TAKTİK BİRLİKTELİKLER, STRATEJİK CEPHELER

Siyaset ile programın, taktik ile stratejinin karıştırıldığı durumlar, haliyle cepheleşmelerin yanlış tayin edilmesine yol açar. O nedenle taktik düzlemle, stratejik düzlemi birbirinden ayırabilmek, hayatidir.

PKK İLE ESAD’IN STRATEJİK HEDEFLERİ KARŞI KARŞIYA

PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin stratejik hedefi nettir: “Salih Müslim: Esad rejimi sonrası federal yapıya gideceğiz.” (Taraf, 26 Temmuz 2013)

PYD’den federal Suriye yani Suriye’de özerklik isteyen kim? Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan üzerinden PYD’ye şu mesajı iletiyor: “6 ili ele geçirmekle sorun çözülmez, hedefiniz demokratik özerklik olsun.” (Hürriyet, 18 Kasım 2012)

Soru şu: Suriye’yi bölme hedefi olan PKK ile Suriye’yi Batı’ya karşı tek parça olarak savunmaya çalışan Esad, stratejik olarak aynı safta olabilir mi? Kuşkusuz olamaz!

Ya PKK ile Esad, taktik düzlemde yan yana gelebilir mi? Gelebilir ve gelmiştir.

Bir yıl önce 18 Aralık 2012’de, bu köşede şöyle yazmışız: “PYD’nin Suriye’nin kuzeyindeki kimi alanlarda otorite olması, öncelikle merkezin zayıflaması, ardından bu nedenle kuzeyde ortaya çıkan güç boşluğu ve son olarak da Esad’ın ‘topu AKP’nin kucağına bırakması’ nedeniyleydi. Esad, birkaç cephede savaşmaktansa, cephelerden birinin sıkıntısını AKP’nin omuzlarına bıraktı; ABD’nin stratejik kartı PYD’yi, ABD’nin müttefiki Ankara’yla karşı karşıya bırakmış oldu. Neticede Esad, öncelikle Suriye’nin çıkarlarını düşünüyor…”

Esad’ın bu hamlesi, taktik düzlemdedir, stratejik düzlemde değil!

DÜN ÖSO BUGÜN ESAD DİYEREK STRATEJİK ORTAK OLUNMAZ

Nitekim taktikler, yani kısa ve orta vade siyasetler, konjonktüre göre sık sık değişir. Esad ile PKK’yi stratejik ortak sananlar, dün tam tersi taktiklerin uygulandığını not etmelidirler.

Örneğin bu yılın başında PYD lideri Salih Müslim şöyle diyordu: “Kürt bölgesini artık ÖSO’yla ortak savunacağız.” (Milliyet, 19 Şubat 2013) Yani bir yıl önce PYD, Esad’a karşı ÖSO’yla ittifak yapıyordu. Hatta bu açıklamanın öncesindeki sonbahar boyunca, PKK’nin ajansı ANF’de en çok yer alan haberler, “Esad güçleri, Halep’te, Haseki’de PYD’ye saldırdı” şeklindeydi. Özgür Gündem’in Esad düşmanı manşetleri de arşivlerdedir.

Peki, ne değişti? PYD’nin stratejisi değişmedi. O strateji Suriye’de özerklik, Kürt bölgesine otonomidir. Dün bu stratejiye uygun olduğu için Esad’a karşı ÖSO’yla ittifak yapan PYD, bugün Esad’la taktik düzlemde yan yanadır. Çünkü Esad, savaşacak cephe sayısını azaltmak ve AKP’nin kucağına sorun bırakmak için kuzeyden bir ölçüde geri çekilmiştir. Yani Esad’ın taktik adımı ile PYD’nin stratejik hedefi, aynı konjonktürde buluştuğu için, taktik düzlemde yan yana gelmişlerdir. Fakat bu esası değiştirmez.

SURİYE’Yİ BÖLEN, SURİYE’NİN KARTI OLABİLİR Mİ?

Taktik düzlem meselesini anlamamızı sağlayacak bir başka veri ise Öcalan’ın PYD Gençlik Kolu toplantısına gönderdiği mesajdır: “Esad’ın safında olmayın, muhalefetin safında olmayın, Suriye’de üçüncü güç olun. Kürt bölgelerini koruyacak 15 bin asker hazırlayın. Eğer bu stratejiyi izlemezseniz, ezilirsiniz. Her genç Kürt bu güce yazılmaya ve anayurtlarını korumaya hazırlanmalı.

Öcalan’ın önerisi nettir: Stratejik hedefi gerçekleştirmek için bazen bir tarafla, bazen de diğer tarafla yan yana gelin. Peki, taraf neye göre seçilecek? Güce göre. Hangi taraf güçlüyse, o tarafa yaslanılacak.

Artık soru şudur: Suriye’de özerklik kurmak, yani pratikte Suriye’yi bölmek isteyen bir kuvvet, Suriye’nin stratejik ortağı ya da kartı olabilir mi? Suriye’nin bağımsızlığını değil de, Suriye’den koparılacak bir parçada egemen olmayı hedefleyen bir kuvvet, gerçekte Suriye’nin kartı olabilir mi? Kuşkusuz olamaz.

Son tahlilde Suriye eksenli stratejik cepheleşme şöyledir: Esad, İran, Irak, Rusya ve Türk milleti bu tarafta, ABD, AKP, PKK-PYD, Barzani ve El Kaide diğer tarafta…

TEZLERE YANITLAR

Yanılsamanın yarattığı tezleri inceleyelim şimdi de…

1) AKP-Barzani bir tarafta, Esad-PKK diğer taraftaysa, ErdoğanÖcalan ortaklığı ne? ABD nerede? PKK ABD’nin kanatları altında olduğuna göre, Esad ile ABD aynı tarafta mı? Ya da AKP ABD’nin taşeronu olduğuna göre aslında PKK ABD’nin düşmanı mı?

2) Barzani ile PKK’nin çelişmesi, taktik gerekçelerledir. Kürt Koridoru gerçekleştikçe, bu çelişme artacaktır. Çünkü Kürdistan salt Irak’ın kuzeyinden ibaretken, Barzani bir numaraydı. Fakat Kürdistan Suriye’ye ya da Türkiye’ye doğru geliştikçe, gücün kanunu gereği, PKK bir numara olmaya başlamıştır ve Barzani de bundan rahatsızdır.

Fakat bu taktik düzlemdeki çatışma, stratejik düzlemdeki Büyük Kürdistan hedefinin dışına taşamayacaktır.

3) Barzani’nin PKK’ye karşı konumunu korumak için AKP’den medet umması taktikseldir. Ya da Kuzey Irak’taki son seçimlerden sonra Goran’ın ikinci parti olmasıyla üçüncülüğe düşen KYB’nin Irak dışı kuvvetlerle ittifak arayarak konumunu korumaya çalışması, taktikseldir.

Bu taktik kuvvet arayışları, stratejik hedefin dışında değildir. Son tahlilde siyasal Kürt hareketlerinin stratejik hedefi, dört parçada da kazanacağı kadar mevzi kazanmaktır: Irak’taki özerkliğin korunması, Suriye’de ve Türkiye’de özerklik elde edilmesi.

4) Taktik düzlemde yan yana gelişi sağlayan en önemli parametre güçtür. Örneğin Türkiye bir güçken ve Türk Ordusu Pentagon raporlarında “hizadan çıktı” diye not edilirken, Barzani ve Talabani, TSK ile birlikte hareket etmiştir. Çünkü TSK 1995’te ABD’nin denetimindeki Irak’ın kuzeyine ve PKK’ye Çelik Harekâtı düzenlemiş bu da haliyle 1996 Ankara sürecini, yani Barzani ile Talabani’nin Ankara ile birlikte hareket etmesini sağlamıştır. Son 20 yılda benzer örnekler de, tersi örnekler de vardır.

5) Salih Müslim’in birbiriyle çelişen ya da Cemil Bayık’ın birbiriyle çelişen açıklamalarından sadece birine dayanarak tahlil yapılmaz. Önemli olan süreçtir, gelinen yerdir.

6) Rusya’nın Cenevre-2’de PYD’yi görmek istemesi, PYD’yi ABD piyonu olmaktan çıkarmaz. Tıpkı Rusya’nın, El Kaide’nin Kafkasya’ya dönmesindense, Suriye’de kalmasını istemesinin El Kaide ortaklığı anlamına gelmeyeceği gibi…

7) Rojava Suriye’nin kuzeyi değildir. Kürtçedir ve PKK’ye göre Büyük Kürdistan’ın batı parçası demektir. O nedenle “Rojava devrimi”, pratikte Suriye’de karşıdevrim demektir.

KÜRT SORUNUNU ABD’NİN İNİSİYATİFİNDEN ALMAK

Artık mesele şudur: ABD Suriye’de yenildi ve bölgede güç dağılımı yeniden şekilleniyor. Üç yıl önce bu gelişmeyi öngörmüş ve ABD zayıfladıkça, Kürtlerin bölge kuvvetleriyle birlikte hareket etme eğilimine gireceğini belirtmiştik.

Fakat bu, iddia edildiği gibi, Kürt sorununun şu anda ABD-İsrail inisiyatifinden çıktığı anlamına gelmemektedir. Buradaki önemli nokta, bölge kuvvetlerinin birlikte hareket edebilmesidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye birlikte hareket edemediği müddetçe, bölgeselleşmiş Kürt sorunu, ABD’nin sürekli kaşıyacağı ve kullanarak ülkeleri birbirine kırdıracağı bir mesele olacaktır.

Somut belirtirsek: Türkiye’de AKP iktidar olduğu müddetçe, Suriye’nin Kürt’ü ayrılıkçı eğilim taşıyacaktır! Ankara Bağdat’la karşı karşıya oldukça, Barzani Ankara’ya göz kırparak, ayrılık eğilimi gösterecektir.

Bitirirken belirtelim: Ana sorun ülkelerin siyasal birliklerini ve toprak bütünlüklerini koruyabilmesidir. Kürt siyasal örgütleri, bölge ülkelerinin siyasal birliklerini ve toprak bütünlüklerini hedef aldıkça, ABD’nin piyonu ve bölge ülkelerinin düşmanı olarak kalacaktır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Kasım 2013

Reklamlar

, ,

  1. Yorum bırakın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: