Archive for category Politika Yazıları

Putin’in asıl hedefi

Rusya’nın Ukrayna harekâtının Batı’yı birleştirdiği, bu nedenle de Putin’in aslında tuzağa düştüğü yorumları var. Putin’in Donbass’ın ötesine geçerek yaptığı hamlenin, satranç tahtası üzerindeki kalesini fazlasıyla ileri sürdüğü anlamına geldiği, bu nedenle de kalenin düşebileceği belirtiliyor özetle.

Putin’in 24 Şubat hamlesinin ardından ortaya çıkanları medyadaki haberlere bakarak özetlersek: ABD ve Avrupa birleşti, Rusya’ya birlikte yaptırım uyguluyorlar. NATO’nun beyin ölümü tartışmasının yerini, NATO’nun birliği ve genişlemesi aldı. Almanya savunma harcamasını artırma kararı aldı. ABD ve AB ülkeleri, Rusya’ya karşı Ukrayna’ya silah yardımı yapıyor.

Evet, durum gerçekten medyada betimlendiği gibi ise, “Putin tuzağa düştü, Batı’yı birleştirdi” yorumu yapılabilir. Ancak satranç tahtasının üzerindeki karşılıklı hamleleri analiz edersek, kısa vadede ortaya çıkan ile orta ve uzun vadede ortaya çıkacak olanların çok farklı olacağını görürüz.

Putin, mat etmek, yani NATO’yu geriletmek, hatta parçalamak, belki uluslararası hukuk açısından meşruyetini tartışmalı hale getirmek istiyor. Bir daha da böyle bir fırsat yakalayamayacağını düşünerek, asıl amacını gerçekleştirmek üzere satrançta bazı fedalar yapıyor. NATO’nun parçalanması, fiilen ABD ile AB’nin ayrışmasıdır. Yani AB’nin kendi ordusunu da kurarak, ABD’den uzaklaşmasıdır. AB’nin yeni dünya düzeninde ABD stratejisine eklemlenen bir “yedek” kuvvet olmaktan, ABD stratejisinden özerklik kazanarak üçüncü bir odak olmaya çalışması demektir.

İşte bu hedef düzleminde bakıldığında, ABD ile AB’nin Rusya’ya karşı birleştiği ilk sonucundan ziyade, uzun vadede ABD ile AB’nin ayrışmasının zeminin hazırlandığı gerçeğiyle karşılaşırız.

Çok kutuplu/merkezli dünya hedefi

Putin, ABD hegemonyası altındaki zayıf bir Avrupa’yı mı, yoksa ordusunu inşa ederek ABD’den ayrışan daha güçlü bir Avrupa’yı mı tercih eder? Taktik değil, stratejik düzeyde bakıldığında, Putin’in istediği, kesinlikle ABD’den ayrışmış, daha güçlü bir Avrupa olacaktır. Çünkü ordusu zayıf olsa da ABD hegemonyası altındaki bir Avrupa, ABD hegemonyasından çıkmış ama görece güçlü ordusu olan Avrupa’dan daha tehlikelidir Rusya için. Aslında bu konuda çok akıl yürütmeye de gerek yok. Bu konuda zaten olanlar ve söylenenler var, anımsayalım:

26 Kasım 2018’de, bu köşede, “ABD-AB çatışması: Avrupa ordusu” başlığıyla yayımladığım yazıda çok önemli bir konuya dikkat çekmiştim. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 6 Kasım 2018 günü yaptığı bir açıklamada, Rusya tehlikesine dikkati çekerek, ABD’ye bağımlı olmayan, egemen bir AB ordusu kurmadıkça Avrupalıların güvende olamayacağını söylemişti. Fransa’nın “Rusya tehlikesi” açıklamasından Rusya memnuniyet duyuyor ama ABD tepki gösteriyordu! Tuhaf mı? Yukarıda anlatmaya çalıştığım tam da bu işte; tuhaf değil, stratejik. Putin, Macron’un Rusya tehlikesine işaret ettiği bu açıklamasını 11 Kasım 2018’de yorumladı ve aynen şöyle dedi: “Ortak Avrupa ordusu, çok kutuplu dünya düzenini pekiştirir.

Almanya’nın kararı

İşte Almanya’nın Putin’in Ukrayna’ya askeri harekatı sonrası savunma bütçesini 100 milyar avro artırma kararını bu perspektifte değerlendirmek lazım. Aslında Berlin bu hamlesiyle NATO’ya değil, NATO’dan ayrışmaya yatırım yapıyor.

Kısa vadeli ilk sonuçların tersine, Almanya uzun vadede ABD’ye, “Ukrayna’ya yardım edemeyen bize de edemez, kendi önlemimizi almalıyız” diyerek “Avrupa ordusu” hedefini ilerletecek. Çünkü Paris’in yukarıda anımsattığım çıkışı, Berlin’le eşgüdümlüydü. Nitekim Macron’un çıkışından bir hafta sonra Almanya Başbakanı Merkel “gerçek” bir Avrupa ordusu istemiş, ayrıca “Avrupa Güvenlik Konseyi” kurulmasını önermişti (13.11.2018). Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, Berlin’de Alman Büyükelçiler Konferansı’nda “ABD ile AB ilişkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğini” söylemiş, “Washington’a eskisi gibi güvenilmediğini” belirterek “çok taraflı yeni bir ittifak” kurulması gerektiğini savunmuştu (27.8.2018).

Avrupa’daki bu çıkışlar, Putin’in 2007 yılında Münih Güvenlik Konferansı’nda önerdiği, şimdi de Rusya’nın temel müzakere tezi olan “ortaklaşa güvenlik temelinde yeni Avrupa güvenlik mimarisi” önerileriyle uyuşuyor.

Beş merkezli dünya

İşte bu hedefle AB bir süredir Berlin-Paris liderliğinde “stratejik pusula”sına “stratejik özerklik” koymaya çalışıyor. Ukrayna krizi belki bunu kısa vadede erteledi ancak orta ve uzun vadede gidişat oraya. Bu da Putin’in asıl hedefini, yani NATO’yu geriletmeyi, hatta NATO’yu parçalamayı sağlaması demek.

Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli 2019 tarihli kitabımda ayrıntılı inceledim: Amerikan rüyası bitiyor, yeni bir dünya kuruluyor; ABD, AB, Çin, Rusya ve Hindistan’dan oluşan beş merkezli dünya. Okumayanlara bugünlerde önemle okumalarını öneririm.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Mart 2022

3 Yorum

Stratfor: Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar

ABD’nin ünlü “özel istihbarat” şirketi Stratfor’un kurucusu George Friedman, 2009 yılında, Gelecek 100 Yıl isimli kitabıyla, 21. yüzyıl için “öngörülerini” yayımlamıştı.

Friedman’ın Amerikan devletiyle ilişkisine ve Stratfor’un emperyal şirketler açısından konumuna bakarak, elbette kitapta yazılanlara öngörü olmaktan daha çok anlam yüklememiz gerekiyor. Emperyal şirketlerin çıkarları açısından Amerikan devlet aygıtının ve onun savaş aracı olan NATO’nun 21. yüzyıl planlarıdır bu öngörüler aynı zamanda…

UKRAYNA NEDEN NATO’YA ALINMAK İSTENDİ?

Friedman, kitabı 2009 tarihli olduğu için, sadece Ukrayna’daki Aralık 2004 – Ocak 2005 tarihli ilk turuncu darbeden hareketle değerlendirmeler yapıyor. Yani 2014 tarihli ikinci turuncu darbe yok.

Fakat ilk turuncu darbe üzerinden yazdıkları bile ABD’nin hedefini ve Ukrayna’nın nasıl kullanıldığını ortaya koymaya yetiyor.

Friedman, öncelikle Rusların turuncu darbeyi nasıl gördüklerini ve bunun doğru olup olmadığını ortaya koyuyor: “Ruslar, Ukrayna’daki olaylara ABD’nin bu ülkeyi NATO’ya alma ve Rusya’yı parçalama girişimi olarak baktılar ve aslında bu görüşte gerçek payı da yok değildi elbette.”

Ve Friedman devamında Ukrayna’nın, Rusya’yı hedef alabilme açısından önemine işaret ediyor: “Eğer Batı Ukrayna’yı kontrol altında tutabilseydi, Rusya savunmasız kalabilecekti. Belarus’la olan güney sınırları ile Rusya’nın güneybatı sınırı açık hale gelecekti. Ukrayna ve Batı Kazakistan arasındaki mesafe yaklaşık dört yüz mildir ve Rusya Kafkaslara gücünü bu bölgeden gösteriyordu. Rusya bu durumda Kafkasları kontrol gücünü yitirecek ve Çeçenya’dan daha kuzeye çekilecekti. Ruslar, Rusya Federasyonu’nun bazı bölümlerinden çıkacak, Rusya’nın güney sınırları çok zayıflayacaktı. Böylece Rusya çok eski sınırlarına çekilene kadar parçalanma sürecekti.” (George Friedman, Gelecek 100 Yıl, Pegasus, 2009, s.103).

Evet, ilk turuncu darbe birkaç yıl sonra kesintiye uğramasa, Friedman’ın dedikleri bir olasılık olarak Rusya’nın önünde olacaktır. Yani Ukrayna meselesi Rusya açısından, Frieadman’ın istediği gibi parçalanmasının önündeki kritik bir eşikti.

BRZEZINSKI’NIN HARİTASI

Görüldüğü gibi Frieadman, 2009’da yazdıklarıyla, Ukrayna’nın neden satranç tahtası yapıldığını anlatıyor. Peki sadece o mu?

ABD’nin büyük stratejilerini belirleme açısından özel bir yere sahip olan Zbigniew Brzezinski, 1997 tarihli ünlü kitabı Büyük Satranç Tahtası’nda, yine ABD stratejisi açısından Ukrayna’nın önemini ortaya kokuyor.

Brzesinski, Avrupa’nın batısından doğusuna uzanan ve Rusya’nın derinliklerini hedef alan o hattı, haritasıyla birlikte kitabında çiziyor: “2010 yılına kadar Fransa-Almanya-Polonya-Ukrayna siyasi işbirliği 230 milyonluk nüfusuyla, Avrupa’nın jeostratejik derinliğini artıran bir işbirliğine dönüşebilir.” (Zbigniew Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası, İnkılap, 2005, s.123).

NATO RUSYA’YI HEDEF ALDI

Peki mevcut ABD yönetimi açısından durum neydi?

Joe Biden, seçildikten yaklaşık bir ay sonra katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda, “Bugün, Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak konuşuyorum ve dünyaya açık bir mesaj gönderiyorum: Amerika geri döndü” demiş, Rusya’ya meydan okumuş ve Moskova’yı “NATO ittifakına Çin’den daha yakın tehdit” ilan etmişti.

Biden’ın bu çıkışının arkasında, birkaç gün önce Pentagon çatısı altında yapılan bir toplantı da vardı elbette. O toplantıda generaller Rusya’yı ABD ve NATO için tehdit ilan etmişti.

Nitekim 14 Haziran 2021’de yapılan NATO zirvesi de ABD’nin talebiyle ağırlıklı olarak Rusya’ya ayrılmış ve zirve sonunda çoğu maddesi Rusya’yı hedef alan tam 72 maddelik bir bildiri yayınlanmıştı.

ABD UKRAYNA’YI KULLANIYOR

Sonuç olarak Ukrayna krizi, Stratfor’un da açıkça belirttiği gibi, ABD’nin Rusya’yı parçalanmaya götürecek stratejisinin en önemli cephesidir.

ABD bu nedenle 20 yıldır Ukrayna’da darbelerle Batıcı iktidarlar inşa etmeye çalışıyor, bu nedenle Ukrayna’yı NATO’ya almak istiyor, bu nedenle Ukraynalıları ateşe atarak bu ülkeyi küresel güç mücadelenin cephesi haline getiriyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Mart 2022

3 Yorum

Ukrayna sonuç, NATO genişlemesi neden

Ukrayna’daki krizi anlayabilmek, Ukrayna’yı satranç tahtasına ve cephe ülkesine dönüştüren ABD’nin stratejisini çözümlemekten geçiyor öncelikle.

ABD, müttefikleriyle biri Rusya’ya, diğeri Çin’e karşı iki stratejik kuşatma hattı inşa ediyor:

ABD’nin Çin ve Rusya stratejileri

ABD Rusya’ya karşı; Baltık bölgesinden başlayıp, Doğu Avrupa’ya inen, Batı Karadeniz ülkelerini kapsayarak Karadeniz hattı boyunca Gürcistan’a ulaşan ve olanaklar ölçüsünde oradan Orta Asya’ya ulaşan bir yay üzerinden adım adım bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Baltık ülkelerini, Doğu Avrupa ülkelerini ve Batı Karadeniz ülkelerini NATO üyesi yaptı. Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yapabilmek için fırsat kolluyor. Bu hat üzerindeki Belarus ve Kazakistan’ın karıştırılmak istenmesi de bu nedenle: Belarus’ta 2020’de turuncu darbe denendi, 2021’de Lukaşenko bir suikastla yok edilmeye çalışıldı. Kazakistan’da işçi sınıfının haklı eylemleri, Batıcı müdahalelerle bir karışıklığa çevrilmeye çalışıldı.

ABD, Çin’e karşı; Hindistan’dan Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay üzerinde bu ülkeyi “boğmaya” çalışıyor. ABD bu amaçla; Hindistan, Japonya ve Avustralya ile QUAD, İngiltere ve Avustralya ile AUKUS gibi yapılar kuruyor. Japonya ve Güney Kore’de asker bulunduruyor. Tayvan’ı silahlandırıyor. Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalışıyor.

ABD neden NATO’yu genişletiyor?

Ve ABD bu amaçlarını uygulayabilmek için de NATO’yu genişletiyor. ABD, Soğuk Savaş bitiminde 14 üyesi olan NATO’yu, SSCB’yle anlaşmasına rağmen, sürekli Rusya’ya karşı genişletiyor. NATO şimdilik 30 üyeli. Ukrayna, Gürcistan, Moldova, Bosna, İsveç ve Finlandiya’yı da üye yaparak, üye sayısını 36’ya çıkarmaya çalışıyor.

Bu tabloyu analiz etmeden, neden-sonuç ilişkisi kurmadan, 30 yılı görmeyip sadece 24 Şubat 2022 sabahına bakarak “Rusya saldırdı” sonucu çıkarmak, bir saptama değildir, anın fotoğrafıdır sadece. Çünkü bu tablo analiz edildiğinde, Ukrayna’nın bir sonuç olduğu ama ABD’nin NATO’yu genişletme stratejisinin ise neden olduğu görülecektir.

Soğuk Savaş bitmesine ve rakibi Varşova Paktı ortadan kalkmasına rağmen NATO’nun varlığını neden sürdüğünü sorgulamayan, dahası NATO’nun varlığını Rusya’nın boğazını sıkmak için doğuya doğru sürekli genişletmesine itiraz etmeyen tutum ve tavırların, Rusya’nın askeri harekâtı karşısında “savaşa hayır” sloganı atması ise ne yazık ki pasif bir hümanist yaklaşım sergilemekten öteye gitmeyecektir.

Pasif “savaşa hayır” tutumunun, sloganın kapsadığı içeriği kazanması, ancak “ABD’ye/NATO’ya hayır” tutumuyla mümkündür. Çünkü 1945 yılından bu yana dünyamızda meydana gelmiş askeri saldırganlıkların yüzde 81’inin doğrudan Amerikan saldırganlığı olduğu çağımızın gerçeğidir.

ABD’nin savaş makinesi

Rusya’nın tutumu, en sonunda etrafı sarılmış, boğazına yapışılmış birinin, büyük bedel ödememek için yumruk atmasıdır… Yumruğu yiyenin (Ukrayna) alması gereken ders, mahallenin kabadayısı (ABD) adına neden komşusunu kuşattığını ve boğazına sarıldığını sorgulamaktır.

Tablonun bu gerçeğine aktif müdahale edecek siyasal tutumlar almadan, salt “savaşa hayır” diyerek pasif bir konumda kalmak, insani görünür ama sonuç değiştirici değildir.

NATO bir kültür derneği değil, askeri bir organizmadır, büyük bir savaş makinesidir. Bu savaş makinesini ABD dün hangi amaçla kullandıysa bugünkü amacı da aynıdır. Dünya düzenini korumanın, Avrupa üzerindeki hegemonyasını sürdürmenin, Çin ve Rusya’ya diz çöktürmenin aracı olarak kullanıyor.

NATO’nun kırılan dişi, barışın teminatıdır

Ve güç dengeleri adım adım değiştiği için, bugün hedef alınan ülkeler, boğazlarına yapışan ellerden kurtulmaya çalışıyor.

Anlamamız gereken şudur: NATO’nun varlığı, savaş riskidir; NATO’nun varlığını sürekli genişletmesi daha büyük savaş riskidir. Savaş istemeyenin mücadele etmek zorunda olduğu, asıl budur. Hümanizm bunu gerektirir.

Unutulmamalı: NATO’nun kırılan her dişi, büyük insanlığın geleceğinin ve barışının teminatıdır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Şubat 2022

1 Yorum

ABD kuşatmasını yarma harekâtı

Tabloyu şöyle özetleyebiliriz: Rusya, ABD/NATO’nun 30 yıldır sürdürdüğü büyük kuşatmaya karşı, “son cephe” üzerinden yarma harekâtı yapıyor. Ukrayna’yı son cephe ve satranç tahtası haline getiren ise Rusya değil, ABD’dir. Bedelini ise ne yazık ki Ukrayna halkı ödüyor…

Bugünü çözümleyebilmek, son 30 yılın stratejik mücadelesini incelemekten geçer: ABD, eski SSCB ülkelerine genişlemeyeceği sözü vermesine rağmen, Rusya’yı boğmak amacıyla beş dalgada NATO’yu Rusya sınırlarına genişletti. Yani 30 yıldır ABD saldıran, Rusya savunan pozisyondaydı. Ancak güç dengeleri değişiyor ve Rusya hem son savunma hattında olduğu için ama hem de “artık yeter” diyecek potansiyele ulaştığı için, ABD saldırganlığına yanıt vermektedir. Özeti budur.

Asıl savaşı bitiren harekât

Tam da bu nedenle, Rusya’nın askeri harekâtı, “asıl savaşı” bitirme hedefli savunma saldırısı olarak da yorumlanabilir. Çünkü sekiz yıldır Donbass’ta zaten savaş vardı. 2014’te Amerikancı darbeyle hükümet devrildiğinde, Kırım, Donetsk ve Lugansk darbeye karşı pozisyon aldı. Kırım bağımsızlık ilan etti, referandumla Rusya’ya katıldı. Ukrayna, Donetsk ve Lugansk’a saldırdı. 2015’te Minsk Anlaşması’yla bu iki bölgeye “özel statü” kararlaştırıldı ancak Ukrayna uymadı ve sekiz yıldır Donetsk ve Lugansk’ı, yani Donbass bölgesini vuruyor. Batı medyası üzerini örtse de sekiz yılın sonunda Donbass’ta 2.600 sivil öldürüldü (bazı kuruluşların verilerine göre 3 bini çocuk olmak üzere 13 bini sivil, toplamda 14 bin insan öldürüldü), on binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.

İşte Putin’in askeri harekâtı, bu büyük kıyımı da fiilen sonlandırmayı amaçlıyor. Nitekim Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin yetkilileri “Rusya’nın harekatı, Donbass’a barış getiriyor” demektedir.

Harekatın hedefleri

Putin’in 24 Şubat 2022 sabahı başlattığı askeri harekâtın hedeflerine bakacak olursak:

Askeri hedefler: Birincisi ve esas olarak Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri’nin Ukrayna kontrolü altındaki 2/3’lük bölümünde egemenlik sağlamak. İkincisi, füze savunma sistemleri başta olmak üzere Ukrayna’nın çeşitli bölgelerindeki askeri tesislerini etkisiz hale getirmek.

Siyasi hedefler: Kiev’deki Amerikancı hükümeti yıkmak ve neo-Nazi gruplarını tasfiye etmek.

Stratejik hedef: ABD/NATO’yu “güvenlik garantileri” vermeye mecbur etmek. Bu garantilerin başında da Ukrayna’nın NATO’ya üye alınmayacağı konusu var elbette.

ABD’ye güvenen bedel öder

Ukrayna penceresinden tablo şudur: ABD Ukrayna’yı ateşe attı ve Rusya’ya karşı savunamıyor. Bu gerçeklik, eski dünyanın egemenlerinin hegemonyasının zayıflamasına ve yeni dünyanın şekillenmekte olduğuna işaret etmektedir.

Ukrayna, en sonunda bu tablodan dersler çıkaracaktır. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin şu sözleri, o gerçeğe işaret etmektedir: “Ülkemizin savunmasında yalnız bırakıldık. Kim bizimle savaşmaya hazır? Kim Ukrayna’ya NATO’ya katılma garantisi vermeye hazır? Herkes korkuyor.”

Tablo budur ve acımasızdır: ABD’ye güvenenin büyük bedel ödediğini resmetmektedir. Öyle ki, ABD’nin savaş kışkırtıcılığına alet olan Zelenski, askeri harekâtın ikinci gününde “Rusya ile müzakere masasına oturmamız gerekiyor” demek durumunda kalmıştır. Bu, Ukrayna halkının da er geç 2014’teki Amerikancı darbe ile hesaplaşacağının göstergesidir.

Montrö sigortadır

Konunun Türkiye’yi ilgilendiren boyutu ise enerji, turizm gibi ekonomik alanlardan çok, bir güvenlik problemi olarak Karadeniz’dir. ABD’nin NATO düzleminde bir süredir Türkiye’yi Ukrayna krizi üzerinden Montrö’yü gevşetmeye zorladığını biliyoruz. Son olarak Reuters bu konuda yapılan “gayri resmi görüşmelerde ilerleme sağlanamadığını” duyurmuştu.

ABD’nin ve Batı’nın olanı “savaş” ama Rusya’nın “askeri harekât” şeklinde nitelemesi, bu ülkelerin çıkarları kadar bizi de yakından ilgilendiren bir farklılıktır. Türkiye’nin tabloyu “savaş” diye nitelendirmesi, Montrö’nün savaşla ilgili maddeleri üzerinden ABD’nin ülkemizi zorlamasına koz oluşturur.

Oysa Montrö Sözleşmesi’nin doğurduğu statünün korunması, sadece çatışanları değil, bölgeyi etkileyecek savaş riskini azaltması bakımından Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Ankara’nın asıl odaklanması gereken konu budur.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Şubat 2022

3 Yorum

Putin NATO’nun genişlemesini durdurdu

Ukrayna krizi, genel tablo içerisinde, yeni bir dünyanın kurulmakta olması ve eski dünyanın egemenlerinin bazılarının bu süreci frenlemeye çalışması, bazılarının da yeni dünyada pozisyon almaya çalışmasıdır özetle.

Daha özel planda ise ABD saldırganlığının durdurulması konusudur. O saldırganlığın Avrasya düzlemindeki ölçüsü, NATO’nun ne kadar genişlediğidir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 21 Şubat 2022 gecesi çektiği şah ile NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesini durdurmuştur.

Sorunlardan biri çözüldü

Ukrayna’yı satranç tahtasına dönüştüren Rusya değil, bu ülkeyi Rusya’ya karşı cephe yapmaya çalışan ABD’dir. Oyunu açan beyazlardır/ABD’dir ama oyun ortasında merkezde güçlenen siyahlardır/Rusya’dır.

Putin, 21 Şubat 2022 gecesi, daha önce Ukrayna’dan bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Donetsk ve Lugansk Cumhuriyetlerini tanıyarak güçlendiği merkezden atak yapmış ve şah çekmiştir. Siyasal planda bu şah, Ukrayna’dan ziyade ABD ve İngiltere’yedir.

Moskova bu şahla, masadaki/sahadaki iki konuyu tek konuya indirmiştir. Şöyle ki; masada biri esas olan Ukrayna’nın NATO üyeliği konusu, diğeri de ikincil olan Minsk Anlaşması’nın uygulanması konusu vardı. Minsk Anlaşması’nın esası, Donetsk ve Lugansk’ın özel statü talebi ve Kiev’in bu talebi kabulüydü. Rusya o anlaşmanın garantörüydü ve son üç aydır da diğer garantörler olan Normandiya Dörtlüsü’nün ikili Almanya ve Fransa’dan, Ukrayna’yı anlaşmayı uygulamaya zorlamasını umuyordu. Ukrayna ise ABD’nin desteğiyle(!) Minsk Anlaşması’nın gereğini yapmamakta direniyordu.

Putin, şah çekerek sorunu “ortadan kaldırma” yöntemiyle çözdü; Donetsk ve Lugansk’ın bağımsızlıklarını tanıyarak, Minsk Anlaşması ve “özel statü” konusunu, konu olmaktan çıkardı!

Artık güvenlik garantileri konuşulabilinir

Artık masada/sahada tek konu kaldı: Ukrayna’nın NATO’ya üyeliği. Bu konunun üç varyantı (NATO’nun genişlememesi, Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının çekilmesi, 1997 şartlarına dönülmesi) var ve Rusya, ABD ve NATO’dan bu üç varyant hakkında “güvenlik garantisi” talep etmişti zaten. İşte Putin şah çekerek, konuyu esasa getirmiş, ABD ve NATO’yu, artık güvenlik garantilerini açık açık ele almaya zorlamıştır.

ABD ve İngiltere, üç aydır yaptığı gibi, bu konuyu ele almayı öteleyen yaklaşımını bir süre daha sürdürecektir elbette. Nitekim Putin’in çektiği şaha karşı “yaptırım” kararları almaları bu nedenledir. Ancak açıkladıkları yaptırımlar, Rusya açısından bir caydırıcılık doğuramayacak zayıflıktadır. Kaldı ki Rusya 10 yıldır zaten Batı yaptırımları altındadır.

Bu ölçekten bakıldığında, Putin’in şahına karşı Biden’ın hamlesini “Dombass (Donetsk ve Lugansk bölgesi) tamam ama Kiev’e girme” diye okuyabiliriz.

Tuzağa dikkat

Konunun ülkemizi ilgilendiren boyutu ise Karadeniz ve Montrö Sözleşmesi’dir. ABD’nin taktik hamlelerinden biri “Rusya’nın artan etkisine” karşı Karadeniz’deki NATO varlığını artırma talebi olabilir. Bunun için de NATO gemilerine uygulanan gün ve tonaj kısıtlarını esnetmesini, yani Montrö Sözleşmesi’ni “gevşetmesini” talep edebilir. Özetle ABD, krizi, Türk-Rus işbirliğini sabote edebilecek bir zemin olarak kullanma hamlesi yapabilir. Ankara’nın odaklanması gereken asıl konu budur.

İktidarın da muhalefetin de Ukrayna’ya tam destek vermesi ve Rusya’nın Donetsk ile Lugansk’ın bağımsızlıklarını tanıma kararını “kabul edilemez” ilan etmesi, asıl konuda “tuzağa düşülebileceğine” işaret ediyor ne yazık ki…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Şubat 2022

4 Yorum

Putin şah çekti

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerini tanıyarak ABD ve İngiltere’ye, eşzamanlı olarak her iki cumhuriyetle işbirliği ve karşılıklı yardım anlaşmaları imzalayarak Kiev’e şah çekti.

Tabloya ABD açısından bakılırsa, NATO’yu Rusya’ya doğru genişletme stratejisini artık daha fazla ilerletemeyeceği sınıra ulaştı. Rusya’ya karşı cephe ülkesi yapmak üzere kışkırttığı Gürcistan’ı da Ukrayna’yı da koruyamadı.

Tabloya ABD’nin stratejisine araç olanlar açısından bakılırsa; Gürcistan’ın NATO üyeliği girişimi 2008’de Güney Osetya ve Abhazya’nın kopmasıyla, Ukrayna’nın NATO üyeliği girişimi ise 2014’te Kırım’ın, 2022’de Donetsk ile Lugansk’ın kopmasıyla sonuçlandı.

ABD UKRAYNA’YI KULLANIYOR

Kiev yönetiminin Gürcistan/2008’den ders çıkarmaması, bu ülkeye pahalıya mal oldu. ABD, Ukrayna’da 2014 yılında yaptığı darbe ile Rusya’yla iyi ilişkiler yürütmek isteyen hükümeti yıkıp, yerine Batıcı/NATO’cu bir yönetim getirebildi ancak devamında Moskova’nın hamlelerini önleyemedi. Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması ve bir referandumla Rusya’ya katılması, ardından Donetsk ve Lugansk’ın da benzer eğilime girmesi karşısında ABD Ukrayna’yı savunamadı.

Ukrayna yönetimi, Almanya ve Fransa’nın girişimiyle, Rusya’yla Minsk Protokolü imzalayarak gidişatı frenleyebildi. Ancak devamında yine ABD’nin kışkırtmasıyla imzaladığı protokolün gereğini yapmadı, Donetsk ve Lugansk’a “özel statü” konusunu uygulamadı.

Sonrasında ABD, Baltık bölgesinden Karadeniz’e inen ve Rusya’yı batısından kuşatan cephenin tam merkezinde Ukrayna’yı kullanmayı hızlandırdı. Ukrayna ABD adına cepheye sürüldükçe, ekonomisi tahrip oldu.

ABD son olarak 2021 yılının kasım ayından itibaren Ukrayna merkezli bir kışkırtma ile Avrupa’yı yeniden denetimine alma ve Rusya ile Almanya Arasındaki Kuzey Akım 2 projesini durdurma hamlesi başlattı.

UKRAYNA TUZAĞA DÜŞTÜ

Rusya ABD’nin bu yeni saldırısı karşısında iki şey yaptı:

1) ABD ve NATO’dan, Washington’un 1991’de Moskova’ya verdiği sözü tutarak, artık daha fazla kendisine doğru genişlememesini istedi. Bu amaçla Washington ve Brüksel’den yazılı garantiler istedi. ABD ve NATO ise ortada Rusya’ya verilen “yazılı” bir söz olmadığını, isteyen her ülkenin NATO’ya üye olmasının yolunun açık olduğunu savunarak, üç ay boyunca Rusya’yı oyalamaya çalıştı.

2) Rusya bu süreçte Ukrayna’yı Minsk Protokolü’nün gereğini yapmaya çağırdı. Özellik o protokolün altında imzası olan Almanya ve Fransa’dan Ukrayna’yı zorlamasını istedi.

Ve sonunda, 21 Şubat 2022 gecesi Putin Minsk Protokolü’ne göre Kiev’in “özel statü” vermesi gereken iki bölgeyi, bağımsız cumhuriyetler olarak tanıdığını ilan ederek Washington’a, Londra’ya ve Kiev’e şah çekti.

UKRAYNA İÇİN ÇIKIŞ YOLU

Artık Ukrayna’nın önündeki seçenek, NATO’cu/Batıcı çizgi yerine bölgeci bir çizgi izleyerek Avrupa düzleminde barış aramaktır.

Kiev yönetiminin önündeki seçenek, ABD’nin Dombass (Donetsk ve Lugansk bölgesi) gerginliğini Rusya’ya karşı bir koz olarak kullanma girişimine izin vermemesidir; iç barışı sağlamaya dönük hamle yapmasıdır.

Ukrayna’nın hâlâ komşularıyla barış içinde yaşama şansı vardır ve bunu kullanmalıdır. Ukrayna halkının çıkarı ABD stratejisine eklemlenmekten değil, tarihi bağları olduğu komşularıyla barış içinde yaşamaktan geçmektedir.

İNGİLİZ ARŞİVİNDEN ÇIKAN TARİHİ BELGE

Hep belirttik: Bu, Ukrayna-Rusya krizi değil, ABD-Rusya mücadelesidir, ABD’nin Rusya’yı kuşatma stratejisi sorunudur, NATO’nun o ABD stratejisi gereği genişleme hedefi sorunudur.

Oysa SSCB’nin dağıldığı süreçte, bu konu Washington ile Moskova arasında ele alınmış, Doğu Almanya’nın Federal Almanya’yla birleşmesi dışında, NATO’nun doğuya kesinlikle genişlemeyeceğinin sözü verilmişti. Yeltsin dönemi Rusya’sının zayıflığından yararlanan ABD o sözünü tutmadı ve adım adım Rusya’ya doğru genişledi. Putin bu konuyu her gündeme getirdiğinde de ABD’den “yazılı” bir metin olmadığı gerekçesiyle NATO’nun genişlemesi savunuldu.

Gerçi “yazılı” bir belge olmasına da gerek yoktu; zaten Soğuk Savaş boyunca pek çok kritik konu, “sözlü” anlaşmalarla ele alınmıştı; sözler üzerinden Türkiye’yi de ilgilendiren nükleer krizler savuşturulabilmişti. Ancak aslında ABD’nin Rusya’ya verdiği sözlerin “yazılı” belgesi de vardı. İşte onlardan biri önceki gün ortaya çıktı:

O belge, Boston Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Joshua R. Itzkowitz Shifrinson tarafından İngiltere Ulusal Arşivi’nde bulundu. Federal Almanya’nın başkenti Bonn’da, Mart 1991’de, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın dışişleri bakanlığı siyasi direktörleri arasında yapılan Orta ve Doğu Avrupa güvenliği konulu toplantının tutanağı olan o belge, NATO’nun Almanya’nın doğusuna genişlemeyeceği konusunda SSCB’yle anlaştığını ortaya koyuyor.

Belgeye göre Almanya Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Jürgen Chrobog şöyle diyor. “2+4 müzakerelerinde, NATO’yu Elbe’nin ötesine genişletmeyeceğimizi açıkça ifade ettik. Bu nedenle, Polonya ve diğer ülkelere NATO üyeliği teklif edemeyiz.

Belgeye göre ABD’li temsilci Raymond Seitz da aynı fikirde olduğunu belirtiyor: “2+4 müzakerelerinde ve diğer müzakerelerde Sovyetler Birliği’ne, Sovyet birliklerinin Doğu Avrupa’dan çekilmesinden fayda sağlama niyetinde olmadığımızı açıkça belirttik. … NATO doğuya resmi ve gayri resmi olarak genişlememelidir.

DER SPIEGEL YAYIMLADI

İşte bugün yaşanan “Ukrayna krizi”nin kökleri buradadır; ABD’nin verdiği sözü tutmayarak, yaptığı anlaşmayı çiğneyerek, adım adım NATO’yu Rusya sınırına ilerletmesi kaynaklıdır. Dolayısıyla geniş plandan ve 30 yıllık zaman ölçeğinden bakıldığında, ABD’nin saldırgan, Rusya’nın ise savunma pozisyonunda olduğu görülecektir.

Şu son notumuzla bitirelim yazımızı: İngiltere Ulusal Arşivi’nden bulunan bu tarihi önemdeki belge, Almanya’nın ünlü Der Spiegel dergisi tarafından yayımlandı ve dünya kamuoyuna duyuruldu!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Şubat 2022

3 Yorum

ABD, Ukrayna kriziyle Montrö’yü delme peşinde

Türkiye açısından Ukrayna krizi, her şeyden önemlisi, Montrö Sözleşmesi’nin değerini ortaya koyması bakımından derslerle doludur. 104 emekli amiralin bu süreci öngörerek toplumu aydınlatan o açıklaması da bu yönüyle tarihe geçecek. Kuşkusuz o açıklamadan ulusal çıkarları bir yana bırakarak iç siyaset malzemesi çıkaranlar ve 104 amirale soruşturma açtıranlar da tarihe geçecek!

Üç gün sonra, 24 Şubat 2022’de Çağlayan Adliyesi’nde duruşması yapılacak o dava, bir yönüyle Türkiye’nin önündeki bu büyük sorun karşısında iki zıt bakışın, iki zıt anlayışın tarih sahnesinde sergilenmesi olacak.

Türkiye-SSCB işbirliği

Türkiye ile SSCB, iki ayrı kampta yer almalarına ve ABD’nin tüm kışkırtmalarına rağmen, Soğuk Savaş boyunca Karadeniz’i bir barış denizi olarak koruyabildiler. Bunda iki önemli etken vardı:

Birinci etken, kökleri Atatürk ile Lenin’in dostluk anlaşmasındaki statüydü. Bu öyle bir statüydü ki, Türkiye’nin en sağcı, en Amerikancı iktidarları bile sıkıştıklarında o statüye dayanarak özellikle sanayi işbirliği konusunda Moskova ile çalışabiliyordu.

İkinci etken ise Montrö rejimiydi. Bu sözleşme sayesinde Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen ABD’nin Karadeniz’e girme taleplerini frenliyor; ABD’nin Türkiye’yi ateşe atacak, SSCB’ye karşı kışkırtıcı hamlelerini kesebiliyordu.

Montrö Sözleşmesi’ne vakıf emekli büyükelçiler ile emekli amirallerin tarihi nitelikteki uyarıları, işte Soğuk Savaş boyunca bir barış denizi olması sağlanmış Karadeniz’in bu özelliğini koruyabilmek içindi.

Ergenekon-Balyoz, Karadeniz’e de kumpastı

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Karadeniz’e girme baskısı arttı, Soğuk Savaş boyunca Türkiye’nin direnci nedeniyle Karadeniz’de yapılamayan NATO tatbikatları başladı. Özellikle 2004’te Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya üye yapılmasıyla, ABD Karadeniz’de sürekli varlık bulundurabilmeyi umdu. Ancak ABD’nin bu çabası, Ankara’nın “Karadeniz, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin konusudur” çizgisi üzerinden savuşturuldu; Türk Deniz Kuvvetleri’nin öncülüğündeki Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) ve Karadeniz Uyumu Harekatı gibi araçlar/eylemler, işte o çizginin gereğiydi. (O süreçte rol almış Deniz subaylarımızın Ergenekon/Balyoz kumpasları ile tasfiye edilmesini, bugün 104 amirale açılan soruşturmayla birlikte değerlendirin lütfen.)

SSCB dağıldıktan ve Bulgaristan ile Romanya da NATO’ya üye yapıldıktan sonra bile Türkiye’nin ABD kışkırtıcılıklarını Karadeniz’de frenleyebilmesinin en önemli mekanizması Montrö Sözleşmesi oldu.

Kanal İstanbul sorunu

ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’ı da ekleyerek, 6 Karadeniz ülkesinden 5’ini NATO üyesi yapması, Karadeniz’i bir “NATO gölü” yapabilme hedefini kolaylaştıracaktır. Bu sadece Rusya’yı değil, sonuçları itibariyle Türkiye’yi de büyük sorunlarla karşı karşıya getirecektir. O nedenle Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğine karşı çıkmak, Rusya kadar, doğuracağı riskler nedeniyle Türkiye’nin de çıkarınadır!

ABD’nin Karadeniz’de sürekli varlık bulundurabilmek için fırsat gördüğü konulardan biri de Kanal İstanbul’dur. “Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesine tabi olmayacağından NATO gemileri kısıtlamaya uğramadan Karadeniz’e girebilecektir” şeklindeki görüşler ABD’de başta Foreign Affairs olmak üzere önemli dergilerde işlenmekte; eski askerler, diplomatlar ve analistler tarafından dillendirilmektedir.

Dahası ABD şimdi Ukrayna krizini fırsata çevirerek, yine önce emekli generalleri üzerinden (ABD’nin Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Org. B. Hodges) sondaj yaparak, Türkiye’nin Rusya’ya boğazları kapatması gerektiğini işlemektedir. Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar’ın “Türkiye’den, boğazları kapatmasını ve Rus kuvvetlerinin Karadeniz’e girmesini engellemesini isteme hakkımız var” demesi de Amerikan görüşünün içindedir.

ABD bir taşla iki kuş vurmak peşindedir; hem Montrö’yü delmek hem de Türkiye-Rusya işbirliğini Ukrayna üzerinden sabote etmek istemektedir.

Ne yapmamalı?

1) Karadeniz’de savaş riskini azaltmanın teminatı olan Montrö rejimi sıkı sıkıya korunmalıdır. ABD’nin bu rejimi değiştirebilmek için fırsat gördüğü Kanal İstanbul projesi hayata geçirilmemelidir. Montrö,Ukrayna’da savaş riski azaltmanın ötesinde, Karadeniz’in bir barış denizi kalmasının da teminatıdır.

2) ABD’nin Karadeniz’i NATO gölü yapma stratejisinin doğuracağı riskler nedeniyle Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine onay verilmemelidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Şubat 2022

1 Yorum

İlk aşamayı Putin kazandı

Ukrayna merkezli ABD-Rusya küresel güç mücadelesinin ilk aşamasını Putin kazandı. İlk aşama, Rusya’nın ABD ve NATO’ya verdiği 9 maddelik anlaşma taslağı önerisini 17 Aralık 2021’de dünya kamuoyu ile paylaşmasıyla başladı. ABD ve NATO bir süre geçiştirdikten sonra, 27 Ocak 2022’de Rusya’nın önerisine yazılı yanıt vermek zorunda kaldı. Ancak Rusya’nın aksine ABD, yanıtını kamuoyuyla paylaşmayacağını belirtti. Rusya, 17 Şubat 2022’de ABD’nin yanıtına yanıt vererek, güç mücadelesinin ilk perdesini kapatmış oldu.

Rusya’nın yanıta yanıtı

Moskova’nın yanıtındaki mesajlar şöyle:

– ABD Rusya’nın tekliflerinin paket niteliği taşıdığını göz ardı edip, özellikle “uygun konular” seçip, bunları da kendisine avantaj sağlayacak şekilde bükmesi kabul edilemez.

– Rusya’nın paket niteliği taşıyan talepleri tam olarak karşılanmalıdır: 1) NATO’nun daha fazla genişlemesi reddedilmeli, 2) “Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyesi olacağı” belirtilen “Bükreş formülü” geri çekilmeli; 3) NATO askeri kabiliyeti/altyapısı Rusya-NATO Kurucu Senedi’nin imzalandığı 1997 yılındaki duruma geri döndürülmeli; daha önce SSCB’de yer alan ve NATO üyesi olmayan devletlerin topraklarında askeri üsler kurulması reddedilmeli.

– Ukrayna NATO’ya üye olursa, Rusya-NATO çatışması riski var. Minsk protokolü uygulanmalı ve Ukrayna’ya silah sevkiyatı durdurulmalı.

– ABD bağlayıcı garantiler vermediği taktirde, Rusya askeri-teknik önlemler de dahil, uygun karşılıklar verecek.

Kiev: NATO üyeliği şansımız azaldı

1) Yanıttan da görüleceği üzere kritik konu, Ukrayna’nın NATO üyeliği. Putin, ilk aşamada Ukrayna’nın NATO üyeliğini rafa kaldırtmış oldu. İkinci aşamada da bunun olmayacağının yazılı garantisini ABD/NATO’dan almayı hedefliyor.

Nitekim Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, ülkesinin NATO üyeliği şansının azaldığını söyledi (17.2.2022). Zelenskiy, bunun iki nedeni olduğunu açıkladı: Birincisi Rusya’nın, Ukrayna’nın NATO üyeliğine direnmesi, ikincisi de NATO içindeki bazı üye ülkelerin tutumu…

Zelenskiy isim vermiyor ama kastettiği ülkeler belli: Başta Almanya ve Fransa olmak üzere, Hırvatistan’dan Macaristan’a bazı NATO ülkeleri… Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Zelenskiy ile ortak basın toplantısında, “Ukrayna’nın NATO üyeliği konusu şu anda gündemde değil” demesi, Kiev’in umudunu bitirmişti.

Washington şimdi ara bir formül olarak, Ukrayna’nın NATO’ya üye olmayacağı konusunda yazılı garanti vermeye direnerek, “Ukrayna zaten NATO’ya üyelik şartlarını yerine getirecek durumda değil” deyip, konuyu, uygun zamanda indirmek üzere rafta tutma taktiği izleyecek. İşte Putin ile Biden arasındaki mücadelenin ikinci aşaması bu olacak.

Avrupa bölündü, NATO’da kırılma

ABD-Rusya mücadelesinde kritik konunun Ukrayna’nın NATO üyeliği olduğunu belirttik ancak yine Putin’in istediğini belli oranda aldığı başka önemli konular da var elbette:

2) Rusya, NATO içinde kırılma oluşturdu; ABD ile Almanya-Fransa ikilisini karşı karşıya getirdi. Bu Biden’ın “transatlantik ilişkileri restore etme” hedefini de zayıflattı.

3) Diğer yandan Avrupa, Almanya-Fransa ve İngiltere-Polonya eksenli olarak bölündü. İngiltere, Polonya ve Ukrayna ile Avrupa içinde “üçlü ittifak” kurduğunu ilan etti.

4) ABD, Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 projesini durduramadı. Alman sermaye sınıfı Rusya ve Çin’le 20 yıldır geliştirdiği ilişkileri daha da derinleştirme hedefinde. ABD’nin İngiltere ve Avustralya ile kurduğu AUKUS ittifakı, zaten Fransa sermayesine darbe vurmuştu. Fransızların İngilizlerde yaşadığı deniz, balıkçılık, göç sorunları da cabası…

Frattini: Putin haklıydı

Aslında ilk aşamanın sonucunu en net ifade eden isim İtalya Devlet Konseyi Başkanı Franco Frattini oldu: “Putin, 2007 yılında, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, tek kutupluluğunun yani ABD’nin her yerde düzeni belirleyen küresel bir polis haline geldiği görüşün üstesinden gelinmesini söylediğinde haklıydı” (15.2.2022).

Evet, Çin ve Rusya, ABD’nin küresel polisliğine son verdi!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Şubat 2022

1 Yorum

Amerikan üçgeni: İsrail-BAE-AKP

Erdoğan, 14-15 Şubat 2022’de Birleşik Arap Emirlikleri’ndeydi. Erdoğan BAE’deyken, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un 9-10 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret edeceği duyuruldu. Erdoğan-Herzog zirvesi hazırlığı için de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal an itibariyle İsrail’de.

Yani AKP iktidarının İsrail ve Körfez’le normalleşmesi, ABD’nin Trump döneminde başlattığı Körfez-İsrail normalleşmesini “bütünleyen” bir çizgide ilerliyor.

Peki AKP iktidarı bu “normalleşmeye” neden girişti?

Sıcak para ihtiyacı

Erdoğan, 2023 sürecine hem ekonomide hem de siyasette krizlerle girdi. Erdoğan’ın bu şartlarda iktidarını koruyabilmesi “sıcak para” bulabilmesine bağlı. Sıcak para da siyasi destekle mümkün…

Erdoğan’ın “normalleşme” hamlesinin ekonomi-politiği budur.

AKP iktidarının Körfez sermayesine, İsrail ve Körfez’in de İran’a karşı Türkiye desteğine ihtiyacı var. Bu ikisinin arasında ise Körfez sermayesi, kriz fırsatında daha da ucuzlamasını umduğu “Varlık Fonu” şirketlerinin pususuna yatacak.

MİT-MOSSAD operasyonları

“İran’a karşı Türkiye desteği” konusu ise sahada yaşanıyor:

– “İran İstihbaratı’nın 9 kişilik suikast hücresiyle İsrailli işadamı Yair Geller’e düzenlemek istediği gizli suikastı MİT engelledi” (Odatv, 11.2.2022).

– “İsrail´in Channel 12´sinin haberine göre, İsrail İstihbarat Teşkilatı (MOSSAD) son 2 yılda Türkiye´deki İsrail vatandaşlarına yönelik 12 terör saldırısının engellemesine yardım etti” (Şalom, 14.2.2022).

İsrail’e ayarlı musluklar

AKP iktidarı 20 yılda özelleştirmelerle, yabancılaştırmalarla, kamu ihaleleri üzerinden yandaş şirketlere büyük sermaye transferleriyle, koalisyondaki tarikat ve cemaatlere vakıflar üzerinden belediye kaynakları aktarımıyla, MB rezervlerini eriterek bugünkü ekonomi tablosunu ortaya çıkardı. Büyük kriz içindeki ekonomiyi düzeltmek ve 2023 için gerekli sıcak parayı bulabilmek, elbette sadece Körfez sermayesiyle mümkün değil.

AKP bu nedenle döne döne Londra tefecilerine ve New York bankerlerine koşuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Londra temasları da, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi (AKP kurucusu) Murat Mercan’ın IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden Yahudi fon temsilcileriyle temaslarına kadar tüm faaliyetleri, sıcak para amaçlıdır. Londra tefecilerinin ve New York bankerlerinin açacağı musluklar ise İsrail’e ayarlı!

ABD memnun

ABD Türkiye’nin BAE’yle ve İsrail’le normalleşmesinden çok memnun. ABD bu normalleşmelerin parçası olarak gördüğü Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki geri adımlarından da memnun.

Çünkü ABD, Blinken’in belirttiği şekilde “Türkiye’nin Batı’ya çapalanmış şekilde kalması” ve “bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olmasının sağlanması” peşinde (9.6.2021).

AKP iktidarı ise “sorunsuz çember” diye isimlendirdiği bu yeni normalleşme hamlelerinden çifte kazanç umuyor: Hem sıcak para ama hem de ABD’nin elinde olan başta Halkbank davası gibi kartlarda kolaylık.

Asıl ihtiyaç: Şam’la normalleşme

Hegemonyası zayıflayan ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azaldığı ve Rusya ile Çin’in bölgedeki ağırlığının arttığı şartlarda, Washington, İsrail-Körfez-AKP üçgenini yararlı bir ittifak olarak görüyor. ABD için bu üçgen hem İran’ın bölgedeki nüfuzunu kırabilmesi bakımından ama hem de Türkiye’nin İran ve Rusya’yla gelişmekte olan ilişkisini dengeleyebilmesi açısından önemli…

ABD’nin kırmızı çizgisi, Türkiye’nin Suriye’yle normalleşmesidir. Çünkü Ankara-Şam anlaşması, Moskova ve Tahran desteğiyle birlikte, Washington’un Ortadoğu planlarını boşa çıkaracak niteliktedir. ABD bu nedenle İdlib’i Türk-Rus ilişkilerini sabote edebilecek konu olarak değerlendirmeye çalışıyor.

Bu bile Ankara açısından asıl yapılması gerekene işaret ediyor: Ankara-Şam anlaşması, geniş Doğu Akdeniz-Ortadoğu düzleminde anahtar fonksiyonundadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Şubat 2022

1 Yorum

Ukrayna’nın NATO üyeliği sorunu

Tekrar pahasına, girişi bir kez daha şu gerçekle yapalım: Yaşanan Ukrayna-Rusya krizi değil, ABD-Rusya krizidir; ABD’nin NATO’yu Rusya sınırlarına genişletmeye çalışma sorunudur.

Moskova, çok açık bir şekilde “Ukrayna’ya NATO üyeliği vaadinden vazgeçilmesini” istiyor. Bu, tansiyonu hızla düşüreceği gibi, daha geniş bir düzlemde, Avrupa’nın güvenliği konusuna da önemli katkı yapacaktır.

NATO’NUN DOĞU’YA GENİŞLEME SORUNU

SSCB’nin dağılmasının ve Varşova Paktı’nın ortadan kalkmasının ardından, ABD elbette NATO’yu dağıtmadı! Hatta Moskova’ya verdiği söze rağmen, NATO’yu genişletmeyi sürdürdü. Üstelik ABD açıkça SSCB’yi kuşatan hattı daha da daraltmayı önüne hedef koydu:

İlk etapta, 1999 yılında Varşova Paktı’nın üyelerini, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’yı NATO’ya katarak doğuya-Rusya’ya doğru genişledi.

İkinci etapta, 2004’te hem Varşova Paktı üyelerini ama daha önemlisi eski SSCB ülkelerini; Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı NATO’ya üye yaparak, iyice Rusya’ya doğru yaklaştı.

ABD’nin üçüncü etaptaki hedefi de Rusya’nın en önemli komşusu Ukrayna ile Kafkasya’daki kilit ülke Gürcistan’ı NATO’ya üye yaparak, Rusya sınırına yerleşmekti. (Bu etapta Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ, Kuzey Makedonya NATO’ya üye oldular.)

İşte meselenin esası ABD’nin bu yayılmacı ve saldırgan stratejisidir.

ALMANYA UKRAYNA’NIN NATO ÜYELİĞİNE SOĞUK

Ukrayna’nın NATO üyeliğini, kağıt üzerinde hemen her NATO üyesi desteklemesine rağmen, gerçekte sadece ABD, İngiltere ve bazı Baltık ülkeleri destekliyor. Almanya ve Fransa’nın bu konuya çok sıcak bakmadığı ortada.

Konu, Almanya Başbakanı Scholz ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy’nin ortak basın toplantısında da gündeme geldi. Zelenskiy NATO üyesi olmak istediklerini yineledi. Scholz ise Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunun şu anda gündemde olmadığını vurguladı (Deniz Berktay, Cumhuriyet, 15.2.2022).

Zelenskiy’nin şu sözleri ise Ukrayna açısından NATO üyeliği konusunda tablonun pek de aydınlık olmadığına işaret ediyordu: “Maalesef bu konuya netlik getiremiyorum. Çünkü maalesef her şey Ukrayna’ya bağlı değil. Ukrayna’nın AB’ye, sınırlarını güçlendirmeye, ittifakın geleceğine, hedeflerimize ilişkin taleplerini çok iyi biliyorsunuz. Bunun ülkemizin isteği olması ve ülkemizin doğusunda savaşın yaşanması dışında, NATO üyeliğini, güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü sağlamak için istiyoruz. Bu, Ukrayna Anayasasında belirtildi.”

Rusya’nın da bu konuda geri adım atmayacağı görülüyor; zira Moskova, kendi güvenliği açısından Ukrayna’nın NATO üyeliğini kırmızı çizgi görüyor. Batı’ya, ama özellikle Almanya-Fransa merkezli Avrupa’ya da şu mesajı veriyor: Rusya’nın güvenliği pahasına bir Avrupa güvenliği mümkün değil!

NATO İÇİNDE UKRAYNA KIRILMASI

Ukrayna’nın komşusuyla sınır ve toprak sorunu sürdüğü müddetçe NATO’ya üye olması olası değil.

Bu durum, NATO içinde hem Ukrayna’nın üyeliğine destek konusunu ama ondan daha önemlisi, ABD’nin NATO’yu Rusya’ya karşı Ukrayna cephesine sürebilme hedefini zayıflatıyor. (Kaldı ki NATO üyelerinin, NATO üyesi olmayan Ukrayna’ya savunma desteği verme yükümlülüğü elbette yok.)

Nitekim Biden bunu başaramadığını gördü ve “NATO içinde bu konuda farklılıklar var” dedi. Ki konu farklılıklardan öteydi. Örneğin NATO üyesi Hırvatistan, bir savaş halinde askerlerini NATO’dan çekeceğini ilan etti. Dolayısıyla Biden yönetimi, Rusya’ya karşı Ukrayna cephesine AB’yi de NATO’yu de süremez hale geldi.

UKRAYNA İÇİNDE NATO ÜYELİĞİ ÇATLAĞI

Aslında Ukrayna içinde de NATO üyeliği konusu bir “ulusal hedef” niteliği taşımıyor. Tersine bir kesim, Rusya’yla sürekli kriz halinde yaşamanın gerekçesi olacak NATO üyeliğine soğuk bakıyor.

Ukrayna içinde bu konuda bir çatlak olduğuna işaret eden en önemli işaret, Ukrayna’nın İngiltere Büyükelçisi Vadim Pristayko’nun çıkışıydı. Pristayko, Kiev’in NATO’ya katılma girişimlerini yeniden değerlendireceğini açıkladı. Kiev yönetimi büyükelçiden bu sözlere bir açıklık getirmesini istedi.

Pristayko bir süre sonra yaptığı yeni açıklamada, NATO üyeliğine dair sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtti. Fakat yanlış anlamaya işaret ederken bile, başka ödünler vermeye hazır olduklarını ifade etti.

Pristayko, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Şu anda NATO üyesi değiliz ve savaştan kaçınmak için birçok ödün vermeye hazırız, Ruslarla görüşmelerde de bunu yapıyoruz. Bunun NATO’yla bir ilgisi yok, üyelik başvurusu anayasada mevcut.” (14.2.2022).

Kremlin, Pristayko’nun çıkışının, Kiev’in kavramsal dış politik bakışını taşımadığını belirtti. Fakat Kremlim Sözcüsü Peskov ekledi: “Hiç şüphesiz, Ukrayna’nın NATO üyeliği fikrinden kayıt altına alınmış, teyit edilmiş bir şekilde vazgeçmesi, Rusya’nın çekinceleri için daha anlamlı bir yanıt hazırlanmasını sağlayacak bir adım olurdu.”

Kısacası, sadece Ukrayna’yı değil, Karadeniz üzerinden ülkemizi de, bir bütün olarak Avrupa’yı da, yansımaları ile tüm dünyayı da etkileyen Ukrayna krizinin merkezindeki NATO üyeliği sorunu konusundaki son tablo böyle…

Ukrayna’nın NATO üyeliği sorununun ortadan kalkması, en çok sürekli savaş iklimi altında yaşamak zorunda bırakılan Ukrayna halkını mutlu edecektir….

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Şubat 2022

6 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın