Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
İki general, iki bakış
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/03/2022
Orgeneral Steven Townsend. ABD’nin Afrika Kuvvetleri (AFRICOM) Komutanı.
ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie ile ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde soruları yanıtladı.
Org. Townsend, yanıtlarında da bol bol Çin’i hedef aldı. Çin’in Afrika’da ABD ile rekabet ettiğini belirterek politika önerdi: “Çin’in yatırım yaptığı her ülkede buna karşılık vermemize gerek yok. Karşılık vereceğimiz yerler konusunda seçici olmalıyız ve rekabet etmemizin bizim için önemli olacağı ülkeleri seçmeliyiz.” (trthaber.com, 17.3.2022).
ABD: Çin’in Atlantik’te üs kurmasını önlemeliyiz
Org. Townsend, Çin’in tek denizaşırı üssünün Cibuti’de olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çin’in Afrika’daki askeri rekabetiyle ilgili beni endişelendiren öncelikli şey, Afrika’nın Atlantik kıyısında aktif olarak bir askeri üs arayışında olmalarıdır. Bu ABD’nin güvenliği için kötü olur ve biz birinci öncelik olarak, Çin’in Afrika’nın Atlantik kıyılarında bir üs kurmasını önlemeli ve caydırmalıyız.”
Atlas okyanusunun bir tarafındaki ABD ile diğer tarafındaki Afrika kıtası arasında yaklaşık 5 bin kilometrelik mesafe var. Ancak ABD kendisinden 5 bin kilometre uzakta bir yerde bile Çin’in üssü bulunmasını tehdit görüyor. Ve ABD’nin Afrika Kuvvetleri Komutanı Org. Townsend, ABD temsilciler Meclisi’nde, bunun önlenmesinin öncelikleri olduğunu belirtiyor.
“Ukrayna egemen bir devlet olarak elbette NATO’ya girmeli” diyerek Rusya’nın bunu güvenlik tehdidi görmesine karşı çıkanlar Org. Townsend’in sözlerini dikkatle okumalı. Ayrıca “Füzelerimizi Meksika ya da Kanada’ya yerleştirirsek ABD ne hisseder” diye soran Rusya Devlet Başkanı Putin’in sorusunun yanıtı üzerinde de düşünmeli.
Eski NATO komutanı: Savaşı ABD/NATO başlattı
Fabio Mini. Emekli İtalyan korgeneral. Eski NATO Güney Komutanlığı Kurmay Başkanı.
“Neden Savaş Konusunda Bu Kadar İkiyüzlüyüz” adlı kitabı var. Ukrayna krizi konusunda İtalya’nın L’AntiDiplomatico gazetesine konuştu. Soru-cevap şeklindeki söyleşiyi önceki gün Aydınlık gazetesi yayınladı.
Eski NATO komutanı öncelikle bu savaşı Rusya’nın başlatmadığını, zaten savaşın 24 Şubat 2022’de değil, öncesinde başladığını, başlatanın da ABD ve NATO olduğunu saptıyor. Em. Korg. Fabio Mini, Ukrayna’nın Rusça konuşan nüfusa karşı katliamın eşiğinde olduğunu ancak sekiz yıldır bu konunun umursanmadığını belirtiyor.
“ABD’nin Ukrayna’yı ileri karakol yaparak Rusya’yı kuşatmak istediğini” belirten eski NATO komutanı, “NATO yayılmasının aralıksız bir provokasyon olduğunu” belirtiyor.
Em. Korg. Fabio Mini, Rusya’nın harekatının bir tür “enginar operasyonu” olarak bilinçli şekilde yavaş ilerletildiğini, Ukrayna’da direnişe Neo-Nazi grupların kumanda ettiğini, Kiev rejiminin ancak hırsından vazgeçerek ülkeyi kurtarabileceğini kaydediyor. Em. Korgeneralin İtalyan hükümetine tavsiyesi ise şu: “Ukrayna’nın aklını başına alması için çabalayın.”
Putin’in ABD’ye yanıtının geniş anlamı
Batıda benzer şekilde düşünen başka askerler de oldu. Örneğin Almanya Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Kay-Achim Schönbach.
Rusya, 2022 Aralık’ında ABD ve NATO’ya 9 maddelik bir anlaşma taslağı sunduğu ve güvenlik garantileri talep ettiği süreçte, Alman Koramiral Schönbach “bana sorarsanız, Putin’in talep ettiği ve muhtemelen hak ettiği saygıyı göstermek gerekir” demişti. Basında sözleri hedef alınan Alman komutan, istifa etmek zorunda kalmıştı.
Kısacası, ABD’nin Ukrayna’yı NATO üyesi yapma hedefi, Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı Avrupa’nın güvenlik mimarisini şekillendirmeyi sürdürmenin ve “Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar” stratejisinin gereğiydi. Asıl Putin buna yanıt vermese, dünyanın güneyi ve doğusu için felaket olurdu.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Mart 2022
Ukrayna’nın seçeneği: Tarafsız ülke
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/03/2022
NATO içinde en agresif çizgiyi Polonya ve komşuları izliyor. Slovenya ve Çekya yöneticileriyle birlikte Ukrayna’nın başkenti Kiev’i ziyaret eden Polonya Başbakan Yardımcısı Kaczynki, “NATO barış misyonu” önerdi. Ancak Polonya’nın bu önerisi destek bulmadı. NATO Savunma Bakanları toplantısından önce konuşan Hollanda, İngiltere ve Kanada savunma bakanları, Polonya’nın önerisini reddetti.
Gündemde tutulmaya çalışılan bir diğer öneri ise Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin hemen her gün çağrısını yaptığı “uçuşa yasak bölge” oluşturulması. Ancak bu öneri de diğeri gibi, doğrudan Rusya’yla çatışma anlamına geldiği için desteklenmiyor. Nitekim ABD Başkanı Biden, Almanya Başbakanı Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “uçuşa yasak bölgenin” kabul edilemez olduğu birkaç kez açıkladı.
Peki NATO ne yapacak? Aslında genel tabloyu en iyi İngiltere Başbakanı Johnson özetledi. Johnson, Zelenski’nin de video konferans yoluyla katıldığı Londra’daki Ortak Sefer Gücü toplantısında, içinde bulundukları durumu “çaresiz bir an” olarak niteledi.
ABD barışa karşı
ABD’nin bu şartlarda yapabileceği, ateşe attığı Ukrayna’yı barıştan uzak tutarak Rusya’yı yıpratacak bir cephe olarak kullanmayı sürdürmek. Nitekim NATO Savunma Bakanları toplantısında konuşan ABD Savunma Bakanı Austin, “Ukrayna’ya silah göndermeye devam” diyerek bu amaçlarını ortaya koydu. Benzer şekilde Hollanda Savunma Bakanı Ollongren de, “teslimatlar Rusya’nın saldırısına uğrasa bile Ukrayna’ya silah göndermeyi sürdüreceklerini” açıkladı. Ve bu eğilimin ifadesi olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ittifakın Ukrayna’ya “mali, askeri ve siyasi desteğini sürdüreceğini” açıkladı.
Bu şu demek: ABD barışa karşı, kışkırttığı ve ateşe attığı Ukrayna’nın Rusya’yla anlaşmasını istemiyor. Tersine krizi uzatarak, Rusya’nın yıpratılmasının aracı olarak Ukrayna’yı “felakete uğraması pahasına” kullanmak istiyor.
Günün sonunda kaç Ukraynalının öldüğü, hatta Ukrayna’nın toprak kaybedip kaybetmediği bile ABD için esas mesele değil. ABD krizi 1) “Batı ittifakını” sürdürebilmenin, 2) Avrupa güvenlik mimarisinin şekillendirilmesinde rol sahibi olabilmenin, 3) Batı Avrupa üzerinde hegemonya kurabilmenin ve 4) Rus ekonomisini tahrip edebilmenin fırsatı olarak kullanmaya çalışıyor.
İsveç modeli
Zelenski, ABD’nin bu stratejisinin piyonu konumunda. O nedenle bazen Rusya kuşatması karşısında “şartları konuşabiliriz, Donbass cumhuriyetlerini tanıyabiliriz” mesajları veriyor ama Washington’un baskısıyla birkaç saat içerisinde tersine pozisyon açıklıyor. Ancak Zelenski’nin Amerikan stratejisine piyon olma durumu, ülkesini gittikçe daha büyük felakete götürüyor.
Rusya’nın ortaya koyduğu şartlar içerisinde en önemlisi, ne Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin bağımsızlığının kabul edilmesi ne de Kırım’ın tanınmasıdır. Zira bu Ukrayna tarafından da ABD tarafından da en sonunda öyle ya da böyle kabul edilecektir. En önemli konu, Ukrayna’nın “tarafsız ülke” statüsünün kabul edilmesi ve bunun anayasaya yazılmasıdır. Ukrayna’dan çok ABD’nin karşı çıktığı konu budur. Zira bu şartın kabulü karşılığında ortaya çıkacak barış, ABD’nin stratejik düzlemde büyük bir kaybı, Rusya’yı kuşatma hattının merkezinin düşmesi ve krizi kullanma fırsatının ortadan kalkması demektir.
Moskova, NATO Savunma Bakanları toplantısının ve Rusya-Ukrayna müzakeresinin 6. turunun öncesinde konuyu yeniden formüle ederek gündeme getirdi. Kremlin sözcüsü Peskov, “Avusturya ya da İsveç gibi, kendi ordusu olan ama yabancı askeri üslerin ve güçlerin bulunmadığı ülke statüsünün uzlaşı olarak düşünülebileceğini” açıkladı.
Dolayısıyla Ukrayna’nın önünde iki seçenek var: Ya İsveç modeli gibi bir modelle tarafsız ülke statüsünü kabul edecek ya da ABD’nin silah desteğiyle “uzatılmış yıpratma savaşına” araç olarak felakete uğrayacak. Ki bu da Kiev’in aslında tek seçeneği olduğunu göstermektedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Mart 2022
“Yeni dünya düzeni” inşası
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/03/2022
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 4 Şubat 2022 tarihli “ortak bildiri” ile Rusya’nın NATO kuşatmasına karşı 24 Şubat 2022’de başlattığı “yarma harekâtı”, yeni dünya düzeninin inşası bakımından birbirini bütünleyen iki kritik olaydır.
10 Şubat 2022’de bu köşede “yeni dünya düzeni bildirisi” olarak nitelediğim o bildiri, açıkça “yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen” diyordu. 24 Şubat tarihli “yarma harekâtı” ise bu köşede çözümlediğimiz gibi özünde Rusya’nın etrafındaki NATO kuşağının tarafsız kuşağa çevrilmesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği konusudur. Bu da haliyle transatlantik ittifakının geleceği demektir.
Bugün, mevcut ama henüz “ham” olan verilerle, bu yeni dünya düzenine ilişkin bir izdüşüm çizmeye çalışacağım.
NATO’da kırılma ve bağımsız Avrupa
1. 16 üyeli NATO’nun 1999’dan itibaren Rusya’ya doğru genişleyerek 30 üyeli bir yapıya dönüşmesinin sonuna gelindi. Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelik olasılığı artık yok. Dahası, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerinin de bazıları, önümüzdeki dönemde NATO üyeliklerini siyasi boyutta sürdürmeye yönelecekler. Kısacası, Stratfor’un çizdiği “Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar” stratejisi tersine dönecek.
2. 30 üyeli NATO içinde, Fransa’nın “beyin ölümü” saptamasıyla başlayan ve Ukrayna krizinde alınacak tutumla iyice beliren farklılık, bazı üyelerin askeri üyeliklerini askıya almasıyla, bazı üyelerin de NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanacak. NATO’nun varlığı ciddi şekilde sorgulanacak.
3. Almanya-Fransa AB’yi, yeni dünya düzeninin içinde önemli bir siyasi ve ekonomik merkez yapabilmeye yönelecek. Bunun yolu elbette Avrupa ordusu inşa etmekten ve AB’nin ABD’den bağımsız strateji ilan etmesinden geçecek.
4. ABD’nin SSCB’nin dağılması sonrasında Avrupa güvenlik mimarisini Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başlattığı inşa süreci bitti. Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi, eninde sonunda Almanya-Fransa ile Rusya tarafından şekillendirilecek.
Tek para modelinin sonu
5. ABD’nin Rusya’ya karşı AB’yi, Çin’e karşı Hindistan’ı ana stratejisine eklemleme çabası başarısızlığa uğruyor. AB ve Hindistan, yeni dünya düzeninde, birer bağımsız merkez olarak hareket edecekler.
6. BM düzeni, yenilenmiş ve güçlenmiş olarak revize edilecek. Almanya ve Hindistan’ın güvenlik konseyi daimi üyelikleri dahil, yeni tablolar oluşacak.
7. ABD’nin “liberal düzene” kumanda ettiği G7 değil, yeni düzene uygun şekilde G20 esas olacak.
8. “Tek kutuplu ekonomi modeli”nin yerini, “çift kutuplu ekonomi modeli” alacak. Tek para (dolar), tek banka (dünya bankası), tek finans kuruluşu (IMF), tek bankacılık sistemi (SWIFT) gibi eski liberal düzene ait kurumlar hem yeni merkezlerin bu kurumlarda ağırlık oluşturmasıyla değişecek hem de yeni merkezler bu teklerin alternatiflerini oluşturacak (Nitekim sepet para ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi alternatifler oluşmaya başladı bile.)
9. Dünya Ticaret Örgütü, yeni düzene uygun olarak güncellenecek. Dünya ticareti hukukundaki Atlantik egemenliği, dengeli ve adil hale getirilecek.
Türkiye’nin yeri
Özetle ABD’nin 1945’te inşa etmeye başladığı ve 1991’den itibaren de tek egemeni olmaya çalıştığı düzen artık değişiyor. Yeni bir dünya kuruluyor; ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın küresel güç merkezleri olduğu yeni bir dünya…
O nedenle meseleye “o da savaş, bu da”, “o da kapitalist, bu da” darlığında değil, ezilen ve gelişmekte olan dünya ülkelerinin çıkarları zemininde bakmalıyız.
Diğer yandan tüm bunlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi mevcut ve “ham” verilerle çıkarmaya çalıştığımız bir izdüşümdür. Tartışmaya ve geliştirmeye devam edeceğiz.
Türkiye’nin bu yeni düzende yerinin ne olacağı ayrıca tartışmamız gereken bir konudur. Bir giriş olarak şunu söyleyebilirim; terazinin bir kefesinde Türkiye’nin Rusya, Almanya ve Fransa üçlüsüne dördüncü olarak yeni Avrupa güvenlik mimarisinde yer alabilmesi, diğer kefesinde de ABD’nin İngiltere ve İsrail ile oluşturduğu üçlüye dördüncü olabilmesi olasılığı var. İlki “bağımsız Türkiye’nin” yeni dünya düzeninde alacağı pozisyonu, ikincisi ise “Atlantik’e çıpalı Türkiye’nin” sürdüreceği mevcut konumu nitelemektedir. Hangi kefenin ağır basacağını, iç mücadelenin nasıl seyredeceği belirleyecek.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Mart 2022
ABD’nin Ukrayna’daki laboratuvarları
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/03/2022
Rusya’nın Ukrayna harekâtı, ABD’nin 2005 yılından bu yana Ukrayna’da yürüttüğü biyolojik araştırmaları ortaya çıkardı. Böylece Amerikancı/Sorosçu ilk turuncu darbenin bir pisliği ortalığa saçılmış oldu.
Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, 7 Mart günü, Ukrayna’da ABD tarafından finanse edilen bir askeri biyolojik programı açığa çıkardıklarını açıkladı. Üstelik Rusya’nın elinde, bu programa dair izlerin silinmesi talimatını da ortaya koyan bir belge vardı. Ukrayna Sağlık Bakanlığı tüm laboratuvarlara gönderdiği talimatta, acilen harekete geçmelerini ve tehlikeli patojenlerin depolanmış stoklarının ortadan kaldırılmasını istiyordu.
Çin ABD’den açıklama istedi
Dünyaya ilan edilen bu tehlikeli konu, tahmin edilebileceği gibi, Batı medyası tarafından görmezlikten gelindi. Ta ki konu Çin tarafından ABD’ye sorulana kadar. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Cao Licien, ABD’nin, hangi virüslerin depolandığı ve hangi araştırmaların yapıldığı başta olmak üzere bu laboratuvarlarla bağlantılı bilgileri en kısa zamanda açıklaması gerektiğini belirtti. Çinli yetkili, ellerinde bu konuda önemli verilerin bulunduğunu, Ukrayna’daki biyo-askeri faaliyetin buz dağının görünen yüzü olduğunu, Pentagon’un 30 ülkede 336 biyoloji laboratuvarını kontrol ettiğini vurguladı.
Ortaya çıkan ve Rus basınında genişçe yer verilen belgeler, ABD’nin bu laboratuvarlarda biyolojik silah geliştirmeye çalıştığı iddiasını güçlendirecek nitelikteydi. Örneğin bir belgeye göre bu araştırma programında, başta Slavlar olmak üzere etnik gruplar üzerinde biyolojik çalışmalar yapılıyordu. Örneğin bir başka belgeye göre “göçmen kuşlar aracılığıyla enfeksiyon taşınması” projesi de çalışmalar arasındaydı.
Nuland’ın ABD Senatosu’ndaki itirafı
Bu iddialara itiraz ABD’den değil, AB ve NATO’dan geldi! AB’nin “EUvsDisinfo” sitesinden yapılan açıklamada, konu “Rusya’nın devlet kontrolündeki medya aracılığıyla yürüttüğü dezenformasyon çabası” olarak yorumlandı. NATO Sözcüsü Oana Lungescu ise Rusya’yı “yanıltıcı bir operasyon yaratma çabası” içinde olmakla suçladı!
Ancak AB ve NATO dezenformasyon dese de, ABD laboratuvarların varlığını itiraf etti: Konu ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde gündeme geldi ve senatörler tarafından ABD Dışişleri Müsteşarı Victoria Nuland’a soruldu. “Ukrayna’da kimyasal ya da biyolojik silahlar var mı?” sorusuna Nuland, “Ukrayna, biyolojik araştırma tesislerine sahip” yanıtını verdi. Hatta Nuland, “Araştırma içeriklerinin Rus kuvvetlerinin eline geçmesini nasıl önleyeceğimiz konusunda Ukraynalılarla birlikte çalışıyoruz” dedi!
Pentagon’dan 46 laboratuvara 200 milyon dolar
Bu gelişmeler üzerinde en sonunda Pentagon da açıklama yapmak zorunda kaldı. Bir grup gazeteciyle konuşan ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) üst düzey savunma istihbarat yetkilisi, laboratuvarların varlığını kabul etti ama “sivil amaçlı” olduğunu iddia etti. Pentagon yetkilisi, Kiev’de Biyolojik Silahlar Sözleşmesi kapsamında kamuya duyurulmuş 5 laboratuvar bulunduğunu ama bunların aşı, tedavi, terapi ve hastalıkları teşhis gibi sivil amaçlarla kullanıldığını söyledi.
Savunma istihbarat yetkilisi, Pentagon’un “Kooperatif Tehdit Azaltma Programı” kapsamında, 2005’ten bu yana, Ukrayna’daki 46 sağlık tesisi, laboratuvar ve teşhis merkezine 200 milyon dolar yatırım yaptıklarını belirtti.
Peki bu laboratuvarlar “sivil amaçlı” ise yatırımı neden ABD Savunma Bakanlığı yapıyor? Geçelim…
ABD’nin biyolojik silah sicili
Pentagon’un kimyasal ve biyolojik silah faaliyeti ilk kez gündeme geliyor değil. Yakın bir tarihten örnek verelim: Pentagon’un 2020 bütçesinin görüşmeleri sırasında, Temmuz 2019’da, konu ABD Kongresi’nde gündeme geldi. ABD Temsilciler Meclisi üyeleri Pentagon’dan hastalık taşıyan keneleri “silah haline getirmek” için deneyler yapıp yapmadığını ve bu tür böceklerin laboratuvar dışına bırakılıp bırakılmadığını açıklamasını istedi. Konuyla ilgili bir genel müfettişlik araştırması talep edildi.
Bu tür sorgulamalar önceki yıllarda da vardı. Yani biyolojik silahlar konusu uzun bir süredir Pentagon’un faaliyet alanı içinde. ABD’nin bu gizli faaliyetlerinin açığa çıkarılması ve önlenmesi ise tüm dünyanın çıkarı açısından kritik önemdedir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Mart 2022
Ukrayna krizinin enerji-politiği
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/03/2022
Ukrayna krizini esas boyutuyla; yani birincisi ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı AB ve Hindistan’ı ana stratejisine eklemleme hedefi, ikincisi de Avrupa güvenlik mimarisini kimin nasıl şekillendireceği yönüyle inceldik. Bu bağlamda “NATO’nun Yugoslavya’yı parçalayarak ve doğuya doğru sürekli genişleyerek güvenlik mimarisini şekillendirmeye başlamasının” neden, “Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekatının” da bu nedenin sonucu olduğunu inceledik.
Tabi meselenin enerji-politik boyutu da var:
ABD-Almanya mücadelesi
ABD yönetimi, Ukrayna ile imzaladığı stratejik ortaklık belgesiyle, Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 projesine karşı birlikte mücadele edeceklerini ilan etmişti. Washington uzun süredir, gerek Almanya içindeki NATO’cu damarı harekete geçirerek, gerek yaptırım uygulayarak bu projeyi durdurmaya çalıştı ama başaramadı. Rusya’nın askeri harekâtı sonrası, Yeşiller’in de baskısıyla Scholz bir ara formül buldu: Ruhsatlandırma süreci durduruldu!
Bu pratikte şu demek: Birincisi, 10 milyar avro harcanarak yapılan boru hattı yerinde duruyor, günü geldiğinde vana açılır; ikincisi, Almanya’nın ve Avrupa’nın ihtiyacı için Kuzey Akım 1 boru hattı nasılsa çalışıyor.
Ki daha üzerinden iki hafta bile geçmemişken, arkasına Alman sanayicisini de alan Scholz, şu aşamada alternatifi olmadığı için, Rusya’yla enerji işbirliğini kesmeyeceklerini ilan etti! (Rusya’ya yaptırımlar enerji alanına kaymadıkça, olağanüstü etkisi olmayacak).
Rusya-Almanya doğalgaz işbirliğini kesemeyen ABD, en azından petrol ticaretini yaptırıma dahil etmeye çalıştı, sonuç alamadı. Avrupalı ortaklarını ikna edemeyen ABD, en sonunda Rusya’dan petrol ithalatını kesme yaptırımını tek başına uygulamak zorunda kaldı. Etkisi ne olur? ABD’nin Rusya’dan aldığı petrol, sadece yüzde 3 seviyesinde!
ABD’nin işlemez LNG ve kömür planı
Avrupa’nın en büyük ülkesi Almanya, 2021 verilerine göre doğalgazın yüzde 56’sını, petrolün yüzde 34’ünü, taş kömürün de yüzde 50’sini Rusya’dan karşılıyor. Tüm Avrupa için Rusya doğalgazına bağımlılık yüzde 40 seviyesinde.
ABD, bir süredir bu oranı azaltmak ve Ukrayna krizine hazırlanmak için çaba gösteriyordu: Birincisi kendi LNG’sini (sıvılaştırılmış doğalgaz), ikincisi Katar’ın LNG’sini, üçüncüsü de kömür yoluyla yüzde 40’lık oranı aşağıya çekmeye çalışıyordu.
Katar, anlaşmalı müşterileri bulunduğunu, spot piyasada sattığı LNG’nin de ihtiyacı karşılayamayacağını söyledi özetle. ABD’nin taşıyacağı LNG, Avrupa gibi büyük bir pazarın ihtiyacını karşılayabilmekten zaten çok uzak. Kömür kullanımını artırma yoluna gitmek ise AB’nin “yeşil enerji” hedeflerinin çuvallaması demek…
Kriz, İran ve Venezuella’ya yaradı
ABD’nin bu sıkışmışlığı, iki önemli düşmanına yaradı; İran’a ve Venezuella’ya…
ABD, yıllardır yaptırım uyguladığı, birkaç kez kalkışma yaratmaya çalıştığı ve Suriye’de başarılı olabilseydi sonrasında saldıracağı İran’la geçen hafta enerji alışverişi görüşmesi yaptı!
Yine ABD, “arka bahçesinde” Chavez’le kamucu ekonomi inşa etmeye çalışan ve bunu her türlü zorluğa rağmen Madura ile sürdürmeye çalışan, birkaç kez darbe girişimi, birkaç kez suikast girişiminde bulunduğu, piyasalardaki petrolüne, altınına ve parasına el koyup ağır yaptırımlar uyguladığı Venezuella ile de geçen hafta enerji alışverişi görüşmesi yaptı!
ABD, Rus enerjisi yerine, Avrupa’ya İran ve Venezuella’dan kaynak arıyor. Şimdi her iki ülke, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekatını fırsata çevirerek, bu görüşmeleri, üzerlerindeki ağır yaptırımlardan kurtulmanın ve bloke edilmiş altınlarına ve paralarına kavuşmanın yolu olarak kullanacaktır.
AKP’nin önündeki fırsat
ABD’nin birkaç ay önce, sponsorluğunu yaptığı EastMed projesinden desteğini çekmesi de bu nedenle. Türkiye’ye rağmen hayata geçemeyen proje nedeniyle, Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınması gecikiyor. ABD şimdi İsrail ve Yunanistan ile Türkiye’yi yeni projede bir araya getirmeye çalışıyor. Siyasal ve ekonomik basınç altındaki AKP iktidarı da bunu fırsata çevirip, ABD’yle mevcut sorunların en azından bir bölümünü rafa kaldırtmayı arzuluyor.
Diğer yandan AKP iktidarı, hem Ankara’da, hem de Almanya’da Barzanilerle buluşarak, Kürt petrolünün de Avrupa’ya transferinin pazarlıklarını yapıyor.
Sonuç olarak, petrol ve doğalgaz boru hatlarının yönüne bakmadan, savaşları ve çatışmaları analiz etmek mümkün değildir. Ve sonucun sonucu olarak, ABD’nin bu enerji planları hayata geçse bile Rusya’nın doğuracağı açığı karşılayamıyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Mart 2021
Savaşın hedefi tarafsızlık kuşağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/03/2022
İnsanlık yeni bir çağa geçene kadar, Carl von Clausewitz’in “Savaş siyasetin başka araçlarla (şiddet araçlarıyla) devamıdır” görüşü, gerçekliğini ne yazık ki sürdürecek.
Kaçınılmaz olarak, 21. yüzyılı da, hatta sonraki birkaç yüzyılı da, bu gerçeklik zemininde yaşayacak insanlık. Savaş ile barış arasındaki diyalektik ilişki sürecek. Barışa kavuşabilmek için savaşlar kaçınılmaz olacak, bazı savaşları geciktirmek için siyasetin alanı genişletilmeye çalışılacak; bazı savaşları önlemek için devrimler gerekecek. “Ya savaş devrimlere yol açar, ya da devrim savaşı önler” tezi bu yüzyılda da geçerli yani…
Rusya’nın ABD/NATO’dan talepleri
Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekâtı da sonuç olarak “siyasetin şiddet araçlarıyla devamıdır.” Putin, uzunca süredir ABD ve NATO’dan talep ettiklerini siyasi zeminde alamayınca, silahlı siyaset aşamasına geçti.
Nedir Rusya’nın talepleri? Rusya, Aralık 2021’de ABD ve NATO’dan üç talepte bulundu: 1) NATO’nun genişlemeyeceğine dair yasal garanti. 2) NATO’nun, Rusya sınırları yakınında, Rus topraklarındaki hedefleri vurabilecek silahlar konuşlandırmayacağına dair yasal garanti. 3) NATO’nun, 1997’den sonraki genişleme politikası çerçevesinde Doğu Avrupa ülkelerine yerleştirdiği silahları ve askeri tesisleri geri çekmesi.
Rusya, ABD ve NATO’nun cephe haline getirdiği Ukrayna’dan da 8 yıl önce imzalanan Minsk Anlaşması’na uymasını ve “tarafsızlık statüsünü” seçmesini istedi.
Moskova için beka sorunu
Moskova’nın ABD ve NATO’dan istediği güvenlik garantilerinin karşılanıp karşılanmaması, Rusya için bir varlık yokluk sorunu. Putin bu nedenle siyasi düzlemde karşılanmayan taleplerini silahlı siyasetle kabul ettirme yolunu seçti.
Rusya’nın güvenlik garantilerinin neden varlık yokluk konusu olduğu ortada: ABD, 30 yıldır NATO’yu adım adım Rusya’ya doğru genişletti, genişletmeye de devam etmek istiyor. Rusya’ya diz çöktürmek için de sırada Ukrayna vardı. Çünkü Amerikalı stratejistlerin daha yıllar önce belirttiği gibi, Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlardı…
ABD bu amaçla Baltık ülkelerinden Doğu Avrupa’ya ve Ukrayna’ya inen, oradan Batı Karadeniz ülkeleri üzerinden Karadeniz’i aşıp Gürcistan’da Kafkaslara ulaşan ve devamında da Kazakistan’a kadar ilerleyen bir kuşak oluşturmaya çalışıyor. ABD’nin bu kuşağı, Rusya’yı boğacak bir NATO kuşağıdır. Rusya ise bu kuşağa karşı Ukrayna cephesinden bir yarma harekâtı düzenliyor.
ABD’nin yıpratma savaşı taktiği
Putin’in siyasi talepleri, daha somutlarsak, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye alınmayacağının yazılı garantisi, Baltık bölgesindeki NATO ülkelerinin siyasi üyeliklerinin devam etmesi ama NATO üslerinden arındırılması ve Doğu Avrupa’daki NATO ülkelerinde doğrudan Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının çekilmesi… Rusya’nın askeri harekatının 10 günü incelendiğinde, Putin’in bu hedeflere yöneldiği anlaşılmaktadır.
Kiev yönetiminin Rusya’yla “tarafsızlık” konusunu müzakere etmeye hazır olduğuna dair kimi işaretler var.
Washington ise gerek NATO içindeki anlaşmazlıklar/farklılıklar gerek nükleer riskler nedeniyle NATO’yu doğrudan işin içine karıştıramadığı şu şartlarda iki hedefe yönelmiş görünüyor: 1) Ukrayna’yı Rusya’yı zayıflatacak uzun soluklu bir yıpratma savaşı cephesine dönüştürmeye çalışıyor. Bu amaçla Ukrayna’yı sürekli silahlandırıyor ve “özel savaşçı” taşımaya uğraşıyor. 2) Polonya’yı askeri-siyasi yığınak merkezine dönüştürmeye çalışıyor. (İngiltere’nin Polonya ve Ukrayna’yla Batı Avrupa’ya karşı bu süreçte “küçük Avrupa ittifakı” kurması de bu amaçla.)
Putin’in önündeki tarihi fırsat
Özetle Rusya, ABD’nin 30 yıldır boynuna dolamaya çalıştığı Baltık bölgesinden başlayan ve Orta Asya’ya kadar uzatılmak istenen “NATO kuşağını”, Ukrayna’nın NATO üyeliğini önleyerek, Baltık ülkelerini NATO üslerinden arındırarak ve Doğu Avrupa’dan saldırı silahlarını çektirerek, bir “tarafsız kuşağa” dönüştürmeye çalışıyor.
Daha önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, Putin, Amerikan hegemonyasının zayıflamasını ve Çin’le ilişkilerini, “tarafsız kuşak” inşa hedefine ulaşabilmek bakımından tarihi bir fırsat olarak görüyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Şubat 2022
Türkiye’nin NATO’culuk damarı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/03/2022
Türkiye’de çok güçlü bir NATO’cu damar var. Bu damar, antikomünizm üzerinden Türk milliyetçiliğini ülkücü milliyetçilik şeklinde bozarak ve onu Türk-İslam sentezi içinde Siyasal İslamcılık ile buluşturarak inşa edildi.
20. yüzyıl siyasetinin en önemli gerçeklerindendir: Komünist faaliyetlerin yasaklandığı hatta baskılanarak tırpanlandığı her ulusal devlet, felakete uğradı.
Nazizm’in Alman halkını körleştirme ve dünyayı bir felakete götürme süreci, Hitler’in iktidara gelmesinden kısa süre sonra komünist faaliyetleri yasaklamasıyla başladı. Avrupa’nın gelişmiş demokratik ülkeleri, 20. yüzyıl boyunca ABD adına komünizmle mücadele ettiği oranda gericileşti.
Bizde farklı mı? Cumhuriyet’in devrimci barutunun tükenmesi, feodalizmle uzlaşma ve Atlantik kampına bağlanmayla başlayan süreç en sonunda devletin laik ve demokratik karakterleri ile cumhuriyetçi niteliğinin tahrip edilmesiyle sonuçlanmadı mı? Bu süreçte antikomünizmin rolü kritik önemde. Daha açık söyleyeyim: CHP’nin sağcılaşması ve bugünlerde en NATO’cu çizgiyi savunur hale gelmesinde de antikomünizmin etkisi var. Solun güçlendiği şartlarda CHP de ortanın soluna geçmek ve halkçı bir çizgi izlemek zorunda kalıyordu çünkü.
Gladyo’nun antikomünizm operasyonları
NATO’culuk, antikomünizm üzerinden ülkeleri ele geçirdi; antikomünizm ile devletlerin içinde Atlantikçi damar oluşturdu. Öyle ki NATO, antikomünist bir dalga yaratabilmek için kendi özel örgütleriyle üye ülkelerde suç işleyip, komünistlerin üzerine attı. Örneğin 6-7 Eylül 1955 olayları bir gladyo/kontrgerilla faaliyetiydi ancak Bayar-Menderes ikilisi olayı komünistlere yıktı; Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo başta olmak üzere pek çok komünist aydına dava açıldı.
Benzeri tablolar sonraki yıllarda da yaşandı. Böylece NATO, üye ülkelerde komünizmi yasaklattı, büyümesini engelledi, halk nezdinde şeytanlaştırdı. “Komünistler Moskova’ya” sloganının halk içindeki etkisi, işte o operasyonların sonucudur.
Altı okun teminatı olarak komünistler
ABD destekli “komünizmle mücadele” olmasa, Atatürk’ün altı oku bu kadar kolay kırılamayacaktı. Çünkü komünistlerin varlığı, laiklikten halkçılığa, o okları halk adına sürdürebilmenin teminatıydı. Çünkü komünistlerin varlığı, kamu ekonomisinin özelleştirmeler yoluyla “oligarklara” peşkeş çekilememesinin teminatıydı.
Özelleştirme kraliçesi Tansu Çiller, konu TBMM’de yasallaştığında, 23 Kasım 1994 günü Meclis kürsüsünden “son sosyalist devleti yıktık” diye meydan okurken, işte bu büyük gerçeğe kendi sınıfı adına işaret ediyordu! (Ukrayna’nın 30 yıldır, 19990’daki milli gelirine ulaşamaması sonucunun nedeni, kamu mallarına çöken oligarkların ülkeyi paylaşmasıdır.)
Akılları ABD adına Rusya’yla savaşta olanlar
NATO bir saldırı aygıtıdır; Amerikan liberal düzeninin korunmasının savaş aygıtıdır. NATO o nedenle özelleştirmecidir, o nedenle kamuculuk düşmanıdır, o nedenle sermayenin liberalleşmesinden, serbestçe dolaşımından, yani hedef ülkeye serbestçe girişinden yanadır ve tüm bunların sağlanabilmesinin askeri aracıdır.
NATO, işte bu hedefi nedeniyle de, sadece askeri bir örgüt değil, ondan daha önemlisi bir siyasal örgüttür. ABD emperyalist sınıfının çıkarlarını sağlayabilmek için de üye ülkeleri denetim altında tutma organıdır. ABD emperyalizmi işte bu düzeni kurmak ve beyinleri ele geçirmek üzere her yıl milyar dolarlar dağıtır; burslar verir, fon sağlar…
Ve o NATO’cu damar da, dün halk içinde sol dalganın geliştiği şartlarda nasıl “komünistler Moskova’ya” sloganı üretiyorsa, bugün de Türk-Rus işbirliğini sabote edebilmek hedefiyle NATO’nun rolüne işaret edenleri Putincilikle suçlar. Hatta en NATO’cuları, Türk-Rus işbirliğinin önemine işaret eden emekli amiralleri hedef alır, “Bu askerler görevdeyken Rusya’yla savaş çıksaydı, gidip gemilerini Rusya’ya teslim ederlerdi” deme seviyesizliğine iner!
Öyle Amerikancı, öyle NATO’cudurlar ki, akılları fikirleri Rusya’yla savaştadır. O nedenle de ekranlara doldurulur ve lafa “Türkiye ABD’yle hiç savaşmadı ama Rusya’yla 13 kez savaştı” diyerek başlarlar. Oysa Atatürk tarihe böyle baksaydı, Kemalist-Bolşevik ittifakı kurulamaz ve Kurtuluş Savaşımız da en önemli dayanağına kavuşamazdı. Kaldı ki, ABD’yle “açık” savaş yaşanmaması, ABD’yle darbeler başta “özel savaş” yaşandığı gerçeğini örtmez!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Mart 2022
Putin’in asıl hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/03/2022
Rusya’nın Ukrayna harekâtının Batı’yı birleştirdiği, bu nedenle de Putin’in aslında tuzağa düştüğü yorumları var. Putin’in Donbass’ın ötesine geçerek yaptığı hamlenin, satranç tahtası üzerindeki kalesini fazlasıyla ileri sürdüğü anlamına geldiği, bu nedenle de kalenin düşebileceği belirtiliyor özetle.
Putin’in 24 Şubat hamlesinin ardından ortaya çıkanları medyadaki haberlere bakarak özetlersek: ABD ve Avrupa birleşti, Rusya’ya birlikte yaptırım uyguluyorlar. NATO’nun beyin ölümü tartışmasının yerini, NATO’nun birliği ve genişlemesi aldı. Almanya savunma harcamasını artırma kararı aldı. ABD ve AB ülkeleri, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya silah yardımı yapıyor.
Evet, durum gerçekten medyada betimlendiği gibi ise, “Putin tuzağa düştü, Batı’yı birleştirdi” yorumu yapılabilir. Ancak satranç tahtasının üzerindeki karşılıklı hamleleri analiz edersek, kısa vadede ortaya çıkan ile orta ve uzun vadede ortaya çıkacak olanların çok farklı olacağını görürüz.
Putin, mat etmek, yani NATO’yu geriletmek, hatta parçalamak, belki uluslararası hukuk açısından meşruyetini tartışmalı hale getirmek istiyor. Bir daha da böyle bir fırsat yakalayamayacağını düşünerek, asıl amacını gerçekleştirmek üzere satrançta bazı fedalar yapıyor. NATO’nun parçalanması, fiilen ABD ile AB’nin ayrışmasıdır. Yani AB’nin kendi ordusunu da kurarak, ABD’den uzaklaşmasıdır. AB’nin yeni dünya düzeninde ABD stratejisine eklemlenen bir “yedek” kuvvet olmaktan, ABD stratejisinden özerklik kazanarak üçüncü bir odak olmaya çalışması demektir.
İşte bu hedef düzleminde bakıldığında, ABD ile AB’nin Rusya’ya karşı birleştiği ilk sonucundan ziyade, uzun vadede ABD ile AB’nin ayrışmasının zeminin hazırlandığı gerçeğiyle karşılaşırız.
Çok kutuplu/merkezli dünya hedefi
Putin, ABD hegemonyası altındaki zayıf bir Avrupa’yı mı, yoksa ordusunu inşa ederek ABD’den ayrışan daha güçlü bir Avrupa’yı mı tercih eder? Taktik değil, stratejik düzeyde bakıldığında, Putin’in istediği, kesinlikle ABD’den ayrışmış, daha güçlü bir Avrupa olacaktır. Çünkü ordusu zayıf olsa da ABD hegemonyası altındaki bir Avrupa, ABD hegemonyasından çıkmış ama görece güçlü ordusu olan Avrupa’dan daha tehlikelidir Rusya için. Aslında bu konuda çok akıl yürütmeye de gerek yok. Bu konuda zaten olanlar ve söylenenler var, anımsayalım:
26 Kasım 2018’de, bu köşede, “ABD-AB çatışması: Avrupa ordusu” başlığıyla yayımladığım yazıda çok önemli bir konuya dikkat çekmiştim. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6 Kasım 2018 günü yaptığı bir açıklamada, Rusya tehlikesine dikkati çekerek, ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir AB ordusu kurmadıkça Avrupalıların güvende olamayacağını söylemişti. Fransa’nın “Rusya tehlikesi” açıklamasından Rusya memnuniyet duyuyor ama ABD tepki gösteriyordu! Tuhaf mı? Yukarıda anlatmaya çalıştığım tam da bu işte; tuhaf değil, stratejik. Putin, Macron’un Rusya tehlikesine işaret ettiği bu açıklamasını 11 Kasım 2018’de yorumladı ve aynen şöyle dedi: “Ortak Avrupa ordusu, çok kutuplu dünya düzenini pekiştirir.”
Almanya’nın kararı
İşte Almanya’nın Putin’in Ukrayna’ya askeri harekatı sonrası savunma bütçesini 100 milyar avro artırma kararını bu perspektifte değerlendirmek lazım. Aslında Berlin bu hamlesiyle NATO’ya değil, NATO’dan ayrışmaya yatırım yapıyor.
Kısa vadeli ilk sonuçların tersine, Almanya uzun vadede ABD’ye, “Ukrayna’ya yardım edemeyen bize de edemez, kendi önlemimizi almalıyız” diyerek “Avrupa ordusu” hedefini ilerletecek. Çünkü Paris’in yukarıda anımsattığım çıkışı, Berlin’le eşgüdümlüydü. Nitekim Macron’un çıkışından bir hafta sonra Almanya Başbakanı Merkel “gerçek” bir Avrupa ordusu istemiş, ayrıca “Avrupa Güvenlik Konseyi” kurulmasını önermişti (13.11.2018). Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Berlin’de Alman Büyükelçiler Konferansı’nda “ABD ile AB ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğini” söylemiş, “Washington’a eskisi gibi güvenilmediğini” belirterek “çok taraflı yeni bir ittifak” kurulması gerektiğini savunmuştu (27.8.2018).
Avrupa’daki bu çıkışlar, Putin’in 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda önerdiği, şimdi de Rusya’nın temel müzakere tezi olan “ortaklaşa güvenlik temelinde yeni Avrupa güvenlik mimarisi” önerileriyle uyuşuyor.
Beş merkezli dünya
İşte bu hedefle AB bir süredir Berlin-Paris liderliğinde “stratejik pusula”sına “stratejik özerklik” koymaya çalışıyor. Ukrayna krizi belki bunu kısa vadede erteledi ancak orta ve uzun vadede gidişat oraya. Bu da Putin’in asıl hedefini, yani NATO’yu geriletmeyi, hatta NATO’yu parçalamayı sağlaması demek.
Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli 2019 tarihli kitabımda ayrıntılı inceledim: Amerikan rüyası bitiyor, yeni bir dünya kuruluyor; ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’dan oluşan beş merkezli dünya. Okumayanlara bugünlerde önemle okumalarını öneririm.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mart 2022
Ukrayna sonuç, NATO genişlemesi neden
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 28/02/2022
Ukrayna’daki krizi anlayabilmek, Ukrayna’yı satranç tahtasına ve cephe ülkesine dönüştüren ABD’nin stratejisini çözümlemekten geçiyor öncelikle.
ABD, müttefikleriyle biri Rusya’ya, diğeri Çin’e karşı iki stratejik kuşatma hattı inşa ediyor:
ABD’nin Çin ve Rusya stratejileri
ABD Rusya’ya karşı; Baltık bölgesinden başlayıp, Doğu Avrupa’ya inen, Batı Karadeniz ülkelerini kapsayarak Karadeniz hattı boyunca Gürcistan’a ulaşan ve olanaklar ölçüsünde oradan Orta Asya’ya ulaşan bir yay üzerinden adım adım bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Baltık ülkelerini, Doğu Avrupa ülkelerini ve Batı Karadeniz ülkelerini NATO üyesi yaptı. Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yapabilmek için fırsat kolluyor. Bu hat üzerindeki Belarus ve Kazakistan’ın karıştırılmak istenmesi de bu nedenle: Belarus’ta 2020’de turuncu darbe denendi, 2021’de Lukaşenko bir suikastla yok edilmeye çalışıldı. Kazakistan’da işçi sınıfının haklı eylemleri, Batıcı müdahalelerle bir karışıklığa çevrilmeye çalışıldı.
ABD, Çin’e karşı; Hindistan’dan Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay üzerinde bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Hindistan, Japonya ve Avustralya ile QUAD, İngiltere ve Avustralya ile AUKUS gibi yapılar kuruyor. Japonya ve Güney Kore’de asker bulunduruyor. Tayvan’ı silahlandırıyor. Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalışıyor.
ABD neden NATO’yu genişletiyor?
Ve ABD bu amaçlarını uygulayabilmek için de NATO’yu genişletiyor. ABD, Soğuk Savaş bitiminde 14 üyesi olan NATO’yu, SSCB’yle anlaşmasına rağmen, sürekli Rusya’ya karşı genişletiyor. NATO şimdilik 30 üyeli. Ukrayna, Gürcistan, Moldova, Bosna, İsveç ve Finlandiya’yı da üye yaparak, üye sayısını 36’ya çıkarmaya çalışıyor.
Bu tabloyu analiz etmeden, neden-sonuç ilişkisi kurmadan, 30 yılı görmeyip sadece 24 Şubat 2022 sabahına bakarak “Rusya saldırdı” sonucu çıkarmak, bir saptama değildir, anın fotoğrafıdır sadece. Çünkü bu tablo analiz edildiğinde, Ukrayna’nın bir sonuç olduğu ama ABD’nin NATO’yu genişletme stratejisinin ise neden olduğu görülecektir.
Soğuk Savaş bitmesine ve rakibi Varşova Paktı ortadan kalkmasına rağmen NATO’nun varlığını neden sürdüğünü sorgulamayan, dahası NATO’nun varlığını Rusya’nın boğazını sıkmak için doğuya doğru sürekli genişletmesine itiraz etmeyen tutum ve tavırların, Rusya’nın askeri harekâtı karşısında “savaşa hayır” sloganı atması ise ne yazık ki pasif bir hümanist yaklaşım sergilemekten öteye gitmeyecektir.
Pasif “savaşa hayır” tutumunun, sloganın kapsadığı içeriği kazanması, ancak “ABD’ye/NATO’ya hayır” tutumuyla mümkündür. Çünkü 1945 yılından bu yana dünyamızda meydana gelmiş askeri saldırganlıkların yüzde 81’inin doğrudan Amerikan saldırganlığı olduğu çağımızın gerçeğidir.
ABD’nin savaş makinesi
Rusya’nın tutumu, en sonunda etrafı sarılmış, boğazına yapışılmış birinin, büyük bedel ödememek için yumruk atmasıdır… Yumruğu yiyenin (Ukrayna) alması gereken ders, mahallenin kabadayısı (ABD) adına neden komşusunu kuşattığını ve boğazına sarıldığını sorgulamaktır.
Tablonun bu gerçeğine aktif müdahale edecek siyasal tutumlar almadan, salt “savaşa hayır” diyerek pasif bir konumda kalmak, insani görünür ama sonuç değiştirici değildir.
NATO bir kültür derneği değil, askeri bir organizmadır, büyük bir savaş makinesidir. Bu savaş makinesini ABD dün hangi amaçla kullandıysa bugünkü amacı da aynıdır. Dünya düzenini korumanın, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin, Çin ve Rusya’ya diz çöktürmenin aracı olarak kullanıyor.
NATO’nun kırılan dişi, barışın teminatıdır
Ve güç dengeleri adım adım değiştiği için, bugün hedef alınan ülkeler, boğazlarına yapışan ellerden kurtulmaya çalışıyor.
Anlamamız gereken şudur: NATO’nun varlığı, savaş riskidir; NATO’nun varlığını sürekli genişletmesi daha büyük savaş riskidir. Savaş istemeyenin mücadele etmek zorunda olduğu, asıl budur. Hümanizm bunu gerektirir.
Unutulmamalı: NATO’nun kırılan her dişi, büyük insanlığın geleceğinin ve barışının teminatıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Şubat 2022
ABD kuşatmasını yarma harekâtı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/02/2022
Tabloyu şöyle özetleyebiliriz: Rusya, ABD/NATO’nun 30 yıldır sürdürdüğü büyük kuşatmaya karşı, “son cephe” üzerinden yarma harekâtı yapıyor. Ukrayna’yı son cephe ve satranç tahtası haline getiren ise Rusya değil, ABD’dir. Bedelini ise ne yazık ki Ukrayna halkı ödüyor…
Bugünü çözümleyebilmek, son 30 yılın stratejik mücadelesini incelemekten geçer: ABD, eski SSCB ülkelerine genişlemeyeceği sözü vermesine rağmen, Rusya’yı boğmak amacıyla beş dalgada NATO’yu Rusya sınırlarına genişletti. Yani 30 yıldır ABD saldıran, Rusya savunan pozisyondaydı. Ancak güç dengeleri değişiyor ve Rusya hem son savunma hattında olduğu için ama hem de “artık yeter” diyecek potansiyele ulaştığı için, ABD saldırganlığına yanıt vermektedir. Özeti budur.
Asıl savaşı bitiren harekât
Tam da bu nedenle, Rusya’nın askeri harekâtı, “asıl savaşı” bitirme hedefli savunma saldırısı olarak da yorumlanabilir. Çünkü sekiz yıldır Donbass’ta zaten savaş vardı. 2014’te Amerikancı darbeyle hükümet devrildiğinde, Kırım, Donetsk ve Lugansk darbeye karşı pozisyon aldı. Kırım bağımsızlık ilan etti, referandumla Rusya’ya katıldı. Ukrayna, Donetsk ve Lugansk’a saldırdı. 2015’te Minsk Anlaşması’yla bu iki bölgeye “özel statü” kararlaştırıldı ancak Ukrayna uymadı ve sekiz yıldır Donetsk ve Lugansk’ı, yani Donbass bölgesini vuruyor. Batı medyası üzerini örtse de sekiz yılın sonunda Donbass’ta 2.600 sivil öldürüldü (bazı kuruluşların verilerine göre 3 bini çocuk olmak üzere 13 bini sivil, toplamda 14 bin insan öldürüldü), on binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.
İşte Putin’in askeri harekâtı, bu büyük kıyımı da fiilen sonlandırmayı amaçlıyor. Nitekim Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin yetkilileri “Rusya’nın harekatı, Donbass’a barış getiriyor” demektedir.
Harekatın hedefleri
Putin’in 24 Şubat 2022 sabahı başlattığı askeri harekâtın hedeflerine bakacak olursak:
Askeri hedefler: Birincisi ve esas olarak Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri’nin Ukrayna kontrolü altındaki 2/3’lük bölümünde egemenlik sağlamak. İkincisi, füze savunma sistemleri başta olmak üzere Ukrayna’nın çeşitli bölgelerindeki askeri tesislerini etkisiz hale getirmek.
Siyasi hedefler: Kiev’deki Amerikancı hükümeti yıkmak ve neo-Nazi gruplarını tasfiye etmek.
Stratejik hedef: ABD/NATO’yu “güvenlik garantileri” vermeye mecbur etmek. Bu garantilerin başında da Ukrayna’nın NATO’ya üye alınmayacağı konusu var elbette.
ABD’ye güvenen bedel öder
Ukrayna penceresinden tablo şudur: ABD Ukrayna’yı ateşe attı ve Rusya’ya karşı savunamıyor. Bu gerçeklik, eski dünyanın egemenlerinin hegemonyasının zayıflamasına ve yeni dünyanın şekillenmekte olduğuna işaret etmektedir.
Ukrayna, en sonunda bu tablodan dersler çıkaracaktır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin şu sözleri, o gerçeğe işaret etmektedir: “Ülkemizin savunmasında yalnız bırakıldık. Kim bizimle savaşmaya hazır? Kim Ukrayna’ya NATO’ya katılma garantisi vermeye hazır? Herkes korkuyor.”
Tablo budur ve acımasızdır: ABD’ye güvenenin büyük bedel ödediğini resmetmektedir. Öyle ki, ABD’nin savaş kışkırtıcılığına alet olan Zelenski, askeri harekâtın ikinci gününde “Rusya ile müzakere masasına oturmamız gerekiyor” demek durumunda kalmıştır. Bu, Ukrayna halkının da er geç 2014’teki Amerikancı darbe ile hesaplaşacağının göstergesidir.
Montrö sigortadır
Konunun Türkiye’yi ilgilendiren boyutu ise enerji, turizm gibi ekonomik alanlardan çok, bir güvenlik problemi olarak Karadeniz’dir. ABD’nin NATO düzleminde bir süredir Türkiye’yi Ukrayna krizi üzerinden Montrö’yü gevşetmeye zorladığını biliyoruz. Son olarak Reuters bu konuda yapılan “gayri resmi görüşmelerde ilerleme sağlanamadığını” duyurmuştu.
ABD’nin ve Batı’nın olanı “savaş” ama Rusya’nın “askeri harekât” şeklinde nitelemesi, bu ülkelerin çıkarları kadar bizi de yakından ilgilendiren bir farklılıktır. Türkiye’nin tabloyu “savaş” diye nitelendirmesi, Montrö’nün savaşla ilgili maddeleri üzerinden ABD’nin ülkemizi zorlamasına koz oluşturur.
Oysa Montrö Sözleşmesi’nin doğurduğu statünün korunması, sadece çatışanları değil, bölgeyi etkileyecek savaş riskini azaltması bakımından Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Ankara’nın asıl odaklanması gereken konu budur.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Şubat 2022