Archive for category Politika Yazıları

Ortadoğu baharı

2023 yılı, büyük olasılıkla ileride Ortadoğu (Batı Asya) tarihi açısından bir normalleşme yılı olarak kaydedilecektir. ABD’nin başını çektiği Batı’nın güç kaybetmesinin bölge kuvvetlerine alan açmasının etkisi, bir bahar havası şeklinde gelişiyor. Tablo şöyle:

Astana Rüzgârı

1) Türkiye Dışişleri Bakan Yardımcısı Burak Akçapar, Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Eymen Susan, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov ve İran Dışişleri Bakanlığı Danışmanı Ali Asgar Hacı Moskova’da biraraya geldi.

Elbette kolay değil, masada ağır sorunlar var, ama Astana meltemi baharı müjdeliyor. Türkiye, İran ve Rusya’nın oluşturduğu Astana Paltformu, önce Suriye ardından da gözlemci üye olmak isteyen Çin’le Astana Beşlisine dönüşebilir.

İran-Körfez barışı

2) Çin’in arabulucuğunda Suudi Arabistan ve İran’ın 10 Mart’ta diplomatik ilişkileri yeniden kurma kararı almasının ardından, yine Çin’de, iki ülkenin dışişleri bakanları biraraya geliyor.

Suudi-İran barışı Yemen sorunundan Lübnan ve Filistin sorununa, Körfez’in güvenlik mimarisinden enerji üreticilerinin işbirliğine kadar bir dizi konuda iyileştirici etki doğuracaktır.

3) İran, yedi yıl aranın ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) Rıza Amiri’yi büyükelçi atadı.

4) İran Büyükelçisi Ali Necefi, Irak Büyükelçisi Kays el-Amiri, Suriye Büyükelçisi İdris Maya ve Suudi Arabistan Büyükelçisi Abdullah bin Suud el-Anazi, iftar vesilesiyle Umman’da biraraya gelerek, ülkeler arasındaki ilişkileri ve bölgesel meseleleri ele aldılar.

Arap Birliği Suriye’ye dönüyor

5) Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 12 yıl sonra Kahire’yi ziyaret etti ve Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile görüştü.

6) Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in, Tunus Dışişleri Bakanı Nebil Ammar’a Suriye’ye büyükelçi atanması için resmi süreci başlatması talimatı verdiği açıklandı.

7) Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecit Tebbune, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile telefonda görüştü.

8) 19 Mayıs’ta Suudi Arabistan’da yapılacak Arap Birliği toplantısına Beşar Esad’ın da davet edileceği belirtiliyor. “Suriye Arap Birliği’ne dönüyor” deniliyor ama aslında Arap Birliği Suriye’ye dönüyor.

ABD yok, Çin ve Rusya var

Peki bu normalleşme tablosundan hangi sonuçları çıkarmalıyız, nasıl yorumlamalıyız?

1) Yukarıdaki sekiz olayda ABD yok, Çin ve Rusya var. Tersinden şöyle de okuyabiliriz: ABD’nin Ortadoğu’daki ağırlığı azaldıkça, Ortadoğu’daki sorunlar çözülüyor, Ortadoğu’ya bahar geliyor…

2) ABD, Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini çıkarları gereği işgallerin ve krizlerin üzerine inşa ederken, Çin ve Rusya barışın ve normalleşmenin üzerine inşa ediyor.

3) ABD Ortadoğu’nun yarısıyla Ortadoğu’nun diğer yarısına karşı konumlanırken, Çin ve Rusya tüm Ortadoğu ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyor. Örneğin Çin ve Rusya İran’la da İsrail’le de işbirliği yapıyor.

4) ABD hegemonyasının zayıflaması, Ortadoğu ülkelerine çok taraflılık sağladı, manevra alanı açtı. Ortadoğu ülkeleri bu yeni durumu, ilişkileri düzelterek birlikte kalkınmanın yolunu araştırmak için değerlendirmeye başlıyor.

5) ABD müdahalelerinin felç ettiği Arap Birliği, Körfez İşbirliği Konseyi gibi bölgesel örgütler, yeniden etkinlik kazanma şansı yakalıyor.

Özetle, yeni bir dünya kuruluyor, Ortadoğu (Batı Asya) ülkeleri de o dünyadaki yerini alıyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Nisan 2023

1 Yorum

Körfez, ABD’nin tavanını deldi

Körfez, beş ay aradan sonra, üretimi daha da kısma kararı aldı. 1,6 milyon varil ek kesintiyle birlikte 3,6 milyon varile çıkan toplam kesinti, ABD’nin Rusya’ya uyguladığı tavan fiyat politikasını olumsuz etkileyecek.

Gelin petro-politik bu mücadeleyi başından anlatalım:

ABD: HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRADIK

Beş ay önce ABD, Rusya’yı sıkıştırabilmek için Körfez ülkelerinden petrol üretimini artırmalarını istiyordu. Ama tersi oldu. Körfez bırakın üretimi artırmayı, yerinde bile tutmadı, tersine üretimi kısma kararı aldı.

Karar ABD’yi hayal kırıklığına uğrattı. Beyaz Saray, “Başkan Biden, Putin’in Ukrayna işgalinin olumsuz etkileriyle mücadele ederken OPEC+ grubunun üretimi azaltmaya yönelik basiretsiz kararından dolayı hayal kırıklığına uğramıştır” şeklinde bir açıklama yayımlarken ABD Kongresi’nin pek çok üyesi ise Suudi Arabistan’ın başını çektiği ülkelerin aldığı bu kararı, Putin’e destek olarak yorumladı. Hatta bazıları, Suudi Arabistan’a verilen savunma desteğini geri çekmeyi gündemine aldı.

Oysa stratejik düzlemde tablo çoktan değişmeye başlamıştı. 6 Ekim 2022 tarihli New York Times analizi o tabloyu resmediyordu: “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman Washington’dan uzaklaşıyor, Rusya ve Çin’e yakınlaşıyor.”

SUUDİ ARABİSTAN’IN YENİ YÖNÜ

Kısacası ABD, Rusya’nın enerji kozunu elinden alabilmek için bir oyun planı hazırlamıştı ama en önemli müttefiki olan Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri o planı bozuyordu.

ABD bir yandan G7 aracılığıyla Rusya petrolüne tavan fiyat uygulayarak, bir yandan da petrol üretimini artırarak Putin’i sıkıştırmayı hesaplıyordu. Çünkü enerji payı yüksek olan Rus ekonomisi krize girerse, Rusya’da Putin’in iktidarının devrileceğini umuyordu.

Oysa ABD analizleri gerçekçi değildi. Çünkü dünya değişiyordu, güç merkezi kayıyordu ve ABD’nin Soğuk Savaş müttefikleri çok kutupluluğun/merkezliliğin doğurduğu çok taraflılık avantajını kullanıyordu.

İşte Suudi Arabistan:

Rusya’yla S-400 alışverişi görüşüyordu, Putin’le OPEC+da ABD’yi rahatsız eden bir enerji işbirliği yapıyordu.

Çin’le enerji işbirliği yapıyordu; Çin-Suudi enerji şirketleri ortak yatırımlara başlıyordu, Riyad yönetimi Çin’e petrolü dolar yerine yuan ile satmak istiyordu.

Çin ve Rusya’nın liderlik ettiği organizasyonlara, Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS’e katılıyordu.

Çin’in arabuluculuğunda İran’a barışıyordu.

Suriye’yle ilişkileri normalleştirmeye başlıyordu, dönem başkanlığında Suriye’yi Arap Ligine davete hazırlanıyordu.

TOPLAM 3,6 MİLYON VARİL KESİNTİ

Evet, dünya değişiyordu ve Suudi Arabistan da değişen dünyadaki yerini alıyordu.

Yukarıda anımsattığımız o beş ay önceki ABD-Suudi Arabistan petrol krizinin ardından, yine ABD’yi zora sokan bir karar geldi: Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkeleri, yine petrol üretimini kısma kararı aldı.

OPEC+ grubu Ekim 2022’de üretimi 2023 sonuna kadar 2 milyon varil kesintiye uğratma kararı almışlardı. Şimdi üstüne 2023 sonuna kadar 1,6 milyon varil daha kesinti yapacağını dünyaya duyurdu. Böylece kesinti miktarı 2023 sonuna kadar 3,6 milyon varile çıktı (Bloomberg, 3.4.2023).

Buna göre “9 gönüllü”nün kesinti miktarları şöyle: Suudi Arabistan 500 bin, Rusya 500 bin, Irak 211 bin, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) 144 bin, Kuveyt 128 bin, Kazakistan 78 bin, Cezayir 48 bin, Umman 40 bin ve Gabon 9 bin varil.

Karar ilk günden petrolün fiyatını yüzde 6 oranında artırdı. Goldman Sachs fiyat tahminini revize etti ve yıl sonunda varil fiyatının 95 dolara, Aralık 2024’te ise 100 dolara ulaşacağını öngördü.

Haliyle ABD yine tepki gösterdi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Adrienne Watson “Piyasadaki belirsizlik göz önüne alındığında şu anda kesintilerin tavsiye edilebilir olduğunu düşünmüyoruz ve bunu açıkça belirttik” dedi (Euronews, 3.4.2023).

Evet, ABD belirtti ama Körfez dinlemedi!

ABD’NİN TAVAN FİYAT DAYATMASI

Petrol üreticileri açısından kararın mantığı basit. Nitekim Suudi Enerji Bakanı Abdülaziz bin Salman, kesintinin petrol fiyatlarında daha derin bir düşüşü önlemek için “ihtiyati” bir tedbir olduğunu açıkladı.

Petrolün varil fiyatı Haziran 2022’de 120 dolardan işlem görüyordu. 73 dolara geriledi. OPEC+ grubu bunu 100 dolara çıkarmak istiyor. Nitekim kesinti kararının ardından yüzde 6 artışla 85 dolara yükseldi.

ABD ise Rus ekonomisini yıkıma uğratmak için petrol fiyatını düşük tutmak istiyor. Hatta G7’de bir tavan fiyat uygulatma kararı da aldı. Buna göre Rusya’dan alınacak petrolün tavan fiyatı 60 dolar olacaktı.

Bu karar, aslında etkileriyle Avrupa ekonomisini de sıkıntıya sokacaktı. Nitekim Almanya başta kimi itirazlar da olmuştu. Ancak ABD bastırdı ve 5 Aralık 2022’de G7’de bu kararı aldırdı, AB ülkelerine de dayattı.

ABD’NİN PETRO-POLİTİĞİ DELİNDİ

Aldırdı ama nasıl uygulayacak, nasıl sonuç alabilecek? Çünkü Rusya bu fiyatta petrol satmayacağını ilan etti ve kimi ülkeler Rusya’dan enerji tedarikini sürdürmeye mecbur.

Örneğin en önemli tedarikçilerden Japonya, bu karara uyamayacağını belirtiyor. Wall Street Journall’ın haberine göre Japon yetkililer, “Tavan Fiyat Koalisyonu”ndan Eylül 2023’e kadar kendisine istisna uygulanmasını istedi. Ve Japonya 2023’ün ilk iki ayında, 60 dolarlık tavan fiyat yerine Rusya’dan 70 dolara 748 bin varil ham petrol satın aldı.

Böylece ABD’nin “tavan fiyat 60 dolar” kararı delinmiş oldu.

OPEC+ grubunun üretimi kesmesi ile petrol fiyatlarının yükselmesi, ABD’nin müttefikleri açısından tavan fiyat uygulamasını iyice uygulanamaz kılacak.

Böylece Körfez ülkelerinin Rusya’yla “üretim kesme” işbirliği, ABD’nin küresel petrol politikasını iyice zora sokacak.

Evet, yukarıda da belirttiğimiz gibi, yeni bir dünya kuruluyor ve Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de o dünyadaki yerini alıyor…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2023

3 Yorum

Amerikan demokrasiciliği!

Finlandiya’nın NATO üyeliğinin onaylandığı ve tek bir milletvekilinin karşı oy kullanmadığı tarihi oturumda, İYİ Parti adına konuşan Ahmet Kâmil Erozan’ın sözleri Türkiye’de sistem partilerinin “Amerikan demokrasisi”ne bakışındaki çarpıklığı resmetti.

Erozan, “Bugün Finlandiya yerine NATO üyeliğine başvuran biz olsak, demokrasimizin durumu nedeniyle bizi NATO’ya almazlardı” dedi! NATO’yu ve haliyle patronu ABD’yi “demokrasi onay makamı” gören bu anlayış, Türkiye’nin en önemli sorunudur. Şundan:

Demokrasi sorunumuzun kaynağı ABD ve NATO’dur

Türkiye’de demokrasinin sorunlu olduğu ortada…

Ancak bu sorunun kaynağını sadece son 20 yıllık siyasal İslamcı rejimde görmek, büyük hatadır. Sorunun asıl kaynağı NATO aracılığıyla Türkiye’nin Atlantik’e bağlanmasıdır. Siyasal İslamcı rejim de bu kaynağın ürünlerinden ve sonuçlarından biridir zaten.

Amerikancılık ve onun aracı olarak NATO’culuk, gerçekte “Köylü milletin efendisidir” diyerek yola çıkan Türk demokrasisinin katilidir. Emekçilerin mücadelesini bastırarak, halkın özgürlük alanını daraltarak, komünizmle mücadele ederek, sosyalistleri kurşunlayarak, öğrencileri hapislere atarak ve en sonunda Kemalist subayları bile Ergenekon-Balyoz operasyonlarıyla tasfiye ederek Türkiye’yi adım adım 70 yılda karanlığa sürükleyen Amerikancılıktır, NATO’culuktur, liberal demokrasidir.

Liberal demokrasi halkçılığın antitezidir

Gerçek demokrasi halk demokrasisidir, halkçılıktır; ABD’nin “tek demokrasi” diye dayattığı “liberal demokrasi” ise sonuçları itibariyle halk demokrasisinin antitezidir:

Halk demokrasisi tarikatları ve cemaatleri kapatarak halkı özgürleştirmektir; liberal demokrasi ise tarikatların önünü açarak halkı müritleştirmektir.

Halk demokrasisi ağalara karşı köylüleri savunmak, toprak reformu aramak, köy enstitüleri açmaktır; liberal demokrasi ise ağaları iktidar yapmak, köy enstitülerini kapatmaktır.

Halk demokrasisi, milli bakiye sistemiyle her toplumsal kesimin olabildiğince parlamentoda temsilini sağlayabilmektir; liberal demokrasi ise AKP’nin yüzde 34 ile TBMM’nin yüzde 68’ini oluşturup, adım adım Türkiye’yi tek adam rejimine götürmesidir.

Halk demokrasisi emekçinin mücadelesinin zeminidir, işçinin grev hakkıdır; liberal demokrasi ise OHAL ile o hakkı kullandırmayarak patronun kârını savunmaktır.

Halk demokrasisi bölüşümde eşitliği zorlamaktır, liberal demokrasi ise en zengin ile en yoksul arasındaki makası açmaktır.

ABD’nin demokrasi zirvesi aldatmacası

Liberal demokrasi en somut olarak ABD’nin Yugoslavya’yı, Irak’ı, Libya’yı, Suriye’yi “demokrasi götüreceğim” diyerek bombalamasıdır.

ABD, tam da Irak’ı işgalinin 20. yıldönümünde Demokrasi Zirvesi toplayarak, Amerikan demokrasiciliğini sergilemiştir. Çin, Rusya, İran, Venezuella, Suudi Arabistan, Macaristan ve Türkiye gibi ülkeleri zirveye davet etmeyen ABD için demokrasinin ölçüsü, ABD’nin çıkarlarının ölçüsüdür.

Örneğin Suudi Arabistan’ın demokrasi zirvesine layık görülmemesinin nedeni krallık ile yönetiliyor olması değildir, zira bu ülke ABD’nin baştacıyken de krallıktı. Fark, Suudi Arabistan’ın ABD’nin petro-dolar sisteminden uzaklaşmaya başlamasıdır; Rusya ile S-400 görüşmesi ve enerji işbirliğidir, Çin’e petrolü yuan ile satmayı gündemine almasıdır, ŞİÖ ve BRICS gibi organizasyonlara katılmasıdır, İran’la barışmasıdır…

ABD demokrat olduğu ve dünyada demokrasi istediği için değil, “demokrasi-otokrasi” sahteciliği üzerinden kendi düzenini sürdürebilmek için demokrasi zirvesi toplamaktadır. Ancak ABD’nin, 1945’teki gibi demokrasi savunucusu görüntüsü yaratarak yeniden blok kurabilmesi olası değil.

Özetle, demokratikleşebilmenin esas ölçüsü, ABD’ye karşı mücadeledir, emperyalist sistemden çıkmaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Nisan 2023

3 Yorum

Finlandiya’da 8, Türkiye’de 0

Finlandiya Parlamentosunda bile Finlandiya’nın NATO üyeliğine sekiz milletvekili karşı oy kullanırken, TBMM’de tek bir milletvekili Finlandiya’nın NATO üyeliğinin onayına karşı oy kullanamadı!

30 Mart tarihli TBMM tutanaklarına göre oylamaya katılan 276 milletvekilinin tamamı kabul oyu verdi. Bunu iktidarıyla muhalefetiyle TBMM’nin NATO’culukta ortaklığı olarak yorumlayabiliriz. 

Oylamaya katılmayanların durumu pratikte bu tabloyu değiştirmiyor. Varlarsa, karşı oy kullanmaları gerekirdi, tarihe geçerlerdi.

AKP’nin NATO’culuğu

Katılanların durumuna gelince… 

İktidarın durumu belli. Çok yazdık, AKP’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine itirazının kategorik olmadığı, pazarlık boyutunun bulunduğu artık görülmüştür. Finlandiya’nın durumunu İsveç’ten ayırmaları da bu gerçeği ortaya koyuyor zaten.

Nitekim TBMM’deki oylama sırasında AKP adına konuşan Akif Çağatay Kılıç “NATO’nun genişlemesini her zaman desteklediklerini” bir kez daha belirtti. MHP adına konuşan İsmail Özdemir de “Finlandiya’nın NATO üyeliği bizim açımızdan olumlu bir gelişmedir” dedi.

AKP’nin bu tür pazarlık oyunlarından “antiamerikancılık öyküleri” üretenler umarım ders çıkarmıştır.

CHP ve İYİ Parti İsveç’e de hazır!

Muhalefetin durumu da esas olarak aynı. Hatta CHP ve İYİ Parti, bu konuda AKP’den daha da ileride; “pazarlıksız teslimiyetçilik” görüntüsü veriyorlar.

CHP adına konuşan Ünal Çeviköz, Finlandiya’nın NATO üyeliğini desteklediklerini ama Finlandiya’nın üyeliğinin yetmeyeceğini, İsveç’in üyeliğinin de bir an önce onaylanması gerektiğini savundu. İYİ Parti adına konuşan Ahmet Kâmil Erozan’ın tutumu da benzer şekilde oldu.

HDP ise CHP ve İYİ Parti’den farklı bir tutum aldı. HDP adına konuşan Hişyar Özsoy çekimser tutum sergiledi, “NATO’nun genişlemesinin barış mı savaş mı getireceğini zaman içinde göreceğiz” dedi. Kuşkusuz bu tutum kategorik bir NATO karşıtlığından değil, İsveç-PKK ilişkisinden kaynaklanıyordu. Bölgede ABD-Kürt ittifakını savunanların, kategorik olarak NATO’ya karşı olabilmesi zaten mümkün değildi. HDP bu çelişkiyi, konu hakkında görüş belirterek ama oylamaya katılmayarak gidermeye/örtmeye çalıştı.

Ortada tek bir karşı oy olmadığına göre Türkiye İşçi Partisi milletvekillerinin de oylamaya katılmadığı anlaşılıyor. Umarız TBMM’ye girmelerine araç olan HDP’nin tutumuyla ters düşmemek için değil de başka nedenlerle oylamaya katılamamışlardır.

Sosyalist odağın önemi

Bu tablo, Türkiye’nin güçlü bir sosyalist odağa nasıl ihtiyacı olduğunu bir kez daha göstermektedir. TBMM’de güçlü bir sosyalist blok olması, sistem partilerinin yanlışlarıyla mücadele edebilmeyi kolaylaştırır, hatta (70’lerde olduğu gibi) CHP’yi bir miktar sola çeker.

Ancak bunun öncelikli yolu, HDP’nin kanatları altında olmayan, bağımsız bir sosyalist merkez inşa edebilmekten geçmektedir. 

14 Mayıs’ta oy kullanırken Türkiye’nin bu ihtiyacı mutlaka gözetilmelidir. Bir oy Erdoğan’a karşı, bir oy da TBMM’de sosyalist odak inşa edebilmek için…

Zira sosyalistlerin varlığı, hele de “restorasyon” süreçlerinde, geniş halk kitlelerinin çıkarlarının teminatıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
1 Nisan 2023

1 Yorum

Kaçak petrol ortaklığının sonu

Erdoğan ile Barzani, Kuzey Irak’ta çıkan petrolün Irak merkezi hükümetine rağmen Türkiye üzerinden dünya piyasalarına satılması için 2014’te bir anlaşma imzaladı. Irak hükümeti, Türkiye-Irak anlaşmasına aykırı bu alışverişi dava etti.

İşte o dava sonuçlandı ve Uluslararası Ticaret Odası bünyesindeki Tahkim Mahkemesi Türkiye’yi 1,4 milyar dolar (artı faiz) ödemeye mahkum etti. 25 Mart 2023 tarihli kararın ardından Türkiye’ye petrol sevkiyatı durdu.

Ankara sonuçtan memnun. Zira Bağdat 30 milyar dolarlık bir ceza bekliyor, Ankara da 10 milyar dolarlık cezayla kurtulmayı umuyordu. Anlaşılan AKP hükümetinin ABD’li avukatı King&Spalding süreci iyi götürdü. Zira Irak da boru hatlarını zamanında tamir etmediği için Türkiye’ye bir miktar tazminat ödeyecek.

Türkiye üzerinden İsrail’e petrol sevkiyatı

Meselenin buraya geleceği ilk günden belliydi. Ekim 2014’te yayımlanan IŞİD: Kara Terör kitabımda öyküsünü anlattım:

Kuzey Irak’taki petrol 2013’ten itibaren tankerlerle taşınarak Türkiye’de Barzani adına depolanıyordu. Irak Petrol Bakanlığı, petrolünün peşine düşmüş ve Barzani yönetiminin Türkiye üzerinden petrolünü İsrail’e sattığını saptamıştı. Bakanlığın resmi internet sitesinden şu duyuru bile yapılmıştı: “Karşılaştığımız gerçekler karşısında hayretler içinde kalıyoruz. Kuzey Irak bölgesinin sattığı petrolün İsrail rafinelerine ulaştığını ispatlayan belgeler var.

Erbil petrolü Ceyhan’a gönderiyor, Ceyhan’dan kalkan gemiler, petrolü Akdeniz’in ortasında bir başka gemiye aktarıyordu. Palmali Shipping’e ait gemiler başta pek çok gemi Yunanistan-Türkiye-İsrail hattında bu şekilde çalışıyordu.

Bağdat, o tarih itibariyle 34 milyar dolar zarara uğradığını, Türkiye’nin Irak’la 2010 yılında imzaladığı (1973’in güncellenmişi) anlaşmaya uymasını istiyordu.

14 Mayıs’ta bu tazminat da oylanacak

Ancak AKP hükümeti uyarılara uymadı, hatta işi 2014 yılında doğrudan Erdoğan-Barzani anlaşmasına taşıdı. Nasılsa arkasında ABD vardı, çünkü projenin asıl sahibi ABD’ydi.

ABD’nin Nabucco Projesi Haziran 2013’te çökünce, 21-22 Kasım 2013’te İstanbul’da yapılan Atlantik Konseyi Enerji Zirvesi’nde Kuzey Irak petrol ve gazının Türkiye üzerinden sevki gündeme geldi. Bunun yolu da Bağdat’a rağmen Ankara-Erbil ekseni oluşturulmasıydı. İşte Erdoğan-Barzani anlaşması böyle doğdu. Ardından AKP onaylı Türk şirketleri hızla Kuzey Irak’ta petrol arama faaliyeti yürütmeye başladı.

Irak Kürt Bölgesi Yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani, 4 Haziran 2014’te yaptığı açıklamada, Erdoğan ile 50 yıllık anlaşma imzaladıklarını, sürenin daha da uzatılabileceğini söylüyordu. Yani Erdoğan bu anlaşmayla fiilen Irak Kürdistanı’nın da sponsoru oluyordu.

Tankerlerle taşınarak depolanan petrolün ilk satışı 22 Mayıs 2014’te yapıldı. IŞİD’in 9 Haziran 2014’te Musul’u işgal etmesi Irak’taki tabloyu iyice değiştirdi. Irak Başbakanı Maliki dört bir yandan sıkıştırılıyordu. Bu süreçte Barzani, petrolü tankerle taşıma aşamasından boru hattıyla taşıma aşamasına geçti.

Dileyen geniş öyküyü kitabımdan okuyabilir, uzatmayıp sonucu yazayım: Barzani kazandı, AKP onaylı şirketler kazandı, İsrail kazandı; büyük gelir kaybeden Irak devleti ve vatandaşları kaybetti, tazminatı cebinden ödeyecek Türk vatandaşları kaybetti…

İşte 14 Mayıs’ta tazminatı ve bu tür ortaklıkları bozmayı da oylayacağız.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mart 2014

1 Yorum

AKP’nin tavizkâr dengeciliği

Seçim gündeminin ağırlıklı olduğu şu günlerde, Rusya cephesinde arka arkaya yaşanan dikkat çekici gelişmeler var:

1) Bir Türk hükümet yetkilisi, “yaptırım uygulanan malların Rusya’ya geçişini 1 Mart’ta durdurduklarını” açıkladı (Bloomberg, 10.3.2023).

Haber doğruydu. Rus basını “Türkiye üzerinden Rusya’ya giden Türk menşeli olmayan ürünlerin gümrüklerden geçişinin durdurulduğunu” yazdı (Aydınlık, 11.3.2023).

Kararın ABD Dışişleri Bakanı Blinken ile Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun görüşmesinden sonra geldiği anlaşılıyor. Zira Çavuşoğlu ortak basın toplantısında şu mesajı vermişti: “ABD ve AB yaptırımlarının Türkiye üzerinden delinmesine, yaptırımların baypas edilmesine izin vermeyeceğimizi söylüyoruz ve izin de vermiyoruz” (AA, 20.2.2023).

2) Türkiye’deki yer hizmetleri şirketleri TGS ve Havaş, Rus havayollarının kullandığı ABD yapımı Boeing ve Avrupa üretimi Airbus uçaklarına hizmet vermeyi durdurdu. Kararın, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün (SHGM) talebi üzerine alındığı açıklandı (airporthaber.com, 24.3.2023).

Gerçi Rus havayolları, TGS ve Havaş’ın artık vermeyeceği yer hizmetlerini bazı küçük firmalardan alarak çözecek ama karar yine de yakında başlayacak turizm sezonunu olumsuz etkileyecektir.

Akar’ın beklettiği S-400 onayı

3) Türkiye, Rusya’dan ikinci parti S-400 alımını durdurdu. Oysa 2017 yılında imzalanan anlaşmaya göre ilk parti doğrudan alınacak ama ikinci partide Türkiye’nin teknoloji paylaşımı, ortak üretim ve yazılım entegrasyonu gibi istekleri karşılanacaktı. Yani Türkiye açısından asıl önemli olanı, ikinci partiyi almaktı.

Ancak ikinci parti S-400’ün alımı için gerekli onay belgesi, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın masasında bekliyor (Aydınlık, 15.3.2023).

Gerekçesi ise sözleşmedeki üçüncü ülkelere satış yasağı. Oysa sözleşmedeki bu madde benzer silah anlaşmalarında yer alan bir madde ve onay belgesinin bu gerekçeyle bekletiliyor olması, gerçekçi görünmüyor.

4) Tam bu süreçte ASELSAN’dan ilginç bir çıkış geldi. ASELSAN Genel Müdürü Haluk Görgün, “S-300 ve S-400’lere ihtiyacımız yok” mesajı verdi (Abdullah Karakuş, Milliyet, 13 Mart 2023).

Gaz merkezi müzakeresi askıda

5) Türkiye ile Rusya arasındaki en önemli projelerden biri de “ortak gaz merkezi”dir. Batı’nın Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya’ya yaptırım uyguladığı şartlarda gündeme gelen bu konu, Türkiye’nin elini güçlendirecek bir projeydi.

İleride Rusya’nın dışında Türkmen gazının ve komşu ülkelerdeki diğer gazların da toplanmasıyla Türkiye bütün dünyaya gaz satılan bir merkez haline gelebilir ve bu enerji-politik mücadelede Türkiye’nin elini güçlendirecektir.

Ancak Putin’in önerdiği proje ilerlemiyor. Konu geçen günlerde Kremlin’de basın toplantısında gündeme geldi. Kremlin sözcüsü Peskov, “Türkiye’deki doğalgaz merkezi projesinde kaçınılmaz olarak gecikmeler yaşanacağını, çünkü Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle müzakere sürecinin askıya alındığını” açıkladı (Sputnik, 20.3.2023).

Depremin müzakereleri nasıl engellediğini anlamak elbette mümkün değil, çünkü depreme karşın pek çok iş ve proje yürüyor.

Belli ki mesele başka…

Tüm bu olumsuzlukların hepsinin birden bu ay içinde yaşanması tesadüf olabilir mi? Yoksa tüm bunlar, AKP’nin kritik 14 Mayıs seçimi virajında, neo-Abdülhamitçi bir anlayışla ABD ve Rusya arasında tutturmaya çalıştığı “tavizkâr dengeciliğin” sonucu mu?

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Mart 2023

2 Yorum

Ortadoğu’da yeni düzen

ABD’nin ünlü Foreign Affairs dergisi, Çin’in 10 Mart’ta Suudi Arabistan-İran barışını sağlamasını, “Ortadoğu’da yeni bir düzen mi?” başlığıyla inceledi (Cansu Yiğit,harici.com.tr, 22.3.2023). Analiz özetle “İran ve Suudi Arabistan’ın yakınlaşmasının bölgeyi dönüştürebileceği” potansiyeli üzerinde duruyor.

Haklılar çünkü İran ve Suudi Arabistan’ın yakınlaşması, daha şimdiden bölgeyi dönüştürmeye başladı. Ve evet, Ortadoğu’da yeni bir düzen kuruluyor.

Çin barışı

İran Suudi Arabistan’ın, Suudi Arabistan da İran’ın müttefikleriyle normalleşmeye başladı:

1) İran ve Kuveyt, deniz sınırının belirlenmesi için müzakereye başladı. Kuveyt resmi haber ajansı Kuna’nın haberine göre, müzakereleri, Kuveyt Dışişleri Bakan Yardımcısı Mansur el-Uteybi ile İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Rıza Necefi’nin başkanlık ettikleri hukuk komisyonları yürütüyor (Sputnik, 14.3.2023).

2) Bahreyn ve İran, ilişkileri normalleştirme konusunda doğrudan ikili görüşmelere başladı (Sputnik, 14.3.2023).

3) Suudi Arabistan ile Suriye, diplomatik ilişkileri başlatıyor. Suudi Arabistan merkezli El-İbhariyye Kanalı, iki ülke yetkililerinin konsolosluk hizmetlerinin yeniden başlaması için görüşmelere başladığını duyurdu (Cumhuriyet.com.tr, 24.3.2023).

Özetle “Çin barışı”, sadece 15 gün içinde, Ortadoğu’da üç yeni normalleşmeye olumlu etki yaptı.

İsrail’in endişesi

“Çin barışı”nın bölgeye dolaylı etkileri de var:

4) ABD’nin Wall Street Journall gazetesi, Çin’inbu yıl içinde İran ile Körfez ülkelerini Beijing’de bir araya getireceğini yazdı (WSJ, 12.3.2023).

Sürpriz olmaz. Zira Çin lideri Xi Jinping ile Rusya lideri Vladimir Putin’in 21 Mart’ta imzaladığı tarihi ortak bildiride buna işaret eden bir hedef var: İki ülke, Basra Körfezi bölgesi için kolektif güvenlik mimarisi oluşturulmasını savunuyor.

5) Arap ülkeleri ile İsrail’i normalleştiren “İbrahim anlaşmaları”, pratikte ABD’nin İran’a karşı İsrail-Arap ittifakı kurma projesiydi. İsrail, bazı Arap ülkeleriyle anlaşmayı imzalamış, Suudi Arabistan’la da normalleşmeye çalışıyordu. Suudi Arabistan’ın İran’la normalleşmesi, “İran’a karşı İsrail-Suudi ittifakı” hedefini boşa düşürdü.

Ama daha somutu şu: Netanyahu hükümetinin Filistin’e operasyonları, artık Körfez ülkelerinin daha çok radarına giriyor. Nitekim Tel Aviv Merkezli Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü de bunu görerek şu uyarıda bulunuyor: “İsrail-Filistin sahasında gerilim devam ederse, İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerinin seyrinde bir duraklama ve hatta İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki resmi ‘balayı’dan geri çekilme, diğer bir deyişle normalleşme sürecinin durması olası” (Harici.com.tr, 23.3.2023).

ABD’ye tarihi meydan okuma’

ABD yetkilileri de medyası da, ilk günlerde Çin’in İran-Suudi barışını sağlamasını küçümseyerek yok sayan bir tutum izliyordu. Ancak yavaş yavaş bunun ne anlama geldiği gerçeğiyle yüzleşmeye başladılar.

ABD’nin ünlü dış politika dergileri, “kendi kalemize gol attık”tan, “ABD’ye tarihi meydan okuma”ya kadar değişik tonlarda olayı değerlendirmeye başladılar.

Evet, kısacası kaçınılmaz bir şekilde, Ortadoğu’da yeni bir düzen inşa olmaya başladı…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Mart 2023

Yorum bırakın

Yeni dünya düzeni bildirisi

Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 40. buluşması tarihi önemdeydi. İki lider, “Yeni Bir Çağ İçin Rusya-Çin Kapsamlı Ortaklığının ve Stratejik İşbirliğinin Derinleştirilmesi Ortak Bildirisi”ni imzaladılar.

Doğrudan belirtelim: 21 Mart 2023 tarihli bu bildiri, 4 Şubat 2022 tarihli bildirinin geliştirilmiş ve derinleştirilmiş devamıdır; ikisi birden, “yeni dünya düzeni” bildirisidir.

Çok kapsamlı bu bildirinin öne çıkan mesajlarını incelersek, neden “yeni dünya düzeni” bildirisi dediğimiz belki daha iyi anlaşılır:

Yeni bir çağa girilirken

– Bildiri, “çok kutuplu, ekonomik küreselleşmenin sağlandığı ve uluslararası ilişkilerin demokratikleştiği” yeni bir çağa işaret ediyor. Ve bu çağ şu ilkelerin üzerinde inşa olacak: Hiçbir ülke diğerinden üstün değil, hiçbir yönetim modeli evrensel değil ve hiçbir ülke uluslararası düzeni dikte edemez.

– Bildiri, Çin ve Rusya ilişkilerini Soğuk Savaş dönemi modelini aşan türden bir ilişki olarak niteliyor.

– Bildiri, her ülkenin kendi kalkınma modelini seçme hakkına sahip olduğunu belirterek, ABD’nin sözde ülkeleri “demokrasi-otokrasi” şeklinde cepheleştirmesine itiraz ediyor.

– Çin Avrasya Ekonomik Birliği’ni, Rusya Kuşak ve Yol’u destekliyor; taraflar ikisinin entegrasyonunu ve Büyük Avrasya Ortaklığı’nı savunuyor

Renkli darbelere karşı işbirliği

– Bildiri, “renkli devrimlere” karşı kolluk kuvvetlerinin işbirliğini arttıracağına işaret ediyor. İki ülkenin, Orta Asya’ya “renkli devrimler” ithal etme girişimlerini ve bölge işlerine dış müdahaleyi kabul etmediklerini ilan ediyor.

– İki ülke, Doğu Türkistan İslami hareketi de dahil olmak üzere “üç şer güç” ile mücadelede ilgili bakanlıkların yıllık toplantılara başlamasını kararlaştırdı.

– İki ülke, enerji başta pek çok alanda işbirliğini geliştirecek.

– Bildiri, Kuzey Akım boru hattına sabotajın tarafsız bir şekilde soruşturulmasını savunuyor.

Küredeki sorunlara çözüm kararlılığı

– Rusya, Çin’in Ukrayna krizinin çözümü için inisiyatif almasını memnuniyetle karşılıyor ve Çin’in önerdiği 12 maddelik barış planına olumlu baktığını belirtiyor.

– Bildiri, Suudi Arabistan-İran normalleşmesini memnuniyetle karşılıyor; Filistin sorununun iki devletli çözümünü, Suriye’de siyasi çözümü, Libya’nın bütünlüğünün korunmasını, Basra Körfezi bölgesi için kolektif güvenlik mimarisi oluşturulmasını savunuyor.

– Çin ve Rusya; Afrika, Latin Amerika ve Karayipler ile ilgili konularda koordinasyonu güçlendirme kararı aldı.

– İki ülke, Kuzey Kutbu’nun barış, istikrar ve yapıcı işbirliği bölgesi olarak korunmasını savunuyor.

ABD ve müttefiklerine uyarı

– Tayvan, Çin topraklarının devredilemez bir parçasıdır.

– ABD, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin meşru taleplerine yanıt vermeli ve yeniden diyalog başlamalı.

– Japonya, nükleer deniz kazası ve etkileri nedeniyle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimini kabul etmeli.

– Çin ve Rusya, AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD) konusunda ilgilileri uyarıyor.

– ABD’nin ülke içinde ve dışındaki biyolojik askeri programları dünyayı tehdit ediyor. ABD, Biyolojik Silahlar Sözleşmesi’ni ihlal eden faaliyetlerine derhal son vermeli.

NATO, diğer ülkelerin egemenliğine saygılı olmalı, Asya-Pasifik ülkeleriyle askeri güvenlik bağlarını güçlendirmeye son vermeli.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Mart 2023

1 Yorum

3 hedef, 3 ilke, 4 yol, 4 araç

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in üç günlük Moskova ziyareti, hem Çin-Rusya ilişkileri açısından hem de bu ilişkinin uluslararası ilişkilere etkisi bakımından tarihi nitelikte…

İki lider, Xi ve Putin, ilk gün 4 buçuk saatlik baş başa görüşmeyle bu tarihi ziyaretin ikinci turunu tamamladılar. İlk tur, iki liderin karşılıklı diğer ülke gazetelerine ziyaretten bir gün önce yazdıkları kapsamlı makalelerdi.

DEMOKRATİK DÜNYA DÜZENİ

Xi Jinping, Rusya’nın Rossiyskaya gazetesi ile RIA Novosti haber ajansında yayımlanan “Çin-Rusya Dostluk, İşbirliği ve Ortak Kalkınmasında Yeni Sayfa Açılması İçin Çaba Harcayalım” başlıklı makalesinde, “3 hedef”, bu 3 hedef için gerekli “3 ilke”, 3 hedefe ulaşacak “4 yol” ve bu 4 yolda ilerlemeyi sağlayacak “4 araç” ilan etti.

3 hedef: Çok kutupluluk, ekonomik küreselleşme ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesi.

3 ilke: Hiçbir ülke diğerinden üstün değildir, hiçbir yönetim modeli evrensel değildir, hiçbir ülke uluslararası düzeni dikte edemez.

4 yol: Kuşak ve Yol İnisiyatifi, Küresel Kalkınma İnisiyatifi, Küresel Güvenlik İnisiyatifi ve Küresel Medeniyetler İnisiyatifi.

4 araç: BM, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ), BRICS ve G20.

İTTİFAKTAN ÜSTÜN ORTAKLIK

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Çin Komünist Partisi’nin resmi yayın organı Halkın Günlüğü’ne, “Rusya ve Çin Geleceğe Bakan Bir Ortaklık” başlıklı bir makale yazdı.

Putin makalesinde Rusya ile Çin’in ilişkisinin, bölgesel ve küresel istikrarın temel taşı olduğunu belirtti ve “kalite bakımından iki ülkenin Soğuk Savaş döneminin askeri ve politik ittifaklarından üstün olduğuna” dikkat çekti.

Putin’e göre ABD “iki caydırıcılık rotası” izliyor. Bunlardan biri ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı izlediği “çifte caydırıcılık”, diğeri de ABD diktasına boyun eğmeyenlere karşı uygulanan caydırıcılık…

Putin’e göre ABD Rusya’yı “doğrudan tehdit”, Çin’i “stratejik rakip” ilan ederek uluslararası güvenlik ve işbirliği mimarisini parçalıyor.

Putin’e göre NATO, Asya-Pasifik bölgesine nüfuz etmeyi amaçlayarak faaliyetlerine küresel bir erişim oluşturmaya çalışıyor; ortak Avrasya alanını “özel kulüpler” ağına ve askeri bloklara bölmeye çalışıyor.

Nitekim Xi Jinping de Rusya gazetesine makalesinde bu tehditlere dikkat çekmiş; dünyanın “karmaşık ve iç içe geçmiş geleneksel ve geleneksel olmayan güvenlik sorunları, zarar veren hegemonya, tahakküm ve zorbalık eylemleri” ile karşı karşıya olduğunu belirtmişti.

ABD’NİN YAZDIĞI VE ARTIK UYMADIĞI KURALLAR

Xi Jinping’in Moskova ziyaretinin ve Çin-Rusya işbirliğinin öneminin en iyi farkında olan ülke haliyle ABD’dir.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby, Çin ve Rusya’nın, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra inşa ettiği “kurallara dayalı” uluslararası düzene karşı olduğunu belirtti ve Beijing ile Moskova’nın “oyunun kurallarını küresel olarak yeniden yazmak istediğine” dikkat çekti. Kirby, Xi ve Putin’in, “son zamanlarda işbirliklerini artırdığını” da savundu.

Kirby’nin de kullandığı “kurallara dayalı” kavramı, ABD’nin korumaya çalıştığı düzenine meşruiyet sağlayabilmek amacıyla son yıllarda sıklıkla başvurduğu bir kavram.

Ancak kavramın iki yönü var: ABD “kurallara dayalı” derken, kuralları kendisinin koyduğunu ortaya koyuyor ama diğer yandan da kendi koyduğu kurallara bile son yıllarda uymuyor!

İşte Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in çok sık vurguladığı “BM merkezli uluslararası sistemi, uluslararası hukukla desteklenen uluslararası sistemi ve BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine dayanan uluslararası ilişkilerin temel normlarını koruma kararlılığı” tam da bu nedenle önemli.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Mart 2023

1 Yorum

Şam’ın eylemli normalleşme beklentisi

Ankara-Şam normalleşmesi, üçüncü aşamasında tıkandı. Putin’le görüşen Esad, Erdoğan’la görüşebilmesinin şartının “Türk askerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesi” olduğunu yineledi. Yineledi diyoruz, zira bu şart zaten Şam tarafından daha önce sunulmuştu.

Madem şart yeni değil, o zaman normalleşme üçüncü aşamasında neden tıkandı? Açılır mı, nasıl ve ne zaman açılır? Bu sorulara yanıt bulabilmek için, önce neden tıkandığını anlamamız gerekiyor.

1. aşama: istihbaratçılar devrede

Ankara-Şam normalleşmesi, öncekilerden farklı olarak, bu kez Erdoğan’ın Suriye’ye sınır ötesi operasyon ilanında bulunduğu şartlarda, bizzat Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından gündeme getirilmişti. Özetle Putin Türkiye’nin haklı güvenlik endişesinin çözümünün sınır ötesi operasyonda değil, teröre karşı Ankara-Şam işbirliğinden geçtiğini savunmuştu.

Erdoğan, Suriye’de “iki ajandası” olduğu için, Putin’in önerisini zamana yaymaya çalıştı ama en sonunda Ankara-Şam normalleşmesini kabul etmek zorunda kaldı.

Kapı, Türkiye ve Suriye istihbarat başkanlarının görüşmesiyle açıldı. Böylece birinci aşama geçilmiş oldu. Ancak Erdoğan’ın “iki ajandası” yine de ilerlemenin önünde engeldi, süreci yokuşa sürüyordu. Bu nedenle 2022 yazından 2022 sonuna kadar bir türlü ilerleme sağlanamadı.

2. aşama savunma, 3. aşama dışişleri

Sığınmacı sorununu seçim fırsatına çevirme olasılığı, nihayet ikinci aşamaya geçilebilmesini sağladı. Türkiye ve Suriye savunma bakanları, 28 Aralık 2022’de, Rusya Savunma Bakanı’nın kolaylaştırıcılığında bir araya getirilebildi.

Üçüncü aşamada dışişleri bakanlarının biraraya getirilmesi planlandı. Ancak deprem başta yeni faktörler, süreci olumsuz etkiledi.

Bu arada İran, hem sürecin dışında kalmamak için ama hem de süreci kolaylaştırmaya katkı için, üçlü görüşmelere dahil olmak istedi; taraflar dörtlü formatta anlaştı. Önce 15-16 Mart’ta dört ülkenin dışişleri bakan yardımcıları biraraya gelecek ve ardından da doğrudan bakanlar görüşecekti.

Ancak olmadı, 15-16 Mart görüşmesi ertelendi. Çünkü başta da belirttiğimiz gibi Esad “Türk askerinin çekilmesi şartını” anımsattı.

Erdoğan’ın niyeti kuşkusu

Şam, Türk askerinin çekilmesi gerektiğini daha önce de belirtmişti. Hatta süreç ilerlemeyince, şart “Türk askerinin çekilmesinin kabul edilerek bir takvim belirlenmesine” esnetilmişti. Ancak yine de ilerleme sağlanamadı.

Ankara “önce masaya oturmayı sonra bunları konuşmayı” istiyordu. Şam ise “önce bu konularda adım atılmasını, sonra masaya oturmayı” savunuyordu.

Süreci yakından takip edenlerden edindiğim izlenim şöyle: Şam, düşünceden eyleme geçilmemesini ve pratik adımlar atılmamasını, Ankara’nın süreci seçime dayalı ele almasına bağlıyor. Diğer yandan Ankara’nın “asker çekme” konusundaki esnemeyen tavrı, Erdoğan’ın niyeti konusundaki kuşkuların giderilmesini zorlaştırıyor.

Tablo yine de tamamen olumsuz değil, çünkü aralanmış kapı kapatılmadı, açık duruyor. İlerleyen süreçte dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılacak teknik toplantıyla, sürecin ilerletilebilmesi yine de zorlanabilir, zorlanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Mart 2023

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın