Putin şah çekti
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 22/02/2022
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Donetsk ve Lugansk cumhuriyetlerini tanıyarak ABD ve İngiltere’ye, eşzamanlı olarak her iki cumhuriyetle işbirliği ve karşılıklı yardım anlaşmaları imzalayarak Kiev’e şah çekti.
Tabloya ABD açısından bakılırsa, NATO’yu Rusya’ya doğru genişletme stratejisini artık daha fazla ilerletemeyeceği sınıra ulaştı. Rusya’ya karşı cephe ülkesi yapmak üzere kışkırttığı Gürcistan’ı da Ukrayna’yı da koruyamadı.
Tabloya ABD’nin stratejisine araç olanlar açısından bakılırsa; Gürcistan’ın NATO üyeliği girişimi 2008’de Güney Osetya ve Abhazya’nın kopmasıyla, Ukrayna’nın NATO üyeliği girişimi ise 2014’te Kırım’ın, 2022’de Donetsk ile Lugansk’ın kopmasıyla sonuçlandı.
ABD UKRAYNA’YI KULLANIYOR
Kiev yönetiminin Gürcistan/2008’den ders çıkarmaması, bu ülkeye pahalıya mal oldu. ABD, Ukrayna’da 2014 yılında yaptığı darbe ile Rusya’yla iyi ilişkiler yürütmek isteyen hükümeti yıkıp, yerine Batıcı/NATO’cu bir yönetim getirebildi ancak devamında Moskova’nın hamlelerini önleyemedi. Kırım’ın Ukrayna’dan ayrılması ve bir referandumla Rusya’ya katılması, ardından Donetsk ve Lugansk’ın da benzer eğilime girmesi karşısında ABD Ukrayna’yı savunamadı.
Ukrayna yönetimi, Almanya ve Fransa’nın girişimiyle, Rusya’yla Minsk Protokolü imzalayarak gidişatı frenleyebildi. Ancak devamında yine ABD’nin kışkırtmasıyla imzaladığı protokolün gereğini yapmadı, Donetsk ve Lugansk’a “özel statü” konusunu uygulamadı.
Sonrasında ABD, Baltık bölgesinden Karadeniz’e inen ve Rusya’yı batısından kuşatan cephenin tam merkezinde Ukrayna’yı kullanmayı hızlandırdı. Ukrayna ABD adına cepheye sürüldükçe, ekonomisi tahrip oldu.
ABD son olarak 2021 yılının kasım ayından itibaren Ukrayna merkezli bir kışkırtma ile Avrupa’yı yeniden denetimine alma ve Rusya ile Almanya Arasındaki Kuzey Akım 2 projesini durdurma hamlesi başlattı.
UKRAYNA TUZAĞA DÜŞTÜ
Rusya ABD’nin bu yeni saldırısı karşısında iki şey yaptı:
1) ABD ve NATO’dan, Washington’un 1991’de Moskova’ya verdiği sözü tutarak, artık daha fazla kendisine doğru genişlememesini istedi. Bu amaçla Washington ve Brüksel’den yazılı garantiler istedi. ABD ve NATO ise ortada Rusya’ya verilen “yazılı” bir söz olmadığını, isteyen her ülkenin NATO’ya üye olmasının yolunun açık olduğunu savunarak, üç ay boyunca Rusya’yı oyalamaya çalıştı.
2) Rusya bu süreçte Ukrayna’yı Minsk Protokolü’nün gereğini yapmaya çağırdı. Özellik o protokolün altında imzası olan Almanya ve Fransa’dan Ukrayna’yı zorlamasını istedi.
Ve sonunda, 21 Şubat 2022 gecesi Putin Minsk Protokolü’ne göre Kiev’in “özel statü” vermesi gereken iki bölgeyi, bağımsız cumhuriyetler olarak tanıdığını ilan ederek Washington’a, Londra’ya ve Kiev’e şah çekti.
UKRAYNA İÇİN ÇIKIŞ YOLU
Artık Ukrayna’nın önündeki seçenek, NATO’cu/Batıcı çizgi yerine bölgeci bir çizgi izleyerek Avrupa düzleminde barış aramaktır.
Kiev yönetiminin önündeki seçenek, ABD’nin Dombass (Donetsk ve Lugansk bölgesi) gerginliğini Rusya’ya karşı bir koz olarak kullanma girişimine izin vermemesidir; iç barışı sağlamaya dönük hamle yapmasıdır.
Ukrayna’nın hâlâ komşularıyla barış içinde yaşama şansı vardır ve bunu kullanmalıdır. Ukrayna halkının çıkarı ABD stratejisine eklemlenmekten değil, tarihi bağları olduğu komşularıyla barış içinde yaşamaktan geçmektedir.
İNGİLİZ ARŞİVİNDEN ÇIKAN TARİHİ BELGE
Hep belirttik: Bu, Ukrayna-Rusya krizi değil, ABD-Rusya mücadelesidir, ABD’nin Rusya’yı kuşatma stratejisi sorunudur, NATO’nun o ABD stratejisi gereği genişleme hedefi sorunudur.
Oysa SSCB’nin dağıldığı süreçte, bu konu Washington ile Moskova arasında ele alınmış, Doğu Almanya’nın Federal Almanya’yla birleşmesi dışında, NATO’nun doğuya kesinlikle genişlemeyeceğinin sözü verilmişti. Yeltsin dönemi Rusya’sının zayıflığından yararlanan ABD o sözünü tutmadı ve adım adım Rusya’ya doğru genişledi. Putin bu konuyu her gündeme getirdiğinde de ABD’den “yazılı” bir metin olmadığı gerekçesiyle NATO’nun genişlemesi savunuldu.
Gerçi “yazılı” bir belge olmasına da gerek yoktu; zaten Soğuk Savaş boyunca pek çok kritik konu, “sözlü” anlaşmalarla ele alınmıştı; sözler üzerinden Türkiye’yi de ilgilendiren nükleer krizler savuşturulabilmişti. Ancak aslında ABD’nin Rusya’ya verdiği sözlerin “yazılı” belgesi de vardı. İşte onlardan biri önceki gün ortaya çıktı:
O belge, Boston Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Doç. Joshua R. Itzkowitz Shifrinson tarafından İngiltere Ulusal Arşivi’nde bulundu. Federal Almanya’nın başkenti Bonn’da, Mart 1991’de, ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya’nın dışişleri bakanlığı siyasi direktörleri arasında yapılan Orta ve Doğu Avrupa güvenliği konulu toplantının tutanağı olan o belge, NATO’nun Almanya’nın doğusuna genişlemeyeceği konusunda SSCB’yle anlaştığını ortaya koyuyor.
Belgeye göre Almanya Dışişleri Bakanlığı Siyasi Direktörü Jürgen Chrobog şöyle diyor. “2+4 müzakerelerinde, NATO’yu Elbe’nin ötesine genişletmeyeceğimizi açıkça ifade ettik. Bu nedenle, Polonya ve diğer ülkelere NATO üyeliği teklif edemeyiz.”
Belgeye göre ABD’li temsilci Raymond Seitz da aynı fikirde olduğunu belirtiyor: “2+4 müzakerelerinde ve diğer müzakerelerde Sovyetler Birliği’ne, Sovyet birliklerinin Doğu Avrupa’dan çekilmesinden fayda sağlama niyetinde olmadığımızı açıkça belirttik. … NATO doğuya resmi ve gayri resmi olarak genişlememelidir.”
DER SPIEGEL YAYIMLADI
İşte bugün yaşanan “Ukrayna krizi”nin kökleri buradadır; ABD’nin verdiği sözü tutmayarak, yaptığı anlaşmayı çiğneyerek, adım adım NATO’yu Rusya sınırına ilerletmesi kaynaklıdır. Dolayısıyla geniş plandan ve 30 yıllık zaman ölçeğinden bakıldığında, ABD’nin saldırgan, Rusya’nın ise savunma pozisyonunda olduğu görülecektir.
Şu son notumuzla bitirelim yazımızı: İngiltere Ulusal Arşivi’nden bulunan bu tarihi önemdeki belge, Almanya’nın ünlü Der Spiegel dergisi tarafından yayımlandı ve dünya kamuoyuna duyuruldu!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
22 Şubat 2022
ABD, Ukrayna kriziyle Montrö’yü delme peşinde
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/02/2022
Türkiye açısından Ukrayna krizi, her şeyden önemlisi, Montrö Sözleşmesi’nin değerini ortaya koyması bakımından derslerle doludur. 104 emekli amiralin bu süreci öngörerek toplumu aydınlatan o açıklaması da bu yönüyle tarihe geçecek. Kuşkusuz o açıklamadan ulusal çıkarları bir yana bırakarak iç siyaset malzemesi çıkaranlar ve 104 amirale soruşturma açtıranlar da tarihe geçecek!
Üç gün sonra, 24 Şubat 2022’de Çağlayan Adliyesi’nde duruşması yapılacak o dava, bir yönüyle Türkiye’nin önündeki bu büyük sorun karşısında iki zıt bakışın, iki zıt anlayışın tarih sahnesinde sergilenmesi olacak.
Türkiye-SSCB işbirliği
Türkiye ile SSCB, iki ayrı kampta yer almalarına ve ABD’nin tüm kışkırtmalarına rağmen, Soğuk Savaş boyunca Karadeniz’i bir barış denizi olarak koruyabildiler. Bunda iki önemli etken vardı:
Birinci etken, kökleri Atatürk ile Lenin’in dostluk anlaşmasındaki statüydü. Bu öyle bir statüydü ki, Türkiye’nin en sağcı, en Amerikancı iktidarları bile sıkıştıklarında o statüye dayanarak özellikle sanayi işbirliği konusunda Moskova ile çalışabiliyordu.
İkinci etken ise Montrö rejimiydi. Bu sözleşme sayesinde Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen ABD’nin Karadeniz’e girme taleplerini frenliyor; ABD’nin Türkiye’yi ateşe atacak, SSCB’ye karşı kışkırtıcı hamlelerini kesebiliyordu.
Montrö Sözleşmesi’ne vakıf emekli büyükelçiler ile emekli amirallerin tarihi nitelikteki uyarıları, işte Soğuk Savaş boyunca bir barış denizi olması sağlanmış Karadeniz’in bu özelliğini koruyabilmek içindi.
Ergenekon-Balyoz, Karadeniz’e de kumpastı
Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin Karadeniz’e girme baskısı arttı, Soğuk Savaş boyunca Türkiye’nin direnci nedeniyle Karadeniz’de yapılamayan NATO tatbikatları başladı. Özellikle 2004’te Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya üye yapılmasıyla, ABD Karadeniz’de sürekli varlık bulundurabilmeyi umdu. Ancak ABD’nin bu çabası, Ankara’nın “Karadeniz, Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin konusudur” çizgisi üzerinden savuşturuldu; Türk Deniz Kuvvetleri’nin öncülüğündeki Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) ve Karadeniz Uyumu Harekatı gibi araçlar/eylemler, işte o çizginin gereğiydi. (O süreçte rol almış Deniz subaylarımızın Ergenekon/Balyoz kumpasları ile tasfiye edilmesini, bugün 104 amirale açılan soruşturmayla birlikte değerlendirin lütfen.)
SSCB dağıldıktan ve Bulgaristan ile Romanya da NATO’ya üye yapıldıktan sonra bile Türkiye’nin ABD kışkırtıcılıklarını Karadeniz’de frenleyebilmesinin en önemli mekanizması Montrö Sözleşmesi oldu.
Kanal İstanbul sorunu
ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’ı da ekleyerek, 6 Karadeniz ülkesinden 5’ini NATO üyesi yapması, Karadeniz’i bir “NATO gölü” yapabilme hedefini kolaylaştıracaktır. Bu sadece Rusya’yı değil, sonuçları itibariyle Türkiye’yi de büyük sorunlarla karşı karşıya getirecektir. O nedenle Ukrayna ve Gürcistan’ın üyeliğine karşı çıkmak, Rusya kadar, doğuracağı riskler nedeniyle Türkiye’nin de çıkarınadır!
ABD’nin Karadeniz’de sürekli varlık bulundurabilmek için fırsat gördüğü konulardan biri de Kanal İstanbul’dur. “Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesine tabi olmayacağından NATO gemileri kısıtlamaya uğramadan Karadeniz’e girebilecektir” şeklindeki görüşler ABD’de başta Foreign Affairs olmak üzere önemli dergilerde işlenmekte; eski askerler, diplomatlar ve analistler tarafından dillendirilmektedir.
Dahası ABD şimdi Ukrayna krizini fırsata çevirerek, yine önce emekli generalleri üzerinden (ABD’nin Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Emekli Org. B. Hodges) sondaj yaparak, Türkiye’nin Rusya’ya boğazları kapatması gerektiğini işlemektedir. Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Bodnar’ın “Türkiye’den, boğazları kapatmasını ve Rus kuvvetlerinin Karadeniz’e girmesini engellemesini isteme hakkımız var” demesi de Amerikan görüşünün içindedir.
ABD bir taşla iki kuş vurmak peşindedir; hem Montrö’yü delmek hem de Türkiye-Rusya işbirliğini Ukrayna üzerinden sabote etmek istemektedir.
Ne yapmamalı?
1) Karadeniz’de savaş riskini azaltmanın teminatı olan Montrö rejimi sıkı sıkıya korunmalıdır. ABD’nin bu rejimi değiştirebilmek için fırsat gördüğü Kanal İstanbul projesi hayata geçirilmemelidir. Montrö,Ukrayna’da savaş riski azaltmanın ötesinde, Karadeniz’in bir barış denizi kalmasının da teminatıdır.
2) ABD’nin Karadeniz’i NATO gölü yapma stratejisinin doğuracağı riskler nedeniyle Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine onay verilmemelidir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Şubat 2022
İlk aşamayı Putin kazandı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 19/02/2022
Ukrayna merkezli ABD-Rusya küresel güç mücadelesinin ilk aşamasını Putin kazandı. İlk aşama, Rusya’nın ABD ve NATO’ya verdiği 9 maddelik anlaşma taslağı önerisini 17 Aralık 2021’de dünya kamuoyu ile paylaşmasıyla başladı. ABD ve NATO bir süre geçiştirdikten sonra, 27 Ocak 2022’de Rusya’nın önerisine yazılı yanıt vermek zorunda kaldı. Ancak Rusya’nın aksine ABD, yanıtını kamuoyuyla paylaşmayacağını belirtti. Rusya, 17 Şubat 2022’de ABD’nin yanıtına yanıt vererek, güç mücadelesinin ilk perdesini kapatmış oldu.
Rusya’nın yanıta yanıtı
Moskova’nın yanıtındaki mesajlar şöyle:
– ABD Rusya’nın tekliflerinin paket niteliği taşıdığını göz ardı edip, özellikle “uygun konular” seçip, bunları da kendisine avantaj sağlayacak şekilde bükmesi kabul edilemez.
– Rusya’nın paket niteliği taşıyan talepleri tam olarak karşılanmalıdır: 1) NATO’nun daha fazla genişlemesi reddedilmeli, 2) “Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyesi olacağı” belirtilen “Bükreş formülü” geri çekilmeli; 3) NATO askeri kabiliyeti/altyapısı Rusya-NATO Kurucu Senedi’nin imzalandığı 1997 yılındaki duruma geri döndürülmeli; daha önce SSCB’de yer alan ve NATO üyesi olmayan devletlerin topraklarında askeri üsler kurulması reddedilmeli.
– Ukrayna NATO’ya üye olursa, Rusya-NATO çatışması riski var. Minsk protokolü uygulanmalı ve Ukrayna’ya silah sevkiyatı durdurulmalı.
– ABD bağlayıcı garantiler vermediği taktirde, Rusya askeri-teknik önlemler de dahil, uygun karşılıklar verecek.
Kiev: NATO üyeliği şansımız azaldı
1) Yanıttan da görüleceği üzere kritik konu, Ukrayna’nın NATO üyeliği. Putin, ilk aşamada Ukrayna’nın NATO üyeliğini rafa kaldırtmış oldu. İkinci aşamada da bunun olmayacağının yazılı garantisini ABD/NATO’dan almayı hedefliyor.
Nitekim Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, ülkesinin NATO üyeliği şansının azaldığını söyledi (17.2.2022). Zelenskiy, bunun iki nedeni olduğunu açıkladı: Birincisi Rusya’nın, Ukrayna’nın NATO üyeliğine direnmesi, ikincisi de NATO içindeki bazı üye ülkelerin tutumu…
Zelenskiy isim vermiyor ama kastettiği ülkeler belli: Başta Almanya ve Fransa olmak üzere, Hırvatistan’dan Macaristan’a bazı NATO ülkeleri… Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un Zelenskiy ile ortak basın toplantısında, “Ukrayna’nın NATO üyeliği konusu şu anda gündemde değil” demesi, Kiev’in umudunu bitirmişti.
Washington şimdi ara bir formül olarak, Ukrayna’nın NATO’ya üye olmayacağı konusunda yazılı garanti vermeye direnerek, “Ukrayna zaten NATO’ya üyelik şartlarını yerine getirecek durumda değil” deyip, konuyu, uygun zamanda indirmek üzere rafta tutma taktiği izleyecek. İşte Putin ile Biden arasındaki mücadelenin ikinci aşaması bu olacak.
Avrupa bölündü, NATO’da kırılma
ABD-Rusya mücadelesinde kritik konunun Ukrayna’nın NATO üyeliği olduğunu belirttik ancak yine Putin’in istediğini belli oranda aldığı başka önemli konular da var elbette:
2) Rusya, NATO içinde kırılma oluşturdu; ABD ile Almanya-Fransa ikilisini karşı karşıya getirdi. Bu Biden’ın “transatlantik ilişkileri restore etme” hedefini de zayıflattı.
3) Diğer yandan Avrupa, Almanya-Fransa ve İngiltere-Polonya eksenli olarak bölündü. İngiltere, Polonya ve Ukrayna ile Avrupa içinde “üçlü ittifak” kurduğunu ilan etti.
4) ABD, Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım 2 projesini durduramadı. Alman sermaye sınıfı Rusya ve Çin’le 20 yıldır geliştirdiği ilişkileri daha da derinleştirme hedefinde. ABD’nin İngiltere ve Avustralya ile kurduğu AUKUS ittifakı, zaten Fransa sermayesine darbe vurmuştu. Fransızların İngilizlerde yaşadığı deniz, balıkçılık, göç sorunları da cabası…
Frattini: Putin haklıydı
Aslında ilk aşamanın sonucunu en net ifade eden isim İtalya Devlet Konseyi Başkanı Franco Frattini oldu: “Putin, 2007 yılında, Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, tek kutupluluğunun yani ABD’nin her yerde düzeni belirleyen küresel bir polis haline geldiği görüşün üstesinden gelinmesini söylediğinde haklıydı” (15.2.2022).
Evet, Çin ve Rusya, ABD’nin küresel polisliğine son verdi!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
19 Şubat 2022
Amerikan üçgeni: İsrail-BAE-AKP
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/02/2022
Erdoğan, 14-15 Şubat 2022’de Birleşik Arap Emirlikleri’ndeydi. Erdoğan BAE’deyken, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un 9-10 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret edeceği duyuruldu. Erdoğan-Herzog zirvesi hazırlığı için de Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Sedat Önal an itibariyle İsrail’de.
Yani AKP iktidarının İsrail ve Körfez’le normalleşmesi, ABD’nin Trump döneminde başlattığı Körfez-İsrail normalleşmesini “bütünleyen” bir çizgide ilerliyor.
Peki AKP iktidarı bu “normalleşmeye” neden girişti?
Sıcak para ihtiyacı
Erdoğan, 2023 sürecine hem ekonomide hem de siyasette krizlerle girdi. Erdoğan’ın bu şartlarda iktidarını koruyabilmesi “sıcak para” bulabilmesine bağlı. Sıcak para da siyasi destekle mümkün…
Erdoğan’ın “normalleşme” hamlesinin ekonomi-politiği budur.
AKP iktidarının Körfez sermayesine, İsrail ve Körfez’in de İran’a karşı Türkiye desteğine ihtiyacı var. Bu ikisinin arasında ise Körfez sermayesi, kriz fırsatında daha da ucuzlamasını umduğu “Varlık Fonu” şirketlerinin pususuna yatacak.
MİT-MOSSAD operasyonları
“İran’a karşı Türkiye desteği” konusu ise sahada yaşanıyor:
– “İran İstihbaratı’nın 9 kişilik suikast hücresiyle İsrailli işadamı Yair Geller’e düzenlemek istediği gizli suikastı MİT engelledi” (Odatv, 11.2.2022).
– “İsrail´in Channel 12´sinin haberine göre, İsrail İstihbarat Teşkilatı (MOSSAD) son 2 yılda Türkiye´deki İsrail vatandaşlarına yönelik 12 terör saldırısının engellemesine yardım etti” (Şalom, 14.2.2022).
İsrail’e ayarlı musluklar
AKP iktidarı 20 yılda özelleştirmelerle, yabancılaştırmalarla, kamu ihaleleri üzerinden yandaş şirketlere büyük sermaye transferleriyle, koalisyondaki tarikat ve cemaatlere vakıflar üzerinden belediye kaynakları aktarımıyla, MB rezervlerini eriterek bugünkü ekonomi tablosunu ortaya çıkardı. Büyük kriz içindeki ekonomiyi düzeltmek ve 2023 için gerekli sıcak parayı bulabilmek, elbette sadece Körfez sermayesiyle mümkün değil.
AKP bu nedenle döne döne Londra tefecilerine ve New York bankerlerine koşuyor. Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin Londra temasları da, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi (AKP kurucusu) Murat Mercan’ın IMF ve Dünya Bankası yetkililerinden Yahudi fon temsilcileriyle temaslarına kadar tüm faaliyetleri, sıcak para amaçlıdır. Londra tefecilerinin ve New York bankerlerinin açacağı musluklar ise İsrail’e ayarlı!
ABD memnun
ABD Türkiye’nin BAE’yle ve İsrail’le normalleşmesinden çok memnun. ABD bu normalleşmelerin parçası olarak gördüğü Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki geri adımlarından da memnun.
Çünkü ABD, Blinken’in belirttiği şekilde “Türkiye’nin Batı’ya çapalanmış şekilde kalması” ve “bazı kritik meselelerde ABD’yle aynı safta olmasının sağlanması” peşinde (9.6.2021).
AKP iktidarı ise “sorunsuz çember” diye isimlendirdiği bu yeni normalleşme hamlelerinden çifte kazanç umuyor: Hem sıcak para ama hem de ABD’nin elinde olan başta Halkbank davası gibi kartlarda kolaylık.
Asıl ihtiyaç: Şam’la normalleşme
Hegemonyası zayıflayan ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azaldığı ve Rusya ile Çin’in bölgedeki ağırlığının arttığı şartlarda, Washington, İsrail-Körfez-AKP üçgenini yararlı bir ittifak olarak görüyor. ABD için bu üçgen hem İran’ın bölgedeki nüfuzunu kırabilmesi bakımından ama hem de Türkiye’nin İran ve Rusya’yla gelişmekte olan ilişkisini dengeleyebilmesi açısından önemli…
ABD’nin kırmızı çizgisi, Türkiye’nin Suriye’yle normalleşmesidir. Çünkü Ankara-Şam anlaşması, Moskova ve Tahran desteğiyle birlikte, Washington’un Ortadoğu planlarını boşa çıkaracak niteliktedir. ABD bu nedenle İdlib’i Türk-Rus ilişkilerini sabote edebilecek konu olarak değerlendirmeye çalışıyor.
Bu bile Ankara açısından asıl yapılması gerekene işaret ediyor: Ankara-Şam anlaşması, geniş Doğu Akdeniz-Ortadoğu düzleminde anahtar fonksiyonundadır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Şubat 2022
Ukrayna’nın NATO üyeliği sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 15/02/2022
Tekrar pahasına, girişi bir kez daha şu gerçekle yapalım: Yaşanan Ukrayna-Rusya krizi değil, ABD-Rusya krizidir; ABD’nin NATO’yu Rusya sınırlarına genişletmeye çalışma sorunudur.
Moskova, çok açık bir şekilde “Ukrayna’ya NATO üyeliği vaadinden vazgeçilmesini” istiyor. Bu, tansiyonu hızla düşüreceği gibi, daha geniş bir düzlemde, Avrupa’nın güvenliği konusuna da önemli katkı yapacaktır.
NATO’NUN DOĞU’YA GENİŞLEME SORUNU
SSCB’nin dağılmasının ve Varşova Paktı’nın ortadan kalkmasının ardından, ABD elbette NATO’yu dağıtmadı! Hatta Moskova’ya verdiği söze rağmen, NATO’yu genişletmeyi sürdürdü. Üstelik ABD açıkça SSCB’yi kuşatan hattı daha da daraltmayı önüne hedef koydu:
İlk etapta, 1999 yılında Varşova Paktı’nın üyelerini, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’yı NATO’ya katarak doğuya-Rusya’ya doğru genişledi.
İkinci etapta, 2004’te hem Varşova Paktı üyelerini ama daha önemlisi eski SSCB ülkelerini; Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı NATO’ya üye yaparak, iyice Rusya’ya doğru yaklaştı.
ABD’nin üçüncü etaptaki hedefi de Rusya’nın en önemli komşusu Ukrayna ile Kafkasya’daki kilit ülke Gürcistan’ı NATO’ya üye yaparak, Rusya sınırına yerleşmekti. (Bu etapta Arnavutluk, Hırvatistan, Karadağ, Kuzey Makedonya NATO’ya üye oldular.)
İşte meselenin esası ABD’nin bu yayılmacı ve saldırgan stratejisidir.
ALMANYA UKRAYNA’NIN NATO ÜYELİĞİNE SOĞUK
Ukrayna’nın NATO üyeliğini, kağıt üzerinde hemen her NATO üyesi desteklemesine rağmen, gerçekte sadece ABD, İngiltere ve bazı Baltık ülkeleri destekliyor. Almanya ve Fransa’nın bu konuya çok sıcak bakmadığı ortada.
Konu, Almanya Başbakanı Scholz ile Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenskiy’nin ortak basın toplantısında da gündeme geldi. Zelenskiy NATO üyesi olmak istediklerini yineledi. Scholz ise Ukrayna’nın NATO üyeliği konusunun şu anda gündemde olmadığını vurguladı (Deniz Berktay, Cumhuriyet, 15.2.2022).
Zelenskiy’nin şu sözleri ise Ukrayna açısından NATO üyeliği konusunda tablonun pek de aydınlık olmadığına işaret ediyordu: “Maalesef bu konuya netlik getiremiyorum. Çünkü maalesef her şey Ukrayna’ya bağlı değil. Ukrayna’nın AB’ye, sınırlarını güçlendirmeye, ittifakın geleceğine, hedeflerimize ilişkin taleplerini çok iyi biliyorsunuz. Bunun ülkemizin isteği olması ve ülkemizin doğusunda savaşın yaşanması dışında, NATO üyeliğini, güvenliğimizi ve toprak bütünlüğümüzü sağlamak için istiyoruz. Bu, Ukrayna Anayasasında belirtildi.”
Rusya’nın da bu konuda geri adım atmayacağı görülüyor; zira Moskova, kendi güvenliği açısından Ukrayna’nın NATO üyeliğini kırmızı çizgi görüyor. Batı’ya, ama özellikle Almanya-Fransa merkezli Avrupa’ya da şu mesajı veriyor: Rusya’nın güvenliği pahasına bir Avrupa güvenliği mümkün değil!
NATO İÇİNDE UKRAYNA KIRILMASI
Ukrayna’nın komşusuyla sınır ve toprak sorunu sürdüğü müddetçe NATO’ya üye olması olası değil.
Bu durum, NATO içinde hem Ukrayna’nın üyeliğine destek konusunu ama ondan daha önemlisi, ABD’nin NATO’yu Rusya’ya karşı Ukrayna cephesine sürebilme hedefini zayıflatıyor. (Kaldı ki NATO üyelerinin, NATO üyesi olmayan Ukrayna’ya savunma desteği verme yükümlülüğü elbette yok.)
Nitekim Biden bunu başaramadığını gördü ve “NATO içinde bu konuda farklılıklar var” dedi. Ki konu farklılıklardan öteydi. Örneğin NATO üyesi Hırvatistan, bir savaş halinde askerlerini NATO’dan çekeceğini ilan etti. Dolayısıyla Biden yönetimi, Rusya’ya karşı Ukrayna cephesine AB’yi de NATO’yu de süremez hale geldi.
UKRAYNA İÇİNDE NATO ÜYELİĞİ ÇATLAĞI
Aslında Ukrayna içinde de NATO üyeliği konusu bir “ulusal hedef” niteliği taşımıyor. Tersine bir kesim, Rusya’yla sürekli kriz halinde yaşamanın gerekçesi olacak NATO üyeliğine soğuk bakıyor.
Ukrayna içinde bu konuda bir çatlak olduğuna işaret eden en önemli işaret, Ukrayna’nın İngiltere Büyükelçisi Vadim Pristayko’nun çıkışıydı. Pristayko, Kiev’in NATO’ya katılma girişimlerini yeniden değerlendireceğini açıkladı. Kiev yönetimi büyükelçiden bu sözlere bir açıklık getirmesini istedi.
Pristayko bir süre sonra yaptığı yeni açıklamada, NATO üyeliğine dair sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtti. Fakat yanlış anlamaya işaret ederken bile, başka ödünler vermeye hazır olduklarını ifade etti.
Pristayko, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Şu anda NATO üyesi değiliz ve savaştan kaçınmak için birçok ödün vermeye hazırız, Ruslarla görüşmelerde de bunu yapıyoruz. Bunun NATO’yla bir ilgisi yok, üyelik başvurusu anayasada mevcut.” (14.2.2022).
Kremlin, Pristayko’nun çıkışının, Kiev’in kavramsal dış politik bakışını taşımadığını belirtti. Fakat Kremlim Sözcüsü Peskov ekledi: “Hiç şüphesiz, Ukrayna’nın NATO üyeliği fikrinden kayıt altına alınmış, teyit edilmiş bir şekilde vazgeçmesi, Rusya’nın çekinceleri için daha anlamlı bir yanıt hazırlanmasını sağlayacak bir adım olurdu.”
Kısacası, sadece Ukrayna’yı değil, Karadeniz üzerinden ülkemizi de, bir bütün olarak Avrupa’yı da, yansımaları ile tüm dünyayı da etkileyen Ukrayna krizinin merkezindeki NATO üyeliği sorunu konusundaki son tablo böyle…
Ukrayna’nın NATO üyeliği sorununun ortadan kalkması, en çok sürekli savaş iklimi altında yaşamak zorunda bırakılan Ukrayna halkını mutlu edecektir….
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
15 Şubat 2022
ABD’nin savaş kışkırtıcılığının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/02/2022
Son üç aydır sıkça sorulan soruya verdiğim yanıt, bugün de geçerli: Savaş olasılığını hâlâ çok zayıf görüyorum.
Üç aydır sürdürülen “savaş ha çıktı, ha çıkacak” kışkırtıcılığı, ABD-İngiltere ikilisinin gerilimi tırmandırarak Avrupa’yı stratejilerine eklemleme çabasından başka bir şey değil.
Kışkırtıcılığın gereğini yap(a)mayan ABD!
Savaş olasılığının zayıf olmasını sadece Moskova’dan gelen “Bize bağlıysa, savaş çıkmayacak” açıklamalarına dayandırmıyorum elbette. “Rusya saldıracak” kışkırtıcılığı yapan ABD-İngiltere ikilisinin o kışkırtıcılığın gereğini yap(a)mayan şu hamleleri de çok önemli gösterge:
– ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Ukrayna’da görev yapan Amerikalı 160 askerin ülkeden ayrılarak Avrupa’nın başka bir yerinde görevlendirilmesine karar verdi.
– İngiltere’nin Silahlı Kuvvetler Bakanı James Heappey, Ukrayna’daki tüm İngiliz askerlerinin çekileceğini açıkladı.
– NATO Genel Sekreter Yardımcısı Mircea Geoană, Rusya-Ukrayna krizinde NATO’nun askeri olarak Ukrayna’ya dahil olmayacağını belirtti.
– Beyaz Saray, Biden yönetiminin Ukrayna’ya asker gönderme niyetinin olmadığını açıkladı.
– Biden, ABD ve Rusya askerlerinin karşı karşıya gelmemesi gerektiğini, çünkü bunun “dünya savaşı” olacağını söyledi.
Ukrayna’nın düşmemesi gereken tuzak
Sürekli “Rusya Ukrayna’yı işgal edecek” kışkırtıcılığı yapan ama Rusya’ya karşı Ukrayna’yı “korumanın” gereğini de yapmayan ABD-İngiltere stratejisinden en çok ders çıkarması gereken Ukrayna’dır.
Kiev yönetiminin, yavaş yavaş bu “savaş kışkırtıcılığı” yüklü tablodan rahatsız olduğu anlaşılıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy’nin geçen günlerde “Savaş çıkacakmış gibi gösterilmesi ekonomimize zarar veriyor. Rusya ile daha önce yaşadığımız gerginlikten fazlasını görmüyoruz” demesi, bugün de “Rusya’nın 16 Şubat’ta Ukrayna’yı işgal edeceğine dair madem yüzde 100 bilgi var, bu ek bilgileri bize de sunun” demesi önemli…
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nun o “istihbaratla” ilgili açıklamasını Kiev yönetimi iyi not etmeli: “ABD, 2 aydır her gün Ukrayna’nın, Rusya’nın saldırısına uğramak üzere olduğunu söylüyor. Ukrayna Devlet Başkanı ve bu ülkenin silahlı kuvvetler temsilcileri 2 aydır ellerinde böyle bir bilginin olmadığını söylüyorlar, şimdi de kayıtsız olmayanlardan bilgi paylaşmasını istiyorlar. Bloomberg, Der Spiegel ve adı açıklanmayan Amerikan kaynakları dışında kimsede böyle bilgi yok.”
Çözüm zemini: Minsk II protokolü
Rusya Ukrayna’yı işgal niyetinin olmadığını açıkladı. Ukrayna Rusya’yla savaş istemiyor. Almanya-Fransa eksenindeki Avrupa da savaşa karşı; AB bölünmüş durumda. NATO da bu konuda bölünmüş durumda.
Özetle ABD-İngiltere ikilisinden başka savaş isteyen yok; ABD-İngiltere ikilisinin de AB’siz, NATO’suz savaş isteyebilecek kapasitesi yok!
ABD-İngiltere Ukrayna’yı ateşe atarak, en fazla doğusunu kaptırdıkları ülkenin, karşılığında batısına yerleşmeyi umuyordur ki, bu da hem Ukrayna açısından en kötü sonuçtur hem de “asıl konu” açısından yeni sorundur.
Nedir asıl konu? Hep söyledik: Konu Ukrayna-Rusya sorunu değil, ABD-Rusya sorunudur; ABD’nin NATO’yu Rusya sınırlarına doğru genişleterek bu ülkeyi sıfır hattından kuşatma hedefidir.
Almanya ve Fransa bunu gördüğü için ABD stratejisine fren koymaya çalışıyor; Rusya ve Çin’le, ABD stratejisinden bağımsız ilişki geliştirmeyi sürdürmek istiyor.
Dolayısıyla Avrupa/Avrasya düzleminde kalarak soruna bir çözüm bulabilmek açısından başvurulacak zemin hâlâ Minsk II protokolüdür. ABD’nin o protokolü sulandırmaya çalışması, krizden anlaşma çıkmasını istemediği içindir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
14 Şubat 2022
AKP’nin adamı Trablus’tan Tobruk’a geçti
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/02/2022
Tobruk’taki Temsilciler Meclisi, Trablus’taki hükümetin eski İçişleri Bakanı Fethi Başağa’yı başbakan seçti. Hafter, Meclis’in Başağa’yı görevlendirmesini memnuniyetle karşıladığını açıkladı.
Peki AKP iktidarının desteklediği Başağa’nın Trablus’tan Tobruk’a saf değiştirmesi ne anlama geliyor? Libya’da yeni bir kriz doğuran bu gelişmeyi çözümleyebilmek için geride kalan şu siyasi hamleleri anımsamamız gerekiyor:
Ankara’dayken darbeye uğramıştı
Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 27 Aralık 2020’de, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Güler ve kuvvet komutanlarıyla Trablus’u ziyaret etti. Türk savunma heyeti, Yüksek Devlet Konseyi Başkanı Halit Meşri’nin yanı sıra Ulusal Uzlaşı Hükümeti (UUH) İçişleri Bakanı Fethi Başağa ve Savunma Bakanı Selahaddin Nemruş ile ayrı ayrı görüşmeler yaptı. Ancak heyet, o güne kadar açık destek verdiği UHH Başbakanı Fayez el Sarraj ile görüşmedi! Bu durum, Sarraj-Başağa güç çatışmasında, Ankara’nın tavrı olarak yorumlandı. Şundan:
Türk ve Katar savunma bakanlarının 18 Ağustos 2020’de Trablus’u ziyareti sırasında, Ankara’nın Misrata’da bir deniz üssü açacağı ilan edilmişti. Ancak Sarraj, Fransa ve İtalya’nın baskısıyla üs talebini reddetmişti.
Diğer yandan, o ziyaretten üç gün sonra, Sarraj ve Tobruk Merkezli Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, eşzamanlı ateşkes çağrısı yaptı. AKP hükümeti ateşkese soğuktu. UUH İçişleri Bakanı Fethi Başağa Türkiye’ye çağrıldı. Ancak çok ilginç hamleler yaşandı: Başağa, Akar’la görüşürken, Sarraj tarafından 29 Ağustos 2020’de görevden alındı. Başağa, Sarraj ve konsey üyelerinin huzurunda sorgulandıktan bir hafta sonra göreve iade edildi.
Sarraj-Başağa çarpışması
Sarraj ile Başağa arasında kıran kırana Trablus’u kontrol etme mücadelesi yaşandı: Örneğin Başağa, aslında Sarraj’a karşı ittifak yaptığı Merkez Bankası Başkanı Sadık el Kabir’e seyahat yasağı koydu. İlginçti, çünkü öncesinde, 31 Ağustos 2020’de Türkiye ve Libya merkez bankaları arasında bir anlaşma yapılmış, ardından El Kebir Türkiye’ye gelmiş, 6 Eylül 2020’de Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank’la anlaşmalar imzalamıştı. Daha da ilginç olanı, Libya Petrol Kurumu Başkanı Mustafa Sanallah’ın El Kebir’i yolsuzluk yapmakla suçlamasıydı.
Karşılıklı sertleşen hamlelerin ardından, Sarraj, Trablus hükümetinin en önemli silahlı gücü olan “Özel Caydırıcılık Güçleri”ni, Başağa’dan alıp kendine bağladı. Başağa bu yeni tablo karşısında Rusya, Mısır ve Fransa ile temaslar kurmaya başladı.
Seçim anlaşması
Bu arada Trablus ve Tobruk heyetleri, Fas’ın Buznika kentinde 6-10 Eylül 2020 tarihleri arasında bir araya geldiler ve anlaşmaya vardılar. Tobruk merkezli hükümet 14 Eylül 2020’de, Tobruk’taki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’e istifasını sundu. Ardından Sarraj da ekim sonunda istifa edeceğini duyurdu. Ekim sonu geldiğinde kararından vazgeçtiğini açıkladı ama en sonunda istifa etti.
Taraflar, 9 Kasım 2020’de Tunus’ta yeniden müzakerelere başladı ve 13 Kasım 2020’de anlaştı. Buna göre 24 Aralık 2021’de parlamento ve başkanlık seçimleri yapacaktı.
5 Şubat 2021 günü yapılan seçimde, 24 Aralık 2021’e kadar Başkanlık Konseyi Başkanlığı’na Muhammed Menfi, Başbakanlığa Abdulhamid Dibeybe seçildi.
Trablus-Tobruk bölünmüşlüğü sürecek
Ancak Temsilciler Meclisi ve Devlet Yüksek Konseyi’nden oluşan taraflar, seçimlerin hukuki altyapısını belirleyecek yasada uzlaşamadığı için seçimler yapılamadı. Üstelik seçimlerin yapılamaması yeni bir kriz doğurdu. Dibeybe, seçimlere kadar başbakanlığı bırakmayacağını açıklayınca, yeni bir güç mücadelesi başladı.
İşte bu güç mücadelesinin ardından da, bir zamanlar “Ankara’nın adamı” olarak işaret edilen Başağa, aylarca Türkiye desteği altında çarpıştığı Hafter’in oluruyla Tobruk hükümetinin başbakanı oldu!
Fakat çarpışma daha da şiddetlenecek gibi görünüyor. Zira Dibeybe görevi bırakmayacağını açıkladı ve BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric de hâlâ Dibeybe’yi tanıdıklarını açıkladı.
Özetle, emperyalizmin böldüğü Libya, daha uzun süre farklı dış destekler altında iç çatışmalar yaşamaya, ne yazık ki devam edecek. Halklara ders ola!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
12 Şubat 2022
15 maddede Şi-Putin bildirisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/02/2022
Önümüzdeki on yıllarda yazılacak siyasi tarih metinlerinde, yeni dünyanın kuruluşuna referans gösterilecek tarihlerin en önemlilerinden biri 4 Şubat 2022 olacak. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı “ortak bildiri” işte o değerdedir.
O nedenle ilk gün “Çin ve Rusya’dan ‘yeni dünya düzeni’ bildirisi” (5.2.2022) başlığıyla değerlendirdiğimiz o tarihi metni, bugün daha ayrıntılı inceleyeceğiz:
I. Yeni dünya düzeni bildirisi
1. Yeni dönem, yeni güç dağılımı, yeni düzen: İki ülke, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumun kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen talep ettiğini saptıyor.
2. Çok kutupluluk: İki ülke, çok kutupluluğu ilerletmeyi ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini desteklemeyi savunuyor.
3. Çok taraflılık: İki ülke, dış politika koordinasyonunu güçlendirme, gerçek çok taraflılığı sürdürme, çok taraflı platformlarda işbirliğini güçlendirme, ortak çıkarları savunma, uluslararası ve bölgesel güç dengesini destekleme ve küresel yönetişimi iyileştirme hedefini ortaya koyuyor.
4. Güçlü BM, G7 yerine G20, DTÖ’de reform: İki ülke, “BM ile gerçek çok kutupluluğu arama ve BM Güvenlik Konseyi’nin merkezi ve koordine edici rolü” hedefiyle, “güçlü BM” mesajı veriyor; uluslararası ekonomik işbirliği konularını ve krizle mücadele tedbirlerini tartışmak için önemli bir forum olarak G20 formatını destekliyor; DTÖ reformunda aktif rol aldıklarını belirtiyor.
II. Büyük Avrasya Ortaklığı
5. Rusya-Çin ittifakı: İki ülke, aralarındaki ilişkilerin, Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün olduğunu ilan ediyor.
6. Çin-Rusya-Hindistan ortaklığı: İki ülke, “Rusya-Hindistan-Çin” formatı dahilinde işbirliğini geliştirmeyi hedefliyor.
7. Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı: İki ülke, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne paralel ve eşgüdümlü olarak Büyük Avrasya Ortaklığını inşa etmeye odaklandıklarını belirtiyor.
III. ABD saldırganlığı
8. NATO’nun genişlemesine itiraz: İki ülke, NATO’nun daha da genişlemesine karşı çıkıyor ve NATO’yu Soğuk Savaş yaklaşımlarından vazgeçmeye, diğer ülkelerin egemenliğine, güvenliğine ve çıkarlarına, uygarlık, kültürel ve tarihi geçmişlerinin çeşitliliğine saygı duymaya çağırıyor.
9. ABD’nin füze planına itiraz: İki ülke, ABD’nin füze anlaşmalarından çekilmesini, bu ülkenin saldırgan amaçlarının göstergesi olarak saptıyor. İki ülke, ABD’yi Rus girişimine olumlu yanıt vermeye ve yeni füze yerleştirme planından vazgeçmeye çağırıyor.
10. Asya-Pasifik barışı: İki ülke, ABD’nin “Hint-Pasifik stratejisi”nin bölgeyi olumsuz etkilediğini belirtiyor ve ABD’nin Asya-Pasifik bölgesini hedef alan AUKUS tipi yeni ittifak çabalarına karşı çıkıyor.
IV. ABD saldırganlığına karşı işbirliği
11. Bölünmez güvenlik anlayışı: İki ülkeye göre, uluslararası toplum, evrensel, kapsamlı, bölünmez ve kalıcı güvenliği sağlamak için küresel yönetişime aktif olarak dahil olmalıdır.
12. Turuncu darbelere karşı işbirliği: İki ülke ABD’nin renkli devrim girişimlerine karşı çıktığını belirterek, bu alanda işbirliği yapacaklarını ilan ediyor.
13. Terörle mücadelede çifte standarda itiraz ve işbirliği: İki ülke, terörle mücadele konularının siyasallaştırılmasına ve çifte standart politikasının araçları olarak kullanılmasına; terörist ve aşırılık yanlısı grupların yanı sıra terör örgütlerinin kullanımı yoluyla jeopolitik amaçlarla diğer devletlerin içişlerine müdahale edilmesine karşı çıkıyor. Ayrıca iki ülke terörle mücadelede ortaklıklarını geliştireceklerini belirtiyor.
14. Yaptırımlara karşı mücadele: İki ülke, ABD’nin yaptırımlarına karşı çıktıklarını kaydederek, ekonomik eşitsizliğe karşı ortak mücadele edeceklerini vurguluyor.
15. Demokrasi ve insan hakları sopasına itiraz: İki ülkeye göre, devletinin demokratik olup olmadığına karar vermek sadece ülke halkına bağlıdır. İki ülke, demokrasi ve insan hakları savunuculuğunun diğer ülkeler üzerinde baskı oluşturmak için kullanılamayacağını belirtiyor.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
10 Şubat 2022
ABD emperyalizmine karşı ‘Büyük Avrasya Ortaklığı’
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/02/2022
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Avrupa’da savaş kışkırtıcılığını yükselttiği şartlarda, tarihi bir ortak bildiriye imza attılar.
“Yeni Bir Döneme Giren Uluslararası İlişkiler ve Sürdürülebilir Küresel Kalkınma Hakkında Rusya Federasyonu’nun ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ortak Bildirisi” başlıklı bildiriyi, imzalandığı gün Cumhuriyet gazetesinde ayrıntılı inceledim.
“Yeni dünya düzeni bildirisi” diye nitelediğim tarihi bildirinin hedefini ve mesajlarını biraz daha açacak olursak:
YENİ DÖNEM, YENİ GÜÇ DAĞILIMI, YENİ DÜZEN
– İki ülke, uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumun kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen talep ettiğini saptıyor.
– İki ülke, “BM’nin uluslararası ilişkilerde merkezi koordinasyon rolü oynadığı uluslararası sistemi kararlılıkla sürdürme” hedefiyle, “güçlü BM” mesajı veriyor.
– NATO’nun daha fazla genişlemesine karşı çıkan iki ülke, çok kutupluluğun ilerletilmesini hedefliyor ve yeni tip bir uluslararası ilişkiler inşa edilmesi için çalışacaklarını ilan ediyor. İki ülke ABD’nin Asya-Pasifik’i hedef alan AUKUS tipi yeni ittifakına karşı çıkıyor.
– İki ülke, aralarındaki ilişkilerin, Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün olduğunu ilan ediyor.
– İki ülke, Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ne paralel ve eşgüdümlü olarak Büyük Avrasya Ortaklığını inşa etmeye odaklandıklarını belirtiyor.
– İki ülke, Rusya’nın güvenlik garantisi istemesinin, Avrupa’nın da güvenliği anlamına geldiğine işaret ediyor. Çin, Rusya’nın güvenlik garantisi taleplerine, Rusya da “tek Çin” politikasına tam destek veriyor.
– İki ülke ABD’nin renkli devrim/darbe girişimlerine karşı çıktığını belirterek, bu alanda işbirliği yapacaklarını ilan ediyor. Ayrıca iki ülke terörle mücadelede ortaklıklarını geliştireceklerini belirtiyor.
– İki ülke, ABD’nin yaptırımlarına karşı çıktıklarını kaydederek, ekonomik eşitsizliğe karşı ortak mücadele edeceklerini vurguluyor.
ABD’NİN “GENİŞ BATI” HEDEFİ ÇUVALLADI
Böylece Çin ve Rusya, ABD emperyalizmine karşı Büyük Avrasya Ortaklığı inşa ederek, birlikte mücadele edeceklerini ortaya koyuyor. Bu da hegemonyası zayıflayan ABD için iki nedenle büyük darbe anlamına geliyor: Birincisi ABD Rusya ile Çin’i ayrıştırmayı başaramadı, ikincisi de Çin-Rusya ortaklığına karşı AB’yi bir bütün olarak yanına çekemedi.
Aslında ABD’nin 21. yüzyıla girmeden önceki “büyük stratejisi”, er geç hesaplaşacağını gördüğü Çin’e karşı “Geniş Batı” inşa etmekti. Geni Batı, ABD, AB ve Rusya’nın toplamıydı.
Yeltsin döneminde “Geniş Batı” için adımlar da atıldı. Ancak Putin dönemiyle birlikte ABD açısından işler değişti. Çünkü Kremlin, ABD emperyalizminin Doğu’ya genişleme hedefinin, asıl kendisini hedef aldığını saptıyor ve bu gerçeğe göre yeni strateji oluşturuyordu.
ABD’NİN ÇİN-RUSYA KARŞITI STRATEJİSİ
Rusya, adım adım Çin’le ittifaka yöneldi. Durum öyle bir notaya geldi ki, Amerikan Hegemonyasının Sonu adlı kitabımda da incelediğim gibi ABD Kongresi’nde Çin ve Rusya’nın “hiç olmadığı kadar ABD’ye karşı birleştiği” saptandı.
İşte ABD bu gerçek karşısında “büyük stratejisini” güncelledi: Çin ve Rusya’ya karşı AB ve Hindistan’la cephe oluşturacaktı. Çünkü Avrasya’nın bu iki büyük ülkesine karşı ABD emperyalizminin tek başına, ya da Asya-Pasifik’teki küçük ortaklarıyla (Japonya, Güney Kore vb.) beraber karşı koyabilmesi mümkün değildi. Hem AB’yi yanına almalı ama hem de yükselen bir başka büyük Asya devini, Hindistan’ı cepheye ikna etmeliydi.
Birkaç yıldır yaşananlar, işte bu büyük stratejinin içindedir. ABD’nin Anglo-Sakson ittifaklar oluşturmasından Doğu Avrupa’da Ukrayna merkezli savaş kışkırtıcılığına kadar pek çok hamlesi, büyük stratejisinin alt stratejileri ve taktik hamleleridir.
AVRUPA BÖLÜNDÜ
Ancak bu hamlelerin işe yaramadığı görülüyor. ABD’nin “Rusya tehdidi” üzerinden AB’yi kendi stratejisine eklemleme çabası sonuç getirmedi. Tersine Avrupa’yı böldü.
Almanya-Fransa ekseni, ABD’nin savaş kışkırtıcılığına karşı konumlanıyor. Avrupa’nın bu iki büyük kuvvetine İtalya da katılıyor. Üç ülke hem mesajlarıyla hem de uygulamalarıyla ABD’nin savaş kışkırtıcılığına karşı pozisyon alıyor.
Diğer yandan İngiltere ve Polonya, Ukrayna’yla Avrupa içinde bir “küçük ittifak” kuruyor. Ancak Avrupa’nın bir bütün halinde ABD’nin safında Rusya’ya karşı cephe açmadığı şartlarda, “küçük ittifakın” yapabileceği bir şey yok.
ÇİN-RUSYA İTTİFAKI PEKİŞİYOR, ABD’NİN İTTİFAKLARI ZAYIFLIYOR
Bir genel toplam yaparsak: Artık yeni bir dünya kuruluyor. Bu yeni dünyanın beş büyük merkezi var: ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan. Bu beş merkezin kendi aralarındaki ittifaklar ve de rekabetler, nasıl bir yeni düzen inşa edileceğini belirleyecek. 21. Yüzyılın ikinci çeyreği, işte o hedefin gereği küresel güç mücadeleleriyle sürecek.
Tablonun Çin ve Rusya’nın lehine, ABD’nin aleyhine geliştiği görülüyor. Zira Çin ve Rusya, yukarıda özetlediğimiz ortak bildirilerinde görüldüğü gibi çok sağlam bir ittifak kurarken, ABD tersine Soğuk Savaş’tan kalma Transatlantik İttifakı’ndan çok şey yitirmiş görünüyor. Dahası, AB, gittikçe ABD’den “stratejik özerklik” ilan etmeye ilerliyor.
Hindistan ise bu beş merkezin en zayıfı olarak, kendi gelişimini sürdürebilmek için denge siyaseti izliyor. Bir yandan Çin ve Rusya’nın liderlik ettiği Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi yapılar içinde, bir yandan da ABD’nin Asya-Pasifik’te inşa ettiği QUAD (ABD, Avustralya, Japonya, Hindistan) ittifakı içinde yer alıyor.
Bitirirken belirtelim: Türkiye başta tüm gelişmekte olan ülkeler, kurulmakta olan bu yeni dünya gerçeğine göre konumlanmalıdır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
8 Şubat 2022
Erdoğan’ın şansı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/02/2022
“AİHM ne demiş, bizi ilgilendirmiyor” diyen Erdoğan, aldığı 10 ay hapis cezası için, daha sonra o cezanın adli sicil kaydından silinmesi konusunda, ardından Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) “milletvekili olamaz” kararına itirazında AİHM’e başvurmuştu. Ancak gerek kalmamıştı.
2003… CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Erdoğan’ın imdadına yetişti! “Demokrasi” güzellemeleri içinde Anayasa’da değişikliğe gidildi ve Erdoğan’a milletvekili olma yolu açıldı. Özetle, Erdoğan’ı başbakan yapan, Baykal’dı. Demokrasinin geldiği yer ise ortada!
2007… AKP’nin cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül’dü. Ancak TBMM’de 367 bulunamadığı için seçilemiyordu. Öyle ki Gül artık umut görmüyor ve cumhurbaşkanı olma sevdasından vazgeçiyordu.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gül’ün imdadına yetişti. MHP milletvekilleri TBMM’de 367’yi sağladı ve Gül cumhurbaşkanı seçildi. Özetle, Abdullah Gül’ü cumhurbaşkanı yapan, Bahçeli’ydi.
Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisinin rolü
2014… Kılıçdaroğlu ve Bahçeli cumhurbaşkanlığı seçiminde ittifak yaptı ve Erdoğan’ın karşısına Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çıkardı. Erdoğan kadar dinci bir adayla Erdoğan’ı yeneceklerini sandılar.
Ne dediğimizi anlatabilmek için öncesini anımsayalım: Türban konusu 2006’da hukuken kapanmış ve Erdoğan konuyu rafa kaldırmışken, imdadına CHP’nin “özgürlükçü” yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yetişti. 22 Ağustos 20010’da “Türbanı biz çözeriz” dedi, 22 Eylül 2010’da “laiklik tehlikede değil” dedi, 24 Ocak 2011’de “siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılıyım” dedi.
Sonuç? Türban, bırakın üniversiteleri, ilkokullara kadar girdi, “Türbana özgürlük” sloganı atanlar bugün “etek boylarına” karışıyor. Yasal olmadığı halde tarikat ve cemaatler yaygınlaştı. Şimdi Türkiye, çocuklarını tarikatlardan kurtarma sorununu tartışıyor.
Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesinin gerekçesi şuydu: Erdoğan’ın elindeki kozu almak! Oysa alındığı sanılan koz hayata geçiyordu. İşte Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı da aynı mantığın sonucuydu. Tabi aslı varken kopyası işe yaramadı, Erdoğan cumhurbaşkanı seçildi. Özetle, Erdoğan’ı cumhurbaşkanı yapan Kılıçdaroğlu-Bahçeli ikilisiydi.
Bahçeli başkanlık yolu açtı
1 yıl sonra… 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. Başbakan Davutoğlu koalisyon arıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim tekrarı istiyordu. Erdoğan’ın imdadına yine Bahçeli yetişti; önce hükümet kuramayan AKP’ye TBMM başkanlığı kazandırdı, ardından koalisyon seçeneklerini baltalayarak erken seçimle AKP’nin hükümet kurabilme sayısına ulaşmasını sağladı.
1 yıl sonra… Bahçeli 11 Ekim 2016’da “madem Erdoğan anayasaya uymuyor, fiili durum yaratıyor, o zaman anayasayı Erdoğan’a uydularım” diyerek Erdoğan’a başkanlık yolu açtı.
Daha iki yıl önce miting meydanlarında birbirlerine en ağır hakaretleri savuran Erdoğan ve Bahçeli, Cumhur İttifakı’nı kurdu. Ardından yargıya baskıyı, “Anayasa Mahkemesi kapatılmalı” seviyesine çıkardılar.
Kılıçdaroğlu’nun son desteği
2018… CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ydi. AKP’nin elindeki olanakları kullanarak emrivaki yaptığı şartlarda CHP’nin sandıkları, tutanakları iyi denetlemesi hatta sonuç açıklama işine de el atması gerekiyordu. Beceremedi. Bugün o süreçle ilgili İnce Kılıçdaroğlu’nu, Kılıçdaroğlu İnce’yi suçluyor ancak iki tarafın da hatalı olduğu görülüyor. Sonuçta CHP sandık tutanaklarının önemli bir kısmını alamadı, CHP’nin sonuç açıklama sistemi çuvalladı, İnce “adam kazandı” mesajı atarak ortadan kayboldu. Oysa 1 yıl önceki referandumda Erdoğan’ın “atı alan Üsküdar’ı geçti” demesinden bile CHP’nin çok ders çıkarması gerekiyordu.
Ve bugün… CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Erdoğan’ın 3. dönem adaylığına itirazımız yok” diyor! Oysa Anayasa’nın 101. maddesi açık: “Bir kimse en fazla iki defa cumhurbaşkanı seçilebilir.”
Ana muhalefet partisi liderinin anayasayı takmayanlar kervanına katılması, YSK’nin Erdoğan’ın adaylığını kabul etmeme olasılığını iyice azaltmış oldu. Dahası kamuoyunun bu yönde yapacağı baskıyı da şimdiden frenlemiş oldu.
Kısacası, Erdoğan şanslı!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Şubat 2022