Avrupa güvenliğinin inşası sorunu

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, sadece ABD’nin NATO aracılığıyla genişlemesini durdurmakla kalmadı aynı zamanda ABD’nin SSCB dağıldıktan sonra Avrupa güvenlik mimarisini şekillendirme çabasına da son verdi.

ABD, Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başladığı inşa çalışmasını, Doğu Avrupa ve Baltıklarda da devam ettirmişti. Şimdi o süreç bitti.

Avrupa güvenlik mimarisinin yeninden şekillendirilme sorunu var sırada. Kimlerle ve nasıl peki?

BÖLÜNMEZ GÜVENLİK

Bu durum haliyle ve öncelikle “bölünmez güvenlik” anlayışının Avrupa düzleminde kabul edilmesini gerektirecek. Zira SSCB’nin dağılmasından bu yana “bölünmez güvenlik” ilkesi uygulanmıyor.

Nedir bölünmez güvenlik? Kabaca bir devletin güvenliğinin herkesin güvenliği olması demektir, bir devletin güvenliğine zarar vererek kendi güvenliğini sağlayamayacağın demektir.

ABD 30 yıldır Rusya’nın güvenliğini hiçe sayarak Avrupa güvenlik mimarisini inşa etmeye çalışıyordu. Çünkü temel hedefi güvenli Avrupa değil, Rusya’yı teslim olmaya, geri çekilmeye ve hatta parçalanmaya itmekti.

İşte Rusya’nın Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu ve müzakere etmek istediği 9 maddelik “güvenlik anlaşması” taslağı da bu nedenleydi. ABD Rusya’nın güvenlik talebini reddetti, Rusya 24 Şubat 2022’den beri kuvvet kullanarak sağlamaya çalışıyor.

RUSYA’NIN ÜÇ HEDEFİ

Rusya’nın hedefleri öncelikle ve esas olarak Ukrayna’nın NATO üyeliğinin gündemden kalkması, Ukrayna’nın tarafsızlık statüsüne dönmesi ve bunu Anayasa’sına işlemesi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, 24 Şubat’tan bu yana hemen her gün yaptığı açıklamayla “NATO üyeliğinin artık hayal olduğunu gördüğünü” söyledi. En sonunda, tarafsızlık statüsünün ele alınabileceğini de açıkladı.

Rusya’nın ikinci hedefi, komşuları ve NATO üyeleri olan Baltık ülkelerinin NATO üslerinden ve yabancı asker varlığında vazgeçmesi. Kabaca bu ülkelerin NATO’ya siyasi üyeliğinin sürmesi ama askeri boyutunun olmaması gibi…

Rusya’nın üçüncü hedefi de, Doğu Avrupa’daki doğrudan Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının kaldırılması.

Bu şartlar altında Avrupa’nın güvenliği, Avrupa’nın da bir parçasını oluşturan Rusya’yla birlikte sağlanabilecektir. ABD’nin Rusya’ya rağmen ve Rusya’yı hedef alarak güvenlik inşası çabası, Avrupa’yı yeniden bir büyük savaş riskiyle karşı karşıya getirdi.

Dolayısıyla artık sorun Avrupa’nın lider ülkelerinin, Almanya ve Fransa’nın, Avrupa’nın güvenliğini Rusya’yla birlikte inşa edip etmeyecekleri konusudur. Kuşkusuz bu ABD’yi kenarda tutmak anlamına geleceği için zordur ve engebeli bir yoldur. Ancak savaşsız Avrupa için de başka bir yol yoktur.

BORRELL’İN ÜÇ MESAJI

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi toplantına katılan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in mesajları, gelecek açısından ipuçları veriyor.

Borrell’in ilk mesajı, Rusya’ya yaptırımların başarılı olamayacağı gerçeğiyle ilgiliydi ve şöyle diyordu: “Dikkatli olmalıyız. Rusya’ya karşı bu geniş uluslararası destek sonsuza kadar sürecek sağlam bir destek olacağından o kadar da emin olamayız. Körfez bölgesinden geliyorum. Birçok dışişleri bakanıyla görüşmeler yaptım. BM Genel Kurulu oylaması sonrası durum çantada keklik sayılamaz.”

Borrell’in ikinci mesajı Balkanlarla ilgiliydi. Avrupa savaş tarihi açısından Doğu Avrupa’yla birlikte değerlendirmek gereken Balkanlar’ın bu özelliğinden olsa gerek, Borrell Sırbistan’a dikkat çekiyordu. AB adayı Sırbistan’daki “inanılmaz derece” yüksek Rusya etkisine işaret eden Borrell, “Batı Balkanlar’daki ülkelerde istikrarın korunmasının Avrupa güvenliği için önemli olduğu” belirtiyordu.

Borrell’in üçüncü mesajı, Ukrayna krizinin Atlantik dünyası dışındaki etkisiyle ilgiliydi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Afrika’da Rusya’nın etkisine, Rusya’nın Çin’e yakınlaşmasına ve Hindistan’ın pozisyonuna Avrupa ülkelerinin dikkatle eğilmesi gerektiğini söylüyordu.

GÜVENLİK MİMARİSİNİN ÖZNELERİ

Borrell haklı. Zira Washington, “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı NATO’yu ve Batı’yı birleştiriyor” propagandası yapıyordu ancak tersinden Asya da birleşiyordu. Hindistan’ın aldığı tutum, stratejik düzlemde ABD için en büyük kayıptı örneğin…

Kaldı ki NATO’nun ve Batı’nın birleştiği de yoktu. Tersine NATO birleşemediği, Biden’ın ifadesiyle “NATO içindeki farklılıklar aşılamadığı” için ABD NATO’yu Ukrayna’da devreye sokamamıştı. Macaristan ve Hırvatistan gibi ülkeler çok açık olarak o durumda NATO’dan çekilebileceklerini dile getirmişlerdi. Diğer yandan Almanya, Fransa ve Türkiye gibi ağırlığı olan ülkeler de ABD’nin NATO’yu kullanmasına karşıydılar.

Öte yandan AB’nin kabul edilen “stratejik pusulası”, Ukrayna krizi nedeniyle ittifaka atıflarda bulunsa da hâlâ 2016’dan beri adım adım yükselen “stratejik özerklik” hedefini koruyor. Yani Almanya-Fransa liderliğindeki Avrupa, ABD’den stratejik özerk olmayı, Avrupa’nın güvenliğini Avrupa ordusu kurarak sağlamayı, Çin ve Rusya’yla bağımsız ilişkiler sürdürmeyi istiyor.

İşte Avrupa güvenlik mimarisini Avrupa yararına inşa edecek zemin de bu anlayıştır. Ukrayna’nın tarafsız ülke statüsüyle açılacak yol, bu perspektifle, Almanya ve Fransa’nın Rusya’yı da dahil ederek bir Avrupa güvenlik mimarisi inşasını zorunlu kılmaktadır. Dahası Türkiye de, -ama Avrupacı değil, Avrasyacı bir çizgiyle- bu sürecin aktif bir öznesi olabilir. Ki bu Türkiye’nin de Amerikancılıktan arınması demek olacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
29 Mart 2022

1 Yorum

ABD’li müsteşara göre Ukrayna tezgâhı

Bugün Ufuk Ötesi köşesini Paul Craig Roberts’a ayırıyorum. ABD’nin önde gelen siyasal iktisatçılarından Roberts, Reagan döneminin Hazine Bakanlığı müsteşarıydı.

ABD politikalarına yaptığı önemli eleştirilerle bilinen Paul Craig Roberts, kişisel bloğunda yazdığı bu yorumları, daha sonra kitaplaştırdı. Roberts’ın 2015 yılında yayımlanan Yeni Muhafazakâr Tehdit- Doğu Avrupa’dan Ortadoğu’ya Washington’un Üstünlük Savaşı isimli kitabı, ABD’nin Ukrayna tezgâhını bütün çıplaklığıyla sergiliyor. Söz Paul Craig Roberts’ın:

ABD Ukrayna’nın bağımsızlığını yok ediyor

“Başlangıçta ABD ile AB, Ukrayna’nın bağımsızlığını yok etme ve ülkeyi Brüksel’deki AB hükümetine boyun eğen bir varlığa dönüştürme çabasında işbirliği yapmaktaydı. (…) Washington’un amacı, Ukrayna’yı ABD bankalarının ve kuruluşlarının talanına açmak ve NATO’ya alıp Rusya cephesinde daha sert askeri üs sağlamaktır. (…) Washington, Ukrayna’nın bağımsızlığını yok etmek için protestoları kullanıyor ve bir sonraki hükümetini kurmak için istediği kuklaların listesi hazır.” (12.2.2014)

Rusya saldırı altında. (…) Washington Ukrayna’da başarılı olursa, Rusya’nın, ABD’nin dünya hegemonyasına bir kısıtlama oluşu ortadan kalkacaktır. Geriye yalnızca Çin kalacaktır. (…) Rusya hiçbir şey yapmazsa durum onlar için katlanılamaz hale gelecektir. Ukrayna NATO üyeliğine ve Rus nüfusun bastırılmasına doğru ilerlerken, Rusya hükümeti önünde sonunda Ukrayna’ya saldırmak ve yabancı rejimi devirmek veya Amerikalılara teslim olmak zorunda kalacaktır.” (14.2.2014)

ABD, Ukraynalı isyancılara ödeme yapıyor

“ABD ile AB Ukraynalı isyancı ve protestoculara ödeme yapıyor. (…) ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuland, ABD’nin Ukrayna’daki hedeflerine ulaşılmasına yönelik bir ağ organize etmek amacıyla 5 milyar dolarlık ‘yatırımda’ bulunduğunu açıklamıştır.” (17.2.2014)

“Washington’un dünya hegemonyası dürtüsünün piyonları olan akılsız üniversite öğrencileriyle ücretli protestocuların ve aşırı vatanseverler arasındaki faşist unsurların karışımının, Ukrayna’da sorunlar ve belki de dünyada ölümcül bir savaşa neden olacağına Batı Ukrayna’da bugün şahit olmaktayız. (20.2.2014)

“Protesto ile öldürülen demokrasi: Ukrayna’nın payına entrika ve şiddet düşer. (…) Amerikan medyası işe yaramaz bir haber kaynağıdır. Hükümetin Yalanları Bakanlığı görevi görmektedir. Yozlaşmış propagandacılar, Yanukoviç’in demokratik olmayan yollarla indirilmesini, özgürlük ve demokrasi için bir zafer olarak göstermektedir.” (23.2.2014)

Batı’nın Ukrayna talanı

“Kiev’deki ‘Maiden protestolarının’, aslında seçimle başa gelmiş demokratik hükümete karşı Washington’un düzenlediği bir darbe olduğu artık barizdir. Darbenin amacı, Ukrayna’nın Rusya sınırına NATO askeri üsleri kurmak ve ülkeyi talan etmek için Batı’nın finansal çıkarlarına kılıf görevi gören bir IMF kemer sıkma programını dayatmaktır.” (29.3.2014)

“CIA direktörü, Ukrayna’nın doğu ve güney kısımlarındaki Rus ayrılıkçıların askeri olarak bastırılmasının başlatılması için Kiev’e gönderilmiştir.” (14.4.2014)

Washington Rusya’nın çökmesini istiyor. (…) Washington düşüşünü tasarlarken, Putin ümitleriyle oturup Batı’nın iyi niyetinin bir çözüm üretmesini mi bekleyecek?” (2.5.2014)

ABD’nin nükleer tehdidi

“Washington, nükleer savaşın kazanılabileceğini düşünüyor ve dünya hegemonyasına herhangi bir meydan okumayı önlemek için Rusya’ya ve belki de Çin’e ilk saldırıyı planlıyor. (…) Rus hükümeti, ABD savaş doktrinindeki değişikliğin ve sınırlarındaki ABD ABM üslerinin Rusya’ya yönelik ve Washington’un Rusya’ya karşı nükleer silahlarla ilk saldırı planladığının göstergeleri olduğunu anlamaktadır. Çin de Washington’un Çin’e karşı benzer niyetlere sahip olduğunu anlamıştır.” (3.6.2014)

“Rusya ile sıcak veya soğuk savaşa bir çerçeve oluşturma amaçlı bu hazırlık propagandasının yanı sıra, NATO komutanı General Breedlove, Avrupa’yı Rus saldırganlığından korumak amacıyla Rusya’ya karşı yıldırım karşılıkları verilmesini mümkün kılmak için Doğu Avrupa’ya devasa askeri konuşlanma planını açıklamıştır.” (24.7.2014)

Ukrayna krizinin gerçeği

Eski ABD Hazine Bakanlığı Müsteşarı Roberts’ın bu saptamaları, saldıranın ABD ve savunanın Rusya olduğunu, Moskova’nın ABD/NATO saldırganlığını Ukrayna’da kesememesi durumunda, büyük yıkıma ve parçalanmaya gideceğini ortaya koymaktadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
28 Mart 2022

1 Yorum

Dolar ile yuan-ruble çarpışması

Ukrayna krizinin, nasıl bir “yeni dünya düzeni” inşa edileceğinin çarpışmasını olduğunu belirtmiştik. Yeni dünya düzeni çarpışması, silahlardan öte paraların çarpışmasıdır.

ABD’nin inşa ettiği dünya düzeni, özetle doların egemen olduğu düzendi. Amerikan hegemonyasının zayıflamasıyla paralel olarak, yükselen güçler doların egemenliğine karşı “ulusal paralarla” alışverişi gündemlerine almaya başladılar yavaş yavaş. Ukrayna krizi, işte o süreci hızlandırmış oldu.

Yaptırım, alternatif arayışını hızlandırdı

ABD’nin uyguladığı ve müttefiklerini de uygulamaya zorladığı yaptırımlar, aslında dünyanın geri kalanı açısından Batı’nın güvenilirliğini sarsmaya doğru ilerliyor. Batı bankalarındaki paranızın garantisi yok, Batı’daki mülklerinizin garantisi yok, Batı’daki alacaklarınızın teminatı yok. Batı, Ukrayna krizinde görüldüğü gibi, hukuku hiçe sayarak hepsinin üzerine çökebiliyor.

Bunun ilk örneklerini geride kalan on yılda yaşadık: ABD ve İngiltere, örneğin Venezüella’nın altınına, parasına, denizdeki petrolüne çöktüler. Benzerini İran’a da yaptılar. Kaldı ki ABD bunu müttefiklerine de yapıyor: Örneğin Almanya’nın otomobil şirketine büyük cezalar kesiyor, örneğin Türkiye’den parasını aldığı uçakların üstüne yatıyor…

İşte bu tablo, ABD’nin yaptırımlarına uğrayanları önlemler almaya, yeni alışveriş yolları bulmaya ve toplamda yeni bir finans sistemi inşa etmeye mecbur ediyor.

İki büyük pazarda ruble ve yuan olacak

Bu hafta Ukrayna krizinin ekonomi-politiği olarak da değerlendirebileceğimiz dört kritik olay yaşandı:

1. Rusya Devlet Başkanı Putin, “dost olmayan ülkelere” doğalgaz satışı ödemelerini artık Rus rublesi olarak alacaklarını açıkladı. Rus hükümetinin 7 Mart’ta onayladığı “dost olmayan ülkeler” listesi, ABD başta Rusya’ya yaptırım uygulayan ülkelerden oluşuyor. Putin’in bu açıklamasının ilk etkisi, rublenin değer kazanması oldu. Uygulamanın, enflasyon üzerindeki baskıyı hafifleteceği de belirtiliyor.

2. ABD’nin ünlü finans gazetesi Wall Street Journal’ın 9 Mart tarihli haberine göre, Beyaz Saray, ABD Başkanı Biden ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid arasında bir görüşme ayarlamaya çalıştı. Biden iki prensten hem Ukrayna’ya destek isteyecekti hem de enerji piyasalarının kontrolü için harekete geçmelerini… Ancak iki prens bu görüşmeyi reddetti. Bitmedi, Wall Street Journall’ın 15 Mart tarihli haberi, ABD açısından daha da can yakıcıydı. Buna göre Suudi Arabistan, petrolü dolar yerine yuan üzerinden satmak için Çin yönetimiyle görüşüyordu.

Yaptırım deliniyor

3. Hindistan, Beyaz Saray’ın “tarihin yanlış tarafında yer almayın” uyarısına rağmen, Rusya’yla haziran teslimatlı yeni petrol anlaşması imzaladı. Yeni alımların süreceği belirtiliyor. Diğer yandan Hint şirketlerinin Rusya’dan ayrılan Batılı ilaç ve diğer ürün üreticilerinin yerine geçmeye hazırlandığı konuşuluyor. Ve Rusya ile Hindistan, ulusal para birimleriyle ödeme yapmayı sağlayan bir mekanizma üzerinde çalışıyor.

4. Almanya’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri, ABD’nin yoğun baskısına rağmen, Rusya’dan enerji tedarikini kesmeyeceklerini belirtiyorlar. ABD bu amaçla son olarak AB’yle LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz tedariki) anlaşması yaptı ancak buna rağmen Berlin, bunun açığı kapatmayacağını belirterek, enerji işbirliğini sürdüreceğini açıkladı.

Öte yandan Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkarılmasının, Fransa, Hollanda ve Avusturya’da on milyarlarca dolarlık bir tehlike oluşturmaya başladığı finans medyasına yansıdı. Fransız şirketlerinin Rusya pazarından çıkmayacağı duyuruldu. Daha ilginci, yine Wall Street Journall’ın belirttiğine göre, Rusya’da faaliyetlerini durdurma kararı alan şirketlerin bir kısmı, buna rağmen ürün sevkiyatına devam ediyor!

Yaptırım, yapanı vuruyor

Sonuç olarak, Ukrayna kriziyle birlikte, doların egemenliğinin zayıflayacağı, ulusal paraların ticarette önem kazanacağı ve alternatif finans sistemlerinin hayata geçeceği bir döneme girmiş olduk.

ABD ve Batı yaptırımının, dönüp ABD ve Batı’yı vuracağı bir süreç yaşıyoruz.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
26 Mart 2022

1 Yorum

Ukrayna’da ‘yeni dünya düzeni’ çarpışması

Bu köşede Ukrayna krizini birkaç kez “NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi” nedeninin bir “sonucu” ama aynı zamanda NATO genişlemesini durdurma özelliğiyle de yeni dünya düzeninin inşası bakımından bir “başlangıç” olarak niteledim.

Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda da vurguladığım gibi, yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın beş büyük merkezi var: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Bu beş merkezin kendi aralarındaki ittifaklar ve de rekabetler, nasıl bir yeni düzenin inşa edileceğini belirleyecek.

İşte Ukrayna krizi de, esas olarak nasıl bir “yeni dünya düzeni”nin kurulacağının çarpışmasıdır.

Rusya tek kutuplu dünyayı kabul etmedi

Bu sürecin kritik istasyonlarından biri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2007’de Münih Güvenlik Konferansı’nda emperyalist ABD’yi sert bir şekilde uyarmasıydı.

Putin, ünlü konuşmasında “tek kutuplu dünya”yı “tek güç merkezi, tek egemen, tek efendi” diye tanımlamış ve ABD’ye “tek kutuplu dünya kabul edilemez” resti çekmişti. Putin ayrıca verilen söze rağmen NATO’nun genişlemesinin “ortak güvenliği” tehdit ettiği uyarısını yapmıştı.

Alım gücü paritesine göre Çin ve Hindistan’ın milli gelirinin ABD’nin milli gelirini, BRIC üyelerinin toplam milli gelirinin de AB’nin milli gelirini geçtiğine işaret eden Putin, makasın açılacağını, küresel büyüme merkezlerinin kaçınılmaz olarak siyasi nüfuza dönüşeceğini, bunun da çok kutupluluğu güçlendireceğini belirtmişti.

İşte bugün buradayız! Ve bir not olarak şunu da belirtelim: Türk Genelkurmay Başkanlığı, Putin’in ABD’yi hedef alan bu tarihi konuşmasının tam metnini internet sitesinde yayınlamıştı. Dolayısıyla Türk ordusunu hedef alan ABD destekli Ergenekon-Balyoz kumpaslarına bu veri ışığında da bakmak gerekir.

Çin’den ABD’ye ‘tek başına yönetemezsin’ mesajı

Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile ABD Başkanı Joe Biden, geçen hafta Ukrayna krizi eksenli bir görüşme yaptı. O görüşmenin bugün incelediğimiz konu bakımından önemi şuydu. Şi, Biden’a bir çağrı yaptı: “Çin ile ABD uluslararası sorumlulukları üstlenmeli ve dünya barışı için çaba göstermeli.”

Bu açıkça Çin’in ABD’ye “artık dünyayı tek başına yönetemezsin” mesajı anlamına gelmekteydi. Bunun Amerikan devlet aygıtı tarafından da böyle anlaşıldığı açık. Nitekim o mesajın ardından Biden “yeni bir dünya düzeninin kurulacağına” işaret ederek, “biz buna önderlik etmeliyiz” dedi.

O düzene kim, nasıl önderlik edecek, göreceğiz ve tartışacağız ancak “düzenin sahibinin” bugün o düzenin değişmekte olduğunu kabullenmesi ve yeni bir düzenin kurulacak olduğunu belirtmesi, çok önemlidir. “ABD yenilmez” hayali içindeki Türkiye ve dünya Amerikancılarının gözünün açılabilme olasılığı nedeniyle bile önemlidir.

Neoliberal kapitalist düzenin sonu

Biden, yeni dünya düzenine “özgür dünyayı birleştirerek” önderlik edebileceklerini belirtiyor. Özgür dünya dediği, Rusya’nın Ukrayna’ya askeri harekâtına tepki olarak başta Dostoyevski ve Tolstoy gibi dünya uygarlığına katkısı olan büyük romancıları sırf Rus diye yasaklayan Avrupa ırkçılığını kastediyor!

Fakat bu da kuşkulu. Şöyle ki, beş merkezden biri olan AB’nin yeni dünya düzeninin inşasında, eskisi gibi ABD’nin bir sözünü iki etmeyen uslu müttefikler gibi hareket etmeyeceği görülüyor. Almanya-Fransa ikilisi, her ne kadar Ukrayna kriziyle kısmen kesintiye uğramış olsa da, ABD’den “stratejik özerk” olma hedefini sürdürüyor. İki ülke, o eğilimi, aslında ABD’nin enerji yaptırımlarına katılmayarak ve şirketlerini Rusya pazarından çekmeyerek de gösteriyor.

Diğer yandan Washington’un Çin’e karşı stratejisine eklemleyebilmek için Asya-Pasifik stratejisinin adını bile Hint-Pasifik stratejisi olarak değiştirip QUAD ittifakına dahil ettiği Hindistan’ın da ABD’yle birlikte hareket edeceği kesin değil. Nitekim Hindistan da ABD baskısına rağmen Rusya’ya yaptırımlara katılmadı. Dahası Rusya’yla yeni enerji tedarik anlaşması yaptı ve hatta Batı’nın boşalttığı alanlarda şirketleriyle varlık göstermeyi hedefliyor.

Görülüyor ki yeni dünya düzeni inşasının iki öncüsü Çin ve ABD olacak. Diğer üç merkez olan AB, Rusya ve Hindistan’ın alacağı pozisyon ise, yönü bir ölçüde belirginleşen düzen inşasının kapsamını tayin edecek. Her halükârda uzun vadede ABD’nin neoliberal kapitalist dünya düzeninin yerini, kamuculuğun öne çıktığı ve doların saltanatının son bulduğu bir iktisadi ortam alacak.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Mart 2022

1 Yorum

Avrasya’da Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan işbirliği

Çin’e özgü diplomasiye aşina olmayanlar ya da diplomasiyi sadece Batı tarzıyla değerlendirenler, ABD Devlet Başkanı Joe Biden ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping arasındaki kritik görüşmeden, gerçekçi olmayan sonuçlar çıkardılar.

ÇİN’DEN ABD’YE ‘ARTIM TEK BAŞINA YÖNETEMEZSİN’ MESAJI

Öyle ki kimi çok popüler yorumcular tabloyu “Avrasyacı arkadaşların gözü yaşlı olmalı, Çin işgale karşı olduğunu söyledi” sözleriyle yorumladılar. Oysa bırakın yorumu, sözün Batı basınından aktarımı bile doğru değildi. Zira Batı basını, Çin Devlet Başkanı’nın ifade ettiği “çatışmalar ve karşı karşıya gelişler kimsenin çıkarına olmaz” cümlesine takla attırarak o sonuca ulaşmıştı.

Şi Cinping’in sözlerinden Çin’in Rusya’ya desteğini kestiği anlamını çıkarmak, hele de yaptırım tehdidi karşısında ABD’ye teslimiyeti sonucunu çıkarmak, en hafifinden Çin’i tanımamak ve Çin’e özgü diplomasiyi anlamamaktır.

Oysa tersine Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Joe Biden’la görüşmesinde tarihi bir çıkış yaptı. “Çin ve ABD, uluslararası alanda sorumluluk üstlenmeli ve dünya barışı için çabalamalı” dedi. Diplomasi de bu Çin’in ABD’ye “artık tek başına yönetemezsin” ilanıdır!

ÇİN VE HİNDİSTAN BATI’NIN BOŞALTTIĞI ALANI DOLDURMAYA HAZIR

Nitekim gerçek, Batı medyasında yazan değil, ABD Kongresi’nde olandır. ABD’li senatörler, Çin’in Rusya’yla ticaret yapmayı sürdürdüğünü ve sürdüreceğini görerek, yeni bir ticaret savaşı hedefliyorlar.

Cumhuriyetçi Kongre üyesi Ted Budd, Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’ne “Çin’in Rusya’nın İşgalini Finanse Etmesini Durdurma Yasası” ismiyle bir taslak yasa sundu. Taslak, Çin’in Rusya’dan tarım ürünleri ithalatını artırması durumunda Çin’in tarım ürünlerine misilleme gümrük vergileri getirilmesini öngörüyor. Ticaretin başka alanları için de hazırlıklar planlandığı belirtiliyor.

Yani ABD Kongre üyeleri, “Avrasyacıların gözü yaşlı” gibi bir sonuç çıkarmış değil. Nasıl çıkarabilir ki zaten… Çin, Rusya’dan enerjiden tarıma her türlü ticaretini sürdürüyor. Dahası, yine ABD’nin saptadığı gibi, Çin, Batı’nın Rusya’da boşalttığı alanları doldurmaya yöneliyor.

Batı’nın büyük enerji kolu başta pek çok alandaki şirketlerinin çekildiği şartları sadece Çin değil, Hindistan da fırsat olarak görüyor. Nitekim Rusya’nın Hindistan Büyükelçisi Denis Alipov, Hint şirketlerinin Rusya’dan ayrılan ilaç ve diğer ürün üreticilerinin yerine geçmeye hazır olduklarını söyledi.

Öte yandan Hindistan Petroleum Corporation’ın Rusya’dan yakın zamanda Haziran teslimatlı petrol aldığı ve alımların aratacağı belirtiliyor.

PAKİSTAN BATI BASKISINA BOYUN EĞMEDİ

Avrasyacıların gözü hiç de yaşlı görünmüyor. Tersine Çin ve Hindistan dışında Pakistan’ın da Rusya’yla ticaretini artırma kararı aldığını belirtelim.

Pakistan Başbakanı İmran Han, Rusya’yla ilişkileri bozması için AB, Japonya, İsviçre, Kanada, İngiltere ve Avustralyalı diplomatların “protokolü hiçe sayarak” kendisine mektup yazdığını belirtti ve şöyle dedi: “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim.”

Dahası, Pakistan Başbakanı İmran Han, sorunlar yaşadığı komşusu Hindistan’ı da Rusya konusunda övdü. Han, ABD’nin Rusya’dan petrol almaması için baskı yaptığı Hindistan’ın baskılara direnerek kendi vatandaşlarının çıkarına bağımsız kararlar almasını taktir etti.

PENTAGON: CAYDIRICILIK BAŞARISIZ OLURSA…

Kısacası, öyle iddia edildiği gibi Avrasyalı komşuları Rusya’ya sırtını dönmüş değil. Tersine, yukarıda da özetlediğimiz gibi Çin, Hindistan ve Pakistan gibi Asya’nın en önemli ülkeleri Rusya’ya yaptırıma katılmayarak, Batı baskısına karşı çıkarak, hatta ticaretlerini artırarak ve Batı’nın Rusya’dan boşalttığı alanları doldurmaya yönelerek, işbirliğini geliştiriyorlar…

Bu gerçeği sadece ABD Kongresi değil, Pentagon da görüyor.

ABD Hint-Pasifik komutanı Amiral John C Aquilino, boşuna “caydırıcılık çabaları başarısız olursa savaşıp Çin’i yenmeye hazırız” deme gereği duymuyor!

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Mart 2022

1 Yorum

Türkiye yeniden ‘ileri karakol’ olamaz

Ukrayna krizi, Türkiye’deki Amerikancılar açısından, yeniden ABD’yle müttefiklik ilişkisini düzeltebilmek için fırsat olarak görülüyor.

ABD yönetiminin de aynı yaklaşıma sahip olduğu anlaşılıyor. Çeşitli kademede ABD yetkilisi, sıra sıra, Türkiye’nin rolünü öne çıkaran övgüler diziyor.

Ancak esas sorun, bu süreçte ABD’nin krizi fırsata çevirip Türk-Rus işbirliğini sabote etmek üzere bazı hesaplarının olmasıdır.

ABD’den AKP’ye: S-400’leri Ukrayna’ya ver

Reuters’in üç kaynağa dayandırarak yaptığı habere göre ABD, Türkiye’den S-400 hava savunma sistemini Rusya’ya karşı kullanması için Ukrayna’ya vermesini istemiş!

Teklifin çeşitli temaslar sırasında gayri resmi olarak iletildiği, son olarak ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wendy Sherman’ın Türkiye ziyareti sırasında gündeme getirildiği belirtiliyor.

Nitekim Sherman o ziyareti sürecinde 5 Mart’ta Habertürk’e verdiği demeçte şöyle demişti: “Herkesin S-400 konusunun uzun süredir devam eden bir sorun olduğunu bildiğini düşünüyorum ve belki de bu, sorunu çözmek için yeni bir yol bulabileceğimiz bir an.”

Açık ki ABD S-400 teklifiyle birkaç kuş birden vurmayı hedefliyor.

Türkiye’nin NATO’daki önemi!

Ukrayna krizini Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında fırsata çevirme görüşünün saray içinde de olduğu anlaşılıyor. AKP hükümeti, krizi fırsata çevirerek Batı nezdinde yeniden önem kazanmanın ve buna bağlı olarak da raftaki bazı sorunları çözebilmenin peşinde…

Daha vahimi, Ukrayna krizinin, Avrupa güvenlik mimarisinin şekillendirilmesi düzleminde NATO’ya alan açtığı, bunun da Türkiye ile Yunanistan’ın güneydoğu kanadı rolünü yeniden önemli hale getirdiğinin savunulmasıdır.

Bu görüş sahipleri, pratikte Türkiye’nin yeniden ABD’nin “ileri karakolu” olmasını savunmaktadırlar.

Peki bu mümkün mü?

40 yıllık çözülme

Doğru, Türkiye NATO ülkesi. Doğru, Türkiye’de NATO ve daha önemlisi ABD üsleri var. Ama Türkiye buna rağmen ABD’nin “ileri karakolu” değil.

Türkiye’nin ne zaman “ileri karakol” olmaktan çıkmaya başladığını incelemek açısından referans alınabilecek en uygun tarih, sanırım 1986 yılıdır.

Çözülme, 1986’da TSK’nin Pentagon planına itirazıyla başladı, TSK’nin 1991’de Bush ve Özal’ın Irak’a karşı kuzeyden cephe açma mutabakatına direnmesiyle sürdü, 28 Şubat’ta büyük sıçrama yaptı. Öyle ki o süreçte ABD “Türk ordusunun hizadan çıktığını” saptıyor ve belgelerine yazıyordu. Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) eşbaşkanlığı üzerinden ABD sürece “Ergenekon” darbesini yaptı. Türkiye yeniden ABD’nin BOP içinde bir “ileri karakolu” yapılmaya çalışıldı. Ancak birincisi BOP’un çökmesi, ikincisi ABD destekli FETÖ’nün yenilmesi nedeniyle Washington’un Türkiye’yi “yeniden ileri karakol yapma” planı hedefine ulaşamadı. Şimdi ABD bir kez daha Ukrayna krizini fırsata çevirerek Türkiye’yi “ileri karakol” yapma hayali kuruyor!

Ancak bu, hem yukarıda özetlediğim 40 yıllık süreç nedeniyle hem de yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu gerçeği nedeniyle artık mümkün değil. Üstelik bu durum, AKP iktidarına rağmen bile mümkün değil.

Eski Türkiye’nin dış politikası

Kimileri her ne kadar AKP’nin Ukrayna krizinde aldığı tutumu, “yeni Türkiye”nin dış politikası olarak pazarlasa da, bu aslında AKP’nin yıkmaya çalıştığı “eski Türkiye”nin dış politikasıdır, üstelik sorunlu bir şeklidir.

Açık ki AKP sert gerçeklikle karşı karşıya kalınca, “eski Türkiye”nin dış politikasına sarılmak zorunda kaldı. O dış politikayı kendi ideolojik zaafları nedeniyle sorunlu uyguluyor olsa bile, şu aşamada, sonuç olumludur: Türkiye-Rusya işbirliği, ABD’nin tüm müdahalelerine karşın sürmektedir.

Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov da ABD’nin yaptırım tehdidine rağmen ülkesiyle iyi ilişki sürdüren ülkeler listesinde Türkiye’yi, Çin, Hindistan ve Mısır’la birlikte saymaktadır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mart 2021

3 Yorum

İki general, iki bakış

Orgeneral Steven Townsend. ABD’nin Afrika Kuvvetleri (AFRICOM) Komutanı.

ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie ile ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesi’nde soruları yanıtladı.

Org. Townsend, yanıtlarında da bol bol Çin’i hedef aldı. Çin’in Afrika’da ABD ile rekabet ettiğini belirterek politika önerdi: “Çin’in yatırım yaptığı her ülkede buna karşılık vermemize gerek yok. Karşılık vereceğimiz yerler konusunda seçici olmalıyız ve rekabet etmemizin bizim için önemli olacağı ülkeleri seçmeliyiz.” (trthaber.com, 17.3.2022).

ABD: Çin’in Atlantik’te üs kurmasını önlemeliyiz

Org. Townsend, Çin’in tek denizaşırı üssünün Cibuti’de olduğunu belirterek şunları söyledi: “Çin’in Afrika’daki askeri rekabetiyle ilgili beni endişelendiren öncelikli şey, Afrika’nın Atlantik kıyısında aktif olarak bir askeri üs arayışında olmalarıdır. Bu ABD’nin güvenliği için kötü olur ve biz birinci öncelik olarak, Çin’in Afrika’nın Atlantik kıyılarında bir üs kurmasını önlemeli ve caydırmalıyız.

Atlas okyanusunun bir tarafındaki ABD ile diğer tarafındaki Afrika kıtası arasında yaklaşık 5 bin kilometrelik mesafe var. Ancak ABD kendisinden 5 bin kilometre uzakta bir yerde bile Çin’in üssü bulunmasını tehdit görüyor. Ve ABD’nin Afrika Kuvvetleri Komutanı Org. Townsend, ABD temsilciler Meclisi’nde, bunun önlenmesinin öncelikleri olduğunu belirtiyor.

“Ukrayna egemen bir devlet olarak elbette NATO’ya girmeli” diyerek Rusya’nın bunu güvenlik tehdidi görmesine karşı çıkanlar Org. Townsend’in sözlerini dikkatle okumalı. Ayrıca “Füzelerimizi Meksika ya da Kanada’ya yerleştirirsek ABD ne hisseder” diye soran Rusya Devlet Başkanı Putin’in sorusunun yanıtı üzerinde de düşünmeli.

Eski NATO komutanı: Savaşı ABD/NATO başlattı

Fabio Mini. Emekli İtalyan korgeneral. Eski NATO Güney Komutanlığı Kurmay Başkanı.

Neden Savaş Konusunda Bu Kadar İkiyüzlüyüz” adlı kitabı var. Ukrayna krizi konusunda İtalya’nın L’AntiDiplomatico gazetesine konuştu. Soru-cevap şeklindeki söyleşiyi önceki gün Aydınlık gazetesi yayınladı.

Eski NATO komutanı öncelikle bu savaşı Rusya’nın başlatmadığını, zaten savaşın 24 Şubat 2022’de değil, öncesinde başladığını, başlatanın da ABD ve NATO olduğunu saptıyor. Em. Korg. Fabio Mini, Ukrayna’nın Rusça konuşan nüfusa karşı katliamın eşiğinde olduğunu ancak sekiz yıldır bu konunun umursanmadığını belirtiyor.

ABD’nin Ukrayna’yı ileri karakol yaparak Rusya’yı kuşatmak istediğini” belirten eski NATO komutanı, “NATO yayılmasının aralıksız bir provokasyon olduğunu” belirtiyor.

Em. Korg. Fabio Mini, Rusya’nın harekatının bir tür “enginar operasyonu” olarak bilinçli şekilde yavaş ilerletildiğini, Ukrayna’da direnişe Neo-Nazi grupların kumanda ettiğini, Kiev rejiminin ancak hırsından vazgeçerek ülkeyi kurtarabileceğini kaydediyor. Em. Korgeneralin İtalyan hükümetine tavsiyesi ise şu: “Ukrayna’nın aklını başına alması için çabalayın.”

Putin’in ABD’ye yanıtının geniş anlamı

Batıda benzer şekilde düşünen başka askerler de oldu. Örneğin Almanya Deniz Kuvvetleri Komutanı Koramiral Kay-Achim Schönbach.

Rusya, 2022 Aralık’ında ABD ve NATO’ya 9 maddelik bir anlaşma taslağı sunduğu ve güvenlik garantileri talep ettiği süreçte, Alman Koramiral Schönbach “bana sorarsanız, Putin’in talep ettiği ve muhtemelen hak ettiği saygıyı göstermek gerekir” demişti. Basında sözleri hedef alınan Alman komutan, istifa etmek zorunda kalmıştı.

Kısacası, ABD’nin Ukrayna’yı NATO üyesi yapma hedefi, Yugoslavya’yı parçalayarak başlattığı Avrupa’nın güvenlik mimarisini şekillendirmeyi sürdürmenin ve “Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar” stratejisinin gereğiydi. Asıl Putin buna yanıt vermese, dünyanın güneyi ve doğusu için felaket olurdu.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Mart 2022

2 Yorum

Ukrayna’nın seçeneği: Tarafsız ülke

NATO içinde en agresif çizgiyi Polonya ve komşuları izliyor. Slovenya ve Çekya yöneticileriyle birlikte Ukrayna’nın başkenti Kiev’i ziyaret eden Polonya Başbakan Yardımcısı Kaczynki, “NATO barış misyonu” önerdi. Ancak Polonya’nın bu önerisi destek bulmadı. NATO Savunma Bakanları toplantısından önce konuşan Hollanda, İngiltere ve Kanada savunma bakanları, Polonya’nın önerisini reddetti.

Gündemde tutulmaya çalışılan bir diğer öneri ise Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin hemen her gün çağrısını yaptığı “uçuşa yasak bölge” oluşturulması. Ancak bu öneri de diğeri gibi, doğrudan Rusya’yla çatışma anlamına geldiği için desteklenmiyor. Nitekim ABD Başkanı Biden, Almanya Başbakanı Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “uçuşa yasak bölgenin” kabul edilemez olduğu birkaç kez açıkladı.

Peki NATO ne yapacak? Aslında genel tabloyu en iyi İngiltere Başbakanı Johnson özetledi. Johnson, Zelenski’nin de video konferans yoluyla katıldığı Londra’daki Ortak Sefer Gücü toplantısında, içinde bulundukları durumu “çaresiz bir an” olarak niteledi.

ABD barışa karşı

ABD’nin bu şartlarda yapabileceği, ateşe attığı Ukrayna’yı barıştan uzak tutarak Rusya’yı yıpratacak bir cephe olarak kullanmayı sürdürmek. Nitekim NATO Savunma Bakanları toplantısında konuşan ABD Savunma Bakanı Austin, “Ukrayna’ya silah göndermeye devam” diyerek bu amaçlarını ortaya koydu. Benzer şekilde Hollanda Savunma Bakanı Ollongren de, “teslimatlar Rusya’nın saldırısına uğrasa bile Ukrayna’ya silah göndermeyi sürdüreceklerini” açıkladı. Ve bu eğilimin ifadesi olarak NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, ittifakın Ukrayna’ya “mali, askeri ve siyasi desteğini sürdüreceğini” açıkladı.

Bu şu demek: ABD barışa karşı, kışkırttığı ve ateşe attığı Ukrayna’nın Rusya’yla anlaşmasını istemiyor. Tersine krizi uzatarak, Rusya’nın yıpratılmasının aracı olarak Ukrayna’yı “felakete uğraması pahasına” kullanmak istiyor.

Günün sonunda kaç Ukraynalının öldüğü, hatta Ukrayna’nın toprak kaybedip kaybetmediği bile ABD için esas mesele değil. ABD krizi 1) “Batı ittifakını” sürdürebilmenin, 2) Avrupa güvenlik mimarisinin şekillendirilmesinde rol sahibi olabilmenin, 3) Batı Avrupa üzerinde hegemonya kurabilmenin ve 4) Rus ekonomisini tahrip edebilmenin fırsatı olarak kullanmaya çalışıyor.

İsveç modeli

Zelenski, ABD’nin bu stratejisinin piyonu konumunda. O nedenle bazen Rusya kuşatması karşısında “şartları konuşabiliriz, Donbass cumhuriyetlerini tanıyabiliriz” mesajları veriyor ama Washington’un baskısıyla birkaç saat içerisinde tersine pozisyon açıklıyor. Ancak Zelenski’nin Amerikan stratejisine piyon olma durumu, ülkesini gittikçe daha büyük felakete götürüyor.

Rusya’nın ortaya koyduğu şartlar içerisinde en önemlisi, ne Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerinin bağımsızlığının kabul edilmesi ne de Kırım’ın tanınmasıdır. Zira bu Ukrayna tarafından da ABD tarafından da en sonunda öyle ya da böyle kabul edilecektir. En önemli konu, Ukrayna’nın “tarafsız ülke” statüsünün kabul edilmesi ve bunun anayasaya yazılmasıdır. Ukrayna’dan çok ABD’nin karşı çıktığı konu budur. Zira bu şartın kabulü karşılığında ortaya çıkacak barış, ABD’nin stratejik düzlemde büyük bir kaybı, Rusya’yı kuşatma hattının merkezinin düşmesi ve krizi kullanma fırsatının ortadan kalkması demektir.

Moskova, NATO Savunma Bakanları toplantısının ve Rusya-Ukrayna müzakeresinin 6. turunun öncesinde konuyu yeniden formüle ederek gündeme getirdi. Kremlin sözcüsü Peskov, “Avusturya ya da İsveç gibi, kendi ordusu olan ama yabancı askeri üslerin ve güçlerin bulunmadığı ülke statüsünün uzlaşı olarak düşünülebileceğini” açıkladı.

Dolayısıyla Ukrayna’nın önünde iki seçenek var: Ya İsveç modeli gibi bir modelle tarafsız ülke statüsünü kabul edecek ya da ABD’nin silah desteğiyle “uzatılmış yıpratma savaşına” araç olarak felakete uğrayacak. Ki bu da Kiev’in aslında tek seçeneği olduğunu göstermektedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Mart 2022

1 Yorum

ABD’nin hedefi Çin’deki Rusya rezervi

“Haberi” İngiliz Financial Times ve Amerikan New York Times verdi: Financial Times’a konuşan isimsiz ABD’li askeri yetkililere göre Rusya Çin’den Ukrayna’da kullanmak için askeri malzeme talep etmişti! New York Times’a konuşan isimsiz ABD’li sivil yetkililere göre de Rusya, Çin’den yaptırımların etkisinin üstesinden gelmek için ekonomik yardım talep etmişti!

Bu “haberler” üzerine CNN International yayınına katılan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, “Dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ülkenin Rusya’ya can simidi olmasına izin vermeyeceğiz” dedi ve bu konuda Çin’i uyardıklarını söyledi!

Peki nereden çıkmıştı bu yardım talebi? Rusya’nın Ukrayna’da askeri desteğe ihtiyacı mı vardı? Gerçek neydi?

ENFORMASYON SAVAŞI

Çin’in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Liu Pengyu, askeri ve ekonomik yardım konusunda “Rusya’dan gelen talebi hiç duymadığını” belirtti öncelikle. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü de, Rusya’nın Çin’den destek istediği iddialarını açıkça yalanladı ve bunun “dezenformasyon” olduğunu belirtti.

Talepte bulunduğu iddia edilen Rusya da “haberi” yalanladı. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Rusya’nın Ukrayna konusunda Çin’den askeri destek istemediğini söyledi.

Bu iki yalanlamaya rağmen, Batı medyası gün boyu “Rusya Çin’den askeri destek istedi” başlıklı haberler vermeyi sürdürdü. Yalanlamayı ise çok azı ve üstelik çok sonra, dahası “Rusya Çin’den askeri destek istedi” haberinin altında, kısaca verdi!

Başından beri sürdürülen enformasyon savaşının hali budur!

ROMA’DA 7 SAATLİK DİPLOMASİ ÇARPIŞMASI

Amerikan ve İngiliz gazeteleri eliyle servis edilen bu iki “haberin” hedefi, Roma’da yapılacak ABD-Çin görüşmesiydi.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkezi Komitesi Dışişleri Komisyonu Ofisi Direktörü Yang Cieçi, İtalya’nın başkenti Roma’da bir araya gelecekti.

ABD’li yetkililer, gazeteler üzerinden servis ettikleri haberle, Roma buluşması öncesi Çin’e küresel çapta basınç yapmayı hedeflemişti. Böylece haberden hareketle hem gün boyu dünya kamuoyunu Çin’e karşı harekete geçirmiş, hem de bunun etkisiyle toplantıda Çin’e karşı baskı yapma şansı bulmayı ummuştu.

Sullivan ve Yang Çieçi’nin Roma buluşması, beklenenden uzun sürdü: 7 saat!

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın belirttiğine göre Roma görüşmesinde Ukrayna meselesi geniş bir şekilde ele alındı. Price gazetecilerin sorusu üzerine “Çin, Rusya’ya askeri anlamda ya da yaptırımları delecek şekilde yardım ederse bunun sonuçları olur” dedi.

Roma buluşması, Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki’nin basın toplantısında da gündeme geldi. Psaki, ABD’nin Roma’da Çin’e verdiği mesajı şu sözlerle açıkladı: “Sullivan, burada açıkça, Çin’in Rusya’ya askeri yardım ve diğer yardımlar vermesinin yaptırımların delinmesi ve savaşın desteklenmesi anlamına geldiğini ve bunun sonuçları olacağı konusunda Çin’i uyardı. Ancak bu sonuçların ne olacağı konusunda detay veremem. Bu konuda ortak ve müttefik ülkeler ile görüşüyoruz.”

HEDEF ÇİN’DEKİ RUSYA REZERVİ

Bu makaleyi CRI Türk yazı işlerine teslim etmem gereken saat geldiğinde, Roma’daki 7 saatlik buluşmaya dair henüz Washington ve Pekin’den resmî açıklama gelmemişti. Dolayısıyla yukarıda aktardığım sözcü açıklamalarının ötesinde henüz bir değerlendirme yoktu.

Resmi açıklamaların uzaması, hem toplantının 7 saat sürmesinden, hem saat farkından ama hem de tarafların resmi açıklamada mutabakat zorluğu yaşamalarından kaynaklanmış olmalı…

Ortada resmi bir açıklama olmasa da, ABD’nin Çin’le ilgili temel kaygısının Rusya’ya desteği olduğu açık. ABD biliyor ki, Çin Rusya’yla işbirliğini sürdürdüğü müddetçe, Rusya’ya karşı yürüttüğü yaptırım kampanyası işlemeyecek.

Fakat mesele Çin’in askeri desteği değil elbette. Rusya’nın Çin’den acil askeri desteğe ihtiyacı yok. Mesele öncelikle Rusya’nın 640 milyar dolarlık rezervinin Çin’de olan kısmı. ABD işte o kısmı Rusya’nın kullanmasını önleyebilmek için Çin’e baskı kuruyor.

Nitekim Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov, 640 milyar dolarlık rezervlerinin yaklaşık yarısının Batı tarafından bloke edildiğini, ABD’nin Çin’deki kısma erişimi kısıtlayabilmek için de Çin’e baskı yaptığını açıkladı. Siluanov, bu blokaj nedeniyle de Batı’yı uyardı ve bu durumda rezervlere erişime izin verilene kadar ödemelerini “ruble “olarak yapacaklarını söyledi.

Rusya rezervinin dolar kısmını azaltmış ve 100 milyar dolara kadar düşürmüştü. Yerini ise avro ve Çin yuanı ile doldurmuştu.

ABD ENERJİ YAPTIRIMINDA YALNIZ KALDI

Sonuç olarak ABD, stratejik ve taktik düzeyde Çin-Rusya işbirliğini kırabilme peşinde. Bir yandan Çin’e ekonomik baskı uygulayarak Rusya’ya verdiği desteği önlemeye ya da en azından azaltmaya çalışıyor, diğer yandan da “Rusya’yı Ukrayna konusunda frenlemesi” için Çin’e çağrıda bulunuyor!

Ancak ABD’nin Çin’e baskı yaparak sonuç alabilme olasılığı yok. Çin Rusya’ya yaptırımlara katılmayacağını defalarca ilan etti. Çin’in örneğin Rusya’dan petrol ve doğalgaz alımını kesmesi gibi bir seçenek, zaten bir “Amerikan hayali” bile olamayacak durumda.

Kaldı ki ABD bu konuda AB’yi bile ikna edemedi. AB Rusya’dan petrol ve doğalgaz almayı sürdürüyor. Yani ABD Rusya’ya enerji yaptırımında yalnız kaldı.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Mart 2022

1 Yorum

“Yeni dünya düzeni” inşası

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 4 Şubat 2022 tarihli “ortak bildiri” ile Rusya’nın NATO kuşatmasına karşı 24 Şubat 2022’de başlattığı “yarma harekâtı”, yeni dünya düzeninin inşası bakımından birbirini bütünleyen iki kritik olaydır.

10 Şubat 2022’de bu köşede “yeni dünya düzeni bildirisi” olarak nitelediğim o bildiri, açıkça “yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen” diyordu. 24 Şubat tarihli “yarma harekâtı” ise bu köşede çözümlediğimiz gibi özünde Rusya’nın etrafındaki NATO kuşağının tarafsız kuşağa çevrilmesi ve Avrupa güvenlik mimarisinin nasıl şekilleneceği konusudur. Bu da haliyle transatlantik ittifakının geleceği demektir.

Bugün, mevcut ama henüz “ham” olan verilerle, bu yeni dünya düzenine ilişkin bir izdüşüm çizmeye çalışacağım.

NATO’da kırılma ve bağımsız Avrupa

1. 16 üyeli NATO’nun 1999’dan itibaren Rusya’ya doğru genişleyerek 30 üyeli bir yapıya dönüşmesinin sonuna gelindi. Ukrayna ve Gürcistan’ın üyelik olasılığı artık yok. Dahası, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerinin de bazıları, önümüzdeki dönemde NATO üyeliklerini siyasi boyutta sürdürmeye yönelecekler. Kısacası, Stratfor’un çizdiği “Rusya’nın parçalanması Ukrayna’dan başlar” stratejisi tersine dönecek.

2. 30 üyeli NATO içinde, Fransa’nın “beyin ölümü” saptamasıyla başlayan ve Ukrayna krizinde alınacak tutumla iyice beliren farklılık, bazı üyelerin askeri üyeliklerini askıya almasıyla, bazı üyelerin de NATO’dan çıkmasıyla sonuçlanacak. NATO’nun varlığı ciddi şekilde sorgulanacak.

3. Almanya-Fransa AB’yi, yeni dünya düzeninin içinde önemli bir siyasi ve ekonomik merkez yapabilmeye yönelecek. Bunun yolu elbette Avrupa ordusu inşa etmekten ve AB’nin ABD’den bağımsız strateji ilan etmesinden geçecek.

4. ABD’nin SSCB’nin dağılması sonrasında Avrupa güvenlik mimarisini Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başlattığı inşa süreci bitti. Avrupa’nın yeni güvenlik mimarisi, eninde sonunda Almanya-Fransa ile Rusya tarafından şekillendirilecek.

Tek para modelinin sonu

5. ABD’nin Rusya’ya karşı AB’yi, Çin’e karşı Hindistan’ı ana stratejisine eklemleme çabası başarısızlığa uğruyor. AB ve Hindistan, yeni dünya düzeninde, birer bağımsız merkez olarak hareket edecekler.

6. BM düzeni, yenilenmiş ve güçlenmiş olarak revize edilecek. Almanya ve Hindistan’ın güvenlik konseyi daimi üyelikleri dahil, yeni tablolar oluşacak.

7. ABD’nin “liberal düzene” kumanda ettiği G7 değil, yeni düzene uygun şekilde G20 esas olacak.

8. “Tek kutuplu ekonomi modeli”nin yerini, “çift kutuplu ekonomi modeli” alacak. Tek para (dolar), tek banka (dünya bankası), tek finans kuruluşu (IMF), tek bankacılık sistemi (SWIFT) gibi eski liberal düzene ait kurumlar hem yeni merkezlerin bu kurumlarda ağırlık oluşturmasıyla değişecek hem de yeni merkezler bu teklerin alternatiflerini oluşturacak (Nitekim sepet para ve Asya Altyapı Yatırım Bankası gibi alternatifler oluşmaya başladı bile.)

9. Dünya Ticaret Örgütü, yeni düzene uygun olarak güncellenecek. Dünya ticareti hukukundaki Atlantik egemenliği, dengeli ve adil hale getirilecek.

Türkiye’nin yeri

Özetle ABD’nin 1945’te inşa etmeye başladığı ve 1991’den itibaren de tek egemeni olmaya çalıştığı düzen artık değişiyor. Yeni bir dünya kuruluyor; ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan’ın küresel güç merkezleri olduğu yeni bir dünya…

O nedenle meseleye “o da savaş, bu da”, “o da kapitalist, bu da” darlığında değil, ezilen ve gelişmekte olan dünya ülkelerinin çıkarları zemininde bakmalıyız.

Diğer yandan tüm bunlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi mevcut ve “ham” verilerle çıkarmaya çalıştığımız bir izdüşümdür. Tartışmaya ve geliştirmeye devam edeceğiz.

Türkiye’nin bu yeni düzende yerinin ne olacağı ayrıca tartışmamız gereken bir konudur. Bir giriş olarak şunu söyleyebilirim; terazinin bir kefesinde Türkiye’nin Rusya, Almanya ve Fransa üçlüsüne dördüncü olarak yeni Avrupa güvenlik mimarisinde yer alabilmesi, diğer kefesinde de ABD’nin İngiltere ve İsrail ile oluşturduğu üçlüye dördüncü olabilmesi olasılığı var. İlki “bağımsız Türkiye’nin” yeni dünya düzeninde alacağı pozisyonu, ikincisi ise “Atlantik’e çıpalı Türkiye’nin” sürdüreceği mevcut konumu nitelemektedir. Hangi kefenin ağır basacağını, iç mücadelenin nasıl seyredeceği belirleyecek.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Mart 2022

2 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın