Posts Tagged Eşref Bitlis

PKK, 3. SIÇRAMALI BÜYÜME DÖNEMİNE GİRDİ

Irak’ın Türkiye’den “çekilen” PKK’yi kabul etmemesini “Irak’tan ‘ret’ komedisi” başlığıyla birinci sayfadan tiye alan Haber Türk, ilk bakışta haklıymış gibi görünebilir. Tabii Fatih Altaylı değil de, bir başkası hazırladıysa birinci sayfayı…

Zira konuyu derinlemesine bilmeyen biri için Bağdat’ın çıkışı kuşkusuz komiktir; çünkü PKK’nin karargâhı Irak’tadır, PKK Irak’tan Türkiye’ye girerek saldırı düzenlemektedir, PKK TSK’nin operasyonları sırasında Irak’a kaçmaktadır…

Ama 2002 öncesini bilen biri için asıl komiklik, Irak’ın bugünkü çıkışını komik bulmaktır!

BAĞDAT’IN BÖLGE İSTİKRARI VURGUSU  

2002 öncesini anlatacağız ama gelin önce en önemli kısmı çoğu gazetede yer almayan Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına bir göz atalım. Açıklamanın dört vurgusu var:

1. Kürt sorununun çözümünü istiyoruz.

2. Fakat güvenlik ve egemenlik gereği PKK’nin Irak topraklarına girmesini kabul etmiyoruz.

3. PKK’nin Irak’a girmesi, bölge ülkelerinin de güvenlik ve istikrarını tehlikeye sokar.

4. Tutumumuzun dayanağı anayasamız ve uluslararası hukuk ilkeleridir.

PKK’Yİ ABD BÜYÜTTÜ

Gelelim Irak’ın çıkışının neden komik olmadığına:

1. PKK’nin Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasının sorumlusu Bağdat değil, Washington’dur.

2. PKK, tarihinde iki kez sıçramalı büyüdü. İkisi de ABD’nin bölgeye geldiği dönemdir. ABD 1991’de Irak’a saldırdı, PKK büyüdü. ABD 2003’te Irak’a saldırdı, PKK yine büyüdü! (ABD’nin PKK’ye yardımlarını saptayan Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis şehit edildi!)

3. Irak’ın kuzeyinin PKK için korunaklı bölge olmasının nedeni, ABD’nin 1992’de 36. paralele bir çizgi çekmesi ve Bağdat’a bu çizginin yukarısına çıkmasını yasaklamasıdır.

Bu yasak, karargâhı Silopi’de, kuvveti İncirlik’te olan Çekiç Güç tarafından uygulanmıştır. Yani Türk hükümetleri, AKP dâhil, PKK’nin Irak’ın kuzeyinde yuvalanmasına dolaylı destek vermiştir! (Erdoğan zaman zaman Çekiç Güç’ü kendilerinin kaldırdığını söyleyerek, övünmektedir. Doğrusu şudur: ABD 20 Mart 2003’te Irak’a saldıracağı ve uzun yıllar bu ülkede asker bulunduracağı için artık Çekiç Güç’e ihtiyaç duymamıştır!)

Türk Ordusu da, maalesef, 36. paralel yasağının kendisine Bağdat’ın izni olmadan Irak’ın kuzeyine girip çıkma serbestliği sağlayacağını umarak, direnmemiştir! Bunun bir kurmaylık hatası olduğunu, ilk E. 2. Ordu Komutanı Em. Org. Necati Özgen, 15 Eylül 2005 tarihinde Ulusal Kanal ekranlarından açıklamıştır. Sonrasında pek çok üst düzey komutan bu hataya dikkat çekmiştir.

TSK-SADDAM İŞBİRLİĞİYLE PKK’YE DARBE

4. Nitekim Türk Ordusu, sonrasında ABD’ye rağmen Irak’ın kuzeyine girmek zorunda kalmış ve örneğin 1995 tarihli Çelik Harekâtı’yla CIA’nın peşmergelerini dağıtmıştır. Bu yıllar içinde Türk Ordusu Saddam Hüseyin’le anlaşmış, TSK kuzeyden, Irak Ordusu güneyden ABD’nin kukla devletini sıkıştırmıştır!

5. Saddam Hüseyin’in ABD’ye yenilmesiyle birlikte, Türk Ordusu’nun Irak’ın kuzeyine ve PKK’ye müdahale edemeyeceği yeni bir sürece girilmiştir. ABD, bizzat AKP hükümeti üzerinden TSK’nin elini konulu bağlamıştır. ABD ile AKP arasında yapılan anlaşmalar ortadadır: ABD ve AKP önce Irak’ın kuzeyinde TSK birliklerinin çıkarılmasını sağlamış, sonra da TSK’nin Irak’ın kuzeyine müdahale etmemesini sağlayacak imzalar atmışlardır.

Türk Ordusu’nun 2008’de ABD ve AKP’ye rağmen başlattığı, Pentagon’un “hemen çıkın” diye uyardığı, AKP’nin Genelkurmay’a “bitirin” baskısı uyguladığı sınır ötesi harekât hâlâ belleklerdedir.

ABD BÖLDÜ, MALİKİ BİRLEŞTİRİYOR

Tüm bunları yok sayarak Irak Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını komik bulmak, operasyonel değilse, mizahın ta kendisidir.

Kuşkusuz mizah olmayıp operasyonel olan yorumlar da vardır. Örneğin Yeni Şafak’a “PKK Irak’ta, Maliki panikte” manşeti atan Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül, doğrusunu bal gibi bildiği halde, köşesinden şu yalanı yazabilmektedir: “Açıklama ciddiye alınır mı? Irak’ın istikrarı diye bir şey söz konusu mu? Kürtlerle zaten ayrışmış, Sünnilerle savaş halinde olan, ülkeyi neredeyse üç parçaya bölen Bağdat yönetimi Irak için asıl istikrarsızlık kaynağı değil mi?” (Yeni Şafak, 10 Mayıs 2013)

Bağdat’ın değil fakat Washington’un Irak’ı üçe böldüğünü en iyi bilenlerden biridir Karagül. Okurları, onun bu yöndeki eski yazılarını internetten bulabilirler. Karagül’ün konumu gereği artık yazamayacağı yeni gerçeği de biz buradan yazalım: ABD Irak’ı üçe böldü, Maliki şimdi yeniden birleştiriyor!

TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTMEK, KOMŞULARI KÜÇÜLTMEKTİR!

Tablo ortadadır: AKP, PKK, Barzani ve İsrail Atlantik cephesinde sıralanmıştır. ABD bu dört kuvvete dayanarak Ortadoğu haritasını yeniden çizmek istiyor. Gerek AKP gerekse PKK sözcülerinin artık sakınmadan söyledikleri “Türkiye’nin Kürtlerle büyümesi” tezi, Büyük Kürdistan demektir, komşularımızın bölünmesi demektir. Türkiye’ye verilen kuzey Irak petrol ve doğal gazı rüşvetinin karşılığı, Türk Ordusu’nun bölünmeye direnecek Irak, Suriye ve İran’a sürülmesidir!

Ve bitirirken ekleyelim: ABD’nin Irak’a saldırdığı 1991 ve 2003 sürecinde PKK’nin iki kez sıçramalı büyüdüğünü belirtmiştik yukarıda. Şimdi AKP eliyle PKK, üçüncü sıçramalı büyüme dönemine girmiştir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mayıs 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

ÜÇÜNCÜ TÜRK – AMERİKAN SAVAŞI

Em. Tümg. Alaettin Parmaksız, kitabını da yazmıştı. Yani, ABD’nin Türkiye’yi nihai düşman görmesi TSK’nin bilgisi dâhilindedir. Ve aslında ABD Türkiye’ye savaşı daha 1991’de ilan etmişti. Bugün üçüncü Türk – Amerikan Savaşı yaşanmaktadır:

BİRİNCİ SAVAŞ

ABD’nin 1991’de Irak’a saldırısı, sonuçları açısından değerlendirilirse aslında Türkiye’ye açılmış bir savaştı. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ikinci bir İsrail (Kuzey Irak) bu savaşın ana cephesiydi. Birinci Türk – Amerikan savaşının can alıcı çarpışmaları şunlardı:

ABD, Muavenet Zırhlısı’nı vurdu: ABD, 2 Ekim 1992 günü Ege’deki fiili ateş bölümü olmayan bir ortak asker tatbikatta, ateş düğmesi çok kademeli olmasına rağmen “yanlışlıklı” Türk zırhlısı Muavenet’i vurdu ve 5 askerimizi şehit etti.

Em. Albay Erdal Sarızeybey, Muavenet’in Eşref Bitlis’e gözdağı vermek için batırıldığını belirtmişti. Bitlis, ABD’nin Kürdistan Projesi’ni bozmak için 3 Ekim 1992 günü, yani Muavenet’in vurulmasından bir gün sonra, Irak’ın kuzeyine harekât düzenleyen komutandır.

Eşref Bitlis Katledildi: Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993 günü uçağına yapılan bir sabotajla katledildi. Hem ABD – PKK ilişkisini, hem de ABD’nin Çekiç Güç’le Irak’ın kuzeyinde kukla bir devlet kurmaya çalıştığını saptayan ve buna engel olmaya çalışan Eşref Bitlis, Pentagon’un baş düşmanıydı!

Birinci Türk – Amerikan savaşının bu döneminde Uğur Mumcu başta olmak üzere aydınlarımız katledilmiş ve Sivas katliamı yaşanmıştı.

Çelik Harekâtı: Türk Ordusu, Birinci Savaş’ın ilk dönemine yanıtı Çelik Harekâtı ile başlattı. 35 bin kişilik Türk Ordusu, ABD’nin ikinci İsrail’ine girdi. Başbakan Tansu Çiller’den habersiz başlatılan harekât sonunda, Washington 5 bin CIA peşmergesini Guam adasına çekmek durumunda kaldı. ABD’nin bu harekâtı engellemek için Gazi Mahallesi’nde Alevi – Sünni çatışması tezgâhladığını da anımsatalım.

28 Şubat: Birinci Türk – Amerikan Savaşı’nın ikinci döneminin bir diğer önemli hamlesi de 28 Şubat 1997’de ABD’ye meydan okunmasıdır. 28 Şubat Türkiye’nin “haçlı irtica”ya karşı hamlesi ve Atlantik’ten bölgesine ve Avrasya’ya yönelmesinin bir adımıdır. Bu döneme girilirken ABD “Türk Ordusunun hizadan çıktığını” tespit etmiştir.

Birinci Türk Amerikan Savaşı sonucunda Türkiye, ABD’nin hamlelerine yanıt vermiş ve Kuzey Irak’a yerleşmiştir!

İKİNCİ SAVAŞ

Binyılın Meydan Okuması: ABD, Türkiye’ye ikinci savaşı 2001 yılında ilan etti. Ekonomik krizle felç edilen Türk ekonomisi sayesinde ABD hızla yeni araçlarını devreye soktu: TSK’ye Hilmi Özköz darbesi yapıldı ve 3 Kasım 2002’de sandıktan AKP çıkartıldı.

Önüne Türk Ordusu’nu Kuzey Irak’tan atma hedefi koyan ABD, Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun “28 Şubat bin yıl sürecek” kararlılığına Nevada’da “binyılın meydan okuması” tatbikatı ile karşılık verdi.

Türk askerine çuval geçirilmesi: Çıkmayan 1 Mart tezkeresinin intikamını almak ve Türk Tugayı’nı Kuzey Irak’tan atmak için hamle yapan ABD, 4 Temmuz 2003 günü TSK’nin Süleymaniye’deki karargâhına girerek Türk askerlerini esir aldı, başlarına çuval geçirdi. Erdoğan – Özkök ikilisi hem verilecek tepkiyi yumuşattı hem de adım adım Türk Tugayı’nı Kuzey Irak’tan geri çekti. Türk askeri 2003 -2007 yıllarında bölgeden çekildikçe PKK büyüdü, ikinci İsrail yani Barzanistan konumunu sağlama aldı.

Ergenekon Operasyonu: Hilmi Özkök’ün 2002’de TSK’ye darbesiyle başlatılan Ergenekon operasyonu, fiilen 2007 yılında TSK ve İşçi Partisi’ni hedef alarak genişletildi. Türkiye’nin bağımsızlığı için mücadele veren siyasetçilerle, Türk Ordusu’nun millici ve Avrasyacı komutanları, sözde darbe yapacakları iddiasıyla dalga dalga tutuklandı.

Kürt Açılımı: ABD 2009 yılında AKP’ye “Kürt Açılımı” görevi verdi. Böylece Kuzey Irak cephesi fiilen Güney Doğu Anadolu’ya açılmış oldu! Bu dönemde Türk Ordusu’na sınır ötesi operasyon yasaklandı.

ÜÇÜNCÜ SAVAŞ:

Üçüncü Türk – Amerikan savaşının ana hedefi artık doğrudan Türkiye’dir!

Füze radarı: AKP üzerinden Kürecik’e İran ve Rusya’yı hedef alan füze radarı kuran ABD, böylece Türkiye’yi bu ülkelerle de karşı karşıya getirmiş oldu.

ABD – İsrail tatbikatı: Şubat 2012’de ABD ile İsrail ortak bir tatbikat yaptı. Tatbikatta sanki İran’dan yönelmiş gibi bir Sparrow füzesi atılarak hem İsrail’deki hem de Kürecik’teki radarın çalışması kontrol edilmiş oldu. Ayrıca iki radar arasında veri alışverişi yapıldı.

ABD – İsrail – Yunanistan tatbikatı: Kıbrıs açıklarında geçen hafta başlayan ve 5 Nisan’a kadar sürecek ABD – İsrail – Yunanistan tatbikatında, Türkiye düşman ülke! Tatbikat, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın ortak doğalgaz platformunu hedef alacak Türk Hava Kuvvetleri’ni bertaraf etmeyi amaçlıyor. Tatbikatın senaryosuna göre Türk savaş uçakları, Kürecik’teki radarla izlenecek ve ABD gemisinden ateşlenecek füzelerle vurulacak!

Üçüncü Türk – Amerikan Savaşı’yla başarılmak istenenler ise sırasıyla şunlar: İçeride: Yeni Anayasa, Başkanlık Sistemi, Demokratik Özerk Kürdistan ve Yeni Türkiye, yani Türk – Kürt Federasyonu! Dışarıda: Suriye’ye savaş, Kuzey Irak’ın Kuzey Suriye ile birleştirilmesi ve Akdeniz’e açılması, İran’a savaş.

Ancak uyaralım: Hem bölge hem de Türkiye’nin hamle sırasıdır artık!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Nisan 2012

, , , , , ,

4 Yorum

EŞREF BİTLİS VE ÖZAL’IN ÖLÜMLERİNİN, KÜRT AÇILIMI İLE NE İLGİSİ VAR?

Sabah gazetesi 12 gün sürdürdüğü “Eşref Bitlis dosyasını” kapatıyor… Çünkü Sabah dosyanın altında kaldı!

12 gündür “Eşref Bitlis’i Ergenekon öldürdü”, “Özal, Eşref Bitlis’le birlikte Kürt sorununu çözecekti”, “Özal’ı da Ergenekon öldürdü” temalarını işleyen Sabah, operasyona “Son mektup” manşetini atarak başlamış, “17 yıllık karanlığa ışık tutuyoruz” demişti. Sabah 12 Ekim 2010 tarihli haberinde ise “Kazanın nedeni buzlanma ama önlem alınmamış” başlığı atarak, tüm söylediklerini geri aldı!

Peki neden?

Önce anımsayalım:

SABAH: “SABOTAJ DEĞİL KAZA”

Org. Bitlis, 17 Şubat 1993 günü uçağına düzenlenen bir sabotajla öldürüldü. Sabah gazetesinin ertesi günkü manşeti şöyleydi: “Sabotaj değil kaza!”. Sabah’ın manşeti, hiç bir araştırılma yapılmadan 10 dakika içinde “buzlanma” diyen dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş’in “tespitiyle” uyumluydu. Sabah, sonraki günlerde de, ısrarla pilotaj hatası olduğuna vurgu yaptı…

AYDINLIK: “KAZA DEĞİL SUİKAST”

Ergenekon liderlerinden olduğu iddiasıyla tutuklu bulunan Doğu Perinçek ve arkadaşlarının çıkardığı Aydınlık Gazetesi ise 17 yıl önce “Kaza değil suikast” manşeti atıyordu. Üst spot ise şöyleydi: “Genelkurmay’ın üstünü örttüğü gerçek: Eşref Bitlis’in uçağı buzlanma nedeniyle düşmedi”.

19 Eylül 1993 günü “Bitlis öldürüldü”, 20 Eylül 1993 günü “Bitlis’in Özal’a gizli mektubu” ve 23 Eylül 1993 günü de “Sabotaj motora yapıldı” manşetleri atan Aydınlık, suikastın üstündeki örtüyü tek başına kaldırmaya çalışıyordu…

SABAH’IN 17 YIL GECİKMELİ “SON MEKRUBU”

Sabah, 17 yıl sonra “Son mektup” manşetiyle, “Bitlis’in Özal’a mektubunu” sanki yeniymiş gibi kamuoyunun önüne getirdi. Oysa mektup, Aydınlık’ın 20 Eylül 1993 tarihli manşet haberiydi.

Sabah, Özal ile Eşref Bitlis’in, Kürt sorunu konusunda aynı cephede olduğu yalanını işlemek için “son mektup” konusundaki bazı ayrıntıları da atlamıştı. Eşref Bitlis Özal’a mektubu, aynı şekilde düşündükleri, aynı cephede yer aldıkları için değil, Cumhurbaşkanı’nın Jandarma Genel Komutanı’na telefonda sorduğu “Güreş paşa ile aranızdaki çekişme nedir” sorusuna yanıt olarak yazmıştı. Üstelik bu sorunun yanıtı, ABD’yi özellikle ilgilendiriyordu!

Çünkü…

EŞREF BİTLİS, ABD-ÖZAL PLANINA KARŞIYDI

Eşref Bitlis, Özal’ın ABD ile birlikte Irak’a girme politikasına en sert karşı çıkan isimdi. Üstelik Eşref Bitlis, ABD’nin Çekiç Güç üzerinden kukla devleti kurmaya başladığını saptamış, ABD’nin Çekiç Güç üzerinden PKK’ya silah ve teçhizat yardımı yaptığını da ortaya çıkarmıştı. Eşref Bitlis, ABD’nin kuzey Irak üzerinden yönelttiği tehdide, İran ve Suriye ile ittifak kurarak direnme çözümü geliştirmişti. Eşref Bitlis’in planın ismi “Kod Adı: Kale”ydi.

Eşref Bitlis ABD’nin hedefindeydi. Helikopteri iki kez ABD uçakları tarafında düşürülmeye çalışılmıştı. Helikopterde kendisiyle birlikte bulunan Em. Org. Necati Özgen, bunu daha sonra kamuoyuyla paylaşmıştı.

Özal ise Eşref Bitlis’in tersine, “Pentagon’un Kürt Senaryosu”nu kabul etmiş; bu senaryoya direnen TSK’nın hiyerarşisini de Kenan Evren ile birlikte bozmuştu. Özal, “ABD’nin Üç İsrail” planı gereği, “federasyon” kavramını bile ortaya atmıştı!

Kısacası, Özal ile Eşref Bitlis’in tek ortak noktaları Malatyalı olmalarıydı!

AİLESİ 17 YIL SONRA ÖZAL’IN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ KEŞFETTİ!

Sabah’ın Eşref Bitlis suikastını gündeme getirmesi ile ailesinin “Özal’ı Ergenekon öldürdü” yollu açıklamaları birbirine paralel olarak kamuoyuna sunuldu. 17 yıl boyunca Özal’ın ölümü konusunda savcılığa tek bir dilekçe bile vermeyen ailesi, birden Özal’ın öldürüldüğünü, dahası Ergenekon tarafından öldürüldüğünü keşfediyordu.!

Özal’ın öldürüldüğünü Eşref Bitlis suikastıyla aynı anda kamuoyunun önüne getirmek, aslında tertibin yeni aşamasıydı; Kürt açılımı ile doğrudan ilgiliydi!

Özal’ın, daha doğrusu ABD’nin “federasyon” çözümü ile Bitlis’in ABD’ye karşı İran ve Suriye ile ittifak temelli çözümü aslında 24 yıldır çatışıyor. Süreç özellikle son sekiz yılda “federasyon”cular lehine gelişti. ABD’nin AKP üzerinden başlattığı Kürt Açılımı’nın yeni aşaması, artık federasyon! Bunun için Anayasa değişikliğinden başlayarak, başkanlık sistemi de dâhil pek çok idari değişiklik hedefleniyor…

Ancak…

TSK tıpkı 24 yıldır olduğu gibi bu planın önünde bir engel. Eşref Bitlis de, bu plana direnen TSK’nın hâkim kesiminin en önemli temsilcisiydi. Şimdi onun şahsı üzerinden TSK’ya yönelik bir teslim alma operasyonu yürütülüyor!

EŞREF BİTLİS, ERGENEKON’UN LİDERİ

Eşref Bitlis, Özal ile taban taban zıt cephede yer aldığı için, ölümünden onca yıl sonra Ergenekon’un lideri olarak suçlanıyordu…

Eşref Bitlis, MİT Müsteşarlığı’nın Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği, 23 Aralık 2008 tarihli “çok gizli” şemada yer alan 69 isimden biriydi. Yine Ergenekon soruşturmasına dayanak yapılan Tuncay Güney’le mülakatta da, “Bunlar, Karadayı, Kıvrıkoğlu, Veli Küçük, Eşref Bitlis, Teoman Koman, Rasim Betil, Osman Özbek, bunların bir grup olduğunu söylüyorlar” deniyordu…

“BİTLİS’İ ÖZAL’LAŞTIRMA” OPERASYONU

ABD-AKP ittifakı ile iradesi 2002’den beri adım adım zayıflatılan Genelkurmay, Eşref Bitlis’in planından vazgeçmesi için sıkıştırılıyor!

Bitlis’i Özal’laştırma” şeklindeki bu operasyon, tam bir psikolojik savaş örneğidir. ABD’nin, uçağına sabotaj düzenlediği Eşref Bitlis’i, önce Ergenekon’un lideri ilan edip, sonra Ergenekon tarafından öldürüldüğü yalanını piyasaya sunması, psikolojik savaşın doruğudur!

Gerçek tektir: Eşref Bitlis ile Özal arasında, Ergenekon ile AKP-F Tipi örgüt arasında, Türkiye ile ABD arasında süren bu çatışma, daha doğrusu bu savaş, bölgenin geleceğini belirleyecektir.

, ,

Yorum bırakın

EŞREF BİTLİS İLE ÖZAL FARKLI CEPHELERDEYDİ

Sabah, büyük bir gazetecilik olayına imza attı! 4 Ekim 2010 tarihli ve Mutlu Çölgeçen imzalı haber, Eşref Bitlis’in Özal’a yazdığı son mektubu gün yüzüne çıkardı! “17 yıllık karanlığa ışık tutuyoruz” diyen Sabah Gazetesi, haberi manşetten “Son mektup” diye verdi! Kamuoyunda büyük yankı uyandıran mektup, Özal’la Eşref Bitlis’in birlikte Kürt sorununa neşter vurma amacında olduğunun da işaretiydi! Zaten Özal ve Eşref Bitlis de bu yüzden öldürülmüştü! Hatta ikiliyi öldüren de Ergenekon’du!

Yanlışları daha doğrusu yalanları nerden düzeltmeye başlasak acaba?

SABAH’IN 17 YILLIK YALANI!

Gelin önce Sabah Gazetesi’nin habercilik balonunu patlatarak başlayalım. Sabah “17 yıllık karanlığa ışık tuttuğunu” iddia ediyor ama tam da 17 yıl önce Aydınlık Gazetesi’nin “Bitlis’in Özal’a gizli mektubu” diye manşetten verdiği haberi yeniymiş gibi yazıyordu!

Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, ölümünden 7 ay önce Özal’a sunduğu mektubunda, ABD’nin Çekiç Güç’ünün PKK’ya yardım ettiğini telsiz konuşmalarıyla kanıtlıyordu. Bitlis’in “Kod adı: Kale” adlı planı ABD’yi rahatsız ediyordu.

HANİ ORG. EŞREF BİTLİS ERGENEKONCUYDU

Ergenekon tertibinin arkasındaki kuvvetin yeni senaryosu Eşref Bitlis’in Özal’la birlikte “Kürt sorununu” çözmeye gayret ettiği, bu yüzden de Ergenekon tarafından öldürüldüğü şeklinde…

Oysa daha iki yıl önce, Eşref Bitlis, Ergenekon şemasının içinde yer alıyordu! Eşref Bitlis, İlhan Selçuk’la ve Doğu Perinçek’le birlikte Ergenekon’un lideri olarak suçlanıyordu!

HANİ ORG. BİTLİS’İN UÇAĞI BUZLANMIŞTI

Bilumum ittifak, 17 yıldır üstünü örttüğü Bitlis’in uçağının düşmesi olayını birden bire hatırlayıverdi. Bu ittifak, 17 yıl önce Bitlis öldürüldüğünde “buzlanma” diyip kestirip atıyordu. Oysa bugün Ergenekoncu diye Silivri’de olanlar, o gün “Bitlis’in öldürüldüğünü” haykırıyordu. Şimdi Silivri’de olanlar, bu gerçeği dile getirmekle de kalmamış, Nusret Senem avukat olarak, Adnan Akfırat da gazeteci olarak suikastın peşini bırakmamıştı!

Dün “buzlanma” diyenler, bugün ABD’nin Kürt Açılımı gereği, Eşref Bitlis’i hatırlayıverdi. Yetmedi, Bitlis’in katillerinin peşine düşenleri de Bitlis’i öldürmekle itham edecek kadar pervasızlaştı!

BİTLİS-ÖZAL BİRLİKTELİĞİ YALANI

En büyük yalan da, kirli ittifakın, “Org. Eşref Bitlis ile Özal birlikte Kürt sorununu çözmeye çalışıyordu” şeklindeki iddiasıydı.

Oysa her ikisi de sorunu farklı cephelerden çözmeye gayret ediyordu. Özal ABD adına, Org. Bitlis ise Türkiye adına soruna çözüm arıyordu. Özal ABD’yle birlikte “bir koyup üç almayı” planlarken, Org. Bitlis’in planı ABD’yi rahatsız ediyor, dahası helikopteri ABD uçakları tarafında iki kez taciz ediliyordu. (Org. Necati Özgen, Ulusal Kanal’da yıllar önce açıklamıştı).

Özal’ın ABD planı gereği gündeme getirdiği federasyon ile Org. Bitlis’in ABD’ye rağmen oluşturduğu “Kale” planını, 17 yıl sonra aynı planmış gibi sunmak, ABD’nin F tipi cemaat üzerinden yürüttüğü psikolojik savaşın yeni ama defolu bir ürünüdür! Tıpkı diğerleri gibi bu yalan da hızla gerçeğin aydınlık yüzüne çarpmıştır!

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın