Archive for category Politika Yazıları

15 maddede Şi-Putin bildirisi

Önümüzdeki on yıllarda yazılacak siyasi tarih metinlerinde, yeni dünyanın kuruluşuna referans gösterilecek tarihlerin en önemlilerinden biri 4 Şubat 2022 olacak. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı “ortak bildiri” işte o değerdedir.

O nedenle ilk gün “Çin ve Rusya’dan ‘yeni dünya düzeni’ bildirisi” (5.2.2022) başlığıyla değerlendirdiğimiz o tarihi metni, bugün daha ayrıntılı inceleyeceğiz:

I. Yeni dünya düzeni bildirisi

1. Yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen: İki ülke, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumun kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen talep ettiğini saptıyor.

2. Çok kutupluluk: İki ülke, çok kutupluluğu ilerletmeyi ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini desteklemeyi savunuyor.

3. Çok taraflılık: İki ülke, dış politika koordinasyonunu güçlendirme, gerçek çok taraflılığı sürdürme, çok taraflı platformlarda işbirliğini güçlendirme, ortak çıkarları savunma, uluslararası ve bölgesel güç dengesini destekleme ve küresel yönetişimi iyileştirme hedefini ortaya koyuyor.

4. Güçlü BM, G7 yerine G20, DTÖ’de reform: İki ülke, “BM ile gerçek çok kutupluluğu arama ve BM Güvenlik Konseyi’nin merkezi ve koordine edici rolü” hedefiyle, “güçlü BM” mesajı veriyor; uluslararası ekonomik işbirliği konularını ve krizle mücadele tedbirlerini tartışmak için önemli bir forum olarak G20 formatını destekliyor; DTÖ reformunda aktif rol aldıklarını belirtiyor.

II. Büyük Avrasya Ortaklığı

5. Rusya-Çin ittifakı: İki ülke, aralarındaki ilişkilerin, Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün olduğunu ilan ediyor.

6. Çin-Rusya-Hindistan ortaklığı: İki ülke, “Rusya-Hindistan-Çin” formatı dahilinde işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor.

7. Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı: İki ülke, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne paralel ve eşgüdümlü olarak Büyük Avrasya Ortaklığını inşa etmeye odaklandıklarını belirtiyor.

III. ABD saldırganlığı

8. NATO’nun genişlemesine itiraz: İki ülke, NATO’nun daha da genişlemesine karşı çıkıyor ve NATO’yu Soğuk Savaş yaklaşımlarından vazgeçmeye, diğer ülkelerin egemenliğine, güvenliğine ve çıkarlarına, uygarlık, kültürel ve tarihi geçmişlerinin çeşitliliğine saygı duymaya çağırıyor.

9. ABD’nin füze planına itiraz: İki ülke, ABD’nin füze anlaşmalarından çekilmesini, bu ülkenin saldırgan amaçlarının göstergesi olarak saptıyor. İki ülke, ABD’yi Rus girişimine olumlu yanıt vermeye ve yeni füze yerleştirme planından vazgeçmeye çağırıyor.

10. Asya-Pasifik barışı: İki ülke, ABD’nin “Hint-Pasifik stratejisi”nin bölgeyi olumsuz etkilediğini belirtiyor ve ABD’nin Asya-Pasifik bölgesini hedef alan AUKUS tipi yeni ittifak çabalarına karşı çıkıyor.

IV. ABD saldırganlığına karşı işbirliği

11. Bölünmez güvenlik anlayışı: İki ülkeye göre, uluslararası toplum, evrensel, kapsamlı, bölünmez ve kalıcı güvenliği sağlamak için küresel yönetişime aktif olarak dahil olmalıdır.

12. Turuncu darbelere karşı işbirliği: İki ülke ABD’nin renkli devrim girişimlerine karşı çıktığını belirterek, bu alanda işbirliği yapacaklarını ilan ediyor.

13. Terörle mücadelede çifte standarda itiraz ve işbirliği: İki ülke, terörle mücadele konularının siyasallaştırılmasına ve çifte standart politikasının araçları olarak kullanılmasına; terörist ve aşırılık yanlısı grupların yanı sıra terör örgütlerinin kullanımı yoluyla jeopolitik amaçlarla diğer devletlerin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkıyor. Ayrıca iki ülke terörle mücadelede ortaklıklarını geliştireceklerini belirtiyor.

14. Yaptırımlara karşı mücadele: İki ülke, ABD’nin yaptırımlarına karşı çıktıklarını kaydederek, ekonomik eşitsizliğe karşı ortak mücadele edeceklerini vurguluyor.

15. Demokrasi ve insan hakları sopasına itiraz: İki ülkeye göre, devletinin demokratik olup olmadığına karar vermek sadece ülke halkına bağlıdır. İki ülke, demokrasi ve insan hakları savunuculuğunun diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturmak için kullanılamayacağını belirtiyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Şubat 2022

1 Yorum

ABD emperyalizmine karşı ‘Büyük Avrasya Ortaklığı’

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Avrupa’da savaş kışkırtıcılığını yükselttiği şartlarda, tarihi bir ortak bildiriye imza attılar.

“Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi” başlıklı bildiriyi, imzalandığı gün Cumhuriyet gazetesinde ayrıntılı inceledim.

Yeni dünya düzeni bildirisi” diye nitelediğim tarihi bildirinin hedefini ve mesajlarını biraz daha açacak olursak:

YENİ DÖNEM, YENİ GÜÇ DAĞILIMI, YENİ DÜZEN

– İki ülke, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumun kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen talep ettiğini saptıyor.

– İki ülke, “BM’nin uluslararası ilişkilerde merkezi koordinasyon rolü oynadığı uluslararası sistemi kararlılıkla sürdürme” hedefiyle, “güçlü BM” mesajı veriyor.

– NATO’nun daha fazla genişlemesine karşı çıkan iki ülke, çok kutupluluğun ilerletilmesini hedefliyor ve yeni tip bir uluslararası ilişkiler inşa edilmesi için çalışacaklarını ilan ediyor. İki ülke ABD’nin Asya-Pasifik’i hedef alan AUKUS tipi yeni ittifakına karşı çıkıyor.

– İki ülke, aralarındaki ilişkilerin, Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün olduğunu ilan ediyor.

– İki ülke, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne paralel ve eşgüdümlü olarak Büyük Avrasya Ortaklığını inşa etmeye odaklandıklarını belirtiyor.

– İki ülke, Rusya’nın güvenlik garantisi istemesinin, Avrupa’nın da güvenliği anlamına geldiğine işaret ediyor. Çin, Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerine, Rusya da “tek Çin” politikasına tam destek veriyor.

– İki ülke ABD’nin renkli devrim/darbe girişimlerine karşı çıktığını belirterek, bu alanda işbirliği yapacaklarını ilan ediyor. Ayrıca iki ülke terörle mücadelede ortaklıklarını geliştireceklerini belirtiyor.

– İki ülke, ABD’nin yaptırımlarına karşı çıktıklarını kaydederek, ekonomik eşitsizliğe karşı ortak mücadele edeceklerini vurguluyor.

ABD’NİN “GENİŞ BATI” HEDEFİ ÇUVALLADI

Böylece Çin ve Rusya, ABD emperyalizmine karşı Büyük Avrasya Ortaklığı inşa ederek, birlikte mücadele edeceklerini ortaya koyuyor. Bu da hegemonyası zayıflayan ABD için iki nedenle büyük darbe anlamına geliyor: Birincisi ABD Rusya ile Çin’i ayrıştırmayı başaramadı, ikincisi de Çin-Rusya ortaklığına karşı AB’yi bir bütün olarak yanına çekemedi.

Aslında ABD’nin 21. yüzyıla girmeden önceki “büyük stratejisi”, er geç hesaplaşacağını gördüğü Çin’e karşı “Geniş Batı” inşa etmekti. Geni Batı, ABD, AB ve Rusya’nın toplamıydı.

Yeltsin döneminde “Geniş Batı” için adımlar da atıldı. Ancak Putin dönemiyle birlikte ABD açısından işler değişti. Çünkü Kremlin, ABD emperyalizminin Doğu’ya genişleme hedefinin, asıl kendisini hedef aldığını saptıyor ve bu gerçeğe göre yeni strateji oluşturuyordu.

ABD’NİN ÇİN-RUSYA KARŞITI STRATEJİSİ

Rusya, adım adım Çin’le ittifaka yöneldi. Durum öyle bir notaya geldi ki, Amerikan Hegemonyasının Sonu adlı kitabımda da incelediğim gibi ABD Kongresi’nde Çin ve Rusya’nın “hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleştiği” saptandı.

İşte ABD bu gerçek karşısında “büyük stratejisini” güncelledi: Çin ve Rusya’ya karşı AB ve Hindistan’la cephe oluşturacaktı. Çünkü Avrasya’nın bu iki büyük ülkesine karşı ABD emperyalizminin tek başına, ya da Asya-Pasifik’teki küçük ortaklarıyla (Japonya, Güney Kore vb.) beraber karşı koyabilmesi mümkün değildi. Hem AB’yi yanına almalı ama hem de yükselen bir başka büyük Asya devini, Hindistan’ı cepheye ikna etmeliydi.

Birkaç yıldır yaşananlar, işte bu büyük stratejinin içindedir. ABD’nin Anglo-Sakson ittifaklar oluşturmasından Doğu Avrupa’da Ukrayna merkezli savaş kışkırtıcılığına kadar pek çok hamlesi, büyük stratejisinin alt stratejileri ve taktik hamleleridir.

AVRUPA BÖLÜNDÜ

Ancak bu hamlelerin işe yaramadığı görülüyor. ABD’nin “Rusya tehdidi” üzerinden AB’yi kendi stratejisine eklemleme çabası sonuç getirmedi. Tersine Avrupa’yı böldü.

Almanya-Fransa ekseni, ABD’nin savaş kışkırtıcılığına karşı konumlanıyor. Avrupa’nın bu iki büyük kuvvetine İtalya da katılıyor. Üç ülke hem mesajlarıyla hem de uygulamalarıyla ABD’nin savaş kışkırtıcılığına karşı pozisyon alıyor.

Diğer yandan İngiltere ve Polonya, Ukrayna’yla Avrupa içinde bir “küçük ittifak” kuruyor. Ancak Avrupa’nın bir bütün halinde ABD’nin safında Rusya’ya karşı cephe açmadığı şartlarda, “küçük ittifakın” yapabileceği bir şey yok.

ÇİN-RUSYA İTTİFAKI PEKİŞİYOR, ABD’NİN İTTİFAKLARI ZAYIFLIYOR

Bir genel toplam yaparsak: Artık yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın beş büyük merkezi var: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Bu beş merkezin kendi aralarındaki ittifaklar ve de rekabetler, nasıl bir yeni düzen inşa edileceğini belirleyecek. 21. Yüzyılın ikinci çeyreği, işte o hedefin gereği küresel güç mücadeleleriyle sürecek.

Tablonun Çin ve Rusya’nın lehine, ABD’nin aleyhine geliştiği görülüyor. Zira Çin ve Rusya, yukarıda özetlediğimiz ortak bildirilerinde görüldüğü gibi çok sağlam bir ittifak kurarken, ABD tersine Soğuk Savaş’tan kalma Transatlantik İttifakı’ndan çok şey yitirmiş görünüyor. Dahası, AB, gittikçe ABD’den “stratejik özerklik” ilan etmeye ilerliyor.

Hindistan ise bu beş merkezin en zayıfı olarak, kendi gelişimini sürdürebilmek için denge siyaseti izliyor. Bir yandan Çin ve Rusya’nın liderlik ettiği Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi yapılar içinde, bir yandan da ABD’nin Asya-Pasifik’te inşa ettiği QUAD (ABD, Avustralya, Japonya, Hindistan) ittifakı içinde yer alıyor.

Bitirirken belirtelim: Türkiye başta tüm gelişmekte olan ülkeler, kurulmakta olan bu yeni dünya gerçeğine göre konumlanmalıdır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Şubat 2022

1 Yorum

Erdoğan’ın şansı

“AİHM ne demiş, bizi ilgilendirmiyor” diyen Erdoğan, aldığı 10 ay hapis cezası için, daha sonra o cezanın adli sicil kaydından silinmesi konusunda, ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) “milletvekili olamaz” kararına itirazında AİHM’e başvurmuştu. Ancak gerek kalmamıştı.

2003… CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan’ın imdadına yetişti! “Demokrasi” güzellemeleri içinde Anayasa’da değişikliğe gidildi ve Erdoğan’a milletvekili olma yolu açıldı. Özetle, Erdoğan’ı başbakan yapan, Baykal’dı. Demokrasinin geldiği yer ise ortada!

2007… AKP’nin cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’dü. Ancak TBMM’de 367 bulunamadığı için seçilemiyordu. Öyle ki Gül artık umut görmüyor ve cumhurbaşkanı olma sevdasından vazgeçiyordu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gül’ün imdadına yetişti. MHP milletvekilleri TBMM’de 367’yi sağladı ve Gül cumhurbaşkanı seçildi. Özetle, Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı yapan, Bahçeli’ydi.

Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisinin rolü

2014… Kılıçdaroğlu ve Bahçeli cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifak yaptı ve Erdoğan’ın karşısına Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkardı. Erdoğan kadar dinci bir adayla Erdoğan’ı yeneceklerini sandılar.

Ne dediğimizi anlatabilmek için öncesini anımsayalım: Türban konusu 2006’da hukuken kapanmış ve Erdoğan konuyu rafa kaldırmışken, imdadına CHP’nin “özgürlükçü” yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yetişti. 22 Ağustos 20010’da “Türbanı biz çözeriz” dedi, 22 Eylül 2010’da “laiklik tehlikede değil” dedi, 24 Ocak 2011’de “siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılıyım” dedi.

Sonuç? Türban, bırakın üniversiteleri, ilkokullara kadar girdi, “Türbana özgürlük” sloganı atanlar bugün “etek boylarına” karışıyor. Yasal olmadığı halde tarikat ve cemaatler yaygınlaştı. Şimdi Türkiye, çocuklarını tarikatlardan kurtarma sorununu tartışıyor.

Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesinin gerekçesi şuydu: Erdoğan’ın elindeki kozu almak! Oysa alındığı sanılan koz hayata geçiyordu. İşte Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı da aynı mantığın sonucuydu. Tabi aslı varken kopyası işe yaramadı, Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi. Özetle, Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapan Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisiydi.

Bahçeli başkanlık yolu açtı

1 yıl sonra… 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. Başbakan Davutoğlu koalisyon arıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim tekrarı istiyordu. Erdoğan’ın imdadına yine Bahçeli yetişti; önce hükümet kuramayan AKP’ye TBMM başkanlığı kazandırdı, ardından koalisyon seçeneklerini baltalayarak erken seçimle AKP’nin hükümet kurabilme sayısına ulaşmasını sağladı.

1 yıl sonra… Bahçeli 11 Ekim 2016’da “madem Erdoğan anayasaya uymuyor, fiili durum yaratıyor, o zaman anayasayı Erdoğan’a uydularım” diyerek Erdoğan’a başkanlık yolu açtı.

Daha iki yıl önce miting meydanlarında birbirlerine en ağır hakaretleri savuran Erdoğan ve Bahçeli, Cumhur İttifakı’nı kurdu. Ardından yargıya baskıyı, “Anayasa Mahkemesi kapatılmalı” seviyesine çıkardılar.

Kılıçdaroğlu’nun son desteği

2018… CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ydi. AKP’nin elindeki olanakları kullanarak emrivaki yaptığı şartlarda CHP’nin sandıkları, tutanakları iyi denetlemesi hatta sonuç açıklama işine de el atması gerekiyordu. Beceremedi. Bugün o süreçle ilgili İnce Kılıçdaroğlu’nu, Kılıçdaroğlu İnce’yi suçluyor ancak iki tarafın da hatalı olduğu görülüyor. Sonuçta CHP sandık tutanaklarının önemli bir kısmını alamadı, CHP’nin sonuç açıklama sistemi çuvalladı, İnce “adam kazandı” mesajı atarak ortadan kayboldu. Oysa 1 yıl önceki referandumda Erdoğan’ın “atı alan Üsküdar’ı geçti” demesinden bile CHP’nin çok ders çıkarması gerekiyordu.

Ve bugün… CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın 3. dönem adaylığına itirazımız yok” diyor! Oysa Anayasa’nın 101. maddesi açık: “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”

Ana muhalefet partisi liderinin anayasayı takmayanlar kervanına katılması, YSK’nin Erdoğan’ın adaylığını kabul etmeme olasılığını iyice azaltmış oldu. Dahası kamuoyunun bu yönde yapacağı baskıyı da şimdiden frenlemiş oldu.

Kısacası, Erdoğan şanslı!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Şubat 2022

2 Yorum

Çin ve Rusya’dan ‘yeni dünya düzeni’ bildirisi

Pekin Kış Olimpiyatları’nın açılışı nedeniyle bir araya gelen Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, tarihi bir “ortak bildiri”ye imza attı.

Ortak bildirinin başlığı şöyle: “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi.” Bu isim hem saptama ve hem de hedefe işaret ediyor. İnceleyelim:

Uluslararası ilişkilerde yeni dönem

Bildirinin adındaki “Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler” bölümü, uluslararası ilişkilerde artık yeni bir döneme girildiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu yeni dönem, önceki “iki kutuplu” ve dünkü kısa süreli “tek kutuplu” dünya düzeninden farklı: “Çok kutuplu/merkezli dünya düzeni.”

Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda bu düzeni “beş merkezli” yeni düzen diyerek incelemiştim. ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın oluşturduğu beş merkezin, 21. yüzyılın ikinci çeyreğinde gerek rekabetleriyle gerekse aralarında inşa edebileceği ittifak modelleriyle “dünya düzenini” şekillendireceğini belirtmiştim.

Bu beş merkez içerisinde ittifaklar düzleminde tablo şu: ABD’nin Soğuk Savaş’tan kalma Avrupa’yla olan transatlantik ilişkisi sürüyor ama o döneme göre daha gevşek bir modelle yürüyor. Avrupa’nın üç büyüğünden İngiltere AB’den ayrılarak ABD’yle ittifakını sürdürürken, Almanya ve Fransa ABD’den “stratejik özerklik” ilan etmeye çalışıyor.

Asıl dikkat çeken model ise Çin-Rusya ittifakı. Nitekim ortak bildiride bu modelin gelişmişliğine dikkat çekiliyor: “Rusya ile Çin devletleri arasındaki yeni tür ilişkilerin, Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün olduğunu teyit ediyor.”

Sürdürülebilir küresel kalkınma hedefi

Çin ve Rusya’nın ortak bildirisinin ismindeki “sürdürülebilir küresel kalkınma” ise sadece bu iki ülkeyle değil, dünyayla ilgili bir hedef… Ve esas olarak da Avrupa’ya mesaj niteliği taşıyor.

Pekin ve Moskova, Brüksel başta dünya başkentlerine, “birlikte kalkınabiliriz” mesajı veriyor. Sürdürülebilir kalkınmanın önündeki engeller de ortak bildiride şu saptamalarla ortaya konuyor: 1. ABD’nin silah kontrolü anlaşmalarını feshetmesi, uluslararası ve bölgesel güvenlik ile istikrarı tehdit ediyor. 2. ABD’nin küresel füze savunma sistemini geliştirmesi ve çeşitli bölgelere konuşlandırma planı yapması, dünyayı tehdit ediyor.

Rusya’nın güvenliği, Avrupa’nın güvenliğidir

Bu iki madde, aslında son Ukrayna krizinin karakterine de işaret ediyor: Ukrayna krizi, ABD’nin, dünyada gelişmekte olan yeni dengeleri hiçe sayarak, tek hegemon olduğu dönemdeki alışkanlıklarını aynen sürdürme çabasının yol açtığı gerilimdir.

Nitekim ortak bildiride Çin, bu krizle ilgili Rusya’ya tam destek verdiğini belirtiyor. Ve daha önemlisi, Pekin yönetimi, “Çin tarafı, Avrupa’da uzun vadeli yasal olarak bağlayıcı güvenlik garantilerinin oluşturulması konusunda Rusya tarafından sunulan teklifleri anlayışla ele alıyor ve destekliyor” derken, Rusya’nın güvenlik garantisi istemesinin, Avrupa’nın da güvenliği anlamana geldiğine işaret ediyor.

Pekin ve Moskova ortak yaklaşımının, askeri olarak şu iki sütun üzerinde inşa edildiğini belirtebiliriz: 1. Bir ülkenin güvenliği, başka bir ülkenin güvenliğine zarar vererek sağlanmaz. 2. Barış ve istikrar, askeri oluşumları (NATO) güçlendirerek sağlanmaz.

BM’yi güçlendirme vurgusu

Putin ve Şi’nin imzaladığı ortak bildiri, “uluslararası ilişkilerde yeni bir döneme girildiği” şartlarda, “yeni dünya düzeni”ni mevcudu yıkarak değil, tersine mevcudun kazanımlarını savunarak ve geliştirerek inşa etmeyi öngörüyor. Bildiri bunu “BM’nin uluslararası ilişkilerde merkezi koordinasyon rolü oynadığı uluslararası sistemi kararlılıkla sürdürme” vurgusuyla belirtiyor.

Nitekim önceki gün Putin’in Xinhua için kaleme aldığı makalede de bu durum şöyle ifade edilmişti: “Rusya ve Çin, BM tüzüğüne dayalı uluslararası hukuk sistemindeki erozyonu önlemeye çalışıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
5 Şubat 2022

3 Yorum

Ukrayna krizi Avrupa’yı böldü

Ukrayna krizini incelediğimiz hemen her makalede dikkat çekmeye çalıştığımız konu hep şuydu: ABD’nin Rusya karşıtı cephe inşası, Avrupa’yı Doğu ve Batı Avrupa olarak bölüyor.

Çünkü Almanya-Paris ekseni, Rusya düşmanlığı yapmayacaklarını göstermenin dışında, ABD’nin krizi tırmandırma çabasını da ellerinden geldiğince frenlediler. Almanya ve Fransa ikilisi, Rusya ve Çin’le ilişkilerini, ABD stratejisine eklemlenmeden ayrı bir çizgi izleyerek geliştirmek istiyor. Nitekim işaret ettiğimiz bu bölünme durumu hayata da geçiyor.

Küçük İttifak: İngiltere-Polonya-Ukrayna

Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba, Ukrayna, Polonya ve İngiltere’den oluşan üçlü bir ittifak kurulması çalışmasının başladığını duyurdu.

Kuleba’nın duyuruda belirttiği gerekçe Ukrayna konusunda hem ABD’nin sözünde duramadığına hem de Avrupa’dan destek alamadıklarına işaret ediyor: “Gelecekte AB ve NATO üyesi oluncaya kadar bekleyemeyiz. Bunlara bugün ihtiyacımız var. Bu nedenle dost ve yakın görüşlü ülkeleri küçük ittifaklar halinde birleştirerek güçleniyoruz.

Peki bu “küçük ittifak”ın hedefi ne? Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy açıklıyor: “İngiltere Başbakanı Boris Johnson ile Rusya’yı kontrolde tutmanın yollarını konuştuk.

Peki İngiltere ve Polonya’nın Ukrayna’ya yükümlülükleri ne olacak? Ukrayna Savunma Bakanı Reznikov “Polonyalı dostlarımızdan ilginç ‘hediyeler’ bekliyoruz” dedi. Ukrayna’yı ziyaret eden Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki o hediyeleri verdi: “Füze, topçu mühimmatı, uçaksavar füzesi, hafif havan topları, insansız hava araçları ve çeşitli savunma silahı yardımında bulunacağız.”

Yani İngiltere ve Polonya, tam da ABD’nin istediği gibi Ukrayna’ya silah yığacak. Rusya’ya karşı cephe yapmaya çalıştıkları Ukrayna’yı, sonuçları itibariyle ateşe atıyorlar!

Putin: Ukrayna ABD için araç

ABD’nin Ukrayna’yı ateşe attığını en iyi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin görüyor: “ABD için Ukrayna’nın güvenliği ikinci planda ve ABD bu konuda endişelenmekten çok asıl görevi Rusya’nın gelişmesini engellemeye odaklı. Mesele de bu zaten. Ukrayna, bu hedefe ulaşmak için sadece bir araçtır. Bu farklı şekillerde yapılabilir. Bizi bir tür silahlı çatışmaya çekerek. Ve Avrupa’daki müttefiklerimizi, bugün ABD’de konuşulan çok sert yaptırımları bize dayatmaya zorlayarak.”

Rusya işte bu nedenle 3 temel konuda güvenlik garantisi istiyor: 1. NATO’nun Rusya sınırlarına doğru genişlememesi. 2. Rusya sınırları yakınlarına saldırı silahı sistemlerinin yerleştirilmemesi. 3. NATO’nun askeri altyapısının 1997’deki durumuna geri döndürülmesi.

Lavrov’un ‘bölünmez güvenlik’ mektubu

ABD ve NATO’nun Rusya’nın güvenlik anlaşması önerisine mektupla verdiği yanıtların, bu üç talebi karşılamadığı anlaşılıyor. Bunun üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, muhataplarına yeni bir mektup yazdı. ABD’nin 26 Ocak tarihli mektubuna yanıt olmayan bu mektup, “güvenliğin bölünmezliği” konusunda temel ilkeleri ortaya koyuyor.

Güvenlik tümümüz için ya vardır ya da yoktur” diyen Lavrov, Batı’nın Avrupa Güvenlik Şartı ve Astana Deklarasyonu’ndan özenle kaçtığına işaret etti. ABD Dışişleri Bakanı Antony Bilinken ile görüşen Lavrov, “Bölünmez güvenlik” konusunun, “Avrupa-Atlantik coğrafyasının mutabık kaldığı temel uluslararası hukuk ilkesi” olduğunu anımsatarak, Blinken’in “bunu sadece görmezden gelmekle kalmadığını, tamamen unutturmaya çalıştığını” belirtti.

Ukrayna’nın çıkarı

Sonuç olarak mektup trafiği ve müzakereler bir süre daha devam edecek. Ancak ABD ve İngiltere’nin ateşe attığı Ukrayna’nın olanlardan çıkarması gereken çok ders var.

ABD Başkanı Joe Biden’ın mesajları ortada: Hem Ukrayna’nın kısa vadede NATO’ya üye olamayacağını belirtiyor, hem de asker gönderemeyeceğini söylüyor. Açık ki ABD Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kullanıyor. Krizin faturasını da Ukraynalılar çekiyor. Gelişmiş bir tarım ve sanayi ülkesi olan Ukrayna’nın ABD’ye araç olmak yerine, Çin’e uzanan bir derinlikte Avrasya ticaretini gözeten bir çizgiyi tercih etmesi, Ukraynalıların da bölgenin de çıkarına olacaktır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
3 Şubat 2022

1 Yorum

ABD’nin Katar planı

ABD Başkanı Joe Biden, Katar Emiri Temim bin Hamed El Sani’yi Beyaz Saray’da ağırladı. İkilinin ajandasında iki temel konu vardı: Küresel enerji kaynakları ve Afganistan.

Her iki konuda da Beyaz Saray buluşması öncesinde önemli gelişmeler olmuştu. O nedenle Biden-El Sani görüşmesi, Ukrayna krizinin ortasında, kritik öneme sahipti.

Öyle ki ABD Başkanı Joe Biden, o önemi, görüşme öncesi ortak basın açıklamasında bir müjdeyle ilan etti: Biden, ABD’nin Katar’ı NATO dışı önemli müttefik olarak belirleyeceklerini dünyaya duyurdu. Neden mi? İnceleyelim…

KABİL HAVALİMANI’NDA ANLAŞMA

Beyaz Saray’daki buluşmadan önce Afganistan konusunda önemli gelişme yaşandı.

Önce Reuters duyurdu: Diplomatik kaynaklara göre Türkiye ile Katar arasında Kabil Havalimanı’nda güvenliğin sağlanması konusunda mutabakat sağlanmıştı (20.1.2022).

Ardından bir hafta sonra Katar Dışişleri Bakanlığı anlaşmaya varıldığını belirten bir açıklama yayımladı: Katar’ın başkenti Doha’da yapılan toplantılardan anlaşma çıkmıştı. Katar, Türkiye ve Taliban geçici hükümeti heyetlerinin Kabil Havalimanı’nın nasıl yönetileceği ve işletileceği konusunda bir dizi temel konu üzerinde anlaşmaya varmıştı (28.1.2022).

Kısacası, aylardır süren ABD talepli bu görüşmelerde ilerleme sağlanmıştı.

Biden ile Erdoğan arasındaki 14 Haziran 2021 tarihli görüşmede, genel mutabakata varılan konulardan biri de Afganistan’dı. ABD’nin çekilmeyi sonuçlandırmaya hazırlandığı şartlarda, Türkiye Kabil Havalimanı’nın güvenliğini üstlenecekti.

Ancak Taliban’ın Türk askeri varlığını kabul etmemesi nedeniyle bu proje hayata geçmedi. Bunun üzerine Washington-Ankara hattında asker yerine güvenlik şirketi yolu üzerinde duruldu. O da kabul görmeyince Katar formülü devreye sokuldu.

Ve aylardır Türkiye-Katar-Taliban üçgeninde havalimanı konusunda görüşmeler yapılıyordu.

ABD’NİN RUS GAZI RAHATSIZLIĞI

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer gelişme ise ABD’nin Katar’la yatığı doğalgaz görüşmesiydi (26.1.2022). Washington, önemli bir enerji tedarikçisi olan Katar’ın sıvılaştırılmış doğalgazını (LNG) Avrupa’ya nakletme projesini hayata geçirmeye çalışıyor.

Avrupa’nın doğalgazının üçte birini Rusya sağlıyor. Washington, uzun süredir bu oranı düşürmeye çalışıyor. Çünkü ABD’ye göre Rusya enerji tedarikinde ne kadar belirleyici rol oynarsa, bu Rusya-Avrupa ilişkilerine o kadar olumlu yansır. ABD ise Avrupa’nın Rusya’yla ilişkilerini geliştirmesini değil, tersine Doğu Avrupa’da bu ülkeyle cepheleşmesini istiyor. Washington yönetimi o nedenle Avrupa’ya bir yandan LNG takviye etmeye, diğer yandan alternatif doğalgaz sağlamaya çalışıyor.

2019 yılında sertleşen Doğu Akdeniz mücadelesinin nedenlerinden biri de işte buydu. ABD Doğu Akdeniz gazını Avrupa’ya taşıyarak Rusya’ya alternatif oluşturabileceğini düşündü. Hatta Doğu Akdeniz gazına takviye olarak Körfez gazını da İsrail üzerinden aktaracaktı. Ancak maliyeti 10 milyar avroyu bulacak East Med, yani Kıbrıs-Girit-Yunanistan boru hattı projesi, ekonomik ve gerçekçi değildi. O nedenle geçen haftalarda ABD bu projeye desteğini çektiğini Atina’ya bir mektupla bildirdi. Karşılığında Türkiye güzergahı yeniden olasılık haline geldi. Bu bağlamda Türkiye ile İsrail arasında normalleşme girişimleri başlatıldı.

ABD KATAR GAZINI AVRUPA’YA TAŞIMAK İSTİYOR

ABD’nin Ukrayna’da gerilimi artırdığı ve Avrupa’yı Rusya karşıtlığına zorlamaya çalıştığı şartlarda, Almanya başta Avrupa ülkeleri için en önemli sorun elbette doğalgaz. Kaldı ki Ukrayna’yı baypas eden Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 projesi, ABD’nin karşı çıktığı, yaptırımlarla tehdit ettiği bir projeydi ancak önleyemedi.

ABD açısından Ukrayna krizi, aynı zamanda Kuzey Akım 2’nin hayata geçmesini önleyecek, en azından erteleyecek bir konudur. Peki kriz daha da derinleşir ve Avrupa enerjisiz kalırsa ne olacak? İşte ABD’nin Katar’la yaptığı görüşmeler bunun için.

Fakat iki temel sorun var: Birincisi, tankerlerle LNG taşıyarak Avrupa’nın enerji ihtiyacı ne oranda karşılanabilir ki? İkincisi, Katar’ın zaten Asyalı müşterileri var, onlarla alışverişi neden bozsun ki?

İşte ABD bu iki soruna çare aramak üzere bir süredir Washington-Doha hattında çok boyutlu diplomasi yürütüyor.

Katar Emiri’nin Beyaz Saray’da ağırlanması ve Katar’ın NATO dışı önemli müttefik kategorisine yükseltilmek istenmesi bu nedenle. (Ancak Katar gazının kısa ve orta vadede Avrupa’nın ihtiyaçları için gerçekçi bir çözüm olmayacağı ortada.)

KATAR GAZI SAVAŞ ÇIKARDI

Önemle anımsatalım: Katar gazının Avrupa pazarına taşınması, Ortadoğu’nun son 15 yıldaki en önemli problemlerinin başında gelmektedir ve savaş çıkarmıştır!

Bir ABD projesi olarak Katar gazının Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye güzergahı üzerinden Avrupa’ya taşınması 2009’da gündeme gelmişti. (Eş zamanlı Ortadoğu Birliği projesinin konuşulduğu, Esad’ın “kardeş” ilan edildiği dönemlerdi.) Ancak Esad yönetimi, müttefikleri Rusya ve İran’ın çıkarlarına aykırı olduğu için bu ABD projesini reddetti. Dahası Esad, 2011 yılında İran gazının taşınması için anlaşma yaptı. İran, Irak, Suriye güzergâhları üzerinde bir boru hattı inşa edilecek ve İran gazı Doğu Akdeniz’den Avrupa pazarına satılacaktı.

İşte Atlantik cephesinin Suriye’de “iç savaş” çıkartmasındaki en önemli nedenlerin başında o anlaşma geliyordu. Nitekim 10 yıldır süren iç savaş nedeniyle İran-Irak-Suriye anlaşması hayata geçemedi.

ENERJİ-POLİTİK MÜCADELE KESKİNLEŞECEK

Enerji krizlerinin ve fiyat artışlarının yaşanacağı bir süreçte enerji-politik daha da önem kazanacak. Küresel güç mücadelesi, aynı zamanda enerji kaynaklarını ve nakil hatlarını kontrol etme mücadelesidir.

Çünkü dünyada enerjinin yaklaşık yüzde 80’i üç bölgede kullanılıyor. Kuzey Amerika (ABD ve Kanada), Avrupa ve Asya-Pasifik (Çin, Hindistan, Japonya).

Bu nedenle Arap/Fars Körfezi başta, Hazar Havzası, Doğu Akdeniz, Karadeniz dörtgeninde büyük güç mücadelesi daha da keskinleşecek.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
1 Şubat 2022

1 Yorum

ABD’nin Almanya sorunu

Washington’un “Rusya Ukrayna’yı işgal edecek” senaryosu, Moskova’nın defalarca yalanlamasına ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un son olarak “Ukrayna ile savaş istemiyoruz, bu bize bağlı ise savaş olmayacak” (28.1.2022) demesine rağmen sürüyor.

En başından beri söylediğimiz gibi, ABD emperyalizmi “Rusya işgal edecek” senaryosunu, kendi işgalini örtmenin kampanyası olarak kullanıyor. ABD “Rusya işgal edecek” korkusu üzerinden NATO aracılığıyla Doğu Avrupa’nın tamamına yerleşme peşinde.

Nitekim ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, “NATO Mukabele Gücü’nün aktif hale getirilmesi durumunda destek sağlamak üzere 8 bin 500 askeri teyakkuza geçirdiklerini” açıkladı (24.1.2022). Son olarak ABD Başkanı Joe Biden “ABD askerlerini yakın zamanda Doğu Avrupa’daki NATO ülkelerine göndereceğim” dedi.

Putin yönetiminin ABD/NATO’ya temel itirazı da “Rusya sınırlarına daha fazla yanaşmaması” zaten.

Kiev yönetiminin çark etmesinin anlamı

ABD’nin kampanyası en çok Ukrayna’ya zarar veriyor. “Savaş çıktı, çıkacak” iklimi altındaki bir ülkede günlük işler bile aksar. Nitekim Kiev yönetimi bu gerçekle yüzleşmeye başlamış görünüyor. Önce Ukrayna Savunma Bakanı Oleksiy Reznikov şu mesajı verdi: “Askeri anlamda, Rusya sınırında geçen yılın ilkbahar dönemine kıyasla önemli ölçüde farklı hiçbir askeri olay veya eylem yok” (28.1.2022). Ardından Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy konuştu: “Savaş çıkacakmış gibi gösterilmesi ekonomimize zarar veriyor. Rusya ile daha önce yaşadığımız gerginlikten fazlasını görmüyoruz” (28.1.2022).

Ancak Kiev yönetiminin bu “çarkı”nın sadece “savaş çıkacak” ikliminin doğurduğu olumsuzluklar nedeniyle olmadığı anlaşılıyor. Kiev yönetimi, Rusya’nın kararlı duruşu karşısında, ABD-NATO’nun daha ileriye gidemeyeceğini, hatta Rusya’yla anlaşmak zorunda kalabileceğini düşünüyor.

Almanya’nın ABD stratejisine freni

ABD’nin daha ileri gidememesinin en önemli nedeni Rusya’nın kararlılığı ise bir diğer nedeni de Almanya’nın (ve Fransa’nın) frenidir.

ABD’nin ana stratejisi Çin-Rusya ittifakına karşı ABD-AB-Hindistan bloğu oluşturabilmek. Batıda AB ile Rusya’nın cepheleştiği şartlarda da, doğuda Hindistan takviyesi ile Çin’i hedef almak. Biden yönetiminin “transatlantik ilişkileri restore etmek” diye önüne koyduğu politika, işte bu strateji için. NATO da restorasyonun aracı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Ancak Almanya, Rusya ve Çin’le iyi ilişkilerini sürdürmek istiyor. Ayrıca Almanya ve Fransa, “yeni bir dünya kurulurken”, ABD’den “stratejik özerklik” ilan etmeye çalışıyor.

Dolayısıyla ABD açısından Ukrayna krizi, aynı zamanda Almanya sorunudur; Almanya ile Rusya arasındaki “Kuzey Akım 2” boru hattıdır, enerji savaşıdır, dolar-avro çelişmesidir, Alman-Fransız sermayesi ile Amerikan-İngiliz sermayesi arasındaki çekişmedir, Avrupa’yı denetimde tutmayı sürdürebilme mücadelesidir.

Almanya’yı bölme tehdidi

Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un “Ukrayna’ya öldürücü silah ihracatını desteklemiyoruz” (21.1.2022) demesi ve Fransa ile birlikte NATO içinde Ukrayna konusunda farklı bir çizgi izlemesi, Kiev yönetimini hayal kırıklığına uğrattı. Öyle ki bu tablo karşısında Ukrayna Savunma Bakanı Oleksey Reznikov şu tehdidi bile savurdu: “Almanya, Rus saldırganlığı konusundaki tutumunu değiştirmezse, yeniden eski Doğu Almanya Cumhuriyeti’nin kurulması durumuyla karşılaşabilir” (Deniz Berktay, Cumhuriyet, 29.1.2022).

Kuşkusuz bunu Kiev’in değil, Washington’un tehdidi olarak okumalıyız. Nitekim ABD nüfuzu altındaki başka Doğu Avrupa ülkelerinden de Almanya’ya suçlamalar geliyor. Örneğin Letonya Savunma Bakanı Artis Pabriks, Çin ve Rusya’yla ilişkileri nedeniyle Almanya’yı “ahlaksız ve ikiyüzlü” diye suçladı. Pabriks, Almanya’nın Çin ve Rusya’yla ilişkilerinin “Doğu ve Batı Avrupa arasında anlaşmazlıklara yol açtığını” savundu (28.1.2022).

Sonuçları itibariyle, “Transatlantik ilişkileri restore etme” hedefiyle yola çıkan Biden yönetimi, “Rusya karşıtı Ukrayna cephesi inşa etme” politikasıyla ilişkileri restore edemediği gibi Avrupa’yı da Batı ve Doğu Avrupa diye bölmüş oldu.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Ocak 2022

1 Yorum

ABD’nin Ukrayna krizinde Karadeniz hedefi

Ukrayna NATO üyesi değil. Dolayısıyla Ukrayna’ya bir saldırı durumunda NATO üyelerinin 5. madde gereği ABD’nin safında savaşma sorumluluğu yok.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna kriziyle ilgili “Türkiye, NATO müttefiki olmanın yükümlülüklerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da yerine getirmeye devam edecektir” (26.1.2022) demesi, ABD’ye “açık vaat” anlamına gelmektedir. Ve bu “açık vaat”, iktidarın başından beri krizdeki sorunlu konumlanmasını yansıtmaktadır.

Nitekim Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) mesajı da o yanlış konumlanmaya işaret etmektedir. “Rusya Federasyonu ve Ukrayna arasında artan gerginliğin ele alındığı” belirtilen MGK bildirisinde “taraflara sağduyu içinde tansiyonun düşürülmesi çağrısında bulunulduğu” belirtilmektedir (27.1.2022). Oysa bu krizde taraflar Ukrayna ve Rusya değildir; ABD ve Rusya’dır.

Karadeniz cephesi

ABD’nin Rusya’ya karşı Ukrayna cephesi inşa etme çabasını durduracak politika Rusya ve Ukrayna’ya tansiyon düşürme çağrısı yapmak değil; ABD’nin bu stratejisinde NATO’yu araç olarak kullanmaya çalışmasına doğrudan itiraz etmektir. Ankara’nın, Berlin ve Paris’in Washington’u frenleme çabalarını aşar nitelikte tutum alması kritik önemdedir. (Bu bağlamda Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic’in “Ukrayna ile Rusya arasında çatışma çıkarsa NATO’daki askerlerimizi geri çekeceğiz” (25.1.2022) çıkışı çok önemli.)

Çünkü krizin sıcak savaşa dönüşmesinden en olumsuz etkilenecek ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Karadeniz, savaşın en önemli cephelerinden biri olacaktır. Kaldı ki ABD’nin Ukrayna krizi üzerinden yürüttüğü projesinde hedeflerden biri de Karadeniz’in statüsünü değiştirmektir.

Washington, Karadeniz’i “Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin konusu” olmaktan çıkarıp, NATO gölüne dönüştürmek ve Karadeniz’de NATO donanma varlığını sürekli hale getirmek istemektedir. Bu da haliyle Boğazlarımızın statüsünü hedef almaktadır.

‘Gemi geçişlerine yeni kurallar’

Nitekim ABD basınında Biden yönetiminin, Karadeniz’de savaş gemilerinin geçiş ve hareketi için yeni kurallar getirmek istediği öne sürüldü (WSJ, 26.1.2022).

Rus uzman E. Albay Oleg Faliçev, Sputnik’e yaptığı açıklamada bunun mümkün olamayacağını belirtti: “ABD, savaş gemilerinin Karadeniz’e geçiş ve kontrol kurallarını kendi çıkarlarına göre değiştirmek istiyor. Ama bunu yapmak o kadar da kolay değil. Çünkü öncelikle Rusya, Türkiye ve diğer Karadeniz ülkeleri Montrö Anlaşması’na değer veriyor. İkincisi, anlaşma uluslararası öneme sahip. Feshedilmesi için konunun, BM veya BM Güvenlik Konseyi’nde gündeme getirilmesi gerekiyor. Elbette Rusya, Türkiye ve bu anlaşmanın hazırlanmasında yer alan birçok diğer ülke buna karşı çıkacak” (Sputnik, 27.1.2022).

ABD’nin Karadeniz planı sürpriz değil. Moskova uzun süredir Karadeniz, Montrö ve bu bağlamda Kanal İstanbul tartışmalarını dikkatle izliyor.

Nitekim, ABD ve NATO’nun Rusya’nın güvenlik tekliflerine yazılı yanıt verdiği gün, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, “Karadeniz’de barışı korumada Türkiye’ye kritik rol düşüyor” mesajı verdi (İsmet Özçelik, Aydınlık, 27.1.2022).

Ankara ne yapmalı?

Konu ve ABD’nin Karadeniz planı, sadece Ruslar için değil, Türkiye’nin Karadeniz çıkarlarını savunan emekli amiralleri için de sürpriz değildi. Nitekim 104 amiral bu riskleri görerek 4 Nisan 2021’de bir bildiriyle kamuoyunu bilgilendirmişti. (Ancak iktidar amiralleri hedef almış, amiraller hızla gözaltına alınmış ve dava açılmıştı.)

Çünkü Erdoğan’ın kimi açıklamaları, ABD’nin planına yarayacak nitelikteydi. Erdoğan, 19 Aralık 2019’da “Montrö’de bize tanınan bir hak yok” diyerek konuyu tartışmaya açmış, 5 Ocak 2020’de “Savaş gemileri gerekirse Kanal İstanbul’dan geçer” diyerek Montrö’nün zeminini torpillemiş, amirallere yanıt verdiği 5 Nisan 2021’de de “Daha iyisi için imkân bulana kadar Montrö’ye bağlılığımızı sürdürüyoruz” diyerek, değişiklik olasılığına yeşil ışık yakmıştı!

Tablo ortada. Ukrayna krizi Karadeniz üzerinden Türkiye’ye olumsuz etkiler doğuruyor. Ankara bu nedenle “tarafları sağduyuya davet etme” politikası yerine, ABD’nin Ukrayna üzerinden Rusya saldırganlığına destek vermeyeceğini açıkça ilan etmelidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Ocak 2022

1 Yorum

‘Sıfır sorun’dan ‘sorunsuz çember’e

Birkaç hafta önce sarayda yapılan toplantıda, Türkiye’nin çevresinde “sorunsuz bir çember” oluşturulması ve Ermenistan, İsrail, Libya, Mısır ile Körfez ülkelerine yönelik atılacak adımlar kararlaştırılmış (Nuray Babacan, Hürriyet, 25.1.2022).

Türkiye’nin etrafında elbette “sorunsuz çember” olmalı. Ancak mesele, çemberin hangi eksende ve hangi ortak çıkarlarda buluşarak inşa edilebileceğidir. Nitekim eksen ve ortak çıkarda buluşulamadığı şartlarda, “komşularla sıfır sorun” politikasının “sırf sorun”a dönüştüğü görüldü.

Komşularla sıfır sorun politikası, birbirini destekleyen iki sütun üzerine inşa edilmeye çalışılmıştı:

1. AKP hükümeti, ABD’nin küresel düzeni altında, alt bölgesel düzen kurmaya soyundu.

2. AKP hükümeti, bu alt düzeni İhvancılık üzerine inşa etmeye çalıştı.

Mısır’da Mursi’ye destek, Suriye’de Esad hükümetine İhvan montajı planı, Filistin’de Hamasçılık, Kuzey Afrika ülkelerinde İhvan iktidarları projesi hayata geçmedi. Hatta İhvan iktidarı bir tek Türkiye’de kaldı!

Öncelikler sıralaması

Peki AKP’nin yeni “sorunsuz çember” politikasında eksen ne? Çemberi oluşturacak tek tek ülkelerle ortak çıkarlar ne?

Türkiye elbette Mısır’la, İsrail’le, Ermenistan’la, Körfez ülkeleriyle normalleşmeli, sorunlarını çözmeli… Peki ama öncelikler sıralaması ne? Türkiye’nin İsrail’le ya da Birleşik Arap Emirlikleri ile normalleşmesi, Suriye’yle normalleşmesinden daha acil ve önemli mi?

Öncelikler sıralaması, sizin eksen anlayışınızı da ortaya koyar. Bakınız, Türkiye’nin İsrail’le, Birleşik Arap Emirlikleri’yle, Suudi Arabistan’la hatta Mısır’la normalleşmesi ABD’de bir rahatsızlık yaratmaz; ancak Suriye ile normalleşmek, ABD’nin istemediği bir durumdur.

Öncelikler sıralaması aynı zamanda kolaylıklar sıralamasıdır. Örneğin Suriye’yle normalleşmiş bir Türkiye, Mısır’la normalleşmesinde daha çok ortak çıkar alanı bulur, İsrail’le normalleşmesinde elini güçlendirmiş olur.

Suriye ve Ukrayna

Türkiye’nin etrafında bir sorunsuz çember oluşturulacaksa, bunun yolu iki kritik bölgeden geçer: Suriye ve Ukrayna/Karadeniz. Şöyle de söyleyebiliriz:

1. Türkiye Suriye’yle anlaşmadıktan sonra Körfez’le de İsrail’le de hatta Mısır’la anlaşsa bile güvenli ve sorunsuz bir çember oluşturamayacaktır. Göç, terör, ticaret sorunları çözülememiş olacaktır.

2. Türkiye Ukrayna merkezli ABD-Rusya krizinde NATO bağı üzerinden yanlış konumlanırsa, çemberin kuzeyi tamamen sorunlu hale gelecektir. Karadeniz, büyük sorunların merkezine dönüşecektir.

Peki AKP hükümetinin Suriye ve Ukrayna/Karadeniz politikası ne?

Davutoğlu muhalefette ama fikirleri iktidarda

AKP hükümeti birincisi Şam karşıtlığını sürdürüyor, ikincisi kaymakam atamaktan fakülte açmaya kazar uzanan bir dizi uygulamasıyla “güvenli bölge” adı altında nüfuz bölgesi edinme hedefini sürdürüyor. Yani AKP hükümetlerinin başbakanlığını ve dışişleri bakanlığını yapan Davutoğlu’nun stratejisi belli ölçülerde hâlâ uygulanıyor.

AKP hükümetinin Ukrayna/Karadeniz politikası ise tarafsızlıktan çok Rusya karşıtı konumlanmaya eğilimli bir çizgi izliyor. Ankara’nın Kırım tavrından Ukrayna’ya siyasi destek vermesine ve bu ülkeyle yaptığı bazı silah anlaşmalarına kadar tüm uygulamaları Washington’da memnuniyet, Moskova’da rahatsızlık doğuruyor.

Oysa Ukrayna merkezli bir çatışmadan en çok zarar görecek ülke Türkiye olacaktır. Karadeniz bir savaş alanına dönecektir. Karadeniz’in komşulara ait bir deniz olma özelliği ortadan kalkacaktır. Ankara’nın bu gerçeğe göre konumlanması ve Almanya ile Fransa’nın bile ABD’yi frenlemeye çalıştığı şartlarda, çok daha açık bir şekilde Washington’un Rusya’yı kuşatma planı içinde Ukrayna cephesi inşa etme girişimine karşı çıkmalıdır.

Bağımsızlık ve antiemperyalizm

Türkiye, Cumhuriyet’in ilk döneminde “sorunsuz çember” oluşturdu. Atatürk’ün “yurtta barış, komşularda barış, dünyada barış” anlayışı ve “aktif kolektif güvenlik” çizgisi ile Türkiye’nin etrafında barış kuşakları, sorunsuz çember oluşturuldu. Türkiye, kuzeyini SSCB’yle dostluk anlaşmasıyla, batısını Balkan Antantı’yla, güneyini ve doğusunu Sadabad Paktı’yla güvenli hale getirdi.

Özetle sorunsuz çember için önce bağımsızlıkçı ve antiemperyalist olmak gerekir!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Ocak 2022

1 Yorum

NATO’nun genişlemesi sorunu

Sorunlara doğru isimlendirmek, her konuda olduğu gibi, uluslararası ilişkilerde de kritik önemdedir. Doğru isimlendirilmiş bir sorun, inceleyene sorunun kimler arasında olduğundan başlayarak çözüme kadar uzanan bir perspektif sunar.

Örneğin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar gibi “Rusya-Ukrayna krizi” dediğinizde, ABD emperyalizminin sorunla ilişkisini gölgelemiş olursunuz. Oysa yaşanan sorun Rusya ile Ukrayna arasında değil, Rusya ile ABD arasındadır.

Nitekim Aralık 2021’de AKP hükümeti “Rusya-Ukrayna krizi”ne arabulucu olmak istediğini ilan ettiğinde Kremlin, önemle belirtti: “Ukrayna’nın doğusundaki krizin tarafı değiliz.” Bu incelik AKP iktidarı tarafından tam anlaşılamadığında, bu kez Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, daha açık ifade etti: “Rusya taraf değil, taraflar Kiev, Donetsk ve Lugansk.”

ABD SORUNA AB’Yİ DAHİL ETMEYE ÇALIŞIYOR

Evet, sorun Ukrayna ile Rusya arasında değil, ABD ile Rusya arasındadır. Üstelik ABD soruna AB’yi de taraf yapmaya çalışmaktadır. ABD açısından bunun üç gerekçesi var:

1. ABD, Çin-Rusya ikilisini tek başını durduramayacağını görüyor. Bu nedenle Rusya’ya karşı AB’yi, Çin’e karşı Hindistan’ı müttefik yapmak istiyor.

2. ABD, AB’yi Ukrayna merkezli Rusya karşıtı cepheye aktif dahil edebilirse, Hint-Pasifik bölgesinde Çin’e karşı daha rahat pozisyon alacağını hesaplıyor.

3. AB, Rusya’ya karşı konumlanırsa; ABD AB’nin kendisine “bağımlılığını” sürdürmek zorunda kalacağını biliyor.

Tam da bu nedenlerle, AB ABD’den “stratejik özerklik” kazanabilmenin politikalarını inşa etmeye çalışıyor bir süredir. ABD’den bağımsız olarak Çin’le de Rusya’yla da ilişkilerini sürdürebilmek istiyor. Almanya-Fransa eksenli Avrupa’nın Ukrayna merkezli Rusya karşıtlığına ABD’nin istediği oranda dahil olmak istememesi bundan…

MÜTTEFİKLERİ AVLAMA ARACI: NATO

Peki bu durum karşısında ABD ne yapıyor? İki taktik izliyor:

1. Almanya-Fransa eksenli Batı Avrupa karşısında Polonya merkezli Doğu Avrupa’ya dayanmaya çalışıyor.

2. NATO’yu araç olarak kullanarak, Avrupalı müttefiklerini Rusya karşıtlığına mecbur etmeye çalışıyor.

Bu ikinci madde, Rusya’yla ilişkilerini iyi sürdürmek isteyen Türkiye için de haliyle sorun yaratıyor.

Yukarıda bahsettiğimiz soruna, artık bu araç üzerinden de bir adlandırma yapabiliriz: Sorun Rusya ile Ukrayna arasında değil, ABD ile Rusya arasındadır ve sahadaki pratik bakımından da sorun “NATO’nun genişleme sorunu”dur!

SOĞUK SAVAŞ’IN O YALANI

Soğuk Savaş’ın en büyük yalanlarından biriydi: Atlantik dünyasında ders kitaplarına kadar giren o yalan, “NATO’nun Varşova Paktı’na karşı kurulduğu” yalanıydı.

Oysa NATO kurulduğunda daha ortada Varşova Paktı yoktu. Varşova Paktı, 1949’da kurulan NATO’dan 6 yıl sonra, 1955’te kuruldu.

ABD ihtiyacı olduğu için bu yalanı Soğuk Savaş’ın başından itibaren kullandı ama Soğuk Savaş biterken de yalanın tersini sürdürdü. Yani 1991’de Varşova Paktı dağılırken, NATO’yu dağıtmayı hiç düşünmedi. Tersine NATO’ya daha çok ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Oysa madem NATO Varşova Paktı’na karşı kurulmuştu, Varşova Paktı dağıldığında NATO’ya da ihtiyaç kalmamalıydı. Ancak tersine Washington yönetimi NATO’yu daha da genişletme kararı aldı.

NATO’NUN GENİŞLEME ALANLARI

ABD NATO’yu dört alanda genişletecekti: İlk alan Doğu Avrupa’ydı; eski Varşova Paktı üyesi ülkelerdi. İkinci alan Balkanlar’dı; NATO’nun parçaladığı Yugoslavya’dan koparılan ülkeler NATO’ya üye yapılacaktı. Üçüncü düzlem Avrupa’daki eski SSCB ülkeleriydi. Dördüncü düzlemdeki hedefler ise Kafkasya-Orta Asya hattındaki eski SSCB ülkeleriydi.

İşte Ukrayna krizinin kaynağı ABD’nin bu stratejisidir; NATO’yu genişletme ve Rusya’nın sınırlarına kadar sokulma hedefidir.

ABD SSCB dağılırken Rusya’ya “genişleme olmayacak” diye söz vermişti ancak 2004’e kadar yukarıda belirttiğimiz iki düzlemde NATO’yu genişletmişti. Rusya’nın henüz ABD’ye karşı koyamadığı şartlarda ABD hızla Doğu Avrupa’daki ülkeleri hem AB’ye hem NATO’ya üye yaparak Rusya’yı sıkıştırdı.

2008’de NATO hem ikinci düzlemde Doğu Avrupa’da genişlemeyi sürdürürken, aynı zamanda Gürcistan üzerinden Kafkaslar’da da üçüncü düzlemde genişlemeye adım attı. İşte Moskova’nın müdahalesi o zaman başladı. “Artık yeter” diyen Putin yönetimi, NATO’nun genişlemesine karşı sahada harekete geçti.

ABD UKRAYNA’YI ATEŞE ATTI

Yani NATO’nun Rusya’ya karşı genişleme politikası olmasa, bugün “Ukrayna merkezli kriz” yaşanmıyor olacaktı. Dolayısıyla sorunun kaynağı NATO’yu genişletmeye çalışan ABD’dir.

“Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceği” propagandası üzerinden her hafta Ukrayna’ya asker ve silah sevk eden ABD, bu ülkeyi asıl işgal eden güçtür. Ukraynalıların bu gerçeği görmesi kritik önemdedir. (ABD’nin Yunanistan’da sıra sıra üsler inşa etmesi de benzerdir. Nitekim Yunan komünistler, bunun ABD-Yunanistan işbirliği olmadığını, ABD’nin Yunanistan’ı işgali olduğunu belirtmektedirler.)

ABD’nin Ukrayna’yı ateşe atması Ukrayna adına pek çok olumsuz sonuç doğurdu: Kırım’ı kaybetti. Donetsk ve Lugansk adım adım bağımsızlığa doğru gidiyor. Rus gazını Avrupa’ya taşıma ayrılacağını kaybetti. Sürekli kriz hali, kalkınma ve modernizasyon hamlelerini sekteye uğrattı. Gereksiz silahlanma nedeniyle kaynaklar toplumun zenginleşmesine harcanamadı. Dahası darbeler ve yıkılan hükümetlerle enerji harcadı.

Peki karşılığında Ukrayna ne kazandı? Hiç! Ne AB’ye üye olabildi ne de NATO’ya…

Hatta Moskova’nın kararlılığı nedeniyle Washington geri adım atmaya bile başladı. ABD Başkanı Biden’ın “Kısa vadede Ukrayna’nın şartları yerine getirip NATO’ya katılabileceğini sanmıyorum” demesini Ukraynalılar iyi değerlendirmeli. Ve Ukraynalılar, emperyalist ABD’nin Gürcistan’da Saakaşvili’yi nasıl ortada bıraktığını anımsamalı.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
25 Ocak 2021

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın