Posts Tagged Tayyip Erdoğan

RTE VE BİR MALİYET HESABI ANALİZİ

Almanya, Andora, Arnavutluk, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Karadağ, Letonya, Liechtenstein, Litvanya, Luksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldova, Monaco, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Yunanistan.

Kim bunlar..?

Alfabetik olarak dizilmiş çoğu AB üyesi olan Avrupa devletleri…

Hani Türkiye’ye hemen her konuda “şunu yapın, bunu yapmayın” diyen devletler…

Hani daha dün yayınladıkları raporla “AKP kapatılmasın, Ergenekon daha da genişletilsin” diyerek “demokrasi” dersi veren Avrupa devletleri…

Hani  Kıbrıs’ta “birleşin” diye tutturup, içerde “ayrılın” çalışmaları yaptırtan Avrupa devletleri…

Hani hemen her etnik-dinsel gruba “ayrılık” hedefiyle para fonlayan Avrupa devletleri…

Ve de 1 Mayıs’ı tatil ilan etmiş Avrupa devletleri…

***

Ne dedi Başbakan Erdoğan: “1 Mayıs’ın tatil edilmemesiyle ilgili bizi eleştiriyorlar. Türkiye bir tatil ülkesi. Çalışma süresi yılda 200 gün. Bir taraftan emeğin karşılığını verin diyeceksiniz diğer yandan gönül beylikte diyeceksiniz, olmaz. Biz hesapladık bir günlük tatilin Türkiye’ye maliyeti 2 katrilyon (2 milyar YTL). Biz bunu enine boyuna tartıştık.”

***

Peki hemen her konuda Türkiye’ye dayatmada bulunan, Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı sayesinde, dayattıklarını alan bu Avrupa Devletleri nerede..?

Neden 1 Mayıs için de AKP’den istekte bulunmazlar..?

Onların özgürlük anlayışları işçi sınıfının haklarına kadar mı sınırlı?

“Tüklük kavramına hakareti” bile “düşünce” sayıp “özgürlüktür” diyen bu devletlerin Ankara büyüklçileri, 1 Mayıs konusunda neden AKP’ye dayatma yapmazlar?

***

Sadece bu örnekten bile görülüyorki, işçi sınıfı 1 Mayıs’ı kendisi mücadele edip kazanacak. AB’den fonlanan sendikacıların hükümetle dirsek temaslarından, çıka çıka Sosyal Güvenlik Yasası çıkıyor nitekim.

***

Unutmadan… Konu işçiler olunca ne de güzel hesap yapıyor Başbakan. 1 Mayıs’ın maliyeti 2 milyar dolarmış!

Ya gemicikler, ya mısırlar, ya fındıklar, ya ABD bursları…

2B’ler, Çalıklar, Katarlar…

***

Herşeyin bir maliyet hesabı var!

Yorum bırakın

BAŞBAKAN BAŞSAVCIYI ABD’YE ŞİKAYET ETTİ

AKP’nin kapatılması davası, geçen hafta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney arasında gündeme gelmiş. Cheney’ye partisine açılan kapatma davası hakkında bilgi veren Başbakan Erdoğan, kendisinin iddianamede “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı” olarak gösterildiğini söylemiş. (Milliyet, 31 Mart 2008)
Milliyet’in konuyla ilgili sorusunu basın sözcüsü Kathy Schalow aracılığıyla yanıtlayan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson da şunları söylemiş: “Sözü edilen konu Başkan Yardımcısı Cheney tarafından gündeme getirilmemiştir. Başbakan’ın sözlerini ise Türk tarafından öğrenmeniz gerekecektir.”
Wilson’un yanıtına göre, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ülkesinin bir iç konusu hakkında, ülkesini bir başka ülkeye resmi bir ikili görüşmede şikayet etmiştir! Değilse, Başbakanlık ABD Büyükelçiliğini biran önce yalanlamalıdır! Hatta, devlet gibi devletsek, Başbakanlık yalanlamayla yetinmemeli, maksatlı şekilde yalan beyanda bulunduğu için ABD Büyükelçisi Wilson’la ilgili başka tedbirler de almalıdır.
Ancak herhangi bir yalanlama yapılmaması Erdoğan’ın ülkesinin başsavcısını ABD’ye şikayet ettiğini maalesef doğruluyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 3 Kasım 2002’de başlatılan tasfiye girşiminin geldiği boyuttur bu!
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AKP ile ilgili iddianamesinde “Bir ABD projesi olan ve kapsamındaki ülkeleri ılımlı İslami rejimlerle yönetmeyi amaç edinen Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu her fırsatta tekrarlayan Başbakan Erdoğan…” ifadesini kullanmıştı.
İddianameden daha önce de İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından gündeme getirilen bu “görev”, Erdoğan tarafından yalanlanmaya çalışılmıştır! Erdoğan, kendisinin BOP değil, BM çerçevesinde İspanya Başbakanı ile birlikte yürüttüğü Medeniyetleri Uzlaştırma Projesi’nin eşbaşkanı olduğunu söylemiştir.
Ancak Başbakan’ın ve kurmaylarının bu düzeltme girişimleri gerçeği değiştirememiştir! Başbakan Erdoğan BOP eşbaşkanı olduğunu tam 7 kez dile getirmişti:
1. Erdoğan, 16 Şubat 2004 gecesi, Kanal D’de, Fatih Altaylı’nın Teke Tek programında aynen şöyle dedi: “Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.”
2. Erdoğan 28 Temmuz 2004 günü, İran’da bir gazetecinin “Büyük Ortadoğu Projesi’nde ortak hedef olarak İran gösteriliyor. Bu konu gündeme geldi mi?’ sorusu üzerine “Demokratik ortak olarak Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi içinde, bu projenin eşbaşkanları arasında yer aldığını” ifade etti. (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=4808)
3. Erdoğan 8 Haziran 2005 günü basın mensuplarının sorusu üzerine, “Geniş Büyük Ortadoğu Projesi’nde demokratik ortak olarak bir görev üstlendiğini ve bu görevle birlikte eş başkanlığın verildiğini” anımsattı ve devamla çeşitli ülkelere yaptığı ziyaretlerin bu görev kapsamında olduğunu belirtti: “Şu anda Ortadoğu coğrafyası üzerindeki ülkelere yapmış olduğumuz ziyaretler ve onlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde, bu konulara özellikle yaptığımız vurgular hep bunun açık, net örnekleridir. Yani bizim sınırdaşımız, komşumuz olan örneğin bir Suriye, bir Ürdün, bir Lübnan, Kuzey Afrika ülkeleri, Fas, Tunus, bunlara yaptığımız ziyaretler, hepsi bunun birer adımıdır ve bu da devam edecek.” (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=10522)
4. Erdoğan, 21 Şubat 2006 günü TBMM’de AKP Grup Toplantısında şöyle dedi: “Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesindeki rolümüz bize özellikle Ortadoğu’da önemli görevler yüklemektedir.”
5. Erdoğan, 4 Mart 2006 günü AKP İstanbul Bayrampaşa İlçe Kongresi’nde şöyle dedi: “Türkiye’nin Ortadoğu’da bir görevi var. Biz Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlarından biriyiz. Bu görevi yapıyoruz.” (http://www.akparti.org.tr/haber.asp?haber_id=11245)
6. Erdoğan 30 Mayıs 2006 günü, TBMM’de AKP Grup Toplantısında “Eşbaşkanlık görevini kabul ettik.” dedi.
7. Erdoğan 27 Temmuz 2006 günü CNN’de Larry King Show’da şöyle dedi: “Daha önce Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afraka girişimi içerisinde zaten yer almıştık. Burada gerek barış, gerek huzur, gerek insan hakları, hukukun üstünlüğü, ileri demokrasi için bir eşbaşkanlık görevi üstlenmiştik.”

Peki Eroğan 16 Şubat 2004’ten beri tam 7 kez dile getirdiği görevini şimdi neden yalanlıyor!? Yalanlama girişimi son birkaç  gündür olsaydı, “Başsavcı’nın kapatma davası nedeniyle” yorumu yapılabilirdi. Ancak davadan da önce başladı bu yalanlama girişimleri…

Bir zamanlar övünerek dile getirilen bu görev yalanlanmaya çalışılıyorsa, demekki ABD ve Büyük Ortadoğu Projesi ciddi bir şekilde inişe geçmiş!

“Ergenekon” tertibi de bu inişin bir telaşesi zaten!

Mehmet Ali Güller

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ
Türkiye’ye teslim bayrağı çektirme planı

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereği, Türk askeri Irak’a gönderilmek isteniyor. Kamuoyunu ve Meclis’i ablukaya almak için yürütülen “psikolojik savaş”ta, önce Özkök’ün, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanına başvuruldu. Ancak plan işlemedi. Erdoğan-Gül ikilisi, “devlet kararı” çıkartamadı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereğince hazırlanan “Mehmetçik’i Coni’ye kalkan yapma” planı için düğmeye bir kez daha, 5 Ağustos’ta basıldı. 6 Ağustos 2003 tarihli gazetelerin manşetleri, “Asker gidiyor” şeklindeydi. 5 Ağustos’taki, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında yapılan ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı Gül, Savunma Bakanı Gönül, İçişleri Bakanı Aksu ile Dışişleri ve MİT müsteşarlarının da katıldığı zirvede “Özkök ikna edilmişti” ve 7 Ağustos’ta yapılacak Sezer-Erdoğan-Özkök zirvesinde de “karar kesinleştirilecekti.”

Asker göndermek için de 4 koşul belirlenmişti: 1) Türkiye sadece güvenlik değil siyasi yapılanmada da etkili olmalı. 2) PKK bitmeden Bağdat’a asker yollanamaz. 3) Mutlaka davet edilerek asker yollanmalı. 4) Bölge ülkeleri ikna edilmeden olmaz.

Aynı haberin, birçok gazetede aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılması, dikkatli okurların gözünden kaçmamıştı.

TÜRKİYE’YE KARŞI ‘PSİKOLOJİK SAVAŞ’

Türkiye, tek bir adresten çıkan bir psikolojik savaşla karşı karşıyaydı! İkna edildiğini söyledikleri Org. Özkök’ün, 7 Ağustos’ta Sezer ve Erdoğan’la yapacağı zirvede kesinleştirecekleri karar kesinleşmedi. Çünkü, zirve yapılmadı! Ancak, kampanya tüm hızıyla sürdürüldü. Kamuoyu, 5 gün boyunca “Türk askerinin neredeyse Bağdat’a ulaştığı” yalanına alıştırılmaya çalışıldı.

ABD adına kampanya yürütenler, 12 Ağustos’ta yapılacak zirve günü ise Erdoğan-Gül ikilisin istedikleri şekilde manşetlerle çıktılar okurlarının karşısına… Daha önce ikna edilen Org. Özkök’ün görevi, Erdoğan’la birlikte Sezer’i ikna etmekti! Saat 15:00’te yapılacak zirvede Sezer ikna edildikten ve “hükümet kararı yerine devlet kararı” oluşturulduktan sonra, saat 17:00’de Bakanlar Kurulu toplanacaktı.

BAKANLAR KURULU İPTAL EDİLDİ

Ama olmadı… Öğlen saatlerinde Başbakanlıktan yapılan yazılı bir açıklamada, Bakanlar Kurulu toplantısının ileri bir tarihe ertelendiği yazıyordu. Nedeni belirtilmeden!..

Oysa daha sabah saatlerinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan şunları söylemişti: “İşi en geniş manada ele alıp, bunların hepsini görüşeceğiz, ondan sonra da zirve kararı ortaya çıkacak. Bugün zirve toplantısında, sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, sayın İçişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri Bakanımız ile toplantı yapacağız. Zirveden sonra da, gerekli açıklama, zirve açıklaması olarak yapılacaktır.”

Oysa, Başbakan’ın zirveye katılacağını belirttiği bakanların bir kısmı zirvede yoktu. Zirve sonrasında kısa bir açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sermet Atacanlı “Türkiye’nin bu alandaki uluslararası çabalara olası katkısının kapsam nitelik ve çerçevesi ilgili makamlarımız arasındaki bu eşgüdümlü çalışmanın ardından ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği biçim ve ölçüde ülkemizin demokratik karar alma süreci içerisinde belirlenecektir.” dedi. Bu açıklamadan da anlaşılıyordu ki, Erdoğan-Gül ikilisinin ABD’ye verdiği “kısa zamanda asker gönderme” sözü gerçekleşmiyordu… Ancak, “Mehmetçik’in kanını satma lobisi” usanmadı. Ertesi gün çıkan gazetelerin zirve haberleri yine aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılmıştı. Yine tek adresten çıktığı belli olan haberlerde, Sezer’in “Uluslararası meşruiyetten vazgeçtiği”, “Oydaşma demediği” belirtilerek, kamuoyuna, “Sezer tam olarak ikna olmasa bile karşı da çıkmadı” mesajı verilmişti. Daha bir gün önce “Zirve sonrasında Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı ve karar alacağı belirtilen haberler” hiç yazılmamış gibi unutularak, “kararı Meclis verecek” manşetlerine çevrildi ve Bakanlar Kurulu toplantısının ertelendiği es geçildi!

SEZER “GÖREVLİ BASIN”I YALANLADI

13 Ağustos tarihli “Sezer’i hedef alan” manşetlere Cumhurbaşkanlığı’ndan hemen yanıt geldi.

Çankaya Köşkü’nden yapılan açıklamada, “Anayasamızın 92. maddesine göre, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine, ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, TBMM’nindir. Dolayısıyla, bu konuda karar vermek ve uluslararası meşruiyet koşulunun bulunup bulunmadığını takdir etmek, ulusal iradenin oluştuğu TBMM’nin yetkisindedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer daha önceki konuşmalarında da bu noktaya vurgu yapmış olup, kamuoyuna açıklanmış bu görüşlerinde bir değişiklik bulunmamaktadır.” denildi.

ABD’NİN “ASKER GÖNDERME” PLANI

Peki bu noktaya nasıl gelindi? Önce Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, ABD’ye gitti ve Türkiye’nin bölgede birlikte davranma iradesinde olunduğunu Bush Yönetimi’ne iletti. Tam bu sıralarda ABD’yle, AKP Hükümeti arasındaki gizli mutabakat imzalandı. Bu mutabakatın ilk maddesi Türk askerinin Irak’ın kuzeyinden çıkarılması, ardından Irak’a asker gönderilmesiydi. Bu mutabakata göre, öncelikle tabur seviyesinde bir askeri birliğin gönderilmesi benimsenmişti.

SEZER’E 92. MADDE BASKISI

1 Mart’ta reddedilen tezkerenin akıbetine uğramamak için hazırlanan plana göre “görevli basın” aracılığıyla hem kamuoyu hazırlanacak, hem de “karşıt” AKP milletvekilleri ikna edilecekti. Bunun için, önce Özkök’ün ikna edildiği, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanları piyasaya sürüldü. “Hükümet kararı yerine devlet kararı çıkarmak” kamuoyundan gelecek yüksek sesleri de kesecekti! Zirve’de, Anayasa’ınn 92 maddesi üzerinden, Cumhurbaşkanı Sezer’e baskı uygulandı. Maddenin ilgili fıkrasında, Meclis’in tatilde olduğu durumlarda, yetkinin TSK’nın başkomutanı durumundaki Cumhurbaşkanı’na ait olduğu belirtiliyor.

AKP GRUBU’NDAN K.IRAK UYARISI

Özkök ve Sezer’in sırayla ikna edildiği şeklindeki haberlerle, AKP içindeki “aykırı sesler” de engellenmiş olacaktı. Çünkü Erdoğan-Gül ikilisinin AKP grubu içinde yaptığı bir araştırmaya göre, 1 Mart’takinden daha fazla redçi milletvekili bulunuyordu. Üstelik kabinede de, asker gönderme kararına karşı çıkan önemli sayıda bakan olduğu biliniyordu.

13 Ağustos’ta açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, “Türkiye’nin Kuzey Irak’ta olmadığı bir tezkereyi Meclis’e getirmenin anlamı yoktur. Kuzey Irak’ı kapsamayan bir tezkere Meclis’ten oy almaz” dedi.

“ASKER GÖNDERME” KARARI YOK!

Durum, 12 Ağustos’ta, yani Zirve’nin yapıldığı gün tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Herşeyden önce, Zirve’den “asker gönderme” kararı çıkmadı ve çıkmayacağı daha önceden belli olduğu için öğlen saatlerinde Bakanlar Kurulu toplantısı iptal edildi.

Ancak Aydılık’a ulaşan bilgilere göre, “görevli basın” tek bir adresten hazırlanan yalanlarla, Türkiye’yi hedef alan “psikolojik savaş”a devam edecek. Amerikalı emekli generallerden oluşan “Danışma Kurulu” işlevli lobiyle bağlantıya geçirilen “büyük basının patronu”, Irak’ta alınacak pay karşılığında çoktan harekete geçirildi..!

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Önümüzdeki günlerde; “60 yıl savaşmayan ordu korkak olur” makaleleri ısıtılarak, ordu içindeki “genç subaylar” kışkırtılacak, “ilk bekar orgeneral” haberi ısıtılarak “korkaklık” nedenleri üzerine ince tahliller yapılacak, Komutanlar arasında fikir ayrılığı olduğu yalanları işlenecek, “Nakkaştepe” benzeri toplantılarda Türkiye karşıtı yeni kararlar alınacak, ABD Büyükelçiliği yetkilileri AKP milletvekillerini ablukaya alacak, Milli Kuvvetleri hedef alan yayınlar yapılacak.

ÖNCE “MİLLETİN KARARLILIĞI”

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Kamuoyunu ve “dinamik güçleri” sessizliğe itme planıyla, Mehmetçik, Coni’ye kalkan yapılmaya, daha da ötesi, Irak’tan sonra Türkiye’yi hedef alan Amerika’ya teslim bayrağı çekilmeye çalışılıyor. “ABD süper güç, başedemeyiz!”, “Zaman kazanmaya çalışalım”, “Çekilebilecek en geri mevziye çekilelim” şeklinde dile getirilen görüşler, Amerika’yı oyalamıyor! Tam tersine “düşmanı doğru tespit etmeyi”, “milli bir strateji üretmeyi” ve her şeyden önemlisi “milleti seferber etmeyi” engelliyor. ABD’yle cephe cepheye gelmeyi engelleyebilmenin tek yolu, “milletin kararlılığını” gösterebilmektir!

 

YALAN

GERÇEK

Çankaya zirvesinde karar alınacak, aynı gün Bakanlar Kurulu’da konu görüşülecek. Çankaya zirvesinde asker göndermeyle ilgili bir devlet kararı çıkmadı. Ayrıca aynı gün toplanması planlanan Bakanlar Kurulu da iptal edildi.
Çankaya zirvesinden uzlaşma çıktı. Zirveden bir devlet kararı çıkmadığı gibi böyle bir uzlaşma ortamı anlamına gelecek bir açıklama da yapılmadı.
Cumhurbaşkanı Sezer, uluslararası meşruiyet olması gerektiği yönündeki görüşlerini dile getirmedi. Cumhurbaşkanlığı makamı bu yöndeki haberleri aynı gün yalanladı ve Sezer’in görüşlerinin değişmediği vurgulandı. Üstelik Meclis Başkanı Bülent Arınç ve bazı AKP’li bakanların bile bu yönde görüşleri olduğu biliniyor.
Tezkere Meclis’ten rahatlıkla geçer. Başta AKP Meclis Grubu yöneticileri buna karşı çıkıyor ve asker gönderilmesi için ABD aleyhine birçok asgari şartlar ileri sürüyorlar. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün işi hiç de kolay değil.
Uluslararası askeri güç oluşturulmasıyla ilgili BM’den yakında karar çıkacak. Yakın gelecekte böyle bir karar çıkacak gibi görünmüyor. BM’den sadece Irak’taki Geçici Hükümet Konseyi’ni resmen tanıma yönünde bir karar çıkacak.
Irak’taki Sünni bölgesine 10 bin asker gönderilecek. Sayı da bölge de henüz belli değil. Çünkü ABD’ye gönderilen sualnameye verilen yanıt henüz ortada yok.

 

Amerika’dan heyet gelecek. Resmi makamlar öncelikle sualnameye verilecek yanıtı bekliyor. Yanıtların tatmin edici olup olmamasına göre, gerekirse heyet çağrılmayacak.

 

KİM NE DEDİ?

Org. Çetin Doğan
1. Ordu Komutanı

30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan, Irak’a asker gönderilmesi konusunda ne yapılması gerektiğini, Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de söylediği “Bizim bütün amacımız bu milli sınırlar içerisindeki halkımızın refahını, huzurunu ve o milli sınırla belirlenmiş ülkemizin bütünlüğünü korumaktır.” sözünün açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Yetkililer, ilgililer sanıyorum en doğru kararı, o ilkeleri dikkate alarak vereceklerdir” dedi. Org. Doğan, Atatürk’ün bu sözü için, “Bu da iç ve dış politikamızda devleti yönetenlere bir rehberdir. ‘Başka yerde macera aramayın’ anlamındadır. ‘Ülkemizin refahına, huzuruna ve ülkemizin bütünlüğüne hizmet etmeyecek alanlarda, yerlerde bulunmayın’dır. Barışçı bir hedeftir.”

Org. Çetin Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmetçik’in kanını Galiçya’da, Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hala daha soruyoruz. Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru olmadıkça cinayet olduğunu söylüyor.”

Org. Çetin Doğan, Atatürk’ün ‘Ne mutlu türküm diyene” sözüyle ilgili olarak da şunları kaydetti: “Ne mutlu Türküm diyene sözünü söyleme durumu, başkasına ne mutlu Çerkezim, Arnavutum deme hakkını vermez. Bu söz hepsini kapsıyor. Hepimizi ortak kimliği bu sözün içinde.” Başka bir görüşü, dini düşünce ve duyguyu öne çıkarmanın bütünlük sağlamayacağını, bölünmeyi ortaya çıkaracağını kaydeden Org. Doğan, “İnançlarımız, dinlerimiz farklı olabilir. Bu ulus için çalışıyorsak, bu sözün etrafında kilitlenmemiz lazım.” diye konuştu.

Mehmet Dülger
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı

“Türkiye, Irak’taki gelişmeler karşısında mutlaka söz sahibi olmalı, bir şeyler söylemelidir. Amerikan idaresi başlangıçta bu konuda, ‘Türkiye üzerinden biz asker geçiriz, istediğimizi yaparız’ dedi. Fakat müdahaleden sonra işin o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. Orada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek gerekiyor. Bu iş için de Amerika’nın orada bulunan güçleri kafi değil. Dolayısıyla yeni bir şey yapması lazım. Amerika, başlangıçta BM, NATO ve AB’yi dikkate almadan bu işe girişti. Baktı ki kazın ayağı öyle değil. Dolayısıyla burada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek lazım. Bu iş oraya gidip petrolün üzerine oturmakla olmuyor.”

“Daha ikna olma noktasına gelmedik. İkna olma şöyle olacaktır. Hükümet diyecek ki, ‘şu, şu mülahazalarla buraya asker gönderilmesi taraftarıyız’, biz de o zaman mukabil mülahazalarımızı söyleyeceğiz. Onlar, ‘siz şunu söylüyorsunuz ama bu, şöyle karşılanacaktır’ deyince, ikna o zaman olur. Tezkerenin geçmesi, ikna olmamıza bağlı.”

 

Haluk Koç
CHP Grup Başkanvekili

“CHP, bir uluslararası çerçeve bu görevi öngörmeden Türk askerinin Irak’a gitmesine karşıdır. Almanya Parlamentosu’nda benzeri bir açıklama oldu. CHP, oradaki hukuksuz sürece Türkiye’nin katkı yapmasına karşı olduğunu ifade etmiştir.”

“Türk Ordusu Irak’a giderse Kuzey Irak’ta bulunmaması gereği, altı çizilerek belirtilecek mi Amerika tarafından? Bunu da sormak lazım. Niye Kuzey Irak’ta Türkiye olmayacak da diğer bölgelerde olacak. Orada bir düzen mi kurulmuştur, plan baştan mı yapılmıştır? Bir resmiyet mi kazandırılmak istenmektedir o bölgeye? Bunları yüksek sesle sorup, yüksek sesle tartışmak lazım. Herhalde, kapalı toplantılar biran önce halkın da kendisini ilgilendiren konularda bilgi sahibi olabileceği şekilde toplumla paylaşılır.”

 

Mehmet Bedri Gültekin
İşçi Partisi Genel Sekreteri

“Irak’ta Amerika’ya teslim olmak, Türkiye’nin bölünmesine “Evet” demektir! AKP Hükümeti Türkiye’yi, Amerika’nın emrinde Irak’taki batağa çekmek için elinden gelen bütün gayreti sarfediyor. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Çünkü AKP’nin misyonu budur.
Ama son günlerde AKP dışında da çeşitli çevrelerin “Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından” Amerika’nın yanında görev yapmak üzere Irak’a asker gönderilmesi gerektiğinden söz ettiklerini görüyoruz. Bu büyük bir gaflettir.”
Türkiye, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’ye elini verdi, şimdi kolunu kurtaramıyor. Şimdi “İşbirlikçiler kolumuzu verip kendimizi kurtaralım” diye yaygara koparıyorlar. ABD’nin tehditlerinden yılanlar ise, bu yaygara karşısında “acaba” demektedirler.
Gelinen noktada, eğer Ankara kolunu vermeye kalkarsa, ortada Türkiye diye bir varlık kalmayacaktır. ABD’nin emrinde Irak’a asker göndermek ABD’ye kolumuzu vermektir.”
”Emperyalist işgal gücünün yanında yer alma onursuzluğunu Türkiye’ye önerenler, bunun Türkiye’ye faturasını düşünecek değillerdir. Emperyalizme karşı tarihin ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye, şimdi emperyalizme karşı vatanlarını savunan Iraklıların karşısında emperyalizmin safında yer alamaz.Türkiye’nin yeri emperyalist işgale karşı direnen kahraman Irak halkının yanıdır.”

 

Ertuğrul Kazancı
ADD Genel Başkanı

“Irak savaşında saygınlık ve etkisini iyici yitiren BM’nin kararı dahi beklenmeksizin, zayıf bir hukuksal meşruiyet bile aranmaksızın yapılacak sevkıyat, Mehmetçik’e çileler çektirecektir. Emperyalist koalisyon güçlerinin içinde yer almak, aramızda tarihsel bağlar bulunan Irak halkıyla bizi karşı karşıya getirecektir.”

 

Ulusal Güç Birliği
Samsun

Samsun’da 6 siyasi partinin oluşturduğu Ulusal Güç Birliği, “Irak’a Asker Göndermeye Hayır” imza kampanyası başlattı. Ulusal Güç Birliği’ni oluşturan CHP, İP, CDP, BBP, DSP ve SP temsilcileri, 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenledikleri ortak basın toplantısında, kampanyanın Irak’a asker göndermeme kararı alınana kadar devam edeceğini söylediler. Dönem Sözcüsü CDP İl Başkanı Aybars Turan, birliği oluşturan 6 partinin Irak’a asker gönderilmesine karşı olduğunu belirterek, “Türkiye, ABD’nin maşası olamaz” dedi.  ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini kaydeden Turan, “ABD batağa saplanmıştır. Şimdi bu bataktan çıkış yolu olarak Mehmetçiği komşu Irak halkının üzerine yollamak istemektedir. Komşularımızla iyi geçinmek Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ prensibinin gereğidir” diye konuştu. Turan, Irak’a asker gönderilmesinin engellenmesi için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını sözlerine ekledi

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın