Rakip belirleme operasyonları

Gazeteci kökenli AKP’li Şamil Tayyar, AKP-FETÖ’nün Ergenekon-Balyoz kumpaslarına yaptığı “kitaplı” katkılarla biliniyor. Dolayısıyla kumpas konularında uzman bir isimdir. 

Yeni dönemde AKP’ye yönelik “yurttaş tepkilerinin” gazını almakla meşgul. Hayat pahalılığını CHP’li belediyelere mal etmeye yönelik sosyal medya mesajları fazlasıyla operasyonel. 

Ama önceki gün yaptığı bir analiz içinde kullandığı şu iki cümle, çok önemli bir saptama niteliği taşıyor: “Erdoğan rakibini kendi belirler. Şimdi olduğu gibi.”

Önce rakip tasfiye oeprasyonu

En başından beri anlatıyoruz ama kumpasları açıklayan bu saptamanın Tayyar’dan gelmesi önemli. Dolayısıyla “Peki Erdoğan rakibini nasıl belirliyor” sorusu önemlidir. İşte bu soru bizi sürmekte olan davaların siyasiliğine ve “rakip belirleme operasyonları” olduğu gerçeğine götürüyor. 

Evet, Erdoğan şu anda rakibini belirliyor ve tüm operasyonlar, rakip belirleme operasyonudur, cumhurbaşkanlığı çalışmasıdır, yeni rejimi inşa çabasıdır. Konu gerçekte ne diplomadır ne de yolsuzluktur. Bizzat adını Erdoğan’ın koyduğu bu “belediyeleri silkeleme” operasyonları doğrudan istemediği rakibi tasfiye etme, istediği rakibi belirleme operasyonlarıdır.

Birinci partiyle mücadele

Ne yazık ki hâlâ kimi CHP’liler ama diploma ama yolsuzluk diyor. Ekrem İmamoğlu İstanbul’u üç kez kazanmasa ve Erdoğan’ın karşısına onu yenecek düzeyde cumhurbaşkanı adayı olmasa, diploma diye bir konu olacak mıydı?

Yolsuzluk mu? Bu sistemde, bu vurguncu düzende, bu serbest piyasacı yapı içinde, belediyelerde yolsuzluk olmaması zaten mucize olur. Yolsuzlukla mücadele işi en başta sistemle mücadele işidir. Ancak mesele şudur: Bir AKP kurucusunun da ifadesiyle Ankara’yı “parsel parsel” edenin bile yolsuzlukla suçlanmadığı bir sistemde, ana muhalefet belediyelerinin yolsuzlukla suçlanması, yolsuzlukla mücadele değil, ana muhalefetle mücadeledir. CHP AKP döneminde ilk kez birinci parti olmasa, belediyelere operasyon olacak mıydı?

Erdoğan’a en yararlı CHP’li

Butlan davası ve Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP’nin başına oturtulması Erdoğan’ın “rakip belirleme operasyonu”dur. Erdoğan, 13 yıl boyunca iktidarda kalmasını sağlayan Kılıçdaroğlu ya da adayını istiyor karşısında çünkü. Evet, AKP iyi yönettiği için değil, önce Baykal ardından da Kılıçdaroğlu CHP’si kötü muhalefet ettiği için iktidarda yıllardır. İşte Erdoğan bunun sürmesini istiyor. 

Erdoğan’ı Erdoğan’ın benzeriyle yenme taktiği izleyerek karşısına kötü kopyası Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkaran, “gel bakayım Muharrem” diyerek cumhurbaşkanı adayını kamuoyu nezdinde “küçümsenen aday” konumuna iten ve sandıkları boş bırakan, en sonunda da kazanacak aday varken bu kez kendini aday diye dayatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a en yararlı CHP’lidir.

CHP’ye operasyonun nedeni

Evet, Şamil Tayyar’ın saptaması önemli. Önemli olduğu için de sonradan fark edip düzeltmeye çalıştı. Erdoğan’ın rakibini belirlemesi, kimseyi zorla karşısına çıkarması anlamına gelmiyormuş, Erdoğan potansiyel rakibine kazanabileceği duygusunu aşılayarak onu siyasi meydana çekiyormuş… Elbette saptamasını düzeltmeyen nafile çabalar bunlar. 

Gerçek ortada: Erdoğan “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” dedi ki doğruydu. İmamoğlu İstanbul’u üç kez kazandı, üçüncü kez kazanırken CHP de AKP döneminde ilk kez birinci parti oldu. Erdoğan bu nedenle rakibini belirleme operasyonları yapıyor: İmamoğlu’nu Silivri’ye soktu, CHP’yi birinci parti yapan kadroları tasfiye edip yerlerine Kılıçdaroğlu ve ekibini oturttu. 

Mesele budur ama daha önemlisi bunun nasıl durdurulacağıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Temmuz 2026

, , , , ,

  1. demirozcane adlı kullanıcının avatarı

    #1 by demirozcane on 10/10/2026 - 16:37

    WORLD PRESS DÜNYA TÜRK HABER-WORLD TURKISH NEWS

    Türkiye,de yapılan fon soyguunu ile ilgili İktidar olayı örtmeye çalışıyor
    fakat hükümet sözcüsü Bu yolsuzluğun ortaya çıkarılması için Muhalefet partilerinin
    Üstüne Gidilmesinden son derece rahatsızz İslami bir kılıf uydurularak üstü ötülmeye
    çalışılıyor bunun üzerine Akp sözcüleri Tabanına şu mesajı eriyor Cumhurbaşkanımız
    kırmızı çizgimiz dir onalaf söyletmeyiz diyorlar ve bu konu ile kırmızı alarm verdik
    en şiddetli tepki göstereceğiz diye beyan ediyor böyle bir beyanat topluma korku salmazmı
    Yapılan Eleştiriler Cumhurbaşkanlığına değil Akp genel başkanlığınadır Çünki Cumhurbaşkanı
    aynı zamanda Akp genel başkanıdır yani iktidar partisinin genel başkanıdır bu beyanlar
    Toplumsal bir tepki oluştrurmu
    Türkiye’deki siyasi tartışmalar, liderlik rolleri, yolsuzluk iddiaları ve bu iddialara verilen kurumsal tepkiler, toplumun farklı kesimlerinde ve siyasi kulvarlarda geniş bir yankı bulmaktadır. Bahsettiğiniz dinamikler, Türkiye’nin mevcut yönetim sistemi ve siyasi kültürü ekseninde birkaç farklı açıdan değerlendirilebilir.
    Cumhurbaşkanlığı ve Parti Genel Başkanlığı Rollerinin Birleşmesi
    2017 anayasa değişikliğiyle hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte, Cumhurbaşkanı aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanı olma hakkını elde etmiştir. Bu durum, siyaset bilimi ve toplumsal algı açısından çift yönlü bir tartışmayı beraberinde getirmektedir:
    Muhalefetin ve Eleştiren Kesimlerin Perspektifi: Eleştiriler genellikle “parti genel başkanı” sıfatıyla yürütülen politikalara, ekonomik kararlara veya iddialara yönelik yapılmaktadır. Bu görüşe göre, bir parti liderinin kararları siyasi rekabetin doğal bir parçası olarak sert bir şekilde eleştirilebilir ve bu durum devletin zirvesini veya cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığını hedef almamaktadır.
    İktidar Partisi ve Destekçilerinin Perspektifi: İktidar kanadı, cumhurbaşkanlığı makamı ile genel başkanlık makamını pratik olarak birbirinden ayırmayı tercih etmeyebilir. Cumhurbaşkanına yönelik her türlü siyasi veya kurumsal eleştiri, devletin birliğine ya da milletin iradesine yönelik bir hamle olarak değerlendirilebilir. “Kırmızı çizgi” veya “kırmızı alarm” gibi söylemler, partinin kendi liderine ve tabanına olan bağlılığını tahkim etmek amacıyla kullanılan siyasi sembollerdir.
    Söylemlerin Toplumsal Tepki ve Endişe Boyutu
    Siyasi partilerin kullandığı keskin ve köşeli dillerin toplum üzerindeki etkileri de çeşitlilik göstermektedir:
    Siyasi Kutuplaşma ve Endişe: Siyaset dilinin sertleşmesi, “en şiddetli tepki gösterilecektir” gibi ifadeler toplumun bir kesiminde baskı hissi, çekince veya kutuplaşmanın derinleşmesi endişesini doğurabilir. Bu durum, demokratik eleştiri ortamının daraldığı yönünde yorumlara yol açabilir.
    Tabanı Konsolide Etme (Kenetleme): Siyasi analizlerde, bu tür korumacı ve savunmacı söylemlerin genellikle dışarıya korku salmaktan ziyade, parti tabanını olası kriz anlarında bir arada tutmak ve motivasyonu artırmak amacıyla üretildiği belirtilir.
    Toplumsal Bir Tepki Oluşur mu?
    Bu tür beyanatların kitlesel ya da toplumsal bir tepkiye yol açıp açmayacağı, ekonomik koşullara, iddiaların somut delillerle desteklenme derecesine ve muhalefetin bu süreci nasıl yönettiğine bağlıdır. Demokratik toplumlarda bu tür gerilimler genellikle seçim sandıklarında, kamuoyu araştırmalarında, sosyal medya tartışmalarında veya sınırlı demokratik protestolarda kendine yer bulur.

Bir Cevap Yazın

WordPress.com'da ücretsiz olarak kendi web sitenizi oluşturun.Kendi web sitenizi oluşturun
Ücretsiz başlayın