Mehmet Ali Güller

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

This user hasn't shared any biographical information

Homepage: https://mehmetaliguller.wordpress.com

ABD’nin hedefi Çin’deki Rusya rezervi

“Haberi” İngiliz Financial Times ve Amerikan New York Times verdi: Financial Times’a konuşan isimsiz ABD’li askeri yetkililere göre Rusya Çin’den Ukrayna’da kullanmak için askeri malzeme talep etmişti! New York Times’a konuşan isimsiz ABD’li sivil yetkililere göre de Rusya, Çin’den yaptırımların etkisinin üstesinden gelmek için ekonomik yardım talep etmişti!

Bu “haberler” üzerine CNN International yayınına katılan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ülkenin Rusya’ya can simidi olmasına izin vermeyeceğiz” dedi ve bu konuda Çin’i uyardıklarını söyledi!

Peki nereden çıkmıştı bu yardım talebi? Rusya’nın Ukrayna’da askeri desteğe ihtiyacı mı vardı? Gerçek neydi?

ENFORMASYON SAVAŞI

Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Liu Pengyu, askeri ve ekonomik yardım konusunda “Rusya’dan gelen talebi hiç duymadığını” belirtti öncelikle. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de, Rusya’nın Çin’den destek istediği iddialarını açıkça yalanladı ve bunun “dezenformasyon” olduğunu belirtti.

Talepte bulunduğu iddia edilen Rusya da “haberi” yalanladı. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Rusya’nın Ukrayna konusunda Çin’den askeri destek istemediğini söyledi.

Bu iki yalanlamaya rağmen, Batı medyası gün boyu “Rusya Çin’den askeri destek istedi” başlıklı haberler vermeyi sürdürdü. Yalanlamayı ise çok azı ve üstelik çok sonra, dahası “Rusya Çin’den askeri destek istedi” haberinin altında, kısaca verdi!

Başından beri sürdürülen enformasyon savaşının hali budur!

ROMA’DA 7 SAATLİK DİPLOMASİ ÇARPIŞMASI

Amerikan ve İngiliz gazeteleri eliyle servis edilen bu iki “haberin” hedefi, Roma’da yapılacak ABD-Çin görüşmesiydi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkezi Komitesi Dışişleri Komisyonu Ofisi Direktörü Yang Cieçi, İtalya’nın başkenti Roma’da bir araya gelecekti.

ABD’li yetkililer, gazeteler üzerinden servis ettikleri haberle, Roma buluşması öncesi Çin’e küresel çapta basınç yapmayı hedeflemişti. Böylece haberden hareketle hem gün boyu dünya kamuoyunu Çin’e karşı harekete geçirmiş, hem de bunun etkisiyle toplantıda Çin’e karşı baskı yapma şansı bulmayı ummuştu.

Sullivan ve Yang Çieçi’nin Roma buluşması, beklenenden uzun sürdü: 7 saat!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın belirttiğine göre Roma görüşmesinde Ukrayna meselesi geniş bir şekilde ele alındı. Price gazetecilerin sorusu üzerine “Çin, Rusya’ya askeri anlamda ya da yaptırımları delecek şekilde yardım ederse bunun sonuçları olur” dedi.

Roma buluşması, Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’nin basın toplantısında da gündeme geldi. Psaki, ABD’nin Roma’da Çin’e verdiği mesajı şu sözlerle açıkladı: “Sullivan, burada açıkça, Çin’in Rusya’ya askeri yardım ve diğer yardımlar vermesinin yaptırımların delinmesi ve savaşın desteklenmesi anlamına geldiğini ve bunun sonuçları olacağı konusunda Çin’i uyardı. Ancak bu sonuçların ne olacağı konusunda detay veremem. Bu konuda ortak ve müttefik ülkeler ile görüşüyoruz.”

HEDEF ÇİN’DEKİ RUSYA REZERVİ

Bu makaleyi CRI Türk yazı işlerine teslim etmem gereken saat geldiğinde, Roma’daki 7 saatlik buluşmaya dair henüz Washington ve Pekin’den resmî açıklama gelmemişti. Dolayısıyla yukarıda aktardığım sözcü açıklamalarının ötesinde henüz bir değerlendirme yoktu.

Resmi açıklamaların uzaması, hem toplantının 7 saat sürmesinden, hem saat farkından ama hem de tarafların resmi açıklamada mutabakat zorluğu yaşamalarından kaynaklanmış olmalı…

Ortada resmi bir açıklama olmasa da, ABD’nin Çin’le ilgili temel kaygısının Rusya’ya desteği olduğu açık. ABD biliyor ki, Çin Rusya’yla işbirliğini sürdürdüğü müddetçe, Rusya’ya karşı yürüttüğü yaptırım kampanyası işlemeyecek.

Fakat mesele Çin’in askeri desteği değil elbette. Rusya’nın Çin’den acil askeri desteğe ihtiyacı yok. Mesele öncelikle Rusya’nın 640 milyar dolarlık rezervinin Çin’de olan kısmı. ABD işte o kısmı Rusya’nın kullanmasını önleyebilmek için Çin’e baskı kuruyor.

Nitekim Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, 640 milyar dolarlık rezervlerinin yaklaşık yarısının Batı tarafından bloke edildiğini, ABD’nin Çin’deki kısma erişimi kısıtlayabilmek için de Çin’e baskı yaptığını açıkladı. Siluanov, bu blokaj nedeniyle de Batı’yı uyardı ve bu durumda rezervlere erişime izin verilene kadar ödemelerini “ruble “olarak yapacaklarını söyledi.

Rusya rezervinin dolar kısmını azaltmış ve 100 milyar dolara kadar düşürmüştü. Yerini ise avro ve Çin yuanı ile doldurmuştu.

ABD ENERJİ YAPTIRIMINDA YALNIZ KALDI

Sonuç olarak ABD, stratejik ve taktik düzeyde Çin-Rusya işbirliğini kırabilme peşinde. Bir yandan Çin’e ekonomik baskı uygulayarak Rusya’ya verdiği desteği önlemeye ya da en azından azaltmaya çalışıyor, diğer yandan da “Rusya’yı Ukrayna konusunda frenlemesi” için Çin’e çağrıda bulunuyor!

Ancak ABD’nin Çin’e baskı yaparak sonuç alabilme olasılığı yok. Çin Rusya’ya yaptırımlara katılmayacağını defalarca ilan etti. Çin’in örneğin Rusya’dan petrol ve doğalgaz alımını kesmesi gibi bir seçenek, zaten bir “Amerikan hayali” bile olamayacak durumda.

Kaldı ki ABD bu konuda AB’yi bile ikna edemedi. AB Rusya’dan petrol ve doğalgaz almayı sürdürüyor. Yani ABD Rusya’ya enerji yaptırımında yalnız kaldı.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Mart 2022

1 Yorum

“Yeni dünya düzeni” inşası

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 4 Şubat 2022 tarihli “ortak bildiri” ile Rusya’nın NATO kuşatmasına karşı 24 Şubat 2022’de başlattığı “yarma harekâtı”, yeni dünya düzeninin inşası bakımından birbirini bütünleyen iki kritik olaydır.

10 Şubat 2022’de bu köşede “yeni dünya düzeni bildirisi” olarak nitelediğim o bildiri, açıkça “yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen” diyordu. 24 Şubat tarihli “yarma harekâtı” ise bu köşede çözümlediğimiz gibi özünde Rusya’nın etrafındaki NATO kuşağının tarafsız kuşağa çevrilmesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği konusudur. Bu da haliyle transatlantik ittifakının geleceği demektir.

Bugün, mevcut ama henüz “ham” olan verilerle, bu yeni dünya düzenine ilişkin bir izdüşüm çizmeye çalışacağım.

NATO’da kırılma ve bağımsız Avrupa

1. 16 üyeli NATO’nun 1999’dan itibaren Rusya’ya doğru genişleyerek 30 üyeli bir yapıya dönüşmesinin sonuna gelindi. Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelik olasılığı artık yok. Dahası, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerinin de bazıları, önümüzdeki dönemde NATO üyeliklerini siyasi boyutta sürdürmeye yönelecekler. Kısacası, Stratfor’un çizdiği “Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar” stratejisi tersine dönecek.

2. 30 üyeli NATO içinde, Fransa’nın “beyin ölümü” saptamasıyla başlayan ve Ukrayna krizinde alınacak tutumla iyice beliren farklılık, bazı üyelerin askeri üyeliklerini askıya almasıyla, bazı üyelerin de NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanacak. NATO’nun varlığı ciddi şekilde sorgulanacak.

3. Almanya-Fransa AB’yi, yeni dünya düzeninin içinde önemli bir siyasi ve ekonomik merkez yapabilmeye yönelecek. Bunun yolu elbette Avrupa ordusu inşa etmekten ve AB’nin ABD’den bağımsız strateji ilan etmesinden geçecek.

4. ABD’nin SSCB’nin dağılması sonrasında Avrupa güvenlik mimarisini Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başlattığı inşa süreci bitti. Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi, eninde sonunda Almanya-Fransa ile Rusya tarafından şekillendirilecek.

Tek para modelinin sonu

5. ABD’nin Rusya’ya karşı AB’yi, Çin’e karşı Hindistan’ı ana stratejisine eklemleme çabası başarısızlığa uğruyor. AB ve Hindistan, yeni dünya düzeninde, birer bağımsız merkez olarak hareket edecekler.

6. BM düzeni, yenilenmiş ve güçlenmiş olarak revize edilecek. Almanya ve Hindistan’ın güvenlik konseyi daimi üyelikleri dahil, yeni tablolar oluşacak.

7. ABD’nin “liberal düzene” kumanda ettiği G7 değil, yeni düzene uygun şekilde G20 esas olacak.

8. “Tek kutuplu ekonomi modeli”nin yerini, “çift kutuplu ekonomi modeli” alacak. Tek para (dolar), tek banka (dünya bankası), tek finans kuruluşu (IMF), tek bankacılık sistemi (SWIFT) gibi eski liberal düzene ait kurumlar hem yeni merkezlerin bu kurumlarda ağırlık oluşturmasıyla değişecek hem de yeni merkezler bu teklerin alternatiflerini oluşturacak (Nitekim sepet para ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi alternatifler oluşmaya başladı bile.)

9. Dünya Ticaret Örgütü, yeni düzene uygun olarak güncellenecek. Dünya ticareti hukukundaki Atlantik egemenliği, dengeli ve adil hale getirilecek.

Türkiye’nin yeri

Özetle ABD’nin 1945’te inşa etmeye başladığı ve 1991’den itibaren de tek egemeni olmaya çalıştığı düzen artık değişiyor. Yeni bir dünya kuruluyor; ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın küresel güç merkezleri olduğu yeni bir dünya…

O nedenle meseleye “o da savaş, bu da”, “o da kapitalist, bu da” darlığında değil, ezilen ve gelişmekte olan dünya ülkelerinin çıkarları zemininde bakmalıyız.

Diğer yandan tüm bunlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi mevcut ve “ham” verilerle çıkarmaya çalıştığımız bir izdüşümdür. Tartışmaya ve geliştirmeye devam edeceğiz.

Türkiye’nin bu yeni düzende yerinin ne olacağı ayrıca tartışmamız gereken bir konudur. Bir giriş olarak şunu söyleyebilirim; terazinin bir kefesinde Türkiye’nin Rusya, Almanya ve Fransa üçlüsüne dördüncü olarak yeni Avrupa güvenlik mimarisinde yer alabilmesi, diğer kefesinde de ABD’nin İngiltere ve İsrail ile oluşturduğu üçlüye dördüncü olabilmesi olasılığı var. İlki “bağımsız Türkiye’nin” yeni dünya düzeninde alacağı pozisyonu, ikincisi ise “Atlantik’e çıpalı Türkiye’nin” sürdüreceği mevcut konumu nitelemektedir. Hangi kefenin ağır basacağını, iç mücadelenin nasıl seyredeceği belirleyecek.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Mart 2022

2 Yorum

ABD’nin Ukrayna’daki laboratuvarları

Rusya’nın Ukrayna harekâtı, ABD’nin 2005 yılından bu yana Ukrayna’da yürüttüğü biyolojik araştırmaları ortaya çıkardı. Böylece Amerikancı/Sorosçu ilk turuncu darbenin bir pisliği ortalığa saçılmış oldu.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, 7 Mart günü, Ukrayna’da ABD tarafından finanse edilen bir askeri biyolojik programı açığa çıkardıklarını açıkladı. Üstelik Rusya’nın elinde, bu programa dair izlerin silinmesi talimatını da ortaya koyan bir belge vardı. Ukrayna Sağlık Bakanlığı tüm laboratuvarlara gönderdiği talimatta, acilen harekete geçmelerini ve tehlikeli patojenlerin depolanmış stoklarının ortadan kaldırılmasını istiyordu.

Çin ABD’den açıklama istedi

Dünyaya ilan edilen bu tehlikeli konu, tahmin edilebileceği gibi, Batı medyası tarafından görmezlikten gelindi. Ta ki konu Çin tarafından ABD’ye sorulana kadar. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien, ABD’nin, hangi virüslerin depolandığı ve hangi araştırmaların yapıldığı başta olmak üzere bu laboratuvarlarla bağlantılı bilgileri en kısa zamanda açıklaması gerektiğini belirtti. Çinli yetkili, ellerinde bu konuda önemli verilerin bulunduğunu, Ukrayna’daki biyo-askeri faaliyetin buz dağının görünen yüzü olduğunu, Pentagon’un 30 ülkede 336 biyoloji laboratuvarını kontrol ettiğini vurguladı.

Ortaya çıkan ve Rus basınında genişçe yer verilen belgeler, ABD’nin bu laboratuvarlarda biyolojik silah geliştirmeye çalıştığı iddiasını güçlendirecek nitelikteydi. Örneğin bir belgeye göre bu araştırma programında, başta Slavlar olmak üzere etnik gruplar üzerinde biyolojik çalışmalar yapılıyordu. Örneğin bir başka belgeye göre “göçmen kuşlar aracılığıyla enfeksiyon taşınması” projesi de çalışmalar arasındaydı.

Nuland’ın ABD Senatosu’ndaki itirafı

Bu iddialara itiraz ABD’den değil, AB ve NATO’dan geldi! AB’nin “EUvsDisinfo” sitesinden yapılan açıklamada, konu “Rusya’nın devlet kontrolündeki medya aracılığıyla yürüttüğü dezenformasyon çabası” olarak yorumlandı. NATO Sözcüsü Oana Lungescu ise Rusya’yı “yanıltıcı bir operasyon yaratma çabası” içinde olmakla suçladı!

Ancak AB ve NATO dezenformasyon dese de, ABD laboratuvarların varlığını itiraf etti: Konu ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde gündeme geldi ve senatörler tarafından ABD Dışişleri Müsteşarı Victoria Nuland’a soruldu. “Ukrayna’da kimyasal ya da biyolojik silahlar var mı?” sorusuna Nuland, “Ukrayna, biyolojik araştırma tesislerine sahip” yanıtını verdi. Hatta Nuland, “Araştırma içeriklerinin Rus kuvvetlerinin eline geçmesini nasıl önleyeceğimiz konusunda Ukraynalılarla birlikte çalışıyoruz” dedi!

Pentagon’dan 46 laboratuvara 200 milyon dolar

Bu gelişmeler üzerinde en sonunda Pentagon da açıklama yapmak zorunda kaldı. Bir grup gazeteciyle konuşan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) üst düzey savunma istihbarat yetkilisi, laboratuvarların varlığını kabul etti ama “sivil amaçlı” olduğunu iddia etti. Pentagon yetkilisi, Kiev’de Biyolojik Silahlar Sözleşmesi kapsamında kamuya duyurulmuş 5 laboratuvar bulunduğunu ama bunların aşı, tedavi, terapi ve hastalıkları teşhis gibi sivil amaçlarla kullanıldığını söyledi.

Savunma istihbarat yetkilisi, Pentagon’un “Kooperatif Tehdit Azaltma Programı” kapsamında, 2005’ten bu yana, Ukrayna’daki 46 sağlık tesisi, laboratuvar ve teşhis merkezine 200 milyon dolar yatırım yaptıklarını belirtti.

Peki bu laboratuvarlar “sivil amaçlı” ise yatırımı neden ABD Savunma Bakanlığı yapıyor? Geçelim…

ABD’nin biyolojik silah sicili

Pentagon’un kimyasal ve biyolojik silah faaliyeti ilk kez gündeme geliyor değil. Yakın bir tarihten örnek verelim: Pentagon’un 2020 bütçesinin görüşmeleri sırasında, Temmuz 2019’da, konu ABD Kongresi’nde gündeme geldi. ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Pentagon’dan hastalık taşıyan keneleri “silah haline getirmek” için deneyler yapıp yapmadığını ve bu tür böceklerin laboratuvar dışına bırakılıp bırakılmadığını açıklamasını istedi. Konuyla ilgili bir genel müfettişlik araştırması talep edildi.

Bu tür sorgulamalar önceki yıllarda da vardı. Yani biyolojik silahlar konusu uzun bir süredir Pentagon’un faaliyet alanı içinde. ABD’nin bu gizli faaliyetlerinin açığa çıkarılması ve önlenmesi ise tüm dünyanın çıkarı açısından kritik önemdedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Mart 2022

1 Yorum

Ukrayna krizinin enerji-politiği

Ukrayna krizini esas boyutuyla; yani birincisi ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı AB ve Hindistan’ı ana stratejisine eklemleme hedefi, ikincisi de Avrupa güvenlik mimarisini kimin nasıl şekillendireceği yönüyle inceldik. Bu bağlamda “NATO’nun Yugoslavya’yı parçalayarak ve doğuya doğru sürekli genişleyerek güvenlik mimarisini şekillendirmeye başlamasının” neden, “Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekatının” da bu nedenin sonucu olduğunu inceledik.

Tabi meselenin enerji-politik boyutu da var:

ABD-Almanya mücadelesi

ABD yönetimi, Ukrayna ile imzaladığı stratejik ortaklık belgesiyle, Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 projesine karşı birlikte mücadele edeceklerini ilan etmişti. Washington uzun süredir, gerek Almanya içindeki NATO’cu damarı harekete geçirerek, gerek yaptırım uygulayarak bu projeyi durdurmaya çalıştı ama başaramadı. Rusya’nın askeri harekâtı sonrası, Yeşiller’in de baskısıyla Scholz bir ara formül buldu: Ruhsatlandırma süreci durduruldu!

Bu pratikte şu demek: Birincisi, 10 milyar avro harcanarak yapılan boru hattı yerinde duruyor, günü geldiğinde vana açılır; ikincisi, Almanya’nın ve Avrupa’nın ihtiyacı için Kuzey Akım 1 boru hattı nasılsa çalışıyor.

Ki daha üzerinden iki hafta bile geçmemişken, arkasına Alman sanayicisini de alan Scholz, şu aşamada alternatifi olmadığı için, Rusya’yla enerji işbirliğini kesmeyeceklerini ilan etti! (Rusya’ya yaptırımlar enerji alanına kaymadıkça, olağanüstü etkisi olmayacak).

Rusya-Almanya doğalgaz işbirliğini kesemeyen ABD, en azından petrol ticaretini yaptırıma dahil etmeye çalıştı, sonuç alamadı. Avrupalı ortaklarını ikna edemeyen ABD, en sonunda Rusya’dan petrol ithalatını kesme yaptırımını tek başına uygulamak zorunda kaldı. Etkisi ne olur? ABD’nin Rusya’dan aldığı petrol, sadece yüzde 3 seviyesinde!

ABD’nin işlemez LNG ve kömür planı

Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya, 2021 verilerine göre doğalgazın yüzde 56’sını, petrolün yüzde 34’ünü, taş kömürün de yüzde 50’sini Rusya’dan karşılıyor. Tüm Avrupa için Rusya doğalgazına bağımlılık yüzde 40 seviyesinde.

ABD, bir süredir bu oranı azaltmak ve Ukrayna krizine hazırlanmak için çaba gösteriyordu: Birincisi kendi LNG’sini (sıvılaştırılmış doğalgaz), ikincisi Katar’ın LNG’sini, üçüncüsü de kömür yoluyla yüzde 40’lık oranı aşağıya çekmeye çalışıyordu.

Katar, anlaşmalı müşterileri bulunduğunu, spot piyasada sattığı LNG’nin de ihtiyacı karşılayamayacağını söyledi özetle. ABD’nin taşıyacağı LNG, Avrupa gibi büyük bir pazarın ihtiyacını karşılayabilmekten zaten çok uzak. Kömür kullanımını artırma yoluna gitmek ise AB’nin “yeşil enerji” hedeflerinin çuvallaması demek…

Kriz, İran ve Venezuella’ya yaradı

ABD’nin bu sıkışmışlığı, iki önemli düşmanına yaradı; İran’a ve Venezuella’ya…

ABD, yıllardır yaptırım uyguladığı, birkaç kez kalkışma yaratmaya çalıştığı ve Suriye’de başarılı olabilseydi sonrasında saldıracağı İran’la geçen hafta enerji alışverişi görüşmesi yaptı!

Yine ABD, “arka bahçesinde” Chavez’le kamucu ekonomi inşa etmeye çalışan ve bunu her türlü zorluğa rağmen Madura ile sürdürmeye çalışan, birkaç kez darbe girişimi, birkaç kez suikast girişiminde bulunduğu, piyasalardaki petrolüne, altınına ve parasına el koyup ağır yaptırımlar uyguladığı Venezuella ile de geçen hafta enerji alışverişi görüşmesi yaptı!

ABD, Rus enerjisi yerine, Avrupa’ya İran ve Venezuella’dan kaynak arıyor. Şimdi her iki ülke, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekatını fırsata çevirerek, bu görüşmeleri, üzerlerindeki ağır yaptırımlardan kurtulmanın ve bloke edilmiş altınlarına ve paralarına kavuşmanın yolu olarak kullanacaktır.

AKP’nin önündeki fırsat

ABD’nin birkaç ay önce, sponsorluğunu yaptığı EastMed projesinden desteğini çekmesi de bu nedenle. Türkiye’ye rağmen hayata geçemeyen proje nedeniyle, Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınması gecikiyor. ABD şimdi İsrail ve Yunanistan ile Türkiye’yi yeni projede bir araya getirmeye çalışıyor. Siyasal ve ekonomik basınç altındaki AKP iktidarı da bunu fırsata çevirip, ABD’yle mevcut sorunların en azından bir bölümünü rafa kaldırtmayı arzuluyor.

Diğer yandan AKP iktidarı, hem Ankara’da, hem de Almanya’da Barzanilerle buluşarak, Kürt petrolünün de Avrupa’ya transferinin pazarlıklarını yapıyor.

Sonuç olarak, petrol ve doğalgaz boru hatlarının yönüne bakmadan, savaşları ve çatışmaları analiz etmek mümkün değildir. Ve sonucun sonucu olarak, ABD’nin bu enerji planları hayata geçse bile Rusya’nın doğuracağı açığı karşılayamıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2021

1 Yorum

Yaptırım, yapanı da vurur

Batı’nın iki boyutlu Rusya yaptırımı sürüyor. Bir yanda ABD ve Avrupa’nın bastırılmış ırkçılığını yeniden hortlatan türden yaptırımlar; bir yanda da ekonomik yaptırımlar…

Irkçılık boyutlu yaptırımlar, bir utanç ansiklopedisi olmaya doğru ilerliyor: Batı medyasının Ukraynalıları sarı saçları ve mavi gözleri nedeniyle Araplardan ve Afganlardan üstün tutarak yaptığı haberler; Dostoyevski’den Tolstoy’a uzanan ve sadece Rusya’nın değil, insanlığın büyük mirası olan romancılara yaptırım; Batı’nın bugüne kadar bünyesine katarak üzerinden pirim yaptığı ünlü orkestra şeflerinden operetlere kadar bir dizi sanatçıyla iş akitlerini feshetmesi; sporcuları müsabakalardan, sanatçıları sahne organizasyonlarından men eden ilkellikler…

Kısacası, Batı’nın sömürgeci genleri, 21. yüzyılda da insanlık dışı uygulamalarda kendini gösterdi!

BATI’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ

Batı’nın ekonomik yaptırımları da iki yüzlüce…

Bir yandan Rusya’yla ticareti kesiyor, Rus halkını cezalandırmak için ambargolar uyguluyor, Rusya’yla çalışan şirketleri ya çekilme ya yaptırımla tehdit ediyor, finans sistemini çökertmek için bazı bankaları sistemden atıyor vb.

Ancak…

Rusya’dan doğalgaz ve petrol almayı da sürdürüyor! Çünkü Rus halkı ambargo altında sürünsün ama Avrupalı üşümesin, Avrupa sanayileri çalışmayı sürdürebilsin istiyorlar.

Meselenin iki yüzlü bölümü böyle ama son tahlilde, işin enerjipolitik boyutu, bir büyük gerçeği de ortaya koyuyor: ABD, tüm çabalarına rağmen, Almanya başta AB ile Rusya’nın enerji alışverişini kesemedi.

ALMAN SANAYİSİNİN ENERJİ İHTİYACI

Çünkü Avrupa’nın kısa, hatta orta vadede enerji ihtiyacını karşılayacak, Rusya’nın yerini dolduracak bir kaynağı yok. Ne Katar’dan alınacak LNG, ne de ABD’nin Avrupa’daki terminallere taşıyacağı LNG, Avrupa’nın ihtiyacını görebilir.

Nitekim bu büyük gerçekle doğrudan karşılaşan önce Alman sanayisi oldu. Yeşiller’in iç politikadaki baskısı nedeniyle Rusya karşıtı tutum almak zorunda kalan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Alman sanayisinin ihtiyacı nedeniyle Rusya’yla enerji işbirliğini kesemeyeceği gerçeğiyle yüzleşti.

Scholz, bu gerçeği şu sözlerle dile getirdi: “Şu anda Avrupa’nın ısıtma, güç kaynağı ve sanayi için enerji arzını güvence altına almanın başka bir yolu yok. Bu nedenle, genel çıkarlarımız ve vatandaşlarımızın günlük yaşamı için Rusya’dan enerji ithalatı büyük önem taşıyor.”

Alman Maliye Bakanı Christian Lindner de, uzun vadede bir başka tehlikeye dikkat çekti: “Uzun vadede yükselen enerji fiyatlarının maliyetini karşılayamayız. Rusya’ya karşı bir enerji ambargosu başlatmak, halihazırda uygulanan yaptırımların sürdürülebilirliğini tehlikeye atar.”

Kısacası…

Ukrayna meselesi, aynı zamanda ABD’nin Almanya-Rusya enerji ortaklığını kesebilme meselesiydi. Görüldüğü gibi Washington bu konuda bir sonuç elde edemedi.  

TÜRKİYE, İRAN, ÇİN, RUSYA ÖRNEKLERİ

Yaptırım, kısa vadede uygulanana zarar verse de, uygulanan orta ve uzun vadede bundan fırsatlar çıkarır, tersine uygulayan da orta ve uzun vadede zarar görür.

En bilineni bize uygulanan ambargodur. ABD’nin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uyguladığı askeri ambargo, kısa vadede zaaflar doğurdu ancak orta ve uzun vadede Türkiye’ye Aselsan, Havelsan, Roketsan gibi ulusal kuruluşlar kazandırdı.

Bir diğer örnek İran’dır. İran yıllardır Batı’nın yaptırımları altında. Ancak İran bunu fırsata çevirdi ve kendi uçağını, kendi otomobilini yapabilen bir ülke konumunda artık. Dahası, İran bu yıl ekonomik büyüklüğüyle, en büyük 20 ekonomisi arasına girdi.

Bir diğer örnek Çin. ABD, Çin’le ticaret savaşı açtı, ancak bundan kendisi de büyük zarar gördü; savaşın boyutunu düşürme yoluna gitti. Huawei gibi hedef alınan şirketler ise bunu fırsata çevirdi, Android ve IOS’a alternatif kendi sistemini kurdu.

Benzer durum Rusya için de geçerli. Rusya zaten 8 yıldır Batı yaptırımları altındaydı. Ancak bu yaptırımlar bekledikleri gibi Rus ekonomisini krize sokmadı. Moskova, Beijing başta gelişen dünyayla kurduğu ilişkiler sayesinde, yaptırımdan büyük çapta etkilenmedi.

DOLARIN SALTANATI SALLANIR

Bugün de benzeri olasılık mevcut. Hatta Batı, yaptırımlarını arttırırsa, orta ve uzun vadede küresel boyutta ters etkileri olur.

Örneğin doların küresel pazardaki dolaşımı azalır. Rusya, Çin başta pek çok ülkeyle başlattığı ulusal paralarla alışverişi artırır. Nitekim Türkiye de Rusya’yla dolar ve avro dışı paralarla ticareti konuşuyor şu anda. Daha önemlisi, bir süre sonra Hindistan’dan Latin Amerika’ya, Afrika’dan Orta Asya’ya pek çok ülkede, karşılıklı ticaret, liderliğini Çin parasının yaptığı çok uluslu bir sepet para ile yapılmaya başlar. Yani sonuçta Batı yaptırımı, doların saltanatını sallar.

Örneğin, Batı bankacılığının liderliğindeki SWIFT’in yerini, Çin ve Rusya arasında başlatılacak ve yayılacak yeni bir bankacılık sistemi alır. Bu konuda hazırlıklar başladı bile.

Kısacası, Batı yaptırımları, Batı’yı vurur…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Mart 2022

2 Yorum

Savaşın hedefi tarafsızlık kuşağı

İnsanlık yeni bir çağa geçene kadar, Carl von Clausewitz’in “Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır” görüşü, gerçekliğini ne yazık ki sürdürecek.

Kaçınılmaz olarak, 21. yüzyılı da, hatta sonraki birkaç yüzyılı da, bu gerçeklik zemininde yaşayacak insanlık. Savaş ile barış arasındaki diyalektik ilişki sürecek. Barışa kavuşabilmek için savaşlar kaçınılmaz olacak, bazı savaşları geciktirmek için siyasetin alanı genişletilmeye çalışılacak; bazı savaşları önlemek için devrimler gerekecek. “Ya savaş devrimlere yol açar, ya da devrim savaşı önler” tezi bu yüzyılda da geçerli yani…

Rusya’nın ABD/NATO’dan talepleri

Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekâtı da sonuç olarak “siyasetin şiddet araçlarıyla devamıdır.” Putin, uzunca süredir ABD ve NATO’dan talep ettiklerini siyasi zeminde alamayınca, silahlı siyaset aşamasına geçti.

Nedir Rusya’nın talepleri? Rusya, Aralık 2021’de ABD ve NATO’dan üç talepte bulundu: 1) NATO’nun genişlemeyeceğine dair yasal garanti. 2) NATO’nun, Rusya sınırları yakınında, Rus topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlar konuşlandırmayacağına dair yasal garanti. 3) NATO’nun, 1997’den sonraki genişleme politikası çerçevesinde Doğu Avrupa ülkelerine yerleştirdiği silahları ve askeri tesisleri geri çekmesi.

Rusya, ABD ve NATO’nun cephe haline getirdiği Ukrayna’dan da 8 yıl önce imzalanan Minsk Anlaşması’na uymasını ve “tarafsızlık statüsünü” seçmesini istedi.

Moskova için beka sorunu

Moskova’nın ABD ve NATO’dan istediği güvenlik garantilerinin karşılanıp karşılanmaması, Rusya için bir varlık yokluk sorunu. Putin bu nedenle siyasi düzlemde karşılanmayan taleplerini silahlı siyasetle kabul ettirme yolunu seçti.

Rusya’nın güvenlik garantilerinin neden varlık yokluk konusu olduğu ortada: ABD, 30 yıldır NATO’yu adım adım Rusya’ya doğru genişletti, genişletmeye de devam etmek istiyor. Rusya’ya diz çöktürmek için de sırada Ukrayna vardı. Çünkü Amerikalı stratejistlerin daha yıllar önce belirttiği gibi, Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlardı…

ABD bu amaçla Baltık ülkelerinden Doğu Avrupa’ya ve Ukrayna’ya inen, oradan Batı Karadeniz ülkeleri üzerinden Karadeniz’i aşıp Gürcistan’da Kafkaslara ulaşan ve devamında da Kazakistan’a kadar ilerleyen bir kuşak oluşturmaya çalışıyor. ABD’nin bu kuşağı, Rusya’yı boğacak bir NATO kuşağıdır. Rusya ise bu kuşağa karşı Ukrayna cephesinden bir yarma harekâtı düzenliyor.

ABD’nin yıpratma savaşı taktiği

Putin’in siyasi talepleri, daha somutlarsak, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye alınmayacağının yazılı garantisi, Baltık bölgesindeki NATO ülkelerinin siyasi üyeliklerinin devam etmesi ama NATO üslerinden arındırılması ve Doğu Avrupa’daki NATO ülkelerinde doğrudan Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının çekilmesi… Rusya’nın askeri harekatının 10 günü incelendiğinde, Putin’in bu hedeflere yöneldiği anlaşılmaktadır.

Kiev yönetiminin Rusya’yla “tarafsızlık” konusunu müzakere etmeye hazır olduğuna dair kimi işaretler var.

Washington ise gerek NATO içindeki anlaşmazlıklar/farklılıklar gerek nükleer riskler nedeniyle NATO’yu doğrudan işin içine karıştıramadığı şu şartlarda iki hedefe yönelmiş görünüyor: 1) Ukrayna’yı Rusya’yı zayıflatacak uzun soluklu bir yıpratma savaşı cephesine dönüştürmeye çalışıyor. Bu amaçla Ukrayna’yı sürekli silahlandırıyor ve “özel savaşçı” taşımaya uğraşıyor. 2) Polonya’yı askeri-siyasi yığınak merkezine dönüştürmeye çalışıyor. (İngiltere’nin Polonya ve Ukrayna’yla Batı Avrupa’ya karşı bu süreçte “küçük Avrupa ittifakı” kurması de bu amaçla.)

Putin’in önündeki tarihi fırsat

Özetle Rusya, ABD’nin 30 yıldır boynuna dolamaya çalıştığı Baltık bölgesinden başlayan ve Orta Asya’ya kadar uzatılmak istenen “NATO kuşağını”, Ukrayna’nın NATO üyeliğini önleyerek, Baltık ülkelerini NATO üslerinden arındırarak ve Doğu Avrupa’dan saldırı silahlarını çektirerek, bir “tarafsız kuşağa” dönüştürmeye çalışıyor.

Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, Putin, Amerikan hegemonyasının zayıflamasını ve Çin’le ilişkilerini, “tarafsız kuşak” inşa hedefine ulaşabilmek bakımından tarihi bir fırsat olarak görüyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Şubat 2022

1 Yorum

Türkiye’nin NATO’culuk damarı

Türkiye’de çok güçlü bir NATO’cu damar var. Bu damar, antikomünizm üzerinden Türk milliyetçiliğini ülkücü milliyetçilik şeklinde bozarak ve onu Türk-İslam sentezi içinde Siyasal İslamcılık ile buluşturarak inşa edildi.

20. yüzyıl siyasetinin en önemli gerçeklerindendir: Komünist faaliyetlerin yasaklandığı hatta baskılanarak tırpanlandığı her ulusal devlet, felakete uğradı.

Nazizm’in Alman halkını körleştirme ve dünyayı bir felakete götürme süreci, Hitler’in iktidara gelmesinden kısa süre sonra komünist faaliyetleri yasaklamasıyla başladı. Avrupa’nın gelişmiş demokratik ülkeleri, 20. yüzyıl boyunca ABD adına komünizmle mücadele ettiği oranda gericileşti.

Bizde farklı mı? Cumhuriyet’in devrimci barutunun tükenmesi, feodalizmle uzlaşma ve Atlantik kampına bağlanmayla başlayan süreç en sonunda devletin laik ve demokratik karakterleri ile cumhuriyetçi niteliğinin tahrip edilmesiyle sonuçlanmadı mı? Bu süreçte antikomünizmin rolü kritik önemde. Daha açık söyleyeyim: CHP’nin sağcılaşması ve bugünlerde en NATO’cu çizgiyi savunur hale gelmesinde de antikomünizmin etkisi var. Solun güçlendiği şartlarda CHP de ortanın soluna geçmek ve halkçı bir çizgi izlemek zorunda kalıyordu çünkü.

Gladyo’nun antikomünizm operasyonları

NATO’culuk, antikomünizm üzerinden ülkeleri ele geçirdi; antikomünizm ile devletlerin içinde Atlantikçi damar oluşturdu. Öyle ki NATO, antikomünist bir dalga yaratabilmek için kendi özel örgütleriyle üye ülkelerde suç işleyip, komünistlerin üzerine attı. Örneğin 6-7 Eylül 1955 olayları bir gladyo/kontrgerilla faaliyetiydi ancak Bayar-Menderes ikilisi olayı komünistlere yıktı; Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo başta olmak üzere pek çok komünist aydına dava açıldı.

Benzeri tablolar sonraki yıllarda da yaşandı. Böylece NATO, üye ülkelerde komünizmi yasaklattı, büyümesini engelledi, halk nezdinde şeytanlaştırdı. “Komünistler Moskova’ya” sloganının halk içindeki etkisi, işte o operasyonların sonucudur.

Altı okun teminatı olarak komünistler

ABD destekli “komünizmle mücadele” olmasa, Atatürk’ün altı oku bu kadar kolay kırılamayacaktı. Çünkü komünistlerin varlığı, laiklikten halkçılığa, o okları halk adına sürdürebilmenin teminatıydı. Çünkü komünistlerin varlığı, kamu ekonomisinin özelleştirmeler yoluyla “oligarklara” peşkeş çekilememesinin teminatıydı.

Özelleştirme kraliçesi Tansu Çiller, konu TBMM’de yasallaştığında, 23 Kasım 1994 günü Meclis kürsüsünden “son sosyalist devleti yıktık” diye meydan okurken, işte bu büyük gerçeğe kendi sınıfı adına işaret ediyordu! (Ukrayna’nın 30 yıldır, 19990’daki milli gelirine ulaşamaması sonucunun nedeni, kamu mallarına çöken oligarkların ülkeyi paylaşmasıdır.)

Akılları ABD adına Rusya’yla savaşta olanlar

NATO bir saldırı aygıtıdır; Amerikan liberal düzeninin korunmasının savaş aygıtıdır. NATO o nedenle özelleştirmecidir, o nedenle kamuculuk düşmanıdır, o nedenle sermayenin liberalleşmesinden, serbestçe dolaşımından, yani hedef ülkeye serbestçe girişinden yanadır ve tüm bunların sağlanabilmesinin askeri aracıdır.

NATO, işte bu hedefi nedeniyle de, sadece askeri bir örgüt değil, ondan daha önemlisi bir siyasal örgüttür. ABD emperyalist sınıfının çıkarlarını sağlayabilmek için de üye ülkeleri denetim altında tutma organıdır. ABD emperyalizmi işte bu düzeni kurmak ve beyinleri ele geçirmek üzere her yıl milyar dolarlar dağıtır; burslar verir, fon sağlar…

Ve o NATO’cu damar da, dün halk içinde sol dalganın geliştiği şartlarda nasıl “komünistler Moskova’ya” sloganı üretiyorsa, bugün de Türk-Rus işbirliğini sabote edebilmek hedefiyle NATO’nun rolüne işaret edenleri Putincilikle suçlar. Hatta en NATO’cuları, Türk-Rus işbirliğinin önemine işaret eden emekli amiralleri hedef alır, “Bu askerler görevdeyken Rusya’yla savaş çıksaydı, gidip gemilerini Rusya’ya teslim ederlerdi” deme seviyesizliğine iner!

Öyle Amerikancı, öyle NATO’cudurlar ki, akılları fikirleri Rusya’yla savaştadır. O nedenle de ekranlara doldurulur ve lafa “Türkiye ABD’yle hiç savaşmadı ama Rusya’yla 13 kez savaştı” diyerek başlarlar. Oysa Atatürk tarihe böyle baksaydı, Kemalist-Bolşevik ittifakı kurulamaz ve Kurtuluş Savaşımız da en önemli dayanağına kavuşamazdı. Kaldı ki, ABD’yle “açık” savaş yaşanmaması, ABD’yle darbeler başta “özel savaş” yaşandığı gerçeğini örtmez!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Mart 2022

3 Yorum

Putin’in asıl hedefi

Rusya’nın Ukrayna harekâtının Batı’yı birleştirdiği, bu nedenle de Putin’in aslında tuzağa düştüğü yorumları var. Putin’in Donbass’ın ötesine geçerek yaptığı hamlenin, satranç tahtası üzerindeki kalesini fazlasıyla ileri sürdüğü anlamına geldiği, bu nedenle de kalenin düşebileceği belirtiliyor özetle.

Putin’in 24 Şubat hamlesinin ardından ortaya çıkanları medyadaki haberlere bakarak özetlersek: ABD ve Avrupa birleşti, Rusya’ya birlikte yaptırım uyguluyorlar. NATO’nun beyin ölümü tartışmasının yerini, NATO’nun birliği ve genişlemesi aldı. Almanya savunma harcamasını artırma kararı aldı. ABD ve AB ülkeleri, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya silah yardımı yapıyor.

Evet, durum gerçekten medyada betimlendiği gibi ise, “Putin tuzağa düştü, Batı’yı birleştirdi” yorumu yapılabilir. Ancak satranç tahtasının üzerindeki karşılıklı hamleleri analiz edersek, kısa vadede ortaya çıkan ile orta ve uzun vadede ortaya çıkacak olanların çok farklı olacağını görürüz.

Putin, mat etmek, yani NATO’yu geriletmek, hatta parçalamak, belki uluslararası hukuk açısından meşruyetini tartışmalı hale getirmek istiyor. Bir daha da böyle bir fırsat yakalayamayacağını düşünerek, asıl amacını gerçekleştirmek üzere satrançta bazı fedalar yapıyor. NATO’nun parçalanması, fiilen ABD ile AB’nin ayrışmasıdır. Yani AB’nin kendi ordusunu da kurarak, ABD’den uzaklaşmasıdır. AB’nin yeni dünya düzeninde ABD stratejisine eklemlenen bir “yedek” kuvvet olmaktan, ABD stratejisinden özerklik kazanarak üçüncü bir odak olmaya çalışması demektir.

İşte bu hedef düzleminde bakıldığında, ABD ile AB’nin Rusya’ya karşı birleştiği ilk sonucundan ziyade, uzun vadede ABD ile AB’nin ayrışmasının zeminin hazırlandığı gerçeğiyle karşılaşırız.

Çok kutuplu/merkezli dünya hedefi

Putin, ABD hegemonyası altındaki zayıf bir Avrupa’yı mı, yoksa ordusunu inşa ederek ABD’den ayrışan daha güçlü bir Avrupa’yı mı tercih eder? Taktik değil, stratejik düzeyde bakıldığında, Putin’in istediği, kesinlikle ABD’den ayrışmış, daha güçlü bir Avrupa olacaktır. Çünkü ordusu zayıf olsa da ABD hegemonyası altındaki bir Avrupa, ABD hegemonyasından çıkmış ama görece güçlü ordusu olan Avrupa’dan daha tehlikelidir Rusya için. Aslında bu konuda çok akıl yürütmeye de gerek yok. Bu konuda zaten olanlar ve söylenenler var, anımsayalım:

26 Kasım 2018’de, bu köşede, “ABD-AB çatışması: Avrupa ordusu” başlığıyla yayımladığım yazıda çok önemli bir konuya dikkat çekmiştim. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6 Kasım 2018 günü yaptığı bir açıklamada, Rusya tehlikesine dikkati çekerek, ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir AB ordusu kurmadıkça Avrupalıların güvende olamayacağını söylemişti. Fransa’nın “Rusya tehlikesi” açıklamasından Rusya memnuniyet duyuyor ama ABD tepki gösteriyordu! Tuhaf mı? Yukarıda anlatmaya çalıştığım tam da bu işte; tuhaf değil, stratejik. Putin, Macron’un Rusya tehlikesine işaret ettiği bu açıklamasını 11 Kasım 2018’de yorumladı ve aynen şöyle dedi: “Ortak Avrupa ordusu, çok kutuplu dünya düzenini pekiştirir.

Almanya’nın kararı

İşte Almanya’nın Putin’in Ukrayna’ya askeri harekatı sonrası savunma bütçesini 100 milyar avro artırma kararını bu perspektifte değerlendirmek lazım. Aslında Berlin bu hamlesiyle NATO’ya değil, NATO’dan ayrışmaya yatırım yapıyor.

Kısa vadeli ilk sonuçların tersine, Almanya uzun vadede ABD’ye, “Ukrayna’ya yardım edemeyen bize de edemez, kendi önlemimizi almalıyız” diyerek “Avrupa ordusu” hedefini ilerletecek. Çünkü Paris’in yukarıda anımsattığım çıkışı, Berlin’le eşgüdümlüydü. Nitekim Macron’un çıkışından bir hafta sonra Almanya Başbakanı Merkel “gerçek” bir Avrupa ordusu istemiş, ayrıca “Avrupa Güvenlik Konseyi” kurulmasını önermişti (13.11.2018). Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Berlin’de Alman Büyükelçiler Konferansı’nda “ABD ile AB ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğini” söylemiş, “Washington’a eskisi gibi güvenilmediğini” belirterek “çok taraflı yeni bir ittifak” kurulması gerektiğini savunmuştu (27.8.2018).

Avrupa’daki bu çıkışlar, Putin’in 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda önerdiği, şimdi de Rusya’nın temel müzakere tezi olan “ortaklaşa güvenlik temelinde yeni Avrupa güvenlik mimarisi” önerileriyle uyuşuyor.

Beş merkezli dünya

İşte bu hedefle AB bir süredir Berlin-Paris liderliğinde “stratejik pusula”sına “stratejik özerklik” koymaya çalışıyor. Ukrayna krizi belki bunu kısa vadede erteledi ancak orta ve uzun vadede gidişat oraya. Bu da Putin’in asıl hedefini, yani NATO’yu geriletmeyi, hatta NATO’yu parçalamayı sağlaması demek.

Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli 2019 tarihli kitabımda ayrıntılı inceledim: Amerikan rüyası bitiyor, yeni bir dünya kuruluyor; ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’dan oluşan beş merkezli dünya. Okumayanlara bugünlerde önemle okumalarını öneririm.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mart 2022

3 Yorum

Stratfor: Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar

ABD’nin ünlü “özel istihbarat” şirketi Stratfor’un kurucusu George Friedman, 2009 yılında, Gelecek 100 Yıl isimli kitabıyla, 21. yüzyıl için “öngörülerini” yayımlamıştı.

Friedman’ın Amerikan devletiyle ilişkisine ve Stratfor’un emperyal şirketler açısından konumuna bakarak, elbette kitapta yazılanlara öngörü olmaktan daha çok anlam yüklememiz gerekiyor. Emperyal şirketlerin çıkarları açısından Amerikan devlet aygıtının ve onun savaş aracı olan NATO’nun 21. yüzyıl planlarıdır bu öngörüler aynı zamanda…

UKRAYNA NEDEN NATO’YA ALINMAK İSTENDİ?

Friedman, kitabı 2009 tarihli olduğu için, sadece Ukrayna’daki Aralık 2004 – Ocak 2005 tarihli ilk turuncu darbeden hareketle değerlendirmeler yapıyor. Yani 2014 tarihli ikinci turuncu darbe yok.

Fakat ilk turuncu darbe üzerinden yazdıkları bile ABD’nin hedefini ve Ukrayna’nın nasıl kullanıldığını ortaya koymaya yetiyor.

Friedman, öncelikle Rusların turuncu darbeyi nasıl gördüklerini ve bunun doğru olup olmadığını ortaya koyuyor: “Ruslar, Ukrayna’daki olaylara ABD’nin bu ülkeyi NATO’ya alma ve Rusya’yı parçalama girişimi olarak baktılar ve aslında bu görüşte gerçek payı da yok değildi elbette.”

Ve Friedman devamında Ukrayna’nın, Rusya’yı hedef alabilme açısından önemine işaret ediyor: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi, Rusya savunmasız kalabilecekti. Belarus’la olan güney sınırları ile Rusya’nın güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık dört yüz mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.” (George Friedman, Gelecek 100 Yıl, Pegasus, 2009, s.103).

Evet, ilk turuncu darbe birkaç yıl sonra kesintiye uğramasa, Friedman’ın dedikleri bir olasılık olarak Rusya’nın önünde olacaktır. Yani Ukrayna meselesi Rusya açısından, Frieadman’ın istediği gibi parçalanmasının önündeki kritik bir eşikti.

BRZEZINSKI’NIN HARİTASI

Görüldüğü gibi Frieadman, 2009’da yazdıklarıyla, Ukrayna’nın neden satranç tahtası yapıldığını anlatıyor. Peki sadece o mu?

ABD’nin büyük stratejilerini belirleme açısından özel bir yere sahip olan Zbigniew Brzezinski, 1997 tarihli ünlü kitabı Büyük Satranç Tahtası’nda, yine ABD stratejisi açısından Ukrayna’nın önemini ortaya kokuyor.

Brzesinski, Avrupa’nın batısından doğusuna uzanan ve Rusya’nın derinliklerini hedef alan o hattı, haritasıyla birlikte kitabında çiziyor: “2010 yılına kadar Fransa-Almanya-Polonya-Ukrayna siyasi işbirliği 230 milyonluk nüfusuyla, Avrupa’nın jeostratejik derinliğini artıran bir işbirliğine dönüşebilir.” (Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası, İnkılap, 2005, s.123).

NATO RUSYA’YI HEDEF ALDI

Peki mevcut ABD yönetimi açısından durum neydi?

Joe Biden, seçildikten yaklaşık bir ay sonra katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda, “Bugün, Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak konuşuyorum ve dünyaya açık bir mesaj gönderiyorum: Amerika geri döndü” demiş, Rusya’ya meydan okumuş ve Moskova’yı “NATO ittifakına Çin’den daha yakın tehdit” ilan etmişti.

Biden’ın bu çıkışının arkasında, birkaç gün önce Pentagon çatısı altında yapılan bir toplantı da vardı elbette. O toplantıda generaller Rusya’yı ABD ve NATO için tehdit ilan etmişti.

Nitekim 14 Haziran 2021’de yapılan NATO zirvesi de ABD’nin talebiyle ağırlıklı olarak Rusya’ya ayrılmış ve zirve sonunda çoğu maddesi Rusya’yı hedef alan tam 72 maddelik bir bildiri yayınlanmıştı.

ABD UKRAYNA’YI KULLANIYOR

Sonuç olarak Ukrayna krizi, Stratfor’un da açıkça belirttiği gibi, ABD’nin Rusya’yı parçalanmaya götürecek stratejisinin en önemli cephesidir.

ABD bu nedenle 20 yıldır Ukrayna’da darbelerle Batıcı iktidarlar inşa etmeye çalışıyor, bu nedenle Ukrayna’yı NATO’ya almak istiyor, bu nedenle Ukraynalıları ateşe atarak bu ülkeyi küresel güç mücadelenin cephesi haline getiriyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Mart 2022

3 Yorum

Ukrayna sonuç, NATO genişlemesi neden

Ukrayna’daki krizi anlayabilmek, Ukrayna’yı satranç tahtasına ve cephe ülkesine dönüştüren ABD’nin stratejisini çözümlemekten geçiyor öncelikle.

ABD, müttefikleriyle biri Rusya’ya, diğeri Çin’e karşı iki stratejik kuşatma hattı inşa ediyor:

ABD’nin Çin ve Rusya stratejileri

ABD Rusya’ya karşı; Baltık bölgesinden başlayıp, Doğu Avrupa’ya inen, Batı Karadeniz ülkelerini kapsayarak Karadeniz hattı boyunca Gürcistan’a ulaşan ve olanaklar ölçüsünde oradan Orta Asya’ya ulaşan bir yay üzerinden adım adım bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Baltık ülkelerini, Doğu Avrupa ülkelerini ve Batı Karadeniz ülkelerini NATO üyesi yaptı. Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yapabilmek için fırsat kolluyor. Bu hat üzerindeki Belarus ve Kazakistan’ın karıştırılmak istenmesi de bu nedenle: Belarus’ta 2020’de turuncu darbe denendi, 2021’de Lukaşenko bir suikastla yok edilmeye çalışıldı. Kazakistan’da işçi sınıfının haklı eylemleri, Batıcı müdahalelerle bir karışıklığa çevrilmeye çalışıldı.

ABD, Çin’e karşı; Hindistan’dan Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay üzerinde bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Hindistan, Japonya ve Avustralya ile QUAD, İngiltere ve Avustralya ile AUKUS gibi yapılar kuruyor. Japonya ve Güney Kore’de asker bulunduruyor. Tayvan’ı silahlandırıyor. Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalışıyor.

ABD neden NATO’yu genişletiyor?

Ve ABD bu amaçlarını uygulayabilmek için de NATO’yu genişletiyor. ABD, Soğuk Savaş bitiminde 14 üyesi olan NATO’yu, SSCB’yle anlaşmasına rağmen, sürekli Rusya’ya karşı genişletiyor. NATO şimdilik 30 üyeli. Ukrayna, Gürcistan, Moldova, Bosna, İsveç ve Finlandiya’yı da üye yaparak, üye sayısını 36’ya çıkarmaya çalışıyor.

Bu tabloyu analiz etmeden, neden-sonuç ilişkisi kurmadan, 30 yılı görmeyip sadece 24 Şubat 2022 sabahına bakarak “Rusya saldırdı” sonucu çıkarmak, bir saptama değildir, anın fotoğrafıdır sadece. Çünkü bu tablo analiz edildiğinde, Ukrayna’nın bir sonuç olduğu ama ABD’nin NATO’yu genişletme stratejisinin ise neden olduğu görülecektir.

Soğuk Savaş bitmesine ve rakibi Varşova Paktı ortadan kalkmasına rağmen NATO’nun varlığını neden sürdüğünü sorgulamayan, dahası NATO’nun varlığını Rusya’nın boğazını sıkmak için doğuya doğru sürekli genişletmesine itiraz etmeyen tutum ve tavırların, Rusya’nın askeri harekâtı karşısında “savaşa hayır” sloganı atması ise ne yazık ki pasif bir hümanist yaklaşım sergilemekten öteye gitmeyecektir.

Pasif “savaşa hayır” tutumunun, sloganın kapsadığı içeriği kazanması, ancak “ABD’ye/NATO’ya hayır” tutumuyla mümkündür. Çünkü 1945 yılından bu yana dünyamızda meydana gelmiş askeri saldırganlıkların yüzde 81’inin doğrudan Amerikan saldırganlığı olduğu çağımızın gerçeğidir.

ABD’nin savaş makinesi

Rusya’nın tutumu, en sonunda etrafı sarılmış, boğazına yapışılmış birinin, büyük bedel ödememek için yumruk atmasıdır… Yumruğu yiyenin (Ukrayna) alması gereken ders, mahallenin kabadayısı (ABD) adına neden komşusunu kuşattığını ve boğazına sarıldığını sorgulamaktır.

Tablonun bu gerçeğine aktif müdahale edecek siyasal tutumlar almadan, salt “savaşa hayır” diyerek pasif bir konumda kalmak, insani görünür ama sonuç değiştirici değildir.

NATO bir kültür derneği değil, askeri bir organizmadır, büyük bir savaş makinesidir. Bu savaş makinesini ABD dün hangi amaçla kullandıysa bugünkü amacı da aynıdır. Dünya düzenini korumanın, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin, Çin ve Rusya’ya diz çöktürmenin aracı olarak kullanıyor.

NATO’nun kırılan dişi, barışın teminatıdır

Ve güç dengeleri adım adım değiştiği için, bugün hedef alınan ülkeler, boğazlarına yapışan ellerden kurtulmaya çalışıyor.

Anlamamız gereken şudur: NATO’nun varlığı, savaş riskidir; NATO’nun varlığını sürekli genişletmesi daha büyük savaş riskidir. Savaş istemeyenin mücadele etmek zorunda olduğu, asıl budur. Hümanizm bunu gerektirir.

Unutulmamalı: NATO’nun kırılan her dişi, büyük insanlığın geleceğinin ve barışının teminatıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Şubat 2022

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın