‘Türkiye mutabakatı’ tuzağı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/07/2015
Erdoğan‘ın son Dolmabahçe açıklaması da yine “mutabakatın reddi” diye yorumlandı.
Oysa Erdoğan ilkinde olduğu gibi ikincisinde de öze değil, biçime itiraaz ediyor; birincisinde verilen poza, ikincisinde de “mutabakat” ifadesine karşı çıkıyor!
İTİRAZIN ESASI NE?
28 Şubat günü AKP ile HDP Açılım’da vardıkları mutabakatı Dolmabahçe Sarayı’nda kamuoyuna ilan etmişti. Aslında mutabakata varan da Erdoğan ile Öcalan‘dı.
Açılım’ın en sıkıntılı olduğu dönemeçte sürece sıçrama yaratan bu girişimle, müzakereler yeniden rayına oturtulmuştu.
Ancak yaklaşık bir ay sonra Erdoğan Dolmabahçe mutabakatı konusunda bir çıkış yaptı. O çıkış mutabakatın reddi olarak yorumlandı. Oysa Erdoğan hükümet üyeleri ile HDP milletvekillerinin yan yana verdiği poza itiraz ediyordu.
Zira seçime gidiliyordu ve Erdoğan‘ın AKP’nin düşen oylarına fren yaptırabilmesi için milliyetçi oylara seslenmesi gerekiyordu.
Erdoğan‘ın son açıklaması da yine mutabaktın reddi olarak yorumlanıyor. Oysa Erdoğan yine öze değil, bu kez “mutabakat” ifadesine karşı çıkıyor; hükümet ile HDP’nin “mutabakat” yapamayacağını belirtiyor.
ERKEN SEÇİM İŞARETİ
Dolmabahçe mutabakatı Erdoğan ile Öcalan arasında varılan bir anlaşma olduğu için özüne itiraz edilememesi normaldir.
Nitekim dün Can Dündar yalanlanmayan hatta kısmen doğrulanan bazı ayrıntıları kamuoyu ile paylaştı (Cumhuriyet, 19 Temmuz 2015).
Erdoğan Dolmabahçe mutabakatının pozunun verildiği ve mutabakat metninin okunduğu gün, sürecin tam ortasındaydı; metindeki pürüzlerin giderilmesinden nasıl oturulacağına kadar ortaya çıkan her sorunda Erdoğan “çözücü” rol alıyordu!
O zaman bu çıkışın anlamı ne?
İlkini seçim yatırımı olarak yorumlamıştık, ikincisini de Erdoğan’ın “erken seçim” sinyali olarak değerlendiriyoruz!
Açık ki Erdoğan “yolsuzluk iddiaları” nedeniyle koalisyonu büyük risk görüyor ve erken seçimi tercih ediyor. Erdoğan koalisyon kurulamaması görüntüsü ve barajı yüzde 7’ye düşürme hamlesiyle AKP’ye bu kez 276 koltuk kazandırabileceğini hesaplıyor.
MESELENİN SURİYE BOYUTU
Kuşkusuz meselenin bir de dış politika boyutu var: AKP Hükümeti ile ABD’nin İncirlik mutabakatına varmasının mutlaka iç politikaya da yansıması olacaktır.
Washington’un Ankara’yı IŞİD’i esas alarak PYD karşıtlığı rotasından çıkarmaya çalışması ve bunda önemli bir ilerleme sağlaması, içeride de yeni bir durum yaratacaktır.
Burada önemli olan şudur: Açılım mevcut rotada ilerleyebileceği kadar ilerledi, artık o rotada yol yok; ancak Açılım’a yeni bir yön verilerek süreç ilerletilebilir.
İşte Erdoğan‘ın bu kez “mutabakat” ifadesine itiraz ettiği açıklamasındaki bir detay, o yeni yöne işaret ediyor.
Hükümet ile HDP’nin mutabakata varamayacağını belirten Erdoğan, parlamentonun mutabakat yapabileceğini, bunun da ortaya Türkiye mutabakatı çıkaracağını savunuyor!
Yani Erdoğan aslında Dolmabahçe mutabakatını Türkiye mutabakatına götürecek yolu açmaya çalışıyor!
Böylece yasadışı Dolmabahçe mutabakatına TBMM eliyle “hukuk” giydirilmek isteniyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Temmuz 2015
Türkmen koridoru ile Kürt koridoru önlenir mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/07/2015
Son günlerde ajanslara sıkça düşen “Esad güçleri Türkmenlere” saldırdı türü haberler, AKP Hükümeti’nin MİT eliyle yürttüğü yeni bir Türkmen planıyla ilgili görünüyor.
Plan Suriye’nin kuzeyinde, Kürt koridorunu engellemek amaçlı Türkmen koridoru ya da tampon bölgeler oluşturmak.
Planın çerçevesini Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde yapılan bir toplantının ayrıntılarından da çıkarabiliyoruz. Aktaralım:
GÜVENLİ-ÖZERK BÖLGE TALEBİ
PYD’nin Tel Abyad’ı IŞİD’den alması üzerine, MİT burada yeni bir grup kurdu: Milli Tel Abyad Buluşması.
Grubun sözücü Enver Hıdır, grubun Tel Abyad’lı Türkmen, Arap ve Kürtlerden oluştuğunu söylüyor.
Grup hafta içinde Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde MİT gözetiminde 150 kişilik bir toplantı yaptı.
Sözcü Enver Hıdır‘ın El Cezire‘ye anlattıkları grubun amacını ve aslında MİT’in hedefini ortaya koyuyor. Enver Hıdır “Tel Abyad özgür oluncaya kadar faaliyetlerini sürdüreceklerini” açıklıyor.
Hıdır Tel Abyad’ın Esad, IŞİD ve PYD-YPG olmak üzere üç düşmanı olduğunu ve kentin bunlardan herhangi birine bırakılmayacağını söylüyor.
Peki ne öneriyor? Hıdır “bölge istikrara kavuşana kadar Türkmen, Kürt ve Arap sivillerin yaşayabileceği güvenli-özerk bölgeler ilan edilmesini” istiyor!
Peki bu nasıl sağlanacak? Hıdır hangi hazırlıkların yapıldığını da anlatıyor: “Biz Milli Tel Abyad Buluşması olarak ‘Özgür Tel Abyad’ sloganı ile yola çıktı. Askeri açıdan da içeride yakın zamanda direniş gruplarının oluşumu ve savaşması için tüm desteği vereceğimizi açıkladık.” (El Cezire, 16 Temmuz 2015)
MİT AKLIYLA KORİDOR BEKÇİLİĞİ
Enver Hıdır‘ın istediği “güvenli-özerk bölge” AKP Hükümeti’nin ajandasındaki güvenli bölgedir; yakın zamanda harekete geçecek dediği direniş grupları da MİT’in koordine ettiği terör gruplarıdır!
MİT aklı, Türk devletinin Irak’taki hatalardan hiç ders çıkarmadığını ve ABD’nin şablon gibi planlarının her seferinde yutulabildiğini gösteriyor!
Okurlarımız anımsayacaktır: Irak’ta da özellikle 1994’ten sonra Türk devleti içinde “nasılsa Irak bölünecek, biz de Türkmenlere özerk bölge kurdurarak pay sahibi olalım” fikri hakim olmaya başlamış ve kimi Türkmen örgütleri üzerinden bu yönde girişimler yapılmıştı.
Ancak bu taktik(!) Türkiye’ye pay kazandırmadığı gibi en sonunda Ankara’yı Barzanistan’a mimar yapmıştı!
Irak’ta Suriye’dekine göre daha hatırı sayılır oranda bir Türkmen nüfusu varken yapılamayanın aynısını yine denemek, ciddi bir devlet aklıyla açıklanamaz!
HER KORİDOR AMERİKAN KORİDORUDUR
Kuşkusuz ABD’nin “Kürt koridoru” planının önemli gündem olduğu şu günlerde bir “Türkmen koridorundan” bahsetmek, çeşitli çevreleri heyecanlandırabilir, mutlu edebilir.
Ancak lafı hiç dolandırmadan belirtelim: Türkmen koridorunun pratikte Kürt koridorundan hiçbir farkı yoktur. Zira Suriye’yi parçalayacak ve bölecek her koridor, Türkiye’nin ve bölgenin aleyhinedir.
Ve daha önemlisi, mümkün olmamakla birlikte bir Türkmen koridoru kurulsa bile, en sonunda bu bir Kürt koridoruna dönüşecektir. Çünkü Suriye’de kurulacak her koridor temelde Amerikan koridorudur!
Ve en önemlisi, Suriye’de bir Türkmen koridoru kurmak hiç mümkün değildir. MİT aklıyla Türkiye’nin böyle bir yola sokulması ise Türkiye’nin İncirlik mutabakatıyla tıpkı Irak’ta olduğu gibi adım adım koridor bekçiliğine götürülmesinin perdelenmesi çabasıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Temmuz 2015
Kumpasın kumpası
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/07/2015
İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak…
Bu dört Vatan Partili, bayramı cezaevinde geçiriyor…
Neden mi?
Suçları, Ergenekon tertibini protesto etmek, Silivri’de kumpas davasına isyan etmek!
7 Haziran 2010 tarihli duruşmayı izleyenler, Silivri’de düşman hukukunun uygulandığını görmüş ve haklı olarak isyan etmişti.
Tam 119 protestocu hakkındaki dava kesinleşti ve cezası ertelenmeyen 6 Vatan Partili’ye hapis cezası verildi…
Onlardan dördü de bayramdan önce cezaevine girdi…
HANİ KUMPASTI?
Şaşırdınız mı?
Haklı olarak soruyorsunuzdur şimdi: Hani Ergenekon davası kumpastı? Hani başta Erdoğan olmak üzere AKP yöneticeleri “kandırıldık” demişti? Hani Silivri mahkemesi kapatılmış ve davanın yargı ve polis ayağaıyla ilgili operasyonlar yapılıyordu? Hani ETO değil ama FETO vardı?
Ve şunları da soruyorsunuzdur: Anayasa Mahkemesi’nin dershane kararı nedeniyle ayağa kalkan ve yargıyı hedef alanlar neden 4 Vatan Partili’nin cezaevine gönderilmesine sessizler? Neden en azından gazetelerinde iki satır yer ayırmıyorlar?
Eminiz “o başka bu başka” diyorlardır…
Eminiz “sizden bize ne” diyorlardır…
Eminiz “düşmanımın düşmanı, dostum değildir” diyorlardır…
Eminiz “sıkışmıştık ve durumdan yararlandık” diyorlardır…
Haklılar!
AKP – F TİPİ ÇATIŞMASINDAN YARARLANAMAMAK
Bakınız burası önemli: Ergenekon kumpasını prostesto edenler ve F Tipi yapıya isyan edenler bugün hapistedir ama sözde “meğer kumpas varmış, yanıldık, kandırıldık” diyerek tüm suçu ortağına atmaya çalışarak aklanmaya çalışanlar hâlâ iktidardır!
Burası önemli diyoruz, şundan: Politika aynı zamanda kuvvet kazanma sanatıdır. AKP ile F Tipi yapı arasındaki çatışmadan yararlanmak yerine taraflardan sadece birini hedef almak, en sonunda hedef alınmayanın iktidarını korumasına dönüştü.
Yani yanlış politika iktidarın iktidarını sürdürmesiyle sonuçlandı.
İki yılda şöyle oldu: “Kanırıldık” diyen Erdoğan Haziran 2013 sarsıntısından kurtuldu, 17-25 Aralık’tan yırttı, 30 Mart 2014 yerel seçimlerini kazandı, 10 Ağustos 2014’te cumhurbaşkanı oldu ve gerilese de partisini yine de 7 Haziran 2015’te birinci parti yapabildi!
Kuşkusuz Erdoğan zayıfladı, partisinde çatlaklar oluştu ama hâlâ Türkiye’nin en belirleyici aktörüdür.
Bu tablo ise başka nedenlerle birlikte AKP – F Tipi çatışmasından iyi yararlanamamanın sonucudur.
ERGENEKON SANIKLARI GÖREV BAŞINA
Meselenin bir de şu boyutu var elbette. 7 Haziran 2010’da İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak ve Vatan Partili arkadaşları ayağa kalkmamış olsaydı, Silivri’nin duvarları belki daha geç yıkılacaktı.
Bayramı cezaevinde geçiren bu dört kahraman, Silivri duvarlarının yıkılmasının öncüleridir!
Milletvekili olan Dursun Çiçekler, Mustafa Balbaylar, Tuncay Özkanlar o dört kahramana çok şey borçludur!
Özgürlüklerine kavuşan TSK subayları o dört kahramana çok şey borçludur!
Dünün Ergenekon sanıklarının tamamının bu dört kahramana destek verme borcu vardır!
Bu vesileyle başta İslam İleri, Ali Duman, Kurtça Köroğlu, Sadık Kırkayak olmak üzere tüm duvar yıkıcıların bayramını kutlarız.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Temmuz 2015
ABD’nin İran’ı dengeleme seçenekleri
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/07/2015
P5+1 ülkeleri ile İran arasında yapılan nükleer anlaşma nihai bir ABD-İran barış anlaşması değildir. Yani Washington’un bölgede İran’ı dengele(t)mek diye bir sorunu hala vardır.
Peki ABD İran’ı bölgedeki hangi kuvvet ya da kuvvetlerle dengeleyecek?
SUUDİ – İSRAİL STRATEJİK ORTAKLIĞI
Bu noktada ortaya çıkan ilk seçenek, Suudi Arabistan – İsrail ortaklığıdır.
İran’ı bölgede baş düşman gören bu iki devlet, ABD’nin 22 ay önce İran’la nükleer müzakerelere başlamasıyla birlikte ittifaka yönelmişti:
1) Riyad ve Tel Aviv Tahran’a karşı stratejik ortaklık ilan etti.
2) İki ülke Ortadoğu’ya ilişkin 7 maddelik bir plan üzerinde çalışıyorlar. (Maddelerden biri bölgede bir “Kürt” devleti kurulmasıdır.)
3) Riyad, pratikte Tahran’a karşı bir işlev görecek olan Arap Ordusu kurma peşindedir.
4) Riyad ile Tel Aviv, Türkiye’yi İran’a karşı yanlarına çekmeye, tek bir cephe olmaya çalışmaktadır. Riyad ve Ankara zaten fiilen Suriye’de ortaktır.
TÜRK – KÜRT İTTİFAKI
ABD’nin bölgede İran’ı dengeleyecek nitelikte gördüğü bir diğer kuvvet seçeneği ise Türk – Kürt ittifakıdır. (İleride ilk seçenekle birleştirilebilecek özelliktedir.)
Bu seçenek Washington için çok yönlülüğü nedeniyle oldukça değerlidir. ABD’nin Irak ve Suriye düzlemi üzerinden inşa etmek istediği bu ittifakın Washington için başlıca yararlı özellikleri şunlardır:
1) Türk – Kürt ittifakı, ABD’nin esas hedefi olan Büyük Kürdistan’a gidecek en elverişli ara yoldur.
ABD bu ihtiyacı IŞİD’e karşı ittifak gerekçesi üzerinden adım adım inşa etmekte, İncirlik mutabakatıyla bağıtlamaktadır.
Varacağı yer neresidir? IŞİD’e ya da Esad‘a karşı PYD kantonlarının korunması ve en sonunda da Suriye’nin kuzeyindeki koridora bekçilik!
2) Türk – Kürt ittifakının bir diğer ayağı da Erdoğan – Barzani enerji ortaklığıdır ve zaten uygulanmaktadır.
Washington bu ilişkiyi İran’ın nüfuz sahibi olduğu Irak’a karşı bir denge ve sopa olarak görmektedir.
3) ABD bu ittifakla Türkiye’yi adım adım bölerken, Batı kampı içinde tutabilecektir.
ABD, İran’ın tam üyeliği ile Türkiye sınırına dayanmış olacak ŞİÖ’nün yaratacağı çekim alanını ancak bölgede düşmanlıklar yaratarak dengeleyebilir.
4) Türk – Kürt ittifakı aynı zamanda ABD’nin Araplara karşı kullanacağı bir sopa olacaktır.
Bölgede gerçek bir Türk, Kürt, Arap ve Fars ittifakının önüne geçmek isteyen Washington için en iyi yol, halkları birbirine karşı kullanmaktır.
Türk ile Kürt’ü Türkiye’de karşı karşıya getirip Irak ya da Suriye’de ittifaka zorlamak, Türk ile Arap’ı Irak ve Suriye’de karşı karşıya getirmek, Türk ile Fars’ı Suriye’de karşı karşıya getirmek ABD’nin sürekli müdahale edebileceği bir Ortadoğu için eşsiz bir zemindir.
BATI ASYA BİRLİĞİ
Elbette bu girdaptan çıkış yolu vardır ve bu yol Kürt sorununa hem Kürtler hem de tüm halklar adına yararlı bölgesel bir çözümdür; Batı Asya birliğidir.
Üstelik ŞİÖ’nün genişlemesi bu bölgesel ittifak olasılığını düne göre daha da arttırmıştır.
Ankara’yı Washington bağımlılığından kurtarmak, Batı Asya Birliği’ne gidecek en kritik yoldur.
Ve aslında Batı’nın İran’la yapmak zorunda kaldığı nükleer anlaşma, Ankara için de büyük fırsattır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2015
Nükleer anlaşma: Asya çağının önemli bir aşaması
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/07/2015
P5+1 ülkeleri ile İran arasında 22 aydır süren ve son olarak Viyana’da 18 günlük kesintisiz görüşmelerle sonuçlanan anlaşma, kuşkusuz bir ABD-İran barışı değildir; fakat devletlerarası ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcıdır!
Genel olarak Batı basını anlaşmayı “kazan-kazan” şeklinde yorumlamaktadır ve doğrudur; ABD’nin de İran’nın da anlaşmadan kazandığı kesindir. Hangisinin daha çok kazandığı ise ileride daha net anlaşılacaktır. Bugünden bakıldığında İran’ın daha çok kazandığı görülmektedir.
İRAN BASINININ MANŞETLERİ
Nitekim İran basını anlaşmayı şu manşetlerle duyurmaktadır:
Arman: Dünya İran’a saygı duruşunda.
Merdomsalari: Zafer kutlu olsun.
Kanun: İran’a kuşatma kırıldı.
Şehrivend: Bombasız nükleer infilak.
Şark: Savaşmadan zafer.
Horasan: İradeler savaşında İran’ın zaferi.
İtimad: 14 Temmuz diplomasi devrimi: Dünya değişti.
Fakat en ilginci İbtikar gazetesinin menşetiydi: İran çağının başlangıcı!
Manşeti vurgulayan fotoğraf ise iki parçalı bir yüzdü. Yüzün bir bölümü nükleer anlaşmanın mimarı olan İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif‘e aitti, diğer yarısı ise Muhammed Musaddık‘a!
Musaddık, 1951’de başbakan olduktan sonra İran’daki İngiliz petrol tesislerini millileştiren ve 1953’te darbe ile devrilen tarihi kişiydi!
ŞİÖ BATI ASYA’YA UZANIYOR
İran gazetesinin anlaşmayı “İran çağının başlangıcı” olarak yorumlaması elbette hakkıdır.
Fakat biz Türkiye’den baktığımızda anlaşmayı İran’dan ziyade Asya’nın zaferi olarak okuyoruz.
Zira anlaşma İran’ı Ortadoğu’da daha önemli bir aktör yapmasının çok ötesinde, Asya kuvvetlerini Atlantik cephesinin karşısında daha güçlü bir hale getirmiştir.
Bir kere anlaşmayla birlikte İran’ın ŞİÖ üyeliğinin önündeki “tüzük” engeli ortadan kalkmıştır. ŞİÖ üyeliği için gerekli şartlardan biri olan BM Güvenlik Konseyi yaptırımlarına maruz kalmama şartı, bu anlaşmayla son bulmuş ve İran’ın ŞİÖ tam üyeliğinin önünde artık bir engel kalmamıştır.
Böylece son olarak Hindistan ve Pakistan’la genişleyen ŞİÖ, İran’ın önümüzdeki günlerde tam üye olmasıyla birlikte kıtasallaşmış ve Batı Asya’ya kadar uzanmış olacaktır!
TÜRKİYE’YE ETKİLERİ
ŞİÖ’nün Batı Asya’ya kadar uzanması ise en başta Türkiye’nin siyasal pozisyonunu etkileyecektir. Ankara’nın Atlantik cephesi ile ilişkisi başta olmak üzere, Ortadoğu’daki rolü nitelik değiştirecektir.
Bu nesnel durum haliyle Türkiye’nin hangi sınıfsal kuvvetler tarafından yönetileceğini bile etkileyektir.
Kısa vadede ise bu anlaşma Türkiye’nin önüne Suriye merkezli Ortadoğu politikalarını değiştirme fırsatı sunmaktadır.
Çünkü anlaşma pratik sonuçları bakımından Batı’yı “Suriye’de rejim değiştirme yerine terörle mücadele etme” yönüne zorlayacaktır.
Bu durum ise Ankara’yı yeni seçeneklerle karşı karşıya bırakacaktır.
O seçenekleri de yarın inceleyelim…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Temmuz 2015
TBMM’yi yok sayan mutabakat
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/07/2015
ABD ile AKP Hükümeti’nin “İncirlik mutabakatıyla” ilgili iki yazı yazdık. İlkinde Türk ve Amerikan heyetlerinin görüşmesinde mutabık kalınan altı maddeyi inceledik. İkinci yazımızda ise mutabakatın sahibinin kim olduğu üzerinde durduk.
Bugün “İncirlik mutabakatının” bir başka yönüne dikkat çekeceğiz; anlaşmayla ABD’nin BM’yi, AKP’nin de TBMM’yi yok sayma yönüne bakacağız.
Ancak önce bir anımsatma yapalım:
ABD-AKP GÜVENLİK ANLAŞMASI
15 Mayıs 2015 tarihli “ABD-AKP güvenlik anlaşması hazırlığı” başlıklı makalemizde şöyle yazmıştık: “Ankara ile Washington IŞİD’e karşı yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı yürütüyor.”
Kaynağımız açık kaynaktı, 12 Mayıs 2015 tarihli Amerika’nın Sesi’ydi. Fakat Dorian Jones’un kısaca değindiği bu bilgiyi Ankara’dan ayrıntılandıramamıştık.
Artık öğrenmiş bulunuyoruz. MİT Müsteşarı Hakan Fidan Mayıs ayında Washington’da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile gizlice görüşüyor ve bugün kamuoyunun “İncirlik mutabakatı” olarak bildiği ön anlaşmayı yapıyor.
Geçen hafta Türk ve Amerikan heyetlerinin geliştirdiği bu anlaşma, şimdi hükümetlerin onayını bekliyor.
AKP-SUUDİ-İSRAİL CEPHESİ
Öte yandan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Dore Gold’un Roma’da buluşması da doğrudan Ankara ile Tel Aviv’in Suriye’deki ortak beklentisiyle ilgiliydi!
İsrail de tıpkı AKP Hükümeti gibi Esad’ı devirmek ve Suriye’yi bölmek, parçalamak istiyor. Tel Aviv bu amaçla Dürzileri kışkırtıyor. İsrail’in bu faaliyeti ile Ürdün’ün tampon bölge hazırlığının AKP takvimiyle uyumu dikkat çekicidir!
Diğer yandan ayrı ayrı hem Türkiye ile hem de İsrail ile Ortadoğu’da İran karşıtı hatlar inşa eden ve bunu sahada, yani Yemen ve Suriye’de uygulamaya sokan Suudi Arabistan, hatları birleştirip, tek ve güçlü bir cepheye dömüştürmeye çalışıyor.
Özetle, ABD dahil herkes Suriye’nin bölünmesini istiyor. Çelişme, hangi parçada, yani hangi koridorda kimin nüfuz sahibi olacağından çıkıyor.
ABD BM’Yİ ATLIYOR
Artık “İncilik mutabakatıyla” ABD’nin BM’yi, AKP’nin de TBMM’yi yok sayma çabasına geçebiliriz:
ABD’nin IŞİD’e karşı İncirlik üssünü operasyonel olarak kullanması demek, pratikte Suriye’nin kuzeyi üzerinde “uçuşa yasak bölge” kurma girişimi demektir. Zira ABD ancak sorti yapacağı bölgenin üzerinde Suriye hava kuvvetlerinin bulunmasını engelleyerek hedefine ulaşabilir.
“Uçuşa yasak bölge” ise pratikte adım adım cep bölge, tampon bölge, güvenli bölge demektir. (Irak’ta Çekiç Güç pratiği derslerle doludur.)
Nitekim AKP Hükümeti İncirlik’in operasyonel kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
Normalde “uçuşa yasak bölge” gibi girişimler BM Güvenlik Konseyi’nin onayını gerektirir. Çin ve Rusya ise böyle bir talebi veto edecektir.
İşte ABD AKP ile İncirlik merkezli bir güvenlik anlaşması yaparak BM’nin üzerinden atlamış oluyor!
TBMM DIŞI MUHALEFETİN GÖREVİ
Aynı atlamayı AKP de yapıyor, o da TBMM’yi atlıyor.
ABD’nin İncirlik’i istediği gibi kullanması ve mutabakatta yer alan diğer maddelere göre Türkiye’ye asker getirmesi, Türkiye üzerinden bir başka ülkeye askeri müdahalede bulunması gibi konular, doğrudan TBMM’nin yetki alanına giriyor.
Ancak MİT Müsteşarı Hakan Fidan üzerinden ön anlaşma, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu üzerinden anlaşma yapan AKP Hükümeti, adım adım TBMM’yi atlamış oluyor.
Bu hukuksuzluğun kaynağı Gladyo sözleşmesidir!
Eğit-Donat konusu da normalde TBMM’nin yetkisine giriyordu. AKP orada da hukuku yok saymış ve Suriye tezkerisinin içerisine “yabancı güç bulundurulması” cümlesi yerleştirerek arkadan dolanmıştı.
TBMM ise koalisyon pazarlıkları nedeniyle pek yetkisini kullanma peşine düşecek görünmüyor. İş yine Meclis dışındaki asıl muhalefete düştü.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Temmuz 2015
İncirlik mutabakatının sahibi kim?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/07/2015
ABD’nin “stratejik piyonları” ile “taktik piyonlarının” kimler olduğunu doğru saptamak ve Washington’un bunları nasıl kullandığını doğru okuyabilmek, bölgedeki gelişmeleri daha net anlayabilmemizi sağlar. Aksi taktirde “taktik piyonlar”, IŞİD örneğinde olduğu gibi yanlış cephelere bile yazılır.
Bu girişi İncirlik konusunda yaşanan “ihanet mutabakatı” nedeniyle yaptık. Açalım:
AKP’YE RAĞMEN MUTABAKAT YOK
Doğru, mutabakatı Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyeti yapmıştır ve mutabakat imza için AKP Hükümeti’nin önündedir.
Ancak mutabakatı Sinirlioğlu‘nun yapması, ne Genelkurmay’ı mutabakat sorumluluğundan kurtarır ne de mutabakatın asıl sahibinin AKP Hükümeti olduğu gerçeğini değiştirir. Dışişleri Bakanlığı, hele de Feridun Sinirlioğlu, AKP Hükümeti’ne rağmen bir mutabakat yapamaz!
Dahası Erdoğan ile Davutoğlu da bu konuda farklı yerlerde değildir!
Kaldı ki mutabakata çok öncesinden varıldığı, MİT Müsteşarı Hakan Fidan‘ın ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile bir araya geldiği Mayıs ayındaki gizli görüşmede “İncirlik ihaneti” anlaşması yapıldığı bugün ortaya çıkmıştır.
FİDAN’IN ROLÜ
Bu tablo AKP Hükümeti’nin yine 13 yıldır olduğu gibi çalıştığının da kanıtıdır. Hukuk, gelenekler, devlet adabı ayaklar altındadır. Erdoğan‘ın “sır küpü” MİT Müsteşarı, Hükümet adına anlaşmalar yapmaktadır.
Zira AKP Hükümeti, Türkiye Cumhuriyeti devletinin “bağımsız” hükümeti değil, Erdoğan‘ın da 36 kez söylediği gibi ABD projesinin eş başkanlığıdır. İlişkinin bu düzeyi, en son İncirlik konusunda olduğu gibi, “bağımsız” hareket edilebilmesinin önündedir.
Yeri gelmişken belirtelim: Hakan Fidan tüm operasyonların başındadır. Fidan sadece Erdoğan‘ın Açılım temsilcisi değildir. Esad‘ın Suriye’nin kuzeyine egemen olmak üzere başlattığı taarruzu durduran İdlip operasyonunda Fidan‘ın izleri vardır. Erdoğan‘ın Kral Salman‘la Riyad’da yaptığı Türkiye-Suudi Arabistan anlaşmasında Fidan‘ın parmağı vardır. Fidan o nedenle İncirlik mutabakatının da asıl uygulayıcısıdır.
Kuşkusuz bugün halk ayağa kalksa ve İncirlik mutabaktını imzalatmasa, Erdoğan Fidan‘ı kolayca harcayabilecektir; zira “sır küplüğü” ilişkisi çok yönlüdür.
ŞART YALANI
Gelelim “taktik piyonların” nasıl kullanıldığına…
Emperyalist devletler, hedef ülkeleri “taktik piyonları” aracılığıyla biçimlendirirler. Devletin emperyalizmin baskısına direndiği sanıldığı durumda, taktik piyonun gizli mutabakat yaptığı, dahası direnme görüntüsünü kısmen sahiplenerek “gaz aldığı” anlaşılır.
İşte İncirlik mutabakatında anlaşılmıştır. Efendim, Türkiye İncirlik’in kullanımını ABD’nin Eğit-Donat programını daha etkin uygulaması şartına bağlamış! Bugüne kadar sadece 60 kişiyi eğitip donatan ABD, İncirlik karşılığında daha çok Suriyeli muhalif eğitip donatacakmış!
Peki dün İncirlik’in şartı neydi? AKP’nin “güvenli bölge” talebine ABD’nin onay vermesi…
PİYONLAR SIRADA
Aslında sonuçları ABD’ye yarayan şartların, sanki hedef ülkenin “direnme” şartlarıymış gibi sıralanması, işte ABD’nin taktik piyonlarını nasıl kullandığına örnektir.
Eğit-Donat programı bunun tipik örneğidir. Eğit-Donat programı önce Erdoğan tarafından önerildi. Sonra öneriye ABD’nin kimi taleplerine karşı masaya sürülen şart muamelesi yapıldı. Müzakereler esnasında da sırasıyla “anlaşma olmayacak” dendi, “anlaşma oldu ama imza atılmayacak” dendi, “imza atıldı ama eğitim olmayacak” dendi, “eğitim başladı ama PYD’liler eğitilmeyecek” dendi!
Bir yıl boyunca süren bu “gaz alma” operasyonu sırasında örneğin TSK, Irak’ın kuzeyinde Eğit-Donat programı kapsamında Barzani‘nin peşmergelerini eğitiyordu!
Ya şimdi? İncirlik mutabakatıyla birlikte iki yeni gelişme yaşandı.
1) Barzani‘nin Suriye kolu olan ve düzenli olarak Türk Dışişleri heyetiyle görüşen Suriye Kürt Ulusal Konseyi üyesi KDP-S, ABD’den Eğit-Donat kapsamında kendilerini eğitmesini istedi.
2) AKP’nin desteklediği Ahrar’ı Şam’ın Dış İlişkiler Başkanı Lebib Nahhas, Washington Post’ta yayınlanan makalesiyle ABD’den “kendilerini eğitip donatmasını” istedi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Temmuz 2015
Koridor mimarlığı mutabakatı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/07/2015
ABD Başkanı Barrack Obama’nın IŞİD’le mücadele koalisyonu özel temsilcisi Em. General John Allen ile Büyükelçi Brett McGurk’un Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu başkanlığındaki Türk heyetiyle yaptığı iki günlük müzakereden “ön mutabakat” çıktı. Pentagon Müsteşarı Christine Wormouth’un da dahil olduğu görüşmelerden çıkan mutabakat metni, hükümetlerin imzasından sonra yürürlüğe girecek.
Peki AKP-ABD ön mutabakatında neler var?
MUTABAKAT MADDELERİ
1) İncirlik’i bugüne kadar lojistik ve istihbarat amaçlı olarak Suriye’ye karşı kullanabilen ABD, mutabakat metnine göre artık operasyonel amaçlı da kullanabilecek.
Silahlandırılacak 2 adet predatör, hem IŞİD’e hem de Esad rejimine karşı kullanılacak.
AKP Hükümeti predatörlerin kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
2) ABD Diyarbakır ve Batman’daki askeri üsleri de Suriye’ye karşı lojistik amaçlı kullanabilecek.
3) Ankara’da Türkiye ile ABD arasında “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” kurulacak.
4) IŞİD’e karşı yürütülen mevcut operasyon merkezinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) temsilcisi de görev yapacak.
5) ABD PYD’nin Cerablus’a “yayılmayacağı” ve PYD’nin kontrol ettiği bölgelerde demografik yapının değişmeyeceği konusunda güvence verdi.
GÜVENLİ BÖLGE YERİNE BÖLGE KONTROLÜ
Peki ya AKP’nin bir yıldır ısrarla istediği güvenli bölge konusu?
ABD güvenli bölge yerine sınıra yönelik havadan ve karadan alınacak tedbirlerle bölge kontrolünü yeterli görüyor.
İki gün süren müzakere neticesinde bu konu karara bağlanamadı ve önümüzdeki günlerde tekrar görüşülmek üzere mutabakattan ayrı tutuldu.
Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi AKP Hükümeti İncirlik’in operasyonel kullanımını “havadan güvenlik şemsiyesi” olarak görüyor ve “güvenli bölge” için yumuşak geçiş olarak yorumluyor!
6) Bu arada Türkiye’nin tek taraflı müdahale ihtimali de tek şarta bağlandı: Ulusal güvenliğin tehdit altına girmesi!
KORİDORA MÜDAHALE RAFA KALKTI
Mutabakat metnindeki bu maddelere bakılırsa Türkiye’nin koridora müdahale niyeti ABD’nin AKP’yi “hizalamasıyla” şu aşamada rafa kaldırılmış görünüyor!
Zira AKP “Esad’ın vurulması” karşılığında hem İncirlik’i vermiş oluyor, hem PYD’nin mevcut pozisyonunu kabullenmiş oluyor hem de “Ortak Koordinasyon Harekat Merkezi” ile Pentagon’a çıpalanıyor!
PROBLEMİN KAYNAĞI PROBLEMİ ÇÖZEMEZ!
Bu noktada döne döne şu vurguları yeniden yapmalıyız:
1) 5 yıldır Esad’ı devirmeye çalışan AKP hükümeti, desteklediği terör örgütleriyle Suriye’nin kuzeyinde otorite boşluğuna neden olmuş ve sonuç itibariyle PKK kantonlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır. Kantonların birleşip koridora dönüşmeye başlaması Esad düşmanlığının sonucudur.
2) Esad’ın ve Şam rejiminin yıkılması demek Suriye’nin parçalanması demektir. Parçalanmış Suriye ise bir kaç koridor demektir. Erdoğan’ın ve AKP Hükümetinin Esad düşmanlığını sürdürmesi, pratikte koridorculuğa hizmet etmektedir.
3) PYD koridoru yerine ÖSO koridoru istemek ya da IŞİD koridoruna gözyummak “Kürt” koridorunu önlemez. Her türü koridor son tahlilde “Kürt” koridoruna dönüşür.
4) ABD’yle müttefiklik, 22 yıllık Irak örneğinde de görüldüğü üzere, en sonunda Türkiye’yi Amerikan koridoruna bekçi yapacaktır!
5) Problemin kaynağı probleme çözüm olamaz! BOP eşbaşkanlığı BOP haritasına karşı çıkamaz! (Nitekim Barzani yönetimi önceki gün Ankara’nın da desteğini alarak tek yanlı petrol satışı kararı aldı. Bu fiilen Barzanistan’ın Irak’tan ayrılma çabasıdır. Irak’tan Kürdistan çıkmasını destekleyenler Suriye’den Kürdistan çıkmasını önleyemezler.)
Türkiye önce Erdoğan rejimi problemini çözmelidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Temmuz 2015
21. Yüzyıl: Asya yüzyılı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/07/2015
ABD’nin Çin’i çevrelemeyi esas alan Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrini aynı zamanda Rusya’yı Batı’ya entegre etme stratejisydi. Zbigniew Brzezinski’nin de ifade ettiği gibi ABD ancak Rusya’yla “daha geniş batı” inşa ederse Çin’i alt edebilirdi.
Fakat geride kalan 4 yılda degil Rusya’nın Batı’ya entegre edilmesi, tersine Rusya daha da Çin’e yapıştı!
Pekin’in Moskova ile yaptıgı 400 milyar dolarlık enerji anlaşması, ABD’nin stratejisinin önündeki ilk ciddi engel oldu. Suriye ve Ukrayna konuları ise adım adam Rusya’yı Batı’dan uzaklaştırdı.
Peki bugün durum ne?
ASYA’NIN YENİ DÜNYA DÜZENİ
Rusya’nın Ufa kentinde ŞİÖ’nün 15. ve BRICS’in 7. liderler zirvesi yapıldı. İki gün süren BRICS ve bir gün süren ŞİÖ zirveleri Asya’nın dünya siyasetine ağırlık koyması olarak özetlenebilir. Üç gün içinde öne neler mi çıktı? İnceleyelim:
1) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin BRICS Zirvesi’nde yeni bir dünya düzeninden bahsetti. Putin Rusya ile Çin’in uluslararası ekonomik ve siyasi sorunları birlikte aşacağını ilan etti. Böylece Washington’u korkutan ittifak iyice pekişti.
Çin ile Rusya’nın ortak askeri tatbikatlar düzenlemesi, hele de bunu ABD’nin sürekli denetim altında tutmaya çalıştığı bir bölgede, Akdeniz’de yapması, küresel çapta yeni bir düzen için ortak hareket edeceklerinin önemli bir göstegesiydi.
2) Çin ve Rusya geçen yıl 90 milyar dolar olarak gerçekleşen ticaret hacmini 2020 yılında 200 milyar dolara çıkarma hedefini ilan ettiler.
Böylece Çin yaptırım uygulayan Batı’ya karşı ortağı Rusya’ya kalkan olmuş oldu.
ÇOK KUTUPLULUK KAYDA GEÇTI
3) Hindistan BRICS üyeliğinin ardından Ufa’da ŞIÖ tam üyeliği yoluna da girmiş oldu. Böylece ABD’nin Asya’da Çin ve Rusya’ya karşı dayanak yapmak istediği Hindistan, Asya kuvvetleriyle yan yana olduğunu ilan etmiş oldu.
Ekonomisi son yıllarda Çin’den sonra en yüksek büyüme oranları yakalayan 1,2 milyar nüfuslu dev Hindistan’ın Çin ve Rusya’yla stratejik ortaklığa yönelmesi, dünya dengelerinin tamamıyla Atlantik’ten Asya’ya kayması demek.
4) Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin Ufa’daki iki zirveyle “çok kutupluluğun kayda geçtiğini” ilan etti. Putin’in Çin ve Hindistan liderlerinin desteğini alarak yaptığı bu açıklama, Rusya’yı dışlayarak G8 yerine G7 zirvesi toplayan ABD Başkanı Barack Obama’ya sert bir yanıt oldu.
IMF DÜZENINE SON
5) BRICS üyeleri bir kaç yıl önce adım adım başkattıkları “karşılıklı ticarette ulusal paraları kullanma” kararını genişletmeyi önlerine görev koydular. Böylece doların dünya saltanatına önemli bir darbe vurulmuş oldu.
6) IMF ve Dünya Bankası’na karşı alternatif olarak kurulan BRICS Kalkınma Bankası 100 milyar dolarlık kurtarma fonu ilan etti.
Ufa’daki liderler zirvesinden önce Moskova’da yapılan BRICS Yeni Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısında bankanın yıl sonunda hizmete girmesi kararlaştırıldı. Merkezi Şangay’da olacak bankanın ilk başkanlığını ise Hindistan temsilcisi K. V. Kamath yapacak.
İlk toplantı sonrasında gazeteciler Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov’a bankanın Yunanistan’a yardım yapıp yapmayacağını da sordular. Siluanov kurtarma fonundan öncelikle üye ülkelerin yararlanacağını ama başvuran diğer ülkelere de destek vereceklerini açıkladı. Böylece BRICS tüm dünya ülkelerine “IMF yerine bize başvurun” mesajı vermiş oldu.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Temmuz 2015
ABD Ulusal Askeri Stratejisi – 2015
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/07/2015
ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, geçen hafta “ABD’nin Ulusal Askeri Stratejisi – 2015” başlıklı 20 sayfalık bir rapor açıkladı.
Rapor, Obama’nın bu yıl yayımladığı Ulusal Güvenlik Strateji’ne uyumlu hale getirilen 2011 tarihli askeri stratejinin güncellenmiş halidir.
KAOSUN ÜÇ KAYNAĞI
Askeri strateji belgesi özetle geride kalan 5 yılda dünyanın bir düzenden kaosa doğru kaydığını saptıyor. Kaosun üç kaynağı olduğu belirtiliyor:
1) Kurulu düzeni değiştirmek isteyen büyük güçler; Çin ve Rusya.
2) Ciddi güvenlik kaygılarına neden olan ülkeler; İran ve Kore DHC.
3) Devlet-altı yapılanmalar, şiddete başvuran aşırı örgütler.
Çin, Rusya, İran ve Kore DHC raporda revizyonist devlet diye niteleniyor; yani kurucu düzeni değiştirmek isteyen devletler… “Kurulu düzenden” kasıt ise ABD’nin hegemonya düzenidir!
Rapor, bu tehditlere bakarak şu saptamayı yapıyor: Hiçbir büyük güç henüz ABD ile askeri bir çatışmaya giremez ama ABD’nin büyük güçlerden biriyle askeri çatışmaya girme riski artmaktadır!
Rapora göre ABD askeri gücünün küresel konuşlanmasında yeniden bir düzenleme de gerekebilir.
ÇİN VE RUSYA HEDEF
ABD’nin bir önceki, yani 2011 tarihli Ulusal Askeri Stratesi’nde Rusya’ya neredeyse hiç yer verilmemişti. Ancak son strateji belgesinde Rusya önemli bir yer tuttu. Pentagon belgede “komşularının bağımsızlığını tanımayan ve hedefine varmak için şiddet kullanmaya hazır” diyerek Rusya’yı açıkça suçluyor. Rus askerilerinin Ukrayna’nın doğusunda ayrılıkçılar safında savaştığı belirtilen belgede bu nedenle NATO’nun önemine dikkat çekiliyor.
ABD Çin’i ise “Asya-Pasifik bölgesinde gerilimlere neden olmakla” suçluyor. Çin’in Japonya ve Güney Kore ile yaşadığı ada sorunları gerginliğin ana nedeni olarak gösteriliyor.
OBAMA DOKTRİNİNİN ÜÇ ÖZELLİĞİ
Bu askeri stratejiyi daha iyi anlayabilmek için, ABD Başkanı Barrack Obama’nın bu yılın başında ilan ettiği Ulusal Güvenlik Strateji’sine bakmamız gerekiyor. Zira askeri stratejiler, bu ana stratejiye uygun olarak hazırlanıyor.
Obama doktirini de denilen son güvenlik strateji belgesi, 2010 tarihli Asya-Pasifik merkezli Çin’i çevreleme esaslı stratejinin başarısızlığı üzerine belirlenmişti. Rusya’yı Çin’den koparamayan, Rusya’nın Ukrayna krizi nedeniyle Çin’e daha çok yağıştığı bir sürecin ve Ortadoğu’daki işlerin taşeronlar tarafından halledilemediği bir sürecin arkasından gelen Ulusal Güvenlik Stratejisi, aslında bir savunma stratejisi izliyordu. Ancak Ortadoğu’da taktik hamleler yapılacaktı.
Staretinin şu üç özelliği “stratejik savunmada taktik atak” anlamına geliyordu:
1) Obama’nın stratejisi “uzun vadeli taaruz kara muharebelerine” izin vermese de “kısa vadeli” ve “savunma” gerekçeli kara harekatlarına izin veriyor.
2) Obama’nın stratejisi muharip güçlerin sahada kullanılmsına izin vermese de özel operasyonlar yürütülmesine izin veriyor.
3) Obama’nın stratejisi “savunma” gerekçeli “özel operasyon” odaklı kara harekatlarını Suriye ve Irak’la sınırlamıyor.
SAVAŞ İHTİMALİ ARTIYOR
Sonuç olarak Ulusal Askeri Stratejisi, ABD’nin Çin ve Rusya ile savaşa girme ihtimalinin giderek arttığını saptıyor ve bizzat Genelkurmay Başkanı Orgeneral Matin Dempsey, raporunun tanıtımında, bu çatışmanın muazzam sonuçları olacağını vurguluyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2015