AKP hizadan çıktı mı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/09/2014
Günlerdir işliyoruz: Obama‘nın açıkladığı IŞİD stratejisine AKP’nin ne “tam desteği” var, ne de toptan bir karşı çıkışı…
Dolayısıyla “tam destek” olmadığına bakarak ne AKP’nin hizadan çıktığı saptanabilir ne de “toptan bir karşı çıkış” olmadığına bakarak Türkiye’nin direnmediği söylenebilir…
Ve Wall Street Jornall‘ın “Ankara ile ABD’nin artık müttefik olmadığı” anafikirli yazısı da tek başına bir yönelim ifade etmez. Zira “eksen kayması” tartışmaları sırasında da ABD’nin etkili yayın organlarında buna benzer pek çok yorum çıkmış ama son tahlilde AKP’nin konumu değişmemişti!
Kaldı ki ABD’nin Ankara Maslahatgüzerı Ross Wilson da WSJ’nin yorumunu “saçmalık” olarak niteledi ve üstelik şu önemli esasa dikkat çekti: “ABD dış politikasını yapan Amerikan basını değildir.”
ABD KONGRESİ’NDEKİ BÖLÜNME
AKP’nin, biraz da TSK’nin basıncıyla, Obama‘nın IŞİD planına belli noktalarda itiraz ediyor oluşu, ABD’nin hizasından çıktığına işaret etmez.
Zira ABD Kongresi’nin Temsilciler Meclisi kanadının çoğunluğu da bu plana itiraz ediyor, fakat yine de “kötünün iyisi” diyerek, yaklaşık üçte ikinin çoğunluğuyla onaylıyor.
Sonuçlar aydınlatıcıdır: Obama‘nın “IŞİD’e karşı ‘seçilmiş’ ılımlı muhaliflere silah ve eğitim desteği” isteyen planına 273 kişi evet, 156 kişi de hayır oyu verdi.
Üstelik ayrım cumhuriyetçi ve demokratlar şeklinde de değil. Hayır diyenlerin 85’i demokrat, 71’i cumhuriyetçi…
Obama‘nın planına evet diyen demokratların çoğunluğu, planı “kötünün iyisi” olarak gördükleri için onayladıklarını söylüyorlar.
Ya itiraz edenler?
Hayır diyen demokratlar, “yeniden Ortadoğu’ya çekildikleri” için plana karşı çıkıyorlar. Hayır diyen cumhuriyetçiler ise “az çalışılmış” ve “yetersiz” buldukları için plana karşı çıkıyorlar.
Hayırcı demokrat ve cumhuriyetçilerin ortaklaştıkları görüşlerin başında ise birincisi silahların yanlış ellere gidebileceği endişesi, ikincisi de operasyonların toplam maliyetinin bütçede yaratacağı sıkıntı geliyor.
Şimdi bu tabloya bakarak, ABD Kongresi’nin bir bölümü hizadan çıktı diyebilir miyiz?
CİDDE’NİN PERDE ARKASI
Obama‘nın bir plan açıklamak zorunda kalmasından bu yana Ortadoğu’daki her devlet, planın avantajlarından daha çok yararlanmak ve dezavantajlarına daha az maruz kalabilmek için politika yapıyor.
Burada anahtar rolü olanlar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır’dır. Üç devlet de ABD’nin “az çalışılmış” planını kendi çıkarlarına uygun hale getirmeye çalışıyorlar, daha fazla pay kapmaya çalışıyorlar.
Suriye’de ortak olan Türkiye ile Suudi Arabistan’ın, Mısır’da nasıl karşıt pozisyonlarda olabildikleri, bu meseleyi anlayabimek için anahtar önemdedir!
Bu Cidde’de neden imza atılmadığını ve fakat üç gün sonra neden Paris’te imza atılabildiğini de açıklamaktadır.
Gerçekte Türkiye ABD planına askeri destek vermek istmediği için değil, Suudi Arabistan’ın sonuç bildirgesine eklediği şu ifadeden rahatsız olduğu için son anda imza atmamıştır: “IŞİD’in etkin olduğu bölgelerde komşu ülkelerden yabancı uyruklu savaşçıların geçişinin engellenmesi, IŞİD ve şiddet eylemleri gerçekleştiren raikal gruplara yapılan maddi yardımın kesilmesi için gerekli tedbirlerin alınması…”
Suudi Arabistan’ın sonuç bildirgesine IŞİD dışında diğer radikal gruplar ifadesini eklemesi Ankara’yı rahatsız etmiştir. Zira Esad‘ı devirme hedefiyle başta Ahrar eş-Şam olmak üzere pek çok grupla yakın temasa geçen Ankara’nın başı, bu ifadeye onayla birlikte belaya girebilecektir.
O nedenle Cidde’de imza atılmamış ama üç gün sonra Paris’te “askeri desteğe” kapı gibi onay verilmiştir!
Kaldı ki o askeri desteğin bir parçası olarak, Ankara zaten “tampon bölge” hazırlığına başlamıştır. Fakat tıpkı yukarıda söylediğimiz gibi, Obama‘nın planı “az çalışılmış” olduğu için TSK de burada tampon bölgeyi kendisini avantajlı kılmaya çalışacak şekilde planlamaya gayret etmektedir!
STRATEJİK SÜREÇ DEVAM EDİYOR
Sonuç olarak şu iki şeye dikkat çekmek isteriz:
1. Stratejik süreçlerle taktik süreçler birbirinden farklıdır ve taktik süreç, stratejik sürecin yönelimini değiştirmez.
2. Bir plana “içeriden itiraz etmekle”, o plana karşı “dışarıda konumlanmak” birbirinden çok farklı şeylerdir ve AKP hükümeti planın dışına konumlanmamakta, içeriden itiraz etmektedir!
Dolayıysla AKP hizadan çıkmış değildir.
Hatta bu kapsamda kabaca şöyle bir cepheleşme olduğunu bile söyleyebiliriz: ABD’nin gerçekçileri (Obama) ile AKP Hükümeti bir tarafta, ABD’nin müdahalecileri ile Fethullahçılar diğer tarafta…
WSJ ya da Ricciardone‘nin mesajları bu nedenle sadece Ankara’ya değil, daha çok Washington’adır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Eylül 2014
Tampon bölge Kürt Koridoru demektir!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/09/2014
AKP Hükümeti’nin Obama‘nın IŞİD stratejisine itirazlarından birinin de göç dalgası endişesi olduğunu yazdık bir kaç kez…
Hükümet, ABD’nin hava saldırısı sırasında oluşacak bir göç dalgasına karşı, tampon bölge istemektedir! ABD’nin askeri destek isteğine karşı Türkiye’nin taleplerinden biri budur!
Fakat bunun ABD’ye yarar bakımından bir itiraz değil tersine ana plana destek olduğunu günlerdir vurguluyoruz. Bugün konuyu biraz daha derinleştireceğiz.
TSK’NİN TAMPON BÖLGE ÇALIŞMASI
Cumhurbaşkanı Erdoğan‘ın Katar dönüşü “TSK çalışıyor. Öünümüze getirecekler. Gerekirse karar vereceğiz” demesinin ardından TSK’nin tampon bölge konusunda yaptığı çalışmanın ayrıntıları belirmeye, ajanslara düşmeye başladı
Buna göre:
1) Ankara hem Irak’ta hem de Suriye’de tampon bölge istiyor.
2) Irak’taki tampon bölgenin sorumlusu ABD, Suriye’deki tampon bölgenin sorumlusu Türkiye olacak.
3) IŞİD’in uçağı olmadığı için havadan uçuş yasağına gerek yok.
TSK ÇALIŞMASINA BEŞ İTİRAZ
Öncelikle bu ayrıntılara itirazlarımızı belirtelim:
1) Uçuş yasağına gerek olmadığı doğru değildir, zira zaten bir hava saldırısı nedeniyle tampon bölgeye ihtiyaç olduğu söylenmektedir ve uçuş yasağıyla korunmayan bir tampon bölge fiilen olmaz!
2) Irak’taki tampon bölgenin sorumlusu neden ABD olacak? TSK ile PKK Irak’ın kuzeyinde karşı karşıya gelmesin diye mi?
3) Irak’ın kuzeyindeki endişe Suriye’nin kuzeyi için geçerli değil midir? Orada PKK’nin Suriye kolu olan PYD ve özerklik ilan ettiği kantonlar yok mudur?
4) Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde nasıl tampon bölge kuracak? 15-20 kilometre derinliği olacağı belirtilen bu tamponlar için önce PYD ve IŞİD’in elindeki sınır kapılarının ele geçirilmesi gerekmiyor mu?
5) O kapıları almak için güç kullanılması gerektiğine göre, Türkiye ABD’nin IŞİD planına gerçekte askeri destek vermiş olmayacak mı?
ÇALIŞMANIN İŞARET ETTİĞİ ÜÇ GERÇEK
Uzatmayalım, tampon bölge çalışması, bu ayrıntılara göre ciddiyetsizdir! Umarız kamuoyuna yansıyan bu ayrıntılar gerçek değildir!
Bunu sadece yukarıdaki beş itirazımıza dayanarak söylemiyoruz. Asıl nedenlerimiz şunlardır:
1) Bu çalışmanın ortaya koyduğu ilk gerçek, Ankara’nın askeri koalisyona destek vermeyeceği şeklinde bir kırmızıçizgisi olmadığını ortaya koymuştur. Çünkü tampon bölge kurmak demek, öncelikle askeri güç kullanmek demektir!
2) Bu çalışmanın ortaya koyduğu ikinci gerçek, Cidde’de atılmayan ama Paris’de atılan imzanın nedenini ortaya koymuştur: Dışarıya “pazarlıksız destek vermem, karşılığını isterim” mesajıdır, içeriye “herşeye evet demeyen hükümet görüntüsü verme” ihtiyacıdır.
3) Bu çalışmanın ortaya koyduğu üçüncü ve en önemli gerçek, Ankara’nın 1991’deki tampon bölge deneyimine zihnini kapattığını ortaya koymuştur!
ABD’nin 36. paralele sınır çizmesinin, bölgeyi Saddam Hüseyin‘in uçaklarına yasaklamasının ve Bağdat’ın egemenliğinden koparmaya çalışmasının fiili sonuçları ortadayken, Ankara’nın aynı hatayı yineleyebileceğinin işaretini vermesi, devlet geleneği açısından acıdır!
Çünkü tampon bölgenin özerk bir alan inşası olduğunu dünyada en iyi deneyimleyen ülke Türkiye’dir. Ankara, 23 yıldır bu gerçeğin acı sonuçlarını yaşamaktadır.
YIĞINAK YAPMA İHTİYACI
Kuşkusuz her çalışma, hatta biraz daha ete kemiğe büründürülmüş hali olan plan bile, ille de uygulanacak değildir!
Hükümet istemiştir, TSK de o isteğe göre, o isteğin ruhuna uygun ve çerçevesi içinde bir çalışma yapmıştır ama bu uygulanacağı anlamına gelmez. Gelmemelidir!
O nedenle de Türk milletinin ve onun öncü kuvvetlerinin önünde, topkı 1 Mart tezkeresi öncesinde olduğu gibi, yine büyük bir görev vardır!
Bu kez daha kolay başarmak için hazırlık yapmalıyız. En iyi hazırlık da direnecek kuvveti büyütmektir, yığınak yapmaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Eylül 2014
ABD’NİN YENİ ORTADOĞU PLANI’NA NASIL DİRENİLİR?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/09/2014
ABD Başkanı Barack Obama‘nın IŞİD’e karşı açıkladığı stratejinin, çerçevesi itibariyle yeni bir Ortadoğu planı olduğunu önceki günlerde işlemiştik.
Yeni verilerle daha da berraklaştıralım:
1) IŞİD’e karşı mücadele etmek, gerçekte ABD’nin IŞİD üzerinden bölgeyi biçimlendirme hedefidir.
2) IŞİD’e karşı muhalifleri silahlandırmak demek, gerçekte Suriye’de ÖSO ve İslami Cephe’yi, Irak’ta da Peşmerge ve PKK’yi sahaya sürmek demektir.
3) IŞİD’e karşı koalisyon ve NATO demek, ABD’nin NATO üzerinden müttefiklerini denetleme işine yoğunlaşması demektir. Zira geride kalan yıllarda transatlantik ilişkilerde çözülmeler yaşanmıştı.
4) IŞİD’e karşı uzun soluklu mücadele demek, ABD’nin uzun yıllar bölgede bulunmak istemesidir.
5) IŞİD’e karşı hava saldırısı demek, Kürt Koridoru’na sınır belirlemektir. 1991’de 36. paraleli Saddam Hüseyin‘e yasaklayan ABD, Kürdistan’ın sınırlarını çizmişti!
Peki bu durumda Türkiye bu plana nasıl direnecektir?
ABD PLANINA UYUMLU İTİRAZLAR
Kuşkusuz Cidde’de itiraz edip, üç gün sonra Paris’te imza atarak direnilmez!
Masada şu itirazların olduğunu okuyoruz:
1) Türkiye, IŞİD’in elindeki 49 rehine nedeniyle askeri destek veremeyeceğini söyledi.
Olabilir ama bunu diyenin “hava saldırısı yetmez, karadan da operasyon yapmanız gerekir” diye ABD’ye itiraz etmemesi şartıyla!
2) Türkiye, muhaliflere ve Irak Kürt bögesine verilecek silahların PKK’nin eline geçmemesi gerektiğini söyledi.
PKK’yle Açılım ortaklığı yapan bir hükümetin bu gerekçesi, eminiz pek ciddiye alınmamıştır.
3) Türkiye, hava saldırısıyla oluşacak göç dalgasının durdurulması için Irak ve Suriye’de tampon bölge istemiştir.
Bu istek, ABD’nin Kürt Koridoru’na kolaylık sağlamaktan başka bir şey değildir ve seve seve kabul edilecektir!
4) Türkiye, ABD’den IŞİD’e karşı mücadele çerçevesinde, Suriye’de Beşar Esad’ı da devirmesini istemektedir.
ÜÇ MADDEDE DİRENME PROGRAMI
Bunlar, sonuçları itibariyle itiraz değildir ve ABD planına yararı bakımından çok daha ileri bir noktadır!
Ve bu nedenle de ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı’na direnebilmenin siyasetleri değildir!
Peki ABD planına nasıl direnilir?
1) Türkiye, Suriye politikasını güncellemeli ve Esad‘ı yıkma sevdasından vazgeçmelidir!
2) Türkiye, sınırlarının güvenliğini almalıdır ve sınırlarını üç yönlü kapatmalıdır: Dünyadan Türkiye’ye terörist girişini, Türkiye’den Suriye ve Irak’a terörist geçişini ve geçenlerin geri dönüşünü durdurmalıdır.
Türk Silahlı Kuvvvetleri bunu layıkıyla yapacaktır, yeter ki sınır savunması konusunda yasal bir düzenleme yapılsın.
3) Aralarındaki en önemli sorun olan Suriye konusu sorun olmaktan çıkınca, Türkiye ile İran arasında bölgesel işbirliğinin zemini oluşacaktır.
Ankara bunu iki yönlü değerlendirmelidir: Birincisi kısa-orta vadede ABD’ye karşı bağımsız ve bölgeyle birlikte hareket edebilmenin dayanağı olarak, ikincisi de kısa vadede kurulan koalisyonlara İran’ı dahil ettirerek.
Örneğin Paris’deki zirveye Rusya dışında İran’ın da dahil olabilmesi, bölgenin elini güçlendirecekti.
Hatta bu durum, sonrasında Suriye’nin bile dahil edilmesine fırsat doğuracaktı.
BÖLGESEL İŞBİRLİĞİNİN KAZANIMLARI
Peki Türkiye, ilk elden bu üç maddeyi gerçekleştirirse, ne gibi sonuçlar ortaya çıkacaktır?
1) Sınrılar kapatıldığında, lojistik destek kesildiğinde, komşulara düşmanlık bitirildiğinde, hem Irak hem de Suriye hızla IŞİD ve benzeri terörist örgütleri ezecektir!
2) Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin terörizme karşı işbirliği, bölgesel Kürt sorununu emperyalizmin elinden alacak ve soruna bölgesel ve tüm halkların yararına çözüm getirecektir.
3) Bölgesel işbirliği, orta vadede İsrail’i de frenleyecek ve bağımsız Filistin devletinin koşullarını yaratacaktır.
4) Bölgesel işbirliği, uzun vadede emperyalizmin bölgede istikrarsızlık yaratarak bölgeye sürekli müdahale edebilmesinin zeminini ortadan kaldıracaktır. El Kaide ve IŞİD’ler için zemin kalmayacaktır.
Peki ya bu özet direnme programı yerine ABD’yle işbirliği sürdürülürse?
Kuşkusuz bölge yine çözümünü geliştirecektir ama daha zor olacaktır ve zaman alacaktır.
Fakat hesabı verilemeyecek büyük suçların altında kalarak: Irak’ta darbe girişimi, Suriye’ye düşmanlık, teröre lojistik destek ve en sonunda interpolle aranan İhvancılara ev sahipliği yapmak…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Eylül 2014
ABD’YLE ‘ÖRTÜLÜ OPERASYON’ İŞBİRLİĞİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/09/2014
AKP Hükümeti’nin ABD’nin IŞİD stratejisine tümden karşı olduğu, operasyona destek vermediği, Chuck Hagel ve John Kerry’yi el boş gönderdiği de doğru değil, tam destek verdiği ve her konuda mutabık kaldığı da…
Her iki yaklaşım da abartılıdır ve olgulara uymamaktadır; biri AKP’yi son tahlilde abartarak milli ve entiemperyalist bir kuvvet mertebesine çıkartır, diğeri de mevcut tabloyu doğru anlamamızı engeller…
Olgular, en kıymetli dayanağımızdır:
AKP’DEN IŞİD’E KARŞI IRAK’A ASKERİ DESTEK VAR
Türkiye’nin Cidde bildirisini imzalamaması, Wall Street Journal ve New York Times’da Ankara’yı hedef alan haberlerin çıkması, Francis Ricciardone‘nin şantaj dolu suç ifşaatları, kuşkusuz Washington ile Ankara arasında tam uyum olmadığını göstermektedir. Bu birinci olgudur.
Ancak o açıklama ve şantajların Ankara kadar Obama‘ya da mesaj niteliği taşıdığını özellikle belirtmeliyiz. Zira ABD devlet aygıtı içindeki sert çarpışmayı görmeden, Obama‘nın neden yeniden bir Ortadoğu hamlesi yapmak zorunda kaldığını anlayamayız.
Ancak AKP’nin Kerry‘yi eli boş gönderdiği ve operasyona destek vermediği iddiası da doğru değildir. Çünkü mevcut olguya aykırıdır.
Görüşmeden sonra yapılan açıklamada “teröre karşı ortaklık, IŞİD’e karşı istihabrat paylaşımı, Suriye muhalefetine lojistik destek ve insani yardıma devam” denmiştir. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar’a giderken de “Kerry, IŞİD konusuyla ilgili açıklamaları yaptı. Bu açıklamalar bizim müşterek görüşmelerin ifadesiydi.” diyerek pozisyonunu ilan etmiştir.
Dahası Paris’te yapılan ve Cidde’nin devamı olan toplantıda, IŞİD’e karşı Irak’a askeri destek verilmesi kararı alındı ve kararda bu kez Türkiye’nin de desteği vardı!
Yani Hagel ve Kerry ziyaretleri sonrasında Pentagon’dan yapılan “Türkiye askeri destek verecek” açıklaması doğrulanmış oldu!
ÖZEL DURUM NEDENİYLE SESSİZ ROL
En başta dediğimiz gibi tam uyum da yok, rest de! Bu tip durumlar, tarafların çıkarlarını azami koruyabilmek için müzakere yürüttüğü ve zorunlu itirazlarla elini güçlü tutmaya çalıştığı süreçlerdir. Olguları bu çerçeve içinde analiz etmek gerekir.
Ve her olguyu, başka olgularla birlikte ele almak gerekir. Örneğin ABD, AKP destek vermediği ve Kerry‘yi eli boş gönderdiği için İncirlik’ten vazgeçmiş ve o nedenle Erbil’i harekat merkezi ilan etmiş değildir.
Çünkü hem İncirlik’ten aslında vazgeçilmiş değildir, hem de Hagel ve Kerry görüşmelerinden çok önce Washington’un Erbil merkezli hareket edeceği ilan edilmiştir. Örneğin Irak parlamentosunun Kürt milletvekillerinden Adil Nuri, daha 18 Ağustos’ta, yani bu görüşmelerin çok öncesinde, ABD’nin Küdistan bölgesinde askeri üs kurmayı planladığını belirtmişti.
Ve Kerry‘nin ziyaretinden önce ABD’li yetkilier Rueters‘e, Türkiye’nin rehineleri ve komşuluk ilişkileri nedeniyle bu süreçte “özel bir kategoride” olduğunu bildiklerini, o nedenle Ankara’nın IŞİD’e karşı mücadelede “sessiz rol” oynayacağını belirtmişlerdi!
AKP’NİN ÜÇ İTİRAZI
Peki Türkiye’nin itirazları neler?
Birincisi, AKP hükümeti IŞİD’e karşı ABD’nin açıkladığı mücadelenin etkili olmayacağını, Irak’ta Şii ağırlıklı hükümet tablosu değişmedikçe ve Suriye’de Esad devrilmedikçe sorunun çözülmeyeceğini savunuyor!
Yani AKP, ABD’nin önüne “tam destek” için Esad’ı yıkma hedefi koyuyor!
İkincisi, AKP Açılım’da inisiyatif kaybetmemek için, Irak Kürt bölgesine yapılan askeri yardımların PKK’nin eline geçmesinden endişe ediyor.
Ve üçüncüsü, AKP ABD’nin hava harekatı nedeniyle oluşabilecek göç dalgaları için Irak ve Suriye’de tampon oluşturulmasını istiyor.
Sonuçları bakımından her üç istek de, Batı’ya angaje olma noktasında “IŞİD’e karşı koalisyonda yer almaktan” çok daha ileridir!
ABD’NİN BEKLEDİĞİNDEN AZ, BİLİNENDEN FAZLA İŞBİRLİĞİ
Peki “tam uyum” ve “destek yok” gibi iki uç teşhis de yanlışsa, durum ne?
Türkiye, ABD’yle “örtülü operasyon” işbirliği yapıyor!
Örneğin Aslı Aydıntaşbaş bunu bilgiye dayanarak şöyle tarif ediyor: “Ankara ile Washington arasında sessiz bir işbirliği var. Ağırlıklı olarak kuzey Suriye’de MİT-CIA işbirliği çerçevesinde şekillenen, askeri ayağı kısıtlı olan bir işbirliği bu. Amerikalıların beklediği düzeyin altında, ancak kamuoyunun bildiğinden daha fazla.” (Milliyet, 15 Eylül 2014)
Burada “askeri ayağı kısıtlı olan” ifadesi, hem Türkiye’nin itirazlarının asıl kaynağına işaret etmesi ve hem de ABD planına karşı direnebilmek için hangi noktaya dayanılacağını göstemesi bakımından çok önemlidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Eylül 2014
AHKMET HAKAN’IN YOK DEDİĞİ ABD-IŞİD İLİŞKİSİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/09/2014
Ahmet Hakan, dünkü “’IŞİD’in arkasında ABD var’ balonunu patlatalım” başlıklı yazısında şu iki soruyu sorarak ABD-IŞİD ilişkisi tezini çürütmeye çalışıyordu:
Soru 1: “Madem ABD, sırf bölgeye müdahale etmek için IŞİD denilen cani ordusunu besleyip büyütecek ve bölgeye salacak kadar gözünü karartmış durumda… O zaman… Aynı ABD neden Irak’tan çekildi ki?”
Soru 2: “Madem ABD, bölgeye müdahale etmek için yanıp tutuşmakta… O zaman.. Neden Suriye’ye müdahale etmedi?”
TERCİHLE DEĞİL ZORUNLULUKLA
Yanıtlayalım:
Yanıt 1: ABD Irak’tan çekilmeye mecbur kaldı çünkü 2004’te Irak direnişi, 2006’da Hizbullah’ın İsrail’e ağır darbesi ve 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi, büyük ekonomik krizle birleşti…
Hakan, Obama döneminde kabul edilen Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrinini ve o doktirinle ilgili ABD Başkanı, ABD Dışişleri Bakanı, ABD Savunma Bakanı ve ABD Genelkurmay Başkanı’nın değerlendirmelerini incelerse sorusuna yanıtı bulacaktır.
ABD’nin gidişatına çıkış arayan Zbigniew Brzezinski ve Henry Kissinger‘in tezlerinde de o mecburiyet çırılçıplak görülmektedir.
Yanıt 2: ABD, Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrinine göre Ortadoğu’daki işlerini müttefikleriyle yürütecekti. O nedenle Surye’ye müdahale etmedi ve Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ı sahaya sürdü.
Bu durumda şöyle sorulabilir tabi: “O zaman şimdi neden müdahale ediyor?”
Bu hem ABD’deki “müdahaleciler” ile “gerçekçiler” arasındaki çarpışmayla ilgilidir hem de Suriye başarısızlığı ve Ukrayna yenilgisiyle ilgilidir.
Rusya’nın Suriye desteğini kesebilmek için Ukrayna cephesi açan ABD’nin burada da kaybetmesi, onu “stratejik savunma içinde taktik atak” yapmaya zorladı.
Hakan, ABD kaynaklarını tarayarak bu konuda çok miktarda analiz bulabilir.
TALİBAN, BİN LADİN, EL BAĞDADİ
Ahmet Hakan‘ın iki sorusu değil ama en sonunda verdiği şu hüküm problemlidir: “IŞİD olayında ABD’nin durduğu yer su kadar berrak: Bölge IŞİD denilen belayı ortaya çıkarmış, ABD de ‘ben bu işten nasıl faydalanırım’ diye bin bir hesap yapıyor. Olay bundan ibarettir.”
Bu hüküm hem problemlidir hem de ABD’nin müdahalesine haklılık zemini yarattığı için tehlikelidir!
Problemlidir çünkü ABD-IŞİD ilişkisini yok saymaktadır.
Aralarındaki ilişkiyi anlatabilmek için şu nitelemeyi yapabiliriz: Reagan için Taliban neyse, Bush için El Kaide ve Usame bin Ladin neyse, Obama için de El Bağdadi ve IŞİD odur!
Yani süreç içinde tersine evrilebilen bir ilişkidir bu…
Bu tip örgütlerle istihbarat kurumlarının ilişkisi hep böyledir zaten. Kesintisiz bir doğru değildir, dalgalı ilerler, inişleri çıkışları vardır, kırılmalar ve sapmalar bulunur…
Önemli olan o örgütün yarattığı fırsatlarla o istihbarat kurumunun hedefleri arasındaki paralliktir.
IŞİD FİİLEN ABD TAŞERONUDUR!
Doğru yanıtlar, yanış sorularla bulunmaz. Doğru soru şudur: ABD Irak’ı işgal etmeseydi, IŞİD’in ilk hali olan Cemaat el-Tevhid vel-Cihad Irak’ta 2004’te kurulacak mıydı? ABD’nin ve taşeronlarının Suriye’de Esad rejimini devirme hedefi olmasa, IŞİD diye bir örgüt böylesine palazlanabileck miydi?
Maliki‘nin ya da Esad‘ın politikaları değil, ABD’nin Irak ve Suriye politikaları IŞİD’i yaratmıştır. Graham Fuller o nedenle IŞİD’i ABD’nin ürünü olarak nitelemektedir.
Eski CIA ve NSA ajanı Erward Snowden elindeki belgelere dayanarak MOSSAD’ın El Bağdadi‘ye bir yıl boyunca askeri eğitim verdiğini açıklıyor. William Engdahl, IŞİD’in Ürdün’de CIA tarafından eğitildiğini, finansmanının da Körfez ülkeleri tarafından sağlandığını söylüyor. Alman Kalkınma Bakanı canlı yayında o ülkenin Katar olduğunu ilan ediyor. Jefrey Silverman, CIA’nın Çeçen asıllı Tarhan Batiraşvili‘yi IŞİD’e soktuğunu ve “Ömer el Şişani” adıyla onu örgüt içinde yükselttiğini anlatıyor. Hapishane kayıtlarından hareketle El Bağdadi‘nin CIA ajanı olduğu belirtiliyor. Christof Lehmann, Hariri‘ye dayandırarak “IŞİD’ın Irak’ta verdiği savaşın merkez üssünün ABD’nin Ankara Büyükelçiliği olduğunu” açıklıyor.
ABD’li Senatör Rand Paul, “IŞİD’i silahlandırdıklarını” itiraf ediyor ve eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Zor Seçim” isimli kitabının tanıtım toplantısında IŞİD’in ABD’nin yarattığı iklimde olgunlaştığını söylüyor!
Yani ilişki çırılçıplak ortadadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Eylül 2014
DEVRİMLERDE ORDUNUN ROLÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/09/2014
Mısır devrimine bizzat katılmış bir devrimciyi, Mısır Sosyalist Partisi Genel Serreter Yardımcısı Muhammed Hesham‘ı tanıma ve ondan öğrenme şansı buldum hafta içinde…
İşçi Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanı Yunus Soner‘in davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Hesham, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek‘i ziyaretinin ardından, ayrıntılarını dün Aydınlık’ta okuduğunuz gibi “Tahrir ve Devrim” başlıklı bir konferans verdi.
Kendisiyle konferans sonrasında da sohbet etme fırsatı buldum ve çok şey öğrendim…
MISIR’DA DÜĞMEYE ABD Mİ BASTI?
Muhammed Hesham‘a öncelikle şunu sordum: “Mısır’da Ocak 2011’de halk birden bire ayaklandı mı, yoksa öncesinde halk harketleri var mıydı?”
Bu sorunun yanıtını aslında kısmen daha önce öğrenmiştim. Mısır Halk Hareketi’ne karşı olan kesimler şu tezi ileri sürüyorlardı: ABD düğmeye basmıştı, halk birden bire ayaklanmıştı!
Bilime aykırı bu tezi çürütmek için Mısır basınını taramış ve “Soros, CFR ve Arap Ayaklanması” isimli derleme kitap için yazdığım “Büyük Ortadoğu’da Halk Hareketleri” başlıklı geniş dosyaya şu saptamayı yazmıştım:
“Mısır halkı ilk kez sokağa çıkmıyor! Mısır halkı 2004 yılında beri ayaktadır. Örneğin sadece 2006 yılı boyunca, on binlerce işçinin dahil olduğu Mısır’daki en büyük grev dalgasında, çok önemli 220 adet grev gerçekleşti.”
İşte şimdi bu saptamadan çok daha fazlasını Muhammed Hesham‘dan öğrenebilirdim.
İKİ GÜNE BİR EYLEM!
Hesham, 2011 devriminin çok önce başladığını, atılan sloganlara bakılırsa bırakın yakın tarihi, devrimde 70’lerin ve 80’lerin mücadelesinin izlerinin bile görüleceğini belirtti.
Hesham, 2004’te büyük bir dalga olan “yeter” hareketinin, 2005’te Yargı’nın sokaklara çıkmasının, 2006’da yapılan büyük grevlerin, işçilerin sanayi kentini bir süre işgal etmesinin ve sonrasında inişli çıkışlı yükselen halk hareketlerinin, 2011 devriminin altyapısını oluştuduğunu anlattı uzun uzun…
Hesham‘ın verdiği bir bilgiye göre Mısır’ın bu devrimci döneminde, iki güne bir eylem düşmüştü!
Bu sadece devrime “ABD düğmesi” diye bakanların tezini çürütmek için değil, kendi halk hareketimizi anlamak için de önemliydi.
Gezi bir ağaç eylemi değildi! Tamam öyle başlamıştı ama onu bir çevre eyleminden Haziran Halk Hareketi’ne yükselten, tıpkı Mısır’daki gibi öncesinde biriktirilenlerdi: TGB’nin 19 Mayıs 2012’de Taksim’de 240 bin genci ayağa kaldırması, Silivri duvarlarını kuşatan eylemler, Ulus ve Tandoğan meydanlarını dolduran milyonlar, işçi eylemleri….
Hatta daha öncesi de vardı: 2007 Cumhuriyet mitinglerinin izleri de Haziran Halk Hareketi’nin içindeydi…
DEVRİM NEDEN İHVAN’A KAPTIRILDI?
Muhammed Hessam, Mübarek‘i yıkan 2011 Ocak-Şubat devrimini 1. dalga, Mursi‘yi yıkan 2013 Haziran-Temmuz devrimini de 2. dalga olarak niteliyor.
Peki Mısır halkı, 1. dalgayı nasıl olmuştu da Müslüman Kardeşler’e (İhvan) ve Mursi‘ye kaptırmıştı?
İşte bizim de dersler çıkarmamız gereken yanıt: “Müslüman Kardeşler birincisi daha organizeydi, ikincisi ABD destekliydi ve üçüncüsü dini kullanıyordu.”
Cumhuriyet mitinglerinin ve Haziran Halk Hareketi’nin devrimci milli bir iktidarla sonuçlanamaması da, son tahlilde bir örgütlenme sorunuydu!
Bundan sonraki devrimci dalgayı kucaklayabilecek şekilde devrimci örgütümüzü büyütmek, Türkiye’nin yakıcı ihtiyacıdır!
DEVRİM Mİ, DARBE Mİ?
Peki Ordu’nun devrimdeki rolü neydi? İşte burası çok önemli!
Öncelikle 2011’e devrim fakat 2013’e darbe diyenler için belirtelim: Tahrir’de bizzat örgütlü olarak bulunmuş Mısır Sosyalist Partisi’ne göre her iki devrimde de Ordu rol almıştı!
Mübarek’in yıkılması sırasında halkla karşı karşıya gelmeyerek, Mursi’nin yıkılması sırasında da halkla birleşerek…
Muhammed Hesham‘a göre Ordu her iki devrimde de şu ikilemle karşı karşıyaydı: Ya Mübarek ve Mursi’nin emrini dinleyip halka kurşun sıkacaktı, ya da halkla birleşip onların iktidarını yıkacaktı!
Mısır Ordusu doğrusunu yapmış, halkla birleşmişti ve halkla birleşerek devrim yapmıştı. Halkla birleşmeyip Mübarek ve Mursi’den yana tavır alsaydı, asıl o zaman darbe yapmış olacaktı!
Ordu’nun halkla birleşmesinde etkili olan nedenlerin başında da, halkın Mısır bayrağı altında birleşmesi ve ulusal çıkarı esas alıyor olması gelmişti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Eylül 2014
AKP, ABD’NİN IŞİD PLANINA KARŞI MI?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/09/2014
Önce şu saptamayı yapalım: Nedeni ne olursa olsun, AKP Hükümeti’nin Cidde bildirisini imzalamaması, nesnel olarak Türkiye’nin ve dolayıysla bölgenin yararınadır.
Hep söylüyoruz: IŞİD’e karşı ABD’yi desteklemek aldatmacadır zira problemin kaynağı çözüm olamaz!
Gelelim Türkiye’nin itirazlarını incelemeye ve tartışmaya…
ANKARA’NIN 3 İTİRAZI
Türkiye’nin üç temel itirazı var:
1) Ankara, ABD’nin IŞİD planına askeri katkı vermeye ve üslerini askeri amaçla ABD’ye kullandırtmaya itiraz ediyor.
2) Ankara, sınırlarına yığılma endişesiyle, Suriye içinde bir tampon kurulmasını istiyor.
3) Ankara, Batı’nın IŞİD’e karşı kullanılsın diye yerel kuvvetlere dağıttığı silahların PKK’nin eline geçmesinden endişe ediyor.
Peki bu itirazlar ne anlama geliyor, tartışalım:
HAVA SALDIRISI YETMEZSE, ASKERİ DESTEK ŞART!
1) Türkiye’nin ABD’nin IŞİD planına askeri katkı vermek istememesinin temel gerekçesi olarak, IŞİD’in elinde rehin bulunan 49 yurttaşımız gösteriliyor.
Kuşkusuz anlaşılabilir bir nedendir. Ancak hem AKP’nin IŞİD’e Suriye’de Esad‘ı devirsin diye verdiği destek hem de Musul Konsolosluğumuzun neden boşaltılmadığıyla ilgili sorulara ikna edici bir yanıt verilememiş olması, hükümetin bu gerekçesini bir parça sorunlu hale getiriyor.
Fakat Ankara kulislerine yansıyan bilgilere göre, son tahlilde hükümet İncirlik Üssü’nün kullanımına zaten “evet” diyecek. Üssün kullanımının “insani amaçla” sınırlandırılmasının pratikte bir anlam ifade etmediği de, nasılsa geçmiş uygulamalardan biliniyor!
Üstelik AKP Hükümeti, kendi elini zora sokan kötü manevralar yapmaktadır: Ankara hem ABD’nin IŞİD planına “hava saldırısı yetmez” diyerek itiraz etmekte ama hem de “askeri destek vermem” demektedir. Bu çelişki pazarlık sürecinde Ankara’nın elini zayıflatcaktır.
SURİYE’DE TAMPON, KÜRT KORİDORU DEMEKTİR
2) Ankara’nın Suriye içinde tampon bölgesi istemesini de pratikte ABD’nin IŞİD planıyla doğrudan örtüşen bir “itiraz” olarak değerlendirmek durumundayız.
Zira Suriye’de tampon, pratikte Kürt Koridoru demektir. ABD’nin IŞİD bahaneli bögle müdahalesinin nihai hedefi de zaten Kürt Koridoru’dur.
3) Ankara’nın PKK’nin eline geçebilecek silahlardan endişe duyması da daha çok Açılım’da inisiyatifi elinde tutabilme ihtiyacından kaynaklanmaktadır.
Aynı gerekçeyle PKK de Türkiye’nin ABD’nin IŞİD planlamasına dahil olmasını istememektedir. Aynı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi…
Orada da ABD’nin tezkeresi, son tahlilde “Büyük Kürdistan” hedefli projenin gerçekleşmesi içindi ama Kürt örgütleri Türkiye’nin o tezkereyle bölgeye girmesine itiraz ediyordu.
O gün de bugün de itiraz etmeleri, süreçten en kârlı çıkacaklarını bildiklerindendir!
AKP NEDEN İTİRAZ EDİYOR?
AKP Hükümeti’nin eli zayıftır. Eski ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone‘nin dün servis edilen “Türkiye’nin Ahrar-ı Şam ve En Nusra’ya yardım etmemesini istedik ama…” açıklaması da, aslında Ankara’ya “Suriye’de suça bulaştınız, plana dahil olmaya mecbursunuz” mesajıdır.
Ankara’nın plana dahil edilmesi ABD için kritik öenmdedir: Çünkü Türkiye hem NATO’nun çekirdek koalisyonunda, hem de Arap koalisyonunda olan tek ülkedir ve Washington’un koordinatör ülkeye ihtiyacı vardır.
Peki AKP Hükümeti neden ayak sürümektedir? Anlayabildiğimiz kadarıyla:
1) İnisiyasitfin kendisinde olduğu Kürt meselesinin elinden çıkmasını istememektedir.
2) Sürecin sonunda en kârlı çıkacak ülkenin İran olmasından endişe etmektedir.
3) Üç yıldır Suriye’de girdiği ilişkilerin, “terörle mücadele” süresinde kendisine bumerang etkisi yapacağından endişe etmektedir.
4) Kırılgan yapıdaki ekonominin sürecin dalgalanmalarından olumsuz etkileneceğini ve bunun da 2015 seçim sürecine olumsuz yansıyacağını hesap etmektedir.
5) Bu kadar kötü bir tabloya da “karşılığını almadan” evet demek istememektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Eylül 2014
TERÖRE KARŞI TERÖR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/09/2014
ABD Başkanı Barack Obama‘nın IŞİD’e karşı açıkladığı strateji, önceki gün yazdığımız “ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı”nı büyük ölçüde doğruladı.
Planı, hem başta Obama olmak üzere ABD’li yetkililerin açıklamalarından, hem de ABD basınında çıkan haberlerden hareketle sistemleştirmiştik. Kısacası açık kaynaklardı…
Bunu, olan bitenin gayet açık ilerlediğini, ortada gizli kapaklı işler dönmediğini söylemek için özellikle belirtiyoruz.
Zaten Obama da 15 dakikalık konuşmasında açık açık, ABD’nin üç yıl boyunca Ortadoğu’da neler yapacağını söyledi; tabi becerebilirse…
Dolayısyla artık mesele ABD’nin ne yapacağını anlamak değil, nasıl bir önlem alınacağıdır!
OBAMA’NIN STRATEJİSİNİN ÖZELLİKLERİ
Obama‘nın açıkladığı stratejinin ruhunu yansıtan üç önemli vurgu var:
1) ABD, IŞİD nerede ise orayı vuracak yani önce Irak’ı sonra da Suriye’yi vuracak! IŞİD Lübnan’a ya da başka bir ülkeye yönelirse, orayı da vuracak!
2) ABD, IŞİD’i havadan vuracak, karadan taşeronlarına vurduracak!
3) ABD’nin IŞİD’e karşı mücadelesi uzun soluklu olacak, 3 yıl ya da gerekirse daha da uzun sürecek!
Bu üç maddeden anlamamız gereken şudur: Obama, “teröre karşı terör” konseptine yönelmiştir!
2,5 savaş konseptini zorunlu olarak iptal eden ve son güvenlik doktriniyle 1,5 savaş konseptine geçen ABD, Suriye ve Ukrayna zorluklarından sonra “teröre karşı terör” konseptine geçmiş oldu!
Bu konseptin üç önemli özelliği vardır:
1) ABD, hedef ülkede terör örgütü ya da örgütlerini destekleyecek.
2) ABD daha sonra hedef ülkedeki terör örgütüne karşı, başka terör örgütlerini destekleyecek.
3) ABD terör örgütleri üzerinden taşeron ülkeler ile hedef ülkeleri karşı karşıya getirecek.
Aslında bu konsept, Ağustos 2013’deki kimyasal komplo sonrasında kabul edildi ve IŞİD’in Musul’u işgaliyle de hayata geşti.
HEDEF BÖLGEDE SÜREKLİ İSTİKRARSIZLIK
Peki ABD “teröre karşı terör” konseptiyle neyi amaçlıyor?
Arkada kalan yıllar şu gerçeği ortaya çıkardı: ABD, hedef ülkeyi doğrudan işgal edebilme kabiliyetini yitirdi. Pentagon savaşı kazansa bile Washington bunu uzun süreli bir işgale ve hedef ülkede ciddi bir rejim değişikliğine dönüştüremiyor.
Zaten 2010’da kabul edilen Asya-Pasifik merkezli yeni güvenlik doktrini de bu gerçekten hareketle kabul edilmişti.
ABD, yönelimini değiştirecek ve Ortadoğu’daki işlerini taşeronlarına devredecekti.
Devretti de… Suriye savaşı, ABD’nin taşeronlarına açtırdığı bir savaştı, ancak başarı getirmedi. Suriye direndi, Esad yıkılmadı!
ABD bu zorunluluklar nedeniyle “teröre karşı terör” konseptine yöneldi ve artık amacı, hedef bölgede sürekli istikrarsızlık yaratmaktır!
Böylece doğrudan müdahale edebileceği fırsatlara hazır zemin olacaktır, hesabı budur…
İşte ABD, IŞİD’in Musul’u işgali üzerinden de, daha ilk günden beri belirttiğimiz gibi “Kürt Koridoru” planını canlı tutmaya çalışmaktadır.
Hesabı basittir: “Koridoru kuramayacağım ama kurulabileceği koşulları bekleyecğim, koşulların oluşması için zemini kaygan tutmaya çalışacağım!”
PROBLEMİN KAYNAĞI ÇÖZÜM OLAMAZ!
ABD “teröre karşı terör” konseptiyle, aynı zamanda taşeronlarını suça bulaştırmış olacak ve onları bu suçlar üzerinden hedefine daha bağımlı hale getirecektir.
Bugün Türkiye’nin önündeki en büyük tuzak budur!
TSK’nin herşeye rağmen ABD’nin IŞİD planlamalarına direnmeye çalışması, “insani amaç” şeklinde bir hat çizerek müttefiklik ilişkisini onun ötesine götürmemeye çabalaması önemlidir ve desteklenmelidir.
Fakat asıl önemli olan mesele, yukarıda da belirttiğimiz gibi, ABD’nin ne yapacağını anlamak değil, nasıl bir önlem alınacağıdır!
Bugün IŞİD’e karşı ABD’yi desteklemek, bölgedeki her ülke için, yapılacak en büyük hatadır. Zira IŞİD, ABD’nin “teröre karşı terör” konseptinin manivelasıdır. IŞİD’i yaratan ABD’nin probleme çözüm olacağını sanmak, en hafif ifadeyle saflıktır.
Çözümün adresi; NATO’nun çekirdek koalisyonu değil, bölgenin kendi işbirliğidir.
Çözümün yöntemi; bölge ülkelerinin sınırlarını kontrol etmesi ve komşusuna düşmanlığı kesmesidir.
Çözümün hedefi; emperyalizmi bölgeden çıkartmaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Eylül 2014
KÜRT BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 12/09/2014
IŞİD’ın Musul’u işgaliyle başlayan süreçte, ABD’nin hedeflerinden birinin de “Kürtlerin birliğini” sağlamak olduğunu artık biliyoruz…
Önceleri bunu CAP Raporu gibi Beyaz Saray’a yapılan tavsiyelerden biliyorduk. Artık doğrudan, Washington’un IŞİD’e karşı Kürtlerin silahlandırılmasını savunmasından ve bunu uygulamaya başlamasından biliyoruz.
ABD, Almanya ve Fransa’nın ardından İngiltere’nin silah yardımları da Erbil’e ulaşmak üzere!
Peki Kürtlerin birliği mümkün mü? Kuşkusuz burada ABD’nin Kürtlerin birliğinden kastettiği Barzani‘nin KDP’si ile Öcalan‘ın PKK’sidir.
Soruya yanıt verebilmek için önce ayrılığın nedenini incelemeliyiz:
PKK SURİYE’DE HAKİMİYETİ PAYLAŞMADI
Irak’ın kuzeyinde, yani ABD’nin 23 yıldır adım adım inşa ettiği Kürt devletinde hakim güç Barzani‘dir. PKK, Barzani‘nin bölgesinde, onun sağladığı imkanlarla mevzilenmektedir.
Büyük Kürdistan projesine göre Irak’ın kuzeyindeki bu yapı, şartlara göre değişik sırada Suriye’deki, Türkiye’deki ve İran’daki Kürt bölgesiyle birleşecektir.
İşte burada Barzani açısından bir ikilem oluşmaktadır: Çünkü o bölgelerde güçlü değildir ve hakim olduğu bölgenin o bölgelere doğru genişlemesi bir yandan hayalini kurduğu bağımsızlık için zorunludur ama diğer yandan hakimiyetini kaybetmesi demektir!
Barzani bunu en iyi Suriye’de gördü. KDP türevi olan partilerin toplamı bile PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin yanında küçük kalıyordu.
PKK o nedenle Kürt partilerin çatı örgütü olan Kürt Ulusal Konseyi’nde yer almakta ayak sürüdü. Hakim olduğu, kanton özerkliği ilan ettiği üç bölgede iktidarı Barzani ile paylaşmadı.
Barzani ise bu durum karşısında PYD’ye Irak’ın kuzeyinde zorluk çıkardı. Hatta PYD’ye sınırını bile kapattı!
Uzunca bir süredir planlanan Ulusal Kürt Konfernası’nı çeşitli gerekçelerle erteledi, çünkü Barzani bu konferans sonucunda yine hakimiyetini paylaşmak zorunda kalacaktı.
KDP İLE PKK ARASINDAKİ SİLAH SORUNU
Bu şartlar ortadayken, “Kürt Koridoru”nu canlı tutabilmek için bölgede savunmada atağa geçen ABD’nin Kürt birliğini sağlaması, yani KDP ile PKK arasında ittifak sağlaması mümkün mü?
Bize göre şu şartlarda mümkün değil. Şu nedenlerle:
1) KDP ile PKK arasındaki hakimiyet mücadelesi sürmektedir. IŞİD’in Sincar işgali birlik zemininin manivelasıydı ancak neredeyse ters tepti.
Çünkü peşmergenin çekilmesi ve Sincar’ın PKK tarafından kurtarılması, PKK’nin yayın organlarında Barzani‘nin küçümsenmesine yol açtı. KDP ise karşıt açıklamalarla gerginliği tırmandırdı.
2) KDP ile PKK arasındaki bir başka sorun ise tam da Kürtlerin birliği amacıyla yapılan bir iş nedeniyle derinleşmektedir: Silah yardımı!
Batı, silahları Irak Kürt Bölgesi Yönetimi’ne göndermektedir. Bırakın PKK’yi, Kürt Bölgesel Yönetimi’nin bir parçası olan Talabani‘nin KYB’si bile durumdan şikayetçidir, çünkü silahlar gerçekte doğrudan KDP’ye gitmektedir.
PKK ise IŞİD’e karşı asıl kendisinin savaştığını, silahların daha çok kendisine verilmesi gerektiğini savunmaktadır.
RUDAW: BÜYÜK KÜRDİSTAN HAYAL
Tam bu noktada Barzani‘nin yayın organı olan Rudaw‘da çıkan bir analizi sizinle paylaşmalıyım.
Salam Saadi imzalı “Büyük Kürdistan büyük bir hayal” başlıklı analizde bakın ne savuluyor: “Kürt Hareketleri için doğrusu şu: Her hareket kendi ülkesi içinde, ulusal ve bölgesel konjonktüre göre kendi sorununu çözme iradesini ortaya koymalı. Çünkü bundan sonra ebediyete kadar Kürdistan’ın parçaları yan yana olacaktır, beraber değil. Kürdistan bugün kullanılan bu siyasi haritası ile hiçbir zaman devlet olmamış ki yeniden birleşsin. Yıllardan beri süregelen ayrı düşme, bir daha siyasi bir birliktelik çerçevesinde uyum içinde yaşayamayacak kadar kültürel farklıklar oluşturmuştur.” (rudaw.net, 4 Eylül 2014)
Erbil Selahaddin Üniversitesi’nden Prof. Dr. Osman Ali de ORSAM için hazırladığı raporda, bu sürecin KDP ile PKK arasındaki gerginliği artıracağına ve Kürtler arası bir savaşa dönüşebileceğine, bunun da Irak Kürt Bölgesi’ni siyasi istikrarsızlığa götüreceğine dikkat çekmektedir! (ORSAM, Rapor No:10, Eylül 2014)
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Eylül 2014
ABD’NİN YENİ ORTADOĞU PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 11/09/2014
Önce NATO’nun Galler Zirvesi, ardından da ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel‘in ayrı ayrı başladıkları bölge turu, ABD’nin “Yeni Ortadoğı Planı”nın çerçevesini ortaya çıkardı.
Bu çerçeveye Beyaz Saray yetlililerinin New York Times ve Washington Post‘a servis ettiği özel bilgileri de eklediğimizde, çerçeve daha da netleşmektedir.
Tümünün birden bir özetini ve kamuoyuna sunulabilecek halini de dünya bugün ABD Başkanı Barack Obama‘dan öğrenecek: ABD’nin IŞİD’e karşı izleyeceği strateji…
İşte Obama‘nın bazı bölümlerini zorunlu olarak sansürleyerek anlatacağı bu stratejinin ayrıntıları ve üç aşamalı YeniOrtadoğu Planı:
1. AŞAMA: KÜRT BİRLİĞİ
1) ABD hava saldırısını sürdürecek ve artıracak.
Washington’un hava saldırısının askeri hedefleri şunlardır:
a) Kürt bölgesine koruma kalkanı oluşturmak.
b) IŞİD’i baskılayarak istenilen koridora sokmak.
Washington’un haha saldırısının siyasi hedefleri ise şunlardır:
a) Kürt Birliğini (KDP-PKK ortaklığı) sağlamak.
KDP, PKK’ye inisiyatif kazandıracak bu yeni hamle karşısında tedirgin. Zira birliğin ABD’nin ana Kürt stratejisinde PKK’nin başat rolü kapması olduğunu en iyi Barzani bilmektedir.
b) Türkiye’yi bu birliği kabule mecbur etmek.
AKP Hükümeti, KDP ile PKK arasınaki çelişkileri Açılım’ın müzakerelerinde bir avantaja döünüştürüyordu ve şimdi bunu kaybetmenin elini zayıflatabileceğinden endişe ediyor.
ABD, NATO’nun “çekirdek kolaisyonu”na kattığı ve üslerini kullanacağı Türkiye’nin mecburen bu girdaba gireceğini hesaplıyor. Bu noktada TSK’nin AKP’ye rağmen yapacağı itirazlar önem kazanmaktadır.
c) İran’ın KYB’den sonra Barzani‘yi de denetlemesini engellemek.
ABD bu aşamada, bir iç biri de dış halkalı iki ayrı cephe kuracak. Dış halkadaki cephe, Galler’de karara bağlanan NATO’nun “çekirdek kolaisyonu”dur. İç halkadaki cephe ise bölge ülkelerinden oluşacak “Sünni” cephedir. Türkiye, her iki cephenin ortak üyesi olarak koordinasyon yürütecektir.
2. AŞAMA: IRAK’IN KONTROLÜ
İkinci aşama, Irak’ın yeniden denetlenmesi aşamasıdır. Ama belirtelim, birinci aşama, Yeni Ortadoğu Planı’nın ikinci aşamasının içinde de sürecektir. Bu aşamada şunlar vardır:
1) ABD’nin Irak’ı denetleyebilmesinin önündeki en önemli engel Nuri El Maliki‘ydi. Washignton, IŞİD’in Musul’u işgaliyle ortaya çıkan konjonktürde bunu kısmen başardı ve Abadi’ye hükümet kurdurdu.
Ama kısmen diyoruz zira arkasında büyük bir kuvvet desteği olan Maliki, yine de Cumhurbaşkanı Yardımcısı seçilerek kenara çekilmeyeceğini ilan etti.
ABD, şimdi Abadi hükümetine dayanarak, Irak devletine yeniden nüfuz edecek. Burada kilit önemde olan adres, Rusya’nın askeri yardımlarının yarattığı etkiyle eksen değiştiren Savunma Bakanlığı ve Irak Ordusudur.
2) ABD, KDP ile derin çelişmeleri bulunan KYB ve Goran’a etki etmeye, onları İran’ın denetimden çıkarmaya çalışacaktır.
Bunun için anahtar, IŞİD’e karşı her üç Kürt örgütünü de desteklemek, askeri yardım yapmak ve silah vermektir.
ABD bu süreçte KDP ve KYB peşmerglerini birleştirmeyi ve onları dağ dışında çölde de savaşabilen bir askeri yapıya dönüştürmeyi istemektedir.
3) ABD Yeni Ortadoğu Planı’nın bu aşamasında ayrıca Irak’ın orta bölgesindeki Sünni aşiretleri desteklemeyi, onlara askeri eğitim vererek kontrolü altına almayı hedeflemektedir.
4) Bu aşamanın en önemli hedeflerinden biri de Suriye’yle ilgilidir ve ABD üçüncü aşamaya hazırlık anlamında Suriye’deki “ılımlı” grupları silahlandırmayı ve onları Şam’a karşı desteklemeyi artırarak sürdürecektir.
ABD, Suriyeli muhalif gruplara verdiği “özel savaş” eğitiminin sonucunda, onları Şam’ı zorlayacak türden bombalı eylemlere yönlendirecek.
3. AŞAMA: SURİYE’YE MÜDAHALE
ABD’nin Yeni Ortadoğu Planı’nın üçüncü aşaması doğrudan Suriye’yle ilgilidir. Bu aşamadaki hedefler şunlardır:
1) Birinci aşamada hava saldırısıyla Suriye’ye doğru bir koridora yönlendirilen IŞİD’in bastırılması bahanesiyle Suriye’ye hava saldırısı başlatılacaktır.
2) İkinci aşamada “özel savaş” eğitimiyle desteklenen “ılımlı” gruplar ABD hava desteğiyle eylemlerini artıracak ve güneye doğru yönelecektir.
3) Tıpkı 24 yıl önce Irak’ta yapıldığı gibi Suriye’nin kuzeyine bir hat çekilecek ve Şam yönetiminin o bölgeye müdahalesinin önüne geçilmeye çalışılacak. ABD bu yolla Şam’ı Suriye’nin kuzeyinin özerkliğinine mecbur etmeye çalışacak.
Ve sonuçta ABD Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak şekilndeki Kürt Koridoru’nu gerçekleştimiş olacak.
Ayrıntılarını yazdığımız bu üç aşamalı planlamayı yapan Pentagon yetkililerine göre aşamalar 36 ayda gerçekleşecek! (New York Times, 8 Eylül 2014)
Peki gerçekleşebilecek mi? Bize göre kesinlikle mümkün değil!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2014