Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları
Irak ve Suriye’de AKP-PKK ortaklığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/03/2015
AKP hükümeti ile HDP yetkililerinin Dolmabahçe’de ilan ettiği Öcalan‘ın 10 maddelik metni, kamuoyuna “silah bırakma” çağrısı olarak yansıtıldı. Tersine, yapılan anlaşma PKK’yi IŞİD gerekçesiyle Irak ve Suriye’de silahlandırma anlaşmasıdır ve asıl sahibi de “IŞİD stratejisinin” sahibi olan ABD’dir.
ABD’NİN KABUL ETTİRDİĞİ PAKET
Öncelikle saptayalım: ABD ile Türkiye’nin Eğit-Donat anlaşması imzalaması, Şah Fırat operasyonu, Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına Türkiye’nin hava gücü ve özel birlikleriyle katılma hazırlıkları, İncirlik ve diğer üslerin bu harekat gerekçesiyle kullandırılması ile yeni anayasa, başkanlık sistemi ve özerklik hedefli AKP-PKK anlaşması aynı düzlemdedir.
Türkiye bu paket anlaşmalarla ABD’nin yeni Ortadoğu hamlesinde artık aktif rol almaktadır. Türkiye bu paket anlaşmalarla, ABD’nin IŞİD’le mücadele koalisyonunu içinde artık alt oyuncu olarak yer almaktadır.
Peki kimlerle birlikte? Barzani‘nin peşmergesi ve PKK’nin gerillalarıyla… Nasıl mı? Açalım:
ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ
Tekrar tekrar vurgulamak durumundayız: ABD’nin ana stratejisi Basra’dan Doğu Akdeniz’e bir Kürt Koridoru kurmaktır. Bu ikinci bir İsrail işlevi taşıyacak olan Büyük Kürdistan’dır. Büyük Kürdistan demek küçük Türkiye, küçük İran, küçük Suriye ve küçük Irak demektir.
ABD bu ana hedefi için IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt hakimiyeti kurmayı esas alan bir planlama yaptı. Barzani‘nin Kerkük’ü işgal etmesinden başlayarak Türkiye’ye peşmerge eğittirilmesi, peşmergelerin Türkiye’den açılan bir koridorla Suriye’ye sevkedilmesi ve PKK’nin Suriye kolu olan PYD ve onun askeri birimi olan YPG’ye Kobani’de dolaylı destek olunması işte o planlamanın gerekleriydi.
İKİ FARKLI YOL
Haliyle denilebilir ki madem bu strateji aslında komşularıyla birlikte Türkiye’yi de hedef alıyor, o zaman Türkiye neden bu stratejiye destek veriyor, neden komşularıyla bu stratejiye karşı ortaklık yapmak varken komşularına düşmanlık yapıyor ve neden bu stratejinin merkezinde yer alan PKK ve Barzani‘yle işbirliği yapıyor?
Soruların AKP ve TSK açısından iki ayrı yanıtı var. AKP 13 yıldır ABD’yle birlikte hareket etmeyi içeride iktidarının dayanağı ve bölgede “genişleme” fırsatı olarak görüyor. TSK ise daha doğrusu Genelkurmay Karargahı ise ABD’nin hedefine dışardan direnme şansı olmadığını, ancak içinde bulunarak ve bu yolla planı mümkün mertebe Türkiye lehine uygulatarak plana direnilebilceğini savunuyor.
Önemle anımsatalım: 1 Mart tezkeresi öncesinde de benzer bir tartışma vardı ve hakim görüş plana dışardan direnmek olmuştu. Ergenekon operasyonlarından sonra ABD planına bu kez yeniden içerden direnmenin seçilmiş olması acı dersler içermektedir.
İÇERDER DİRENMEK, DİRENEMEMEKTİR
TSK’nin hafızasında mevcuttur ve geride kalan 25 yılın en önemli dersidir: ABD planına içerden direnme yolunu seçmek, gerçekte direnememektir!
TSK ve Türkiye ABD planına ne zaman dışardan direndiyse, o plana ağır hasarlar verdi: Torumtay‘ın istifasıyla Irak savaşına girmeyerek, Saddam‘la dolaylı anlaşıp Irak’ın kuzeyine Çelik Harekatı yaparak ve 1 Mart tezkeresini reddedip ABD’ye kuzey cephesini kapatarak…
Fakat TSK ve Türkiye ne zaman ABD planı içinde yer aldıysa, yani içerden direndiyse, ABD planı aşama katetti: 36. paralele ve Çekiç Güç’e onay vererek, BOP içinde yer alarak…
Ve en önemli derstir: Türkiye ABD planına dışardan direndiğinde PKK küçülmekte fakat içerden direndiğinde PKK büyümektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mart 2015
ABD’nin Musul tezgahı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/02/2015
ABD’nin yeni Savunma Bakanı Ashton Carter‘ın “Musul operasyonun başarıya ulaşması için doğru zamanda düğmeye basılması gerekir” demesinden bu yana, Türkiye ile Irak arasında yoğun bir diplomasi trafigi başladı.
Ankara önce Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi‘yle, ardından da Irak Başbakanı Haydar İbadi‘yle telefon diplomasisi yürüttü.
Ardından Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi, hazırlıkları yapılan Musul harekatı görüşmeleri için Ankara’ya geldi; hem Davutoğlu ile hem de Erdoğan‘la görüştü.
ŞİİLER NUCEYFİ’YE KARŞI
Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunun Nisan-Mayıs döneminde yapılması planlanıyor. Ancak opearsyonun başında Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Usame Nuceyfi‘nin bulunması, üç nedenle Bağdat’ta sıkıntı yaratıyor.
1) Musul’u IŞİD’e çatışmadan teslim eden Esil Nuceyfi, Usame Nuceyfi‘nin kardeşiydi. Iraklı Şii gruplar, Nuceyfi kardeşlerin Tarık Haşimi üzerinden AKP Hükümeti ile kurduğu özel ilişkiden hep rahatsız oldular. Şiiler, Nuceyfi kardeşlerin, Irak’ın birliğinden çok üçe bölünmesini savunduğunu düşünüyorlar.
Bu nedenle Bağdat’ta (Sünniler içinde bile) Nuceyfi‘nin Musul opearasyonun başına geçmesine tepki gösteriliyor. Örneğin Irak Meclisi’ndeki Musul’u Destekleme Komitesi’nin Başkanı Zuheyr Çelebi, Usame Nuceyfi‘yi IŞİD karşıtı yükselen dalgadan yararlanmaya çalışmakla suçluyor ve “Usame ve kardeşi Esil Nuceyfi, Musul’un düşmesinin asıl sorumlularıdır” diyor.
2) Usame Nuceyfi, Şiilerin Musul oeprasyonunda yer almasına karşı çıkıyor. Nuceyfi Sünnilerin ve Kürtlerin bu harekatta görev almasını istiyor. Şiiler ise Kerkük’ü fırsat bilip işgal eden Kürt örgütlerinin bu harekatta yer almasını istemiyor, önce Kerkük’ü boşaltmalarını istiyor.
3) Usame Nuceyfi, IŞİD’le savaşmak için Musul Tugayları diye bir ordu kurdu. Nuceyfi bu orduyu tanıttığı konuşmasında, birliklerin bir bölümünün Kürt bölgesinde eğitildiğini açıkladı. (Acaba TSK’nin AKP Hükümeti’nin emriyle Irak’ın kuzeyinde, hem de Eğit-Donat anlaşması daha imzalanmadan eğittiği peşmergeler, bu birlikler mi?)
İKİ ORDU, İKİ OTORİTE, BÖLÜNMÜŞ IRAK
Nuceyfi‘nin Musul Tugaylarını kurması, pratikte “iki ordu, iki otorite” anlamına geliyor. ABD’nin üç parçalı Irak planını desteklemekle suçlanan Nuceyfi‘nin Musul harekatının başında olması, harekatın sonuçları açısından Bağdat’ta kaygı oluşturuyor. Nuceyfi bu nedenle Ankara desteği arıyor.
Böylece Musul’un işgal ediliği 9 Haziran 2014 öncesi cepheleşmeye yeniden dönülmüş olacak. O tarihten önce Erdoğan, Barzani, Nuceyfi, Haşimi dörtlüsü, Irak’ın birliğini inşa etmeye çalışan Nuri El Maliki‘ye karşı bir cephe kurmuş ve Bağdat’a karşı Ankara-Erbil ekseni inşa etmişti.
Burada asıl önemlisi Nuceyfi‘nin ne istediğinden çok ABD’nin ne istediğidir. Ankara’yla en sonunda Eğit-Donat anlaşmasını imzalayan ABD, Türkiye’nin Musul harekatına bir şekilde (karadan olmasa da havadan) katılmasını özellikle iki nedenle istiyor:
1) Böylece Türkiye ABD cephesine daha da eklemlenecek, bir girdaba girecek ve başta İncirlik olmak üzere talep edilen diğer lojistik destekleri vermeye mecbur olacak.
2) ABD’nin nihai hedefi olan Kürt Koridoru’na karşı olan TSK, AKP emrinde ve ABD planları içinde koridora karşı konumlanamayacak.
NE YAPMALI?
Musul harekatına katılmaya AKP Hükümeti de oldukça hevesli. Böylece hem 7 Haziran öncesinde Musul-Kerkük propagandasıyla milliyetçi oyları toplayabilecek hem de ABD’yle açılan makası kapatmış olacak.
Askeri ve sivil bürokrasi içinde de bu harekata destek verenler var. Daha şimdiden, tıpkı Eğit-Donat sürecinde olduğu gibi, Musul harekatının da aslında Kürt Koridoru’na engel olmak amacıyla yapılacağını fısıldamaya başladılar bile!
Asıl soru bizim ne yapacağımızdır. Eğit-Donat bu bakımdan derslerle doludur. “İnisiyatif orduda, anlaşma yok, imza yok” sarmalı içine düşülerek, milletçe bir karşı duruş örrgütlenemiyor ve en sonunda imza atıldığında yapılacak bir şey kalmıyor!
O nedenle, Genelkurmay katında yapılan yanlışlara dikkat çekerek ve tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi milletimizi seferber ederek orduya sahip çıkmalıyız. Ve daha da önemlisi, başta TSK olmak üzere tüm milli kuvvetleri, ABD’yi dışlayan bir komşularla işbirliği cephesi kurmaya zorlamalıyız. Aksi taktirde Musul harekatına engel olamaz ve Türkiye’nin adım adım ABD planlarını uygulamasını izlemiş oluruz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Şubat 2015
PKK Kantonunu tanıma operasyonu
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/02/2015
Şah Fırat Operasyonu’nun askeri açıdan başarılı olup olmadığı tartışması, esası gözlerden uzak tutmaya devam ediyor. Yani meselenin siyasi boyutunu…
Üç gündür işlemeye çalıştığımız bu boyutu, bugün ayrıntılandırağız.
OPERASYONUN 4 ANLAMI
Şah Fırat Operasyonu, türbeyi 37 km’den sınırımıza çekme olayı değildir. Şah Fırat Operasyonu:
1) ABD stratejisine eklemlenmenin adıdır.
2) PKK-PYD’yle işbirliği dönemine girmenin adıdır.
3) Kürt Koridoru’na Kobani’ye peşmerge koridorundan daha büyük bir katkı koymanın adıdır.
4) Suriye devleti yerine PYD devletçiğini tanımanın adıdır.
Açalım:
1) ABD CEPHESİNE GİRMEK
1.1) Eğit-Donat programının imzalanması, AKP Hükümeti’nin ABD’nin IŞİD stratejisine iyice oturması ve bu stratejiyi uygulayacak cepheye iyice yerleşmek demektir.
1.2) ABD’nin IŞİD stratejisi, Irak ve Suriye’de IŞİD’den boşaltılacak alanlarda PKK ve KDP hakimiyeti kurma stratejisidir. Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt Koridoru kurmak isteyen ABD, bu amaçla şu aşamada Irak’ın kuzeyindeki yapıyı Suriye’nin kuzeyinden İskenderun limanı bölgesine bağlamaya çalışıyor.
1.3) ABD’nin stratejisi, koalisyon güçlerinin havadan, ABD ve Türkiye’nin eğittiği teröristlerin karadan yapacağı operasyonlarla uygulanacak. Eğit-Donat bu nedenle imzalandı.
2) PKK’YLE İŞBİRLİĞİ DÖNEMİ
2.1) Bu stratejiye eklemlenmek, haliyle Türkiye ile PKK’yi (Suriye’deki kolu olan PYD ve onun askeri birimi YPG üzerinden) aynı cephede yan yana getirmektedir.
Son olarak AKP ve Genelkurmay katında “PYD’den izin yok, PYD’ye bildirim var” şeklinde bağlanan ve AK-Medya’da “pasif işbirliği” diye adlandırılan durum, aynı cephede bulunma haline yapılan yumuşak atıftır…
2.2) 21 Mart’ta geldiği boyutun ilanına hazırlanan Kürt Açılım’ı, yani AKP-PKK ortaklığı, pratikte PKK’nin Türkiye yerine Irak ve Suriye’de silah kullanması anlaşmasıdır. Bu bakımdan ortada bir silahsızlandırma değil, tersine silahlandırma vardır.
3) KÜRT KORİDORUNA KATKI
3.1) Kobani’ye peşmerge koridoru açmak, sonuçları itibariyle ABD’nin Kürt Koridoru’na katkı sunmaktı. AKP Hükümeti o koridorla PYD’ye sadece askeri destek vermiş olmadı, Kürt Koridoru’nun parçaları arasına önemli bir bağlantı kurdu. (Koridor hâlâ açık.)
Türbeyi Eşme’ye getirmek, ilkini de aşan önemde bir bağlantı katkısıdır.
3.2) Eğit-Donat’la eğitilip silahlandırılacak teröristler Suriye’ye karşı sevkedilmeye başlandığında, Eşme’de inşasına başlanan türbe-karakol-üs, resmi olarak 3 yıl sürecek bu saldırının güvenli-tampon bölge hedefli cephelerinden birine dönüşebilecektir!
4) PKK DEVLETÇİĞİNİ TANIMAK
4.1) Türbe ve karakol eski yerindeyken muhatabımız Suriye’ydi. Türbe Eşme’ye getirilince, yani uluslararası hukuka göre egemen bir devletin toprakları işgal edilince, Ankara’nın muhatabı Şam olmaktan çıktı.
Peki yeni muhatap kim? Eşme’nin kontrolünü elinde bulunduran YPG!
Yani Ankara Şah Fırat Operasyonu ile pratikte PYD’yi Şam yönetimini yerine muhatap ilan etmiş oluyor. Bu haliyle PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye bir meşruiyet sağlama, onun kanton şeklindeki statüsünü tanıma anlamına geliyor!
4.2) “IŞİD’e karşı özgürlük savaşı veren Kürt örgütleri” kampanyası, sadece KDP’nin değil, PKK’nin de silahlandırılmasının zeminini yaratıyor. Aynı zamanda PKK’nin terör örgütü listelerinden çıkarılma çabalarına hizmet ediyor.
Ankara Şah Fırat Operasyonu ile işte bu uğraşının önünde bir engel olmadığını ilan etmiş ve PKK’ye uluslararası ölçekte el vermiş oluyor!
EĞİT-DONAT’I UYGULATMAYALIM
Yani mesele Türkiye’nin ve bölgenin geleceğini etkileyecek önemdedir. “TSK başarılı mı, başarısız mı” sarmalından çıkmalı ve bu sürecin en önemli eşiği olan Eğit-Donat’ı uygulatmayacak bir siyasi seferberliğe soyunmalıyız.
Bölgesel şartlar hâlâ lehimizedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Şubat 2015
Esad’a düşmanlık, YPG işbirliğiyle sonuçlanır!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/02/2015
PKK’yle Açılım ortaklığı yapan, Öcalan‘la Ortadoğu planları hazırlayan AKP’nin Şah Fırat Operasyonu’nda PYD’nin silahlı örgütü YPG’yle yapılan işbirliğini perdelemeye çalışmasının bir anlamı var elbette. Çünkü 7 Haziran öncesinde, tıpkı daha önceki seçimlerde olduğu gibi, “milliyetçilik pozları” sergileyecek.
Ancak “TSK, YPG’yle işbirliği yapmaz” demenin TSK’ye, “Genelkurmay görüşmedi, MİT görüştü” demenin de Türkiye’ye yararı yoktur.
YPG’yle kimin görüştüğü, görüşülmesinin yanında önemsizdir.
PASİF İŞBİRLİĞİ
AK-Medya aslında daha ilk günden YPG’yle işbirliğini “Kürtlerle işbirliği” diye adlandırarak kabul etmiş oldu. Son olarak Abdülkadir Selvi bunu “pasif işbirliği” diye adlandırdı: Aktif değildi işbirliği, dediğine göre YPG araçları, bizim konvoyun peşine takılmıştı, öyle söyledikleri gibi bir koruma durumu değildi!
Laf kalabalığıydı hepsi, fakat Selvi‘nin asıl şu söylediği, bir yönelime işaret etmesi bakımından önemliydi: Türk ile Kürt kavga etmezse, böyle başarılı operasyonlar yapılabilirdi!
Anlamı şu: PKK’nin Suriye kolu olan PYD, AKP’nin Suriye planına eklemlenirse, iki taraf da kazanır.
MİT’in birkaç kez Ankara’da görüştüğü PYD lideri Salih Müslim‘e bu daha önce söylenmişti: “Esad’ı yıkma planımıza dahil ol, ÖSO’yla birlikte hareket et, özerkliğe karşı çıkmayız.”
BARZANİSTAN DERSLERİ
Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun sınıra yakın bir noktaya, YPG’nin kontrolündeki Eşme köyüne getirilmesi bu nedenle sıradan bir “kurtarma operasyonu” değildir. Bu, ABD’yle Eğit-Donat anlaşmasının imzalanmasının bir sonucu olarak PYD’yle aynı cepheye girilmiş olması demektir.
Hal böyle olunca, yani milli güvenliğin önündeki en büyük tehdit olan “Kürt Koridoru”na karşı konumlanmak yerine, öznesiyle yan yana durunca, görüşmeyi kimin yaptığının da bir anlamı kalmaz!
Barzanistan örneğinden çıkarılacak en önemli ders şudur: Barzanistan’a karşı olsanız bile, ABD’yle birlikte hareket ettiğiniz sürece, kendinizi Barzanistan’ı inşa ederken bulursunuz!
Bu durum, bugün için de geçerlidir.
İKİ STRATEJİK CEPHE
Stratejik düzlemde iki cephe vardır: Suriye Vatan Cephesi ve Suriye’ye Düşmanlık Cephesi.
Suriye Vatan Cephesi’nde Esad, Suriye devleti ve halkı, İran, Irak, Lübnan, Hizbullah, Filistin, Rusya ve Türkiye’nin milli kuvvetleri vardır.
Suriye’ye Düşmanlık Cephesi’nde ise ABD, İsrail, AKP, PKK, Barzani, El Kaide, IŞİD, ÖSO, Katar ve Suudi Arabistan vardır.
Ankara, bir süre İhvan merkezli bölünmüş Suriye hedefini (üç parçalı Suriye) ABD’ye kabul ettirebilmek için bu cepheye hafif yan döndü, pazarlıklar yaptı. ABD ise şartlar uygun olmadığı için, şu aşamada Kürt bölgesini inşa etmeyi esas alan iki parçalı Suriye hedefinde ısrar etti.
Bu süreç, Türkiye açısından Suriye’ye düşmanlık politikasından dönebilmek için fırsattı, olmadı.
ESAD DÜŞMANLIĞININ SONUÇLARI
En sonunda Ankara ABD’yle Eğit-Donat anlaşması imzalayarak, Washington’un cephesine iyice girmiş oldu.
Bu anlaşma, AKP Hükümeti’nin çıkarmış olduğu Suriye’ye düşmanlık tezkeresinin aslında doğal bir sonucuydu; Suriye’ye düşamanlıkta ısrar edenler için kaçınılmazdı…
YPG’yle işbirliği de bu nedenle kaçınılmazdı, doğal bir sonuçtu…
Önümüzdeki gerçek şudur: Tezkere, Kobani’ye peşmerge koridoru, Eğit-Donat anlaşması, ÖSO ve peşmerge eğitmek… Tüm bunlar kaçınılmaz olarak tıpkı Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de Kürdistan’ın inşasına yarayacaktır!
TSK YPG’yle işbirliği yapar mı, yapmaz mı konusu bu nedenle esas sorunun yanında ayrıntıdır. Suriye’ye düşmanlıkta ABD’yle aynı cepheye giren, adım adım herşeyi yapar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Şubat 2015
Şah Fırat’ta Türkiye’nin cephesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/02/2015
Şah Fırat Operasyonu’nun son tahlilde bizim için önemi, ülkemizin nerede, hangi siyasal cepheleşme içinde konumlandığına işaret etmesidir.
Operasyonun teknik olarak başarılı olup olmadığından tutun da, siyaseten nasıl tartışıldığına kadar, herşey ama herşey, bu esasın yanında ayrıntıdır.
IŞİD’DEN PYD BÖLGESİNE
Bu noktada karşımıza çıkan tablo şudur: Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu, IŞİD’in kontrol ettiği bölgeden PYD’nin kontrol ettiği bölgeye taşınmıştır.
Bunun anlamı açıktır: Ayn El Arap’ta (Kobani) PYD’ye karşı konumlanan ve nesnel olarak IŞİD’le aynı cephede saf tutan Türkiye, bu operasyonla tam tersi bir istikamete girmiş oldu. Virajın alındığı nokta ise ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanmasıdır.
Bu sıradan bir imza değildir. Türkiye’nin ABD cephesinde yer alması ve haliyle merkezinde Kürt Koridoru olan plana eklemlenmesi demektir.
İZİN DEĞİL KOORDİNASYON
Kobani’de mehter marşı çalınmasından tutun da, “PKK’nin kantonları arasına bayrak diktik” propagandasına kadar herşey, bu konumlanmayı kabullenemeyecek kitleler için üretilmiş perdelerdir!
“PYD’den izin alma” tartışması da yine bu amaçla üretilmiş bir perdedir. Çünkü mesele izin değildir; mesele eşgüdüm ve koordinasyondur. “Kobani Kanton Başkanı” Enver Müslim Ankara’ya TOKİ’den ev bakmak için değil, işte bu koordinasyon için gelmiştir!
Kaldı ki başta AKP’nin amiral gemisi Yeni Şafak‘ın Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Karagül olmak üzere pek çok kişi bu koordinasyona dikakt çekmiştir. Karagül bunu “Kürtlerle işbirliği” diye, diğerleri de “Rojavayla iyi ilişki” ve “PYD’yle koordinasyon” kavramlarıyla açıkladılar.
‘TSK İÇİN BAŞARI, AKP İÇİN HEZİMET’ OLMAZ
Hal böyleyken “TSK PYD’yle işbirliği yapmaz” varsayımında ısrar etmek ve daha da ilginci AKP açısından hezimet dediğimiz bir opeasyonu askeri bakımdan başarılı bulmak, nesnelliği kaybetmektir.
Ayrıca Türbe’nin 37 km’den sınırın 200 metresine taşınması, yani geri çekilmesi, askeri bakımdan başarı ya da başarısızlık değildir. Zira askeri bakımdan stratejiye uygun olduğu müddetçe geri çekilmek hatta mevzi feda etmek, taktiktendir. Çarpışma kaybetmek, savaş kaybetmek anlamına gelmez. Yani mesele bu da değildir.
Ve bu olayda meselenin askeri olarak başarılı ama siyasi olarak başarısız olması mümkün değildir.
PYD-IŞİD ÇATIŞASI ÖNCESİ ÖNLEM
Olan özetle şudur: İsmet Yılmaz‘ın 18-19 Şubat’ta Washington’da katıldığı savunma toplantısı ve Necdet Özel‘in 18-19 Şubat’ta Riyad’da katıldığı askeri toplantı ile 19 Şubat’ta ABD’yle Eğit-Donat anlaşmasının imzalanması, Ankara’yı tamamen ABD cephesine eklemlemiş oldu.
“IŞİD’den boşaltılacak alanların Kürt hakimiyetine verilmesini” esas alan ABD stratejisi gereği, Kobani IŞİD’den temizlendikten sonra güneye doğru baskılanacaktı. Bu nedenle CENTCOM verilerinin de gösterdiği gibi koalisyon güçleri bir haftadır Türbe’nin bulunduğu bölgeyi yoğun bombalıyordu. PYD ise Kobani’nin batısındaki köyleri tek tek alarak Türbe’nin 2 km yanına kadar gelmişti.
İşte ilerletilecek bu operasyon nedeniyle Türkiye aslında bir güvenlik önlemi almıştır. Mesele teknik olarak bundan ibarettir ve ABD ile PYD’nin bilgisi dahilindedir.
AKP’nin bundan bir zafer edebiyatı çıkarması ile PYD’nin “Kobani düştü düşecek” diyen Erdoğan‘dan intikam almak adına koordinasyonu fazlasıyla abartması, benzer zihin iklimine sahip olmalarındandır!
KORİDOR’A HİZMET
Başta da belirttiğimiz gibi bizim için bunlar ayrıntıdır, esas olan hangi cephede konumlandığımız gerçeğidir. “Yanlış cephede de doğru iş yaparız” demek hayaldir.
TSK’nin niyeti ne olursa olsun, merkezinde Şam yönetimine düşmanlığın yer aldığı ve ABD’yle birlikte terörist eğitmeyi içeren hiçbir konumlanma o niyete hizmet etmez. Tersine 20 yıllık Irak deneyiminde görüldüğü gibi istemeden Kürdistan’ın mimarlığına dönüşür!
Tıpkı Kobani’ye açılan peşmerge koridoru gibi, Eşme’de sağlanacak “güvenli-tampon bölge” de, Esad düşmanlığından vazgeçilmedikçe, son tahlilde Kürt Koridoru’na yarayacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Şubat 2015
Şah Fırat Operasyonu’nun 4 anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/02/2015
Ankara’nın ABD’nin IŞİD’e karşı stratejisi çerçevesinde bu ülkeyle Eğit-Donat programı anlaşması imzalaması, haliyle Türkiye’yi IŞİD’in hedefi haline getirdi.
Türk Silahlı Kuvvetleri, bu olasılık nedeniyle, sınırlarımız dışında bulunan tek Türk toprağındaki Süleyman Şah Saygı Karakolu’nu koruyan 44 askerimiz için bir güvenlik operasyonu yaptı. Önceki akşam saat 21.00’de özel birliklerimiz, 50 zırhlı araç eşliğinde, Ayn el Arap (Kobani) üzerinden Suriye’ye girdi ve Süleyman Şah Türbesi’ne ulaşıp personelimizi aldı.
AKP Hükümeti ve TSK’den yapılan ayrı ayrı açıklamalarda, bir askerimizin kaza nedeniyle şehit düştüğü, tüm askerlerimizin tahliye edildiği, türbenin ve karakolun işgal edilmemesi için geride kalan yapıların tahrip edildiği, Süleyman Şah’ın naaşının alınıp Suriye Eşmesi’ne getirildiği, yakında bölgede PYD ile IŞİD’in çarpışacağı,operasyon öncesinde ABD Koalisyon güçlerinin bilgilendirildiği açıklandı!
Süleyman Şah Fırat Operasyonu’nun öncelikle dört anlamı vardır:
1) PKK-PYD’YLE İŞBİRLİĞİ DÖNEMİNE GİRİLDİ
Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun bulunduğu bölgede PYD’nin IŞİD’e karşı ABD hava destekli bir operasyona hazırlandığı anlaşılmaktadır. Tahliye operasyonu, bu çatışma öncesi alınan bir güvenlik önlemidir.
Bu durum Türkiye’nin PYD ile ilişkisinde yeni bir döneme girildiğini göstermektedir. ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanlması, Türkiye’yi Suriye’de PYD ile aynı cephede buluşturmuştur. Düne kadar Ayn El Arap’ta (Kobani) IŞİD ile PYD’yi aynı kefeye koyan, hatta söylemlerinde Ayn El Arap’ın düşmesini bekleyen AKP Hükümeti, en sonunda PYD ile aynı cepheye sürülmüştür.
Şah Fırat Operasyonu sırasında Ayn El Arap’ın “Kanton Başkanı” Enver Müslim Ankara’daydı. Önceki gün Ankara’ya gelen Müslim‘in geliş nedeni bilinmiyordu. Önceki akşam yapılan tahliye operasyonuyla birlikte Müslim’in geliş nedeni anlaşılmış oldu!
Birliklerimizin Ayn El Arap üzerinden Suriye’ye girmiş olması ve Müslim‘in Ankara’da bulunuşu, Şah Fırat Operasyonu sırasında PYD ile bir işbirliği yapıldığını göstermektedir.
2) TÜRK TOPRAKLARI TERKEDİLDİ
Şah Fırat Operasyonu, aslında toplamda Türkiye’nin Suriye politikasının yanlışlığına işaret ediyor. Komşumuza düşmanlık, en sonunda sınırlarımızın dışındaki tek Türk toprağını da terketmemize neden oldu.
Oysa Türkiye’nin Şam yönetimini devirmek gibi bir hedefi olmasa ve topraklarını bu amaç için kullandırmamış olsa: a) Bu sorun 5. yılına girmezdi.b) Bölgede IŞİD diye bir tehdit, en azından bu çapta olmazdı. c) Türk topraklarını terketmek zorunda kalmazdık.
3) FİİLİ GÜVENLİ BÖLGE TEŞEBBÜSÜ
AKP Hükümeti operasyonun uluslararası hukuka uygun olduğunu savunmaktadır. Oysa Şam yönetiminden izin alınmadan türbe-karakol Suriye topraklarında başka bir bölgeye (Suriye Eşmesi) nakledilmiştir.
Bu AKP Hükümeti’nin çok istediği “günveli bölge” oluşturulmasının fiili girişimi gibidir!
4) ABD’YLE İŞBİRLİĞİ YENİLGİ DEMEK
ABD’yle Eğit-Donat programının imzalanmasının Türkiye’yi bögede zor durumda bırakacak sonuçlarından ilki böylece yaşanmış oldu!
Özellikle “yığınak hatası” dememiz bundandır. Çünkü ABD güç erozyonuna uğrayan bir kuvvettir, inisiyatif ise bölge ülkeleri ile Rusya’dadır.
Türkiye Eğit-Donat anlaşmasıyla “yenilecek” kuvvetle aynı cepheye girmiş oldu!
EĞİT-DONAT İMZASI GERİ ÇEKİLMELİ
Günlerdir Eğit-Donat programının imzalanması konusunda yaptığımız sert uyarılar işte bu nedenledir. TSK’ye rağmen Genelkurmay karargâhının izlediği çizgiye karşı çıkmamız bu nedenledir.
Genelkurmay kaynaklarının son olarak “rahat olun, aslında PKK’ye karşı Türkmen eğiteceğiz” demesi, Türkiye’yi nasıl bir girdaba soktuklarını ve bunu perdeleyebilmek için nasıl zorlandıklarını göstermektedir!
O nedenle vurguluyoruz: Açık kı Eğit-Donat’ın Türkiye’ye maliyeti daha da büyüyecektir. Bu nedenle Eğit-Donat programı uygulanmamalı, Türk Ordusu komşusuna düşmanlık için terörist eğitmemeli ve imzalar derhal geri çekilmelidir!
Çünkü Suriye’nin bölünmesi, aslında Türkiye’nin bölünmesidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Şubat 2015
Pentagon Hulusi Akar’a neden madalya taktı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/02/2015
Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar geçen ay sürpriz bir şekilde ABD’yi ziyaret etmişti. Fakat asıl sürpriz 27 Ocak günü yaşandı. ABD Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Raymond Odierno, Org. Akar‘a “Liyakat lejyonu” taktı.
Pentagon’un Org. Akar‘a madalya takması iki nedenle çarpıcıydı:
1) Madalyayı takan Org. Raymond Odierno kamuoyunda “çuvalcı general” diye biliniyordu. Odierno, 4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesinden sorumluydu.
2) Pentagon, madalyanın gerekçesini “Org. Akar’ın Suriye krizinde ve Türk-Amerikan özel kuvvetleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesinde oynadığı rol” diye açıklamıştı.
GENELKURMAY NEREDEYSE AKP’DEN HEVESLİ!
Ancak Suriye konusunda nasıl bir işbirliği olduğu o günlerde pek açık değildi!
Çünkü kamuoyuna yansıdığına göre taraflar Eğit-Donat konusunda anlaşamıyordu. Hatta haberlere göre Genelkurmay, ABD askeri heyetini Kırşehir’den göndermişti!
Dolayısıyla Pentagon’un Suriye konusunda Genelkurmay’a teşekkür etmesini gerektirecek bir durum yoktu!
Peki o zaman nereden çıkmıştı bu madalya?
O günlerde ısrarla vurguladık: Eğit-Donat konusunda Genelkurmay karargahı merkezli haberler doğru değildi, ABD heyetini Kırşehir’den gönderdikleri doğru değildi. Zira heyet gönderilecekse Ankara’dan gönderilirdi. Oysa Ankara’da Genelkurmay karagahında gayet olumlu görüşmüşler, sonra da Eğit-Donat için belirlenen yer olduğundan Kırşehir’deki kampı yerinde görmüş ve işleri bitince de dönmüşlerdi.
Konunun “gönderildiler” gibi sunulması, “mutabakat yok” havası yaymak içindi, anlaşmaya ana gövdesiyle karşı olan TSK’nin gazını almak içindi!
Çünkü gerçekte Genelkurmay Eğit-Donat konusunda neredeyse Davutoğlu’ndan bile daha hevesliydi!
Eğit-Donat mutabakatı sağlanmadan, imzalar atılmadan peşmergeyi eğitmeye başlamaları ondandı. Eğit-Donat kapsamında olmadığını söyleseler de, Davutoğlu‘nun Kuzey Irak’taki o kampı ziyareti ve BBC‘ye “Eğit-Donat çoktan başladı” demesi herşeyi açıklıyordu!
MUTABAKAT İMZALANMADAN KAMP HAZIRLDANDI
Yani alttan yürüyen bir iş vardı ve Pentagon Org. Hulusi Akar‘a bu nedenle madalya takıyordu!
Nitekim Eğit-Donat imzalandıktan sonra ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan yapılan şu açıklama konuyu daha da aydınlattı:
“Türkiye’nin IŞİD’le mücadele çabalarında ‘çok önemli bir ortak’ olduğunun altını çizen Amerikalı askeri yetkili, Türkiye’deki kampın yerini şimdilik açıklayamayacağını, ama ‘tamamen yeni inşa edilen’ bir alan olduğunu, Türk yetkililerin daha teknik anlaşma imzalanmadan kampı büyük bir çabayla kullanıma hazır hale getirdiklerini kaydetti.” (Amerika’nın Sesi, 20 Şubat 2015)
Yani Genelkurmay imza atılmadan Irak’ın kuzeyinde peşmerge eğitmekle kalmamış, terörist eğitilecek kampı da imzadan önce hazır hale getirmişti!
TÜRK ORDUSU TERÖRİST EĞİTEMEZ
Tüm bu işler imzasız yapılırken de, kamuoyu ve Türk Ordusu “anlaşma yok”, “imza yok” diye diye oyalanmıştı!
Böylece imza atıldığında iş işten geçmiş olacaktı, tepki gösterilemeyecek bir durumla karşı karşıya kalınacaktı!
Oysa önceki gün de vurguladık. TSK’nin komşusuna karşı terörist eğitmesi sıradan bir olay değildir ve sonucu onyılları etkiler! O nedenle de bir yığınak hatasıdır.
Türkiye’nin tüm milli kuvvetleri, Suriye’ye düşmanlığa karşı çıkan herkes, imzaya rağmen Eğit-Donat programına cepheden karşı çıkmalıdır!
Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş bir ordu olan Türk Ordusu, emperyalizmin çıkarları adına ve komşusuna karşı savaşsın diye terörist eğitemez!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Şubat 2015
PKK, AA ve MİT servisinin anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/02/2015
Peşpeşe üç haber basına servis edildi:
1) MİT, Kobani’den çekilen IŞİD’in Türkiye’ye sızdığını rapor ediyordu. MİT’in Emniyet ve Jandarma’ya gönderdiği uyarı mesajına göre Türkiye’ye giren IŞİD çeşitli hücre evlerine yerleşmişti, Ankara ve İstanbul’da büyükelçilik ve konsoloslukları hedef alacaktı vs. (hurriyet.com.tr, 19 Şubat 2015)
2) HDP Grupbaşkanvekili İdris Baluken, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerini rehin aldığını iddia ediyordu. (hurriyet.com.tr, 20 Şubat 2015)
3) AKP’nin Anadolu Ajansı (AA), IŞİD’in Irak’ta toplam 450 Türkmeni rehin olarak elinde tuttuğunu açıklıyordu! (AA, 20 Şubat 2015)
ÜÇ HABER DE YENİ DEĞİL
Bu üç haber yeni miydi, sürpriz miydi? Hayır!
Kaynak Yayınları‘ndan çıkan “IŞİD: Kara Terör” isimli kitabımı okuyanlar bu haberlerde hiçbir sürprizin olmadığını bilir. IŞİD’in Adana ve Kilis gibi yerlerderki irtibat ofisleri de, hücre evleri de, Esad karşıtı en geniş cephe adına bilinen ve göz yumulan yerlerdi! Türkiye’den IŞİD’e kimin katıldığı da neredeyse tek tek bilinmekteydi.
Öte yandan Süleyman Şah Türbesi, bir süredir zaten fiilen IŞİD’in kuşatması altındaydı. Çünkü Türbe coğrafi olarak IŞİD’in ele geçirdiği alanların arasında kalmıştı.
Türkmenlerin rehin alındığı da yeni bir durum değildi ve Türkmen örgütleri aylardır seslerini duyurabilmeye çalışmaktaydı. IŞİD’in Musul’u işgali, bunu fırsat bilen Barzani‘nin Kerkük’ü işgali ve ardından IŞİD’in Irak’ın kuzeyindeki Türkmen yerleşim yerlerine saldırısı sonrasında yüzlerce Türkmen öldü, yaralandı, esir düştü ve yerlerinden sürüldü!
ABD’YLE YENİ BİR AÇILIM
Peki o zaman bu üç haber neden üst üste geldi? Ve daha önemlisi bu üç haber hangi olayın üzerine denk geldi?
AKP ile ABD Eğit-Donat mutabakatını imzaladı. Türkiye, ABD’nin IŞİD karşıtı Koalisyonu’nun bir üyesi olarak hem IŞİD’e hem de Esad‘a karşı topraklarında terörist eğitecek!
Mutabakatı ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass‘la birlikte imzalayan Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu‘nun şu sözleri, AKP’den safça “milli tavır” bekleyenleri hayal kırıklığına uğrattı:
“Birlikte (ABD’yle) çalıştığımızda her zaman daha güçlüyüz ve bize ortaklığımızı güçlendirme fırsatı veren her resmi anlaşma, hem bizi hem de bölgemizi daha iyi bir konuma getiriyor. Bunun yalnızca başlangıç olduğu ve daha yapacak çok şeyimiz olduğu konusunda size (John Bass) katılıyorum.” (AA, 19 Şubat 2015)
Bu imzadan çok değil üç saat önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu‘nun “henüz imza aşamasında değiliz” dediğini ama aynı saatlerde ABD Senatosu Dışilişkiler Komisyonu Başkanı Robert Corker‘ın Erdoğan‘la görüştüğünü önemle not edelim: “Corker‘in özellikle IŞİD terör örgütü konusunda Türkiye’nin sınırları başta olmak üzere aldığı önlemler hakkında bilgi aldı ve IŞİD ile mücadelede Cenevre’deki kararları uygulamak gerektiği yönünde karşılıklı görüş belirtildiği kaydedildi.” (Amerika’nın Sesi, 19 Şubat 2015)
BİJİ SEROK HALİFE OBAMA!
İşte PKK, AA ve MİT servisi haberler, bu imzayla ilgiliydi. Türk kamuoyu, IŞİD’e karşı koalisyonun gereklerini yerine getiren AKP’ye “haklılık kazandırmak” üzere bu tür haberlerle pompalanıyordu. AKP’nin bu cepheye girmesi ise kuşkusuz en çok PKK’yi memnun ediyordu!
Türkiye’de tüm bunlar olurken, ABD Başkanı Barack Obama şu açıklamayı yapıyordu: “Savaşımız İslamla değil, İslamı saptıranlarla.” (hurriyet.com.tr, 20 Şubat 2015)
Böylece Obama PKK için “biji serok” oluyordu ama AKP’yi destekleyen kimi İslamcılarımız için de artık islam adına savaşan bir kahraman, hatta “halife” oluyordu!
Önceki akşam Haber Türk‘teki “Türkiye’nin Nabzı” programında da belirttiğim gibi, İslamcılarımızın bir bölümü anti-batıcı, antı-modernist, anti-herşey olabiliyordu ama bir tek anti-emperyalist olamıyordu!
Saddam Hüseyin’e, Beşar Esad’a diktatör deyip, kendilerini ABD’nin kucağında buluyorlardı! Nasılsa en tepede ABD askerilerinin sağlığına duacı olan Erdoğan vardı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Şubat 2015
TSK’nin 2. yığınak hatası
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/02/2015
Suriye’ye tezkere meselesine “uygulanabilir mi, uygulanamaz mı” diye bakmadan, iki temel nedenle doğrudan karşı çıkmıştık:
1) Tezkere, uygulanmasına engel olsak bile, neticede bir niyet beyanıdır; Türkiye’nin komşusuna bakışını yansıtır. Elbette askeridir ama aslında siyasal konumlanışa işaret eder. O nedenle tezkereye destek vermek, gerekçesi ne olursa olsun, doğrudan Esad‘ı ve Şam yönetimini hedef aldığı için, son tahlilde komşularla iyi ilişki prensibine aykırıdır. (Bağdat’ı değil ama Irak’ın kuzeyindeki PKK’yi hedef alan türden tezkerelerle karıştırılmamalıdır.)
2) Tezkere, uygulanmasına engel olsak bile, AKP Hükümeti’nin elinde sallanan bir kılıç gibidir. Tezkere, “Öbür tarafa 4 adam gönderirim, 8 tane boş alana füze attırırım. Problem o değil, gerekçe üretilir.” diyen bir zihniyetin elinde bulundurulamaz!
DÖRTLÜ HAT İHTİYACI
Mesele emperyalizmin Ortadoğu’da Kürt devleti üzerinden sınırları yeniden çizme girişimiyse eğer, pratikte Türk devletinin PKK’ye karşı Barzani‘yi desteklemesinin bir önemi yoktur, zira bu da aynı projeye hizmet eder!
Son 30 yıl bu derslerle doludur: Suriye’nin Türkiye’ye karşı PKK’yi desteklemesi, İran’ın Irak’a karşı Talabani’yi desteklemesi, Türkiye’nin Irak’a karşı Barzani’yi desteklemesi, son tahlilde ABD’ye yaramıştır!
Bu türden taktik hamleler, tam da ABD’nin istediği gibi bölgedeki dört ülkenin birbiriyle sorunlu hale gelmesine yol açmıştır. Dört ülkenin birbiriyle sorunlu olması ise emperyalizmin bölgeye sürekli müdahale edebilmesine zemin yaratmıştır.
Dört ülke bu konuda yan yana durmadığı müddetçe, emperyalizmin Kürt Koridoru, ağır da olsa ilerleyecektir. Dört ülke birbirinin rejimini, mezhebini bir kenara bırakıp stratejik bir hat kurmadığı müddetçe, bölge sınırlarının yeniden çizilebilme ihtimali güçlenecektir. Dört ülke, soruna Kürtler de dahil, tüm halkların toplam çıkarı perspektifinden bakmadığı müddetçe, emperyalizmin bölge halklarını boğaz boğaza getirebilme şansı sürecektir.
GENELKURMAY TÜRKİYE’Yİ OYALADI
Eğit-Donat meselesi bu nedenle kritiktir. Türkiye’nin komşusunun rejimini yıkmak üzere topraklarında emperyalist ABD’yle birlikte terörist eğitmesinin hiçbir mazereti yoktur!
O nedenle başından itibaren Genelkurmay Karargahı’ndan üretilen “mazeretlere” cepheden karşı çıktık. Açıkça belirtelim: Genelkurmay Karargahı TSK’nin ana gövdesinin itirazlarına ve Türk milletinin beklentilerine uygun davranmadı. Tersine oyalayacak nitelikte mazeretler üretti.
Eğit-Donat’ın görüşülse bile kabul edilmeyeceğini savundu önce. “İtiraz ediyoruz, inisiyatif bizde” dedi bir süre. Sonra “ÖSO’yu eğitiriz ama peşmergeyi eğitmeyiz” dedi. Bu aslında olayın nereye gideceğine işaret ediyordu.
Ardından “Peşmergeyi eğitiriz ama PYD’yi asla” dediler. Fakat o süreçte ABD’nin “PYD’yi eğit” diye bir talebi yoktu. Bu “peşmerge eğitebilmeye” malzeme yapıldı. Kaldı ki “peşmergeyi eğitebiliriz” dediklerinde zaten Kuzey Irak kamplarında peşmerge eğitmeye başlamışlardı. Davutoğlu‘nun o kampı ziyaret etmesiyle bu gerçek ortaya çıkınca, bu kez “Peşmerge eğitmek ABD’nin Eğit-Donat’ı kapsamında değil, PKK’ye karşı peşmergeyi desteklemek çıkarımızadır” dediler. Oysa Başbakan Davutoğlu o sırada BBC‘ye “Eğit-Donat çoktan başladı” diyordu. AKP Hükümeti imzasız, sözleşmesiz TSK’ye peşmerge eğittiriyordu!
Tüm bunlar ortaya çıkınca da, bu kez Genelkurmay Karargahı yetkilisi, “konunun bizimle ilgisi yok, müzakereyi Dışişleri bakanlığı yürütüyor” deyip kenara çekildi!
Sonuç? Dışişleri Bakanlığı açıkladı, Beyaz Saray onayladı: Türkiye ile ABD Eğit-Donat programında mutabakat sağlamıştı!
Peki TSK’nin ana gövdesine rağmen Genelkurmay Karargahı bu çizgiyi savunarak ne yapmış oldu? Açıkça belirtelim: Hem TSK’yi hem de Türk milletini AKP adına oyalamış ve gazını almış oldu!
EĞİT-DONAT, 36. PARALELE DESTEK GİBİDİR
Hiç dolandırmadan söyleyelim: Esad’a karşı tezkere bulundurmak ve terörist eğitmek, Ayn el Arap’a peşmerge koridoru açmak, ABD’yle birlikte Eğit-Donat kapsamında her türden teröristi eğitmek, olası sonuçları bakımından, Türkiye’nin Irak’ta 36. paralele destek yanlışı büyüklüğündedir.
O gün ABD’nin bu girişimine “Saddam’a sormadan Irak’a girer çıkar PKK’yi vururuz” diyerek sevinen Genelkurmay Karargahı’nın yaptığı ikinci yığınak hatasıdır bu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Şubat 2015
Haziran’ı bastırma paketi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/02/2015
Erdoğan‘ın “süratle çıkarın” talimatı verdiği İç Güvenlik Paketi’nin TBMM görüşmelerinde, paketin nasıl uygulancağına dair kısa bir sunum yapıldı: TBMM Başkanı’nın tokmağının da kullanıldığı kavgada 5 milletvekili yaralandı!
Paket içeriği nedeniyle muhalefet tarafından polis devletine geçiş yasaları olarak niteleniyordu. AKP ise her zorda kaldığında yaptığı gibi paketin AB mevzuatına uygun olduğunu savundu, hatta TBMM’de görüşmelere geçilirken pakete “özgürlükleri koruma paketi” adını verdi!
GLADYO’NUN 50 YILLIK RÜYASI
İçeriği çok tartışıldığı için yinelemeyeceğiz. Ancak bir kaç özelliğini vurgulayalım:
1) Gladyo 50 yıldır Jandarma Genel Komutanlığı’nı TSK’den koparıp hükümetlerin emrine sokmaya çalışıyor. Amerikancı hükümetler bu konuda yoklamalar da yaptı. Ancak hem TSK’nin kararlı itirazı hem de kamuoyunun destek vermemesi nedeniyle girişimler sonuçsuz kaldı.
AKP Hükümeti ise iktidara geldiği ilk günden beri bunu gerçekleştirmeye çabalıyor. Daha iktidarının ilk yıllarında AB mevzuatlarına dayanarak “kır polisi” deyip jandarmayı TSK’den koparmaya hazırlanıyordu.
İşte AKP bu paketle fırsatı yakalamış oldu. Üstelik bu kez TSK’nin itirazına rağmen Genelkurmay ciddi bir itirazda bulunmamış, kamuoyuna göstermelik zayıf bir açıklama yapmıştır!
2) Paket polise sınırları çok geniş yetkiler veriyor. Paketle polis hakim kararı olmadan arama ve gözaltı yapabilecek, çok rahat silahını kullanabilecek!
Polisin henüz böyle bir yetkisi bile yokken silahını nasıl kullanabildiği ortadayken, ona bu yetkileri vermek, açıkça 2 yıldır “kahramanlarım” diye polisin sırtını sıvazlayanların başka beklentileri de olduğuna işaret etmektedir!
3) Paketle valilelere polise emir verme yetkisi getiriliyor. Hakim ve savcıyı bypas eden bu düzenleme, açık ki hukuk düzenini de ortadan kaldırmaktadır!
4) Bu haliyle bile sonuçları ortadayken, AKP paketle “önleyici dinleme yetkisini” genişletiyor. Dinleme kararı dinleme başladıktan 48 sonra hakim tarafından onaylanabilecek.
PAKET NASIL SAVUNULUYOR?
Uzatmayalım, açık ki paket polis rejimi uygulamalarını yansıtıyor. O nedenle de pakete kamuoyunda büyük tepki var.
AKP Hükümeti bu nedenle paketi savunurken sık sık 6-7 Ekim olaylarına gönderme yapıyor, kamu düzeni ihtiyacına vurgu yapıyor. Ekranlara çıkan sözcüleri paketin molotofçuları hedef aldığını savunuyor. Sanırsınız paketten önce bu ülkede molotof atmak serbestti!
Kamu düzeninin bozulmasının nedeni ise yasaların yetersiziği değil, Açılım nedeniyle kolluk kuvvetlerinin bu yasaları uygulayamamasıdır!
PKK ile 6 yıldır müzakere yürüten ve fiiilen örgütün bölgede otorite olmasını sağlayan hükümetin şu saatte “kamu düzeni” vurgusu yapması hem seçim süreciyle ilgilidir hem de kamuoyunu pakete inandırmak içindir.
Devletin kimi merkezi kurumlarının da özel olarak “PKK ayaklanmasını bastırmak için bu paket şart” propagandasına soyunması anlamlıdır!
YENİ HAZİRANLARA HAZIRLIK
Oysa paketin hedefi açıktır. AKP Hükümeti bilmektedir ki, yeni anayasa girişimi, başkanlık sistemi dayatması gibi doğrudan Cumhuriyeti hedef alan girişimler büyük tepki görecek ve halk yeniden ayağa kalkacaktır.
İşte AKP bu paketle yeni Haziranlara hazırlanmaktadır; çıkmadan engellemek, çıktığında bastırabilmek için…
Kaldı ki paket daha çıkmadan pratikte uygulanmaktadır: Erdoğan vatandaşı tokatlar, müşaviri tekmeler, milletvekili tokmakla vurur, AKP yöneticisi ve işadamı küfreder, esnafı bıçaklar, polisi öldürür!
Evet, esnafı bıçaklar! İç Güvenlik Paketi’nin TBMM’de görüşülmeye başladığı saatlerde bir esnafın, vitrinine çarptığı için kartopu oynayanlara bıçakla saldırması ve gazeteci Nuh Köklü‘yü öldürmesi sıradan bir olay değildir.
“Esaf gerektiğinde polistir” diyen, muhtarlara “benim elim, ayağım, gözüm, kulağım olun” diye seslenen Erdoğan, açık ki daha da otokrat bir rejimi arzulamaktadır!
ALANLARDA DİRENMEK
Tabi asıl sorun, nasıl mücadele edileceğidir. Öncelikle şunu saptamalıyız. Erdoğan ve AKP Hükümeti çok güçlü olduğu için değil, gücünü kaybettiği için bu pakete ihtiyaç duymaktadır. Yıkılırken tutunabilmek için bu pakete ihtiyaç duymaktadır. Korkmaktadır!
O nedenle (çıksa bile) pakete ve hükümete karşı milletçe direnmek gerekmektedir, alanlarda direnmek gerekmektedir ve evrensel bir hak olan direnme hakkı kullanılmalıdlr!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Şubat 2015