Mehmet Ali Güller

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

ABD’NİN A TİPİ ARACI HÂL ERDOĞAN’DIR

Türkiye’nin cumhurbaşkanlığı seçim sürecine Cumhuriyetçi bir adaydan yoksun girmesi, çıkmaz bir durum yarattı. 10 Ağustos tartışmasının sosyal medyada bu kadar “sert” yürütülmesi de bundan…

Boykot yerine “ne Erdoğan en Demirtaş” dememizi “ihanetle” değerlendirenlerin içinde, “Ekmeleddin’e oy vereceğime Tayyip’e veririm daha iyi” diyenler bile oldu.

CHP tabanını bu duruma sokan Kılıçdaroğlu yönetiminin oynadığı tarihi rol, kuşkusuz unutulmayacaktır!

ASIL RAKİP ERDOĞAN

Ekmeleddin’e oy vereceğime, Tayyip’e oy veririm” diyenlerin gerekçeleri ilginç: Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ABD’nin yeni projesi olduğunu, o seçilirse toplumun gazının alınacağını, 12 yıldır çok yıpranan Erdoğan’a karşı mücadele etmenin daha kolay olacağını belirtmekteler.

Peki, öyle mi?

Erdoğan’a karşı mücadele etmek, Ekmeledin İhsanoğlu’na karşı mücadele etmekten daha kolay değildir!

Çünkü Erdoğan’ın toplumsal bir dayanağı var. Yüzde 40’lık bu dayanak, Erdoğan’ı her durumda ABD açısından “asıl seçenek” haline getiriyor.

Toplumsal dayanağı olmayan birine karşı mücadele etmek, yüzde 40’lık desteği olana karşı mücadele etmekten he zaman daha kolaydır.

Hatta denilebilir ki, CHP-MHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlu isminde buluşması ve kazanacak bir adaya kapıyı kapatması, Erdoğan’ı ABD açısından daha da vazgeçilmez bir seçenek haline getirmiştir. Zira Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı Erdoğan’ı rahatlatmış, kazanma ihtimalini artırmıştır.

İlk günden itibaren bu ismin Erdoğan’a Çankaya yolu açmak anlamına geldiğini bu nedenle hep vurgulamıştık.

ABD’NİN SOPASI

30 Mart seçimleri öncesinde de çok tartışmıştık ve “ABD Erdoğan’ın üstünü çizdi” tezine karşı görüşümüz şu olmuştu:

1) ABD’nin düğmeye basarak, tasarım yapacak bir gücü artık yok.

2) Erdoğan zaman zaman çizgi dışına çıksa da, ABD açısından asıl seçenektir; çünkü bir tabanı vardır ve seçim kazandıkça ABD onunla çalışmayı sürdürecektir.

Yeni projelerin sahaya sürülmesi ya da AKP-Cemaat türü çatışmaların yaşanması ise iki yönlü gelişmelerdir.

1) Erdoğan’ı terbiye etme amaçlı sopalardır ve Erdoğan çizgi dışına çıkmaya çalıştığında, onu yeniden hizaya sokar.

2) Ama aynı zamanda, ona iktidarda kalma olanağı da yaratır.

Ve sonuçta hem ABD, hem de Erdoğan kazanır! 17 – 25 Aralık operasyonları bu perspektiften okunmalıdır.

ERDOĞAN HİZADA!

Nitekim 30 Mart yerel seçimleri ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçim süreci, Erdoğan’ın hizaya “tam olarak” girmesiyle sonuçlanmıştır.

ABD açısından ikisi, üçüncüsünü güçlendirmek için masada olan üç önemli konu vardır: Kıbrıs, Ermeni ve Kürt meseleleri…

Peki, bu üç önemli meselede son süreçte neler yaşandı?

1) Kıbrıs’ta müzakereler yeniden başladı!

2) AKP, 21 yıldır kapalı olan Ermenistan sınır kapısının açmaya hazırlanıyor!

3) Kürt Açılımı’nda 2. aşamaya geçildi!

Yani “Türk-Kürt Federasyonu” projesi yürürlüktedir ve üstelik IŞİD’in Musul işgaliyle hızlandırılmıştır.

10 AĞUSTOS’A MÜDAHALE EDEBİLMEK

Elbette son tahlilde projeleri gerçekleşmeyecektir ve hem Türkiye’nin milli kuvvetleri, hem de bölgesel kuvvetler, Ortadoğu’yu ateşe atacak bu Atlantik planını bozacaktır.

Planı bozabilmek ise öncelikle hemen önümüzdeki siyasi çarpışmalara müdahale edebilmekten geçmektedir.

Erdoğan’ı 10 Ağustos’ta seçtirmemek, ya da en azından meşruluğunun tartışılacağı bir oy oranında tutabilmek, bu nedenle önemlidir ve “ne Erdoğan ne Demirtaş” dememiz bundandır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Temmuz 2014

Yorum bırakın

TSK’DE TEMİZLİĞİ MİT YAPMAMALI

Aydınlık’ın dünkü manşeti çok önemliydi: “2 bin cemaatçi Özel’in masasında

Habere göre MİT, F tipiyle ilişkisini saptadığı ağırlığı astsubay olan 2 bin kişinin ismini Genelkurmay Başkanlığı’na bildirdi. Yine habere göre Başbakanlık ve Genelkurmay temas halindeydi ve bu 2 bin ismin TSK’den ayıklanması için hazırlık yapılıyordu.

MİT ERGENEKON TERTİBİNDE GÖREVLİYDİ

Kuşkusuz TSK içinde F tipi subaylar, astsubaylar vardır ve hızla ayıklanmalıdır. Çünkü Ergenekon tertibinin başarılı olmasında birinci etken savcısının Erdoğan olmasıysa, önemli etkenlerden biri de TSK içindeki ihanettir!

Ancak TSK içindeki bu ayıklamanın yapılması için izlenen yolu yanlış buluyoruz: TSK’deki temizliği MİT yapmamalı!

Neden?

1) Çünkü MİT Ergenekon operasyonunda önemli roller üstlenmiştir ve taraftır!

2) AKP-Cemaat çatışmasıyla birlikte, Gladyo’nun operasyonel merkezi Emniyet’ten, MİT’e taşınmıştır!

3) MİT, Erdoğan’ın uzunca bir süredir özel örgütüdür ve son MİT yasasıyla zırhlandırılmıştır.

BAŞBUĞ: MİT YARDIMCI OLMADI

Anımsayacaksınız, Ergenekon tertibiyle Silivri zindanlarına atılan Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, TSK’ye kurulan kumpası ortaya çıkarmak istediğinde MİT’in kendilerine yardımcı olmadığını anlatmıştı

Başbuğ’un şu sözleri, MİT’in rolünü belgeliyor: “Bana ihbar mektupları geliyor. Mektupların büyük çoğunluğu Cengiz Topel Havalimanı’nın yanındaki postaneden atılmış. Yasal yetkimi kullanarak MİT Müsteşarı’ndan talep ediyorum: Diyorum ki; bakın bunların hepsi aynı günlerde, aynı postaneden atılmış. Kamera yok mu orada? Bana bunları atanı tespit edin. Görüntüleri bize verin biz tespit edelim. Yapanı bulalım. Zira askeri personeli biz kolayca tanırız. Onu bulsak zaten olayın karargâhına gireceğiz. Kumpas ortaya çıkacak. İhbarcının söyledikleri doğru ise yargıya göndereceğim, böylece sorumlular adalete hesap verecek. Ama iftira ve kumpas ise bunu da ortaya çıkaracağım. MİT Müsteşarı ‘peki efendim’ diyor, bir hafta sonra ‘ne oldu?’ diye soruyoruz, ‘araştırıyoruz’ diye cevap veriyor. İki hafta sonra tekrar soruyoruz; ‘arızalıydı.’ Ben çözemiyorum ki olayı. İstihbarat yetersizliği önemli bir gerçek. Askeri istihbaratın böyle bir görevi ve yetkisi yok.” (Sözcü, 25 Mayıs 2014)

Kumpasın peşindeki Genelkurmay Başkanı’na bilgi vermeyen MİT’in, Erdoğan’ın emriyle TSK’de “kumpas temizliğinde” rol alması, bir dizi felakete yol açabilir!

Zira Erdoğan’ın emrindeki MİT, F tipi diyerek konumlanışını beğenmediği subayları da fişleyebilir!

TSK’NİN OLANAKLARI MİT’E KAYDIRILDI

Denilebilir ki, “Bu işi MİT mecburen yapacak, bakın Başbuğ da söylüyor: Genelkurmay’ın istihbarat yetersizliği var”, hatta denilebilir ki, “Bu işi TSK yapabilecekse, şimdiye kadar neden yapmadı?”

Genelkurmay’ın istihbaratının yetersiz bırakılması da zaten Ergenekon tertiplerinin sonuçlarından biridir. “İstihbarat tek elde toplanmalı” denilerek TSK’nin imkân ve kabiliyetleri MİT’e devredildi.

TSK’de bugüne kadar bir F tipi temizlik yapılamaması ise başlı başına bir konudur; sorumlusu da “irticayla ilişkili subayların ordudan atılmasına” önceleri şerh koyan, sonraları da buna engel olan Erdoğan ve Gül’dür!

HEDEF: TSK’NİN YARISINI TASFİYE ETMEK

TSK rahatsız olduğu için “başkomutan” Gül’ün yalanladığı, Gül yalanladığı için mecburen 24 saat sonra Başbakanlık’ın da yalanladığı Akşam’ın “Erdoğan’ın görevlendirdiği ekip saptadı: 2 subaydan biri cemaatçi” haberi de bu açıdan önemlidir ve dikkat çekmeye çalıştığımız tehlikenin ipuçlarıyla doludur.

Bu iş Erdoğan’ın görevlendirdiği ekipler ya da MİT tarafından yapıldığında, TSK’nin yarısının tasfiyesiyle karşı karşıya kalabiliriz!

“İki subaydan birini” cemaatçi ilan eden o görev, çok hedeflidir ve sadece F tipi subayları değil, onların üzerinden tehlikeli gördüğü tüm subayları tasfiye etmeyi planlamaktadır!

Erdoğan, F tipi yapıyla mücadelede “cadı avı” kavramını işte bu nedenle kullanmıştır: F tipi diyerek başka hedeflere de yönelebilmek için!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Temmuz 2014

Yorum bırakın

SAVAŞLAR KENARDAN KAZANILMAZ

Erdoğan’a ve ona Çankaya yolu açsın diye ortaya sürülmüş Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı Cumhuriyet’in adayı için çok uğraşmış ama CHP milletvekillerinin kişisel kaygılarını aşamamıştık. Peki, bundan sonra ne yapacaktık?

Bu soruyu 5 Temmuz günü Ufuk Ötesi’nde sorduk ve kişisel görüşümüzü de anlattık: Kenarda kalmayacaktık, ağlayıp dövünmeyecektik, “Ne Erdoğan, ne Demirtaş” diyerek 2015’e hazırlanacaktık. 10 Ağustos’ta Erdoğan’ın seçilmesini engelleyecektik, 24 Ağustos’ta seçilememesi için uğraşacaktık.

Bu görüşümüz yoğun tartışıldı; olumlu bulan da oldu, karşı çıkan da…

Karşı çıkanların “10 Ağustos’ta ne yapılmalı” sorusuna verdiği yanıt, boykot!

BOYKOT TUTAR MI?

Görüşümüzü soran Odatv’ye de açıkladık: Boykot fikri etrafında çok ciddi bir kümelenme olursa, kuşkusuz boykotu destekleriz. Neticede görüşlerimizin esiri değiliz.

Ancak boykot çağrısının tutmayacağını düşünüyoruz. Zira Türkiye’de iyi kötü bir sandık kültürü var ve Sol’un en güçlü olduğu zamanlarda bile yapılan boykot çağrılarına Türk milleti destek vermemişti.

Kuşkusuz her şey değişir; bu konudaki görüşlerin de değişip değişmediğini öncülerin açıklamalarından, kitle örgütlerinin tutumlarından, Erdoğan karşıtı kesimlerin hangi yolu izleyeceklerini ilan etmelerinden anlayacağız…

Ve en sonunda, şahsi fikirlerimizle değil, örgütlü toplumun fikirleriyle birleşeceğiz.

KENARINDA DURULAMAYACAK MEVZİİ

Şu aşamada hâlâ “Ne Erdoğan, Ne Demirtaş” diyorum. Bunun pratikte bunca zamandır karşı çıktığım Ekmeleddin İhsanoğlu’na dolaylı destek anlamına geldiğini de biliyorum.

Ancak Türkiye’nin yararı için siyaset yapan bir devrimci olarak kirlenmekten korkmuyorum; amacım “doğrucu Davut” olmak değil!

Reel durum şudur: 3 Temmuz barajı bir mevziiydi; orada çarpıştık, Cumhuriyetçi aday çıkarmaya çalıştık. Olmadı.

Şimdi 10 Ağustos barajında yeni bir mevzii var ve orada çarpışılıyor. Kuşkusuz “ben o mevzide çarpışmam, başka bir mevzide savaşın çıkmasını beklerim” diyerek, kirlenmeden kenarda oturabiliriz ama bunun Türkiye’ye bir yararı olmaz. O mevziide de savaşacağız, zira bu mevzii kenarda durulabilecek bir mevzii değildir.

Belki yenileceğiz ama zaten kesin zaferler, bazı mevziilerde kaybetmekle kazanılıyor. Tüm mevziiler, çoğunlukla kesin bir çizgi şeklinde ele geçirilemiyor.

ERDOĞAN’I MEŞRU OLMAYAN BİR YÜZDEDE TUTMAK

Tamam, “Ekmeleddin İhsanoğlu, Erdoğan’a Çankaya yolu açma adayıdır” demiştik ama son tahlilde, artık bir yarışta adaydır ve bizim görüşlerimizin dışında, ikili nesnel olarak bir seçimde karşı karşıyadırlar. İki “aynı” da olsalar, son tahlilde 10 Ağustos’ta karşı karşıyalar!

Yani artık burası yeni bir mevziidir ve orada yeni bir çarpışma planı yapmak lazımdır. O plan da şu olmalıdır: Öncelikle Erdoğan’ın seçilmesini engellemek, olmuyorsa oyunu meşruluğunun tartışılacağı bir oranda tutabilmek.

Pratikte şunu demek istiyoruz: Erdoğan yüzde 51-55 arasında bir oyla seçilirse, meşruluğu tartışmalı bir cumhurbaşkanı olacaktır. Bu durum, daha sonraki mevziilerde yapmak zorunda kalacağımız çarpışmalarda Cumhuriyetçi kesime yarayacaktır.

2015’E YIĞINAK

Öte yandan, 10 Ağustos’ta kenarda kalmanın bir diğer sakıncası da şudur: Biz Ekmeleddin İhsanoğlu’na niye karşı çıkıyorduk? Erdoğan’a Çankaya yolu açacak bir aday olduğu için!

Yani Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı çıkarken bile konumumuz Erdoğan karşıtlığımızla ilgiliydi.

Peki, kenarda durarak, Erdoğan’a muhalefet etme bayrağını neden iyi sallayamayacak olan Kılıçdaroğlu’na bırakalım?

Diğer yandan kenarda durmanın bir sakıncası da şu olacaktır: Düşük katılım Erdoğan’ı değil 2. turda, daha 1. turda cumhurbaşkanı yapacaktır. Ve Erdoğan’a gerçekte Çankaya yolunu açanlar, kendi kirli oyunlarının sonuçlarını, getirip biz kenarda duranlara fatura etmeye kalkacaklar!

Bölen aday çıkarıp “oyları bölmeyin” sahte ağıtları yakanlar, Erdoğan’ı seçtirdikten sonra “sizin yüzünüzden seçildi” deme yalancılığına sarılmaktan da utanmayacaklardır.

Son tahlilde Cumhuriyetçi, vatansever kuvvetlerin böylesi kavgalarda enerji yitirmemesi gerekmektedir. Zira çarpışacağımız bu iki mevziiden sonra, asıl 2015’e yığınak yapmamız gerekmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2014

Yorum bırakın

ABD BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN’A KARŞI MI?

IŞİD’in 9 Haziran’da Musul’u işgal etmesi, AKP’nin, IŞİD’in rehin adlığı vatandaşları gerekçe göstererek Türkiye’yi oldubittilere mecbur bırakması, KDP’nin Musul’u bahane ederek Kerkük’ü işgal etmesi, Ankara-Erbil’in fırsattan yararlanarak Irak’ın petrolünü İsrail’e satması…

Sonuç? Barzani “bağımsız Kürdistan” istiyor, bunun için referanduma gidiyor…

İsrail, cumhurbaşkanı, başbakan ve dışişleri bakanı düzeyinde Kürdistan’ın bağımsızlığını tanıyacağını açıkladı.

Türkiye? AKP sözcüsü Hüseyin Çelik de benzer mesajı verdi. Kaldı ki, iktidarını Kuzey Irak petrolünün gelirine endekslemiş bir hükümetin uygulamaları da zaten söze gerek bırakmıyor!

İKİ CEPHE KARŞI KARŞIYA

Dolayısıyla IŞİD’in Musul işgali sonrası ortaya şöyle bir cephe çıkmış durumda: AKP, KDP, İsrail, IŞİD, Irak’taki Maliki karşıtı cephe, Suudi Arabistan ve Katar. İngiltere’yi de bu cepheye ekleyebiliriz.

Peki ya diğer kuvvetler?

Yıkılmaya çalışılan Nuri El Maliki Kürdistan’a izin vermeyeceklerini, Kerkük’ün Irak şehri olduğunu, IŞİD sorunu çözüldükten sonra Kerkük’ü işgal edenlerden hesap soracaklarını açıkladı.

İran, Irak’ın bölünmesine ve bağımsız Kürdistan kurulmasına izin vermeyeceğini ilan etti.

Suriye’nin bölünmesine karşı barikat kuran Rusya, Irak için de aynı şeyi yapacağının mesajlarını ABD’ye verdi. Moskova, Maliki’nin IŞİD’e karşı mücadele edebilmesi için Irak’a hızla 10 adet savaş uçağı gönderdi.

KÜRT PARTİLERİ BÖLÜNDÜ

Peki ya Kürt hareketleri?

KYB ve Goran, Barzani’nin bağımsızlık girişimine karşı konumlanıyor. Dahası her iki parti, Maliki’nin “geniş tabanlı koalisyon” çağrısına uyarak hükümet görüşmelerine katılıyor.

KDP yönetimi, Bağdat’la görüşen KYB’yi bu nedenle açıktan uyardı!

Ya PKK? PKK, Irak’ın bölünmesinin ve Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir Kürdistan kurulmasının “Büyük Kürdistan” için bir kazanım olduğunu düşünüyor ama kendisini süreç dışına itebileceği nedeniyle Barzanistan’a karşı çıkıyor.

Suriye PKK’si PYD’nin liderlerinden Salih Müslim’in “Irak’ın bölünmesine karşıyız” açıklaması, bu bakımdan anlamlıydı.

Zaten PKK sözcüleri de, Kürdistan’ı Barzani’ye kaptırmamak için “ulus-devlet modeline” itirazları esas alan bir siyaset izliyorlar.

ABD’NİN İKİ KORKUSU

Ya ABD? ABD, Barzani’nin “bağımsızlık” hamlesine karşı çıktı. Obama yönetimi, izin için Washington’a gelen KDP heyetine, açıkça “şu aşamada” Irak’ın bölünmesini doğru bulmadıklarını belirtti.

Hatta bu açıklamadan sonra, Ankara’da bile hafiften çark durumları oluştu.

Peki, ABD neden Irak’ın bölünmesine karşı çıkıyordu, neden bağımsız Kürdistan’a onay vermiyordu? Irak’a iki kez saldıran, işgal eden, fiilen önce ikiye, sonra üçe bölen ABD pozisyon mu değiştiriyordu?

Elbette hayır! ABD sadece gerçekçi davranıyordu. Obama yönetiminin “şu aşamada” demesi de bu gerçekçilikten kaynaklanıyordu.

ABD kuvvet kaybettiğini, Ortadoğu’daki egemenliğini adım adım yitirdiğini, bölgede askeri varken yapamadıklarını askersizken hiç yapamayacağını görüyor… Tersine, taşların oynamasıyla birlikte var olan mevziisini de yitireceğini hesaplıyor. O nedenle bölgede statükoyu savunuyor!

Yani ABD stratejik olarak bağımsız Kürdistan’a evet diyor ama taktik düzlemde “şu aşamada” beklenilmesini istiyor.

Zira ABD’nin iki büyük endişesi var:

1) Washington biliyor ki, İran ve Türkiye’ye rağmen Kürdistan kurulamaz. Tamam, AKP iktidarı nedeniyle Türkiye’nin bu konudaki kırmızıçizgisi rafa kaldırılmış durumda ama aynı zamanda kırılgan!

2) Daha önemlisi, Barzani’nin yenilgi görecek bu hamlesi, Türkiye’deki Amerikancı iktidarın da sonunu getirecek bir domino etkisi yaratacaktır.

NOT: 10 Ağustos tartışmasını önemli gündem konuları olmadıkça sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Temmuz 2014

Yorum bırakın

10 AĞUSTOS TARTIŞMASI

10 Ağustos’ta ne yapılması gerektiğine dair dün yazdıklarım, yoğun tartışıldı. Yazdıklarımızı destekleyen de oldu, karşı çıkan da… Hepsinden çok yararlandık.

Zaten bu tür yazılar, el birliğiyle en doğruyu bulmayı amaçlamaktadır. O bakımdan, daha ilk günden amacımızın gerçekleştiğini görüyor ve seviniyoruz.

CHP’nin yapmadığını Aydınlık okurları yapıyor ve tartışıyor, eleştiriyor, çözüm arıyor, en doğruya koşuyor… O nedenle devam edeceğiz.

Ancak yeri gelmişken belirtelim: Aydınlık’ın kurumsal görüşünü Genel Yayın Yönetmeni İlker Yücel, başyazılarıyla açıklar. İşçi Partisi’nin kurumsal görüşleri de zaten Genel Başkan Doğu Perinçek’in Rota’sındadır… Yani bu köşede, Ufuk Ötesi’nde kurumsal ve resmi görüş yoktur.

‘CUMHURİYET’İ SAVUNMAK İÇİN GÜÇ TOPLAMAK’

Dünkü görüşlerimizi eleştiren önemli bir yazı, Bilim ve Ütopya Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Emrah Maraşo’dan geldi. Bugün o yazıyı, görüşlerinize ve eleştirinize sunuyorum:

“5 Temmuz 2014 günlü ‘10 Ağustos’ta ne yapılmalı?’ başlıklı yazınız AKP’yi durdurmak için sandığa gidip Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermeyi savunuyor.

“Öneriniz CHP’nin propaganda ettiği ‘AKP’yi ve Tayyip’i durdurmak için gönlümüz elvermese de Ekmeleddin’e oy vermeye mecburuz’ basıncın bir tezahürüdür. Bu sonucun getirdiği öneri niyetlerden ve iradeden bağımsız olarak gerici rejime bir yerinden eklemlenmeye ve devamlılığını sağlamaya hizmet ediyor.

“Atacağımız her adım Cumhuriyet ve vatan düşmanlarına karşı devrimci cumhuriyeti ve vatanı savunmak için kitlelerin mücadele kararlılığını yükseltmeye, devrimci seçeneğin güçlenmesine hizmet etmelidir. Yeterli gücünüz yoksa etkiniz de sınırlıdır.

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde gerici rejimin meşruiyetini sorgulatmak, sandık zorlamasını reddetmek esastır. 10 Ağustos’ta alınacak tek devrimci tutum boykottur. Sandığa gitmemek, gidip boş oy vermek gibi seçenekler boykotun biçimleri olabilir. Ancak üç gerici ve arkasındaki partiler için yapay ayrımlara gidip bunun üzerinden tercih inşa etmek yanlıştır.

‘ERDOĞAN’I DURDURMAK MI, CUMHURİYET’İ KURMAK MI?’

Erdoğan’ı durdurmak, artık yanlış bir kalkış noktasıdır. Cumhurbaşkanlığı aday belirleme süresi biter bitmez eskimiştir ve çöpe atılmalıdır. Erdoğan rejimin cisimleşmiş en tutarlı tezahürüdür. Bu tezahüre karşı düşük profilli restorasyoncuları tercih etmek ve bu eğilime eklemlenmek gibi bir zorunluluğumuz yoktur. Cumhuriyet ve Yeni Ortaçağ arasındaki bir savaşın cumhuriyetçi militanlarıyız. Bu militanlığı yumuşatan her tutum Yeni Ortaçağ’ı güçlendirmektedir. Bu nedenle kalkış noktamız ‘Yeni Ortaçağ’ı yıkmanın yolu’ olmalıdır.

Kılıçdaroğlu’nun stratejik yanlışlarını taktik olarak düzeltmenin imkânı yoktur. Oysa yazınızdan bu sonuç çıkıyor ve Kılıçdaroğlu’nun ‘düzeltilmesi’ için enerjimizi buraya harcamaya çağırıyorsunuz. Devrimci seçeneği güçlendirmek için olağanüstü bir fırsat varken bu tercihi yapmak sistemin intihar kadrosuna ‘beni de alın’ demek anlamına geliyor.

“Türkiye bir ara rejim yaşamayacak. İhsanoğlu gibi bir ara çözüm olmayacak. Haziran pratiği bunun en önemli göstergesidir. AKP kitle gücünün sınırlarına dayandığı için bugün gericilik CHP eliyle inşa ediliyor. CHP halk hareketini çürüten hasta bir fildir, tedavisi yoktur.
10 Ağustos’ta tek yol ‘Cumhuriyet karşıtlarına oy verme!’ çağrısı yapmak, Cumhuriyet Devrimi İktidarı için yoğun bir propaganda yürütmek, öncü partiyi büyütmektir.”

Maraşo’nun görüşleri böyle…

Ancak Maraşo ve onun gibi düşünenler şu soruların yanıtlarını düşünmelidir: Türkiye bir ara rejim yaşamayacak mı? Sandığı reddetmek şu aşamada bir çözüm mü? Mısır’da başarılı olabilen boykot, Türkiye’de başarılı olur mu?

Ve daha önemlisi: 11 Ağustos’ta Türkiye’nin önündeki en büyük tehdit ne olacak?

Tartışmayı sürdüreceğiz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Temmuz 2014

1 Yorum

10 AĞUSTOS’TA NE YAPILMALI?

Tamam, Ekmeleddin İhsanoğlu ismine karşı çıktık, bu ismin pratikte Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açmak anlamına geldiğini savunduk, Erdoğan’ı yıkacak yeni bir aday aradık ama çıkaramadık.

Peki, şimdi ne yapacağız? CHP liderliğinin yanlış tutumu nedeniyle, Türk milletinin iki siyasal İslamcı ile bir etnik ayrımcı adaya mahkûm edilmesi karşısında dövünecek miyiz, gelişmeleri izlemekle mi yetineceğiz?

Hayır, sürece müdahale edeceğiz ve mücadeleyi her mevzide sürdüreceğiz:

NE ERDOĞAN, NE DEMİRTAŞ

1) Cumhuriyet’in adayı ile Erdoğan’ı 3 Temmuz’dan önce durdurabilmek mümkündü. Kazanacak güçlü bir aday, Erdoğan’ın sürekli ertelediği adaylığını toptan rafa kaldırabilirdi. Olmadı.

Şimdi Erdoğan’ı yeni bir aşamada, 10 Ağustos’ta durdurmaya çalışacağız.

2) Erdoğan’ı durdurabilmenin birinci yolu, 10 Ağustos’ta sandığa gitmektir.

Zira anket sonuçları ortada: Katılım azaldıkça Erdoğan’ın 1. turda kazanma şansı artıyor. Ona bu şans verilmemelidir! Mücadele ikinci tura taşınmalıdır!

Dolayısıyla 10 Ağustos, CHP liderliğinin CHP ve Türkiye’ye attığı kazığın sorulacağı gün değildir. Sandığa gitmemek ve her türlü boykot, Erdoğan’a 10 Ağustos zaferi getireceğinden, yapılmamalıdır!

3) Kuşkusuz sandıkta oy kullanmak oldukça zorlaştı. Seçmenini iki benzere mecbur bırakan CHP liderliği bunun hesabını mutlaka tarih önünde verecektir ama o tarihe kadar başta CHP’liler olmak üzere tüm vatanseverlerin görevi bellidir: Sandıkta “Ne Erdoğan, ne Demirtaş” denilecektir!

VATANSEVER OYLAR BELİRLEYECEK

4) Eğer iyi bir katılım sağlanırsa, Erdoğan 10 Ağustos’ta seçilemeyecektir ve 24 Ağustos’ta cumhurbaşkanlığı seçiminin 2. turu yapılacaktır.

2. tura Tayyip Erdoğan ile Ekmeleddin İhsanoğlu kalacaktır.

CHP liderliğinin izlediği siyasetler, bu noktada şu yola sapacaklarına işaret etmektedir: Erdoğan, Demirtaş’ın oylarına, yani etnik ayrımcı oylara talip olacaktır.

Nitekim Kemal Kılıçdaroğlu yurtdışında seçmenlere seslenirken, açık açık HDP’nin oylarına talip olmuştu.

Bu 2. tur için büyük tuzaktır ve Kılıçdaroğlu’nın CHP ve Türkiye’ye Çankaya yolunda 2. ihaneti olacaktır.

Zira PKK’nin oyuna talip olmak, MHP’nin oylarından hatta CHP’nin ulusalcı oylarından vazgeçmek demektir. O durumda CHP’nin ulusalcıları küserek sandığa gitmemeyi, MHP’nin milliyetçileri de seçim süresince PKK karşıtı görüntüye oynayacak Erdoğan’ı desteklemeyi tercih edebilecektir.

5) O nedenle yurtseverlerin 24 Ağustos görevi, öncelikle Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi yine yanlış yola sokmasını engellemektir.

24 Ağustos’ta Erdoğan’ı durdurabilmek için hem MHP’nin oylarının tamamına ama hem de AKP’nin oylarına ihtiyaç vardır.

AKP’nin aldığı oyların yüzde 8-10’luk bir dilimi, Erdoğan’ın sahte milliyetçi söyleminin, maskeli PKK karşıtlığının ürünüdür. Erdoğan zaten yine o oylar için seçime Samsun ve Erzurum’dan, Atatürk’ün yolundan başlamaktadır.

CHP ve MHP, el birliğiyle o oyları alırsa, Erdoğan kaybedecektir. Bu mümkündür!

6) PKK’nin 1. turda neden aday gösterdiğini biliyoruz. Yüzde 7’lik oyu, 2. turda tavizler karşılığında Erdoğan’a satabilmek için!

CHP ve MHP, işte bu tezgâhı anlatarak AKP’nin o milliyetçi yüzde 8-10’luk oyuna yönelmelidir. Hatta AKP ile PKK’nin bölücü ittifakını iyi işleyebilmek, AKP’nin sadece milliyetçi oylarını değil, muhafazakâr oylarını da alacaktır!

Erdoğan’ın 30 Mart seçimlerinde oylarının düşüşünü nasıl durdurduğu, seçimin muhafazakârlık zemininde değil vatanseverlik zemininde olduğu gerçeği derslerle doludur.

AKP İKTİDARI 2015’TE SON BULACAK

Erdoğan’ı 24 Ağustos’ta durdurduktan sonra gerisi kolaydır. AKP iktidarı baş aşağı gidecektir. 2015 genel seçimleri, AKP iktidarının sonu olacaktır.

Kuşkusuz Kılıçdaroğlu yönetiminin de sonu olacaktır; hatta daha öncesinde!

CHP liderliğinin CHP ve Türkiye’yi seçeneksizlikle Erdoğan’a mahkûm etme tuzağı, tarih önünde hesap verecektir.

Zira Türkiye’nin 13 yıllık AKP iktidarının ardından Cumhuriyet’i yeniden inşa edebilmesi, arınabilmekten geçmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Temmuz 2014

Yorum bırakın

CUMHURİYETÇİ ADAY ÇIKARILAMAMASININ ANLAMI

Türkiye’nin 10 Ağustos’ta iki siyasal İslamcı adayla bir etnik ayrımcı adaya mahkûm edilmesi CHP, MHP ve sistem açısından şu anlamlara gelmektedir:

CHP AÇISINDAN

CHP liderliği kendisini bitirdi; AKP’ye karşı dincilik yarışına girerek, daha baştan kaybetti.

1) Erdoğan’ı 2003’te başbakan yapan CHP liderliği, 2014’te de onu cumhurbaşkanı yapmaya soyundu!

AB Komiseri Verheugen’in Deniz Baykal’ı nasıl ikna ettiği, yasal düzenlemelere CHP’nin nasıl mecbur edildiği, Siirt seçimlerinin nasıl yenilendiği ve “muhtar olamayacak” Erdoğan’ın nasıl Türkiye Cumhuriyeti’ne başbakan yapıldığı arşivlerdedir!

2) CHP liderliği Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday göstererek hem Erdoğan’ı aday yaptı, hem de ona Çankaya yolunu açtı!

Erdoğan adaylığını bir türlü açıklayamıyordu, zira Çankaya’yı çantada keklik görmüyordu, başbakanlığını tehlikeye atmak istemiyordu. O nedenle AKP’nin adayının açıklanması sürekli erteleniyordu: Mayıs sonunda, olmadı Haziran ortasında, daha da olmadı Haziran sonunda açıklanacaktı…

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun aday ilan edilmesiyle, Erdoğan rahatladı, kazanacağını gördü ve 1 Temmuz’da adaylığını ilan etti.

3) CHP hâlâ kasetlerin esiridir!

Ekmeleddin İhsanoğlu ismine karşı olduğu halde Cumhuriyetçi bir aday için girişimde bulunmayan, mevcut girişime de destek vermeyen Baykal, açık ki hâlâ kendisini genel başkanlıktan eden o kasetin arkasındaki iradenin esiridir!

4) CHP Atatürk’ten koparıldı!

CHP’yi Atatürk’ün partisi olmaktan çıkaran, Atatürk’le seçim kazanılmayacağını savunan ve Atatürkçülüğü bir yük gibi gören Kılıçdaroğlu yönetimi, CHP’yi dört yılda parçaladı. Yeni CHP diyerek partiye monte ettiği isimlerle CHP daha da liberalleşti, dincileşti, Kürtçüleşti…

5) CHP Halk Hareketlerine sırtını döndü!

2007’deki Cumhuriyet mitingleri sırasında iktidar olmayı reddeden CHP, 2013’te de aynı misyonu yüklendi. Kılıçdaroğlu, Haziran Halk Hareketi’nin salladığı Erdoğan hükümetini yıkmadı! Gezi’ye desteği yüzeyseldi, gerçekte partisini bir halk hareketine önderlik etmeye ve Erdoğan’ı yıkmaya soyunmadı! Ve en sonunda Ekmeleddin İhsanoğlu ismi ile AKP’nin yıktığı Cumhuriyetin yeniden inşasını isteyen halk hareketine ihanet etmiştir!

Peki, CHP neden bu durumdadır? Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağına düşülmesi taktik hatanın, siyaset bilmezliğin, basiretsizliğin bir sonucu mudur?

Hayır, bu tuzak, CHP’nin son tahlilde Atlantik projelerine dâhil edilmesiyle ilgilidir. Halkçılıktan, devrimcilikten, Atatürkçülükten kopan CHP, sosyal demokratlaştıkça, liberalleştikçe bu sona ulaşmıştır! Türkiye, 1946’dan itibaren küçük Amerikalılaştıkça, CHP de dönüşmüştür! CHP dönüştükçe, Türkiye de Atlantik’e daha çok çıpalanmıştır!

MHP AÇISINDAN

Abdullah Gül’ün 2007’de cumhurbaşkanı olmasının 1 numaralı sorumlusu Devlet Bahçeli’ydi… Gül bile cumhurbaşkanı seçilemeyeceğini görerek bu sevdadan vazgeçmişken, imdadına Bahçeli çıktı ve Gül’e 367’yi sağladı!

2007’de Gül’ü cumhurbaşkanı yapan Bahçeli, 2014’te de Ekmeleddin İhsanoğlu tuzağıyla Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı yolu açtı!

Kaldı ki, AKP’yi 2002’de iktidar yapan da Bahçeli’dir! ABD ve AB, Ecevit hükümetini devirebilmek için ekonomik krizler çıkarmış, sağlık komploları kurmuş, DSP’yi bölmüş ama başaramamıştı. İmdatlarına Bahçeli yetişti ve ne koalisyon ortaklarına ne de MHP yönetimine danışmadan, 3 Kasım 2002’yi erken seçim günü ilan etti!

Bahçeli, AKP’ye iktidar takvimi hazırlarken de, Gül’ü cumhurbaşkanı yaparken de, Erdoğan’a Çankaya yolu açarken de, aslında Atlantik’e karşı milli devrimci yükselişin önünde barikat olmuştur!

SİSTEM AÇISINDAN

Açık ki sistem tıkanmıştır. Cumhurbaşkanlığı adayı gösterebilmenin hem iktidar hem de muhalefet açısından bu kadar sorunlu olması, ancak sistemin tıkanmasıyla ilgilidir.

2013 Haziran’ından beri Türkiye’de ciddi bir yönetim krizi vardır. Halk hareketinin sarstığı sistem, tıkanmıştır, çare bulamamaktadır, çözüm üretememektedir.

Bu gerçek, Türkiye’nin sorunlarının ancak sistem dışında çözüleceğinin göstergesidir ve devrimin kapıda olduğuna işaret etmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Temmuz 2014

Yorum bırakın

CUMHURİYET’İN KIRMIZISI

Cumhuriyet’in adayı Emine Ülker Tarhan dün yaptığı yazılı açıklamasında şöyle dedi: “Toplum, siyahla gri arasında seçim yapmaya zorlanmamalı, ‘ben kırmızıyım’ diyenlere de seçenek sunulmalıydı.”

Emine Ülker Tarhan bu sözlerle, sadece, ortaçağın siyahı Recep Tayyip Erdoğan’a ve grisi Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı Cumhuriyet’in kırmızısı olduğunu ilan etmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’yi siyaha ve griye mecbur etmeye çalışan Kemal Kılıçdaroğlu’nu ve onun zoruyla Ekmeleddin İhsanoğlu’nu gönülsüzce destekleyen milletvekillerini eleştiriyordu!

ARASIZ MÜCADELE

Biz bu satırları yazarken adaylık belirlenmesine 27 saat, siz okurken de 8-10 saat kalmış olacak!

Bu iki zaman dilimi arasında Cumhuriyet’in kırmızısı için 20 imza toplanmış olacak mı, bilmiyoruz…

Bildiğimiz, 2013 Haziran’ından beri Cumhuriyet için çabalayan, bedel ödeyen kesimlerin, yani Türk milletinin ağırlıklı bir bölümünün o 20 imza için hâlâ çırpınıyor olacağıdır…

Bildiğimiz, “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyen, Erdoğan’a karşı dincileşerek çare arayan Yeni CHP’ye inat, siz “Mustafa Kemal’in askerlerinin” 17.00’a kadar görev başında olacağı gerçeğidir…

Bu gerçek bize şunu öğretiyor:  Mustafa Kemal’in “arasız devrim” ilkesi gereği mücadele hep sürecektir. 17.00’dan sonra da, 10 Ağustos’tan sonra da…

ERDOĞAN NASIL YIKILIR?

Dün “Erdoğan’a karşı Ekmeleddin” diyen zihniyetin geçen yüzyılda da “Sevr’e karşı Amerikan mandası” dediğini anımsatmıştık. Kafa aynı kafaydı; devrimci değildi, bağımsızlıkçı değildi, kendine güvenmiyordu…

Üstelik sağlıklı da düşünmüyordu!

Gelin oradan devam edelim… Hani “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” diyorlar ya, işte oradan…

Adaylık töreninde izletilen biyografisinde, dikkatinizi çekmiştir, Tayyip Erdoğan için “devrimci” deniyordu…

Dahası Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimine Samsun’dan başlayacağı, ardından Erzurum’a geçeceği belirtiliyordu… Tıpkı Atatürk gibi; önce Samsun, sonra Erzurum…

Peki neden?

Öte yandan Erdoğan seçim sürecine girildiğinde, daha önce “ayaklarımın altına alırım” dediği milliyetçiliğe sarılıyordu; bayrak diyordu, vatan diyordu…

TC’yi tabelalardan indiren sanki kendisi değilmiş gibi, “Diyarbakır’da bayrağımızı indireni asker neden indirmedi” diye kükrüyordu. Sanki Öcalan’la müzakere yapan kendisi değilmiş gibi PKK karşıtı görüntü vermeye çalışıyordu.

Peki neden?

Çünkü CHP her ne kadar “Erdoğan’ı Atatürk diyerek yıkamayız” dese de, Erdoğan bir tek Atatürk’ün devrimciliğiyle ve milliyetçiliğiyle yıkılacağını biliyor; cumhurbaşkanı olarak MHP’nin milliyetçi oylarına ihtiyacı olduğunu görüyordu…

Ve bunu bir tek CHP’nin tepesi göremiyor!

Oysa 2013 Haziran Halk Hareketi’nin üzerinden daha sadece bir yıl geçti. Haziran’da milyonlar Türk Bayrağı’na sarılarak ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” diyerek Erdoğan’ın iktidarını sallamıştı!

SİYAH VE GRİ’YE KARŞI KIRMIZI

Birkaç kez söyledik… En son 30 Mart yerel seçimleri de gösterdi ki, Türkiye’de seçimler Yeni CHP’nin sandığı gibi muhafazakârlık zemininde değil, vatanseverlik zemininde yürümektedir.

Rakamlar bu gerçeği göstermektedir, Erdoğan’ın seçim yaklaşırken sarıldığı siyasetler bu gerçeğe işaret etmektedir…

Dahası geride kalan seçimler, türban diyerek AKP’yle, Dersim diyerek HDP’yle yarışılamayacağını CHP’ye “kayıplarla” öğretmiştir!

Bu gerçeğe rağmen AKP’ye karşı dincileşmeyi çare görmek ve Erdoğan’ın karşına Ekmeledin İhsanoğlu’nu çıkarmak, batı tipi projelere angaje olmaktır, Tayyip Erdoğan’ın Çankaya yoluna kırmızı halı sermektir…

Ancak Türk milleti Haziran’ı sürdürecektir, Çankaya’da Atatürk düşmanlarını barındırmayacaktır, o koltukta oturtmayacaktır!

CHP ve MHP’nin Erdoğan’ın ayağına serdiği kırmızı halıyı kaldırıp, er geç Çankaya’ya Cumhuriyet’in kırmızısını çıkaracaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Temmuz 2014

Yorum bırakın

SEVR’E KARŞI ABD MANDASI, ERDOĞAN’A KARŞI İHSANOĞLU!

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi gerçekte Ekmeleddin Muhammed İhsan’mış, sonra İhsan’ı İhsanoğlu, Muhammed’i de Mehmet yapmış. Olabilir, tercihidir.

Zaten artık Kemal Kılıçdaroğlu’nun gönlünde o Ekmeleddin Kemal’dir!

‘KEMALİST’ EKMELEDDİN!

40 yıllık Ilımlı İslamcı’yı CHP tabanına aday diye yutturabilmek için oynanan oyunun yeni perdesinde, Anıtkabir ziyareti vardı!

Ekmeleddin İhsanoğlu’nu önce laik, sonra da sosyal demokrat ilan ettiler! Sırada “Kemalist” Ekmaleddin var!

Önce, “siz bakmayın onun kimliğine, Anıtkabir defterine neler neler yazacak, göreceksiniz” dediler. O imzaladı, üstünü danışmanı doldurdu!

Sırf bugünler için geçen sene yazdığı anlaşılan “Yeni Yüzyılda İslam Dünyası” kitabına dayanarak, onun “laik” olduğu iddia edildi. Oysa yazdıklarına bakılırsa, Ekmeleddin İhsanoğlu laik değil, zorlansa zorlansa Anglo-Sakson tipi seküler olabilirdi!

Yine o kitaba dayanarak, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Tayyip Erdoğan’dan farklı olarak Atatürk’e saygılı olduğunu, karşı olmadığını iddia ettiler. Oysa İhsanoğlu kitabında Atatürk’ten bir kez bahsediyordu ve orada da Atatürk’ün “hilafet karşıtı olmadığını” ispatlamaya çalışıyordu!

MANDACI KAFA

Ekmeleddin İhsanoğlu ismini savunamayan ve “mecburuz” diyen kimi CHP milletvekillerinin durumu vahimdir!

Zira Erdoğan’ı ancak ılımlı İslamcı bir adayla yıkabileceklerini sanmaktadırlar. Bunu da açık açık söylüyorlar, “Erdoğan’ı ancak benzeriyle durdurabiliriz”, “Solcu, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, laik adayla kazanamayız”, “Ekmeleddin’in İslamcı kimliğiyle Erdoğan’ı yıkabiliriz” diyorlar…

Atatürk’ün partisinin bu temsilcilerle yönetiliyor olması, Atatürkçülük adına vahimdir!

Çünkü dün “Sevr’e karşı tek çare Amerikan mandasıdır” diyen zihniyetle, bugün “Erdoğan’a karşı tek çare Ekmeleddin’dir” diyen zihniyet, aynı zihniyettir!

Fakat tarih göstermiştir ki, yenilecektir!

Zira Türk milleti nasıl hem Sevr’e hem de seçeneği gösterilen Amerikan mandasına karşı bağımsızlık diyerek gerçek seçenek çıkarabildiyse, bugün de Erdoğan ve seçeneği gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu’na karşı bağımsızlık ve vatanseverlik diyerek gerçek seçeneği çıkaracaktır!

MUSTAFA KEMAL’İN DEVRİMCİLİĞİ

Kimi CHP’liler bizi suçluyor…

Vay efendim CHP öyle ya da böyle Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdi, Aydınlık nasıl olur da başka aday ister, nasıl olur da CHP milletvekillerine çağrı yapar!

Yaparız, görevimiz! Tek bir CHP milletvekili yeni aday için imza atmasa bile, biz Erdoğan’a ve ona Çankaya yolu açacak sözde adaya karşı mücadele ederiz! Yılmayız, geri adım atmayız, durmayız!

Hepsi birden ne diyorlar? Güya Ekmeleddin İhsanoğlu Tayyip Erdoğan’ın, Selahattin Demirtaş da ikisinin seçeneği!

Yani siyasal İslamcı ve etnik ayrımcı cumhurbaşkanları adayı olsun ama Cumhuriyet’in adayı olmasın, öyle mi? Aydınlık’ı suçlayan CHP’liler işte bunu istiyor!

Fakat bize bunu kabul ettiremezler!

Biz, ikisi de Erdoğan’a Çankaya yolu açan bu sözde seçeneklere karşı çıkar ve son dakikaya kadar Cumhuriyet’in adayının Erdoğan’ın karşısına çıkarılması ve onu alaşağı etmesi için mücadele ederiz!

Mustafa Kemal’in devrimciliğinden öğrendiğimiz budur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Temmuz 2014

Yorum bırakın

TARİH SİZİ NASIL YAZSIN?

Türkiye’nin ilerici güçleri, Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a Çankaya yolu açan Ekmeleddin İhsanoğlu önerisinden bu yana, vatanı ve cumhuriyeti savunacak bir adayın ortaya çıkarılmasına çalışıyor.

20 milletvekilinin imzasıyla gösterilebilecek o aday için günlerdir uğraşılıyor.

Konuşulan her milletvekili, “20 imza bulunsun, ben de atarım” diyor!

20 milletvekili bulunsa, zaten herkes atacak!

Değil 2 tane 20, 120 bile çıkacak!

İLK İMZA, İLK KURŞUN

En sonunda Süheyl Batum ortaya çıkıyor ve Emine Ülker Tarhan’ı aday göstererek altına 20 imzanın birincisini atıyor.

Türkiye umutlanıyor…

Zira “ilk imza”, “ilk kurşun” oluyor…

Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Ümit Özgümüş imzalarını atıyor…

4 imza oluyor…

Ve 16 imza daha gerekiyor…

Öte yandan CHP’nin tam 109 milletvekili, üstelik istemeye istemeye, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu aday gösterdiklerini belirten imzalı dilekçelerini, İhsanoğlu’nun dava arkadaşı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’e sunuyorlar…

O listeye imza atmayan 21 isim var. 4’ü zaten Emine Ülker Tarhan için attı.

Yani 16 imza ile Türkiye büyük bir kumpası boşa çıkarmış olacak!

20 İMZA OLSUN, HERKES ATAR!

Üstelik o 109 ismin içindeki örneğin Uğur Bayraktutan, “Alternatif aday için 20 imza toplansın, Ekmeleddin İhsanoğlu’na verdiğim imzayı geri çekerim. Ben de alternatif adaya imza atarım” diyor.

Biliyoruz, 20 kişi atsa, 120 kişi zaten atacak!

Tamam, bu şekilde de olsun, böyle de olsun diyoruz…

Yeter ki diyoruz, 20 imza bulunsun ve 1. Tayyip ile 2. Tayyip’in karşısına Cumhuriyetin adayı çıkarılabilsin!

TARHAN’A SUÇLAMA

Ancak…

CHP’nin “tarafsız” milletvekillerinden Şevki Kulkuloğlu çıkıyor ve “Emine Ülker Tarhan beni aradı. Adaylığının söz konusu olmadığını, olayların kendisinin bilgisi dışında geliştiğini söyledi” diyor!

Öyle bir söz ki, CHP’li vekilden CHP’li vekile olduğu için, doğruluğu bir türlü, yalan olması başka türlü bir soruna dönüşüyor…

Gün boyu Tayyip-Ekmeleddin cephesi bu sözleri alkışlıyor, “aday çıkaramıyorlar” diye seviniyor…

Ne demeli şimdi?

En hafifinden, CHP’yi bu hale düşürenler utansın!

BAYKAL’IN SORUMLULUĞU

En çok da Baykal ve arkadaşlarının sorumluluğu var!

2003’te Erdoğan’ı başbakan yaptığı için, 2007’de cumhuriyet mitinglerinde iktidar olmayı reddettiği için, 2010’da kaset komplosuna direnmediği için ve bugün de önce çıkmadığı, imza atmadığı ve beklediği için!

Peki, ne diyeceğiz şimdi bu tabloya?

Pırıl pırıl genç teğmenlerin, Haziran Halk Hareketi direnişçilerinin, işi ve aşı için kavga eden emekçilerin, vatanı için geleceğini feda eden öğrencilerin “Mustafa Kemal’in askeriyiz” diyerek bedel ödediği şartlarda, Mustafa Kemal’in partisinin temsilcileri sürekli top mu çevirecek?

Kemal Kılıçdaroğlu genel seçimlerde üzerlerini çizer diye ceza sahasından uzak mı duracak?

SİZSİZ DE KAZANILIR!

Bakın hiç kimse kendisini kandırmasın: Bu millet, size rağmen yine ayağa kalkar…

Bu milletin içinden öyle kahramanlar çıkar ki, sizin yapamadığımızı yapar ve yeniden bir gelecek kurar!

Ancak siz bu çözümün karşısında yer almış ve tarihe öyle geçmiş olursunuz!

Üstelik millet nezdinde bunun sonuçlarına da katlanırsınız!

Önünüzde 36 saat var!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Temmuz 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın