Posts Tagged Irak

AKP’NİN Şİİ’MSİ KARTI: İZZETTİN DOĞAN

Bağdat’a giden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye ile Irak arasında iki yıldır yaşanan gerilimin bittiğini söyledi ve “artık beyaz sayfa açıyoruz” dedi. (Yeni Şafak, 11 Kasım 2013)

AKP BEYAZ BAYRAK SALLIYOR

Davutoğlu’nun Irak’la “beyaz sayfa açmasını”, biz, AKP’nin bölgeye beyaz bayrak sallaması olarak okuyoruz. Nitekim bu köşede AKP’nin Irak, İran, Suriye ve Mısır konularından geri adımlar atmaya başladığını birkaç kez incelemiştik.

Şimdi AKP, bölgeye beyaz bayrak sallamasını, diplomatik bir başarı gibi göstermeye, “beyaz sayfa açtık” gibi barışsever sözlerle perdelemeye çalışacak, çalışıyor…

Kuşkusuz bölge, beyaz bayrak sallanmasını bir ölçüde kabul edecek, bundan yararlanmaya çalışacak. Fakat AKP’nin Suriye’de Beşar Esad’ı, Irak’ta Nuri El Maliki’yi yıkma girişimini de arşivin en önemli rafında tutacak!

DAVUTOĞLU’NUN SÖZLERİNDEKİ ŞİFRELER

Davutoğlu’na göre, Türkiye ile Irak arasındaki iki yıllık gerilimin bitmesinde ve beyaz sayfa açılmasında etkili olan üç unsur şöyle:

1. “En önemli faktör Irak içindeki yumuşama.”

Maliki’nin değil, AKP’nin “yumuşadığını” ortada. Davutoğlu bu sözle eğer Maliki ile Barzani’nin ilişkileri normalleştirmesine vurgu yapıyorsa, o ilişkileri germeye çalışanın da AKP olduğu ortada. Dolayısıyla bu söz ancak Bağdat’a “Erbil’i kışkırtmayacağız” sözü anlamında okunabilir.

2. “İkinci boyutu, seçimler yaklaşıyor.”

Allavi-Haşimi ikilisine dayanarak Maliki’yi devirmeye çalışan ve başarısız olan Davutoğlu, bu açıklamasıyla önümüzdeki seçimleri de Maliki çizgisinin kazanacağına işaret etmiş oluyor.

3. “Üçüncü boyutu ise bölgede Suriye bağlamında bir Şii Sünni çatışması ihtimali doğarken bu atmosferi kıracak, gerilimi dağıtacak, mezhep çatışmasından medet uman çevrelerin planlarını bozacak en önemli şey, Türkiye Irak ve Türkiye İran ilişkileridir.” (Yeni Şafak, 11 Kasım 2012).

Davutoğlu’nun üçüncü etkeni üzerinde biraz daha ayrıntılı durmalıyız.

İRAN’DAN MEZHEP ÇATIŞMASI UYARISI

Suriye’ye Batı baskısı, her ne kadar bir mezhep savaşı temelinde başlamadıysa da, oraya doğru evirilmesinde Atlantik kuvvetlerinin sayısız çıkarı var. Çünkü bölgenin Şii-Sünni şeklinde bölünmesi ve taraflar arasında uzun süreli savaşlar çıkması, her takvimde emperyalizme bölgeye müdahale imkânı verecektir.

Nitekim bölgedeki savaşın diğer tarafını temsil eden İran da artık bu tehlikeye dikkat çekmektedir. BBC’ye konuşan İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, mezhep savaşı uyarısı yapmaktadır: “Bazıları dar görüşü çıkarları için düşmanlıkları körükledi. Suriye, Irak ve Pakistan şu anda mezhep çatışmaları artışı gösteren başlıca ülkeler arasındadır. Sünniler ile Şiiler arasındaki çatışma, sadece bölge değil bütün dünya için en ciddi güvenlik tehdidi. İslam dünyasında mezhep eksenli bir bölünmenin hepimiz için bir tehdit olduğunu anlamamız gerektiğini düşünüyorum.” (BBC Türkçe, 11 Kasım 2013).

AKP’NİN ÇARESİZ HAMLELERİ

Zarif’in Davutoğlu’yla yaptığı son görüşmede bu konunun en önemli gündem maddesi olduğu anlaşılıyor.

Mezhep çatışmasının kaynağı, emperyalizmdir; Irak’ı işgalidir, Suriye’yi bölmek istemesidir. Peki, AKP bariz rolü de olan bu saflaşmada şimdi ne yapacak?

Davutoğlu’nun açıklamalarından iz sürelim: “Sistani, çok saygı duyduğum birisi. Sünni Şii gerilimini düşüren, terör saldırılarının intikam kültürü haline dönüşmesini engelleyen, olağanüstü pozitif rol oynayan birisi. Üç ilim adamını götürüyorum o yüzden. H. Kamil Yılmaz, Hüseyin Hatemi ve İzzettin Doğan’ı da götürüyoruz. Şii Sünni geriliminin önüne geçilmesini konuşuruz.” (Yeni Şafak, 11 Kasım 2013)

Böylece İzzettin Doğan’ın sadece Fethullah Gülen’in Cami-Cemevi projesine dâhil olmadığını da öğrenmiş oluyoruz. Davutoğlu’nun açıklamasına bakılırsa, Doğan aynı zamanda AKP’nin bölgede Şii’msi bir kartı olarak kullanılacak.

Kuşkusuz Doğan’ın bu alanda bir karta dönüşmesi, AKP’nin düştüğü çaresizliğin göstergesidir.

AKP bölgede Sünni-Şii gerilimini gerçekten düşürmek istiyorsa, Doğan gibi kartlarla komşularını oyalamayacak; önce Esad’ı yıkma hedefinden tamamen vazgeçtiğine bölgeyi inandıracak!

İşi oldukça zor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Kasım 2013

, , , ,

Yorum bırakın

‘DEĞERLİ YALNIZLIK’TAN ‘DEĞERSİZ DÖNÜŞ’E

Baştan saptayalım: “Sıfır sorun” aslında bir Ahmet Davutoğlu icadı değildir. BOP’un AKP’ye düşen görev kısmının adıdır.

Nitekim Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olarak atanmadan hemen önce şu sözlerle o projenin uygulayıcısı olacağının sözünü vermişti: “ABD ile Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, enerji güvenliği konularına ilişkin yaklaşımımız neredeyse aynıdır. O yüzden ABD ile ilişkilerimizde önümüzde altın bir işbirliği dönemi var. Türkiye, küresel yeni düzene, çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacak ve bu da soğuk savaş sonrasının yeni dünya düzeni olacaktır.” (Anadolu Ajansı, 21 Mart 2009).

Yani Davutoğlu, ABD’nin küresel düzenine katkı olarak bir alt düzen inşa edeceklerinin sözünü vererek koltuğa oturmuş oldu. O alt düzen de “komşularla sıfır sorun” diyerek ABD adına bir Ortadoğu Birliği kurmaktı.

BOP DA, SIFIR SORUN DA ÇUVALLADI

Ancak olmadı. ABD’yle birlikte AKP de yenildi. Üstelik Ortadoğu’dan asker çeken ABD, AKP gibi hükümetlere verdiği askeri desteği de çekmiş oldu.

İşte “sıfır sorundan”, “sıfır komşuya” dönüşen macera özetle budur. Maceranın sonunda AKP İran başta olmak üzere Irak, Suriye ve Mısır’la karşı karşıya kalmıştır.

AKP ise bu berbat tabloyu “değerli yalnızlık” diyerek yutturmaya çalışmıştır. Güya, “tamam yalnızız ama doğru yerde ve haklı zeminde duruyoruz, o yüzden de pozisyonumuz çok değerli” demeye getirmiştir.

Oysa hiç de öyle değildir. Tersine doğru yerde ve haklı zeminde durmadığı için yalnız kalmıştır!

‘HAYSİYETLİ KIVIRIŞ’ ADIMLARI

AKP şimdi “değerli yalnızlık” saçmalığını bir kenara bırakarak, “haysiyetli bir kıvırış”, “değerli bir dönüş” arayışına girmiştir. Zira “değerli” sandığı bu yalnızlık ile kritik seçimli 18 ayı atlatamayacağını görmektedir.

AKP, şu ana kadar “haysiyetli kıvırış” ya da “değerli dönüş” adına şu adımları attı:

1. Davutoğlu, Suriye konusunda, “ben hiç kırmızı çizgi telaffuz etmedim” dedi! AKP Cenevre-2 konferansına mecbur kaldı. El Kaide türevleriyle arasına mesafe koymaya başladı. Teröristlerin kontrolüne bıraktığı sınırları, TSK’nin inisiyatifine adım adım devretmeye başladı. Ankara-Tahran arasında varılan mutabakat gereği, sadece muhaliflere değil, Şam yönetimine de insani yardımda bulunmayı kabul etti.

2. AKP, provokatör dediği ve uzun süre Allavi-Haşimi kuvvetlerine dayanarak devirmeye çalıştığı Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye el uzattı. Erdoğan Bağdat’a özel elçi gönderdi ve Maliki’yi Ankara’ya davet etti. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparma ve himaye etme hamlelerini durdurdu.

3. Mursi’yi destekleyen, hatta İhvan’ı Mısır devrimine direnmeye çağıran, büyükelçisini Kahire’den çeken AKP, burada da “haysiyetli kıvırışlar” içine girdi. Önce Mısır karşıtı açıklamalara ve meydanlarda Mursicilik yapmaya bir son verdi. Ardından Büyükelçi Hüseyin Avni Botsalı’yı yeniden Kahire’ye gönderdi ve darbe dediği 3 Temmuz devrimini, onun ağzından “devrim” diyerek düzeltme yoluna girdi.

4. İran’ı karşısına alarak ve dışlayarak Ortadoğu’da başarılı olamayacağını gören AKP hükümeti, Tahran’la işbirliğine açık olduğu mesajını verdi ve yolu açtı. Ankara-Tahran arasında şimdi öncelikle Suriye olmak üzere bazı konularda mutabakat arayışları son hızla ilerliyor. İki ülke Dışişleri Bakanları arasında yapılan son görüşmede de, ilkini yukarıda yazdığımız 3 mutabakata varıldığı açıklandı.

DEĞERSİZ GERİ ADIMLAR!

Peki, bu “haysiyetli kıvırış”, bu “onurlu dönüş” AKP Hükümeti’ni kurtaracak mı?

Son tahlilde AKP’nin kaderi, Haziran Halk Hareketi’nin ve o harekete önderlik eden örgütlü kuvvetlerin elinde. Şimdi o kuvvetler güç topluyor ve yeni bir toplumsal dalgaya hazırlanıyor.

İşte o süreç geldiğinde, AKP Hükümeti için hiçbir geri adımının değeri kalmayacaktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Kasım 2013

, , , , , ,

Yorum bırakın

ABD’NİN ÜÇ KÜRT AÇILIMI

PKK lideri Cemil Bayık’ın “Geri çekilmeyi durduruyoruz” sözleri AKP-PKK işbirliğinin ve “Kürt Açılımının” bittiği şeklinde yorumlandı. Ardından PKK liderlerinden Remzi Kartal’ın, “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi, biten bir sürecin muhasebesi gibi algılandı.

Peki, öyle mi? Bugün bu soruya yanıt arayacağız.

Öncelikle belirtelim. Remzi Kartal’ın “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi bir doğruya, ama eksik bir doğruya işaret etmektedir. PKK’nin AKP’ye göre Açılımdan daha kârlı çıktığı doğrudur ama ABD’nin hem AKP’den, hem de PKK’den daha kârlı olduğu en doğrusudur. Çünkü alt yüklenicilerin kârlarının toplamı ana yükleyicinin hanesine yazılacaktır ve her halükarda ABD, enstrümanlarından daha kârlıdır.

Bu gerçek, bir başka gerçeğe daha işaret eder. Açılımı AKP ya da PKK başlatmadığı için AKP ya da PKK bitiremez. Kim bitirebilir? Açılımın ana yüklenicisi olan ABD; zira açılımı o başlatmıştır.

Peki, ABD Açılımı ne zaman başlattı? İnceleyelim:

ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 1. AÇILIMI

Bu Açılım, 1986 yılında Pentagon’un iki numarası olan William Taft’ın “Kürt dosyasını” Turgut Özal’a getirmesiyle başlar. Özal dosyayı kabul eder ama dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, Taft’la görüşmeyerek dosyayı Türk Ordusu adına reddeder.

ABD bu ilk Açılımda atılımı, Irak’a saldırarak yaptı. Sonuçları ise Irak’ın kuzeyinde, 1991’de bir kukla devletçiğin filizlenmesidir.

Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991’de Irak’ın kuzeyine girmesiyle kurulan devletçik, 1992’de parlamentoya kavuştu ve 1996 yılına kadar iyice serpildi. TSK’nin Türk hükümetlerine rağmen bu devletçiğe yaptığı Çelik Harekâtı gibi müdahaleler ise devletçiğin resmiyet kazanmasını engelledi.

ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 2. AÇILIMI

Bu Açılım, aslında 1998 Washington sürecinde Barzani’nin TSK denetiminden çıkarılmasıyla başladı ve 1999’da Türkiye’ye dayatılan ABD’nin Yeni Kürt Planı ile uygulamaya geçti. Plan Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatıldı, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafı ile yürürlüğe girdi.

ABD bu ikinci Açılımda atılımı, 2003’te Irak’ı işgal ederek yaptı. Bu süreçte Irak fiilen üçe bölündü ve Washington, Erbil merkezli Kürt Devleti’ni adım adım Bağdat’tan kopardı.

Ancak Irak’ın 2004’te ABD’ye direnmeye başlaması, 2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a saldırması ve 2008’de ekonomik krizin patlaması ABD’yi planlarını tamamlamaktan alıkoydu. Washington adım adım Ortadoğu’dan çekildi ve kalan işlerini taşeronlarına bıraktı.

ABD’NİN SURİYE ÜZERİNDEN 3. AÇILIMI

Bu Açılım, 2009’da Abdullah Gül’ün “çok güzel şeyler olacak” demesiyle başlatıldı. Ankara, Bağdat, Şam ve Beyrut’la bir Ortadoğu Birliği kurarak, Büyük Kürt devletinin yollarını döşeyecekti.

Ancak Ortadoğu’da halk hareketleri başladı ve plan değiştirilmek zorunda kaldı. Suriye, Büyük Kürdistan’a silahla mecbur bırakılacaktı.

2011’de başlatılan Atlantik saldırısının merkezinde ABD’nin Kürt Koridoru planı vardı. ABD, Irak’ın kuzeyindeki devletçiğini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaya çalışacaktı. Bu planın aktörleri Erdoğan ve Öcalan’dı. Paranın kaynağı ise Katar ve Suudi Arabistan…

İşte AKP’nin Türkiye’de bir “Kürt Açılımı” başlatması ve Öcalan’la Suriye merkezli bir ortaklığa soyunmasının sebebi bu üçüncü Açılımdır. Öcalan’ın PKK’ye İran, Irak ve Suriye’de yeni görev alanları çizmesi bu nedenledir.

ABD’NİN TÜRKİYE ÜZERİNDEN 4. AÇILIMI

Kısaca özetlediğimiz gibi Açılımların sahibi ABD’dir ve AKP ile PKK Açılımın alt yüklenicileridir. Dolayısıyla ABD’ye rağmen süreci bitirmeleri mümkün değildir.

Ancak ABD’nin Açılımını Türkiye’nin, hele de komşularıyla birleşen Türkiye’nin bitirebileceğini özellikle vurgulayalım. Hatta bitirmek zorunda olduğunun da altını çizelim.

Zira ABD’nin dördüncü Açılımı Türkiye üzerinden olacaktır ve Irak’ın kuzeyindeki yapı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açıldıktan sonra Türkiye’ye doğru genişleyecek ve Diyarbakır merkezli olarak Büyük Kürdistan kurulacaktır!

O nedenle Türkiye’nin ve bölgenin savunma hattı bugün Suriye’dedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

TERÖR EKSENİ: AKP-PKK-MK

AKP Hükümeti’nin dış politikası, Türkiye’yi PKK ve Müslüman Kardeşler’le ortaklığa mahkûm etti! Artık ne bir dost komşumuz, ne de bölgede yan yana durabildiğimiz bir ülke var…

SURİYE

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı ve Şam rejimini yıkmak için savaş ilan eden ve 2,5 yıldır Esad’a karşı savaşan terörist grupları destekleyen AKP Hükümeti, sonunda bu ülkede PKK ile müttefik oldu. ABD’nin uyarısı sonrası desteklediği El Kaide örgütleriyle arasında “şimdilik” bir mesafe koyan Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin bu ülkedeki yeni ortağı, artık PKK-PYD’dir.

Esad’ı yıkamayan ama Türkiye’nin 910 kilometrelik sınırını “güvensiz” hale getiren AKP Hükümeti’nin dış politikası, sınır bölgemizi uluslararası terörizmin yeni üssü yaptı.

LÜBNAN

Atlantik adına Hizbullah karşıtlığına soyunan AKP Hükümeti, artık Lübnan’da da istenmiyor. Öyle ki iki pilotumuz hâlâ bu ülkede esir ve Dışişleri Bakanlığı Türk vatandaşlarına bu ülkeye gitmemeyi tavsiye etti. AKP, Lübnan’daki askerlerimizin bir bölümünü geri çekme kararı almak zorunda kaldı.

IRAK

Irak başbakanı Nuri Maliki’ye karşı Allawi-Haşimi’ye dayanarak açıktan darbeye soyunan fakat başaramayan AKP Hükümeti, diğer yandan Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le ittifaka ve petrol anlaşmaları yapmaya soyundu.

Ancak Kuzey Irak’ı Irak’tan koparmaya yönelik bu hamleler, Maliki’nin Barzani’ye silah göstermesi nedeniyle rafa kalktı.

İRAN

AKP, ABD adına Tahran’ı masada tutmak için çok çabaladı ancak Suriye sorunu Ankara ile Tahran’ı tamamen karşı karşıya getirdi. Bu sonuç, hem AKP’nin İslamcı tabanı açısından, hem de İran’a doğalgaz bağımlılığı nedeniyle Erdoğan’ı zor durumda bırakıyor.

MISIR

30 milyon Mısırlının iradesini yok sayarak Muhammed Mursi’nin devrilmesine “darbe” diyen ve ilk günden itibaren Müslüman Kardeşler’i meydanlarda direnmeye çağıran Erdoğan, Ankara’nın Kahire’yle ilişkilerini de bitirmiş oldu.

Hem diplomatik ilişkilerin seviyesi düştü, hem de Ankara Kahire tarafından “içişlerine müdahale etmekle” suçlandı!

SUUDİ ARABİSTAN

Suudi Arabistan sıcak para açısından AKP’nin şu ana kadar en önemli müttefikiydi. Öyle ki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, o sıcak para aşkına, Kral Abdullah’la görüşmesini, Kralın Ankara’da kaldığı otelde yapmak zorunda bile kalmıştı!

Üstelik Suudi Arabistan, AKP’nin Suriye’de Esad’ı yıkma politikasının da finansörüydü. Hem parayı hem de teröristi bulan ülkeydi. Ancak Erdoğan’ın Müslüman Kardeşler aşkı, AKP ile Suud ailesinin arasını da açtı.

İSRAL-YUNANİSTAN-GÜNEY KIBRIS

Hüseyin Çelik’in deyimiyle Erdoğan’ın içeride milletin gazını alan İsrail politikası, Doğu Akdeniz’deki Türk egemenliğini dinamitledi. İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan’la petrol ve doğalgaz anlaşmasından tutun, üç ülkeyi kapsayan su ve elektrik hattı çekilmesine kadar bir dizi anlaşma yaptı.

Türkiye karşıtı bu gelişmelere rağmen AKP, ABD’nin zoruyla İsrail’i koruyan Kürecik radarını inşa etti, Suriye’yi vurması için İsrail’e hava sahasını açtı ve hatta uçaklarının İncirlik’te üslenmesine göz yumdu!

SONUÇLAR

Tüm bu gelişmeler bölgede ve uluslararası alanda şu sonuçları doğurdu:

1. Devletlerle değil, terör örgütleriyle müttefik olan AKP, kendi meşruiyetini tartışmalı hale getirdi.

2. AKP, komşularının teröristlerine yardım ederek, “terör hamisi” sıfatını elde etti.

3. Komşularını bölecek hamleler yaparak, “düşman” sıfatını kazandı.

4. Türkiye’yi tüm komşularıyla sorunlu hale getiren AKP Hükümeti, bölgede yalnızlaştı.

5. AKP, bölgede “güvenlik sorunu” haline geldi.

6. 1 Mart 2003 tezkeresinin reddedilmesi sonrasında bölgedeki itibarı tavan yapan Türkiye’nin, AKP’nin 10 yıllık dış politikası neticesinde tüm itibarı sıfırlandı!

7. AKP, bu “düşmanlık” içeren dış politikaları yürütebilmek için de, içeride faşizan bir rejim kurmak durumunda kaldı.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Ağustos 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN’IN KAFASI NEDEN KARIŞIK?

Başbakan Erdoğan’ın Birleşik Arap Emirlikleri dönüşü sırasında gazetecilerle yaptığı sohbette söyledikleri kafasının karışık olduğunu resmediyor.

Bugün bu karışıklığın nedenini inceleyeceğiz ama gelin önce Erdoğan’ın o sözlerini anımsayalım:

‘KUZEY SURİYE’YE MÜSAADE ETMEYİZ’

1. “Irak’ta yaşanan sıkıntının da biz yaşanmasını istemiyoruz. Biz, Kuzey Suriye gibi bir oluşuma Türkiye olarak müsaade edemeyiz. O bize farklı yetkiler, farklı haklar verir.” (DHA, 25 Şubat 2013)

Erdoğan öncelikle Irak’ta Erbil merkezli ayrı bir yapının olmasını Irak açısından sıkıntı olarak saptıyor. Bu sıkıntının Türkiye’yi de olumsuz etkilediğini düşünüyor olmalı ki, Irak’takine benzer bir durumu Suriye için kabul edemeyeceklerini, hatta müsaade etmeyeceklerini vurguluyor. Daha da ötesi böylesi bir gelişmenin olması halinde “bize farklı haklar verir” diyerek Türkiye’nin buna müdahale edeceğini de belirtiyor.

2. Erdoğan konuşmasının hemen birkaç dakika sonrasında yeniden bu konuya dönüyor ve farklı vurgularla aynı şeyleri söyleyerek konunun altını çiziyor: “Suriye’nin kuzeyde, ne otonom, ne legal, ne illegal bir oluşum bütünlüğü bozar. Biz bütünlüğü bozan herhangi bir oluşuma müsaade edemeyiz. O olduğu zaman farklı bir sıkıntı meydana gelir.”

ERBİL’E SÜLEYMANİYE UYARISI

3. Erdoğan ardından Irak’taki duruma dair değerlendirmeler yapıyor: “Irak’takini ‘bölünme’ olarak kabul etmiyorlar, ‘eyalet sistemine geçiştir’ diyorlar. Eyalet sistemine geçişse Süleymaniye için Kerkük veya Musul için aynı sistemi niçin düşünmüyorsun? Biz, Kerkük için diyoruz ki ’oraya özel statü tanıyalım, aynı şeyi Musul’da, Süleymaniye’de yapalım’. Ama bunların hiçbirine yanaşmıyorlar. Er ya da geç o da olacak, oradaki yapı oraya gidecek. Kuzey Irak’ta olduktan sonra orada da olmasına mani bir hal yok.”

Bu sözler basında genel olarak “Kuzey Irak’ta oluyorsa Musul’da da olur” diye algılanarak Barzani lehineymiş gibi yorumlandı. Ancak konuşmanın bütününe bakılırsa aslında Erdoğan’ın tersine, “Erbil’i Irak’tan koparırsanız, Musul’un da buna hakkı olur” diyerek Barzani’yi uyardığı görülüyor.

Üstelik Erdoğan’ın “bölünme yok ve eyalet modeli varsa o zaman Kerkük’ü, Musul’u, Süleymaniye’yi de özel statülü yapalım” demesi dikkat çekicidir çünkü Süleymaniye zaten Erbil merkezli Irak Kürdistanı içindedir!

Erdoğan Süleymaniye’yi yanlışlıkla telaffuz etmediyse, -birkaç kez tekrarladığına göre etmemiştir- bu aynı zamanda Barzani’ye ciddi bir uyarıdır. Çünkü Süleymaniye Kuzey Irak yapısı içindedir ve Talabani’nin denetimi altındadır!

Ankara ile Erbil’in Bağdat’a rağmen yakınlaştığı son süreçte Talabani’nin Irak’ın birliğinden yana tutum aldığını anımsatalım. Hatta Talabani bir iddiaya göre Barzani’yi, bağımsızlık ilan etmesi halinde Süleymaniye’yi Kürdistan’dan çıkarmakla tehdit etmişti!

POLİTİKAYI WASHINGTON BELİRLİYOR

Peki, ne oldu da Erdoğan uygulamalarının tersine sözler söyledi? Daha düne kadar Bağdat’a rağmen Erbil’le anlaşmalar imzalayan, Kuzey Irak petrollerini Akdeniz’e taşımaya soyunan ve Suriye’nin kuzeyinin Şam’ın denetiminde çıkmasına yönelik faaliyetlere imza atan Erdoğan, ne oldu da “Irak’ın ve Suriye’nin birliği” vurguları yaptı?

Yoksa Erdoğan taktik mi yapıyor, sol gösterip sağ mı vuracak? Elbette tam olarak bilemiyoruz…

Ancak tüm bu dış politikaların uygulayıcısı olan Ahmet Davutoğlu’nun şu sözleri sanki bu durumu açıklıyor: “Bize 4 yıl önce Kuzey Irak’la ilişkinizi geliştirin diyenler, şimdi Kuzey Irak’la geliştirdiğimiz ilişkilerden rahatsız oluyorlar. Neden?” (Yeni Şafak, 27 Şubat 2013)

Neden diye asıl bizim sormamız gerekmiyor mu Dışişleri Bakanı’na? ABD ne oldu da Ankara’nın Bağdat’a rağmen Erbil’le yakınlaşmasına “dur” dedi?

Bu sorunun yanıtını geçen günlerde bu köşede işlemiştik, anımsıyorsunuzdur. Çok kısaca belirtelim: Irak’a ve Suriye’ye aktif müdahale edemeyecek ABD’nin, seçeneği olmayan Maliki’yle ilişki sürdürmesi bir mecburiyettir ve “reel politik” denilen şeydir! ABD’li yetkililer bu nedenle Ankara’yı “Maliki’yi İran’a yakınlaştıran politikalardan uzak durun” diye uyarmıştır!

Erdoğan’ın “kafa karışıklığı” da buradan gelmektedir. Çünkü Ankara’nın siyaseti Washington’dan tayin edilmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Şubat 2013

, , , , ,

Yorum bırakın

TAHRAN’DAN KÜRT KORİDORU’NA GEÇİT YOK

ABD’nin nihai hedefinin Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru açmak olduğunu, bunun yolunun da kuzey Irak’taki yapıyı, Suriye’nin kuzeyinden İskenderun’a taşımak olduğunu biliyoruz.

Nitekim AKP hükümeti de ABD’nin bu stratejisi gereği Şam yönetimini hedef almakta ve Bağdat’a karşı Erbil’le yakınlaşmaktadır. Erdoğan hükümetinin içeride Kürt Açılımı başlatması ve Öcalan’la müzakereye oturması da, bu bölgesel planın gereğidir.

ABD’NİN IRAK AÇIKLAMALARI

Peki, son haftalarda bu ana planda bir değişiklik mi oldu? Zira Washington’dan gelen açıklamalar, hem Ankara’yı Irak konusunda uyarır hem de AKP’nin hedef tahtasına oturttuğu Nuri El Maliki’yi destekler niteliktedir.

Örneğin Milliyet’ten Pınar Ersoy’un sorularını yanıtlayan ABD Başkanı Barrack Obama, Irak konusundaki soruyu es geçti. Örneğin ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Bağdat’ın onayı olmadan Kuzey Irak’tan petrol ihraç edilmesini desteklemediklerini ilan etti. Örneğin Akşam gazetesine konuşan ABD’li yetkili, iki tarafın kazandığı bir model yerine dört tarafın da (Ankara, Erbil, Bağdat ve Washington) kazandığı bir modeli desteklediklerini belirtti. Örneğin ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone, Türkiye’nin sadece Irak’ın kuzeyiyle değil, tümüyle ekonomik ilişkiye geçmesi gerektiğini savundu.  Örneğin Erbil’e gidecek Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın uçağının ABD’nin bilgisi dâhilinde Bağdat tarafından engellendiği ortaya çıktı.

ABD’NİN İRAN ENDİŞESİ

Bu açıklamalar ne anlama geliyor? ABD kendi stratejisinde bir değişikliğe mi gitti? Washington’un Ankara’ya uyarıları ne anlama geliyor?

Bizi yanıtlara götürecek “mesaj” Başbakan Erdoğan’ın yapacağı ABD ziyaretinin ön hazırlığı için geçen ay Washington’a giden Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’nun temaslarında var. Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’den dinleyelim: “Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na ABD temasları sırasında, ‘Enerji konusunda yaptıklarınızla (Kuzey Irak’la yapılan anlaşmalar) siz Maliki’yi İran’a itiyorsunuz’ diyorlar.” (Yeni Şafak, 22 Ocak 2013)

Bir başka ipucu da Mensur Akgün’den… TESEV’in “Ortadoğu’da Türkiye Algısı” raporunu sunmak için Washington’a giden Akgün’e ABD’li yetkililer, Türkiye’nin Kuzey Irak’la boru hattı inşasının hayata geçmesinden rahatsız olduklarını, Irak’ın parçalanmasını istemediklerini, çünkü İran’ın bölgedeki nüfuzunun daha da artmasından endişe ettiklerini belirtiyorlar. (Star, 16 Şubat 2013)

Mensur Akgün’ün temasları neticesinde vardığı değerlendirme şu: “ABD, Maliki’nin ancak Kürtlerin içinde yer aldığı bir siyasi yapıda dengelenebileceğine inanıyor.

TAHRAN: IRAK BÖLÜNEMEZ

ABD’nin haklı endişesini doğrulayan Tahran merkezli çok kritik birkaç gelişmeyi anımsayalım:

1. İran, Tahran-Bağdat-Şam hattını inşa etti. Öyle ki bu hat ABD’nin Kürt Koridoru’na karşı bölgenin koridoru oldu ve Türkiye’yi de güneyi boyunca kuşattı.

2. Tahran, Şam’a yapılacak müdahaleyi kendisine yapılmış sayacağını başta Ankara olmak üzere bölgedeki tüm aktörlere ilan etti.

3. İran, Irak’ın parçalanması ve kuzeyde bir Kürt devletinin kurulmasına izin vermeyeceğini ilan etti. Tahran’ın bu kararlı tavrı, Kuzey Irak’ın ikinci önemli aktörü olan Celal Talabani ve partisi KYB’de etkisini buldu. Irak Cumhurbaşkanı Talabani, Davutoğlu-Barzani yakınlaşması sürecinde Irak’ın birliğinden yana tutum aldı.

4. KYB Genel Sekreteri Kusret Resul ve yardımcısı Behram Salih geçen hafta Tahran’daydı. İran KYB yetkililerine bölgede istikrar istedikleri ve Erbil’in Bağdat’la ilişkisini sürdürmesi gerektiği mesajını verdi.

5. KYB Siyasi Bürosu yetkilisi Behram Mecidhan, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin Kuzey Irak’a harekâtını İran’ın durdurduğunu açıkladı! Bu Tahran’ın Barzani’ye en sert ve somut mesajıydı!

BÖLGENİN ZAAFI: ANKARA’DAKİ BOP EŞBAŞKANLIĞI

Sonuç olarak Tahran, ABD’nin Kürt Koridoru planına karşı kararlılık sergiledi ve ABD’ye geri adımlar attırdı. Ekonomik krizle boğuşan, içe yönelen ve dışarıda Asya-Pasifik’i esas alacağını ilan eden Washington, bu süreçte Maliki’nin karşısında kazanacak bir seçenek olmadığı ve Suriye’ye de aktif müdahalede bulunamayacağı için Irak konusunda söylem değişikliğine geçti.

Ancak bu nihai hedefinden vazgeçtiği anlamına gelmiyor kuşkusuz. ABD’nin Türkiye üzerinden bölgede varlık göstermeyi sürdüreceği ve mümkün olduğu kadar Ankara ile Tahran’ı karşı karşıya getirerek mevzi arayacağı görülüyor.

Bölgenin bu olumlu konjonktürdeki en önemli dezavantajı ise Ankara’daki BOP Eşbaşkanlığı’dır maalesef!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD İLE AKP ARASINDAKİ ÇATLAK

ABD ile AKP arasında, başta Irak ve Suriye konusunda olmak üzere bir çatlak oluşmaya başladığı görülüyor. Ancak bu çatlağın esas olarak ABD içi çatlağın bir yansıması olduğunu söylemeliyiz. Bu durum AKP’yi oluşturan koalisyon içinde de kırılmalara dönüşüyor.

Bu çatlağın izleri özellikle ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone’nin son konuşmasında iyice belirginleşti.

ABD’DE İÇ YARILMA

ABD’deki çatlağın kaynağı ekonomik kriz… ABD için krizin en hasar veren sonucu ise Türkiye’nin milli gelirinden bile büyük olan bütçe açığı vermesidir. Bu açık, bütçe kesintilerini zorunlu kılıyor. Bütçe kısıntıları da en çok askeri harcamalara yansıyor.  Bu da haliyle ABD’nin silahlı dış politikasını etkiliyor.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta durumu şu sözlerle özetliyor: “Kongre, 1 Mart’ta otomatik olarak devreye girecek bütçe kesintilerinin önüne geçecek bir adım atamazsa, ordu ciddi zaafa uğrayacak, dünya genelindeki krizlere yanıt verebilme kabiliyeti azalacak.”

Obama yönetimi ekonomik kriz nedeniyle bir süredir içe yönelmiş ve ağırlığı krizin etkilerini azaltmaya vermiş durumda. Bu durum ABD’yi başta Suriye olmak üzere kimi konulara zorunlu olarak “aktif” müdahale edemez hale getiriyor.

Ancak Obama yönetiminin “geri çekilme” hamleleri hâkim sınıflar içinde şiddeti artan bir çarpışmaya da dönüşmüş durumda.

Örneğin Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Savunma Bakanı Leon Panetta ve CIA Başkanı David Petraeus üçlüsüne ait Suriye planının Obama tarafından reddedildiğinin kamuoyuna duyurulması önemli. Bu hamle üzerine Senato’da Panetta’ya “Suriye muhalefetine silah yardımı yaptık” dedirtildi. Ancak neticede üç isim de değişik yollarla tasfiye edildi.

SURİYE KONUSUNDA FARKLILIK

ABD, Türkiye’nin Suriye’ye aktif müdahale edilmesi çağrısına olumlu yanıt veremiyor. AKP hükümeti ise Beşar Esad’ı tek başına deviremiyor. Erdoğan ABD’nin tutumunu önce Kasım’daki seçimlere bağladı ama durumun değişmeyeceğini gördü. O yüzden Suriye sahnesinden çekilme arayışlarına girdi ve Esad karşıtı sert sözlerine rağmen, Moskova ve Tahran’ın dâhil olduğu çözüm modellerini gözden geçirmeye başladı.

Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu ise Suriye sahnesinde aktif bulunma çizgisinde ısrar ediyorlar.

Öte yanda İsrail’in Suriye’yi vurmasının ardından Erdoğan ile Davutoğlu’nun tepkilerinin içerik farklılığı da dikkat çekiciydi. Erdoğan İsrail’i kınarken, Davutoğlu “Esad neden İsrail’e çakıl taşı bile atmadı” diye soruyordu. Nitekim ABD Dışişleri Bakanlığı da Erdoğan’dan ziyade Davutoğlu’na yüklendi ve onu “ortamı kızıştırmaya” çalışmakla suçladı!

ABD’NİN MALİKİ’YE MECBURİYETİ

ABD Büyükelçisi Ricciardone, AKP’nin Irak politikasına yönelik kimi eleştirilere resmiyet kazandırdı. Ricciardone, Türkiye’nin Bağdat’a rağmen Erbil’le yakınlaşmasını ve petrol politikalarını yanlış bulduklarını, Irak’ın bütünlüğünden yana olduklarını belirtti özetle.

Böylece Ankara’da yükselen “Washington neden Nuri El Maliki’ye haddini bildirmiyor” serzenişi de yanıtını bulmuş oldu. Gerçekte Irak’ın birliğini savunmayan ABD, şu aşamada bir alternatifi olmayan ve Irak’ta gücünü artıran Maliki’yi karşısına alamazdı elbette!

RİCCİARDONE İLE ERDOĞAN AYNI ŞEYİ SÖYLEDİ

Ricciardone ayrıca uzun tutukluluğu ve askerlerin terörist ilan edilmesini, toplamda da yargı sistemini eleştirdi.  Kuşkusuz bu sözler normalde bir büyükelçisinin görevi de değildir, haddine de değildir. Ancak yargısının “uyumlulaştırılması” için Adalet Bakanlığı’na ABD’li danışman kabul eden ve polisinin FBI’ya Ergenekon brifingi vermesini isteyen bir hükümet için durum maalesef olağandır, normaldir.

Buna rağmen AKP sözcüsü Hüseyin Çelik çok sert açıklamalar yaptı ve “acemi büyükelçi haddini bilmeyi öğrenememiş” dedi. Oysa Ricciardone’nin eleştirileri Erdoğan’ınkiyle aynıydı ve onu tamamlıyordu. Dahası ABD Dışişleri Sözcüsü Victoria Nuland, Ricciardone’nin sözlerinin daha önce Hillary Clinton tarafından muhataplarına söylendiğini, yeni Bakan John Kerry’nin de aynı şeyleri söyleyeceğini ilan etti.

ERDOĞAN DOĞU’YA BAKIYOR

Sonuç olarak hem ABD’de hem de AKP’de çatlak var. Bu durum ABD’nin bir parçasıyla AKP’nin bir parçasını en temel konularda karşı karşıya getirmeye başladı.

Erdoğan’ın ŞİÖ seçeneği hamlesiyle Batı’ya sırtını dönmeden Doğu’ya da bakması ve bölge kuvvetleriyle ortaklık araması bu nedenle önemli…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Şubat 2013

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ABD: ERDOĞAN’IN SORUNLARI ÇOK BİRİKTİ

Ak medya Suriye konusunda bir süredir şu iki tezi işliyor:

1) Türkiye’nin Suriye politikası bağımsızdır, ABD’yle bir ilgisi yoktur.

2) ABD, Suriye konusunda çok istekli değil.

Acaba bu iki tezin gerçeklikle bir ilgisi var mı, yoksa Ak medya AKP tabanındaki anti-emperyalist unsurların çekincelerini mi gidermeye çalışıyor? İnceleyelim:

‘TÜRKİYE, NEDEN SURİYE’Yİ VURMUYOR?’

Amerika’nın Sesi Radyosu, Aaron David Miller’le Suriye konusunda bir söyleşi yapmış. Miller’in ABD Dışişleri Bakanlarına danışmanlık yapan bir isim olduğunu belirtelim öncelikle…

Miller “Suriye’deki krizin uzamasında ABD’nin bir payının olmadığını” söylüyor ve “Obama yönetiminin müdahaleye isteksiz olduğu” şeklindeki görüşleri Suriye konusunun Libya’dan çok daha karışık olmasına bağlıyor.

Libya’da zayıf bir rejim olduğunu ve ellerinde ciddi silahlar bulunmadığını belirten Aaron David Miller, Suriye’de ise bunun tersinin yaşandığına, bu durumun da ABD’nin elini zorlaştıran en önemli unsur olduğuna dikkat çekiyor.

Miller’in ABD için zorluk olarak gördükleri kuşkusuz Türkiye için de geçerli. Nitekim Miller bu gerçeğe vurgu yapıyor: “Ben, kimseyi Suriye’ye müdahale konusunda istekli görmüyorum. Türkler sınıra asker yığmıyor, Suudiler ve Katarlılar yardım göndermiyor. Oysa ki onlara gelişmiş silahlar verdik. Neden Suriye mevzilerini gidip kendileri vurmuyorlar?”

ERDOĞAN: SURİYE’YE GİRERİZ

Miller’in “Türkiye neden gidip Suriye’yi kendisi vurmuyor” demesinden bir gün sonra Başbakan Erdoğan’ın “vururum” imasında bulunması ise dikkat çekiciydi. Erdoğan’ın Suriye’den çok ABD’ye mesajı gibi anlaşılan sözleri şöyleydi: “On binlerce kilometre öteden gelip Irak’a girenler bu dünyada haklı oluyorsa, biz 910 kilometre sınırımız olan Suriye’de eli bağlı, tribünde seyirci olamayız.

Miller’in sözlerine dönmeden önce belirtelim. ABD’nin on binlerce kilometren gelip Irak’a girmesi dünyada haklı olmadı, tersine AKP nezdinde haklı sayıldı! Üstelik Başbakan Erdoğan, Irak’ta Müslüman katleden ABD askerlerinin sağlığı için duacı bile oldu!

IRAK DERSİ, SURİYE’DE KORKUTUYOR

Aynı zamanda Wilcon Center’da uzman olan Aaron David Miller, ABD açısında kritik meseleyi, “Esad yıkılsa bile sonrasının ne olacağını bilememek” şeklinde tarif ediyor ve bunu da Irak ve Afganistan deneyimlerine dayandırıyor. Kuşkusuz Miller haklı ve Irak’ta Maliki örneği ortada!

Dahası Miller “muhalefeti silahlandırmanın ve uçuşa yasak bölge oluşturmanın, çatışmaların sonucunu değiştirmeyeceğini” belirtiyor ve rejimin ayakta durmayı başarırken, muhalefetin güçlenemediğine dikkat çekiyor.

Miller’a göre bu tarz çatışmalar ancak iki şekilde durur: Ya üçüncü tarafların müdahalesiyle, ya da taraflardan birinin zaferiyle… Ancak Miller “bu aşamadan çok uzakta olduklarını” söylüyor. Üstelik Esad’ın çok sayıda avantajı var: “Hem istihbarat hem de askeri güç olarak devletin imkânları onun elinde. Şam’ın önemli bir bölümünü kontrol ediyor. Muhalefet ise daha tek bir kenti ele geçiremedi.”

ABD: ‘SIFIR SORUN’ İFLAS ETTİ

Aaron David Miller, Erdoğan’ın Patriotlarla yetinmediğini, Suriye’nin kuzeyinde uçuşa yasak bölge istediğini belirtiyor ve uyarıyor: “Erdoğan’ın bu beklentisinin yerine geleceğini sanmıyorum.”

Ancak daha önemlisi, Miller’in “Erdoğan’ın sorunlarının çok biriktiğine dair” saptamasıydı: “Zaten tam olarak anlayabilmiş değilim. Erdoğan’ın ‘komşularla sıfır sorun’ politikası iflas etti. Erdoğan’ın sorunları çok birikti. Anlayamıyorum, çünkü görebildiğim kadarıyla, Türkiye’de Suriye’yle savaşa girme konusunda ortak bir kamuoyu görüşü oluşmadı. Türkler savaşmak mı istiyor? Uluslararası koalisyon oluşturmak daha zor. Türkler bu konuda ısrar ediyorsa, öncelikle Fransa ve İngiltere’nin desteğini neden alamıyorlar? Sonra da gelip bize baskı yapsınlar.”

Miller’ın Erdoğan’a “yapabileceklerinle, yapmak istediklerin arasında uçurum var” mesajı anlamına gelen bu uyarısı, Erdoğan’ın birkaç hafta sonra gerçekleşecek Washington ziyareti öncesinde oldukça önem kazanıyor.

Bakalım Erdoğan, “bu biriken sorunlarını” Obama yönetimiyle ne oranda halledebilecek?

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Ocak 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

IRAK’IN GELECEĞİ

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Suriye’den bile daha önemli” dediği Irak’taki gelişmeler, hem Türkiye’nin hem de bölgenin geleceğini yakından ilgilendiriyor. Sorun Irak’ın parçalanacağı mı, yoksa birliğini daha da pekiştirerek sürdüreceği mi? Yanıt Ortadoğu haritasına yansıyacak!

Irak bu temelde, birbiriyle ilintili şu dört önemli sorunu aşmaya çalışıyor:

1. AKP Hükümeti’nin Bağdat’a rağmen Erbil’le yaptığı petrol sevkiyatı anlaşması ile Ankara-Erbil ilişkileri bir üst seviyeye çıkarak, Irak’ın toprak bütünlüğünü ve siyasal birliğini tehdit eder hale geldi.

2. Irak Ordusu ile Kürt Bölge Yönetimi’ne bağlı Peşmergeler arasındaki “görev sahası” sorunu sürüyor.

3. Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin sağlık durumu…

4. Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye karşı düzenlenen darbe girişimleri…

Peki, bu dört sorunla ilgili son durum nedir? İnceleyelim:

ABD, MALİKŞ’Yİ KARŞISINA ALAMIYOR

1. Türkiye ile Barzanistan arasındaki ilişkinin nereye evrileceği, hem iki ülkenin iç dinamiklerine hem de İran başta olmak üzere bölge ülkeleriyle ABD’ye bağlı.

Ekonomik krizle boğuşan ve Ortadoğu’daki “ilgi alanlarını” müttefiklerine bırakarak Asya-Pasifik merkezli bir stratejiye yönelen ABD, Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yi karşısına alamıyor. Çünkü bölge ülkelerinin de desteğiyle Irak’ın birliği için önemli adımlar atan Maliki, şu anda alternatifsiz. Washington bu nedenle mevcutla ilişkiyi, benimsemese de sürdürmek durumunda…

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın “Bağdat’ın onayı olmadan Irak’ın herhangi bir kesiminden petrol ihracatını desteklemiyoruz” demesi, işte bu zorunluluk nedeniyleydi.

2. Maliki’nin Irak’ın kuzeyi için kurduğu Dicle Ordusu ile Kürt Bölge Yönetimi Peşmergeleri arasında yaşanan sorunların çözümü ve “görev sahasının” belirlenmesi amacıyla yapılan toplantıların sonuncusundan da bir çözüm çıkmadı. Taraflar önümüzdeki Pazar günü yeniden toplanacaklar.

Bağdat ile Erbil’i silahlı olarak da karşı karşıya getiren konuların başında kuşkusuz Kerkük geliyor. 2005’ten beri Kerkük’ün nüfus yapısını göç yoluyla lehine çeviren Barzani için durum tersine dönmeye başladı. Hem Dicle Ordusu’nun varlığı hem de AKP’ye rağmen Şii Türkmenlerin Araplarla Kerkük için ittifak kurması, Barzani’nin “Kerkük Kürdistan’ın kalbidir” hedefini zora sokuyor.

Son olarak Kerkük’teki Arapların oluşturduğu Siyasi Konsey, “Türkiye Kerkük’ün Kürdistan bölgesine bağlanmasına olur verdiği” için, Arap Birliği’nden konuya müdahale etmesini istedi.

KDP’YE KARŞI KÜRT İTTİFAKI

3.  Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin sağlık durumu, hem Irak’taki dengeler açısından, hem de Kürt Bölge Yönetimi’nin geleceği açısından oldukça önemli. Barzani’nin AKP’ye dayanarak bağımsızlık sinyalleri verdiği son süreçte, Talabani’nin Irak’ın bütünlüğünden yana tutum alması ülkenin geleceği bakımından kritik değerde.

Bu nedenle Talabani’den sonra Irak Cumhurbaşkanı’nın hem kim olacağı, hem de hangi kesimden olacağı, büyük önem kazandı.

Tabi bir de Kürt Bölge Başkanlığı sorunu var. Hafta sonu Goran Hareketi ile Kürt-İslam partileri bir araya geldi ve bazı KYB parlamenterlerinin de desteğini alarak,  Kürt Bölge Başkanlığı seçiminin parlamento yoluyla yapılması için 52 milletvekili imzalı bir taslak hazırladı.

15 maddeli taslağın en dikkat çeken maddesine göre, adaylar, Kürtlere ve Kürt Bölgesine karşı terörist faaliyetlerde bulunmamış olmalı!

4. Irak Başbakanı Nuri El Maliki, bugüne kadar kendisine düzenlenen darbe girişimlerini atlattı ve parlamento içinden imza toplanarak düşürülme çalışmalarını boşa çıkardı. Şimdi birleşen karşıtları, Maliki’yi Cuma eylemleriyle yıpratmaya çalışıyorlar ancak bir aydır sürdürülen eylemler, etkili olacak kadar kitleselleşemedi. Tersine Maliki, karşıtlarının bir bölümünü tarafsızlaştırmayı başardı.

Sonuç olarak şartlar bölgenin lehine gelişiyor; zaman Maliki ile Irak’ın birliği için akıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ocak 2013

, , , , , , ,

Yorum bırakın

DAVUTOĞLU KİMİN BAKANI?

Kerküklü Arapların oluşturduğu Siyasi Konsey, “Türkiye Kerkük’ün Kürdistan bölgesine bağlanmasına olur verdiği” için, Arap Birliği’nden konuya müdahale etmesini istedi.

Bu durum 40 yıllık devlet politikasının AKP yönetimince nasıl ters yüz edildiğinin göstergesidir. AKP dönemine kadar Türk devleti, kimi zaman Barzani’yi Bağdat’ın otoritesinden çıkmaması için zorlayarak, kimi zaman doğrudan Bağdat’la ittifak temelinde Barzani’yi sıkıştırarak “Irak’ın toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini” savunuyordu. Ankara biliyordu ki, Irak’ın bölünmesi, Türkiye’nin de bölünmesidir.

Kerkük ise tüm bu denklemlerin düğüm noktasıydı.

AKP Hükümeti’nin Maliki karşıtlığı da işte bu strateji değişikliği nedeniyleydi. Çünkü Maliki, Irak’ın birliğini savunuyordu!

MALİKİ KARŞITI LİSTE ANKARA’DA HAZIRLANMIŞ

Cengiz Çandar’ın “Mezopotamya Ekspresi” isimli son kitabında, AKP hükümetinin bu yeni strateji nedeniyle Irak’ın içişlerine nasıl da müdahale ettiğinin belgeleri var. Aktaralım:

Ahmet Davutoğlu, 1 Mayıs 2010’da bakanlığının birinci yıldönümü münasebetiyle Oxford’a bir konferans vermeye gider. Özel uçağına, yolda “beyin fırtınası” yapmak üzere bazı gazeteci, yazar ve düşünce adamlarını da davet eder. Çandar da ekiptedir.

Konu Irak’ta 1,5 ay önce sonuçlanan seçimlere ve bir türlü kurulamayan hükümete gelir. Davutoğlu, uluslararası skandal anlamına gelen şu açıklamayı yapar: “El-Irakiyye listesi benim evimde kuruldu. İranlılar bize verdikleri sözü tutmamıştı. Bunun üzerine, İyad Allavi’yi çağırdım. O gece, Amman’daki Sünni direnişçilerle de telefon teması kurdum. Bir araya gelmesi mümkün olmayan kişileri bizden başka kimse bir araya getiremezdi. Allavi’den Usame el-Nuceyfi’ye, Tarık el-Haşimi’ye kadar herkesi el-Irakiyye listesinde ben bir araya getirdim.

Davutoğlu, bu anlattıklarına bir parça meşruiyet katmak amacıyla olsa gerek, şunları da ekler: “El-Irakiyye’nin Amerika’nın listesi olduğu doğru değildir. Liste, benim evimde kuruldu. Amerikalılar sonradan, arkadan geldiler.”

Davutoğlu, sonra Cengiz Çandar’a döner ve bugün Talabani’nin Irak’ın birliği cephesinde neden yer aldığının da izlerini taşıyan şu cümleyi kurar: “Talabani, Iraklılarla fazla oynaşıyor. Gerçi kendisiyle görüşeceğiz ama bunu siz de kendisine söyleyin. Cumhurbaşkanlığına bir Sünni Arap’ın gelmesini destekleyeceğiz.

BAĞDAT-TAHRAN İTTİFAKI KAZANDI

Gerçekten de o dönem Ankara Irak’ta cumhurbaşkanlığı için Tarık el-Haşimi’yi, başbakanlık için de İyad Allavi’yi açıkça desteklemişti. Davutoğlu bu isteğini gerçekleştiremeyince B planını devreye soktu ve Allavi’nin cumhurbaşkanlığı ve Adil Abdülmehdi’nin başbakanlığı için bastırdı. Davutoğlu, Talabani’nin Cumhurbaşkanlığı’nı da Barzani üzerinden engelleyebileceğini hesaplıyordu.

Ancak Ankara’nın (ve de Washington’un) istediği değil, Bağdat ile Tahran’ın istediği oldu. Talabani Cumhurbaşkanı, Maliki Başbakan, Nuceyfi de Meclis başkanı oldu. Bu sonuçla Atlantik cephesi Irak seçimlerinde 2-1 yenilmiş oluyordu.

TÜRKİYE’NİN DEĞİL ABD’NİN POLİTİKASI

Ahmet Davutoğlu’nun Washington adına yürüttüğü bu faaliyetleri sanki kendisininkiymiş gibi sunması, kuşkusuz kişiliğiyle de ilgilidir ancak esas olarak anti-Amerikancı dalgayı aşabilmek adına olduğu anlaşılıyor..

Nitekim Çandar şöyle diyor: “Ahmet Davutoğlu’nun bana ‘Türkiye’nin dış politikası’ olarak anlatmış olduklarının, aynı zamanda ABD politikası olduğunu, 22 Eylül 2012’de New York Times gazetesinde yayımlanan bir haber sayesinde öğrenmiş oldum.

Çandar, Michael Gordon imzalı o haberi de özetlemiş. İnsan ne diyeceğini şaşırıyor! Pes demekle yetinelim!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
6 Ocak 2012

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: