Posts Tagged Erdoğan
Öcalan’ın mesajlarının analizi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/08/2026
Siyasal Kürt aktörlerin bir kısmı, Öcalan’ın “Kürt davasını” sattığını düşünüyor. “Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak PKK’ye karşı çıkan ve bu nedenle PKK tarafından yıllardır hedef alınan kimi siyasal Kürt aktörler de şöyle diyor: “Devlet, federasyon hatta özerklik bile istemekten vazgeçip entegrasyonu savunan Öcalan, bizim savunduğumuz çizgiye geldi.”
Öcalan aslında ne davasını sattı ne de çizgisinde köklü bir değişiklik yaptı. Öcalan pragmatisttir ve şartları göz önünde bulundurarak, yarın sıçramak için bugün en uygun kazanç zemininde uzlaşıyor. ABD’nin gerilemesi, Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisi arayışları, yeni güç dengeleri ve bunun Türkiye siyasetine yansıması üzerinden Öcalan uzun vadeli bir strateji çiziyor.
Öcalan’ın medyaya yansıyan 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli DEM heyetiyle yaptığı görüşmeler, bu bakımdan analiz edilmeyi gerektiriyor.
İmralı güç merkezine dönüştürülüyor
Bahçeli’nin netleştirilmesini istediği Öcalan’ın statüsünde uzlaşılmış. Öcalan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlık ettiği Koordinasyon Kurulu’nun altında oluşturulacak “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu”nun üyesi olacak. Öcalan özgürlüğü konusunda da rahat, “süreç ilerlesin, onlar zaten beni burada tutmak istemezler” diyor.
Öte yandan Öcalan DEM ile PKK’yi yeni bir siyasal örgüt altında birleştirmenin hazırlığına da başlamış. Adını şimdilik “Demokratik Toplum ve Cumhuriyet hareketi” diye ifade ediyor.
Özetle Öcalan, adım adım Türkiye’de bir güç merkezi haline geliyor, getiriliyor.
Açılımla yeni cumhuriyet
Öcalan, bu sürecin sonunda yeni bir cumhuriyetin kurulacağına işaret ediyor. Zaten AKP’nin daha önce yeni bir cumhuriyet kurduğunu belirtiyor. Kurulacak bu en yeni cumhuriyetin en az iki sütunlu olması gerektiğini savunuyor. Ne ilk cumhuriyetteki gibi sadece CHP’lilik/Kemalist sütunlu ne de şimdiki cumhuriyette olduğu gibi sadece muhafazakâr demokratlık sütunlu;. en az iki sütunlu, hatta üçüncü ve dördüncü sütunlar bile olabilir! Dahası Öcalan “en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” diyor.
Özetle üniter bir ulus-devletin yerine çok kimlikli yeni bir modele işaret ediyor. Öcalan bu modelin anayasasında Kürtlerin bir hukuk öznesine dönüşeceğini söylüyor. Ama bunu özel bir taktikle yapacaklarını, anayasada bunun “kimlik özgürlüğü” şeklinde yer alacağını belirtiyor. Kimlik olunca, Kürtlük, Türklük, Alevilik, kadınlık gibi kimliklerin her birine anayasal özgürlük sağlanacağını savunuyor.
Ve Öcalan tüm bu süreçte CHP/Yeni Parti’nin de dönüşeceğini, Kemalist tarih tezlerinin değişeceğini savunuyor. Kürt açılımı ile CHP’li belediyelere operasyonun paralel yürütülmesinin de nedeni zaten oydu. Açılımın üç aktörü de biliyor ki kurucu partiyi teslim almadan yeni bir cumhuriyet kurulamaz.
“İran’a karşı Türk-Kürt ittifakı” açılımı
Öcalan Türk-Kürt ittifakını ümmet temelinde yorumluyor. Ümmeti de İslam ve Ortadoğu enternasyonalizmi diye tarif ediyor ve Türk-Kürt İslam ümmetinin “Ortadoğu dinamiğini değiştireceğini” savunuyor.
Erdoğan ve Bahçeli’yle kurduğu ittifakı Yavus-Kürt İdris ittifakına benzeten Öcalan, “Yavuz Kürt mirlikleri ile nasıl Ortadoğu’yu kazandıysa öyle kazanılacak” diyor. Yavuz-Kürt İdris ittifakı Safevi Türklerinin yönettiği İran coğrafyasına karşı savaşmıştı. Öcalan bugünkü Türk-Kürt ittifakının hedefinin de yine İran olduğunu söylüyor: “İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor. Neçirvan Barzani ve Bafil Talabani’nin de içinde olacağı ve PJAK’ı da dönüştürecek bir hamle başlatmak gerekir. (…) İran çözülecekse buradan çözülür. İsrail-ABD çözemez. (…) İran’ı hallettiği oranda en büyük birikim Türkiye’dedir. Bu birikimler birleştikçe bizi bir Ortadoğu birliğine, enternasyonalizmine getirecek.”
Statü karşılığı başkanlık
Peki bu açılımın daha önce yapılan açılımlardan farkı ne? Onlar yürümedi de bu neden yürüyecek? Öcalan’ın buna yanıtı şu: “2015’teki gibi yarım yamalak değil. Anayasayı, seçimleri, cumhurbaşkanlığını belirleyecek bu çalışma.” Yani Öcalan açıkça açılımın karşılığının Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açmak olduğunu belirtiyor.
Bu, stratejik bir düzleme ve ilişkiye değil, taktik bir düzleme ve ilişkiye işaret ediyor. Mesele şu ki taktik düzeydeki ilişkiler, yeni siyasal ihtiyaçlara göre yine bozulabilirler.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ağustos 2026
Medine, ümmet, 1926 Brüksel hattı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/08/2026
AKP iktidarının 23 yıllık tarihi, aynı zamanda “döne döne Kürt açılımı yapma” tarihidir. Döne döne olmasının, sürekli ileri ve geri adımlar atılmasının birden çok iç ve dış nedeni var. O nedenlerden biri, açılımı sürdürmenin, iktidarı sürdürmeye yarayıp yaramayacağıdır. Yaramayacağı görüldüğü anda dün söylenenlerin tamamının reddedilip, tam zıttı olan çizgiye kolayca geçildiği görüldü.
ABD faktörü
“Döne döne Kürt açılımı yapma” durumunu etkileyen faktörlerden biri de ABD’dir. ABD’nin Ortadoğu’da izlediği strateji, açılımları etkiledi.
Bu durum AKP’nin 23 yıllık dönemde, tıpkı “döne döne Kürt açılımı yapması” gibi, “döne döne bölgesel birlik” politikaları izlemesine neden oldu. Ortak bakanlar kurulu toplantılarının tasarlandığı Ortadoğu Birliği’nden Türkiye-Irak-Suriye ittifaklarına kadar çeşitli modeller üzerinde duruldu.
Ama içeride her açılımın, dışarıda “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefi oldu.
Üç açıklama
Bugünkü durumu anlamamızı kolaylaştıracak bazı siyasi açıklamalara dikkatinizi çekeceğim:
– DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: “Türkiye siyaseti uzun süredir ‘Mekke dönemi’ psikolojisi yaşıyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı ‘Medine dönemi’ aklıdır.” (TBMM konuşması, 10.8.2026)
– YPG/SDG’nin Suriye/Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan: “YPG/SDG’nin feshini duyuracağız. Özerk yönetim yapısı da ortadan kalkacak. (…) İslam ümmeti çerçevesi hiçbir Kürdü rahatsız etmez. Suriye içerisinde de diğer coğrafyalarda da varlığımızı ancak bu şekilde sürdürebiliriz. (…) Bizi 1926 Brüksel hattı ile bıçakla doğrar gibi ayırdılar. Şimdi bu parantezi kapatma ve barış zamanı.” (Türkiye Gazetesi, 16.8.2026)
– DEM’in İmralı Heyetinden Ahmet Türk: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Kürtler sadece Türklerle adil bir yaşam sürebilir, özgürleşir. Başka şansları da yok.” (Nefes Gazetesi, 4.1.2025)
Genişleme hedefi
Bu üç açıklamayı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” vurgusuyla ve son açılımı başlatan MHP lideri Bahçeli’nin Musul’a 82, Kerkük’e 83, Halep’e 84 plakası dağıtmasıyla birlikte düşünmek gerekir.
Ulus yerine İslam ümmeti altında, Osmanlı’daki gibi birlikte, 1926 tarihli Ankara Antlaşmasının kabul ettiği Brüksel hattıyla kesinleşen Türkiye-Irak sınırının kalkmasıyla ve Medine’deki gibi bir çeşit konfederasyonla genişlemedir istenen.
AKP-MHP ittifakı ve şekillendirdiği devlet bürokrasisi, Suriye’de Esad’ın devrilmesini, ABD’nin İran’a savaş açmasını ve Tahran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun kırılmaya başlamasını tarihsel bir fırsat olarak görüyor. Son açılımın 22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin çıkışıyla başlaması ve ABD-Türkiye destekli Şara’nın 27 Kasım 2024’te Şam’a harekatı başlatmasının eşzamanlılığı yeterince açıklayıcıdır.
Ortaçağcılık kapısı
Bunun olası olup olmadığını tartışmaya bile gerek yok. Zira buna soyunmanın Türklere de Kürtlere de bir yararı yok. Tersine bu tür projeler halkları yan yana getirmekten çok halkları karşı karşıya getirir ve büyük boğazlaşmalara neden olur.
İktidarın Irak ve Suriye’nin kuzeyini “tarihsel hinterland” görerek, Misakı Millicilik ile bu tür projelere soyunması, sadece bir karşıdevrim değil, coğrafyamızı emperyalist ABD’nin istediği monarşilere geriletecek bir ortaçağcılık girişimidir.
O nedenle “çerçeve yasa” bir barış, demokrasi ve demokratikleşme girişimi değil, Erdoğan-Bahçeli ikilisinin maceracılığına kapı açılmasıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ağustos 2026
Rakip belirleme operasyonları
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/07/2026
Gazeteci kökenli AKP’li Şamil Tayyar, AKP-FETÖ’nün Ergenekon-Balyoz kumpaslarına yaptığı “kitaplı” katkılarla biliniyor. Dolayısıyla kumpas konularında uzman bir isimdir.
Yeni dönemde AKP’ye yönelik “yurttaş tepkilerinin” gazını almakla meşgul. Hayat pahalılığını CHP’li belediyelere mal etmeye yönelik sosyal medya mesajları fazlasıyla operasyonel.
Ama önceki gün yaptığı bir analiz içinde kullandığı şu iki cümle, çok önemli bir saptama niteliği taşıyor: “Erdoğan rakibini kendi belirler. Şimdi olduğu gibi.”
Önce rakip tasfiye oeprasyonu
En başından beri anlatıyoruz ama kumpasları açıklayan bu saptamanın Tayyar’dan gelmesi önemli. Dolayısıyla “Peki Erdoğan rakibini nasıl belirliyor” sorusu önemlidir. İşte bu soru bizi sürmekte olan davaların siyasiliğine ve “rakip belirleme operasyonları” olduğu gerçeğine götürüyor.
Evet, Erdoğan şu anda rakibini belirliyor ve tüm operasyonlar, rakip belirleme operasyonudur, cumhurbaşkanlığı çalışmasıdır, yeni rejimi inşa çabasıdır. Konu gerçekte ne diplomadır ne de yolsuzluktur. Bizzat adını Erdoğan’ın koyduğu bu “belediyeleri silkeleme” operasyonları doğrudan istemediği rakibi tasfiye etme, istediği rakibi belirleme operasyonlarıdır.
Birinci partiyle mücadele
Ne yazık ki hâlâ kimi CHP’liler ama diploma ama yolsuzluk diyor. Ekrem İmamoğlu İstanbul’u üç kez kazanmasa ve Erdoğan’ın karşısına onu yenecek düzeyde cumhurbaşkanı adayı olmasa, diploma diye bir konu olacak mıydı?
Yolsuzluk mu? Bu sistemde, bu vurguncu düzende, bu serbest piyasacı yapı içinde, belediyelerde yolsuzluk olmaması zaten mucize olur. Yolsuzlukla mücadele işi en başta sistemle mücadele işidir. Ancak mesele şudur: Bir AKP kurucusunun da ifadesiyle Ankara’yı “parsel parsel” edenin bile yolsuzlukla suçlanmadığı bir sistemde, ana muhalefet belediyelerinin yolsuzlukla suçlanması, yolsuzlukla mücadele değil, ana muhalefetle mücadeledir. CHP AKP döneminde ilk kez birinci parti olmasa, belediyelere operasyon olacak mıydı?
Erdoğan’a en yararlı CHP’li
Butlan davası ve Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP’nin başına oturtulması Erdoğan’ın “rakip belirleme operasyonu”dur. Erdoğan, 13 yıl boyunca iktidarda kalmasını sağlayan Kılıçdaroğlu ya da adayını istiyor karşısında çünkü. Evet, AKP iyi yönettiği için değil, önce Baykal ardından da Kılıçdaroğlu CHP’si kötü muhalefet ettiği için iktidarda yıllardır. İşte Erdoğan bunun sürmesini istiyor.
Erdoğan’ı Erdoğan’ın benzeriyle yenme taktiği izleyerek karşısına kötü kopyası Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkaran, “gel bakayım Muharrem” diyerek cumhurbaşkanı adayını kamuoyu nezdinde “küçümsenen aday” konumuna iten ve sandıkları boş bırakan, en sonunda da kazanacak aday varken bu kez kendini aday diye dayatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan’a en yararlı CHP’lidir.
CHP’ye operasyonun nedeni
Evet, Şamil Tayyar’ın saptaması önemli. Önemli olduğu için de sonradan fark edip düzeltmeye çalıştı. Erdoğan’ın rakibini belirlemesi, kimseyi zorla karşısına çıkarması anlamına gelmiyormuş, Erdoğan potansiyel rakibine kazanabileceği duygusunu aşılayarak onu siyasi meydana çekiyormuş… Elbette saptamasını düzeltmeyen nafile çabalar bunlar.
Gerçek ortada: Erdoğan “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” dedi ki doğruydu. İmamoğlu İstanbul’u üç kez kazandı, üçüncü kez kazanırken CHP de AKP döneminde ilk kez birinci parti oldu. Erdoğan bu nedenle rakibini belirleme operasyonları yapıyor: İmamoğlu’nu Silivri’ye soktu, CHP’yi birinci parti yapan kadroları tasfiye edip yerlerine Kılıçdaroğlu ve ekibini oturttu.
Mesele budur ama daha önemlisi bunun nasıl durdurulacağıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Temmuz 2026
Trump’ın hediyesinin karşılığı ne?
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 27/06/2026
CNN Türk’ün Washington Temsilcisi Yunus Paksoy, Beyaz Saray’da ABD Başkanı Donald Trump’a sormuş: “Sayın Başkan, Türkiye F-110 jet motorlarını ve F-35 savaş uçaklarını istiyor. Türkiye’ye büyük bir hediye çantasıyla mı gidiyorsunuz?” Trump da “Evet, muhtemelen onu (Erdoğan’ı) çok mutlu edecek bir şey yapacağım” demiş.
İlk akla gelen, 80 motorun, Türkiye’ye NATO’da verilen yeni iki görevin, yani Adana’daki yeni NATO Kolordu Karargâhı’nın ve İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nın karşılığı olduğudur.
Ancak Adana’daki ve Boğaz’daki yapılar kesinleşti, 80 motor ise kesin değil. Hem Dışişleri Hakan Fidan hem de Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler aylar önce açıklamıştı. Türkiye’nin KAAN için istediği 80 motor talebi ABD Kongresi’nde bekletiliyordu. Yani Trump’ın hediye olarak belirttiği konu yeni değil. Üstelik Kongre’nin itirazları da sürüyor.
Trump Erdoğan’dan “ne yapmamasını” istedi?
Trump’ın Beyaz Saray’daki basın toplantısında dikkat çeken başka sözleri de vardı: “O (Erdoğan) benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran’la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran’ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail’in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.”
Trump’ın bu sözlerinin ilk kısmı elbette palavra. İktidarın İsrail karşıtlığı üzerinden ABD-İsrail’e karşı İran’ın yanında savaşa girebilmesi, bir olasılık problemi bile değil!
Trump’ın sözlerinin devamı ise başka bir şeyi örtüyor: “Ben ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı.” Oysa Ankara’dan savaşın dışında kalmasını istemiş değiller, tersine İran’ın Türkiye’ye 4 kere füze attığını iddia ederek Ankara’yı İran’a karşı pozisyon almaya zorlayan kışkırtma eylemi düzenlediler.
Bu örtülü açıklamayı anlayabilmek için Trump’ın bu konudaki bir başka sözünü anımsamamız gerekiyor. Trump, 27 Mart 2026’da, İran’la süren savaş konusunda yaptığı konuşmada şöyle demişti: “Bence Türkiye harikaydı, gerçekten harikaydı; onlardan uzak durmalarını istediğimiz konuların dışında kaldılar.”
Evet, mesele “ne yapılmasını istediler de yapıldı” konusu değildir, “ne yapılmasını istemediler de yapılmadı” konusudur.
Hazar-Akdeniz hattı
Trump bir işadamı. Ülkesini şirket, kendisini de CEO gibi görüyor. Dolayısıyla “karşılıksız hediye” vermesi olası değil.
Anımsayın, Trump’ın yakın arkadaşı ABD Büyükelçisi Tom Barrack, hem de bir kaç kez söyledi: “Göreceksiniz, yakında Türkiye ve İsrail Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak.”
Hazar bölgesinde, Güney Kafkasya’da ABD için kritik konu Çin’in Kuşak ve Yol’unu düğümleyebilmek. Trump’ın Azerbaycan ve Ermenistan’la anlaşarak Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na çevirmesi bu açıdan önemli. Yine ABD’nin Ermenistan’a askeri destek içeren açılımları önemli. Gürcistan üzerinden Doğu Karadeniz’de bir liman/üs edinme amacı da önemli.
Doğu Akdeniz’de ise kritik konu Kıbrıs. Daha doğrusu KKTC’nin AB tarafından “yutulması” üzerinden İsrail-Kıbrıs-Yunanistan (Avrupa) ekseni inşa edilmesi. İşte tam da bu süreçte BM Kıbrıs Özel temsilcisi Maria Angela Holguin’in Kıbrıs planı ortaya çıktı: “Maraş ve Güzelyurt Rumlara bırakılacak. Karşılığında Türk tarafına, ülke yönetiminde dönüşümlü başkanlık ve federal konsey, AB’ye katılım, ambargoların kaldırılması, doğrudan ticaret, temas ve uçuş vadediliyor. Akdeniz gazı da KKTC kullanımına açılıyor.” (Sözcü, 25.6.2026)
Sonuç olarak Trump yönetimi NATO’yu dönüştürürken Hazar-Akdeniz ekseni üzerindeki hedeflerine ulaşmaya çalışıyor. Trump’ın Ankara’dan yapmasını değil, yapmamasını istediği şeyler, işte bu eksendeki gelişmelerle ilgili.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Haziran 2026
Sarayın seçim operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/05/2026
Kemal Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” kararının üstünden iki gün geçmesini bile beklemedi; pazar günü dilekçeyle valiliğe başvurdu ve kolluk kuvvetlerinin operasyonuyla CHP Genel Merkezi’ni ele geçirdi.
Her ne kadar olan, CHP Genel Merkezi’nin seçimle partiyi yönetmesi istenenlerden alınıp Kılıçdaroğlu ve ekibine verilmesi gibi görünüyorsa da, aslolan CHP Genel Merkezi’nin saray tarafından ele geçirilmiş olmasıdır.
CHP’nin AKP’yi yenme suçu
Meselenin diploma ve yolsuzluk olmadığını hâlâ anlamayanlar, meselenin “23 yıl sonra AKP’yi ilk kez seçimde yenen CHP’yi dizayn etme operasyonu” olduğunu artık o görüntülerden sonra anlamışlardır.
Çok nettir: Ekrem İmamoğlu İstanbul Belediye başkanlığını kazanıp üstüne cumhurbaşkanı adayı olmasa diploma diye bir sorunu olmayacaktı. Özgür Özel’in genel başkanlığındaki CHP, 31 Mart 2024’te AKP’yi ilk kez sandıkta yenip belediyelerin çoğunu kazanmasa, “mutlak butlan” diye bir konu olmayacaktı.
İktidarın “yüzde 3-5” planı
Saray, yargı ve kolluk üçgeninde yapılan operasyonla CHP Genel Başkanı koltuğuna oturan Kılıçdaroğlu, ne acı ki CHP Genel Merkezi’ni ele geçirme ve genel başkanlık koltuğuna oturma hırsının yarısını bile seçim kazanmaya çalışmakta göstermedi.
Zira meselesi başka…
Polis marifetiyle bina ele geçirmenin CHP’yi yönetmeye yetmediği İstanbul’da görüldü. Buna rağmen aynı yöntemin genel merkezde uygulanmasının anlamı açık: Operasyonun asıl sahipleri, yönetilebilen bir CHP değil, kaosa düşürülmüş ve mümkünse bölünmüş bir CHP istiyorlar. Bu seçim aritmetiğinde “rakibin yüzde 3-5’lik bir oy kaybetmesine” oynuyorlar.
Baskın seçim hesabı
“Mutlak butlan” kararının ve hızla CHP Genel Merkezi’ni ele geçirme operasyonun amacı açık: CHP bu sorunlarla boğuşurken baskın bir erken seçimle yeniden iktidar olmak.
ABD’deki kasım seçiminin etkilerinden önce Türkiye’de erken baskın seçim yapmak istiyorlar. Çünkü kasımda Trump’ın alacağı mağlubiyetin, sonrasında ellerini zayıflatacağını hesaplıyorlar.
ABD Büyükelçisinin o yanıt veremedikleri “meşruiyet” mesajı da, operasyonlardan öncesine “tesadüf eden” Trump-Erdoğan telefon görüşmeleri de bu bakımdan anlamlı.
CHP’li CHP’linin kurdudur
CHP üyesi değilim. Üstelik bir sosyalist olarak CHP’nin mevcut programının karşısındayım. Köşe yazarı olarak kişilerden çok olayları ve fikirleri analiz etmeye çalışıyorum. CHP’nin başına geçtiği Mayıs 2010’dan itibaren Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarını, fikirlerini ve uygulamalarını eleştirmiş bir köşe yazarıyım. (Kimi Atlantikçi açıklamaları nedeniyle İmamoğlu ve Özel’i de en sert şekilde eleştiren yazılar yazmış bir köşe yazarıyım.)
Bu geçen yıllar içinde CHP içi mücadelenin, kişilerin tutumlarına nasıl yansıdığını üzülerek görmüş bir gazeteciyim. Kılıçdaroğlu’nu eleştirdiğim için bana “tavır koyan” kimi milletvekillerinin sonra nasıl Kılıçdaroğlu’nun karşısında konumlandığını da gördüm; kendisini aday göstermediği için Kılıçdaroğlu’na demediğini bırakmayan milletvekillerinin, Özgür Özel yönetimden yüz bulamayınca sonra nasıl yeniden Kılıçdaroğlu’cu olduğunu da gördüm.
Kılıçdaroğlu’na mecbur kalmalarının anlamı
Kılıçdaroğlu 27 Ağustos 2012’de “asla koltuğa kilitlenip kalmayacağım” diye kamuoyuna söz vermişti. Ancak onca seçim yenilgisine rağmen o koltuğa nasıl yapıştığını gördük 11 yıl boyunca. 2023’te CHP delegeleri tarafından o koltuktan kaldırılınca, bu kez o koltuğa “saray marifetiyle” nasıl oturmaya çalıştığını izledik…
Bunu sadece “siyasi hırsla” açıklamaya çalışmak, elbette eksik olur. Kılıçdaroğlu’nun nesnel olarak AKP’yi iktidarda tutma misyonu sürüyor özetle…
Bitirirken meseleye bir de karşısından bakalım: İktidarın Kılıçdaroğlu’na mecbur kalması, işlerin her şeye rağmen iyi gitmediğine işaret etmiyor mu? Ediyor. Bu nedenle hatalı olduğu iki günde ortaya çıkan “kayyımla pazarlık” çizgisi yerine, hızla “halkla alanlarda direnme” çizgisine dönülmelidir. Özel’in dünkü ilk yürüyüşü, halkla birleşerek, cumhuriyetçi partilerle yan yana gelerek, sürmelidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Mayıs 2026
İki yeni NATO komutanlığının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 30/03/2026
NATO için geçenlerde “ABD’siz kağıttan kaplan” diyen ABD Başkanı Donald Trump, örgütü hedef almayı sürdürüyor. İran’da yardımına gelmedikleri için NATO üyelerine kızan Trump, “Onlar (NATO üyeleri) bizim yanımızda değilse, biz neden onların yanında olalım ki?” diyerek, “NATO çözülüyor mu” tartışmalarını körükledi.
Trump, konuşmasında Türkiye’yi ise diğer NATO üyelerinden ayırdı: “Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider.”
İktidara yakın medyanın Erdoğan övgüsü nedeniyle pek beğendikleri bu sözler, gerçekte büyük sorun içeriyor. “İstediğimiz şeylerin dışında kaldılar”, dolayısıyla “istemediğimiz şeyleri yapmadılar” diyen Trump neyi, hangi fiili kastediyor? Önemli.
Adana ve İstanbul’da yeni NATO yapıları
NATO’nun “beyin ölümü”, “kağıttan kaplanlığı”, “çözülmesi” tartışılırken, Türkiye daha da NATOculaşan işlere imza atmaya başladı ne yazık ki…
İlkini Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Terkoğlu ortaya çıkardı, Milli Savunma Bakanlığı kabul etmek zorunda kaldı: Adana’da NATO Kolordu Karargâhı kuruluyor.
Ardından Milli Savunma Bakanlığı bir ziyaret nedeniyle ikinci bir yapıyı daha duyurdu: İstanbul Boğazı’nda, Beykoz’da, NATO Deniz Unsur Komutanlığı kuruluyor.
Milli Savunma Bakanlığı’nın duyurdu ziyaret şuydu: “Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı Tümgeneral Jean-Pierre Fague (Fransa) ve Komutan Yardımcısı Tümgeneral Richard Stewart Charles Bell (Birleşik Krallık) ile beraberindeki heyet tarafından, Anadolukavağı / Beykoz’da konuşlanması planlı Deniz Unsur Komutanlığına ziyaret gerçekleştirildi.”
Ne tesadüf! “Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyon Karargâhı Komutanlarının”nın ziyaretinden bir kaç gün önce, bir Türk petrol tankeri, İstanbul Boğazı’na 14 mil kala insansız hava ve deniz araçlarıyla vuruluyor!
ABD’nin Karadeniz stratejisine AKP desteği
Adana ve Boğaz’daki iki NATO yapısı, birbirini bütünlemektedir.
Adana’daki NATO Kolordu Karargâhı, Polonya ve Romanya’daki kolordularla birlikte kuzeyden güneye inen bir hat oluşturuyor. Baltık’tan Akdeniz’e inen ve esas olarak Rusya’ya ama daha geniş çerçevede Asya’ya karşı oluşturulan bir savaş cephesi inşa ediliyor.
İstanbul’daki NATO Deniz Unsur Komutanlığı da fiilen Rusya’yı hedef alıyor, dahası Montrö Boğazlar Sözleşmesini riske atacak bir potansiyel taşıyor. Türkiye’nin Lozan’ı Montrö’yle taçlandırarak elde ettiği silah tekelliğini ve Boğazlardaki egemenliğini sulandırır. Dahası Türkiye’nin kendi eliyle Karadeniz’i NATO’ya açması anlamına gelir.
Ne yazık ki bu tablo, ABD’nin Karadeniz stratejisinin bir parçası olarak Zengezur’u Trump Koridoru yapmasını ve ardından Gürcistan’da üs elde etme amacını da bütünleştirmiş olur.
Asya girişinde koçbaşı rolü
NATO’nun bu adımları, elbette ABD’nin geniş planlamasının içindedir. ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Savunma Stratejisi belgeleri, emperyalist ABD’nin petrodolar sistemini kurtarabilmek için Asya’ya karşı başlattığı “uzun mücadeleye” işaret ediyor.
ABD, Türkiye’yi bu mücadelede, Asya’nın girişinde koçbaşı yapmak istemektedir. O nedenle NATO’ya karşı çıkmak ve İran’ı desteklemek gerekmektedir.
Hele de Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın A Haber’deki yayında yaptığı şu risk dolu açıklamasından sonra: “Hürmüz Boğazı ile ilgili taraflarla beraber bir paket üzerinde çalışıyoruz, çok detay vermek istemiyorum. Durum devam ederse İran’a karşı farklı yönlere gidecek bir koalisyon durumuna doğru gidecek konu.” (Hürriyet, 28.3.2026)
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mart 2026