uluslararası krize yol açan bir gelişme oldu: İsrail, Gazze Konvoyu’na saldırdı ve Mavi Marmara Gemisi’nde 9 kişiyi öldürdü!

ABD Yönetimi içinde Türkiye’ye tepki gösterilmesini isteyenler vardı. Obama ise yaptığı kontrollü açıklamalara bir de Gazze ablukasının kaldırılması çağrısını eklemişti!

Cumhuriyetçilerin başkan yardımcısı adayı ve Çay Partisi Sözcüsü Sarah Palin, “Türkiye’ye tepki göstermeyen” Obama’yı, “İsrail’e ihanetle” suçladı.

Bir anımsatma daha yaparak bu bölümü kapatalım. İsrail’in Mavi Marmara’ya saldırdığı gün, İsrail Başbakanı Netenyahu Kanada’dan Washington’a geçecek ve Netanyahu ile Davutoğlu arasında bir görüşme yapılacaktı!

ASKERLERDEN OBAMA’YA, CARTER ANIMSATMASI

Öte yandan İsrail karşıtı Emekli Askerlerin çıkardığı Veterans Today, Robert Perry imzasıyla Obama’ya bir dost uyarısı yaptı. Eski askerler Obama’ya, CIA ve Likud’un (Başbakan Menachem Begin’in liderliğini yaptığı İsrail Partisi) ABD Başkanı Jimmy Carter’ın ikinci kez seçilmesini engellediğini ve 1980’de Reagon’a seçim kazandırdıklarını anımsattılar. Carter, 1978 yılında Camp David’de İsrail’den işgal ettiği topraklardan çekilmesini istemişti.

ERDOĞAN OBAMA İLE CLİNTON ARASINDA

İsrail konusunda ABD’de çıkan görüş ayrılıkları AKP’ye de yansıdı. Aynı durum İran konusunda da yaşandı.

Obama’nın teşvikiyle ve mektubuyla Tahran Anlaşması’na imza koyan AKP hükümeti, ABD Dışişleri Sözcüsü’nin “anlaşma geçersizdir” açıklamasıyla ortada kalmıştı! Ancak ABD Dışişleri’nin bu tavrı, Erdoğan hükümetinin ortada kalmasından çok, Clinton’un Obama’nın başkanlığını sorgulamasına neden olması bakımından önemliydi.

Benzer durum Ermeni Soykırımı tasarısı görüşmeleri sırasında da olmuştu.

Tasarı henüz ABD Temsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesi’nde iken Beyaz Saray bir açıklama yaptı ve Dışişleri Bakanı Clinton’un Komite Başkanı’yla görüştüğünü ve tasarının reddedilmesini önerdiğini duyurdu!

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon ise “Tasarı, Temsilciler Meclisi Genel Kurulu’na sunulursa, Obama müdahale etmeyecek” diyordu!

Beyaz Saray Clinton adına, Dışişleri de Obama adına taahhütlerde bulunarak, birbirinin altını oyuyordu!

BEYAZ SARAY İSTİFALARI

Beyaz Saray ile Dışişleri Savaşı sürerken, Beyaz Saray’dan gelen üst üste iki istifa haber şok etkisi yarattı.

İlki Obama’nın Özel Kalem Müdürü Rahm Emanuel’in istifasıydı. Bir Başkan dört yılını tamamlamadan ilk defa Özel Kalem Müdürü’nü kaybedecekti. Konunun önemi nedeniyle, Emanuel’in istifasını geri aldığı duyuruldu! Ancak aslında istifa geri alınmamıştı. Sadece Kasım’da yapılacak Kongre seçimlerine kadar buzdolabına kaldırılmıştı.

Sorun çözüldü derken, bir başka istifa haberini de Washington Post duyurdu. Beyaz Saray Bütçe Müdürü Peter Orszag önümüzdeki iki hafta içinde istifa edecekti! (Washington Post, 12 Temmuz 2010)

Kasımda yapılacak Kongre seçimleri ABD devleti içindeki çatlağı da, ABD yönetimi içindeki ayrılığı da daha çok su yüzüne çıkarıyor. Buna, 18 Mayıs’taki ön seçimlerde, mevcut kongre üyelerinin çoğunun seçimi kaybettiği gerçeği de eklenirse, önümüzdeki günlerde daha çok sızan belgeler ve daha büyük savaşlar yaşanacağını söyleyebiliriz…

SONUÇ

ABD, toplam olarak serbest piyasacılarla, devlet müdahalecileri olarak ikiye bölünmüş durumda. Bu durum ABD’nin iç politikasına da, dış politikasına da önemli bir etki yapıyor. Irak ve Afganistan cephelerinde yenilen, ekonomisini düze çıkaramayan ABD, bu saflaşmaları önümüzdeki dönem daha da keskinleşmiş olarak yaşayacak.

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

OBAMA’NIN YENİLGİ İTİRAFI

ABD Başkanı Barrack Obama, Afganistan’a 30 bin ek asker daha gönderileceğini açıklayarak iki şeyi ilan etmiş oldu.

1.. ABD yenildi

Ek asker gönderileceğini West Point Askeri Akademisi’nde ilan eden “Başkomutan” Obama yeni stratejinin üç hedefi olduğunu belirtti.

Birincisi, El Kaide’nin güvenli barınak olanağına erişmesinin engellenmesi.

İkincisi, Taliban’ın sağladığı ivmenin tersine çevrilmesi ve Afgan hükümetini devirebilme kapasitesine ulaşabilmelerinin önlenmesi.

Üçüncüsü, Afgan güvenlik güçleriyle hükümetinin güçlendirilmesi.

Obama’nın, stratejinin üç hedefi diye sıraladıkları aslında yenilginin en somut itirafıdır! Obama, “yaşanan tüm zorluklara rağmen Afganistan kaybedilmedi” diyerek de Afganistan’ın çoktan kaybedildiğini söylemiş oluyor; ayrıca askerlere, ülkesinin Afganistan’daki varlığının Vietnam’a dönmeyeceğinin sözünü vererek, Amerikalıların yenilgi psikolojisine de ilaç olmaya gayret ediyor.

68 bini Amerikan askeri olmak üzere toplam 110 bin yabancı askerin bulunduğu Afganistan’a, ek 30 bin Amerikan askeri daha göndermek, Washington’u daha da içinden çıkılmaz bir bataklığa mahkum ediyor. Obama verdiği bu kararla, 1945 yılından bu yana tek bir savaş kazanamamış ABD’nin, çöken bir imparatorluk olma sürecini de hızlanırmış oluyor.

2.. ABD politikaları başkandan başkana değişmez

Obama’nın Afganistan açıklaması, dünya barışının geleceğini Obama’da görenleri de bir miktar silkelemiştir. Seçimler boyunca, zenci ve Hüseyin ön isimli bir ABD başkanının savaşları sonlandıracağı, barışa uzanacağı, dünyayı nükleer silahlardan arındıracağı gibi palavralarla kitleler uyutulmuştu. Üstelik Obama Nobel Barış Ödülü’yle taçlandırılmıştı!

Daha bir yılını doldurmadan bu imaj yerle bir oldu!

Obama, Nobel Barış Ödülü’nü alırken, ABS kongresi en büyük savaş bütçesini oyluyordu!

ABD stratejisinin kişiden kişiye değişmeyeceği gerçeği, göremeyenler için artık çok daha net. Büyük Ortadoğu Projesi’ni ABD’nin başına kim gelirse gelsin, uygulamaya çalışmak zorundadır. Çünkü Proje, Bush’un değil, ABD devletinindir!

Obamalı dönem, sadece projede taktiksel değişikliklerin yapılmasının ismidir.

Nitekim Obama, Afganistan-Pakistan eksenini, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ağırlık merkezi ilan etmiştir.

Avrasya hâkimiyetinin yolu üzerinde duran en çıplak gerçek, ABD’nin bu coğrafyaya hakimiyet için planladığı projenin yenilgiyle sonuçlanacağıdır. Ancak ABD, emperyal karakteri gereği, dünya liderliğine koşmayı sürdürecektir. Bu yol, ABD’yi Avrupa ile ittifaka mecbur etmektedir. ABD’nin Avrupasız, müttefiksiz, NATO’suz Avrasya’ya hakim olmasının hayal olduğu,  Brzezinski gibi akıl hocaları tarafından da artık kabul ediliyor. (Gerçi tüm bu kuvvetlerle dahi ABD’nin kazanması mümkün değildir)

Irak ve Ortadoğu ABD açısından Atlantik ittifakının sürdürülebileceği bir zemin olamadı. Almanya-Fransa merkezli direniş, NATO’nun Irak savaşına dahil olmasını da engelledi. AB ekonomik ve siyasal geleceğinin, ABD’nin denetiminden çıkmakta olduğunu artık görüyor.

Ancak Afganistan, NATO işgali ve mevcut durumu itibariyle ABD’nin kısmen de olsa AB ile birlikte götürebildiği bir alan. (Afganistan’da ABD’nin 68 bin askeri dışında, 47 ülkenin de 42 bin askeri mevcuttur)

Yenilgiyi gören Brzezinski’nin çizdiği yeni rota, AB’yle hatta Çin’le ile ittifak arayarak, Rusya’yı yalnızlaştırmak üzerine kurulu.

ABD bu nedenle, Irak’tan büyük oranda çekilecek. İkinci bir İsrail devleti işlevi görecek Kukla Devleti’nin ise yaşayabilmesi hayat mamat meselesi. Bu kukla devleti Türkiye’nin himayesine kabul ettirmek ABD açısından son derece önemli bir konu. AKP hükümetinin Kürt açılımının biricik nedeni budur; yani ABD devletinin ulusal çıkarıdır!

Tek kutuplu değil çok kutuplu dünya

Ancak ABD BOP’da ne denli değişikliklere giderse gitsin, kazanma şansı yoktur; Avrasya’ya hakimiyet kurması mümkün değildir. Obama verdiği bu kararla, ABD’nin, çöken bir imparatorluk olma sürecini engelleyemeyecektir.

1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından, ABD’nin tek dünya devleti olacağını savunanlar tarihi yanılgı yaşamış ve yenilmişlerdir. Küreselleşme değil bölgeselleşme, tek kutupluluk değil çok kutupluluk galip gelmektedir.

Türk dış politikasını ABD’nin yenilgisiyle sonuçlanacak gelişmelere angaje olmaktan çıkarmak, hayati önemdedir!

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

OBAMA’NIN YENİLGİ İTİRAFI

ABD Başkanı Barack Obama, 64. BM Genel Kurulu’nda, dünya liderlerine hitaben yaptığı konuşmada ülkesinin bundan sonra tek taraflı hareket etmeyeceği sözünü verdi. Obama, “karşılıklı çıkarlar ve saygı üzerine kurulu yeni bir çok taraflı işbirliği” çağrısı yaptı.

Obama’nın konuşması, “ABD bundan sonra kararlarını tek başına alamayacak” şeklinde okundu. Obama, yeni bir dünya düzeni için dört ilkenin izleneceğini açıkladı: Nükleer silahsızlanma, barış ve güvenliğe teşvik, gezegenin korunması, herkese fırsat sunan küresel ekonomi.

Aslında Obama’nın konuşması, ABD açısından bir yenilginin de itirafıdır. 2001 sonrasında, geleneksel transatlantik ittifakı bile hiçe sayarak tek başına kararlar alan ABD, bundan böyle tek taraflı hareket etmeyeceğini ilan ederek, kaybettiğini itiraf etti!

İşte ABD’nin kaybettiği 12 cephe:

  1. ABD açısından sonun başlangıcı, Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesidir. Washington, stratejik planlamaları açısından kritik öneme sahip olan Kafkasya’da, Moskova’ya yanıt veremeyerek kaybetti.
  2. Üstelik Washington, planlamaları açısından büyük önem taşıyan Karadeniz’e de giremedi.
  3. Keza, İran’ı değil de aslında Putin’in Rusya’sını hedef alan Doğu Avrupa Füze Kalkanı’ndan vazgeçen Washington, burada da kaybetti.
  4. Irak’ta 2003’te zafer ilan eden ABD, 2009’da tam bir yenilgi yaşadı! ABD’nin bölgesel başarısı, Irak’ta kuracağı kukla devlete bağlı. Washington, geri çekilirken kukla devletini Türkiye’ye himaye ettirmeye dönük bir planlama içinde.
  5. Irak’ta kaybeden ABD, 2003 yılında tehditler yağdırdığı Suriye’ye de artık ses çıkaramıyor.
  6. Irak’tan hemen sonra İran’a saldıracağına kesin gözüyle bakılan ABD, aradan geçen 6 yıl sonunda, Tahran’la yarı resmi kanallar üzerinden diplomatik temaslara bile geçti.
  7. Washington’un şer ekseni içinde ilan ettiği Kuzey Kore çoktan unutuldu bile.
  8. Şangay İşbirliği Örgütü, ABD karşısında daha da güçlü mevzilendi. Ötesinde Rusya ve Çin ortak askeri tatbikat yaptı!
  9. Tayvan konusunu artık gündeme bile alamayan ABD, Sincian’da başarısız bir kalkışmaya imza attı. Ekonomik olarak Çin’le arasındaki makas hızla daralan ABD, Çin’in Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Avrupa’ya uzanan büyük yatırımlarını seyretmekle yetindi.
  10. ABD Afganistan’da tam bir bataklığa saplandı! Kabil’den çıkamayan ABD, istediği oranda muharip destek gücü de bulamıyor. Üstelik kayıplar veren ülkeler, geri çekilmeyi tartışıyor.
  11. ABD’nin yıllardır arka bahçesi olan Latin Amerika, teker teker Bolivarcı iktidarlara sahne oldu.
  12. Washington Sarkozyli Fransa’ya rağmen, AB’nin desteğini alamadı. Almanya direnmeyi sürdürdü. Merkel, Putin’i en çok ziyaret eden lider olmayı sürdürdü!

ABD, bu yenilgileri telafi etmenin yollarını arıyor. Ekonomik olarak da kötü durumda olan ABD, öncelikle geleneksel transatlantik ilişkileri onarmayı önüne hedef koyuyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin kritik noktasını da “Irak’ın kuzeyi” oluşturuyor. Tüm bu gelişmeler, ABD’nin artık öncelikli hedefinin Türkiye olduğuna işaret ediyor.

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın