ABD, Asya’daki dörtgene kama sokma peşinde

Türkiye gibi Hindistan da Rusya’dan S-400 aldı. Ancak ABD Türkiye’ye “ABD Hasımları ile Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA)” kapsamında yaptırımlar uygularken, Hindistan konusunda (henüz) yaptırım uygulama kararı vermedi. Hatta ABD Kongresi’nin etkili senatörleri, Hindistan’ın yaptırımlardan muaf tutulması için tasarı bile hazırladı (2.11.2021).

Diğer yandan Hindistan Rusya’ya yaptırımlara katılmadı, hatta yeni enerji anlaşmaları yaptı. Konu Beyaz Saray Sözcüsüne sorulduğunda, Psaki’nin yanıtı şu oldu: “Hindistan’ın petrol satın alması, Rusya’ya uygulanan yaptırımların delinmesi anlamına gelmiyor. Ama Başkan Biden yine de Rusya’dan petrol alımını artırmanın Hindistan’ın çıkarına olmayacağını dile getirdi” (11.4.2022).

Senatörün işaret ettiği stratejik ihtiyaç

Peki S-400 konusunda ABD’nin Hindistan’ı Türkiye’den farklı olarak yaptırıma tabi tutmamasının nedeni ne? Türkiye’nin NATO üyesi olması ama Hindistan’ın olmaması mı? Değil.

Sorumun yanıtı, yukarıda bahsettiği senatörlerin tasarısında var aslında. Tasarının tanıtımında konuşan Cumhuriyetçi Senatör Ted Cruz şöyle diyordu: “Hindistan, Çin’e karşı birleşen güvenlik mimarisinin kritik bir parçası. Çin’in saldırgan davranışlarına karşı koymak için Asya ve ötesinde kabiliyetli ortaklar gerekiyor ve ABD-Hindistan ilişkisi bu konuda çok taraflı çabalarımızın temel taşı haline geldi. (…) yaptırımları uygulamak, Hindistan’ı Rusya’ya bağımlı olmaya zorlamak gibi ortak güvenlik hedeflerimizi baltalamaktan başka bir işe yaramaz.”

Yani özetle ABD’li Senatör, bu köşede de sık sık altını çizdiğimiz Washington’un şu stratejisine işaret ediyor: ABD’nin Çin’e, hele de Çin-Rusya ikilisine karşı kesinlikle Hindistan’a ihtiyacı var.

Çin, ABD-Hindistan görüşmesini nasıl değerlendirdi?

Peki tablo ne? Hafta başında ABD Başkanı Joe Biden ile Hindistan Başbakanı Nadendra Modi arasındaki görüşme ve ardından savunma ve dışişleri bakanlarıyla yapılan “2+2” toplantılarından ne çıktı?

Benim gözlemim şöyle: Görüşme boyunca Biden, Modi’ye Rusya’ya yaptırımlara dahil olması çağrısı yaptı, Modi ise görüşme boyunca bu çağrıyı geçiştirdi.

Peki, bu görüşmenin en çok ilgilendirdiği ülke olan Çin nasıl değerlendirdi Biden-Modi buluşmasını? Çin yönetiminin resmi görüşlerini yansıtan Global Times’ın analizi şöyle: “Hindistan da dâhil olmak üzere BRICS ülkeleri Rusya’ya yaptırımlara katılmayı reddetti. Hindistan, Rusya ile ticareti askıya almamakla kalmadı, aynı zamanda Rusya’dan enerji ithalatını da önemli ölçüde artırdı. Hindistan, ABD’nin liderliğini takip etmiyor ve ABD’yi utandırdı. Bu durum aynı zamanda Washington’un yeteneklerinin giderek stratejik amaçlarından uzaklaştığını ve kontrol edebileceği kapsamın sınırlı olduğunu gösteriyor. Uluslararası durum artık Washington’un sopasıyla gelişmeyecek ve gelişmemelidir. (…) Washington yönetimi Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’nun (QUAD) beklentileri ile Çin’i kuşatmak için özenle düzenlediği ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ mekanizmalarını baltalamak istemiyor. ABD’nin Hindistan’ı cezbedecek hiçbir şeyi yokken Hindistan’a karşı ‘zorlama’ taktiğini kullanması (kendisi açısından) uygun değil.”

ABD’nin hedefi Hindistan ile Çin karşıtlığı

Çin’in değerlendirmesi önemli. Ancak ABD’nin elbette hâlâ devreye sokabileceği taktik kartları var. Pakistan’da İmran Han’ın darbeyi önledikten sonra bile Anayasa Mahkemesi’nin Cumhurbaşkanı’nın fesih kararını geçersiz sayarak muhalefetin parlamentoda Şahbaz Şerif’i başbakan seçebilmesi örneğin…

Dolayısıyla ABD, Çin-Pakistan-Rusya-Hindistan dörtgeninde birtakım sabotajlara yönelebilir. ABD örneğin Çin-Pakistan işbirliğini bozamaz, örneğin Rusya-Hindistan ticaretini sıfırlayamaz; ancak Hindistan ile Pakistan arasında kışkırtıcılık yaparak, Hindistan-Pakistan çatışmasını Çin ile Hindistan arasında bir gerilime dönüştürmeye çalışabilir.

Son tahlilde ABD buradan da stratejik düzeyde bir sonuç elde edemez ama yine de Hindistan-Pakistan ilişkisi, Asya’nın bütünü açısından kritik bir konu haline gelmiş durumda…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Nisan 2022

4 Yorum

Ya Rusya Ukrayna’da ABD’yi durduramasaydı?

Ukrayna meselesinin, Ukrayna’dan öte doğrudan Amerikan düzeniyle ilgili olduğu gün geçtikçe daha net ortaya çıkıyor.

Ukrayna cephesi, ABD açısından birincisi Rusya’yı kuşatmanın, ikincisi Avrupa hegemonyasını sürdürebilmenin, üçüncüsü Almanya/AB-Rusya enerji işbirliğini kesebilmenin, dördüncüsü Doğu Avrupa ve Karadeniz’e askeri olarak yerleşebilmenin aracıydı. ABD açısından NATO’yu genişletmek, bu amaçlara ulaşmanın yoluydu.

İşte böyle olduğu için de Rusya’nın Ukrayna cephesinden ABD kuşatmasına müdahalesini, ilk günden beri “yarma harekâtı” olarak niteledim.

UKRAYNA’DA HEDEF: AMERİKAN DÜZENİNİN SONA ERDİRİLMESİ

Ve tam da böyle olduğu için Ukrayna meselesi tartışılırken, Moskova’da da, Washington’da da, Berlin’de de, Beijing’de de asıl tartışılan Amerikan düzenidir.

Çünkü Ukrayna, ABD açısından Amerikan düzenini sürdürebilmenin ama Rusya açısından da o düzeni durdurabilmenin sahası yapılmıştır. Ukrayna’nın bir oyun sahasına, bir cepheye dönüştürülmesinin birinci sorumlusu Washington yönetimi ise ikinci sorumlusu da “NATO üyeliği” hayali üzerinden o oyuna gönüllü oyuncu olan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’dir; daha doğrusu Zelenski’nin arkasındaki oligarklar takımıdır.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un son açıklaması, bu gerçekliği berraklaştırması bakımından önemliydi. Lavrov, Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği “özel askeri operasyonunun” hedefini şu sözlerle açıkladı: “NATO’nun arsız genişlemesine ve ABD ile Batılı tebaalarının dünya sahnesinde tam hakimiyete yönelik arsız gidişine bir son vermeyi amaçlamaktayız.

Özetle Lavrov, “ABD egemenliğindeki dünya düzenini sona erdirmek istiyoruz” diyor. Evet, konu budur ve Ukrayna’da “emperyalistler arası savaş” görenlerin de, “Rusya’nın durduk yere komşusuna saldırdığını” söyleyenlerin de, “Ne Ukrayna ne Rusya” tarafsızlığı ile üstüne çamur sıçratmaktan kaçınanların da görmediği gerçek budur: Ukrayna’da, ABD egemenliğindeki düzenin varlığını sürdürebilmesi ya da sona erdirilmesinin çarpışması yaşanmaktadır!

Amerikan düzeni denilen dolar saltanatının, liberal kapitalizm ile halkların yoksullaştırılmasının ve Irak’tan Afganistan’a, Suriye’den Libya’ya sürdürülen işgallerin devamı ya da durdurulmasıdır!

ÇİN’DEN NATO’YA TEPKİ

Kısacası, bir süredir başta Çin ve Rusya olmak üzere “gelişmekte olan ülkeler”, “emperyalist batı kampının” iradesine boğun eğmeyeceklerini ortaya koymaktadırlar.

Yani Ukrayna’da, Tayvan’da, Suriye’de, Libya’da olanlar, emperyalist Atlantik kampı ile gelişen yeni dünya arasındaki mücadeledir. Gelişmekte olan ülkeler, emperyalizmin saldırdığı bu cephelerden emperyalizme yanıt vermektedirler.

Nitekim Beijing yönetimi de Moskova yönetimi gibi, son açıklamasıyla meselenin bu esas yanına işaret etmektedir. Çin Dışişleri Bakanı Sözcüsü Cao Licien, NATO’nun Avrupa’yı istikrarsızlaştırmasına dikkat çekerek, aynı şekilde Asya’yı ve dünyayı da istikrarsızlaştırmaya çalışmasına tepki gösterdi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in 6-7 Nisan’daki dışişleri bakanları toplantısından sonra Çin’i hedef almasına yanıt veren Çin Dışişleri Sözcüsünün açıklaması şöyle: “Kuzey Atlantik bölgesinin askeri örgütlenmesi NATO, son yıllarda gücünü göstermek ve gerilim yaratmak için Asya-Pasifik bölgesine yönelmeye başladı. NATO bir süredir sınır aşırı girişimlerde bulunuyor ve yeni bir Soğuk Savaş cepheleşmesi yaratmak için yaygara koparıyor. NATO, dezenformasyon yaymayı ve Çin’i hedef alan kışkırtıcı yorumları derhal bırakmalı, ideolojik çizgideki cepheleşmeyi terk etmeli. Avrupa’yı istikrarsızlaştıran NATO, Asya’yı ve dünyayı da istikrarsızlaştırma çabasına son vermeli.”

ABD’Yİ UKRAYNA’DA DURDURMANIN KAZANÇLARI

Özetle, ABD’nin NATO aracılığıyla Amerikan düzenini sürdürebilme hamleleri görülmeden, ne Ukrayna meselesi anlaşılır ne de gelişmekte olan ülkelerin emperyalist kampa boyun eğmeme iradesi kavranır…

ABD Ukrayna cephesi üzerinden atağını sürdürebilirse, yani Rusya ABD’yi Ukrayna’da durduramazsa, önümüzdeki yıllarda Türkiye başta pek çok bölge ülkesi için büyük sorunlar ortaya çıkabilecektir:

– ABD Ukrayna’da durdurulamazsa, Montrö Sözleşmesi barış sağlama özelliğini yitirir, Karadeniz NATO gölü olur, Amerika’nın tek giremediği deniz olan bölge denizimiz yeni çatışmaların alanına döner.

– ABD Ukrayna’da durdurulamazsa, Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan geniş coğrafyada çatışmalar, rejim değişiklikleri, hatta yeni haritalar oluşur.

– ABD Ukrayna’da durdurulamazsa, Pakistan’da “ABD destekli darbe” ile devrilen İmran Han örneklerinin benzerleri Asya’da çoğalır.

– ABD Ukrayna’da durdurulamazsa, Amerikan mali sermaye sınıfının dünya halklarını daha da dizginsizce sömürebilmesinin önü açılacak; halklar daha da yoksullaşacaktır.

Neyse ki Rusya Ukrayna cephesinde ABD’yi durdurabildi!

Dolayısıyla asıl şöyle söylemeliyiz: Rusya, Ukrayna’da ABD’yi durdurarak, aslında önümüzdeki yıllarda Karadeniz’in NATO gölüne ve çatışma alanına dönüşmesini, Kafkasya’dan Orta Asya’ya yeni savaş cephelerinin oluşmasını önlemektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
12 Nisan 2022

5 Yorum

Stratejik kıskaç: Kod 4 Nisan

Önceki yazımda Türkiye’nin Rusyasız ama Polonyalı Karadeniz toplantısının, ABD-İngiltere ikilisinin Polonya merkezli “Küçük Avrupa İttifakı” planıyla uyumuna dikkat çekmiştim.

O toplantının ardından Türkiye bu kez İtalya ve İngiltere savunma bakanlarıyla üçlü görüşme yaptı; Ukrayna’yı ve Akdeniz’i konuştu!

4 Nisan’da Stratejik Mekanizma

4 Nisan’da Türk-Amerikan Stratejik Mekanizması kuruldu. Neden 4 Nisan? Aynı zamanda kuruluş tarihi olduğundan “NATO günü” de olan 4 Nisan, belli ki özellikle seçilmiş. Nitekim NATO günü vesilesiyle hem iktidar NATO’ya bağlılığını teyit eden açıklamalar yaptı, hem de bir kısım muhalefet ABD’ye “biz iktidardan daha NATO’cuyuz” mesajı verdi.

Peki ne yapacak bu Stratejik Mekanizma? ABD’nin teröre desteğine son verecek ve mevcut diğer sorunları mı çözecek? Elbette hayır, Stratejik Mekanizma’nın tek amacı var; ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in 9 Haziran 2021’de ilan ettiği iki hedefi sağlamak: 1. “Türkiye Batı’ya çapalanmış şekilde kalmalı.” 2. “Türkiye’nin, bazı kritik meselelerde ABD ile aynı safta olması sağlanmalı.”

Bu iki hedef, Stratejik Mekanizmanı’nın “stratejik kıskaç” olduğunu resmetmektedir.

4 Nisan’da Büyükelçi Beyaz Saray’da

ABD’nin Türkiye’yi “stratejik kıskaca” almak için 4 Nisan’ı özel olarak seçtiği anlaşılıyor. 15 Mart 2021’de Türkiye’nin Washington Büyükelçisi olarak göreve başlayan Murat Mercan, bir yıldan biraz fazla süre sonra, 4 Nisan 2022 günü ABD Başkanı Biden tarafından ilk kez Beyaz Saray’da kabul edildi!

Aynı zamanda AKP kurucusu da olan Mercan, bir süredir “ABD ile ilişkileri düzeltmenin yolu olarak İsrail ile normalleşme”nin çalışmasını yürütüyordu. Mercan bu süreçte pek çok Yahudi etkinliğine katılarak buralarda hem finans dünyasının hem de Yahudi cemaatinin önemli isimleriyle bir araya gelmişti. Nitekim bu süreçte AKP hükümeti hem İsrail ile normalleşmeye başladı hem de ABD, Doğu Akdeniz’de sponsorluğunu yaptığı EastMed projesine desteğini çekerek, “Türkiyeli çözüme” yöneldi; İsrail ve Yunanistan’ı da bu çözüme yöneltti.

Stratejik Mekanizma toplantısı için Türkiye’ye gelen ABD Dışişleri Müsteşarı Nuland, iki gün sonra Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda şöyle diyordu: “10 yıl beklememize ve bu şeylere (EastMed boru hattı) milyarlarca dolar harcamamıza gerek yok. Gazı şimdi getirmeliyiz. LNG yoluyla gaz taşınması için Türkiye, Yunanistan, Mısır, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum kesiminin geniş perspektifli bir işbirliği içerisinde olması gerekiyor.”

Nuland’ın 4 Nisan’daki Stratejik Mekanizma kuruluşu ve ilk toplantısının ardından 5 Nisan’da ABD Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Marisa Lago başkanlığındaki heyetle yapılan görüşmede, masada “enerji işbirliği” vardı. Toplantının ardından açıklama yayınlayan ABD Büyükelçiliği, “ABD’li şirketlerin Türkiye’yi bölgesel bir merkez olarak gördüğünü” propaganda etti.

4 Nisan haftasında servis edilen mektup

Tam da Stratejik Mekanizma kurulduktan hemen sonra, aslında üç hafta önce ABD Kongresi’ne yazıldığı anlaşılan ABD Dışişleri mektubu basına servis edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı Yasama-Kongre İlişkilerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Naz Durakoğlu’nun imzasını taşıyan 17 Mart tarihli mektupla ABD yönetimi Kongre’ye özetle, “Türkiye’ye F-16 satmalıyız” diyordu. Neden mi? Mektupta şöyle gerekçelendirilmiş:

1. “Türkiye, F-35 programından çıkartılarak S-400 konusunda gereken bedeli ödedi. F-16 satışı, ABD’nin ulusal güvenlik çıkarlarıyla uyumlu ve NATO’nun uzun vadeli birliğine hizmet edecek.”

2. “F-16 satışıyla, Türkiye’nin Ukrayna’ya desteği ve savunma bağları, ‘bölgede kötü niyetli nüfuza karşı önemli bir caydırıcılık’ olacak.”

ABD’nin Avrupa hegemonyası hedefi

Özetle tablo şudur: ABD, Avrupa hegemonyasını sürdürebilmek üzere bir süredir İngiltere, Baltık ve Doğu Avrupa ülkeleri işbirliği üzerinden yürüttüğü “Avrupa güvenlik mimarisini inşa” çabasına, Türkiye’yi de dahil etmeye çalışıyor.

ABD, “stratejik özerklik” isteyen, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diyen Fransa-Almaya eksenine karşı hareket ediyor; Ukrayna krizini bu hedef için de kullanıyor.

İşin kötüsü, Ankara’da bunu “ABD’yle restorasyon” fırsatı olarak gören ve pozisyon alanlar var!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Nisan 2022

1 Yorum

Akar’ın Rusyasız Karadeniz girişimi

Önceki gün tuhaf bir altılı toplantı vardı. Telekonferans yöntemiyle yapılan toplantıya altı ülkenin savunma bakanları katıldı ve Karadeniz’i görüştü.

Karadeniz’e kıyısı olan altı ülke bulunduğundan yanlış bir çağrışım yapabilir; altılı toplantıda altı Karadeniz ülkesi yoktu, beş Karadeniz ülkesi vardı: Türkiye, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Romanya.

Ya altıncı ülke? Karadeniz’le ilgisi olmayan Polonya!

Akar’ın mayın toplantısı

Hulusi Akar’ın Milli Savunma Bakanlığı’nın internet sitesindeki açıklamasına göre bu altılı toplantı, Türkiye’nin davetiyle ve koordinasyonunda yapılmıştı.

Yine Akar’ın açıklamasına göre Ukrayna’da acil ateşkes ihtiyacı, sivillerin tahliyesi ve diplomatik çözüm çabaları konuşulmuş ve esasa geçilmiş: “Görüşmede, mayınla mücadele dâhil Karadeniz’de barış, sükûnet ve istikrarın korunması için işbirliğinin önemi bir kez daha dile getirilmiştir.”

Türkiye neden böyle bir toplantıya ev sahipliği yaptı? Rusya’sız altılı Karadeniz toplantısı ne anlama geliyor? Sorgulayalım:

Rusyasız ama Polonyalı Karadeniz işbirliği!

1. Öncelikle Akar’ın bu toplantısı, Ankara’nın Ukrayna ile Rusya arasında yürüttüğü diplomatik çözüm çabalarını gölgeler nitelikte. Zira toplantıda taraflardan biri var ama diğer yok. Dolayısıyla taraflara tarafsız davranılmamış oldu.

2. Türkiye kıyılarına da vuran mayın konusu, açıklığa kavuşmuş değil. Ukrayna Rusya’yı, Rusya Ukrayna’yı suçluyor. Konunun uzmanlarına göre mayınların Ukrayna’ya ait olma olasılığı yüksek, zira Rusya kendi gemilerini gönderdiği yere neden mayın döşesin? Akar, bu altılı mayın toplantısıyla pratikte Ukrayna’nın tezine yaslanmış oldu.

3. Konu Karadeniz’de işbirliği ise neden Rusya yok? Rusya savaş nedeniyle çağrılmadıysa, Ukrayna neden çağrıldı? Bu haliyle toplantı Karadeniz’de işbirliği ama “Rusya’ya karşı işbirliği” mesajı vermiş oluyor.

4. Akar’ın Karadeniz toplantısında Karadeniz ülkesi Rusya yokken, Karadeniz’le ilgisi olmayan Polonya neden var?

Bu soru, bizi bu toplantının ana sponsoruna götürecek türden bir sorudur. Şundan:

Polonya ve Küçük Avrupa İttifakı

Rusya, ABD ve NATO’dan güvenlik garantileri talep ederek bir anlaşma yapmak istediği süreçte, Avrupa’da bir “Küçük İttifak” oluşturuldu: İngiltere, Polonya ve Ukrayna.

Bu “Küçük Avrupa İttifakı”, Almanya ve Fransa’nın ABD-İngiltere ikilisini Ukrayna konusunda frenleme çabasına karşı ortaya çıktı. Berlin-Paris ekseni, NATO’nun Ukrayna cephesine sürülerek Avrupa’nın yangın yerine dönüşmesine itiraz ediyordu. Nitekim bu eksen, ABD’nin Rusya’ya yaptırımlarına da direndi, örneğin enerji yaptırımlarına katılmadı.

Bu süreçte, Polonya’ya NATO silahları taşınmasından yabancı asker transferi geçiş sahası olmasına kadar pek çok görev dayatıldı. (Bu durum, Varşova yönetimi içinde kırılmalar yarattıysa da, Polonya esas olarak ABD-İngiltere stratejisine eklemlendi.)

Özetle, Rusya’yı kuşatmak adına Ukrayna’yı ateşe atan ABD-İngiltere, Baltık bölgesinden Karadeniz’e inen hat boyunca Polonya’yı hedeflediği “uzun savaşın” cephesi yapmaya çalışıyor. ABD bu nedenle müzakereleri baltalıyor, bu nedenle savaşı bitirmenin değil uzatmanın taktiklerini uyguluyor.

ABD-İngiltere stratejisiyle uyumlu

Bu durum haliyle Avrupa güvenliğinin şekillenmesinde iki ana strateji doğuruyor: Bir tarafta ABD’nin Doğu Avrupa’ya yerleşerek Rusya ile Batı Avrupa’yı ayırması, diğer tarafta da coğrafyanın gereği olarak Avrupa ile Asya’nın “bölünmez ve ortak güvenliği.”

Meseleye bu büyük stratejik hedefler düzleminde bakılınca, Akar’ın Rusyasız altılı Karadeniz toplantısı, ABD-İngiltere stratejisiyle uyumlu görünüyor. Almanya-Fransa eksenli Batı Avrupa’ya karşı İngiltere, Polonya ve Ukrayna’dan oluşan “Küçük Avrupa İttifakı”na, Türkiye’nin ve Karadeniz ülkelerinin eklemlenmek istendiği görülüyor. Böylece Karadeniz ve Doğu Avrupa ile Batı Avrupa’yı ABD adına dengeleyerek Büyük Avrasya Ortaklığı’nın önlenmesi hedefleniyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Nisan 2022

1 Yorum

Tunus, İhvan, Macaristan, NATO

İki meclis feshi yaşandı bu hafta: Biri Pakistan’da, diğeri Tunus’ta.

Pakistan’da başbakanın çağrısıyla cumhurbaşkanının meclisi feshetmesini hafta başında yazmıştık. Pakistan yönetimi bu hamlesiyle ABD’nin darbe girişimini -şimdilik- püskürtmüştü.

Diğer meclis feshi ise Tunus’taydı. Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in bu son kararı, özü itibariyle İhvan’a (Müslüman Kardeşler) karşı yürüttüğü ve 25 Temmuz’da hükümeti feshederek başlattığı mücadeleyi sürdürmek.

Yani Pakistan’da ABD darbe girişimine karşı, Tunus’ta ise İhvan’a karşı bir siyasal tutum var.

Tunus’la İhvan krizi

Bir süredir mezhep ve İhvan temelli dış politikayı terk ettiği savunulan AKP hükümeti için, bu iki gelişme bir turnusol kâğıdı görevi gördü.

Erdoğan, Tunus’ta cumhurbaşkanının meclisi feshetmesine sert tepki gösterdi ve darbe olarak niteledi! Tunus devleti de Erdoğan’ın açıklamasına sert tepki gösterdi. Tunus Dışişleri Bakanlığı, açıklamayı “içişlerine kabul edilemez bir müdahale” olarak değerlendirdi. Ayrıca Tunus Dışişleri Bakanı Othman Jerandi, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile telefonda görüştüğünü ve Erdoğan’ın yorumlarını reddetmek üzere Türk büyükelçisini çağırdıklarını açıkladı.

Özetle, Erdoğan yine İhvan için bir ülkeyle daha kriz yarattı!

Dahası, yine İhvan nedeniyle ilişkilerin bozulduğu Mısır’la normalleşme aranan şu süreçte, İhvan nedeniyle Tunus’la kriz yaşamak, kaçınılmaz olarak Kahire-Ankara adımlarını baltalayacaktır.

İktidar ve muhalefet NATO’culuk yarışında

Neyse ki Erdoğan, Pakistan’daki meclis feshi konusunda bir açıklama yapmadı!

4 Nisan kuruluş tarihi vesilesiyle NATO’culuk propagandalarının zirve yaptığı, ABD’yle ilişkileri düzeltmek için Ukrayna krizinin fırsata dönüştürülmeye çalışıldığı ve Türk-Amerikan Stratejik Mekanizması’nın kurulduğu şu günlerde, Pakistan’daki Amerikancı darbe girişimini boşa düşüren meclis feshine itiraz, Ankara’nın Moskova ve Tahran’dan başlayarak Pekin’e kadar uzanan siyasetlerini sıkıntıya sokabilirdi zira…

Bu arada önemli bir not: İktidarın Amerikancılık/NATO’culuk gazına bastığı şu günlerde, CHP dahil altılı muhalefetin bazı bileşenlerinin de benzer şekilde Amerikancılık/NATO’culuk gazına basması, muhalefetin Washington’a “biz iktidardan daha çok NATO’ya bağlıyız” özetli mesajlar vermesi, iki kere tuhaf.

Birinci tuhaflık şurada: Amerikan düzeni değişiyor. ABD Genelkurmay Başkanı Milley’in de son olarak önemle belirttiği gibi, “Çin ve Rusya yeni bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyor.”

İkinci tuhaflık da şurada: Türk halkı da anketlerde bu eğilimi yansıtan turumlar sergiliyor. Örneğin Ukrayna krizinde ABD/NATO’nun sorumlu olduğunu belirtenler, Rusya’nın sorumlu olduğunu belirtenlerden iki kat fazla. Kısacası Amerikancılık Türkiye’de kaybediyor.

Ancak iktidar da ve daha tuhaf şekilde muhalefet de, NATO’culuk yarışında!

Macaristan’da NATO’culuk kaybetti

Macaristan seçimleri ile Türkiye’de yapılacak seçimleri “tek adama karşı 6 partili muhalefet bloğu” üzerinden benzerlik kurarak yorumlanmasına genel olarak karşıyım. Zira iki ülke arasında en başta ekonomi düzleminde büyük fark var.

Ama ille de bir karşılaştırma yapılacaksa, muhalefetin çıkarması gereken ders üzerinden bir değerlendirme yapılabilir.

Orban Macaristan’da 6’lı muhalefete karşı yine kazandı çünkü:

1) Orban iktidarı Ukrayna krizinde, Rusya’ya yaptırımlarda, NATO’nun Ukrayna’da frenlenmesinde olumlu bir rol oynadı. Tersine Macaristan 6’lı muhalefeti ise NATO’culuk yaptı!

2) Macaristan’ın 6’lısı, Orban’ın karşısına eski bir Orban’cıyı çıkardı!

Buradan hareketle bir Macaristan-Türkiye karşılaştırması yaparsak, Türkiye’deki muhalefetin başarısı NATO karşıtı pozisyon almasında (en azından NATO’culuk yapmamasında) ve Erdoğan’ın karşısına eski Erdoğancı bir ismi ya da Erdoğan’ın pek çok seçimde eskittiği bir ismi sürmemesindedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Nisan 2022

2 Yorum

Goldman Sachs ve IMF’nin dolar endişesi

CRI Türk’teki 8 Mart tarihli makalemin başlığı şöyleydi: “Yaptırım, yapanı da vurur.”

Bugün 5 Nisan ve daha bir ay dolmadan, yaptırım, yapanı da vuruyor; hem de en önemli yerden: Doların rezerv konumunu kaybetme riski üzerinden…

GOLDMAN SACHS: DOLARIN EGEMENLİĞİ RİSK ALTINDA

Harry Robertson imzalı Business Insider haberine göre, Goldman Sachs dolar uyarısı yaptı.

Finans kapitalin en önemli aktörlerinden olan ABD yatırım bankası Goldman Sachs, doların egemenliğini kaybetme riski altında olduğu ve İngiliz sterlini gibi daha düşük bir oyuncu haline gelebileceği konusunda uyarı açıkladı. Goldman Sachs ekonomistleri Cristina Tessari ve Zac Pandl, doların düşmeden önce İngiliz sterlininin karşılaştığı zorluklara benzer bir dizi zorlukla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiyor.

Goldman Sachs’ın 31 Mart’ta yayımladığı araştırma raporu şu noktalara dikkat çekiyor:

– ABD artan dış borçlarla birlikte kötüleşen bir “net dış varlık pozisyonuna” sahip.

– ABD’nin büyük bir mal ithalatçısı olmasından kaynaklanan büyük borçları, özel bir sorun oluşturabilir.

– Rezerv para birimi ihraç edenlerin borcunun GSYİH’ye göre büyümesine izin verilirse, sonunda yabancılar daha fazlasını elinde tutmak konusunda isteksiz hale gelebilir.

– ABD’nin Rusya’ya sert yaptırımları, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin dolardan uzaklaşmaya çalışabileceği endişelerini artırdı.

IMF: DOLAR EGEMEN REZERV PARA KONUMUNU KAYBEDEBİLİR

Sadece finans kapitalin bu en önemli kurumu değil, bizzat IMF de benzer uyarıları yaptı.

IMF Başkan Yardımcısı Gita Gopinath, Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle ABD dolarının egemen rezerv para konumunu kaybetme tehdidi altında olduğunu belirtti.

31 Mart’ta Financial Times’a konuşan IMF Başkan Yardımcısı, Rusya’ya yaptırımların dolara zarar verebilecek daha parçalı bir küresel sistem yaratabileceğini söyledi. Ayrıca Gopinath dünya ticaretinde diğer para birimlerinin kullanımının artmasının, ulusal merkez bankalarının ellerindeki döviz rezervlerini dolar pahasına çeşitlendirmesine neden olacağını söyledi.

Dahası IMF Başkan Yardımcısına göre Rusya’ya yaptırımlar, kripto para ve Merkez Bankalarının dijital para birimleri kullanımını arttıracağını vurguladı.

ASYA EKONOMİLERİNİN ULUSAL PAR ATAĞI

Durum tam da Goldman Sachs ve IMF Başkan Yardımcısının dediği gibi…

ABD’nin Avrupa’yı da zorlayarak uyguladığı Rusya’ya yaptırımlar, son birkaç yıldır yavaş yavaş konuşulan “ticarette ulusal paraların kullanılması” konusunu, Doğu ve Güney ülkeleri adına hızlandırdı.

Çin, Rusya, Hindistan, İran ve Türkiye gibi ülkelerin son birkaç yıldır ikili ticaretlerinde uygulama hedefi ilan ettikleri konu, şimdi bizzat ABD’nin “yaptırım hatasıyla” hızlanarak hayata geçiyor.

Birkaç örnek anımsatmak gerekirse:

– Rusya, önce sattığı doğalgazı ama ardından da sattığı tüm ürünleri dolar ya da avro ile değil, ruble ile satacağını ilan etti.

– Rusya ile Hindistan, ikili ticaretlerini ulusal paralarıyla yapmak üzere bir mekanizma kurma çalışması başlattı.

– Dünyanın en önemli petrol üreticilerinden Suudi Arabistan, Çin’e sattığı petrolü yuan ile satmayı görüşüyor. Suudi petrolünün dörtte birinden fazlası Çin’e satılıyor.

JP MORGAN: DOLARDA UZUN YILLAR SÜRECEK DÜŞÜŞ BİZİ BEKLİYOR

Goldman Sachs ve IMF’nin açıkladığı endişeler, kuşkusuz ABD’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımların hızlandırdığı doların egemenliğini yitirme riskine işaret ediyor. Ancak bu aslında yeni bir durum değil. Ukrayna krizinden ve ABD’nin bu büyük yaptırım saldırısından önce de doların egemenliği risk altında görülüyordu…

Örneğin 2019 yılında, doların dünya rezervlerindeki payının, son 20 yılın minimumu olan yüzde 61.7’ye düşmesi üzerine, neoliberal sistemin önemli aktörlerinden JP Morgan şu uyarıyı yapmıştı: “Dolarda uzun yıllar sürecek düşüş bizi bekliyor” (25.7.2019).

JPMorgan Chase’in baş ekonomisti Jim Glassman’ın uyarısı şöyleydi: “Önümüzdeki yıllarda küresel ekonomi, ABD’nin ve doların hakimiyetinden çıkarak, daha çok Asya’nın hüküm sürdüğü bir sisteme geçiş yapacak. Döviz bağlamında bu durum, doların, altının da dahil olduğu diğer dövizlerin sepetine göre ucuzlayabileceğini gösteriyor.”

Amerikan para araştırmaları şirketi A.G. Bisset Associates LLC’nin CEO’su Ulf Lindahl, JP Morgan’ın bu uyarısından bir süre önce olası felakete dikkat çekmişti: “Dolar çökecek” (17.10.2018).

TEK PARA DÜZENİNİN SONU

Sonuç olarak, tek kutuplu dünya düzeninin ve buna paralel doların egemen olduğu iktisat düzeninin yerini çok merkezli dünya düzeni ile ulusal paraların öne çıktığı iktisat düzeni alıyor…

Ekonominin merkezinin Atlantik’ten Asya-Pasifik’e kaymasıyla başlayan süreç, “adil ve demokratik” bir yeni dünya düzenini müjdeliyor.

Kuşkusuz sancılı olacak, elbette emperyalist ABD’nin karşı-saldırıları sürecek ancak her halükârda yeni bir dünya kuruluyor…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
5 Nisan 2022

1 Yorum

Pakistan’da darbe, Kazakistan’da suikast girişimi

Ukrayna meselesini, ABD’nin Rusya’yı NATO aracılığıyla kuşatma/boğma girişimine karşı bir “yarma harekâtı” olarak değil de, egemen bir devlete yönelik işgal girişimi olarak yorumlayan kesimler için uyarıcı nitelikte iki olay oldu.

O iki olay ile Ukrayna arasında bir bağ kurabilmek için ABD’nin Rusya’yı batısından ve güneyinden hangi hatlar ile kuşatmaya çalıştığını anımsatmalıyım: Baltık bölgesinden başlayan, Doğu Avrupa’dan Batı Karadeniz’e inen, oradan Karadeniz boyunca Gürcistan üzerinden Kafkaslara uzanan ve şartlar oluştuğunda Kazakistan’a ve Orta Asya’ya ulaştırılmaya çalışılan hat. Ki ABD’nin Çin stratejisi de, Orta Asya, Pakistan ve Hindistan ile Hint Okyanusu’na inen, oradan da Japonya’ya kadar uzanan geniş bir yay ile Çin’i kuşatmak şeklinde.

Artık bahsettiğimiz o iki olaya geçebiliriz:

ABD’nin İmran Han rahatsızlığı

ABD yönetimi 8 Mart’ta, Pakistan’ın Washington Büyükelçisine verdiği bir mektupla darbe girişiminin düğmesine bastı. Mektupta özetle “İmran Han giderse Pakistan affedilecek, aksi halde sonuçları olacak” mesajı vardı. Peki ABD neden Pakistan Başbakanı İmran Han’dan memnun değildi? Sıralayalım:

1. Pakistan, tıpkı Hindistan gibi, BM’deki Rusya karşıtı oylamada çekimser kaldı.

2. İmran Han, Rusya’nın yalnızlaştırılmaya çalışıldığı bu süreçte Moskova’yı ziyaret etti. (Ki ABD’li yetkililer mektupta İmran Han’ın ordu ve dışişlerine rağmen Rusya’yı ziyaret ettiğini iddia ediyordu.)

3. Pakistan, ABD’nin Afganistan sonrası için stediği üsse izin vermedi. Hatta İmran Han, ABD’nin Afganistan savaşına destek verilmesinin büyük hata olduğunu bile söyledi.

4. Pakistan, Rusya’ya karşı başlatılan ABD yaptırımlarına katılmadığı gibi, benzer tavrı gösteren Hindistan’ı da övdü.

5. İmran Han, Rusya’yla ilişkileri bozması için Batılı diplomatların kendisine yazdığı mektuba tepki gösterdi ve “Bu zamana kadar kimseye boyun eğmedim, ulusumun da eğmesine izin vermeyeceğim” yanıtını verdi.

Pakistan bu kez darbeyi önledi

ABD’nin “tehdit mektubu” üzerine, İmran Han’ın başbakanlığını yaptığı koalisyon hükümetini destekleyen toplam 12 vekile sahip üç parti, koalisyondan ayrıldığını ve muhalefet bloğuna geçtiğini ilan etti. 178 üyeli koalisyon böylece 166 üyeye düştü. Meclis çoğunluğu için gereken sandalye sayısı ise 172’ydi. 28 Mart’ta Mecliste “güvensizlik oylaması” önergesi 161 oyla kabul edildi ve 3 Nisan’da hükümetin düşürülmesi kararlaştırıldı.

İmran Han, ABD’nin darbe girişimine karşı destekçilerini alanlara çağırdı. Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Kamar Cavid Bacva, “ABD ile iyi ilişkiler istediklerini ancak bunun diğer ülkelerle ikili ilişkileri riske atma uğruna olamayacağını” belirtti. Diğer yandan İmran Han, ABD darbesi girişimini boşa düşürmek için, Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi’ye çağrı yaparak Meclisi feshetmesini ve erken seçime götürmesini istedi.

3 Nisan günü Pakistan Meclis Başkan Yardımcısı Kasım Suri, Anayasa’nın 5. maddesine dayanarak güvensizlik oylamasını reddetti. Ardından da Cumhurbaşkanı Arvi Meclisi feshetti.

Kazakistan’da suikast planı çökertildi

Kazakistan’da biliyorsunuz 2022’nin ilk günlerinde, işçilerin grevlerini ve haklı eylemlerini kullanıp yönünü saptırarak, ABD destekli bir turuncu darbe yapılmaya çalışılmıştı.

Ancak sponsorun o başarısızlığın ardından boş durmadığı anlaşılıyor: Kazakistan Milli Güvenlik Komitesi’nin açıklamasına göre, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nı hedef alan ve yabancı bir istihbarat servisine çalıştığı ortaya çıkarılan bir suikastçı yakalandı.

ABD baskısına rağmen Rusya’yla ilişkilerini bozmayan Belarus Cumhurbaşkanı Lukaşenko ile benzer pozisyonda olan Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in son iki yılda birer kez turuncu darbe girişimine, birer kez de suikast girişimine uğraması tesadüf değil elbette.

İşte Rusya’nın Ukrayna üzerinden ABD kuşatmasına müdahale etmesini tüm bu gelişmeleri birlikte değerlendirerek ve ABD/NATO’nun kuşatma stratejisi içinde yorumlamak gerekir. Aksi halde içeriksiz ve apolitik bir “savaş karşıtlığı” tuzağına düşülür.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2022

2 Yorum

Adil ve demokratik yeni düzen

Ukrayna krizi üzerinden artık şu üç tezi ileri sürebilirim:

1) Beş merkezli (ABD, Çin, AB, Rusya, Hindistan) dünya düzeni inşasını başlattı.

2) Asya’nın sorunlu ilişkilerinin çözümünde kolaylaştırıcı rol oynamaya başladı.

3) Doların egemenliğinin sonunun başlangıcı oldu.

ABD-İngiltere’nin Hindistan endişesi

İlk tezim olan “beş merkezli yeni düzeni” uzun süredir yazıyorum. 2019 tarihli Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımda ve bu köşedeki sayısız makalemde ayrıntılı inceledim. O nedenle bugün üstünde durmayacağım. Yalnız 30 Mart’taki Afganistan’a komşu ülkeler toplantısında, Rusya ve Çin dışişleri bakanlarının stratejik ortaklığı daha ileri düzeye taşıma ve “adil ve demokratik yeni bir dünya düzeni kurma” iradesine vurgu yapmalarına dikkat çekeyim…

Ardında da ikinci ve üçüncü tezlere etkisi bakımından, beş merkezden Hindistan’a kısaca mercek tutayım. İşe İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’ın şu açıklamasıyla başlayayım: “Hindistan ile ilişkileri güçlendirmek hiç olmadığı kadar önemli çünkü daha güvensiz bir dünyada yaşıyoruz” (1.4.2022).

Anglosakson dünyası adına yapılan bu açıklama, ABD’nin nihai hedefi olan Çin’e karşı Hindistan’ı, stratejisine eklemleme hedefiyle ilgili. Hindistan’ı “kazanamayan” bir ABD’nin Asya’da Çin’e karşı şansı yok. ABD bu nedenle Asya-Pasifik stratejisini Hint-Pasifik stratejisi ismiyle güncellemiş, o nedenle Hindistan, Japonya ve Avustralya’yla dörtlü grubu olan QUAD’ı güçlendirmeye çalışmış, o nedenle Çin-Hindistan tarihi sorunlarını kaşımaya çalışmış, hatta sırf Hindistan’ı bu stratejiye eklemlemek için bu ülkenin Rusya’dan S-400 alımını bile yaptırım dışı tutma sinyali vermişti.

Asya’daki sorunlar çözülüyor

Ancak Ukrayna kriziyle birlikte tersi bir eğilim ortaya çıkmaya başladı. ABD’nin “tarihin yanlış tarafında yer almayın” uyarısına rağmen, Hindistan yaptırıma uymadı ve Rusya’yla petrol anlaşması imzaladı, yeni alım anlaşmalarını da görüşüyor. Başta ilaç şirketleri olmak üzere Hint şirketleri, Rus pazarından çekilen batılı şirketlerin yerini almak istiyor. Rusya ve Hindistan, ulusal para birimleriyle ödeme yapmayı sağlayan bir mekanizma üzerinde çalışıyor.

Diğer yandan Hindistan ile Çin, 2020’de çatışmaya dönüşen sınır ihtilafı üzerine tam 22 aydır sürdürdükleri görüşmelerde, Ukrayna krizi sürecinde bir geçici mutabakata vardılar (13.3.2020). Öte yandan Ukrayna krizi süreci, Hindistan ile Pakistan arasında sıcak mesajlaşmalara sahne oldu. Örneğin Rusya’ya yaptırımlara katılmayan Pakistan, komşusu Hindistan’ın da aynı tutumu almasını övdü. Örneğin 11 Mart’ta Hindistan’dan atılan ve Pakistan’a düşen füze, bu kez Batı’nın beklentisinin tersine, bir tarafın “yanlışlık oldu” özrüyle ve diğer tarafından da anlayışla karşılamasıyla soruna dönüşmeden çözüldü.

Yani Ukrayna krizi, Asya’nın sorunlu ilişkilerinde kolaylaştırıcı bir fonksiyon oldu.

IMF: Doların egemenliği risk altında

Dolar ile Ruble-Yuan çarpışması” başlıklı makalemde şu tezi öne sürmüştüm: “Ukrayna kriziyle birlikte, doların egemenliğinin zayıflayacağı, ulusal paraların ticarette önem kazanacağı ve alternatif finans sistemlerinin hayata geçeceği bir döneme girmiş olduk.”

IMF’den bu tezi doğrulayan bir açıklama geldi. Kuşkusuz IMF bunu düzen değişikliği bağlamında bir endişe görerek, uyarı niteliğinde yapıyor…

IMF Başkan Yardımcısı Gita Gopinath, Ukrayna krizi nedeniyle Rusya’ya uygulanan finansal yaptırımların, ABD dolarının hakim rezerv para konumunun yavaş yavaş yok olması tehdidi yarattığını açıkladı (31.3.2022).

Rusya’nın “hasım ülkelere” doğalgaz ve petrolü Ruble ile satma kararı ve Suudi Arabistan’ın Çin’e petrolü Yuan ile satma teklifi, doların egemenliğini hızla etkileyecek iki çok önemli gelişme olarak önümüzde duruyor.

Sonucun sonucu olarak; tek kutuplu dünya, tek para düzeniydi, doların saltanatıydı; çok merkezli dünya inşası, tek para düzenini de adım adım değiştirmeye başlıyor. “Adil ve demokratik” bir yeni dünya düzeninin zemini, öncelikle adil ve demokratik bir iktisat düzenidir zaten…

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Nisan 2022

1 Yorum

Abromoviç’in rolü, Kalın’ın pozisyonu

Başında beri “Ukrayna sonuç, NATO’nun genişlemesi neden” demiştik. Rusya, Ukrayna’nın NATO üyesi yapılmamasını, tarafsız statüde kalmasını istiyordu. Bunun için ABD’ye güvenlik anlaşması taslağı da sundu. Ancak kabul edilmedi ve Rusya bunu, bu kez silahla yapma yoluna gitti.

Rusya şartlarını kabul ettiriyor

İstanbul’daki Ukrayna-Rusya müzakereleri, Moskova’nın bu şartlarını artık Kiev’e kabul ettirdiğini ortaya koyuyor. Nitekim Zelenski NATO’yu yanında bulamayınca, daha ilk günden itibaren “NATO üyeliği artık hayal” demeye başlamıştı. Moskova şimdi Ukrayna’nın tarafsızlık statüsünü anayasasına işletmeye zorluyor. Kiev ise bunu hem referanduma ama hem de garantörlerin garantisine bağlamaya çalışıyor. Bu garantörlük meselesini açacağız ancak müzakerede kabul ettirilen diğer konuları da sıralayalım:

İstanbul müzakerelerine göre Ukrayna; 1) herhangi bir askeri bloka üye olmayacak, 2) hiçbir tarafla askeri işbirliği yapmayacak, 3) yabancı askerleri topraklarında bulundurmayacak, 4) nükleer silahsız ülke olacak. Karşılığında da Rusya, Ukrayna’nın AB üyesi olmasına karşı çıkmayacak. Bu şartların karşılıklı kabul edildiği anlaşılıyor.

Ukrayna diğer yandan Kırım ile Donbass konularının güvenlik garantilerinin dışında kalmasını kabul ediyor ama konuyla ilgili müzakerelerinin sürmesini talep ediyor. Bu elbette Zelenski yönetiminin “kabul durumunu” içeriye anlatması için zaman kazanma çabası olarak da yorumlanabilir.

Garantörlük sorunu

Türkiye’yi de asıl ilgilendiren konu ise Ukrayna’nın kabul ettiği Rus şartlarına karşı 8-9 ülkeden garantörlük istemesidir. Ukrayna heyetinin sıraladığı garantörler şunlar: BMGK’nin dört üyesi olarak ABD, Çin, İngiltere ve Fransa ile Kanada, Almanya, Polonya, İsrail ve Türkiye…

Ukrayna, tıpkı NATO’nun 5. şartı gibi bir bağlayıcılık istiyor ve bir saldırı karşısında garantör ülkelerin askeri destek garantisi vermesini masaya sürüyor. Aslında bakarsanız konunun hassasiyeti, muhatabın Rusya’dan önce bu 8-9 ülkenin olmasını gerektiriyor. Zira bu garantörlüğe Ankara dışında henüz gönüllü olan da yok. Kaldı ki iktidarın gönüllülüğü de yetmez; konunun içeriği TBMM kararını, hatta referandumu bile gerektirecek durumda çünkü…

Sorunlar şunlar: Birincisi, bu adı geçen 8-9 ülke, bir saldırı karşılığında Ukrayna’da askeri destek güvencesi verebilecek mi? Verebilecek olsaydı, 24 Şubat’tan bu yana zaten veremez miydi? İkincisi, bu 8-9 ülke tek tek mi garantör olacak, yoksa kolektif garantörlük mü olacak? Bağlayıcılığı ne olacak? Örneğin tek tek garantörlük durumunda, diğerlerinin savaşa dahil olmaktan vazgeçmesi halince, garantörlüğü uygulamaya soyunan ülkenin yalnız kalma riski var. Üçüncüsü, Ukrayna’ya garantörlük, Türkiye ile Rusya’nın ilişkilerini şimdiden bozmayacak mı?

Kısacası görünen o ki garantörlük konusu öyle kolayca sonuçlanabilecek bir konu değil herkes açısından.

ABD barış istemiyor

ABD’nin müzakerelerle ilgili pozisyonu ise daha çok sonuçlanmasını arzulamadığı izlenimi veriyor. Örneğin İstanbul müzakeresinin ortasında Doğu Avrupa’ya asker ve uçak gönderme kararı açıklıyor. Örneğin müzakereden hemen önce Rusya’da rejim değişikliği isteğini ilan ediyor. Örneğin Rusya’nın müzakereleri kolaylaştırmak adına Kiev operasyonlarını durdurmasını karşısında “Rusya birliklerini yeniden konumlandırıyor” diyerek müzakereleri torpillemeye çalışıyor.

Kuşkusuz Moskova yönetimi de Washington’un bu tutumunu görüyor. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov geçen hafta “ABD savaşın bitmesini istemiyor” derken de, dün “Batı, Ukrayna’da ‘ikinci Afganistan’ yaratmaya çalışıyor” derken de o turuma işaret ediyordu.

Müzakerelerin en dikkat çeken yanı ise Abromoviç gibi Sovyet emekçilerinin birikimlerine çökerek zenginleşen bir oligarkın, “kolaylaştırıcı” sıfatıyla görüşmede yer almasıydı. Abromoviç’in rolünü olumlayan Moskova adına da, Kiev adına da, Ankara adına da vahim bir durum bu.

Diğer bir vahim durum ise Ukrayna müzakere heyetinin bile Kırım konusunu kabullenmeye gittiği süreçte, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Amerikan medyasına konuşarak “Ukrayna Kırım’ın ilhakını kabul edemez” mesajı vermesiydi! Ukrayna heyetinden çok Ukraynacılık gibi görünen bu çizgi, aslında Amerikancılıktı!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
31 Mart 2022

1 Yorum

Avrupa güvenliğinin inşası sorunu

Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, sadece ABD’nin NATO aracılığıyla genişlemesini durdurmakla kalmadı aynı zamanda ABD’nin SSCB dağıldıktan sonra Avrupa güvenlik mimarisini şekillendirme çabasına da son verdi.

ABD, Yugoslavya’yı sekiz parçaya bölerek başladığı inşa çalışmasını, Doğu Avrupa ve Baltıklarda da devam ettirmişti. Şimdi o süreç bitti.

Avrupa güvenlik mimarisinin yeninden şekillendirilme sorunu var sırada. Kimlerle ve nasıl peki?

BÖLÜNMEZ GÜVENLİK

Bu durum haliyle ve öncelikle “bölünmez güvenlik” anlayışının Avrupa düzleminde kabul edilmesini gerektirecek. Zira SSCB’nin dağılmasından bu yana “bölünmez güvenlik” ilkesi uygulanmıyor.

Nedir bölünmez güvenlik? Kabaca bir devletin güvenliğinin herkesin güvenliği olması demektir, bir devletin güvenliğine zarar vererek kendi güvenliğini sağlayamayacağın demektir.

ABD 30 yıldır Rusya’nın güvenliğini hiçe sayarak Avrupa güvenlik mimarisini inşa etmeye çalışıyordu. Çünkü temel hedefi güvenli Avrupa değil, Rusya’yı teslim olmaya, geri çekilmeye ve hatta parçalanmaya itmekti.

İşte Rusya’nın Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu ve müzakere etmek istediği 9 maddelik “güvenlik anlaşması” taslağı da bu nedenleydi. ABD Rusya’nın güvenlik talebini reddetti, Rusya 24 Şubat 2022’den beri kuvvet kullanarak sağlamaya çalışıyor.

RUSYA’NIN ÜÇ HEDEFİ

Rusya’nın hedefleri öncelikle ve esas olarak Ukrayna’nın NATO üyeliğinin gündemden kalkması, Ukrayna’nın tarafsızlık statüsüne dönmesi ve bunu Anayasa’sına işlemesi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, 24 Şubat’tan bu yana hemen her gün yaptığı açıklamayla “NATO üyeliğinin artık hayal olduğunu gördüğünü” söyledi. En sonunda, tarafsızlık statüsünün ele alınabileceğini de açıkladı.

Rusya’nın ikinci hedefi, komşuları ve NATO üyeleri olan Baltık ülkelerinin NATO üslerinden ve yabancı asker varlığında vazgeçmesi. Kabaca bu ülkelerin NATO’ya siyasi üyeliğinin sürmesi ama askeri boyutunun olmaması gibi…

Rusya’nın üçüncü hedefi de, Doğu Avrupa’daki doğrudan Rusya’yı hedef alan saldırı silahlarının kaldırılması.

Bu şartlar altında Avrupa’nın güvenliği, Avrupa’nın da bir parçasını oluşturan Rusya’yla birlikte sağlanabilecektir. ABD’nin Rusya’ya rağmen ve Rusya’yı hedef alarak güvenlik inşası çabası, Avrupa’yı yeniden bir büyük savaş riskiyle karşı karşıya getirdi.

Dolayısıyla artık sorun Avrupa’nın lider ülkelerinin, Almanya ve Fransa’nın, Avrupa’nın güvenliğini Rusya’yla birlikte inşa edip etmeyecekleri konusudur. Kuşkusuz bu ABD’yi kenarda tutmak anlamına geleceği için zordur ve engebeli bir yoldur. Ancak savaşsız Avrupa için de başka bir yol yoktur.

BORRELL’İN ÜÇ MESAJI

Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi toplantına katılan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in mesajları, gelecek açısından ipuçları veriyor.

Borrell’in ilk mesajı, Rusya’ya yaptırımların başarılı olamayacağı gerçeğiyle ilgiliydi ve şöyle diyordu: “Dikkatli olmalıyız. Rusya’ya karşı bu geniş uluslararası destek sonsuza kadar sürecek sağlam bir destek olacağından o kadar da emin olamayız. Körfez bölgesinden geliyorum. Birçok dışişleri bakanıyla görüşmeler yaptım. BM Genel Kurulu oylaması sonrası durum çantada keklik sayılamaz.”

Borrell’in ikinci mesajı Balkanlarla ilgiliydi. Avrupa savaş tarihi açısından Doğu Avrupa’yla birlikte değerlendirmek gereken Balkanlar’ın bu özelliğinden olsa gerek, Borrell Sırbistan’a dikkat çekiyordu. AB adayı Sırbistan’daki “inanılmaz derece” yüksek Rusya etkisine işaret eden Borrell, “Batı Balkanlar’daki ülkelerde istikrarın korunmasının Avrupa güvenliği için önemli olduğu” belirtiyordu.

Borrell’in üçüncü mesajı, Ukrayna krizinin Atlantik dünyası dışındaki etkisiyle ilgiliydi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Afrika’da Rusya’nın etkisine, Rusya’nın Çin’e yakınlaşmasına ve Hindistan’ın pozisyonuna Avrupa ülkelerinin dikkatle eğilmesi gerektiğini söylüyordu.

GÜVENLİK MİMARİSİNİN ÖZNELERİ

Borrell haklı. Zira Washington, “Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı NATO’yu ve Batı’yı birleştiriyor” propagandası yapıyordu ancak tersinden Asya da birleşiyordu. Hindistan’ın aldığı tutum, stratejik düzlemde ABD için en büyük kayıptı örneğin…

Kaldı ki NATO’nun ve Batı’nın birleştiği de yoktu. Tersine NATO birleşemediği, Biden’ın ifadesiyle “NATO içindeki farklılıklar aşılamadığı” için ABD NATO’yu Ukrayna’da devreye sokamamıştı. Macaristan ve Hırvatistan gibi ülkeler çok açık olarak o durumda NATO’dan çekilebileceklerini dile getirmişlerdi. Diğer yandan Almanya, Fransa ve Türkiye gibi ağırlığı olan ülkeler de ABD’nin NATO’yu kullanmasına karşıydılar.

Öte yandan AB’nin kabul edilen “stratejik pusulası”, Ukrayna krizi nedeniyle ittifaka atıflarda bulunsa da hâlâ 2016’dan beri adım adım yükselen “stratejik özerklik” hedefini koruyor. Yani Almanya-Fransa liderliğindeki Avrupa, ABD’den stratejik özerk olmayı, Avrupa’nın güvenliğini Avrupa ordusu kurarak sağlamayı, Çin ve Rusya’yla bağımsız ilişkiler sürdürmeyi istiyor.

İşte Avrupa güvenlik mimarisini Avrupa yararına inşa edecek zemin de bu anlayıştır. Ukrayna’nın tarafsız ülke statüsüyle açılacak yol, bu perspektifle, Almanya ve Fransa’nın Rusya’yı da dahil ederek bir Avrupa güvenlik mimarisi inşasını zorunlu kılmaktadır. Dahası Türkiye de, -ama Avrupacı değil, Avrasyacı bir çizgiyle- bu sürecin aktif bir öznesi olabilir. Ki bu Türkiye’nin de Amerikancılıktan arınması demek olacaktır.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
29 Mart 2022

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın