Archive for category CGTN Türk
BM kararına Çin ve Rusya’dan terör itirazı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 31/08/2021
AB ülkeleri Almanya ve Fransa, ABD’nin Afganistan tutumuna itirazda başı çekiyorlar. Ancak bu ikiliye, AB’den ayrılan İngiltere de destek veriyor.
Öyle ki geçen hafta İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un acil kodlu talebiyle G7 ülkeleri toplandı ve Londra-Berlin-Paris üçlüsü, Afganistan tahliyesinin 31 Ağustos’tan sonrası için de uzatılmasını istedi.
Ancak ABD Başkanı Joe Biden, üçlünün talebini reddetti ve 31 Ağustos’un tahliye için son tarih olduğunu belirtti.
Nitekim ABD son askerini 30 Ağustos gecesi tahliye etti. ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie, ABD güçlerinin Afganistan’dan çekilme sürecinin tamamlandığını duyurdu.
FRANSA’NIN GÜVENLİ BÖLGE TALEBİ
Bu kez Fransa, tahliyelerin sürebilmesi için “BM kontrolü altında güvenli bölge” talebini gündeme getirdi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron BM’ye sunacakları öneriyi ve gerekçesini şu sözlerle açıkladı: “Bu güvenli bölgenin kurulması çok önemli. Böyle bir mekanizma, Birleşmiş Milletler’in acil bir durumda harekete geçmesi için bir çerçeve sağlayacak. Her şeyden önce herkesin sorumluluklarıyla yüzleşmesine ve uluslararası toplumun, Taliban üzerindeki baskıyı sürdürmesine olanak sağlayacak.”
Paris’in bu talebini, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden İngiltere de destekledi.
BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyelerden Rusya da teklife karşı çıkmadı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Paris’in teklifinin ele alınması gereken bir konu olduğunu belirtti. Ancak Peskov, “Taliban’ın bu konuya nasıl baktığını anlamamız gerekiyor” dedi.
Taliban ise öneriye karşı çıktığını ilan etti. Taliban sözcüsü Süheyl Şahin, “Afganistan’ın bağımsız bir ülke olduğunu, böyle bir güvenli bölgeye gerek olmadığını” belirterek, Paris ve Londra’nın önerisini reddettiklerini açıkladı.
BM’NİN KABUL ETTİĞİ AFGANİSTAN KARARI
Ancak Paris’in önerisi, BM Güvenlik Konseyi’ne açıklanandan ve konuşulandan farklı geldi. Öyle ki ABD de tasarının üç sahibinden biri olmuştu.
ABD, Fransa ve İngiltere üçlüsü tarafından Güvenlik Konseyi’ne sunulan tasarı “BM kontrolü altında güvenlik bölge talebi” değil, “Afganlar ile tüm yabancıların güvenli bir şekilde kara ve havayolu ile ülkeden ayrılmalarına izin verilmesi” çağrısı ile “tahliyelerin ardından Kâbil Havalimanı’nın hızlı ve güvenli bir şekilde yeniden açılması” talebiydi!
Karara Güvenlik Konseyi’nin 13 üyesi destek verirken, Rusya ve Çin çekimser oy kullandı.
IŞİD VE DTİH UYARISI
Rusya’nın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia, oturumun ardından yaptığı açıklamada “Güvenlik Konseyi’nin Afganistan kararıyla ilgili oylamada çekimser oy kullanmak zorunda kaldık. Bunu, tasarıyı hazırlayanların temel endişelerimizi görmezden gelmesi sebebiyle yaptık” dedi.
Rus diplomat tasarıda terör örgütlerine yer verilmemesine tepki gösterdiklerini belirtti: “Öncelikle, kararın korkunç bir terör saldırısı bağlamında önerilmiş olmasına rağmen tasarıyı hazırlayan ülkeler, tasarıdaki terörle mücadele bölümünde, tüm dünyanın terör örgütü olarak kabul ettiği IŞİD ve Doğu Türkistan İslami Hareketi’nden kesinlikle bahsetmeyi reddetti. Bunu, bariz olanı kabul etmek istememeleri ve teröristleri dost ve düşman olarak ayırma arzusu olarak görüyoruz.”
ABD’NİN DÜNYA ARENASINDAN KOPUŞU
Afganistan konusunun ABD ile AB arasında gerilime neden olduğu gerçeği, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in sözlerine de yansıdı. Borrell durumu “kriz” sözcüğüyle niteledi ve “bu krizi, transatlantik ilişkimizi daha dengeli bir şekilde inşa ederek güçlendirmek için kullanmalıyız” dedi.
Borrell, İtalyan Corriere della Sera gazetesine verdiği röportajda öncelikle ABD’nin durumunu ortaya koydu. ABD Başkanı Joe Biden’ın söyleminden “ABD’nin artık başkalarının savaşları için mücadele etmeye istekli olmadığı” mesajını aldığını belirten Borrell, “ABD’nin dünya arenasında belli bir kopuşu olduğunu görüyoruz” dedi.
Borrell ardından, bununla bağlantılı olarak AB’nin eksik olan yönüne dikkat çekti: “Avrupalılar olarak, bölgeyi güvence altına almak için Kâbil Havalimanı’nın çevresine 6 bin asker gönderemedik. Stratejik Pusula’mızda acil bir durumda hızlı hareket edebilecek kalıcı bir Avrupa ‘İlk Giriş Gücü’ oluşturulmasını öneriyoruz. Amerikalılar dahil olmak istemediğinde AB, çıkarlarımızı korumak için müdahale edebilmelidir. İlk Giriş Gücümüz, kısa sürede harekete geçebilecek 5 bin askerden oluşmalıdır.”
ABD’NİN LİDERLİK SORUNU
Sonuç olarak ABD’nin Afganistan kararı ve müttefiklerinin taleplerine olumlu yaklaşmaması, Washington ile Brüksel arasında bir gerilim oluşturmuş durumda…
Bu ise haliyle Joe Biden’ın dış politika önceliklerinin başına koyduğu “müttefiklerle ilişkileri restore etme” kararını daha göreve gelmesinin 8. ayında olumsuz etkilemiş oldu.
Özetle, ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı geliştirdiği stratejisi içerisinde müttefiklerine liderlik edebilme kapasitesini sorgulayan bir durum oldu Afganistan’da yenilmesi ve çekilmesi…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Ağustos 2021
ABD kalpgâhtan kuşağa geriledi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 24/08/2021
Soğuk Savaş boyunca SSCB’yi geniş bir kuşakla çevreleyen ABD, bu ülkenin dağılmasıyla esas hedefine ilerleme şansı yakalamış oldu.
Doğu Avrupa ülkeleri ile SSCB’den kopan ülkeleri aşama aşama Batı kampına dahil eden ABD, böylece Rusya’yı çevrelemeyi daraltmış, daha iç bir kuşakla çevrelemeye başlamıştı.
ABD aynı dönemde Orta Asya’ya da girmeye çalıştı; böylece hem eski rakibi Rusya’nın ama ondan daha önemlisi yeni rakibi Çin’in dibine yerleşmiş olacaktı.
Soğuk Savaş boyunca SSCB’yi çevrelemede “yeşil kuşak” projesi içinde kilit bir öneme sahip olan Türkiye, bu yeni dönemde de ABD adına rol alacaktı: Bir ucu FETÖ’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde eğitim seferberliğine soyundurulması, diğer ucu da Türkiye-Kafkasya-Orta Asya hattında bir Turan hedefi belirlemekti.
AMERİKAN YÜZYILI HAYALİ
Ünlü ABD’li strateji uzmanı Zbigniew Brzesinksi artık tabloyu şöyle niteliyordu ünlü kitabı Büyük Satranç Tahtası’nda: “Artık, Avrasyalı olmayan bir güç (yani ABD) Avrasya’daki üstün güçtür ve ABD’nin küresel üstünlüğü doğrudan doğruya Avrasya kıtasındaki hakimiyetinin ne kadar süre ve ne kadar etkili sürdürüldüğüne bağlıdır.”
ABD 21. yüzyılı “Amerikan yüzyılı” ilan etmişti ve Avrasya kıtasına, dolayısıyla da dünyaya sonsuza kadar egemen olacaktı. ABD’li siyaset bilimci Francis Fukuyama “tarihin sonu”nun geldiğini ilan etmişti; ABD’nin kapitalist sistemi tarihin sonuydu.
ABD bu hedefle 2001’de Avrasya’nın kalbine, Afganistan’a girdi; Özbekistan ve Kırgızistan’da üsler açtı.
Ünlü Jeopolitikçi Harold Mackinder’in teorisi gerçekleşiyordu: “Doğu Avrupa’ya hükmeden, kalpgâha hükmeder; kalpgâha hükmeden dünya adasına hükmeder; dünya adasına hükmeden dünyaya hükmeder.”
Yani Doğu Avrupa’ya hükmeden ABD, Orta Asya’ya hükmederdi; Orta Asya’ya hükmeden ABD Avrasya’ya hükmederdi; Avrasya’ya hükmeden ABD dünyaya hükmederdi…
Ancak…
ÇİN-RUSYA İTTİFAKI
İşler hiç de ABD’nin istediği gibi gitmedi.
Tam da Brzesinki’nin Büyük Satranç Tahtası’nda öngördüğü oldu: “Eğer ABD’nin üstünlük sağladığı orta alan (Rusya), batının (Avrupa) giderek genişleyen yörüngesine çekilebilir, güney bölgesi (Ortadoğu) tek bir oyuncunun hakimiyetine tabi olmaz ve doğu (Çin), ABD’yi deniz üslerinden çıkartacak şekilde birleşmezse, ABD’nin egemen olduğu söylenebilir. Fakat orta alan (Rusya) batıyı (Avrupa) reddeder ve iddialı, tek ve bağımsız bir mevcudiyet olursa ve güneyi (Ortadoğu) kontrol eder ya da doğulu esas oyuncularla (Çin) bir ittifak kurarsa, o zaman ABD’nin Avrasya’daki üstünlüğü bariz biçimde azalır.”
Böyle oldu: Çin ve Rusya ittifak yaptı; yanlarına Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini de aldılar ve Şanghay İşbirliği Örgütü’nü kurdular. Bu ittifakın ilk işi ABD’yi önce Özbekistan’dan ardından da Kırgızistan’dan kovmak oldu.
ABD 2005 yılında Özbekistan’daki Hanabad Üssü’nü, 2014 yılında da Kırgızistan’daki Manas Üssü’nü boşaltmak zorunda kaldı.
Ve ABD en sonunda 20 yıllık işgalin ardından Afganistan’dan da çekilmek zorunda kaldı.
Yani ABD kalpgâhtan çıkmak ve kuşağa gerilemek zorunda kaldı.
İşte asıl büyük küresel mücadele ve sonucu budur.
ABD’NİN MÜTTEFİKLERİNE LİDERLİK SORUNU
ABD şimdi iki kuşaktan, Rusya’yı batısından çevreleyen Baltık-Doğu Avrupa-Ukrayna hattından ve Çin’i çevreleyen güney kuşaktan Avrasya’yı zorlayacak.
Fakat artık şöyle bir problemi var: Joe Biden, Donald Trump’tan farklı olarak, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle ilişkilerini yeniden düzeltme ve onlara liderlik ederek ittifak halinde Rusya ve Çin’e yönelme programına sahipti.
Ancak ABD’nin Afganistan yenilgisi ve büyük yara alan imajı, Avrupa başta müttefiklerine liderlik edebilme yeteneğini zora soktu.
Öyle ki, ABD’nin Tayvan’ı Çin karşısında yalnız bırakabileceği de, Doğu Avrupa’daki müttefiklerine verdiği sözleri tutamayabileceği de ve Ortadoğu’daki araçlarını koruyamayabileceği de artık analistlerinin üzerinde durduğu yeni konular olmaya başladı…
Taliban tartışmasından ziyade asıl odaklanmamız gereken, işte bu büyük tablodaki olağanüstü değişimdir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
24 Ağustos 2021
ABD Taliban’a isteyerek anahtar teslim etmedi!
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 17/08/2021
Taliban’ın Kâbil’i almasıyla ABD için bir dönem kapanmış oldu: ABD’nin personelini Kâbil’den tahliye görüntüleri, Vietnam’dan kaçış görüntülerini anımsattı…
Ancak o görüntülere rağmen, üstelik Amerikan medyasının “yenilgi” manşetlerine ve dahası ABD’li yetkililerin gerçek tabloyu ortaya koyan açıklamalarına rağmen, Türk kamuoyunun bir bölümünde “ABD yenilmedi, tersine oyun kuruyor” özetli görüşler hakim.
Bu, daha çok “süpergüç olarak ABD’nin yenilmezliği” varsayımına dayalı bir bakış kuşkusuz.
Ama gerçek hiç de öyle değil.
ABD 2014’TEN BERİ ÇEKİLİYOR
ABD, Afganistan’ı isteyerek Taliban’a bırakmış değil. Ortada ABD ile Taliban arasında danışıklı bir dövüş yok.
ABD, hegemonyasının zayıflaması nedeniyle Afganistan’dan çekilme kararını Obama yönetiminin son döneminde almıştı zaten. Trump döneminde de peyderpey çekildi nitekim. ABD 2014 yılından bu yana karada Taliban’la karşı karşıya gelmiyor, sahaya sürdüğü Afgan güçlerine hava operasyonlarıyla destek veriyordu.
Bu sürdürülemez durum sonucunda, Trump Taliban’la 20 Şubat 2020’de, Doha’da anlaşmak zorunda kaldı; o anlaşmanın gereği olarak da Biden tam çekilmeyi uyguladı.
Özetle ortada Afganistan işgalini artık sürdüremeyen ve çekilmek zorunda kalan bir ABD var. Yoksa iş niyetlere kalsa, emperyalist ABD bırakın Afganistan’dan çekilmeyi, Orta Asya’daki tüm ülkeleri işgal etmek ister.
Anımsayın: Büyük Ortadoğu Projesi’ni ilan ettiklerinde birkaç yıl içinde Irak’ı parçalayıp, Suriye’yi yıkıp, sırayı İran’a getirmeyi planlamışlardı. Irak’ı işgal ettiler ama istedikleri gibi üçe bölemediler; Suriye’ye baskıları sürüyor ama Esad’ı yıkamadılar; İran’la ise dönüp dolayıp anlaşmak zorunda kaldılar.
BÜYÜK GÜÇLERİ DOĞRU DEĞERLENDİREBİLMEK
Bardağın sadece dolu kısmına bakarak ABD’nin istediğini aldığını, bilerek Taliban’a anahtarı teslim ettiğini, emperyalizmin yeni bir oyun kurduğunu, bu işin altında bir Amerikan cinliği olduğunu varsaymak da hatalı; bardağın boş tarafına bakarak ABD’nin tamamen havlu attığını savunmak da…
ABD, hegemonyasının zayıflamasına rağmen hâlâ askeri olarak en güçlü ülke ve Irak’ta, Suriye’de, Libya’da, Afganistan’da istediğini tam olarak yapamasa da, bu ülkelere ve etkileri bakımından komşularına zarar vermiş oldu.
ABD hegemonyası zayıflıyor, ABD geri çekiliyor ama mücadele sürüyor.
Emperyalist devletlerin öyle kolayca havlu atması kapitalist sınıfın çıkarları nedeniyle mümkün değil. O nedenle ABD hem güç toplamaya çalışacak, hem müttefik kazanmaya çalışacak hem de elinden geldiği ölçüde hedef ülkeleri karıştırmaya, onlara zarar vermeye çalışacak.
Ancak son tahlilde, önümüzdeki yıllara bakarak belirtelim: ABD hegemonyasının sonu görünüyor ve yeni bir dünya kuruluyor.
ORTAÇAĞDAN ÇIKIŞ YOLU
Öte yandan, Türkiye’deki hükümetin siyasal İslamcı karakteri nedeniyle, kamuoyunun bir bölümünde haklı olarak Taliban yönetimi endişesi var.
Taliban’ın ideolojisinin, yönetim anlayışının elbette onaylanabilir yanı yok. O ideolojinin Türkiye’deki türevleriyle bile mücadele ederken, Afgan halkına o yönetimi reva görmeye hakkımız yok.
Burada konuya temel ilkeler düzleminde bakabilmeliyiz: Son tahlilde, ülkelerin kaderine o ülkelerin yurttaşları karar vermelidir. Neticede en kötü yönetimler bile, başka ülkelerin işgalinden daha iyidir.
Kamuoyunda Taliban karşıtlığının ABD işgali savunuculuğuna, ABD işgali karşıtlığının da Talibanseverliğe dönüşmesi büyük yanlıştır.
Ve en önemlisi: Her toplum, kendi ortaçağından ancak kendi mücadelesiyle kurtulabilir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
17 Ağustos 2021
Türkiye ile Çin’in 50 yılı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 03/08/2021
Türkiye Cumhuriyeti ile Çin halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yılındayız…
Yarım yüzyıl; ilk 15 yılı görece sessiz ve sakin, ikinci 15 yılı karşılıklı adımların atıldığı ve son 20 yılı da ilişkilerin geliştiği bir dönem oldu.
İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişim sıçraması, 28 Şubat süreciyle oldu. Türkiye’nin Batı ittifakıyla ilişkilerini sorgulamaya başladığı o dönem, Batı dışı silah arayışını ve Çin’le bu amaçla temasları ve işbirliğini getirmişti.
EKONOMİK TABLO
Türkiye ile Çin’in öncelikle ekonomik tablosuna kısaca göz atalım:
1987 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 275 milyon dolar. Bu hacim 1999’da 931 milyon dolara çıkıyor. 2005 yılında 7,3 milyar dolara ve 2013 yılında da 28,3 milyar dolara uzanıyor.
Bu, iki ülke arasındaki ticaret hacminin zirve yaptığı yıl oluyor. Ardından üç yıl boyunca 27 milyar dolar seviyesinde kalıyor ve 2017’de 26 milyar dolara, 2018’de 23 milyar dolara ve 2019’da da 21 milyar dolara geriliyor.
Bu 7 yıllık gerilemenin kuşkusuz Türkiye açısından iç ve dış bazı nedenleri var. Şu kadarını söyleyebiliriz; aynı yıllarda Türkiye ekonomisi de ne yazık ki küçüldü.
Tablonun iyi yanı ise şu: İki ülke arasındaki ticaret açığı azaldı. Türkiye ticaret hacminin zirve yaptığı 2013 yılında Çin’e 3,6 milyar dolarlık ihracat yaparken, Çin’den 24,7 milyar dolarlık ithalat yapmıştı. 2019 yılında Türkiye Çin’e 2,6 milyar dolarlık ihracat yaparken, Çin’den yapılan ihracat 18,5 milyar dolara geriledi.
Son yılları baz alırsak, ortalama 25 milyar dolar düzeyinde seyreden Türkiye-Çin ticaret hacmi, potansiyelinin yanında oldukça düşüktür. Bu hacmi, Kuşak ve Yol İnisiyatifi içerisinde önümüzdeki yıllarda hızla yükseltmek ve 10 yıl sonra 50 milyar dolar seviyesine çıkartmak gerçekçidir.
ASKERİ TABLO
Ayrıntılı olarak bu köşede 2 Mart 2021 tarihinde, “Çin’le gizli füze anlaşması” başlıklı yazımızda incelemiştik: 28 Şubat süreciyle Türkiye, Batı dışında silah arayışına girmiş ve Çin’le füze anlaşması yapmıştı.
ABD’nin Black Hawk helikopter satışına, Almanya’nın Leopard tank satışına terörle mücadelede nedeniyle engel getirdiği şartlarda 28 Şubat süreci, dış politikada iki temel hedef belirlemişti: 1) Türkiye’nin bölgesinde Rusya ve İran’la işbirliği yapması, 2) ABD ve NATO’ya silah bağımlılığının azaltılması…
İşte bugün gurur duyulan MİLGEM projesi savaş gemileri, o günlerin mirasıdır. Bir diğer miras da füzelerdir.
Çin’den, karadan karaya 80 kilometre menzilli, toplam 19 üniteden oluşan bir WS-1 bataryası alındı. Anlaşmaya göre teknoloji transferi ile 5 batarya Türkiye’de ortak üretildi. O süreçte bu resmi olarak açıklanmadı. Türkiye, Çin’den teknoloji transferi ve ortak üretimle geliştirilen Toros füzelerini, TÜBİTAK ve SAGE üretimi olarak IDEF Fuarı’nda sergiledi. TSK envanterine giren füzeler, 70-100 km menzilli ve karadan karaya ya da denizden karaya kullanılabiliyor. Türkiye, sonraki yıllarda Toros’u geliştirdi ve 160 km menzilli Toros-260’ı üretti.
ŞİÖ ÜYELİĞİ HEDEFİ
1996 yılında Çin, Rusya, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan, “Şanghay Beşlisi” adıyla bir birlik oluşturdu. Birlik 2000 yılında Şanghay Forumu’na, 2001 yılında da Özbekistan’ın katılımıyla Şanghay İşbirliği Örgütüne dönüştü.
Örgüte 2017 yılında Hindistan ve Pakistan da katıldı. Böylece Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) 8 üyeli, 4 gözlemci ve 6 diyalog ortağı olan Asya kıtasının en önemli işbirliği örgütü oldu.
Türkiye bu çok önemli örgüte Nisan 2011’de diyalog ortağı olmak için başvurdu ve 2012 yılında kabul edildi.
Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda ŞİÖ’ye tam üye olabilmesi çok önemlidir. Bu üyelik bölge ülkeleriyle terör başta pek çok konuda işbirliğinin zeminini doğurmasının ötesinde, Türkiye’nin dış politikada elini güçlendirecek bir kart olacaktır.
İKİ PROJE
50 yıl bitip, ikinci 50 yıla girilirken, Türkiye ile Çin’in önündeki en önemli fırsat alanı Kuşak ve Yol İnisiyatifidir.
Türkiye halihazırda bu inisiyatifin Kara İpek Yolu bölümünün Orta Koridor içinde katılımcısıdır.
Ancak Türkiye’nin Deniz İpek Yolu içinde de yer bulma şansı, büyük fırsat kaçmasına rağmen, hâlâ var. Bu aynı zamanda Türkiye’nin yalnızlaştığı Doğu Akdeniz’de elini güçlendirecek bir getiri olur.
Neler yapılabilir ya da yapılmalıdır?
Doğu Akdeniz, Kuşak ve Yol İnisiyatifi adlı üç kıtayı birbirine bağlayan dev projede önemli bir yer tutmaktadır. Nitekim Çin, projenin Deniz İpek Yolu için İsrail’de ve Yunanistan’da limanlar kiralamıştır.
Türkiye geç kaldıysa da, Doğu Akdeniz’de hâlâ Çin’le şu iki projeyi hayata geçirebilir:
1) Türkiye ile Çin arasında liman-teknopark işbirliği: Ceyhan Limanı ile Çukurova’da dev bir teknopark ortaklığı, hem Çin’e, bölgeden temin ettiği hammaddeleri yine bölgede işleyerek Avrupa’ya kısa yol ve zamanda satma avantajı sağlayacak, hem de ABD ve AB’nin de yer aldığı büyük enerjipolitik mücadelede Doğu Akdeniz’de önemli bir köşe tutmasını kolaylaştıracak.
2) Çin’le İzmir Limanı merkezli bir işbirliği de Yunanistan’ın Pire Limanına rağmen hâlâ mümkündür ve Pekin yönetimi için de Ankara için de kârlı bir ortaklıktır.
Umarız, ikinci 50 yıla girilirken bu iki projeyi hayata geçirecek siyasi ilişki derinleştirilir. Çünkü Çin artık dünya ekonomisinin lokomotifidir; Çin’le ticarette avantajlı ülkeler, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinin büyük ekonomileri olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
3 Ağustos 2021
ABD’den Çin’e işbirliği teklifi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 27/07/2021
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Şie Fıng ile yaptığı görüşmeleri, Associated Press ajansına değerlendirdi.
Sherman, ABD ile Çin arasında sorunlar bulunduğunu ancak küresel bir güç olan Çin’in, tüm dünyayı ilgilendiren konularda, bu sorunları bir kenara koyarak ABD’yle birlikte çalışmasını istedi.
Sherman’ın Çin’e işbirliği teklif ettiği alanların başında ise Covid-19 salgınıyla mücadele ve iklim geliyor.
ABD’NİN SALGINDA BİRİNCİ AŞAMASI
Covid-19 salgının ilk döneminde, bu salgına karşı mücadelesi nedeniyle Çin’i suçlayan, Çin’in aldığı önlemlerin insan haklarına ve demokrasiye aykırı olduğunu savunan, hatta Amerikan Ticaret Bakanının ağzından salgının Çin ekonomisine zarar vereceği için Amerikan ekonomisine yarayacağını savunan bir ABD vardı…
Bu birinci aşamada, ABD Başkanı Donald Trump başta pek çok Amerikalı yetkili, Covid-19’u küçümsemiş, griple eşdeğer tutmuştu.
ABD’NİN SALGINDA İKİNCİ AŞAMASI
Ardından ABD salgınla tanıştı ve bu kez Çin’i salgını gizlemekle ve dünyayı geç bilgilendirmekle suçlamaya başladı. Hatta Trump yönetimi salgının faturası büyüdükçe, Çin’i doğrudan salgının sorumlusu diye suçlamaya bile kalktı.
Trump’un tüm baskısına rağmen, Amerikan istihbaratı bu yönde bir “kanıt” bulamadı. Amerikan gazeteleri, Trump’ın nafile çabalarının komplodan ötesi olmadığını yazdı.
Trump’ın seçimi kaybedip Biden’ın başkan olmasına rağmen bu aşama, inişli çıkışlı olarak hâlâ sürüyor. Washington zaman zaman Çin’e baskı uygulamak için Trump’tan kalma komploları raftan indirip kullanmaya çalışıyor.
Ancak onca çabaya rağmen ABD bırakın Çin’in virüsü bilerek yaydığı saçmalığına dayanak üretebilmeyi, yanlışlıkla Vuhan’daki laboratuvardan sızdığına dair iddiasına bile en ufak bir kanıt üretemedi. Tersine, örneğin İtalya’da biliminsanları, Çin’den birkaç ay önce Covid-19’un görüldüğüne dair kanıtları raporladırlar.
ABD’NİN SALGINDA ÜÇÜNCÜ AŞAMASI
Dolayısıyla ABD Dışişleri Bakanı Wendy Sherman’ın ağzından ABD’nin Çin’e yaptığı Covid-19 salgınıyla mücadele işbirliği teklifini, ABD’nin salgında izlediği Çin politikasının üçüncü aşaması olarak isimlendirebiliriz.
Bu işbirliğinde ABD ne kadar samimi ya da Washington yönetimi salgınla mücadelede Çin’le işbirliğine gerçekte ne oranda açık, bunu önümüzdeki haftalarda göreceğiz.
Ama salgında küresel dördüncü dalganın konuşulduğu ve tüm dünyada delta varyantıyla birlikte vaka sayısının yeninden arttığı şartlarda, ABD ve Çin’in salgınla mücadelede işbirliği yapması gerektiği hiç şüphesiz ortadadır.
Zira ulaşımın kolaylığı ve küreselleşmenin geldiği boyut düşünülürse, dünyanın en zengini de olsa hiçbir devletin tek başına salgından çıkma ve kurtulma şansı yok. Dünya, salgınla topyekûn mücadele etmek zorunda.
AŞI EŞİTSİZLİĞİ
İşte bu noktada aşı eşitsizliği konusu büyük önem kazanıyor. Hindistan’ın delta varyantının dördüncü dalgayı tetiklediği şartlarda, nüfusu Hindistan’ın nüfusunun yaklaşık dörtte biri olan ABD’nin, Hindistan’dan dört kat fazla aşı yapması, dördüncü dalgadan korunmasına yetmiyor.
ABD ve Hindistan arasındaki bu 16 katlık ilişki, küresel salgına karşı küresel mücadele edilmesi gerektiği gerçeğini en açık şekilde gösteriyor.
Ancak emperyalist ve büyük kapitalist Batı devletlerinin henüz bu yönde adım atmaya hevesli olmadığı görülüyor. Aşı eşitsizliği konusunda tabloyu özetlersek:
Kanada her vatandaşı için 10.5 doz, İngiltere 8.2 doz, AB 6.9 doz ve ABD 4.6 doz aşı stoklamış durumda!
Tersine tabloda ise 1 dozun altında pek çok ülke var: Örneğin Bangladeş şimdiye kadar her vatandaşı için ancak 0.2 doz, Pakistan 0.3 doz ve Afrika Birliği 0.4 doz aşı temin edebildi.
Pakistan’ın 0.3 doz aşı oranı 3’lere çıkmadığı müddetçe, İngiltere’nin elindeki 8.2 doz aşı miktarı bu ülkeyi salgından tamamen kurtaramayacak. Antikorun vücuttaki oranının azalma hızı göz önüne alındığında, bu eşitsizlik sürdüğü müddetçe, dünyanın aynı periyotta yüzde 70’inin aşılanması mümkün olmayacak. Bu da yeni dalgaların, ek dozların artması anlamına gelecek.
NE YAPMALI?
Bu kısır döngüden çıkmak açısından dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin’in işbirliği yapması iyi bir başlangıç olacaktır.
Ancak devamında mutlaka aşıda patent sorunun çözülüp, seri üretimi kolaylaştıracak önlemlerin alınması gerekmektedir.
Unutulmamalı, salgının sürmesi, küresel ekonomiye maliyeti daha da artıracaktır. Bugün harcanacak paralar, yarın daha çok para harcanmasını önleyecektir.
Dördüncü dalganın başladığı şu günlerde, bir dört dalgayla daha karşılaşmamak için “aşı eşitsizliği” konusu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun en önemli sorunu olarak hep gündemde olmalıdır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
27 Temmuz 2021
Abluka insanlık suçudur
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 13/07/2021
Yaptırım, ambargo, abluka…
ABD emperyalizminin en modern silahları…
Üstelik emperyalizm bu silahları sadece düşmanlarına karşı değil, hizadan çıkmasınlar diye müttefiklerine de uyguluyor.
Örneğin Rusya’yla enerji işbirliği yapıyor diye G-7 ve NATO ortağı Almanya’ya, örneğin Rusya’dan S-400 aldı diye NATO ortağı Türkiye’ye yaptırım uyguluyor…
Tabi emperyalizm esas olarak kendi küresel sistemine dahil olmayan ülkeleri hedef alıyor.
ABD AMBARGOLARI
Örneğin nükleer programı gerekçe göstererek İran’a ambargo uyguluyor; İran halkının ilaca erişimini bile engelliyor. 2006 yılında İran’da kişi başına milli gelir 6.600 dolar iken, ABD ambargosu nedeniyle 2015’te 5.900 dolara geriliyor.
Örneğin Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ne karşı ağır ambargo uyguluyor. 1950’den 1971’e kadar iki Kore’nin ekonomik büyüklüğü neredeyse eşitken, ABD emperyalizminin ağır ambargosu nedeniyle 40 yılda uçurum oluştu. Bugün güneyde kişi başına düşen milli gelir 22 bin dolar iken, kuzeyde 1.300 dolarda kalmış durumda…
Örneğin Rusya’ya yaptırım uyguluyor, Çin’e ticaret savaşı açıyor…
Örneğin kamucu iktidarı nedeniyle Venezüella’ya ambargo uyguluyor. Bu ülkenin uluslararası piyasalardaki parasına, altınına, petrolüne el koyuyor; açık hırsızlık yapıyor emperyalizm…
Buna rağmen halkı istediği oranda iktidara karşı ayaklandıramadığında da, özel harekatçılarının kumanda ettiği paralı askerlerle Venezüella’da iki kez darbe yapmaya soyunuyor.
AMAÇ, HALKLARI YÖNETİME KARŞI AYAKLANDIRMAK
ABD’nin yaptırım, ambargo, abluka gibi silahlarıyla hedeflediği, açlığa mahkûm ettiği halkı yönetimlere karşı kışkırtabilmek, ayaklandırabilmek… O ana kadar ilaca erişemeyen on binlerce bebeğin ölümü, yeterli gıdaya erişemeyen geniş kitlelerin açlığı emperyalizmin umurunda olmuyor tabii ki…
Üstelik ABD bu ağır ambargoların işe yarayabilmesi için başka ülkeleri de ambargo uygulamaya mecbur ediyor; ekonomik ve siyasi sopalarla elbette. Böylece kendisi bir ülkeye ilaç ya da gıda satmadığı gibi, başkasının da satmasını önlüyor. Dahası hedef ülkenin parasının bulunduğu ülkeleri, o paraya el koymaya zorluyor.
Bu, 21. yüzyılın en büyük insanlık suç türlerinin başında geliyor…
KÜBA’DA SOKAKLAR DEVRİMCİLERİNDİR!
ABD’nin ağır abluka uyguladığı ülkelerden biri de Küba. Sosyalist Küba’ya karşı emperyalizm 1958 yılından bu yana abluka uyguluyor. Bu küçük ada ülkesinin sosyalizm hedefinden pes edebilmesi için geride kalan 60 yılda ablukadan CIA operasyonlara, pek çok yola başvurdu, başvuruyor emperyalizm.
Salgın ve Amerikan ablukasının birleşmesinin doğurduğu katlanmış olumsuz tablo, bu küçük ülkede 11 Temmuz günü bir protesto gösterisine dönüştü. Kimi kışkırtıcı fırsatçılar, dünyaya mesaj verebilmek için gösteride Amerikan bayrağı açtılar.
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Havana’da gösterinin yapıldığı yere gidip halkla görüştü, ardından da ekrandan tüm Kübalılara seslendi. Díaz-Canel, Küba’nın yaptırımlar nedeniyle çok zorlu bir süreçten geçtiğini, durumu krize çevirmek isteyenlere fırsat vermeyeceklerini belirterek Küba halkını sokağa davet etti, “Küba’da sokaklar devrimcilerindir, sokağın kime ait olduğunu göstereceğiz” dedi. Çağrıyla halk sokaklara döküldü ve devrime sahip çıkıp emperyalizmi protesto etti.
ABD Başkanı Joe Biden ise “ABD, Kübalıların yanında” diyerek, Amerikan bayraklı protestocuları kışkırtmayı sürdürdü.
DÜNYANIN BÜTÜN KAPİTALİSTLERİ KÜBA’YA KARŞI
Bu küçük ada ülkesine karşı, daha doğrusu sosyalizme karşı kin ve nefret dolu kesimler ise Biden’ın işaretiyle tüm dünyada harekete geçti. Türkiye’deki neoliberaller de dahil, sosyal medyadan ABD’ye “Küba’ya müdahale” çağrısı yaptılar.
Kapitalistler, neoliberaller, sömürgenler, adeta “dünyanın bütün kapitalistleri, sosyalist Küba’ya karşı birleşin” diye slogan attılar 12 Temmuz günü boyunca…
Kuşkusuz yine başaramayacaklar. Onurlu Küba halkı, her türlü zorluğa karşı, 60 yıldır olduğu gibi emperyalizme karşı dimdik ayakta duruyor, duracak!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Temmuz 2021
ABD’nin Orta Asya planı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 06/07/2021
ABD, Taliban’la yaptığı ve tüm yabancı askerleri kapsayan anlaşmayla, 20 yıl sonra, 11 Eylül 2021’de Afganistan’dan tamamen çekilmiş olacak.
Taliban’ı yok etmek üzere NATO müttefikleriyle Afganistan’ı işgal eden ama Taliban’ı sadece yönetimden uzaklaştırabilen ABD için Taliban’la anlaşarak çekilmek, kuşkusuz bir yenilgidir.
Nitekim, çekilmenin başlamasıyla birlikte Taliban özellikle kuzeyde parça parça Afgan güvenlik kuvvetlerinin elinden pek çok yerleşim bölgesini almaya başladı. Kimi verilere göre Taliban daha şimdiden yerleşim yerlerinin yüzde 30’unu ele geçirmiş durumda.
ABD istihbaratı başta, Afganistan’ı çok iyi bilen ve geçmişte NATO bünyesinde bu ülkede görev alan asker ve sivil uzmanlara göre çekilmenin ardından altı ay içinde Taliban’ın yeniden yönetimi ele geçirmesi oldukça güçlü olasılık.
İşte bu şartlarda, sırf Erdoğan hükümeti Biden yönetimi ile “yeni bir sayfa” açabilsin diye Türkiye’nin Afganistan’da Kabil havalimanının güvenlik ve işletmesini üstlenmesi, stratejik bir konumlanma hatası olacaktır.
ABD ÖZBEKİSTAN VE TACİKİSTAN’DAN ÜS İSTİYOR
ABD Afganistan’dan çekiliyor ama çeşitli Pentagon belgelerine ve ABD’nin üs arayışlarına bakılırsa, ABD Orta Asya’ya bulunmak istiyor.
ABD Körfez’deki üslerini azaltırken ve mevcutları kaydırırken (Son olarak Katar’daki üç üssü kapatıp, bir kısmını Ürdün’e nakletti), Özbekistan ve Tacikistan’da üs açmaya çalışıyor. ABD’nin Afganistan Özel Temsilcisi Zalmay Halilzad, bu hedefle temaslarda bulundu.
Halilzad ayrıca 14 Haziran’da Kazakistan’ı ziyaret etti ve Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ve Kazakistan Dışişleri Bakanı Muhtar Tileuberdi ile ayrı ayrı görüştü; çekilmenin ardından Afganistan’da istikrarın korunması için ABD ile Kazakistan’ın birlikte neler yapabileceğini ele aldı.
Görünen o ki ABD Afganistan’daki Bagram dahil altı üssü Afgan güvenlik kuvvetlerine teslim ederken, Afganistan’ın komşularında hızla üs edinmek istiyor.
Özbekistan’ın Karşi-Hanabad üssünü 2005’e kadar, Kırgızistan’ın Manas Üssü’nü 2014’e kadar kullanan ABD, özellikle Tacikistan’a yerleşmek istiyor.
MOSKOVA’NIN ORTA ASYA UYARISI
22 Mayıs’ta Cumhuriyet gazetesinde yazmıştım:
“Pentagon Mühendisler Birliği’nin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle beş yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor.”
Moskova da durumun farkında. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov’un şu mesajı, Moskova’nın durumun farkında olduğuna işaret ediyor: “Bu süreç, ABD ve NATO’nun askeri altyapısının Orta Asya ülkelerine yerleştirilmesi sürecine dönüşemez ve dönüşmemelidir.” (AA, 2.7.2021)
ABD ÜSLER ÜZERİNDEN HEDEFİNE ULAŞABİLİR Mİ?
ABD, Çin ve Rusya’yı doğrudan hedef almak istediği ve bu iki ülkeye karşı cepheler inşa etmek istediği için Ortadoğu’daki üslerini azaltıyor ve Afganistan’dan çekiliyor. Bunu, ABD’nin aynı anda artık her yerde kuvvet bulunduramaması şeklinde de yorumlayabiliriz. Nitekim Pentagon planlamacıları, bir süredir çekilen yerlerdeki askeri gücün nereye nasıl kaydırılacağı üzerinde çalışıyor.
ABD, Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz-Kafkasya-Osta Asya hattı ile Rusya’ya karşı; Orta Asya-Hint Denizi-Güney Çin Denizi-Japonya hattı ile de Çin’e karşı geniş cepheler inşa etmek istiyor. Bu stratejik hedefler için de AB ve NATO ile NATO’nun ortaklarını harekete geçirmeye çalışıyor.
Orta Asya, ABD’nin hem Çin ve Rusya arasına girebileceği bölge olması nedeniyle hem de Çin’in Batı’ya, Rusya’nın güneye açılan kapıları olması nedeniyle oldukça önemli.
Çin’in Kuşak ve Yok İnisitiyatifini kesebilmeyi amaçlayan ABD için Orta Asya’da istikrarsızlık yaratabilmek, kritik önemde. İşte ABD bu nedenle Afganistan’dan çekilirken, Orta Asya’daki birkaç ülkede üs açabilmek istiyor.
Kuşkusuz temel soru şu: Afganistan’da askeri varlığı varken bile hedefine ulaşamayan ABD, ola ki iki Orta Asya ülkesinde üs edindi, o üslerle hedefine ulaşabilecek mi?
Pek olası görünmüyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
6 Temmuz 2021
Türkiye’nin Kabil görevine Çin ve Rusya nasıl bakıyor?
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/06/2021
Türkiye’ye Afganistan görevinin ilk işaret fişeği, “İstanbul Konferansı” önerisiydi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, 7 Mart 2021 günü, Afgan liderlere yazdığı mektupta şu ifadeyi kullandı: “Türkiye’den gelecek haftalarda, barış anlaşmasının sonuçlandırılması için iki taraf arasındaki üst düzey görüşmelere ev sahipliği yapmasını isteyeceğiz.”
Bir hafta sonra, 14 Mart 2021’de, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmar, ABD’nin teklifini konuştu. Atmar, Taliban’la yapacakları barış görüşmelerine Türkiye’nin evsahipliği yapmasının “siyasi çözüm yönünde atılmış bir adım olacağını” belirtti. Görüşme 24 Nisan – 4 Mayıs tarihleri arasında yapılacaktı.
Konu, 15 Nisan 2021’de yapılan NATO Konseyinin savunma ve dışişleri bakanları toplantısında da gündeme geldi. Toplantıdan sonra yayımlanan NATO Konseyi bakanlar toplantısı bildirisinde “İstanbul Konferansı’nı memnuniyetle karşılıyoruz” mesajı verildi.
Ancak Taliban, “tüm yabancı birlikler Afganistan’dan çekilmedikçe konferanslarda yer almayacağını” ilan etti. Çavuşoğlu, 24 Nisan’da yapılacak İstanbul Konferansı’nın Ramazan sonrasına ertelendiğini duyurdu.
İSTANBUL KONFERANSI OLMADI HEDEF KARZAİ HAVALİMANI
Teklif Washington’dan gelmişti ancak Ankara, Afganistan görevini büyük memnuniyetle karşılamıştı. Çünkü ABD ve NATO’nun çekileceği şartlarda Türkiye’nin Afganistan’da görev alması, AKP’nin ABD ve Batı desteği için önemli bir fırsattı.
O nedenle İstanbul Konferansı olmayınca, Ankara bu kez Washington’a başka bir görev için başvurdu. 1 Haziran 2021’de yapılan NATO savunma bakanları toplantısında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Afganistan’ın başkentindeki Karzai Havalimanının güvenliğine talip oldu.
7 Haziran’da Hürriyet’e konuşan Akar, konuyla ilgili şu bilgiyi verdi: “ABD’liler ile heyetler arasında konuşuluyor. Bizim şartlara bağlı olarak Afganistan’da kalma niyetimiz var. Şartlarımız nedir? Siyasi, mali ve lojistik destek. Bunlar yapıldığı takdirde biz Hamid Karzai Uluslararası Havalimanı’nda kalabiliriz. Şartlarımızla ilgili cevabı bekliyoruz.”
Taliban sözcüsü Şahin, 11 Haziran’da Reuters’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin teklifine itiraz etti: “Türkiye, son 20 yıldır NATO güçlerinin bir parçası olduğundan, 29 Şubat 2020’de ABD ile imzaladığımız anlaşma temelinde onların da Afganistan’dan çıkmaları gerekir.”
ERDOĞAN-BIDEN MUTABAKATI
Ve konu, bu gelişmelerin ardından 14 Haziran’da Brüksel’de yapılan NATO Zirvesinde gündeme geldi. Erdoğan, Batı desteği almak ve NATO içindeki rolünü artırmak için Afganistan’da “havalimanı bekçiliği” görevine resmen talip oldu ne yazık ki.
Beyaz Saray, 17 Haziran’da yaptığı açıklamada, Biden ile Erdoğan’ın “Kabil Havalimanı konusunda genel bir mutabakata vardığını” duyurdu.
Rusya ise Türkiye’nin Afganistan’da rol olmasına, birkaç ağızdan birden itiraz etti. Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, 17 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afganistan’da askeri varlık bulundurmasının “ABD ile Taliban arasında varılan anlaşmaya aykırı olacağını” söyledi. Yine Rusya Devlet Başkanlığı Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov da, 18 Haziran’da yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Afganistan’da rol almasının “ABD-Taliban anlaşmasını ihlal edeceğini” savundu.
ÇİN İÇİN AFGANİSTAN’IN ÖNEMİ
Peki Türkiye’nin Afganistan’da rol almasına Çin nasıl bakar? Beijing yönetiminin henüz bu konuda bir açıklaması olmadı. Ancak Afganistan konusu Çin’i yakından ilgilendiriyor. Zira Afganistan Çin’e dar bir koridor üzerinden ve Sincan bölgesinden komşu. Diğer yandan ayrılıkçı “Doğu Türkistan İslami Hareketi”nin Afganistan’da kolu var. Ayrıca Afganistan, Çin’in Batı’ya açılan kapısı üzerinde ve bu nedenle Kuşak ve Yol İnisiyatifi içinde de oldukça önemli bir yere sahip.
Dahası, 20 yıllık ABD işgali dönemi boyunca, Çin bir yandan işgale karşı çıkarken, bir yandan da Afganistan’ın altyapısını sağlayan anlaşmalar yaptı. Öyle ki Robert Kaplan 2011 yılında New York Times’ta tabloyu şu sözlerle özetliyordu: “Bölgeye kan ve para dökenler Amerikalılar, ama işin kaymağını Çinliler yiyor.”
Yakın döneme gelirsek…
ÇİN-AFGANİSTAN-PAKİSTAN MUTABAKATI
ABD’nin Afganistan’dan tamamen çekileceğinin ve İstanbul Konferansı’nın yapılamayacağının açıklanmasından sonra Çin devreye girdi. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 17 Mayıs’ta Afganistan Dışişleri Bakanı Atmar ile yaptığı görüşmede, “Kabil ile Taliban arasında barış müzakereleri yapmaya hazır olduğunu” ilan etti. Aynı görüşmede Afganistan’ın Çin’den askeri destek talep ettiği, Çin’in bu yönde “olumlu sinyaller” verdiği basına yansıdı.
Kısa bir süre sonra, 3 Haziran 2021’de, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Afganistan Dışişleri Bakanı Muhammed Hanif Atmar ve Pakistan Dışişleri Bakanı Mahmud Kureyşi, video konferans yoluyla üçlü diyalog toplantısı yaptılar. Üç dışişleri bakanı, ardından sekiz maddelik bir mutabakat ilan etti.
Afganistan’daki müzakerelerin ilerletilmesinden Kuşak ve Yol’da işbirliğini derinleştirmeye, “Doğu Türkistan İslami Haraketi” başta terör örgütleriyle mücadeleden iyi komşuluk ve ekonomik ilişkileri geliştirmeye kadar pek çok alanı kapsayan mutabakat, zamanlaması ve içeriğiyle oldukça önemliydi.
Sonuç olarak Afganistan’ın Çin ve Rusya için önemi, Türkiye’nin Afganistan’da rol almak istemesinin önünde önemli bir sorun olarak duruyor…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Haziran 2021
G7 ve NATO zirvelerinin anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/06/2021
Peşi sıra gelen ABD-İngiltere, G7, NATO ve ABD-AB zirvelerini birlikte ve bir bütünün parçaları olarak değerlendirmek gerekir. Zira ABD Başkanı Joe Biden’ın bu dört zirveden hedeflediği tek sonuç, müttefiklerini Çin-Rusya ikilisine karşı konumlandırabilmekti…
Nitekim Beyaz Saray o beklentiyi baştan ilan etti: “NATO, Rusya’nın saldırganlığına ve Çin’in meydan okumasına karşılık vermek için stratejik konseptini gözden geçirecek.”
Öyle de oldu…
Önce G7’de, ardından da NATO’da Çin ve Rusya’ya karşı pozisyon ilan edildi.
KUŞAK VE YOL’A KARŞI ‘GERİ İNŞA’ PROJESİ
En zengin ya da en gelişmiş 7 ülke olan ABD, Japonya, Kanada, Almanya, İngiltere, Fransa ve İtalya, Washington’un talebine uygun olarak Çin ve Rusya ikilisine karşı “birleşik cephe” görüntüsü açıkladı.
G7 ülkeleri özetle;
– “Çin’in statükoyu değiştirme girişimlerine kuvvetle karşı çıkacağını” ilan etti.
– Uygur, Hong Kong ve Güney Çin Denizi konuları üzerinden Çin’i hedef aldı.
– Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı “Dünya İçin Daha İyisini Geri İnşa” projesi duyurdu.
– Rusya’ya “istikrarsızlaştırıcı davranışlar ve kötücül faaliyetlere son” mesajı verdi.
Kısacası 1975’te kurulan G7 ülkeleri, tıpkı eski günlerdeki gibi dünya patronluğu sergileme çalıştı. Doğru, G7, dünya ekonomisinin 2/3’üne sahipken patronluk yapabiliyordu ancak oranın 1/3’e düştüğü günümüzde patronluk “taslamaktan” öteye gidemez artık…
Çin’in projesine/inisiyatifine karşı ancak alternatif proje açıklamak durumunda kalması bile gerçek tabloyu resmediyor…
BRÜKSEL’DE ÇİN VE RUSYA’YA KARŞI BİRLİK MESAJI
G7’nin devamında NATO zirvesinde de benzer sonuç açıklandı. İki maddede özetlersek;
– Liderler, NATO 2030 Konseptini kabul etti.
– Çin ve Rusya’ya karşı birlik mesajı verdiler.
Açıklanan 79 maddelik Brüksel Zirve Bildirisinin maddelerinin yarıya yakını doğrudan ve dolaylı olarak Rusya’yla; önemli bir bölümü de doğrudan ve dolaylı olarak Çin’le ilgili…
Bildiride, tıpkı başta belirttiğimiz Beyaz Saray açıklamasında olduğu gibi, Rusya’nın “saldırganlığından” ve Çin’in “meydan okumasından” hareketle NATO müttefiklerinin yapacakları sıralanıyor.
Peki nedir Rusya saldırganlığı, nedir Çin’in meydan okuması? Rusya kime saldırıyor? Çin kime meydan okuyor?
Ortada ne saldırganlık ne de meydan okuma var! Dahası ülkelere saldıran da, darbeler yapan da, suikastler düzenleyen de bizzat ABD’nin kendisi… Ancak ABD sürekli “Rusya saldırganlığı” ve “Çin’in meydan okuması” nitelemelerini tekrarlayarak, bir varsayımı, bir büyük yalanı, tıpkı yıllar önce BM salonunda Saddam’ın kitle imha silahı diye salladığı gibi sallıyor!
Tabii bunun Brüksel Zirve Bildirisine yansıması da, diplomasi açısından oldukça absürt olmuş. Örneğin bildirinin 10. maddesinde Rusya’nın NATO’yu ve Atlantik bölgesini nasıl tehdit ettiği madde madde sıralanırken, işi Rusya’nın “geniş çaplı habersiz ve ani tatbikatlar yapmasına” kadar getirmişler! 55. maddede ise Çin’in bazı Rus tatbikatlarına katılıyor oluşunu bile sorun olarak değerlendirmişler!
ABD’NİN BİRLEŞİK CEPHE KURABİLMESİ OLASI MI?
Sonuç olarak ABD, Rusya ve Çin’e karşı iki büyük cephe oluşturmaya çalışıyor:
Rusya’ya karşı Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa ve Karadeniz üzerinden Kafkasya’ya, oradan da Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay-cephe…
Çin’e karşı Orta Asya’dan başlayan, Hindistan ve Çin’in güneyindeki ülkeleri kapsayarak Güney Kore ve Japonya’ya uzanan bir yay-cephe…
ABD bu iki cephede AB’den İngiltere ve Türkiye’ye, Hindistan’dan Avustralya ve Japonya’ya kadar bir dizi ülkeyi harekete geçirmek istiyor.
Peki bu ne kadar gerçekçi?
20 yıl önce ya da 10 yıl önce bile böyle geniş bir “birleşik cephe” kuramayan ABD’nin bugün, yani hegemonyasının düne göre daha zayıf olduğu şartlarda, büyük bir cephe inşa edebilmesi olası mı?
Olamayacağı daha bugünden belli: NATO Genel Sekreteri Jens Stonltenberg “Güvenlik tehdidi oluşturuyor ama Çin düşman değil” demesi de, İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un “Kimse Çin’le yeni bir soğuk savaş istemiyor” demesi de, olası olmadığına işaret ediyor.
Ankara, NATO bağlamında Afganistan ve Orta Asya’da rol talebinde bulunurken, işte bu gerçeği dikkate almalıdır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Haziran 2021
ABD-Çin Mücadelesinde Orta Asya cephesi
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/06/2021
Kuşak ve Yol İnisiyatifi, özetle Asya’nın doğusundan Avrupa’nın batısına uzanan kara ve deniz ticaret yolları inşası projesidir. ABD, bu projenin gerçekleşmesi halinde AB üzerindeki denetimini yitireceğinden endişe ediyor. Bu nedenle bir yandan AB ülkelerini bu inisiyatife katılmamaları için zorluyor, bir yandan Çin’in bu projeye dahil olan ülkeleri borçlandırarak kontrolü altına alacağı propagandası yürütüyor, bir yandan da Kuşak ve Yol’u düğüm noktası olarak gördüğü yerlerden kesmeye çalışıyor.
ORTA ASYA’NIN KUŞAK VE YOL’DAKİ ÖNEMİ
Kuşak ve Yol İnisiyatifi açısından kritik öneme sahip bölge Orta Asya’dır. Batısında Afganistan’ın ve doğusunda Sincan Uygur Özerk Bölgesinin bulunduğu bu alan, ABD’nin Kuşak ve Yol İnisiyatifine karşı yığınak yapmak istediği bölge olarak görülüyor.
ABD bu bölge üzerinden öncelikle Çin’i ama ek olarak da Rusya’yı rahatsız etmeyi hesaplıyor. ABD, buradaki varlığını, aynı zamanda Hindistan ile Çin arasında sık sık sorun çıkartabilmenin aracı olarak görüyor.
Son üç haftada yaşananlara dikkatinizi çekmek istiyorum:
ABD’NİN ASKERİ TESİS İNŞA PLANI
1) Amerikan Newsweek dergisi, iki yıl süren araştırma sonucunu yayımladı: Rapora göre ABD Savunma Bakanlığı Pentagon, son 10 yılda yaklaşık 60 bin kişilik büyük bir gizli ordu kurdu. Bu ordunun yarısı özel harekât kuvvetlerinden oluşuyor. Bu ordu, dünyanın belirli noktalarında askeri üniforması ya da sivil kılıkla, 130 şirkete bağlı olarak operasyonlar yapıyor (Sputnik, 17.5.2021).
2) Pentagon Mühendisler Birliği’nin Amerikan medyasına yansıyan bir talep metni belgesi, ABD’nin yaklaşık 20 ülkede yeni tesis yapımı için bazı şirketlerle beş yıllık anlaşma yaptığını ortaya koydu. 240 milyon dolarlık harcama planı görülen belgede ABD’nin askeri tesis yapmayı planladığı ülkeler arasında Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan’ın yer alıyor olması dikkat çekiyor (Sputnik, 20.5.2021).
TÜRKİYE’YE AFGANİSTAN ROLÜ
3) Amerika’nın Sesi Radyosuna Türkiye değerlendirmesi yapan CIA uzman analisti Paul Goble, ABD yönetimiyle görüşecek AKP hükümetine şu tavsiyede bulundu: “Türkiye, Orta Asya’daki nüfuzunu ABD’yle görüşmelerinde masaya getirmeli.” (Amerika’nın Sesi, 12.5.2021).
4) Obama döneminde başlayan, Trump döneminde ilerletilen “Afganistan’dan çekilme” planı, Biden döneminde de sonuçlandırılmak üzere yürürlükte. Washington bunun hazırlığı olarak Afgan yönetimiyle Taliban arasında barış görüşmeleri başlatacak ve Türkiye’den bu barış görüşmelerinin ev sahibi olmasını istedi. Ankara da kabul etti.
ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan Beyaz Saray’daki basın toplantısında, Biden ile Erdoğan arasında yapılacak 14 Haziran görüşmesinde “Türkiye’nin, Afganistan’daki müzakereler ve diplomasi konusunda oynayacağı rolün de ele alınacağını” açıkladı (Sputnik, 7.6.2021).
SİNCAN UYGUR BÖLGESİNİN ÖNEMİ
İşte ABD’nin ve Batı’nın sık sık işlediği Uygur meselesi de Tibet meselesi de bu düzlemde önem kazanıyor. Yoksa ABD emperyalizmi açısından Uygur’un da Tibetlinin de bir değeri yok! Uygur ya da Tibet konusu, ABD’nin Çin’i sıkıntıya düşürebilme potansiyeli olarak değerli sadece…
Sincan Uygur ile Tibet bölgeleri, Çin’in batı kapıları…
Dahası bu bölge, Çin’in Pakistan’da işletmeye başladığı Gwadar limanı nedeniyle daha da önem kazanıyor. İran’dan petrol yükleyen bir tanker, ABD’nin savaş gemisi bulundurduğu Malaka Boğazı’na girmeye gerek kalmadan hemen Körfez’in yakınındaki Gwadar limanına yük boşaltıyor, petrol Pakistan’ın güney-kuzey yönünde boru hattı ile Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesinin batısında bulunan Kaşgar’a ulaşıyor.
Böylece Çin hem yolu kısaltıyor, hem de ABD’nin denetlediği boğazı baypas ediyor.
ABD’NİN SAHTE UYGURCULUĞU
İşte Orta Asya’da askeri tesis planlaması yapan ABD, 130 şirkete bağlı “gizli ordu” birlikleriyle bu bölgede önümüzdeki dönemde sabatoj faaliyetlerinden kışkırtıcı eylemlere kadar bir dizi “özel savaş” operasyonu yapmak istiyor. Pentagon’un basına yansıyan planlamaları açık bir şekilde bu türden faaliyetlere işaret ediyor.
O nedenle başta Uygur meselesi olmak üzere demokrasi ve insan hakları eksenli konular Batı’da artan oranda kullanılmaya çalışılacak.
Uygur meselesi aynı zamanda ABD ve işbirlikçileri tarafından Türkiye ile Çin’in arasını açma hedefli olarak sık sık kaşınacak.
NATO 2030 KONSEPTİ
ABD, Çin’i ve Rusya’yı 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde birkaç cephede birden baskı altında tutmak istiyor.
Peki bunu kimlerle yapacak? AB’yle, İngiltere ve Türkiye gibi NATO’nun güçlü ülkeleriyle ve Doğudaki Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya gibi NATO ortaklarıyla…
ABD, Baltık bölgesinden başlayarak Ukrayna cephesi, Karadeniz ve Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya uzanan hattı hem Çin’e hem de Rusya’ya karşı kullanmanın ve bu hattın doğusunda Çin ile Rusya arasına girmenin planlamasını yapıyor.
İşte NATO 2030 konsepti özetle bu hedefin konseptidir.
14 Haziran’da başlayacak NATO Zirvesinin esas hedefi bu konsepte hazırlanmaktır.
Ancak tüm bunlar, 21. yüzyılın Asya Yüzyılı olmasını durduramayacak…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Haziran 2021