Posts Tagged AKP

‘O BAKAN’IN ŞANTAJI

Milliyet Ankara temsilcisi Fikret Bila yine çok konuşturan bir söyleşiye imza attı dün.  Bila, “çok önemli bakanlıklar üstlenmiş, AKP’yi etkileyecek ağırlıkta ve konumda bulunan, milletvekilliği de devam eden kıdemli politikacı”nın mesajını kamuoyuna aktardı.

“O bakan” AKP’nin kapatılmasının iki önemli sonucu olacağını söylüyor:

1 – Ekonomi reel krize girer!

2 – “Güneydoğu’yla siyasi bağ ‘DTP hariç’ tümüyle kesilir. Çünkü, DTP ve AK Parti dışında bölgeyle bağı olan başka siyasi parti yok. AK Parti kapatılırsa hem genel hem yerel seçimlerde bölge tümüyle DTP’li olur. Kapatmaya en çok DTP sevinir. Güneydoğu’da halk başka sulara yelken açmak için yönlendirilir.”

Yani, “o bakan” ülke bölünür diyor! Tezini güçlendirmek için bakın ne ekliyor:

“Balkanlar’ı kaybettiğimiz günleri bir hatırlayalım… Siyasette ne yaşanıyordu o zaman? İttihak ve Terakkiciler, Hürriyetçilere, ‘vatansız-milletsiz’ diyorlardı. Hürriyetçiler de İttihat ve Terakkicilere, ‘dinsiz-imansız’ diyorlardı. Bu bitmez tükenmez kavga devam ederken iki taraf da bir gün baktılar ki, Balkanlar, ne İttihatçıların ne Hürriyetçilerin. Çoktan gitmiş.”

***

“O bakan”ın verdiği tarih dersinin ciddiyetini bir yana bırakalım, siyasi şantaja gelelim!

Bila’nın “şantaj mı yapıyorsunuz” sorusuna, “ülke menfaatleri söz konusu olduğunda siyasi kariyerimin veya partimin önemi yoktur”! diyen “O bakan”, düpedüz şantaj yapıyor. AKP kapanırsa, ülke bölünürmüş!

***

“ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez, bir yıldız yapacağız” diyen kim? Diyarbakır neyin merkezi olur?

“Geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde bir görev üstlendik ve bu görevle birlikte bize eşbaşkanlık verildi” diyen BOP görevlisi kim? BOP’un nihai amacı ne?

“Türk yerine Türkiyelilik kavramını” ortaya atan kim?

Tek başına bu üç söylem bile AKP’nin bizatihi kendisinin bölücülüğe hizmet ettiğini gösteriyor.

Fikret Bila ve Milliyet üzeridnen “o bakan”ın şantajına elbette boyun eğilmeyecek.

AKP kapanırsa, ülke bölünürmüş!

Tam tersine AKP kapatılmazsa, ülke bölünür!

***

Öte yandan “o bakan”ın şantajından önce, utangaç bir şekilde bu tez iki bileşenli olarak zaten piyasaya sürülmüştü. Utangaç bazı kalemler şöyle yazdılar:

“Güneydoğu’dan oy alan sadece AKP ve DTP var. Her ikisi de kapanırsa, oyları kim alacak? Bölgenin TBMM’yle siyaseten bağları kopacak! Dolayısıyla bölgenin Ankara’yla bağları kopacak!”

***

Pişkinliğin bu kadarına da pes doğrusu!

22 Temmuz öncesinde hem Barzani’nin yayın organlarından, hem de PKK’nın yayın organlarından yapılan, “DTP’nin aday çıkarmadığı yerlerden AKP’yi destekleyin” çağrılarını hiç mi duymadınız?

***

Bir kez daha söyleyeylim:

“AKP ve DTP kapatılırsa, ülke bölünür” şantajına Türk milleti boyun eğmeyecektir!

Devletin merkezi kurumları da, tam tersine “AKP ve DTP kapatılmazsa, ülke bölünür” gerçeğini görmektedir!

***

Fikret Bila’nın “o bakanı” üzerinde dün gün boyu tahminler yürütüldü. Ortak tahminler Hürriyet’e göre, Cemil Çiçek’ti…

,

Yorum bırakın

BAŞBAKAN BATIDAN ASLINDA NE ALDI?

“Tekeşlilik mümkün olsaydı, kerhane olmazdı” diyen, tessettür defilecisi, üç eşli modacının sözlerinin mürekkebi henüz kurumadan gündeme bir yeni bomba daha düştü!

Din ve ahlak konuşmalarıyla ünlü, 78 yaşındaki Vakit Yazarı Hüseyin Üzmez’in  14 yaşındaki çocuğa taciziyle sarsıldık milletçe!

5 yıl önce, azgın teke Hüseyin Üzmez’in 73 yaşındaykn, 22 yaşındaki bir genç kızla evlendiğini de yeni öğrenmiş olduk!

***

Bu iki olayın kültürel, sosyolojik, ekonomik, psikolojik nedenleri üzerinde düşünürken Başbakan Erdoğan’ın tarihe geçen şu sözü geldi aklımıza: “Batı’nın ilmini alacağımıza, ahlaksızlığını aldık”!

***

Ama AKP ve (öncülleri) 60 yıldır Batı’dan aslında ne aldı?

Öncelikle AKP batıdan emir aldı! Batı (ABD-AB) emretti, AKP yasalar çıkarttı. AKP döneminde “emir”le çıkartılan yasaları sıralamaya yer yetmez;  en sonuncusunu anımsayalım: Vakıflar Yasası!

AKP batıdan yüzksek faizle borç aldı! Erdoğan’ın hükümet ettiği dönem boyunca Türkiye’nin toplam borcu, 80 yıllık borcun 2 katına çıktı!

AKP, batıdan mal aldı! Çiftçiyi üretemez hale getirdikten sonra buğday, pamuk, mısır… diye başlıyor liste!

AKP, batıdan “ithal bakan” aldı! Erdoğan’ın son kabinesindeki Mehmet Şimşek en resmi olanı tabii. Yoksa, Barzanici olduğu iddia edilen isimlerden bahsetmiyoruz.

AKP, batıdan “rüya” aldı! AKP-AB ittifakı milleti uyutmak için “tam üyelik rüyası” verdiler 2002 Aralık ayında.

***

Latin Alfabesi, ölçü sistemi, matemetik-fen, sosyal bilimler, Faşizmden kaçan Alman bilimadamları…

Bu liste de Tayyip Erdoğan ve Menderes’e kadar uzanan öncüllerinden önce, Atatürk zamanında batıdan alınan bilimlerin bir bölümü…

Peki “Batıdan ilim yerine, alınan ahlaksızlık” aslında nedir o cenaha göre?

Laikliktir korktukları…

Yorum bırakın

AKP’NİN KATAR ZİYARETLERİNİN SIRRI

“Ulusal egemenlik”in 88 yıl sonra geldiği boyuta bakalım bu 23 Nisan’da…

***
Tunceli Bağımsız Milletvekili Kamer Genç’in TBMM’de, yani “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazan yerde uğradığı linç girişimi ve Başbakan Erdoğan’ın “benim milletvekillerim şiddet uygulamaz” sözleri tarihe not düşülmüştü. Neydi Kamer Genç’in üstüne basa basa sorduğu?
Son 5 ayda Katar’a yapılan resmi ziyaretlerin nedenini sormuştu Kamer Genç. Erdoğan’ın ATV-Sabah ihalesini alan Çalık grubuna para bulmaya mı gittiğini sormuştu Kamer Genç.
***
Önce TMSF, Turgay Ciner’in ATV ve Sabah’ına el koymuştu. Gerekçe, Turgay Ciner ile Dinç Bilgin arasındaki mutabakatın sahte olduğuydu. (Gerçi sonradan mutabakatın gerçek olduğu yargı tarafından belirlenmişti!)
Sonrasında, Erdoğan’ın damadının üst düzey yöneticilik yaptığı Çalık grubuna kalan ilginç bir ihale süreci yaşandı ATV-Sabah’ta. (Çalık grubunun en üst düzey yöneticisi, Başbakan’ın damadı Berat Albayrak’tır. Berat’ın kardeşi Serhat Albayrak da ATV-Sabah ihalesini kazanan Turkuvaz Radyo Televizyon Gazetecilik ve Yayıncılık şirketinin genel müdürü ve küçük ortağıdır.)
***
Ancak Çalık grubu ihaleyi almaya almıştı ama para bulamıyordu. Başbakan Erdoğan’ın konuyla bizzat ilgilendiği siyaset kulislerinde konuşuluyordu. Özel bankalar Çalık Grubu’na kredi vermemiş, kamu bankalarının bazı yöneticileri de kredi konusunda yapılan siyasi baskıya direnmekteydi.
İşte AKP’nin Katar ziyaretleri böyle bir süreçte başlamıştı.
***
Bugün kamu bankaları Vakıfbank ve Halkbank bir açıklama yaparak Turkuvaz A.Ş’ye (Çalık Grubu’nun ihaleyi alan şirketinin ismi) 750 milyon dolar (375-375) finansman sağladıklarını ilan ettiler!
Ancak bu para da yetmiyordu!
***
Bugün bir açıklama da Çalık Grubu’ndan geldi. Çalık Grubu, Katar’lı bir ortak bulduğunu belirttiği açıklamasında şunları söyledi:
“”Turkuvaz Radyo Televizyon’a yüzde 25 oranında hissedar olan Katarlı ortağımız 125 milyon dolar, Çalık Holding 375 milyon dolarlık kaynak aktardı. Böylece, her iki ortağın sağladığı sermayeyle Turkuvaz A.Ş., 500 milyon dolarlık bir özkaynağa sahip oldu.”
Katarlı ortak hakkında da bilgi verilen açıklamada, Turkuvaz A.Ş.’nin yüzde 25 oranında ortağı olan Al Wasaeel International Media Company’nin Katar Yatırım İdaresi’nin bir iştiraki olduğu bildirildi.
***
Emrinde 60 milyar dolarlık fon bulunan Katar Yatırım İdaresi, Katar’ı yöeten ailenin malıdır. Katar’ın Başbakan’ı da Katar Yatırım İdaresi’nin başındadır.
Milliyet’ten Metin Münir’in yazdıklarına göre, AKP’nin Katar ziyaretleri sırasında, Katar Yatırım İdaresi önce bayağı bir zorluk çıkarmış. Kurum’un profesyonel yöneticileri  yatırımı cazip bulmamış. Alışveriş cazip hale getirilene kadar da ziyaretler sürmüş!
Son ziyaret sırasında da “alışverişi tatlandırmak için Katarlılara gelecek yıl özelleştirme kanalına girecek olan İstanbul gaz dağıtım şebekesi İGDAŞ’la ilgilenebilecekleri mesajı” verilmiş! Yetmemiş, “Başbakan El Tani’ye de TMSF’nin uhdesinde bulunan bir İstanbul yalısını isterse açık artırmadan satın alabileceği” söylenmiş!
***
Özetin özeti: ATV-Sabah’a devlet el koymuştur. Devlet, el koyduğu ATV-Sabah’ı, hükümete akraba bir gruba vermiştir. Grubun parası olmayınca, devlet gruba bankası aracılığıyla borç vermiştir. Yetmemiş, devlet başka devletten ortak da almıştır.
***
Devlet, Atatürk’ün kurduğu devlet olmaktan çoktan çıkmıştır.
Gün, “Ulusal Egemenlik” günüdür ama egemen olan ulus değildir!

,

Yorum bırakın

301 VE ‘TÜRK TARİHİNİN HAKKINDAN GELMEK’

AB’nin istediği 301 değişikliği TBMM Adalet Komisyonu’ndan geçti.

Tasarıdaki en önemli değişiklik, mevcut yasada yer alan “Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM’yi alenen aşağılaya kişi…” yerine konulan şu ifadedir: “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni veya TBMM’yi, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ve Devletin Yargı organlarını alenen…”.

Bir diğer dikkat çekici durum ise, teklifte Cumhurbaşkanı’na verilen kovuşturma izni yetkisi, AKP milletvekillerinin verdiği önerge ile “Soruşturma yapılması Adalet Bakanı’nın iznine bağlıdır” şeklinde değiştirildi.

12.5 saat süren komisyon toplantısındaki eleştirilere yanıt veren Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Hukuk tarihine geçecek saptamalar yapıyor!

Bakan Şahin, “Türklük” kelimesinin çıkartılarak yerine “Türk Milleti” ifadesinin konmasına itiraz eden milletvekillerine yanıt veriyor: “Ben de size sorarım, siz niçin Türk Milleti ibaresinden rahatsız oluyorsunuz?”

Şahin, yargı kararlarında Türklük ifadesinin Türk Milleti anlamına geldiği yönünde içtihat oluştuğunu savunarak şu felsefi açılımı yapıyor: “Türklük kelimesi yerine Türk Milleti kelimesinin konması, bizim değerlerimizi korumasız bırakmaz. Türklüğü, korunması gereken değerlerimizi koruyan tek bir madde TCK’nın 301. maddesi midir Allah aşkına? Buradaki Türklüğü çıkarınca, değerlerimiz korumasız mı kalıyor? Bizim değerlerimizi, devletimizi, milletimizi, milletimize has özellikleri koruyan üstün hukuk normu Anayasadır. Anayasa’da bu kavramlar var, bunları kimse değiştirmiyor, değiştiremez”.

Kendisinin Oğuzlar’ın Kayı boyundan geldiğini ortaya koyma ihtiyacı duyan Bakan Şahin savunmasını şöyle sürdürüyor: “Ben Türküm arkadaşlar. Benim Türklüğüme kimse hakaret edemez. Ettiği halde bunun cezası var, cezasız kalamaz. Benim soyum itibariyle, Türk soyundan gelmem itibariyle bana biri hakaret ettiğinde bunun cezası başka maddelerde var. Türklük soyut bir kavramdır, Türk Milleti ise somut bir kavramdır. Sadece teknik bir düzenleme yapılıyor. Yoksa bizim değerlerimizi ortadan kaldıran bir düzenleme yok. Bu teklifle Türkiye’yi Hıristiyan Haçlı zihniyetine meze yaptığımızı söylüyorsunuz. Bunlar son derece talihsiz sözler. Hrant Dink, Türkiye’nin Ermeni iddialarıyla ilgili karşı aksi bir görüşü ifade etti. Bu sözleri nedeniyle yargılandı. Bir genç tarafından vuruldu. Hrant Dink’in Türk tezine karşı yazdığı bu yazı mı Türklüğe ve Türk Milletine daha fazla zarar vermiştir yoksa onun öldürülmesi mi? Biz Türklüğü ortadan kaldırmıyoruz. Biz sizden de Türküz…”

Bakan Şahin “kim daha Türk” tartışmaları yapadursun…  Ancak kamuoyu 301 konusunun AB’nin AKP’ye bir ödevi ve görevi olduğunu biliyor! Kaldı ki verilen ödev 301’in tamamen kaldırılması idi. Kapatılması gündemde olan AKP’nin buna gücü yetmedi!

Aslında AB’nin verdiği ödev çok daha kapsamlı. AB’nin eski komiseri Karen Fogg,  e-postalarında asıl hedefi nasıl formüle ediyordu? “Türk devletinin ve tarihinin hakkında gelmek!”

İşte ABD ve AB adına siyasetten ekonomiye, hukuktan felsefeye, kültürden eğitime yapılan budur!

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başlattığı bu temel kavramları sulandırma işine verilecek en iyi yanıtı Mustafa Kemal vermişti: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir.”

Ancak bu tanıma sarılarak, “Türk devletinin ve tarihinin hakkından gelmek isteyenlere” yanıt verebiliriz!

, ,

Yorum bırakın

BAŞBAKAN BAŞSAVCIYI ABD’YE ŞİKAYET ETTİ

AKP’nin kapatılması davası, geçen hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney arasında gündeme gelmiş. Cheney’ye partisine açılan kapatma davası hakkında bilgi veren Başbakan Erdoğan, kendisinin iddianamede “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı” olarak gösterildiğini söylemiş. (Milliyet, 31 Mart 2008)
Milliyet’in konuyla ilgili sorusunu basın sözcüsü Kathy Schalow aracılığıyla yanıtlayan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da şunları söylemiş: “Sözü edilen konu Başkan Yardımcısı Cheney tarafından gündeme getirilmemiştir. Başbakan’ın sözlerini ise Türk tarafından öğrenmeniz gerekecektir.”
Wilson’un yanıtına göre, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin bir iç konusu hakkında, ülkesini bir başka ülkeye resmi bir ikili görüşmede şikayet etmiştir! Değilse, Başbakanlık ABD Büyükelçiliğini biran önce yalanlamalıdır! Hatta, devlet gibi devletsek, Başbakanlık yalanlamayla yetinmemeli, maksatlı şekilde yalan beyanda bulunduğu için ABD Büyükelçisi Wilson’la ilgili başka tedbirler de almalıdır.
Ancak herhangi bir yalanlama yapılmaması Erdoğan’ın ülkesinin başsavcısını ABD’ye şikayet ettiğini maalesef doğruluyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 3 Kasım 2002’de başlatılan tasfiye girşiminin geldiği boyuttur bu!
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP ile ilgili iddianamesinde “Bir ABD projesi olan ve kapsamındaki ülkeleri ılımlı İslami rejimlerle yönetmeyi amaç edinen Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu her fırsatta tekrarlayan Başbakan Erdoğan…” ifadesini kullanmıştı.
İddianameden daha önce de İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından gündeme getirilen bu “görev”, Erdoğan tarafından yalanlanmaya çalışılmıştır! Erdoğan, kendisinin BOP değil, BM çerçevesinde İspanya Başbakanı ile birlikte yürüttüğü Medeniyetleri Uzlaştırma Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söylemiştir.
Ancak Başbakan’ın ve kurmaylarının bu düzeltme girişimleri gerçeği değiştirememiştir! Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı olduğunu tam 7 kez dile getirmişti:
1. Erdoğan, 16 Şubat 2004 gecesi, Kanal D’de, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında aynen şöyle dedi: “Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
2. Erdoğan 28 Temmuz 2004 günü, İran’da bir gazetecinin “Büyük Ortadoğu Projesi’nde ortak hedef olarak İran gösteriliyor. Bu konu gündeme geldi mi?’ sorusu üzerine “Demokratik ortak olarak Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları arasında yer aldığını” ifade etti. (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=4808)
3. Erdoğan 8 Haziran 2005 günü basın mensuplarının sorusu üzerine, “Geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde demokratik ortak olarak bir görev üstlendiğini ve bu görevle birlikte eş başkanlığın verildiğini” anımsattı ve devamla çeşitli ülkelere yaptığı ziyaretlerin bu görev kapsamında olduğunu belirtti: “Şu anda Ortadoğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler ve onlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde, bu konulara özellikle yaptığımız vurgular hep bunun açık, net örnekleridir. Yani bizim sınırdaşımız, komşumuz olan örneğin bir Suriye, bir Ürdün, bir Lübnan, Kuzey Afrika ülkeleri, Fas, Tunus, bunlara yaptığımız ziyaretler, hepsi bunun birer adımıdır ve bu da devam edecek.” (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=10522)
4. Erdoğan, 21 Şubat 2006 günü TBMM’de AKP Grup Toplantısında şöyle dedi: “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesindeki rolümüz bize özellikle Ortadoğu’da önemli görevler yüklemektedir.”
5. Erdoğan, 4 Mart 2006 günü AKP İstanbul Bayrampaşa İlçe Kongresi’nde şöyle dedi: “Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz.” (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=11245)
6. Erdoğan 30 Mayıs 2006 günü, TBMM’de AKP Grup Toplantısında “Eşbaşkanlık görevini kabul ettik.” dedi.
7. Erdoğan 27 Temmuz 2006 günü CNN’de Larry King Show’da şöyle dedi: “Daha önce Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afraka girişimi içerisinde zaten yer almıştık. Burada gerek barış, gerek huzur, gerek insan hakları, hukukun üstünlüğü, ileri demokrasi için bir eşbaşkanlık görevi üstlenmiştik.”

Peki Eroğan 16 Şubat 2004’ten beri tam 7 kez dile getirdiği görevini şimdi neden yalanlıyor!? Yalanlama girişimi son birkaç  gündür olsaydı, “Başsavcı’nın kapatma davası nedeniyle” yorumu yapılabilirdi. Ancak davadan da önce başladı bu yalanlama girişimleri…

Bir zamanlar övünerek dile getirilen bu görev yalanlanmaya çalışılıyorsa, demekki ABD ve Büyük Ortadoğu Projesi ciddi bir şekilde inişe geçmiş!

“Ergenekon” tertibi de bu inişin bir telaşesi zaten!

Mehmet Ali Güller

, ,

Yorum bırakın

İKTİDAR HEM LOKOMOTİFE ATS TAKMADI, HEM DE PERSONELİ İKİ KAT FAZLA ÇALIŞTIRDI

İKTİDAR HEM LOKOMOTİFE ATS TAKMADI, HEM DE PERSONELİ İKİ KAT FAZLA ÇALIŞTIRDI
IMF emretti, gerekli tren personeli alınmadı

Yine makinisti suçlu ilan ettiler. Oysa lokomotifte ATS, yani otomatik fren sistemi yok. Üstelik IMF emretti diye ihtiyaç olan personeli de almıyorlar. Ayda 22 gün, toplam 176 saat çalışması gereken makinist, 250 ile 350 saat arasında çalışıyor. Ulaştırma Bakanı ise yine “istifa etmeyeceğim” dedi. Uzmanlar uyarıyor: “iktidar, daha çok kazaya neden olacak” Aydınlık soruyor: “Ya Türkiye treni ne olacak?”

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
15 Ağustos 2004

Türkiye, AKP zihniyetinin yönettiği kurumlarda yaşanan facialarla yasa boğuldu. 2. Tren kazası, AKP’nin Türkiye’yi nereye götürdüğüne bir işaret daha oldu.

Herşeye rağmen istifa etmeyeceğini söyleyen Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bürokratları ise yine makinisti suçlu ilan etti. AKP’li bürokratlara göre, makinist kırmızı ışıkta geçmiş! Ancak Aydınlık’a konuşan uzmanlar, önemli bir gerçeğe dikkat çekiyorlar. 1. Tren kazasındaki gibi yine Bosna’dan alınan bu lokomotifte ATS (Auto Train Stop – Otomatik Frenleme Sistemi) sistemi yok. Bu sistem olsaydı, kırmızı ışıkta otomatik fren sistemi devreye girecekti. Yine uzmanlar, 11 Ağustos’ta gün boyu yağan yağmur nedeniyle sinyalizasyon kumandasının işlemez hale geldiğini, makinistlerin telsizle haberleşmeye çalıştığını belirtiler.

Üstelik “Kırmızı ışıkta geçti” denilen Başkent Ekspresi’nin makinistlerinden Soner Gürkan’ın 6, Hasan Yücedağ’ın ise 7 ayrı hizmet içi temel eğitim kursu aldığı ve deneyimli makinistler olduğu belirtildi.

YİNE MAKİNİST SUÇLU İLAN EDİLDİ!

Saat 10:20’de Ankara’dan ayrılan ve 153 yolcu ve 9 personel taşıyan Başkent Ekspresi ile İstanbul Haydarpaşa Garı’ndan saat 15:17’de hareket eden Adapazarı Ekspresi, Tavşancıl Beldesi’nde çarpıştı.

8 kişinin öldüğü, 88 kişinin de yaralandığı 2. tren kazasında da suçlu bulundu. Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları TCDD, makinistin kırmızı ışıkta geçtiğini, kazanın bu nedenle meydana geldiğini açıkladı. Ancak Aydınlık’a konuşan uzmanlar dikkat çeken açıklamalar yapıyorlar.

UZMANLAR: LOKOMOTİFTE ATS YOK!

Olay yerinde incelemelerde bulunan Birleşik Taşımacılık Sendikası İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı Mithat Ercan, lokomotifte ATS sistemi olmadığını kaydetti. ATS sistemi, makinist kırmızı ışıkta frene basmasa da, otomatik fren sistemini devreye sokuyor. Mithat Ercan, bu lokomotifin de, 1. kazadaki gibi Bosna-Hersek’ten alındığını, ama ATS sistemi takılmadığını söylüyor.

KAZA 30 MİLYAR’LA ÖNLENİRDİ

ATS sistemine göre, Ankara, Eskişehir ve İstanbul’da bulunan trafik kontrol birimleri, trenlerin hızını değil, birbirine olan mesafesini ve karşılaşma noktalarını denetliyor. Yol açıksa yeşil sinyal yanıyor. Bu trenin normal hızında gidebileceğini ifade ediyor. İki tren birbirine yaklaşmaya başladıysa sarı sinyal yanıyor, makiniste “Hızını 65 km’nin altına düşür” komutu veriyor. Hız düşmezse tren 20 saniye içinde ani frenle duruyor. İki tren birbirine tehlikeli şekilde yaklaştıysa kırmızı ışık yanıyor, ATS devreye giriyor.
TCDD’nin Ankara-İstanbul hattında çalışan 37 adet elektrikli lokomotifinden yalnızca 9’unda ATS var. ATS ücreti ise yalnızca 21 bin dolar, yani yaklaşık 30 milyar TL.

Aydınlık’a açıklama yapan bir makinist, 11 Ağustos’ta gün boyu yağan yağmur nedeni ile sinyalizasyon kumandasının iyi çalışmadığını, makinistlerin gün boyu telsizlerle haberleşmeye çalıştığını söyledi.

AYDA 176 SAAT YERİNE

350 SAAT MESAİ

Aydınlık’a açıklama yapan Türk Ulaşım-Sen Sirkeci Şube Başkanı Erkan Ertekin ise bir başka çarpıcı noktaya dikkat çekiyor. Ertekin, makinistlerin, son dönemde neredeyse mesailerinin iki katı çalıştıklarını belirtiyor. Ertekin’in verdiği çizelgede de görüldüğü gibi, bir makinist, ayda 22 gün, günlük 8 saatten toplam 176 saat çalışması gerekirken, 250 ile 350 saat arasında çalışıyor. Neredeyse 2 kat!

Ertekin, nedenini de açıklıyor: “Personel açığı için TCDD hükümetten talete bulundu. Ancak İMF müdahalesiyle Maliye Bakanlığı personel alımı için kaynak ayırmadı.”

Dünyada yalnızca Rusya, Fransa ve Türkiye’de bulunan “Demiryolculuk Meslek Lisesi”nin kapatılması da yetişmiş personel sıkıntısı doğuruyor. Bu durum, örneğin, Haydarpaşa-Eskişehir arasında yol bakım onarımında çalışan 24 takımın, 4 takıma düşmesine neden oldu.

‘BU KADAR PİŞKİNLİK OLMAZ’

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ise yaptığı ilk değerlendirmede, “istifa etmeyeceğim” dedi. CHP Grup Başkanvekili Ali Topuz, Yıldırım’ın “istifa etmeyeceğim” açıklamasına, “kaç kişi öldüğü zaman istifa etme gereği duyacaksınız?” diyerek tepki gösterdi. Topuz, şöyle konuştu: “Binali Yıldırım istifa için neden yok diyor. Ne, neden olacak? Senin yerine ben mi istifa edeceğim. Bu kadar pişkinlik, yüzsüzlük olmaz”

‘KAÇTI ÇÜNKÜ SUÇLU!’

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, olay yerinde de yalnızca 5 dakika durdu ve yanına Kocaeli valisini de alarak Gebze Belediyesi’ne gitti. Aynı saatlerde İşçi Partisi ve CHP heyetleri de olay yerinde incelemelerde bulunuyordu. Olay yerinden Ulusal Kanal canlı yayınına telefonla bağlanan CHP heyetinden milletvekili İzzet Çetin, Binali Yıldırım’ın bu davranışını suçluluk duygusuna bağladı.

YA TÜRKİYE TRENİ YIKILACAK, YA AKP HÜKÜMETİ

Ulaştırma ve demiryolu uzmanlarından oluşan İşçi Partisi Genel başkan yardımcısı başkanlığındaki İP heyeti de, olay yerinde incelemelerde bulundu. Aydınlık’a heyetin inceleme sonucunu aktaran Turan Özlü net koydu: “ya Türkiye treni yıkılacak, ya AKP hükümeti!”

DYP Genel Başkan Yardımcısı Nüzhet Kandemir de, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın lokomotiflerde bulunması gereken otomatik fren sisteminden hiç söz etmemesinin, olaya işletme hatası vermeye çalışmasından kaynaklandığını söyledi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Cevat Ayhan da, tren kazasında tedbirsizlik olduğunu, Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğini ifade etti.

MAKİNİSTLER GÜNAH KEÇİSİ OLMAYACAK

Birleşik Taşımacılık Sendikası Başkanı Fehmi Kütan, demiryolu personelinin günah keçisi ilan edilmesine izin vermeyeceklerini belirterek, otomatik durdurma sistemi ATS’yi kurmayan yöneticileri suçladı. Kütan, ATS’nin çok cüzi bir parayla kurulabileceğini belirtti.

Türk-İş Genel Mali Sekreteri ve Demiryol-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, yaptığı yazılı açıklamada, tren kazalarının, kamuyu küçültme, kamu işçisini fazlalık olarak görme anlayışının ürünü olduğunu vurguladı.

İKTİDAR YENİ KAZALARA NEDEN OLACAK

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası’ndan yapılan yazılı açıklamada da, ulaşımda geri kalmışlığın kazalara davetiye çıkardığı ifade edildi. Açıklamada, “Siyasi iktidarın bu yöndeki uyarıları politik manevra gibi algılaması, eleştirilerde bit yeniği araması, yeni kazaların meydana gelmesine neden olacak gibi görünmektedir” denildi.

 

İP GENEL BAŞKANI DOĞU PERİNÇEK

AKP’nin tarikatçı yönetimi,

Demiryollarını terör örgütü haline getirdi

“Kazaların sorumluluğu, her felaketten sonra fedakarca çalışan demiryolu personeli ve Allah arasında paylaşılmaktadır. Kamu görevlilerinin hizmetlerini iyi yapmaları, hükümetin birinci ve tek işidir. Hükümet etmek, zaten bundan ibarettir.

“Tarikat ağlarıyla örülen Demiryolu idaresi, AKP iktidarı yönetiminde adeta bir terör örgütü gibi, sürekli can almakta, kan dökmektedir.

“AKP’nin politikası, kamu hizmetini değil, Cumhuriyeti yıkmayı esas aldığı için, bütün kurumlar irtica karanlığına teslim edilmektedir. Birikimsiz, tecrübesiz, sorumsuz tarikat kadroları, kamu hizmetiyle değil, kurumların hortumlanmasının yönetimiyle meşguldür.

“Demiryollarını irtica ağından kurtarmak için, öncelikle Cumhuriyeti ABD güdümlü Haçlı İrtica’dan kurtarmak gerekir. Her felaketten sonra bu gerçeği, yeniden öğreneceğiz.”

 

AKP zihniyeti selde boğuldu

1994 yerel seçimlerinden bu yana Tayyip Erdoğan zihniyetinin yönettiği İstanbul’da üç vatandaş, evlerinde sel sularına kapılıp boğularak öldü. Tayyip Erdoğan’ın Büyükşehir Belediyesi ise kaç evi su bastığını saptayıp açıklamakla meşgul!

10 Ağustos’ta yağan kısa süreli bir sağnak yağmur bile İstanbullulara “afet” yaşatmaya yetti. Kocasinan Çavuşpaşa Caddesi Öner Sokak’ta biriken su, bir kamyonun kayarak bahçe duvarını yıkması üzerine apartmanın alt katına doldu. Sonuç: 3 kişi boğularak öldü!

AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezi ise rakam açıklamakla yetindi: “1275 evi su bastı!” Meteoroloji Genel Müdürlüğü günler öncesinde “sağanak yağış geliyor” uyarıları yaptı. Belediye ise 1275 evi su basmasını bekledi.

İstanbul Valisi Muammer Güler ise, üç vatandaşın evlerini basan sel sularında boğularak ölmesinin sorumlusunu buldu: “Ailenin yapısı” ve “konutun ev niteliği taşımaması”

“Bu olayda ailenin yapısından kaynaklanan bir sıkıntı var” diyen Vali Güler, “konutun ev niteliği taşımadığını” da ekledi. Olayla ilgili araştırmanın sürdüğünü söyleyen Güler, “Orada oturan insanlar, yapılan ikazlara rağmen maalesef çıkmamışlar” dedi.

Güler, “Alınan önlemler yeterli mi” sorusuna şu çarpıcı yanıtı verdi: “İstanbul’un bu altyapısıyla, elbette sadece günlük önlemlerle bu işin giderilemeyecek kadar önemli olduğunu anlamış olduk”

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın