Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

‘GEREKÇELİ KARAR’DAKİ SKANDALLAR

Olmayan mahkeme, olmadığı için korsan bildiri anlamına gelen 16 bin 798 sayfalık bir “gerekçeli karar” yayımladı.

Henüz tamamını okumadım, ama bakabildiğim bölümleri ve gazetelere yansıyan özetleri, bunun bir gerekçeli karar olmaktan çok, iddianamenin devamı olduğunu gösteriyor. Haliyle iddianamedeki çürükler de bu nedenle devam ediyor…

KONTRGERİLLA’YLA SAVAŞANLARA KONTRGERİLLA DEMİŞLER!

Bakın olmayan mahkeme Ergenekon için ne diyor: “Bu örgüt, ‘Derin Devlet’ olarak bilinen Gladyo, Kontrgerilla yapılanmasına karşılık gelir. (…) Derin Devlet, Kontrgerilla, Gladyo, Süper NATO isimleriyle anılan yapı ilk kez yargı önüne çıkarılmıştır.”

Cilt cilt Kontrgerilla kitapları olan Ergenekon sanığı Ferit İlsever acaba ne düşünüyor? Gladyo’ya karşı 45 yıldır mücadele eden ve bu nedenle 5 kuşakla hapis yatan Doğu Perinçek acaba bu nitelemelere ne diyor?

Türkiye kamuoyunun önüne bu kavramları getiren beş isim varsa Perinçek ve İlsever o listenin içinde ve en başındadır.

Olmayan mahkemenin korsan bildirisinde ayrıca “Susurluk, Ergenekon’un ancak bir hücresidir” denmektedir!

Susurluk’a karşı mücadele eden isimlerden Ergenekon sanığı Tuncay Özkan acaba ne diyor? Susurluk hücrelerini daha kamyon mercedese çarpmadan ortaya çıkaran, Susurluk konferansları düzenleyen İşçi Partisi yöneticileri acaba ne düşünüyor?

KANIT: PERİNÇEK İYİ PROPAGANDACI!

Bakın Aydınlık dün boşuna “Korsan bildiri” manşeti atmadı. Zira 16 bin 798 sayfalık bu dosyanın bir hukukçunun kaleminden çıkması mümkün değil.

Şu ifadeye bakın siz: “Genelde tüm sanıkların hitap ve psikolojik propaganda yetenekleri bir hayli yüksek olduğu ve yargılama sırasında bu özelliklerini etkin olarak kullandıkları gözlemlenmiştir.

Böyle “gerekçeli karar” ifadesi mi olur? Böyle kafa mı olur? Bunu yazanlar, sanıklar kendini savunamasın istemiş, savunabildikleri için de kahrolmuş! Var mı başka bir açıklaması?

Durun daha bitmedi…

Sözde “gerekçeli kararda” daha neler var: “Televizyonlardaki tartışma programlarında dosyayı iyi bilen, neresini gündeme getirip neresinden bahsetmemesi gerektiğinin farkında olan sanık müdafileri karşısında, dosya hakkında derinlemesine bilgi sahibi olmaları mümkün olmayan konuşmacılar çıkmıştır.

Skandal ötesi bir yorum değil mi bu! “Sanıkların avukatları konuyu iyi biliyor ama karşısına oturan bizimkiler yetersiz kalıyor” diye yakınan bir gerekçeli karar olur mu?

Dahası da var: “Örgüt propaganda tekniklerini çok iyi kullanmaktadır. Özellikle sanık Doğu Perinçek ve yakın çevresi bu tekniği en etkin kullanan Ergenekon terör örgütü üyeleri arasındadır.

Bu sözler bir hukukçuya ait olabilir mi! Doğu Perinçek’in propaganda tekniğini iyi kullanmasından daha normal ne olabilir? 50 yıldır siyaset yapan, parti yöneten birinin iyi propagandacı olmasından daha normal ne olabilir?

Bu “Perinçek dava boyunca çok iyi savunma yaptı” itirafıdır aynı zamanda… Nitekim Perinçek’e savunması nedeniyle de dava açtılar, Perinçek savunmasının savunmasını da yapmak zorunda kaldı!

DANIŞTAY’LA ERGENEKON’UN BAĞI YOK!

Gelelim Nedim Şener’in fark ettiği ve dün köşesinde yazdığı çok önemli bir ayrıntıya…

Biliyorsunuz sırf Ergenekon davasını silahlı terör örgütü kapsamına sokabilmek için Danıştay cinayetini de davaya monte ettiler. Dava boyunca savcılar bir bağ kuramadı, sanıklar da bir güzel iddianın asılsızlığını saptadı.

Bakın işte o durum sözde “gerekçeli karara” nasıl yansımış?

Bilindiği gibi bu davadaki en önemli eylemlerden biri Danıştay saldırısını gerçekleştiren sanık Alparslan Arslan’ın eylemidir. Sanıklarda yapılan aramalarda ele geçen dijital ve yazılı hiçbir belgede sanık Alparslan Arslan’ın işlediği bu eylemle, sanıkların arasında bağı gösterecek belge ele geçmemiştir.”

Kim bilir 16 bin 798 sayfanın tamamında daha ne skandallar var? İnceledikçe paylaşacağız…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Nisan 2014

 

Yorum bırakın

ABD VE AKP SURİYE’DE AYRI MI DÜŞTÜ?

Dışişleri Bakanlığı’ndaki Suriye’ye savaş tezgâhı konulu dörtlü toplantı yeni bir tartışma yarattı: Acaba ABD ile AKP’nin Suriye stratejisi farklı mıydı? AKP ABD’ye rağmen mi Suriye’ye abanıyordu? ABD AKP’nin Suriye politikasına aslında en başından itibaren karşı mıydı?

Bizi yukarıdaki soruların yanıtına götürecek pek çok olgu var ama biz bugün içeriden, AKP-Suriye muhalefeti cephesi içinden bir olguyu dikkatinize sunacağız:

MUHALEFET: ABD YORULMAMIZI İSTİYOR

Erdoğan rejimi, Suriyeli teröristlere sadece lojistik destek vermiyor aynı zamanda onların sözde hükümetine de bina veriyor, güvenliklerini sağlıyor. O bina, yani Suriye muhalefetinin oluşturduğu sözde hükümetin çalıştığı bina Gaziantep’te…

El Cezire Türk’ten Özgün Levent işte bu binaya gidip sözde hükümetin başbakanı Ahmet Tuma ile çok önemli bir söyleşi yaptı. Tuma itiraflarla dolu söyleşide sıra dışı saptamalar yaptı:

1)ABD ne rejimin (Esad) ne de muhalefetin askeri anlamda tam bir zafere ulaşmasını istiyor. ABD iki tarafın da yorulmasını istiyor.”

2) “Türk hükümeti bize destek veren en önemli ülkedir. Ve bize her anlamda destek sağlıyor. Ancak biliyorsunuz ki Türkiye bir NATO üyesi. Dolayısıyla NATO’nun yasalarına göre hareket etmek zorunda. Kendi başına askeri bir karar alamaz.”

3) “Biz PYD’yi devrime düşman bir yapı olarak görüyoruz.”

4)Bizim baştan devrimle ilgili yaptığımız tüm hesap ve değerlendirmeler yanlışmış. Çok net anlaşıldı ki, hiçbir şey Suriye halkının elinde değil, küresel güçlerin elindeymiş. Başta ABD olmak üzere uluslararası camia bu dosyanın sonlandırılmasına ikna olduklarında bu işi sona erdirirler.” (aljazeera.com.tr, 3 Nisan 2014)

SURİYE’DEN KÜRDİSTAN ÇIKARMAK

Bu saptamalar ABD’nin ya da ona taşeronluk yapan bölge ülkelerinin derdinin demokrasi ya da Suriye halkı olmadığının muhalefet içinde yavaş yavaş anlaşılmaya başladığını ortaya koymaktadır. Ancak bu kısa vadede bir durum değişikliğine neden olmaz fakat ilerisi için kuşkusuz bazı sonuçlar doğuracaktır.

Ahmet Tuma’nın açıklamaları, başka bazı muhalif liderlerin açıklamalarıyla birlikte okunduğunda, o cephede ABD’nin esas hedefinin anlaşılmaya başlandığını ortaya koymaktadır. PYD karşıtı keskin açıklamaları da, aslında o hedefi doğru okumaya başlamalarıyla ilgilidir.

Nedir o hedef? 4. yılına giren Suriye krizi süresince hep dikkat çektiğimiz gibi ABD’nin asıl hedefi, Irak’ın kuzeyinde 20 yıl boyunca inşa ettiği Kürt devletini, Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaktır!

ABD’nin iki Irak saldırısının da, taşeronları üzerinden yürüttüğü Suriye saldırısının da ana hedefi Büyük Kürdistan’dır!

Bu gerçeği esas almayan her analiz hatalı olacaktır; insan hakkı ve demokrasi gibi kavramlar arasında sıkışacaktır, ulusal ve bölgesel çıkarları atlayacaktır.

ELKAİDE’Lİ PLANDAN PYD’Lİ PLANA GEÇİŞ ZORLUĞU

Gelelim AKP’nin bu noktada ABD’yle bir çelişmesinin olup olmadığına…

Kuşkusuz işin sahibi ile işin yüklenicisi arasında her zaman bir çelişme olur ama önemle belirtelim: Suriye’ye saldırının sahibi olan ABD, saldırının stratejisini de belirler; AKP ise yüklenici olarak saldırıyı uygular ve en fazla taktik manevralar konusunda ABD’yle ayrı düşer.

ABD ile AKP’nin Suriye’deki en önemli çelişmesi “yapamamakla” ilgilidir. İçeride savaş karşıtı muhalefet, halk hareketi, iktidarın güç kaybı ve Kürt Açılımı’nın 9 aydır sekteye uğraması, Erdoğan-Davutoğlu ikilisini zorunlu olarak yavaşlatmıştır.

Çelişmenin kaynağı iddia edildiği gibi ABD’nin Suriye’ye saldırıdan vazgeçmesi ve masada çözüm istemesi değil, ki burada Rusya faktörlü nesnel zorunluluklar vardır, AKP’nin El Kaide’ye dayalı ABD planından, PYD’ye dayalı ABD planına geçmekte zorlanmasıdır!

Zira Stratejinin bu 2.aşaması, yani PYD’li saldırı hali, içeride AKP’ye yeni engeller çıkarmaktadır. MİT TIR’ının deşifre edilmesi ve Dışişleri’ndeki savaş konuşmasının sızdırılması, zaten Cemaat’i aşan bir iştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2014

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU ULUSAL GÜVENLİKTEN NE ANLIYOR?

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı sırasında AB Komisyonu’nun Genişleme ve Komşuluk Politikasından Sorumlu Üyesi Stefan Füle ile görüştü ve ardından görüşmenin içeriğiyle ilgili basını bilgilendirdi.

Davutoğlu, Füle’yle görüşmede gündeme gelen YouTube yasağının Türkiye’nin ulusal güvenliği nedeniyle alındığını açıkladı! (Hurriyet.com.tr, 2 Nisan 2014)

Dışişleri Bakanı’nın bu bahanesi haliyle mizaha yol açtı. Çünkü YouTube tüm dünyaya açıksa ve pek çok ülkenin vatandaşı oradaki görüntüleri izleyebiliyorsa fakat o görüntüler bir tek Türklere ulusal güvenlik gerekçesiyle kapalıysa, dost kimdi, düşman kimdi?

YASAK İÇİN ATATÜRK’E SIĞINDILAR

Bu tür yasakları uygulamakla sorumlu kurumun, yani TİB’in internet sitesinde YouTube yasağıyla ilgili yazılanlar da en az Davuoğlu’nun bahanesi kadar yaratıcydı!

TİB’in sitesindeki bilgiye göre YouTube, “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar” gerekçesiyle kapatılmıştı! (Milliyet, 2 Nisan 2014)

Atatürk’e ayyaş diyenler, onu soykırımcı ilan edenler, kurduğu Cumhuriyeti adım adım ortadan kaldıranlar, altı temel ilkesinden milliyetçiliği ayakları altına alanlar, bir diğer ilkesi laikliğe karşı odak olmaktan hüküm giyenler yine ona sığınıyor, onu kendilerine maske yaparak yasaklara soyunuyordu.

Yani seçim öncesinde iki cümlesinden birine “Gazi Mustafa Kemal” diyerek başlayan Erdoğan’ın dinleme merkezi TİB de, en az onun kadar Atatürk’e mecburdu!

Oysa AKP’nin YouTube’u neden yasakladığı herkesin malumuydu.

İnternete düşen ve Suriye’ye savaş tezgâhlandığını ortaya koyan bir ses kaydı, Türkiye’den gizlenmeye çalışılıyordu. Çünkü o ses kaydında MİT Müsteşarı Suriye’ye savaş açabilmek için gerekirse Süleyman Şah Türbesi’ni bombalayabileceklerini, gerekirse Suriye’ye dört adam gönderip oradan Türkiye’ye 8 füze attırabileceğini savunuyordu.

YouTube’un yasaklanması değil, tersine bu konuşmanın içeriği ulusal güvenlik sorunuydu, hatta bölgenin güvenlik sorunuydu!

ULUSAL GÜVENLİK SORUNU: DAVUTOĞLU

Uzun zamandır belirttiğimiz gibi Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin dış politikası bir ulusal güvenlik sorunu haline gelmiştir. Komşulara düşmanlık politikası ülkemizin sınırlarını teröre açık hale getirmiş ve zaman zaman patlayan bombalar yurttaşlarımızı katletmiştir.

Hatta son olayda da görüldüğü gibi Beşar Esad rejimini yıksın diye Suriye’ye geçişine “göz yumulan” teröristler dönüşte Niğde’de askerimize saldırıp şehit edebilmiştir.

Ancak Davutoğlu bu gerçeklere rağmen açık açık bahaneler üretebilmektedir. En az Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın seçim sayımı sırasında sürekli elektrik kesilmesine karşı söylediği “trafoya kedi girdi” açıklaması kadar ciddi olan Davutoğlu’nun bahanesi akıllara Muaviye’nin şu sözünü getirmektedir: “Ey Ali, Muaviye’nin, dişi deveyi erkekten ayırt edemeyen, o ne derse evet diyen 10 bin adamı var!”

DAVUTOĞLU KAMUOYU YARATMA PEŞİNDE

Öte yandan Ahmet Davutoğlu, dinlemenin arkasında kim olduğunu soran Akşam gazetesine de şu yanıtı veriyor: “Bir olay olduğunda ben, önce kimin sahiplendiğine bakarım. Bakın kimler sahiplendi? Türkiye’deki Esad yanlıları, paralel yapı unsurları ve İran’a yakın kalemler.”

Akşam da bu sözleri birinci sayasından “Esadçılar, İrancılar, Paralelciler dinledi” başlığıyla veriyor. (Akşam, 2 Nisan 2014)

Paralelcilerin kendilerini İrancı diye suçladığı bir süreçte Davutoğlu’nun ikisini aynı kefeye koyabilmesi kuşkusuz stratejik derinliktendir! Esadçıların Dışişleri Bakanlığı’nı dinlemesi ise pek mümkün görünmemektedir.

Davutoğlu’nun iddiasının doğruluğu da zaten kendilerinin bir ulusal güvenlik sorunu haline geldiğini gösterir. Çünkü üç yıl önce 15 gün süre tanıdıkları ve meydanlardan “yıkacağız seni” diye tehdit ettikleri Esad kendilerini üç yıl sonra hem de başkentte ve bakanlıkta dinleyebiliyorsa, AKP’nin kendisi Türkiye adına büyük soruna dönüşmüş demektir!

Sorunun bu yanını bir kenara bırakalım ve esasa gelelim: Davutoğlu bu dayanaksız iddiayı aslında iki ihtiyaç nedeniyle dile getirmiştir ve önemlidir: 1) Muhaliflerine operasyon tehdidi için. 2) Suriye’ye savaş kamuoyu yaratabilmek için.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Nisan 2014

Yorum bırakın

YÜZDE 45’LE SAVAŞ ÇIKARILABİLİR Mİ?

Seçim sonrası Washington’dan yapılan ilk açıklamanın mesajı netti: “Pensilvanya’dakini unutun, bizim müttefikimiz Ankara.

Mesajı veren ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf “Türk hükümetiyle ikili bir ittifaka sahibiz. Türkiye yakın bir NATO müttefiki.” diyerek ayrıca Erdoğan’a bağlı olduğu yükümlülükleri anımsattı.

Yani Erdoğan’ı çizmeyen ABD, 30 Mart seçim sonuçlarını esas alarak “reel politika” yapıyordu.

Peki, bu durumda haklı olarak sorabilirsiniz: O zaman 17 Aralık neden yaşandı?

HAD BİLDİRME OPERASYONU

Pek çok kez dile getirdiğimiz o gerekçe özetle şu:

ABD Erdoğan’dan çok da memnun değildi. Çünkü Erdoğan güç zehirlenmesi yaşadı ve zaman geçtikçe kendisini o koltuğa oturtanları bir ölçüde dinlememeye başladı. Üstelik Erdoğan kimi görevleri de Türkiye’deki muhalefet nedeniyle yerine getiremiyor, zaman kaybediyordu.

Fakat dünya çapında güç erozyonuna uğrayan ABD’nin de pek seçeneği yoktu: Erdoğan’sız AKP mümkün değildi. AKP’siz bir hükümet seçeneği de gerçekçi değildi. AKP’nin bölünmesi ise kontrol edilemeyecek sorunları yaratacaktı. ABD’ye göre en iyisi Erdoğan’ı terbiye etmekti.

17 Aralık yolsuzluk operasyonunun asıl anlamı buydu: ABD Cemaati kullanarak ve pek çok kirli çamaşırı ortalığa dökerek Erdoğan’a haddini bildirecekti. ABD “deliğe süpürme” tehdidiyle Erdoğan’ı hizaya sokacaktı.

ABD’NİN TAKVİM SORUNU

AKP ve medyası bu nedenle bol zikzaklı politikalar izledi.

Örneğin AK Medya 17 Aralık’ın arkasında önce ABD’nin olduğunu yazdı, asıl hedefin İran olduğunu savundu. Erdoğan açık açık ABD’nin Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin düğmeye bastığını söyledi.

Ama AK Medya sonra çark etti ve “operasyonun arkasında Washington değil, neo-conlar var” diye hatta “Obama iyi, çevresi kötü” diye yazdı.

Aslında ABD-Erdoğan ilişkisi iki soruna bakarak anlaşılabilirdi. ABD için Erdoğan’ın iki temel görev vardı; Açılım ve Suriye. Erdoğan bu konulardaki Atlantikçi politikaya bağlıydı ama ilerletemiyordu, sorun buydu. Yani ABD ile Erdoğan arasında bir görüş farkı yok, yapamama sorunu vardı.

Erdoğan içerideki muhalefeti, halk hareketini, yıkılma riskini de görerek zaman zaman adımlarını yavaşlatıyordu. Ama ABD’nin zamanı değerliydi. Zira geri çekilirken mevzi yaratmak istiyordu. Ortadoğu’dan atılmadan önce Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açabilmesi hayatiydi. Son Öcalan Açılımı da zaten bu hedefin gereğiydi.

Suriye’de iş uzadıkça ve başarı sağlanamadıkça, Rusya mevzi kazanıyordu. Bu kez Washington Moskova’ya karşı yeni cepheler (Ukrayna) açmak zorunda kalıyordu.

SURİYE’YE KUMPAS’I KİM DEŞİFRE ETTİ?

İşte 17 Aralık operasyonuyla Erdoğan yeniden bu çizgiye sokulmuş oldu. Nitekim Erdoğan seçim gecesi çıktığı balkonda, “Suriye’yle savaş halindeyiz” diyerek ABD’ye “tamam” mesajı vermiş oldu.

IŞİD’in sözde “Süleyman Şah Türbesi’ne saldırırız” tehdidi üzerinden savaş naraları atılması da, ihlal iddiasıyla Suriye uçağı düşürülmesi de, “Suriye’ye kumpas” toplantısında MİT’in “gerekirse Türbe’yi biz bombalarız, Suriye’ye adam gönderir Türkiye’ye 8 füze attırırız” demesi de, daha sandıklar seçmenin önüne gelmeden Erdoğan’ın ABD’ye “tamam” dediğinin göstergesiydi zaten…

O nedenle yeni bir kuvvet sahaya inmiş ve Erdoğan’ın savaş tezgâhını deşifre etmişti!

YÜZDE 90 BİLE YETMEZ!

Peki, ABD’ye “tamam” diyen AKP sandıktan çıkardığı yüzde 45 ile Suriye’ye saldırabilir mi?

Yanıtı şöyle verelim: Sandıktan yüzde 90 çıkartsa bile kardeşi kardeşe düşüremeyecekler!

Ve önemle belirtelim: Tankların önünde duracak kuvvet, Türkiye’nin yeni çözüm adresi olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Nisan 2014

Yorum bırakın

AKP NEDEN KAZANDI, CHP NEDEN KAYBETTİ?

Tüm sınavların şaibeli olduğu ortaya çıktıktan sonra öğrencilere sorulan soruları açıklamanın yasaklandığı, AKP Genel Başkan yardımcısının açık açık “Sayıştay raporları TBMM’ye gelirse duman oluruz” dediği, İçişleri Bakanı’nın daha sandıklar sayılırken YSK’yi “bastığı”, seçim sonuçlarının iki farklı kaynaktan bambaşka aktığı ve neticede Erdoğan’ın balkona çıkıp onca şeyden sonra “Batı’nın özlemini duyduğu demokrasi bizde var, bizde” diyebildiği bir seçimi geride bıraktık…

Kuşkusuz siyaset bilimcileri için de sosyologlar için de, psikologlar için de bulunmaz bir araştırma havuzundayız…

Ama biz daha basitçe soralım: AKP neden kazandı?

AKP KAZANMADI, MUHALEFET KAYBETTİ

Gelişmeleri sonuçlara çarptığımız zaman ortaya çıkan ilk kaba sonuçlar şunlar: Halk yolsuzluk iddialarına inanmadı ya da önemsemedi, hırsızlığı dikkate almadı, bölücülüğü tehdit olarak görmedi, savaş tehlikesini ciddiye almadı, yasakları kendisine saymadı, özgürlük alanlarının daraltılması kendisini ilgilendirmedi, ülkenin ciddi borçlanmasının kendi bütçesine yansımayacağını varsaydı, mevcut ekonominin istikrarını istedi…

Peki, öyle mi? Kuşkusuz bunda bir ölçüde doğruluk vardır ama AKP’nin kazanmasının AKP’den çok CHP’yle ilgisi var!

Gelin önce seçimleri AKP açısından sonra da CHP açısından değerlendirelim:

ERDOĞAN’IN SEÇİM STRATEJİSİ

AKP açısından en önemli başarı nedenleri şu oldu:

1) Erdoğan, akıllı bir strateji belirledi: Parti içinde safları sıklaştırarak ayakta durabilmeyi sağladı, Türkiye sathında da tarafları kutuplaştırarak cephesine yığınak yaptı.

2) Erdoğan, düşmanı yalnızlaştırmayı becerdi. Adım adım Cemaat’i çevresindeki kuvvetlerden ayrıştırdı.

3) Erdoğan, düşmanı yalnızlaştırırken kendi cephesini genişletmeye çalıştı;

a) Cemaat’in kavgalı olduğu kesimlere el uzattı, onlara olumlu mesajlar verdi.

b) Dış düşman algısı yaratarak, milletle birleşmeye ve milli görüntü vermeye çalıştı.

c) Milliyetçi oylara seslendi, Batı’ya mesafeli görüntü vermeye çalıştı, İstiklal Marşı dedi, Çanakkale dedi, ikinci Kurtuluş Savaşı dedi, vatan dedi, bayrak dedi…

d) Ortaklık yaptığı PKK’ye seçim mesafesi koyarak rakiplerinin oy havuzuna yöneldi.

CEMAAT’LE İTTİFAK CHP’YE KAYBETTİRDİ

Tüm bunlara rağmen AKP yine de kaybedebilirdi ama kaybetmedi. Neden?

Daha önce de birkaç kez ifade ettiğimiz gibi iktidar boşluğunu dolduracak bir seçenek olmadığı için!

Bu haliyle AKP’nin başarısını bir de CHP açısından değerlendirmemiz gerekir. Orada da karşımıza şu tablo çıkıyor:

1) Cemaatle ittifak CHP’ye kaybettirdi. Öyle ki CHP’nin güçbirliğini temsil eden Mustafa Akaydın, Yılmaz Büyükerşen, Mansur Yavaş gibi adayları seçime bir hafta kala Türkçe olimpiyatlar üzerinden Cemaat’e selam çakınca ciddi oy kaybetti!

2) Altı Ok’tan ve Kemalizm’den arınarak oy kazanacağını sanan Yeni CHP tersine oy kaybetti. Örneğin Dersim dedi, AKP’nin İnönü düşmanlığına destek verdi fakat Tunceli’yi kaybetti!

Uzatmayalım, toplamda bakınca CHP AKP’nin boşluğunu dolduracak bir iktidar seçeneği olamadı. Tersine AKP CHP’nin boşalttığı alanlara girerek oyunu artırdı!

ÜÇ BÜYÜK SORUNU KİM ÇÖZER?

Erdoğan geçici başarı kazandı, bu durum kesin yenilgiyi engellemeyecek. Zira Türkiye’nin önünde birbiriyle ilgili üç büyük sorun var:

1) Suriye’yle savaş tehlikesi.

2) PKK’nin özerklik hamlesi.

3) Ekonomik kriz.

AKP bizatihi kaynağı olduğu için bu sorunları çözemeyecektir. Peki, kim çözecek? CHP mi?

Sorunlar sistem dışından ve ancak devrimle çözülebilecek sorunlardır.

Artık Türkiye bu gerçeğe göre hareket edecektir ve sandığın sokağı ve alanları boğmasına izin vermeyecektir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Nisan 2014

Yorum bırakın

IŞİD BAHANESİYLE PKK’YE ALAN AÇMAK

Önce şu olgulara dikkat çekelim:

1) Suudi Arabistan bu ayın başında terör örgütü listesini güncelledi. Riyad, Suriye’de çarpışan El Kaide türevi Nusra ile IŞİD’i terör örgütü listesine aldı. (Yakın Doğu Haber, 7 Mart 2014)

2) İçeriği sızdırılan Dışişleri’ndeki dörtlü toplantıdan öğrendiğimize göre ABD TSK’yle yaptığı Suriye konulu toplantıya “uçuşa yasak bölge” planıyla geldi.

3) New York Times, “El Kaide, Suriye’yi Batı’ya saldırı üssü yapacak” diye yazdı. (26 Mart 2014)

4) Washington Post, Obama yönetiminin Suriye’ye gizli operasyonları artıracağını yazdı. David Ignatius imzalı makaleye göre, güneyden CIA ve Özel Operasyon Kuvvetleri destekli saldırı planı Riyad’daki Obama-Abdullah görüşmesinde karara bağlandı. (28 Mart 2014)

5) Şam Yönetimi’nin kontrol ettiği Türkiye sınırındaki son bölge olan Kesep, AKP’nin desteğiyle muhaliflerin eline geçti. Böylece Suriye sınırında 15-20 km derinliğinde, 900 km uzunluğunda bir bölge oluştu!

Suriye uçağının düşürülmesi, IŞİD’in Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik gerçekleşmeyen tehdidi, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Suriye’ye girebilmek için üretmeye hazır olduğu Türbe’yi bombalamak ya da Suriye’ye adam sokup Türkiye’ye 8 füze attırmak gibi gerekçeler, işte bu 15×900 km karelik alan içindi…

ESAD’DAN ÖNCE HEDEF EL KAİDE Mİ?

Kuşkusuz yukarıda yazdığımız bu olgular Rafet Ballı’nın dün Aydınlık’ta yazdıklarını güçlendiriyor.

1 Şubat’ta “Gül, El Kaide bahanesiyle TSK’yı Suriye’ye sürmek istiyor” ve 3 Şubat’ta “Türkiye, Irak’tan sonra Suriye’nin kuzeyinde ‘tampon’ tuzağına çekiliyor” diye yazan Ballı, dün de tezine devam etti ve ABD’nin “Esad’dan önce El Kaide’yi hedef alan” bir saldırıyı düşündüğünü belirtti.

Bu arada Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan “Suriye’ye kumpas” toplantısı, Ballı’nın kaynaklarından edindiği somut bilgileri fazlasıyla destekliyor.

Peki, ABD’nin Türkiye’yi, Suudi Arabistan’ı, Katar’ı kullanarak yeniden Suriye’ye abanması mümkün mü?

ABD’NİN SİLAHI: İHA VE GİZLİ OPERASYON

3 yıldır yazdığımız gibi ABD’nin uluslararası koşulları yani Rusya, Çin ve İran faktörünü yok sayarak Suriye’ye doğrudan bir kara saldırısı yapması mümkün değil. ABD’nin AKP, Katar ve Suudi Arabistan gibi araçlarını yönlendirerek ve muhalifleri destekleyerek sürdürdüğü saldırı türü ise sonuç getirmedi: Beşar Esad ayakta ve hatta CIA raporlarına göre durumunu gün geçtikçe sağlama alıyor.

Geçen yılki 700 milyar dolarlık savunma bütçesini bu yıl 490 milyar dolara düşüren ve asker sayısını 1940 yılındaki 450 bin seviyesine çeken ABD’nin elindeki tek silah İHA saldırıları ve gizli operasyonlardır!

Yeni olgulardan ABD’nin bu iki silahını daha fazla kullanacağı anlaşılmaktadır.

IŞİD’LE MÜCADELE SINIR KAPATMAKTAN GEÇER

Ancak Türkiye açısından asıl tehdit başkadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Güler dörtlüsünün yaptığı “Suriye’ye kumpas” toplantısının deşifre olması sonrası Ankara iki savunmaya yöneldi:

Birincisi içeriğin sızdırılmasını ulusal güvenlik sorunu olarak koydu, ikincisi de toplantıda aslında “Suriye’ye değil, IŞİD’e operasyonun” konuşulduğunu savundu.

İşte meselenin kritik yeri burasıdır. IŞİD’e operasyon ne anlama gelmektedir?

Hiç kimse kendisini kandırmasın. ABD’nin ya da tuzağa düşen Ankara’nın IŞİD’e yapacağı sözde saldırı, son tahlilde PKK’ye yarayacaktır. IŞİD’le mücadele IŞİD’i Suriye’de vurarak değil, sınırları IŞİD’e kapatarak olur!

Suriye’nin kuzeyini Esad’a kapatmak da, El Kaide’yle mücadele bahanesi de, son tahlilde bölgenin PKK’nin denetimine girmesini sağlar. Nitekim ABD’nin asıl hedefi budur ve Kürt Koridoru ancak böyle kurulur.

Dolayısıyla Türkiye’nin ulusal güvenliği açısından asıl yapılması gereken Ankara ile Şam’ın el ele vermesidir; Türkiye sınırı kapatınca Suriye’nin kuzeyde denetim kurması kolay olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mart 2014

Yorum bırakın

NEDEN İŞÇİ PARTİSİ?

Doğrusu CHP’lilerden İşçi Partisi’ne yönelen “oyları bölmeyin” çağrılarını anlamak mümkün değil. Zira bu ülkede oyların bölünmemesini en çok isteyen parti İşçi Partisi’dir ve bu nedenle 1995 seçimlerinden başlayarak “Sol Güçbirliği” ve “Milli Güçbirliği” çağrıları yapmıştır.

İşçi Partisi yöneticileri 30 Mart seçimleri öncesinde de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmüş fakat ittifak konusunda reddedilmiştir!

Neyse, bu tartışmayı bırakalım ve seçime bir gün kala neden İşçi Partisi’ne oy verilmesi gerektiğini anlatmaya çalışalım:

A) Oylar neden İşçi Partisi’ne verilmeli?

1) İktidar boşluğu var, sistem içi çözüm yok

Türkiye’de aslında 9 aydır fiilen bir iktidar yoktur. AKP Haziran Halk Hareketi ile yıkılmış ve yerini dolduracak bir ana muhalefet partisi olmadığı için boşlukta asılı kalmıştır.

Bu tablo aslında bize gerçeklerin en gerçeğini işaret etmektedir: Sistem içi bir çözüm kalmamıştır ve Türkiye artık sistem dışı bir çözümle düzlüğe çıkabilecektir!

2) İP: Üçüncü odak

Seçimler aslında üç odaklı yürüyecektir: Sistemin çok kirlenmiş yanıyla az kirlenmiş yanı çarpışacak, İşçi Partisi de sistem dışı çözüm odağı olarak bu seçimlerde büyüyecektir.

Seçmenler “oylar bölünmesi” endişesine göre değil, asıl bu gerçeğe göre sandığa gitmelidir!

Cemaat’in 12 yıldır bulunduğu bünyeden (AKP) çıkıp şimdi başka bir bünyeye (CHP) yerleşmeye çalışması Türk milleti tarafından sandıkta dikkatle değerlendirilmelidir!

3) Devrim’e oy vermek

İşçi Partisi’ne 30 Mart’ta oy vermek, aslında isyana, Haziran Ayaklanması’na, Halk Hareketi’ne, Arslanlı Yol yürüyüşüne oy vermektir.

O nedenle Türkiye’nin geleceği açısından en kıymetli oydur. Bu oy, sayılamayacak ve yüzdeye vurulamayacak değerdedir.

İşçi Partisi’ne verilen her oy, aslında devrime verilen oy olacaktır; Kemalist Devrim’i tamamlama kararlılığına verilecek oy olacaktır.

4) Düğüm Hatay’dan çözülecek

Türkiye’nin önündeki en temel sorun “bölünme” sorunudur. ABD, 25 yıldır fiilen, merkezinde Büyük Kürdistan’ın olduğu bir yeni Ortadoğu inşa etmeye çalışmaktadır. Washington bu yeni Ortadoğu projesinin eş başkanlığına Tayyip Erdoğan’ı getirmiş ve kâh Kürt Açılımı ile kâh Türkiye’yi Suriye cephesine sürmeye çalışarak bu hedefi gerçekleştirmeye çalışmıştır.

ABD, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Kürt Koridoru kurabilmek için öncelikle Türkiye’nin 900 km’lik Suriye sınırını terör yatağı haline getirmiş, şimdi de adım adım bu hattı derinleştirip genişletmeye çalışmaktadır.

Bunun yolu da savaştır! Suriye cephesinde görevlendirilen AKP Hükümeti, bu nedenle üç yıldır TSK’yi savaşa mecbur etmeye çalışmaktadır.

AKP Hükümeti’nin sırf Şam yönetimini yıkabilmek için 900 km’lik sınırı teröre açması, Türkiye açısından Reyhanlı patlaması ve Niğde saldırısı gibi olaylarda da görüldüğü gibi ciddi bir güvenlik sorunudur.

Peki, panzehir ne? Panzehir Hataylıların da bugün saptadığı gibi İşçi Partisi’ni büyütmektir, Defne ve Samandağ’da iktidar yapmaktır! Hatay’dan çözülen düğüm, Ankara’yı Washington’un baskısından kurtaracaktır!

Bugün İşçi Partisi’ni Defne ve Samandağ’da iktidar yapmak, her türlü oy hesabından ve seçim aritmetiğinden daha değerlidir. Çünkü İşçi Partisi Türkiye-Suriye kardeşliğinin teminatıdır.

B) İşçi Partisi’nin başarıları:

İşçi Partisi Türkiye’nin önündeki en önemli sorunların gerçek çözüm adresidir. Nitekim bir bölümünü daha muhalefetken çözmüştür:

1) İP, Emperyalizmle 50 yıldır mücadele ediyor

İşçi Partisi’nin tarihi, emperyalizme karşı mücadelenin tarihidir. Yani Mustafa Kemal’in emperyalizme karşı mücadelesinin son elli yılda arasız sürdürülmesidir!

İşçi Partisi emperyalizme karşı sadece Türkiye’de değil, bölgede de mücadele etmiş, komşu ülkelerin ABD’ye karşı direnişlerine destek vermiştir. ABD’nin her iki Irak saldırısına karşı, Suriye’ye saldırısına karşı, İsrail’in Filistin’de estirdiği teröre karşı hep ön safta olmuştur.

2) İP, gençlik ve kitle hareketinin en önünde

İşçi Partisi’nin önderleri, 60’lardan başlayarak, hep emperyalizme karşı mücadelenin başında olmuştur: İşçi Partisi’nin en eski üyeleri 6. Filo askerlerini Dolmabahçe’de denize dökmüştü, en yeni üyeleri de ABD askerlerinin başına Ege’de çuval geçirmiş, Samsun’da gemisini kovmuştur! İşçi Partisi’nin üyeleri 1969’da da, “1996’da da Samsun’dan Ankara’ya bağımsızlık için yürümüştür!

İşçi Partisi’nin gençliği bugün de bağımsızlık mücadelesinin en başında olmuştur; 19 Mayıslarda, 23 Nisanlarda, 29 Ekimlerde alanlara yüzbinleri dökmüştür!

İşçi Partisi Haziran Halk Hareketi gibi kitle harekelerinin de hep merkezinde olmuştur.

3) İP, faşist darbelerin karşısında durdu

İşçi Partisi 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin karşısında en somut duran parti oldu. Bu nedenle de darbenin en çok baskı uyguladığı hareket oldu.

İşçi Partisi’nin 12 Eylül’ü öngörmesi ve daha darbeden üç yıl önce başlayarak Türkiye’yi uyarması, çözümler araması, cepheler kurmaya çalışması derslerle doludur.

4) İP, emek mücadelesinin hep başında

İşçi Partisi ilk günden itibaren merkeze emek mücadelesini almıştır. Bu nedenle sadece tüm solun seferber olduğu 15-16 Haziran eylemlerinde değil, tek başına kaldığı 80’lerde de emek mücadelesi bayrağını düşürmemiştir.

Özelleştirmelere karşı dik durmuş, 89 Bahar Eylemleri’nin, Zonguldak Maden Yürüyüşleri’nin hep başında olmuştur. İşçi Partisi bugün de HES eylemlerinin, Yatağan işçilerinin yanında mücadele etmektedir.

5) İP, köylü ve toprak mücadelesinin başında

İşçi Partisi, ilk günden beri toprak mücadelesinin başında olmuştur. 45 yıl önce Söke ovasında, 45 yıl sonra Bismil köylerinde hep İşçi Partililer köylülerle birlikte ağalığa karşı direnmiştir.

6) İP, Gladyo’yla dört kez çarpıştı

İşçi Partisi’nin tarihi, aynı zamanda Gladyo ile mücadele tarihidir. İşçi Partisi birincisi 1977-1980 sürecinde, ikincisi 1986-1989 sürecinde, üçüncüsü 1995-1999 sürecinde, dördüncüsü de 2007-2014 sürecinde olmak üzere tam dört kez Gladyo ile göğüs göğüse çarpışmıştır.

Parti, her dört çarpışmayı da son tahlilde kazanmıştır! Gladyo’nun merkezindeki isimlerden Hiram Abbas, ilk iki çarpışmadan sonra bu gerçeği belirtmiş ve “Aydınlıkçılar bizi iki kez felç etti” demiştir!

7) İP, ABD’nin Kürt Planı’nı deşifre etti

İşçi Partisi, ABD’nin “Büyük Kürdistan” planını en başından itibaren deşifre etti. İşçi Partisi, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wiliam Taft’ın 1986 yılında getirdiği bu büyük dosyaya sürekli dikkat çekti. ABD’nin “Üç İsrail Planı”nı ve “Türkiye Himayesinde Kürdistan Planı”nı daha 1990 yılından önce, yani ABD’nin Irak’a saldırmasından önce halkın önüne getirdi.

İşçi Partisi ABD’nin her iki Irak saldırısının merkezinde bir Kürt devleti kurmak olduğunu ortaya koydu.

8) İP, Susurluk çetesini çökertti

İşçi Partisi’nin Gladyo’yla üçüncü çarpışması Susurluk çetesini ortaya çıkartması ve bu çeteyi çökertmesidir. Daha 3 Kasım 1996 olmadan, yani kamyon mersedese çarpmadan önce İşçi Partisi bu çeteyi deşifre etmiş ve yaptıklarını halkın önüne getirmiştir.

Sonrasında Susurluk konferansları düzenleyerek halkı bu çeteye karşı seferber etmiştir.

9) İP, Devrim Kanunları’nı uygulattı

İşçi Partisi’nin “Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın” kampanyası Türkiye’nin küçük Amerika sürecine direnmesinde gerçek anlamda bir milattır. O kampanyanın iklimi, aynı zamanda Türkiye’nin 28 Şubat süreciyle nefes almasını sağlamıştır.

10) İP, Avrasya Seçeneği yarattı

İşçi Partisi, emperyalizme ve küreselleşmeye karşı bölgesel bir çözüm için daha 1996 yılında Avrasya Konferansları düzenlemeye başladı.

İşçi Partisi Rusya’dan Küba’ya, Hindistan’dan İran’a kadar pek çok ülkenin iktidardaki partileriyle geniş bir cephe kurdu.

11) İP, AB yalanını sergiledi

İşçi Partisi, Türkiye’nin AB kapısına bağlandığı 1999’dan önce de, sonra da egemenliğin devri anlamına gelen AB üyeliğine hep karşı durdu.

1999’dan sonra da ısrarla Türkiye’nin AB’ye alınmayacağını, kapıya bağlanarak kurumlarının adım adım dönüştürüleceğini, hukuktan kültüre kadar Türkiye’nin yeniden biçimlendirileceğini ortaya koydu.  AB’nin Türk tarihinin hakkında gelme hedefini deşifre etti, AB Komiseri Karen Fogg’un Türkiye karşıtı e-postalarını sergiledi!

12) İP, 1 Mart tezkeresini engelledi

Türkiye açısından en kritik meselelerden biri de 1 Mart 2003 tezkeresiydi. ABD bu tezkereye dayanarak ülkemize 82 bin askerini sokacak, sınır boyunca bunları konuşlandıracak, en önemli liman ve havaalanlarımıza girecekti.

Üstelik mesele ABD’nin Irak’a kuzeyden cephe açması da değildi. ABD Türkiye ile kukla devleti arasına aslında asker yerleştiriyor, güvenlik koridoru oluşturuyordu. Nitekim daha sonraki yıllarda da görüldüğü gibi ABD için en önemli mesele TSK’nin Kuzey Irak’a “bağımsız” olarak girmemesiydi.

İşte AKP’nin Meclis’e getirdiği bu tezkereyi gerçekte İşçi Partisi’nin kararlı mücadelesi engellemiştir. Öyle ki bu gerçeği gören Tayyip Erdoğan milletvekilleriyle yaptığı son toplantıda “ya bana ya da Perinçek’e oy vereceksiniz” demiştir!

13) İP, Annan Planı’nı çöpe attı

İşçi Partisi ABD ve AB’nin AKP’yi kullanarak KKTC’yi teslim almasına ilk günden itibaren direndi. AKP’nin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı devre dışı bırakma planlarını deşifre etti. Denktaş New York’ta direnirken, İşçi Partisi de Türkiye’de Denktaş için nöbet çadırları kurdu, halkı seferber etti, Annan Planı’nın ne olduğunu anlattı.

14) İP, soykırım şantajını engelledi

Doğu Perinçek’in İsviçre’nin “soykırım yoktur” yasasını çiğnemesi ve bunu AİHM’e kabul ettirmesi Dışişleri Bakanlığı’nın da saptadığı gibi milattır!

Başta ABD olmak üzere AB ülkelerinin Türkiye’yi “Ermeni soykırımı” yaptığı iddiasıyla sürekli sıkıştırması, parlamentolarında yasalar çıkararak Ankara’ya sürekli şantaj yapması dönemi artık kapanmıştır!

15) İP, TSK’ye kumpası engelledi

İşçi Partisi’nin son başarısı da TSK’ye karşı kurulan tertibi 6 yıllık bir mücadelenin sonucunda boşa çıkarması ve kumpası engellemesi oldu.

İşçi Partisi’nin başına geçtiği mücadele sayesinde Silivri kuşatıldı, duvarları dövüldü ve en sonunda tertip çökertilip TSK’nin en seçkin komutanları kurtarıldı.

İşçi Partisi’nin 6 yıl boyunca sergilediği mücadele, Ergenekon tertibinin geniş halk kesimleri tarafından meşru görülmemesini sağladı. AKP ve Cemaat bütün medya gücünü kullanarak İP ve TSK’yi darbecilikle suçladı ama İşçi Partisi’nin seferber ettiği milli güçler bu tertipleri aydınlattı ve bozdu. Artık AKP ile Cemaat suçu birbirinin üzerine atarak sorundan sıyrılmaya çalışmaktadır.

C) Türk-Kürt kardeşliği ve milli hükümet için İşçi Partisi

Türkiye çok kritik bir süreçtedir. Özerklik kışkırtmaları ve Türk ile Kürt’ün karşı karşıya getirilmeye çalışıldığı, hatta Türkiye ile Suriye’nin savaşa sokulmaya zorlandığı günlerden geçiyoruz.

Türkiye’yi bu sürece getirenler bugün sandıkta yine yarışmaktadır. Ne için? ABD’nin bu projelerine müdürlük yapabilmek için!

İşte bu nedenle İşçi Partisi artık Türkiye’nin gerçek çözümüdür ve ona atılacak her oy, birliğe, kardeşliğe, barışa ve huzura atılacak oy olacaktır!

Türkiye’nin birlik çözümü, milli bir hükümet kurabilmekten geçmektedir. İşçi Partisi yukarıda özetlediğimiz 50 yıllık mücadelesiyle milli hükümet projesinin merkezinde yer alabileceğini göstermiştir.

İşçi Partisi, her şeyden önemlisi, milli hükümet hedefi doğrultusunda milli güçleri seferber edebilecek tek parti olduğunu, strateji ve politikalarıyla ortaya koymuştur!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mart 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN SAVAŞ ŞİFRELERİ – 2

Dün Erdoğan’ın siyaset tarzını ortaya koyan iç politikadaki örneklere mercek tutmuş ve şifrelerini çözmeye çalışmıştık.

Bugün de dış politika konuları üzerinden Erdoğan’ın şifrelerini çözmeye devam edeceğiz:

İSRAİL’E ONE MİNUTE AMA UÇAĞINA ‘BUYUR BOMBALA’

Erdoğan’ın İsrail’e “one minute” demesinin İran’ı dengelemek ve Sünnilerin bölgesel lideri olmak için tezgâhlandığını hep söyledik. İsrail’le ilişkilerin sözde kötü olduğu bu yıllarda ticaret hacminin sürekli büyümesine ve İsrail’in sınırlarımızı kullanarak Suriye’yi bombalamasına izin verilmesine dikkat çektik.

İsrail konusu, AKP sözcüsü Hüseyin Çelik’in de Milliyet’e verdiği bir röportajda belirttiği gibi “milletin gazını alma” konusuydu gerçekte. Aynı durum şimdi de devam ediyor. İsrail’le anlaşıldı ama seçim öncesi tabana anlatmak zor olur diye imza geciktiriliyor.

Nitekim Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Ağrı dönüşü uçakta Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunları anlattı: “Son mutabakat bir ay kadar önce İsrail’den geldi. Ancak bu süreçte, görüyorsunuz, onlar meşgul, biz meşgulüz. Seçimlerden sonra ilk işimiz, tazminat konusunu hukuki bir belge olarak bağlamaktır. Daha sonra da bu belge onay için TBMM’ye gider.”

TÜRKMENLERİ MİT TIR’I YAKALANINCA HATIRLADI

Erdoğan iktidarının 12 yılının Türkmenler açısından özeti şudur: Irak ve Suriye’de PKK büyüdü, Türkmenler eridi.

Telafer’deki, Tuzhurmatu’daki, Kerkük’teki kıyımlarda Türkmenleri unutan AKP, Suriye’ye silah taşıdığı iddia edilen MİT TIR’ı durdurulunca hatırladı.

AKP sözcüleri TIR’da Türkmenlere yardım malzemesi olduğunu iddia etti. Oysa Suriye Türkmenleri “bize hiç yardım gelmiyor ki” diyorlardı…

KARDEŞ ESAD, KATİL ESED

Erdoğan birkaç yıl önce Suriye’yle sınırları kaldırıyor, ortak kabine toplantıları yapıyor, “kardeşim Esad” diyor ve Esad ailesine Türkiye’de tatil yaptırıyordu. Gerçi o günlerde de bunun gerçeği yansıtmadığını, BOP eş başkanlığı görevi gereği Erdoğan’ın Suriye’yi İran’dan koparmaya çalıştığını önemle belirtmiş ve yazmıştık.

Ardından “kardeşim Esad”, hızla “düşman Esed” oldu. Erdoğan Esad’ın halkını katlettiğini hep söyledi, Suriye’ye demokrasi tavsiye etti. Oysa gerçek değildi. Erdoğan Esad’a BOP görevi gereği rejim değişikliği baskısı yapıyordu. Esad’dan Müslüman Kardeşler’i hükümetine monte etmesini istiyordu.

Artık bu gerçeği Erdoğan da söylüyor. Hafta başında NTV’de şöyle dedi: “Bu olaylar başlamadan önce biz bazı şeyleri kendilerine (Esad) uyardık. Bu olaylar Suriye’ye de sıçrayabilir. Gelin Baas rejimini bir değişime uğratalım.”

Yani Erdoğan’ın derdi demokrasi değil, aslında Baas rejimini yıkmak ve Müslüman Kardeşler’i Suriye’de hâkim hale getirmekti.

Nitekim Müslüman Kardeşler iktidarı yıkıldığı için Mısır’la ilişkileri bile dondurdu.

GEREKİRSE TÜRBE BOMBALARLAR

Biz bu yazıyı tamamladığımızda AKP Hükümeti’nin Suriye’ye saldırabilmek için yanıp tutuştuğunu ortaya koyan ses kayıtları yayınlandı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Genelkurmay 2. Başkanı Org. Yaşar Ünlü ile yaptığı konuşmaya bakılırsa, Erdoğan üç yıldır TSK’yi Suriye’ye sokmaya zorluyordu!

Öyle ki Erdoğan’ın özel temsilcisi Hakan Fidan, savaşa gerekçe yaratabilmek için “gerekirse Süleyman Şah Türbesi’ni biz bombalarız” diyordu, “gerekirse içeriye 4 adam sokar, Türkiye’ye 8 füze sallarız” diyordu…

Dün “TSK Fatih Camisi’ni bombalayacak” diye yalan haberleri manşet attıranlar, meğer böyle kışkırtmaları kendileri düşünüyor ve kolluyormuş!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mart 2014

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN ŞİFRELERİ – 1

Erdoğan’ın ruh hali konusunda son dönemde çok şey yazıldı çizildi. Zira söylemleri, öfkesi, dün dediğinin bugün tersini söylemesi, açık bir yalanı inanarak savunması, hatta belki de o yalana inanmış olması haliyle tıp dünyasının ilgisini çekiyor.

Biz bugün Erdoğan’ın en temel siyaset konularında iki ucu da nasıl savunabildiğini ortaya koyacağız. Erdoğan’ın hem iç hem de dış politikada birbirini reddeden açıklamalarına mercek tutacağız.

Erdoğan’ın sürekli kendisiyle çelişmesi, aynı zamanda kendisine özgü bir siyaset tarzı yaratmış durumda. Bu tarzı ve Erdoğan’ın şifrelerini dikkatinize sunacağız; bugün iç, yarın da dış politika açısından…

OSLO’YU ÖNCE PKK SONRA CEMAAT SIZDIRDI

Erdoğan Kastamonu mitinginde şöyle dedi: “Oslo’da yapılan görüşmeleri yine bu Pensilvanya vasıtasıyla kamuoyuna sızdırdılar. Montajlayarak sızdırdılar.” (Ajanslar, 26 Mart 2014)

Oysa Erdoğan 27 Eylül 2012’de NTV’de katıldığı programda şöyle diyordu: “Bizim yaptığımız araştırmalardan, PKK tarafından sızdırıldığı çıkıyor.”

SEÇİMDEN ÖNCE İDAM, SONRA ORTAKLIK

Erdoğan, PKK ile özel temsilcisi Hakan Fidan aracılığıyla Oslo’da pazarlık yapıyor, İmralı mutabakatında ortaya çıktığı üzere Öcalan’ın taleplerini tek tek yerine getiriyor, hatta sözcüleri üzerinden Öcalan’ı “barış elçisi” ilan ediyor…

Ancak aynı Erdoğan her seçim öncesinde milliyetçi oyları alabilmek için Öcalan’ın neden idam edilmediğini sözde sorgulayıp duruyor.

ÖNCE MİLLİYETÇİLİKLE MÜCADELE, SONRA ÇANAKKALE!

Kürt Açılımı yaparken “her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına aldım” diyen ve Türk demekten imtina eden Erdoğan, seçim takvimi yaklaştıkça alıştığımız üzere bayrak diyor, vatan diyor, Çanakkale diyor…

İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayan kimi AKP yöneticileri, seçim öncesinde 10 kıta okuyor!

ERGENEKON’UN ÖNCE SAVCISI, SONRA MAĞDURU

Erdoğan, Ergenekon operasyonları başladığında “ben bu davanın savcısıyım” diyordu. İP yöneticileri, TSK kadroları dalga dalga tutuklanırken Erdoğan “ülkeyi darbecilerden temizliyoruz” diyordu.

Ancak Erdoğan 17 Aralık’tan sonra karşısındaki cepheyi daraltabilmek ve Genelkurmay’ı yanına çekmek için danışmanı aracılığıyla “orduya kumpas kuruldu” manevrasına soyundu. Ülkeyi biçimlendirmek ve rejimini inşa etmek için dayandığı Ergenekon tertiplerini Cemaat’in üzerine attı.

BAŞKASININ KASETİNE EVET, KENDİ KASETİNE HAYIR

Erdoğan şimdilerde “kasetli siyasete” itiraz edenler cephesinde… Cemaat’in kasetlerle şantaj yaptığını, siyaseti dizayn ettiğini söylüyor.

Oysa kasetler ilk ortaya çıktığında Erdoğan hiç rahatsız değildi, hatta bu kasetler en çok ona yaradı. Bu işten öyle keyif alıyordu ki, örneğin Baykal kasetini diline dolamasına özel hayat diyerek itiraz edenlere miting meydanlarından şöyle sesleniyordu: “Ne özeli? Kendi karısı mı ki özel olsun. Genel bu genel, genel ahlaksızlık.”

Erdoğan kendi kasetleri servis edilince, ettiği bu sözleri unuttu ve bu kez meydanlardan “kasetlerle CHP’yi, MHP’yi dizayn ettiler” diyerek bu partilerden kasetlere karşı mücadele etmesini istedi.

Ancak kaset işi kirliydi ve sahiplerini de döne döne vuruyordu. Fethullah Gülen’in de Erdoğan’ın da kasetleri yayınlandı. Hatta son olarak Erdoğan’ın Baykal kasetinin internete sızdırılması talimatını verdiği iddia edilen bir ses kaydı bile yayınlandı.

Anlayacağınız, kasetçilikte AKP ile Cemaat birlikte yarışıyordu!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mart 2014

Yorum bırakın

SURİYE UÇAĞI NEDEN DÜŞÜRÜLDÜ?

Karadan sınır ihlallerine göz yuman güvenlik kuvvetleri, havadan ihlallere (kaldı ki ihlal de yok) neden anında ve orantısız yanıt veriyor?

Ya da daha somut şöyle soralım: IŞİD üyeleri karadan Türkiye’ye girip, 300 km ilerleyip Niğde’de jandarma öldürebiliyor da, IŞİD’e operasyon yapan Suriye uçakları neden ihlal iddiasıyla anında düşürülüyor?

Yanıtlayalım.

ESAD’IN TAARRUZUNU ENGELLEMEK

Suriye uçağının düşürülmesinin taktik nedeni şudur:

Lübnan ve Ürdün sınırlarında başarılar kazanan ve son olarak Yermud’u alarak ABD’nin güneyden ve Ürdün üzerinden Suriye’ye özel harekât birlikleri sokmasının yolunu önemli ölçüde kesen Şam, iki haftadır kuzeye yönelmişti.

Bu iki haftayı şöyle de özetleyebiliriz: Şam yönetimi güneyden kuzeye ilerliyor, muhalifler de birbirini öteleyerek kuzeye doğru çekiliyordu, sıkışıyordu. Şam ilerliyor, önündeki ÖSO IŞİD’i, ya da Şam’ın ilerlediği noktada öncelikle IŞİD varsa, o da ÖSO’yu yukarı doğru itiyordu.

Erdoğan rejimi, Suriye uçağını düşürerek Şam’ın bu taarruzunu engellemek istedi.

Şam’a karşı yapılan her hamle, doğal olarak ülkemizi daha da terör destekçisi bir konuma yuvarlıyor…

KORİDORU TAMAMLAMAK VE AKDENİZ’E AÇMAK

Suriye uçağının düşürülmesinin stratejik nedeni ise şuydu:

Türkiye’nin 900 km’lik sınırı boyunca Şam’ın kontrolünde kalan tek bölge şu anda çatışmaların yaşandığı Keseb’di.

IŞİD (El Kaide) ve ÖSO geri çekilirken Keseb’e saldırdı. Keseb’de öyle şiddetli bir çarpışma yaşanıyor ki, bulunduğum Samandağ’da hem bombaların sesini sürekli duydum, hem de dağın arkasından yükselen siyah dumanları gördüm.

Keseb’in alınması ABD, AKP, PKK, El Kaide ve ÖSO için stratejik değer taşıyordu. Çünkü Türkiye sınırından Suriye’ye doğru 15-20 km derinlikli hat böylece 900 km boyunca kesintisiz sürdürülecek ve bölge Akdeniz’e açılacaktı!

TÜRKİYE YİNE KÜRDİSTAN İNŞASINDA

Suriye’nin kuzeyindeki 20 km derinliğinde 900 km uzunluğundaki bir bölge, kuşkusuz son tahlilde ÖSO ya da El Kaide’nin hâkimiyetinde olamayacaktır. Bölge asıl planda da öngörüldüğü gibi PYD’nin yani PKK’nin kontrolünde olacaktır.

Keseb’in düşmesiyle ABD’nin Kürt Koridoru planı (şimdilik) gerçekleşecektir. Hem de Türkiye’nin havadan desteğiyle…

Böylece tarih bir kez daha tekerrür etmiş olacaktır: 20 yıl önce ABD, Türkiye’deki Çekiç Güç’le Irak’ın kuzeyini Bağdat’a havadan yasaklamış ve Irak Kürdistanı’nı kurmuştu. ABD 20 yıl sonra da yine Türkiye’nin katkısıyla Suriye’nin kuzeyini havadan Şam’a yasaklıyor ve Suriye Kürdistanı’nı kurmaya çalışıyor!

DEFNE VE SAMANDAĞ’DAN SAVAŞA BARİKAT

Ancak bu kez tarihi tekerrür ettirmeyeceğiz. Üstelik bu kez biz güçlüyüz ve ABD geriliyor, Türkiye’deki araçları da tel tel dökülüyor. Bu saatten sonra yapacakları her hamle bir ilerleme değil, en fazla gerilemeyi geciktirme girişimi olacaktır ve kışkırtmadan öteye gidemeyecektir.

Hele bir de 30 Mart’ta Hatay’ın Defne ve Samandağ ilçelerini İşçi Partisi kazanırsa…

Hatay’da elini sıktığım her yurttaşla bu önemli gerçeği paylaştım: Hatay’da İşçi Partisi’ni iktidar yapmak;

1) Suriye’ye savaşı önler.

2) Bölgeyi terör yatağı olmaktan kurtarır.

3) Bölgesel özerklik kışkırtmalarına panzehir olur.

4) Düğüm noktası olan Defne ve Samandağ’da iktidar olmak, Arslanlı Yol’u iktidar yapacak büyük yürüyüşün ilk virajı olacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mart 2014

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın