Archive for category Aydınlık Gazetesi Yazıları

Tampon koridoru önlemez, inşa eder

Suriye’de ilk olaylar başladığı günden beri yazıyoruz: ABD’nin hedefi, Irak’tan sonra Suriye’nin kuzeyinde de bir Kürt koridoru kurmak.

O nedenle “koridora karşı olan, Suriye’nin birliğini savunur” dedik sürekli, “Suriye’nin birliği, Türkiye’nin birliğidir” diye vurguladık hep…

Ve AKP’nin Suriye’ye düşmanlık politikasının, Esad‘ı yıkma hedefinin ve Şam rejimine karşı hemen herkesi desteklemesinin gerçekte ABD’nin Kürt koridoru planına hizmet olduğunu yazdık ısrarla…

Ve AKP’nin bu planda “bilinçli”rol aldığına dikkat çektik. Zira Erdoğan‘ın “ABD’nin BOP’u içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapma” hedefiyle başlayan sürecin devamıydı bu da…

Ve Ahmet Davutoğlu‘nun ABD’ye verdiği “küresel yeni düzene, çevresinde alt düzenler kurarak katkıda bulunacağız” sözüyle uyumluydu gelişmeler…

Çünkü Irak’ın kuzeyindeki Kürt koridoru da, Suriye’nin kuzeyinde hedeflenen Kürt koridoru da, küresel düzenin altındaki alt bölgesel düzendi!

AKP TAMPON PEŞİNDE

Peki bugün durum ne?

Tel Abyad operasyonu da iyice gösterdi ki, ABD’nin asıl hedefi Suriye’nin kuzeyinde koridor kurmak!

AKP çevrelerinde de artık bu gerçek görülmeye başladı. Gazetelere yansımasından ve kulislerde konuşulmasından biliyoruz…

Ama bilmediğimiz şu: AKP, daha doğrusu Erdoğan-Davutoğlu ikilisi dün hizmet ettikleri koridora bugün gerçekten karşı mı? Karşı çıkmalarını, hatadan (gerçekte suçtan) dönmelerini elbette isteriz, zira bu Türkiye’nin yararına olur.

Ancak kimi haberler, Erdoğan-Davutoğlu’nun gerçekten değil, bunu fırsata çevirebilmek adına koridor karşıtlığına başladığını ortaya koyuyor:

AKP, kısa vadede Tel Abyad’ın alınmasının tampon ya da güvenli bölge için bir fırsat doğurduğunu düşünüyor. 2 yıldır buna karşı çıkan ABD’nin, AKP’nin güvenli bölge fikrine mecbur kalabileceği hesaplanıyor!

TSK’DE TAMPONU FIRSAT GÖRME EĞİLİMİ

Tampon ya da güvenli bölgenin koridora çare olarak mesaya getirilmesi, koridora karşı akılcı ve gerçeki bir şekilde karşı konulamayacağını göstermektedir.

Suriye içinde 50 km derinliğinde güvenli bölge kurulması ve Eğit-Donat programının oraya taşınması koridoru engellemez, tıpkı 90’larda Kuzey Irak’ta olduğu gibi Türkiye’ye kendi eliyle koridor inşa ettirir!

TSK AKP’nin Suriye’ye müdahale fikrine mesafeli duruyor ama AKP’nin masaya getirdiği bu yeni planı, maalesef, koridora karşı bir fırsat olarak görme eğilimi de taşıyor.

Bunun büyük hata olacağını önemle vurguluyoruz!

ÇARE LAZKİYE’Yİ SAVUNMAK

TSK Kürt koridoruna karşı mı? En pratik olanı belirtelim: Lazkiye’nin düşmesini önlemeli!

Zira Suriye’nin kuzeyindeki kuşağın Doğu Akdeniz’e açılabileceği alan Lazkiye ve civarı. Ve burası hâlâ Şam rejiminin kontrolünde. Lazkiye Esad’ın kontrolünde kaldığı müddetçe de kuşak koridor olamaz!

Dün de belirttik: Esad’la anlaşmadan koridor engellenemez! Sınır kapatılırsa, teröre destek bitirilirse, ÖSO dağıtılırsa, angajman kuralları değiştirilip Suriye Hava Kuvvetleri’nin kuşakta terörle mücadele etmesi engellenmezse, koridor yıkılır!

Fakat AKP bu yola gireceğine, tersine Esad düşmanlığını artırıyor ve ABD’yi de güya Esad‘a karşı kışkırtıyor! Davutoğlu önceki akşam Haber Türk‘te Esad, IŞİD ve PYD’nin işbirliği içinde olduğunu iddia ediyor. Aklınca “Esad ile IŞİD aynıdır” diyerek ABD’yi “önce IŞİD” çizgisinden döndürecek!

Açık söyleyelim: Bu bakıştan koridora karşı hamle değil, koridora bekçilik çıkar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2015

Yorum bırakın

AKP hâlâ tampon peşinde

ABD’nin havadan ve PYD ile ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı güçlerinin karadan yaptığı kuşatmayla Tel Abyad’ın ele geçilmesini, Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonu olduğunu yazıyoruz iki gündür.

Yani ABD bu hamleyle Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı inşa etmeye, daha doğrusu bir Amerikan koridoru oluşturmaya çalışıyor.

ANKARA’DA İKİ AYRI GÖRÜŞ

Deniz Zeyrek‘ten öğrendiğimize göre, tablo Ankara’da iki türlü değerlendirildi. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı kurulması, kısa vadede ABD’nin AKP’nin tampon bölge planına destek vermesine olanacak sağlayabilecek bir fırsat olarak görülüyor! AKP’ye göre Kuzey Irak’takine benzer bir güvenli bölge oluşturulması ve hava sahasının kapatılması, sadece IŞİD’i değil, Esad yönetimini de zayıflatabilir! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)

Ancak Ankara’da, uzun vadede bunun Türkiye’ye zarar vereceği de öngörülüyor! İşte bu nedenle AKP’nin tampon ısrarına rağmen, TSK konuya mesafeli durmaya devam ediyor! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)

KUZEY IRAK DENEYİMLERİ

AKP’nin Amerikan koridorunu kendi tampon bölge planı açısından bir fırsat gibi görmesi ile buna itiraz eden çizgi, bugün somut olarak karşı karşıyadır.

Kuşkusuz bu iki çizgi arasında gidip gelen kesimler ve görüşler de vardır. O kesimlere Türkiye’nin şu çok önemli üç Kuzey Irak deneyimini önemle anımsatıyoruz:

1) ABD’nin cephesinde yer alarak ABD’nin planına direnilemez. ABD’nin cephesinde yer alarak Kürt Koridoru’na karşı yapılan hamleler, en sonunda Kürt koridoruna desteğe dönüşür.

2) Kürt örgütlerinden birini diğerine tercih etmek Kürt Koridoru’nu engellemez.

3) Bağdat’la anlaşmadan, Kürt Koridoru engellenemez!

ANKARA KORİDORA KARŞI MI?

Bugün durum ne? AKP, TSK, Dışişleri, MİT dahil bir bütün olarak Ankara nasıl bir tutum izliyor? 7 Haziran sonuçları hakim çizgiyi zayıflatsa da, tablo yine de şöyledir:

1) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama ABD’nin cephesinde yer almak sürdürülmektedir: Eğit-Donat programıyla ABD’ye terörist eğitilmekte, İncirlik belli ölçülerde ABD’ye kullandırtılmakta ve ABD’nin yanında Suriye’ye karşı savaşılmaktadır.

2) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yaratan Esad düşmanlığına devam edilmektedir. Hâlâ Esad‘ı devirmek esas hedeftir.

3) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru ortaya çıkaran Suriye’nin kuzeyindeki otorite boşluğuna kaynaklık yapılmaya devam edilmektedir: Sınırı açarak, teröre lojistik destek vererek, Esad‘a karşı savaşşsın diye terör örgütleri koordine ederek…

4) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yıkmak üzere hamle yapan Şam rejimine karşı angajman kuralları uygulanmaktadır ve sınır hattında terörle mücadele edecek Suriye Hava Kuvvetleri fiilen engellenmektedir!

5) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama PKK’yi bölgede başat güç haline getiren Açılım’a devam denmektedir!

ÇARE ŞAM’LA ANLAŞMAK

Uzatmayalım, AKP’nin PYD lideri Salih Müslim‘le defalarca görüşmesini ve “yeter ki Esad’a karşı savaşın, özerkliğinize karışmayız” demesini, destek verdiği ÖSO gruplarının PYD’nin silahlı örgütü YPG ile yan yana savaşmasını, Türk toprakları üzerinden Kobani’ye peşmerge koridoru açmasını, hastanelerinde YPG’lileri tedavi ettirmesini vs. bir kenara bırakalım…

En önemli konuya dikkat çekelim: Ankara Amerikan Koridoru’na karşıysa ve bu konuda gerçekten somut birşey yapmak istiyorsa, yapması gereken ilk ve en önemli adım Şam’la anlaşmasıdır!

Kuzey Irak deneyimlerinden hareketle de TSK’yi uyaralım: Şam’la anlaşmadan yapılacak bir Amerikan Koridoru karşıtı askeri hamle, niyetiniz ne olursa olsun, Amerikan koridoruna hizmetle sonuçlanır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2015

1 Yorum

ABD’nin satranç taşlarının değeri

Satranç’ta her taşın rakamsal karşılığı olan bir değeri vardır. Piyonlar 1, atlar 3, filler 3, kaleler 5 ve vezir 9 puan değerindedir.

Ancak oyunun sonunda taşların değeri değişir. Örneğin kale 6 puana yükselir ama at ve fil 2,5 puana düşer. Oyun ortasında mı? Merkeze yerleşen piyonlar oyun ortasında değer kazanır; 1,5 puan olur.

Bu girişi ABD’nin Ortadoğu’daki satranç taşlarının değerini anlayabilmek için yaptık. Açalım:

ABD’nin her piyonu aynı değerde değildir. ABD’nin oyun başında feda edebileceği piyonları ile oyun ortasında merkeze yerleştirmeyi ve oyun sonuna taşıyabileceği piyonları aynı değerde değildir.

Feda edebileceği türden piyonlar taktik piyonlardır, merkeze yerleşenler yarı-stratejik ve oyun sonunu görebilecek piyonlar da stratejik piyonlardır.

Suriye’de yaşananları bu gerçeği görmeden analiz edemeyiz!

PKK STRATEJİK, AKP TAKTİK PİYON

Dün de belirttik: ABD IŞİD üzerinden belirlediği Ortadoğu hedefleri için 3 yıllık değil, gerçekte 30 yıllık planlamalar yapıyor. Bu planlamalar dahilinde de araçlarını stratejik ve taktik konumlarına göre sıralamakta ve bazen karşı karşıya getirmektedir. (Kuşkusuz planlama başka, gerçekleşebilmesi başkadır.)

Kobani’de de böyle oldu; piyonlar arası savaş değil, piyon fedası ile satranç tahtasının merkezi hedeflendi. O merkezdeki beyaz kare PKK-PYD’yi bölgesel aktör haline getirmek, siyah kare de Türkiye’yi koridor planına lehimlemekti!

ABD o siyah kareyi piyon fedası ve piyon takasları yaparak aldı. AKP’ye Türkiye üzerinden peşmerge koridoru açtırdı, TSK’yi Eğit-Donat programına mecbur etti. Kısacası Ankara’yı koridora karşı çıkarken koridora mahkum etti.

AMERİKAN KORİDORU

Şimdi Tel Abyad’da da aynı durumu yaşıyoruz. ABD Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden “kurtarıp” PKK-PYD’ye teslim ederek, PKK’nin Kobani ve Cizire kantonlarını birleştirmiş oluyor; Kürt Koridorunu, Rafet Ballı’nın daha doğru ifadesiyle Amerikan Koridoru’nu geliştirmiş oluyor.

Ankara mı? AKP’nin yayın organlarına bakılırsa Ankara’nın itirazları var. Hatta Bakanlar Kurulu’nda BOP haritalarının masaya yatırıldığı, askerlerin bakanlara tehlikeyi o haritalarla anlattığı belirtiliyor.

Ya Erdoğan, ya BOP eşbaşkanı? O da BOP haritlarına karşı mı? Havuz medyasının “koridor” haberlerinden bu sonucu çıkarabilir miyiz? Kısmen evet.

Ama fotoğraf çekmekten öteye gidebilmeli ve tabloyu nedenleriyle birlikte ele alarak gerçekten aydınlatmalıyız. Aksi taktirde AKP-Cemaat çatışmasındaki gibi “suç ortaklığını” es geçen yanlış bir eğilim gelişir. Bu da Erdoğan‘ın pozisyonunu sağlamlaştırmasına olanak sağlayan etkenlerden biri olur.

PKK PUAN KAZANDI, AKP-KDP PUAN KAYBETTİ

Bu konuya derinlemesine inceleyeceğiz; AKP’deki güç kaybının AKP içi aktörlerin yönelimlerini nasıl etkiledeğini de araştıracağız. Şimdilik şu kadarını söyleyelim: ABD oyun ortasındadır ve taşları yeniden puanlamaktadır. Merkeze yaklaşanlar puan kazanmaktar, merkezden uzaklaşanlar ise puan kaybetmektedir.

Somut söyleyelim: Erdoğan Ağustos 2012 öncesinde Suriye konusunda ABD’nin bölgesel aktörü iken, Ayn el Arap’la (Kobani) birlikte bu değişti ve bölgesel aktörlük mertebesine PKK-PYD çıktı; PKK stratejik aktör haline gelirken, AKP taktik aktör mertebesine geriledi. PKK başat güç haline gelmeye ve hatta Barzani‘nin KDP’sinden daha fazla değerli olmaya başladı.

AKP ile PKK ve PKK ile KDP arasındaki çelişmelerle AKP ile KDP arasındaki yakınlaşma, oyun ortasındaki yeni puanlamanın sonucudur. PKK lideri Duran Kalkan‘ın dün yaptığı “PKK ile KDP arasındaki ilişkiler bitti” ilanını ve havuz medyasının koridor haberlerini bu bağlamda ele almalıyız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2015

Yorum bırakın

Tel Abyad, Kobani-Cizire birleştirme operasyonudur

Ayn el Arap (Kobani) opeasyonu, ABD’nin Suriye’deki Kürt Koridoru’nun ilk ciddi hamlesiydi. Tel Abyad ise ikinci ciddi hamledir ve ilkinde bölgeye kabul ettirilmeye çalışılan kanton varlığını bu kez birleştirerek geliştirmeyi hedeflemektedir.

Daha somut söylersek, Tel Abyad operasyonu, tüm ayrıntıları bir kenara bıraktığımızda, PKK-PYD’nin Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonudur!

TEL ABYAD’DA AKP-PKK ORTAKLIĞI

Ve gelelim iki önemli ayrıntıya:

1) ABD’nin havadan bombalayarak, PYD’nin karadan kuşatarak yaptığı Tel Abyad operasyonu, AKP Hükümeti’nin bilgisi ve onayı dahilindedir. Zira operasyonda PYD ile birlikte ÖSO da rol almaktadır.

PYD’nin askeri birimi YPG, Tel Abyad’ı ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı (Burkan El Fırat) güçleri ile birlikte kuşatmaktadır. YPG ve AKP destekli Fırat Volkanı, ortak hareket ederek 12 köyü daha ele geçirmiş ve Tel Abyad’a 2 kilometreye kadar yaklaşmıştır. (Rudaw, 15 Haziran 2015)

AKP-MHP KOALİSYON ARAŞTIRMASI

2) AKP medyasının Tel Abyad üzerinden “Türkmen edebiyatı” yapması ve hatta “İşte Kürt devleti girişimi: Araplar ve Türkmenler sürülerek yerlerine Kürtler dolduruluyor” anafikirli analizler yapması iki pratik hedefle ilgilidir:

a) AKP MİT TIR’ı gerçeğinin yarattığı iklimi bulandırmaya çalışıyor. Kamuoyuna, “bakınız Türkmenlere yardımımız baltalanınca neler oluyor” mesajı verilmeye çalışılıyor.

b) Türkmen edebiyatı üzerinden MHP’nin olası bir Suriye’ye cep bölgesi kurma hedefli AKP operasyonuna desteği aranıyor. Bunun aynı zamanda Washington-Ankara eksenli yürütülen bir AKP-MHP koalisyon araştırması olduğunu da belirtelim! Zira MHP Suriye konusunda CHP’ye göre AKP’ye çok daha yakın duruyor.

ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ

IŞİD Kobani’den sonra Tel Abyad’da da ABD için “tasarlanmış elverişli düşman” olma özelliğini gösterdi. Bu bakımda dün Kobani’de olduğu gibi bugün Tel Abyad da karşıt gözükenleri yine aynı cepheye yazıyoruz: ABD, PKK/PYD-AKP-Barzani-IŞİD.

Araçlar arasındaki farklar ve hatta araçların karşı karşıya getirilmesi bu gerçeği değiştirmez! Açalım:

ABD’nin IŞİD stratejisi özetle ne? IŞİD Irak ve Suriye’de belirli bölgeleri ele geçirecek ve özellikle Araplar ile Türkmenleri sürecek, dağıtacak. Daha sonra ABD havadan, Irak’ta peşmerge ile Sünni milisler, Suriye’de ise PYD ve ÖSO o bölgeleri karadan kuşatacak. Sonra IŞİD’den boşaltılacak o alan Bağdat ya da Şam’a değil, elbette Barzani ile PYD’ye bırakılacak! (TSK ise Eğit-Donat programıyla karadan kuşatma yapacak kuvvetleri eğiterek dolaylı katkı sunacak.)

30 YILLIK HEDEF

ABD bu nedenle IŞİD stratejisini resmi olarak “şimdilik” 3 yıllık diye belirlemiştir. Bunun en az 5 yıla çıkarılması gerektiği de Pentagon-Dışişleri-CIA üçgeninde tartışılmaktadır. Zira ABD için mesele terörle mücadele ve IŞİD’in bitirilmesi değil, tersine teröre yol verme ve terörden yararlanmadır!

ABD o nedenle IŞİD konusunun hızla bitmesini değil, tersine uzamasını, yayılmasını ve konunun kendisine sürekli Ortadoğu’ya müdahale etme zemini yaratmasını istemektedir. ABD’nin eski Savunma Bakanı ve eski CIA Başkanı Leon Panetta başta olmak üzere kimi özel isimlerin “IŞİD’le savaş 30 yıl sürebilir” demesi bundandır!

Not: Yarın bu konuya devam edeceğiz. ABD’nin satranç tahtsındaki taşlarının oyun ortasında yeninden değerlenmesini ele alacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2015

Yorum bırakın

Suudi-İsrail ortaklı Kürdistan planı

7 Haziran seçimleri etnik ve mezhepçi bir harita yarattı. Bu yönüyle 7 Haziran’ı ABD’nin BOP haritasının bir ölçüde gerçekleşmesi diye de değerlendirebiliriz.

O nedenle 7 Haziran seçimlerini Açılım süreci açısından da mutlaka masaya yatırmamız gerekiyor:

AÇILIM PKK’Yİ BÜYÜTTÜ

1) Açılım’ın PKK’yi adım adım sönümlendireceği iddiasının yalan olduğu 7 Haziran’la iyice anlaşıldı. Zira PKK küçüleceğine, büyüdü! Yüzde 13’ün anlamı PKK’nin AKP döneminde katlanarak büyüdüğüdür.

PKK 40 yılın ardından, AKP’nin Açılım’la sağladığı fırsatlar sayesinde Doğu ve Güneydoğu’daki en geniş tabanına ulaşmış durumdadır. Bu tablo oya da yansımıştır.

2) Açılım’ın PKK’ye silah bıraktıracağı iddiasının yalan olduğu 7 Haziran’la tescillendi. Oyalama taktiği ile Açılım’dan yararlanarak büyüyenler, aynı taktiği 7 Haziran’dan sonra da sürdürüyorlar.

Örneğin yüzde 13’le “adres” gösterilen HDP topu Öcalan‘a atıyor. Öcalan‘la görüşme heyetinin üyelerinden Sırrı Süreyya Önder ise “Öcalan İzleme Kurulu İmralı’ya gittiği gün silah bırakma kongresi için tarih verecekti” diyerek “izleme kurulunu” olmazsa olmaz şart yapıyor!

PKK-KCK ise “ne HDP ne Öcalan, silah bırakma kararını biz veririz” diyor. Dahası, yüzde 13’ün fırsatıyla şu şartları masaya sürüyor: 1) Ateşkes tahkim edilsin. 2) Öcalan serbest bırakılsın 3) AKP’yle yapılan anlaşmalara anayasal güvenceler kazandırılsın.

AÇILIM PKK’Yİ BÖLGESELLEŞTİRDİ

3) Açılım’la palazlanan ve Atlantik’in Suriye’ye saldırısıyla bölgesel aktörlük kazanan PKK, yeni Ortadoğu dengeleri içinde, yeni destekçiler bulmaya başladı!

Bunlardan sonuncusu, AKP’nin Suriye’deki iş ortağı Suudi Arabistan’dır. Yakın Doğu Haber‘in The Amerikan Interest‘den aktardığına göre Suudiler İsrail’e 7 maddelik bir Ortadoğu planı sundu. Maddelerden biri bölgede kurulacak Kürdistan’dı!

Konu Cuma günü Suudi Arabistanlı General Enver Macis Eşki‘nin İsrail’li bir yetkiliyle yaptığı görüşmede gündeme geldi: “General Eşki sözlerini Ortadoğu için yedi maddelik bir planla bitirdi. Plan Irak, Türkiye ve İran topraklarından oluşturulacak bağımsız bir Kürdistan kurma çağrısı içeriyordu.” (YDH, 12 Haziran 2015)

AKP Hükümeti’nin Suriye’deki iş ortağı Suudi Arabistan hem İran’a karşı İsrail’le stratejik ortaklık kuruyor, hem de İsrail’le birlikte Türkiye’yi parçalama senaryosu yazıyor!

AÇILIM PKK’Yİ STRATEJİK AKTÖR YAPTI

4) ABD’nin IŞİD stratejisi özetle şöyleydi: IŞİD’in Irak ve Suriye’de ağırlıklı olarak Arap ve Türkmen bölgelerine saldırmasına yol verilecek, ardından yapılacak kurtarma operasyonları sonrasında o topraklar Kürt örgütlerinin hakimiyetine bırakılacaktı. Kürt Koridoru böyle inşa edilecekti!

Açılım’la siyasallaştırılan ve bölgesel aktör haline getirilen PKK, şimdi ABD stratejisinin içinde başat güç olmaya doğru gidiyor, stratejik araçlık değeri kazanıyor.

Nitekim Öcalan işte bu plan nedeniyle Açılım görüşmelerinde rahattı ve şöyle diyordu: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu anda Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.”

Bu süreçte ABD’yle temaslarda bulunan Aysel Tuğluk da o nedenle şöyle diyordu: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı, İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı.”

PKK SİLAHLA KAZANDI

Şimdi devlet içinde “ama HDP Türkiyelileşiyor, PKK adım adım dağdan iner, örgüt sisteme dahil olur” diyerek avunanlar var!

Onlara anımsatalım: PKK 40 yılın sonunda bu başarıya silahla geldi, o nedenle silahı bırakmaz!

PKK ne için silahlandı? Siyasal hedeflerini yerine getirmek için. Bu durumda “silahını bıraksın” diye örgüte “siyasal hedeflerini” parça parça vermek başarı mıdır?

Açıkça belirtelim: “Siyasal hedefleri için silahlanan bir örgüte siyasal hedeflerini vererek silahını alırım sanmak” strateji değil, en hafifinden saflıktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Hazirn 2015

Yorum bırakın

Birlik merkezi inşa etmek

7 Haziran seçim sonuçları da gösterdi ki, bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, bir birlik merkezi inşa etmektir!

7 Haziran öncesinde bunun tohumları Vatan Partisi olarak atılmıştı. Millicileri, halkçıları, sosyalistleri biraraya getiren o tohum 7 Haziran’da filiz verdi. 161 bin oyun yararlı anlamı budur.

Şimdi o filizi fidana dönüştürme vaktidir.

TBMM DIŞI MUHALEFET İHTİYACI

Birlik merkezi ihtiyacının en önemli göstergesi, TBMM’de oluşan Açılım ortaklığıdır. Özerklik, değişik tonlarda da olsa, her üç partinin, HDP, AKP ve CHP’nin artık ortak paydasıdır.

Kuşkusuz hem AKP’li hem de CHP’li milletvekillerinin içinde özerkliği Türkiye’nin birliğini dinamitleyen bir proje olarak görerek karşı çıkan milletvekilleri var. Dahası HDP’ye oy veren seçmenler içinde de var. Elbette bu kesimler, bölücülük ile birlikçiliğin daha somut karşı karşıya geleceği zamanda yararlanılacak kuvvetlerdir.

Ama şu şartlarda, hele de koalisyon pazarlıklarının tek belirleyici olduğu şartlarda, TBMM, özellikle bu üç parti açısından, neredeyse tek blok halindedir.

Bu nedenle Türkiye’nin önünde, asıl TBMM dışı bir muhalefet örgütleme sorunu ve ihtiyacı vardır.

İşte Vatan Partisi bu noktada önemlidir.

VATAN ZEMİNİNDE MÜCADELE GERÇEĞİ

Türk-Kürt birliğini savunan, antiemperyalist, Suriye ve Irak’la dostluk isteyen, Haziran Halk Hareketi’nde Türk Bayrağı altında toplanan ve AKP rejimine karşı “Mustafa Kemal’in askeri” olarak ayağa kalkan, laik ve demokraitk bir cumhuriyeti savunan en geniş kesimler için asıl mücadele şimdi başlıyor.

Milliciler, ulusalcılar, cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, devrimciler, sosyalistler için; işçiler, köylüler, kamu çalışanları, beyaz yakalılar, ücretliler, kısacası tüm emekçiler için asıl mücadele şimdi başlıyor.

Ve mücadelenin zemini bugün dünden daha yakıcı olarak vatandır.

Çünkü bu kez vatanımız, yurdumuz, ortak evimiz asıl hedeftir. Çünkü evlerimizi ayırma, yurdumuzu bölme projesi yürürlüktedir.

Çünkü o projenin aktörleri bu kez TBMM’de çoğunluktur!

ELDEKİ EN İYİ ARAÇ: VATAN PARTİSİ

Sistem tıkandı. Sistem içi çözüm arayışları, restorasyon hükümetleri ve hatta erken seçim bile bu takınmayı gideremeyecektir.

İster CHP, ister MHP, isterse ikisi birden azınlık hükümeti kursun; tıkanmayı çözemeyeceklerdir.

Çünkü geride kalan 13 yılda o tıkanmanın dolaylı aktörleri olmuşlardır, tıkanmayı açabilecek devrimci programları yoktur! O nedenle en fazla restorasyona adaydırlar!

Bu tablo, TBMM dışında en geniş ittifakı kurmayı hem zorunluluk hem de en temel yurtseverlik görevi olarak önümüze getirmektedir.

O ittifakın adresi ise millici, halkçı ve sosyalist öncüleri birleştirebildiği için Vatan Partisi’dir. Elimizde şu anda daha iyi bir araç yoktur!

Kuşkusuz eksikleri vardır, kuşkusuz hataları vardır ama tüm bu eksikleri giderecek, tüm bu hatalardan ders çıkarak devrimci bir perspektifi vardır.

BİRLİK VATAN’DA BAŞLAR

Var olan bu çok değerli araç TBMM dışı partiler içinde en çok oy alan ikinci partidir. Bu aracı büyütmeye 161 bin oyu, 161 bin üye yaparak başlayalım!

Vatan Partisi’ni kitle örgütlerinin içinde, emekçi yataklarında, mücadele alanlarında halka halka genişletelim.

Devrimci askerle işçiyi, milli sanayiciyle aydını, Türk ile Kürt’ü, Sünni ile Alevi’yi, öğrenci ile köylüyü Vatan Partisi saflarında birleştirelim.

Türkiye’nin birliğini inşa etmeye, Vatan Partisi’nde örgütlenerek başlayalım!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2015

 

1 Yorum

Baykal’ın Erdoğan’ı kurtarma mecburiyeti

Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal‘ın önceki gün yaptığı 2,5 saatlik görüşme “büyük uzlaşma” denilerek parlatılmaya çalışılan AKP-CHP koalisyonu için bir girişim miydi?

Büyük oranda böyle okundu. Üstelik Baykal‘ın TBMM Başkanlığı da konuşuluyorken…

Kategorik olarak bu değerlendirmeye bir itirazım yok; HDP destekli AKP azınlık hükümetini ya da AKP-HDP açık koalisyonu ihtimalini, AKP-CHP koalisyon ihtimalinden daha yüksek gören biri olarak hem de…

Ama şu soruları da sormalıyım:

Hedef AKP-CHP koalisyonu ise neden Ahmet Davutoğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu değil de, Erdoğan ile Baykal görüştü?

Ya da en azından iki partinin genel başkan yardımcıları değil de neden “eski” liderleri görüştü?

Bu soruya yanıt verebilmek öncelikle bazı olağanüstü önemdeki gelişmeleri anımsamaktan geçiyor.

ÇENGELKÖY BULUŞMASI

Erdoğan ile Baykal‘ın 3 Kasım 2002’den sonra Çengelköy’de yediği yemek hâlâ özel sırlar içermektedir. Tamamı henüz aydınlanmamıştır.

Aydınlananlar mı?

Siyasi yasağı nedeniyle “muhtar bile olamayacak” durumda olan Tayyip Erdoğan nasıl başbakan oldu? Erdoğan‘a bu yolu açan kimdi? Deniz Baykal!

Birkaç kez yazdık, özetleyelim: Dönemin AB Komiseri Günter Verheugen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal‘la, 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra, 15 Kasım 2002’de Varşova’da görüştü.

Verheugen bu görüşmeden sonra gelip Tayyip Erdoğan‘a “Baykal seni Başbakan yapacak” müjdesi verdi!

AB Komiseri’nin temaslarının özeti şöyleydi: “Verheugen, Baykal‘a ‘Başbakan kim olacak’ diye sorduğunu ve ‘Tabii ki seçimin galibi başbakan olacak’ yanıtını aldığını anlattı. Verheugen Baykal‘ın yaptığı sohbetten aldığı izlenimi Erdoğan‘a, ‘Deniz Bey galiba sizin başbakan olabilmeniz için önünüzün açılmasına yardımcı olacak’ sözleriyle aktardı.” (Hürriyet, 22 Kasım 2002)

Sonra ne mi oldu? Erdoğan ile Baykal Çengelköy’de bir lokantada buluşturuldu. O gün yemekte Türkiye’nin gidişatını değiştirecek anlaşmalar yapıldı; sadece 2002’yi değil, 2007’yi ve 2015’i!

Sırasıyla anlatalım:

BAYKAL ERDOĞAN’I BAŞBAKAN YAPTI

Baykal o yemekten hemen sonra işe koyuldu: Önce Anayasa değiştirildi, sonra Siirt seçimleri iptal ettirildi. Anayasa değişikliğinden faydalanan Erdoğan‘ın siyasi yasağı kalktı ve yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olabildi. Ve elbette Başbakan! (Erdoğan‘ı Baykal‘ın başbakan yapmasından sonra Kılıçdaroğlu‘nun da cumhurbaşkanı yaptığını ayrıca not düşelim!)

O tarihlerde Çengelköy’deki yemeğin Erdoğan‘a başbakanlık, Baykal‘a cumhurbaşkanlığı anlaşması olduğu düşünüldü. Ancak sonraki gelişmeler, Baykal‘a hiçbir kazanımın olmadığını gösterdi. Tersine Baykal o yemeğin sürekli kaybedeniydi. 2007’de Baykal değil, Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu. Ve Baykal 2010’da bir kasetle CHP Genel Başkanlığı’nı da kaybetti.

O nedenle şunu sormalıyız: 2010 kaseti aslında Çengelköy’deki yemeğin de konusu muydu? Erdoğan‘ı başbakanlığa götüren yol o kasetle mi açılmıştı? Hatta Baykal‘ın 2007’de Cumhuriyet mitingleriyle iktidarı reddetmesi ve “sistem içinde” kalması o kasetle mi sağlanmıştı?

KOALİSYON ERDOĞAN’I KURTARIR, CHP’Yİ BİTİRİR

Ve gelelim bugüne…

AKP-CHP koalisyonu hazırlığı için Erdoğan ile Baykal’ı yeniden buluşturan o kaset mi?

En başta sormuştuk: Neden Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu değil de Erdoğan ile Baykal görüştü?

Yoksa aslında CHP, AKP’yle koalisyona pek sıcak bakmıyor mu? Zira CHP’nin tabanı çok açık bir şekilde AKP’yle koalisyona karşı. Ve bu nedenle daha iki gün önce Kemal Kılıdaroğlu, belki de istemeye istemeye, ekranlardan “AKP’yle koalisyon yok” dedi!

Bu nedenle Baykal meseleyi ısıtması için mi devreye sokuluyor? Karşılığında TBMM Başkanlığı mı ikram ediliyor?

Dün de belirttik: AKP’yle koalisyon, fiilen Erdoğan’ı kurtarmak sonucunu doğurur! CHP de bu suçun altında kalır! 2013’ten beri sallanan ama düşmeyen Erdoğan’ın kurtarıcısı olmak, CHP’yi bitirir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2015

Yorum bırakın

Koalisyon pazarlığı Erdoğan’ı kurtarır!

Türkiye 7 Haziran seçimlerine nasıl girdi? Seçmen açısından sorunlar listesinin en tepesinde Erdoğan vardı! Bu gerçek, Erdoğan‘a en iyi muhalefet edenin oyunu daha çok artıracağına işaret ediyordu.

Nitekim öyle oldu. Selahattin Demirtaş “seni başkan yaptırmayacağız” kampanyasını, gerçekte içeriği öyle olmasa da, iyi değerlendirdi ve merkez medyanın da desteğiyle oyunu en çok artıran parti lideri oldu.

Kısacası, görüntüde Erdoğan‘a en iyi vuranın seçmen kitlesini daha çok büyüttüğü bir seçim yaşadık. O vuranların gerçekte ne kadar Erdoğan karşıtı olduğu tali kaldı.

ERDOĞAN’LA UZLAŞAN KAYBEDER

Buna şundan dikkat çekiyoruz:

Koalisyon ön temasları başladı. Merkezinde AKP’nin olduğu seçeneklerden, HDP’nin dışarıdan destekleyeceği CHP-MHP seçeneklerine kadar 6 çeşit koalisyon konuşuluyor.

Seçim sürecinin temel motivasyonu bu süreçte de geçerli. Erdoğan karşıtlığını merkeze almayan girişimler, girişim sahiplerini hızla güç kaybına götürür!

Yani Erdoğan‘ı frenleyecek, onun anayasayı takmayarak “herşeye karışan” tavrını dizginleyecek hedeften yoksun bir koalisyon girişimi, hem başarısız olacak hem de koalisyon üyelerini hızla zayıflatacaktır.

Kısacası, AKP’yle, daha doğrusu Erdoğan‘la uzlaşan kaybeder!

KILIÇDAROĞLU GEZİ’DEN KORKTU

Bu tehlikeye, 2013 hatasının tekrarlanma tehlikesi de diyebiliriz. Açalım:

Haziran Halk Hareketi’nin temel motivasyonu da yine Erdoğan karşıtlığıydı. Çünkü Erdoğan‘ın sultanlık girişimi halkı boğmuştu.

Sonuçta Gezi’de Erdoğan‘ın saltanatı fena sallanmıştı. O halk hareketinin dinamizmini kucaklayacak irilikte bir devrimci partinin olmaması, o hareketin daha ileri noktalara gidememesine yol açtı.

Burada önemli faktörlerden biri de CHP’ydi. Tamam CHP’nin tabanı alanlardaydı, tamam CHP’nin 20 kadar milletvekili hergün Taksim’de nöbet tuttu, tamam Kemal Kılıçdaroğlu Taksim’e çıktı ancak bu tablo CHP’nin Haziran’a fren koyduğu gerçeğini değiştirmez!

Açık söyleyelim: Kılıçdaroğlu Haziran’dan korktu! Tıpkı Baykal’ın 2007’deki Cumhuriyet mitinglerinden korkması gibi!

Kılıçdaroğlu‘nun “Tamam çocuklar güzel şeyler yaptınız ama hadi artık evlere” anlamına gelen çıkışları ile MHP’nin “biz bu işlerde yokuz” tavrı birleşti ve Gezi’ye darbe diyen HDP’nin sonrasında Gezi’yi baltalaması ile Erdoğan rahat bir nefes aldı!

O tarihten sonra koltğu sallanan Erdoğan adım adım konumunu sağlamlaştırdı. Ve bir yılın sonunda hem Cumhurbaşkanı oldu hem de partisine yerel seçim başarısı kazandırdı!

GÖREV GERÇEK ERDOĞAN KARŞITLARININ

Aynı risk yine var!

7 Haziran 2015 itibariyle Erdoğan‘ın iktidarı yine sallanmış oldu, başkanlık rüyası bitti. Kısacası Erdoğan bu sonuçlarla Saray’a sıkışmış oldu.

Ancak Erdoğan şimdi “Hangi koalisyon ile yeniden güç toplarım, hangi pazarlık ile yeniden ayağa kalkarım?” hesapları yapıyor.

Erdoğan karşıtlığı ile oylarını artıran partilerin koalisyon uzlaşması adına bu hesaplara boyun eğebilmesi riski önümüzde duruyor maalesef.

2013’ten kurtulan Erdoğan’ın 2015’ten de kurtulabilmesi mümkün. Zira en başta da belirttik, halkın “Erdoğan’dan kurtulma” beklentisinden yararlandılar ama gerçekte esaslı Erdoğan karşıtları değillerdi!

Dolayısıyla hesap yine gerçek Erdoğan karşıtlarına kalıyor!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Haziran 2015

Yorum bırakın

HDP’ye ödünç oy verenlerin 5 sorumluluğu

HDP’nin barajı geçecek oyları ağırlıklı olarak doğuda AKP’den, batıda CHP’den aldığı anlaşılıyor.

Bu tabloda kuşkusuz kendi seçmenine hatta üyesine yeşil ışık yaktığı için Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin büyük kaykısı var. HDP yönetimi de bu gerçeği bildiği için o oyları “ödünç oy” diye niteledi. Batıda o ödünç oyları verenler esas olarak solcuydu, aydındı, gazeteciydi, neo-liberaldi, orta sınıflardı vs.

Biz bugün baraj atlatma kampanyasının amacına ve seçmenin “ya Erdoğan ya Öcalan” ikilemine sıkıştırılmasına dönmeyeceğiz yeniden. Ancak bu ödünç oyların sahiplerinin, en çok da solcuların, bugün itibariyle önemli bazı sorumlulukları olduğuna dikat çekeceğiz.

1) TÜRK-KÜRT BİRLİĞİNİ SAĞLAMAK

HDP’ye ödünç oy veren solcuların en önemli sorumluluğu, tabloyu Türk-Kürt birliği hedefine zorlamaktır. HDP’deki ayrılıkçı çizgiye karşı çıkmak ve verdikleri oyun ayrılığa değil birliğe olduğunu sürekli vurgulamak, ödünç oy veren solcuların en temel görevidir.

HDP’nin “Türkiye partisi” hedefinin seçim sürecindeki taktik anlamını bir kenara bırakarak anımsatalım: HDP’ye ödünç oy verenler, artık oylarının karşılığı olarak bu partiyi gerçek anlamıyla bir Türkiye partisi olmaya zorlamalıdırlar. Hepimizi birleştiren Türk Bayrağı’nın HDP etkiliklerinde artık daha çok taşınabilmesinin sorumluluğu ödünç oy verenlerin sırtındadır.

2) ERDOĞAN-ÖCALAN ANLAŞMASINI BOZMAK

HDP’ye oy veren solcuların bir diğer önemli sorumluluğu, Erdoğan ile Öcalan arasında yapılan “Özerklik karşılığı başkanlık” anlaşmasına karşı çıkmaktır.

Hep söyledik: Başkanlık ile özerklik birbirinin bütünleyenidir. Özerklik üniter yapının ortadan kalkmasıdır, bir nevi federasyondur ve başkanlık da en çok federatif özellikli ülkelerde uygulanır.

HDP’ye ödünç oy verirkenki en öne çıkan motivasyonunuz Erdoğan‘a ve onun otokratik anlayışına karşı olmanızdı. İşte başkanlık da o anlayışın bugün için zirvesidir. Buna karşı olmayı sürdürmek, Demirtaş‘ı “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” sözünü tutmaya zorlamak, en çok sizlerin sorumluluğundadır.

3) BİJİ OBAMACILIKLA MÜCADELE

HDP’ye ödünç oy veren solcuların bir diğer önemli sorumluluğu ise HDP’yi Suriye ile dostluk politikasına zorlamaktır. Solculuk, herşeyden önce antiemperyalist olmaktır ve HDP’ye oy veren solcular ABD’nin bölgedeki taşeronlarıyla birlikte Suriye’ye abanmasına cepheden karşı çıkmalıdır.

IŞİD’le mücadelenin, öncelikle ABD’yle mücadeleden gaçmekte olduğunu en iyi solcular analiz eder. ABD’nin Ortadoğu’dan çıkarılması gerektiğini en çok solcular savunur. Emperyalizmin halkların yararını değil, kendi tekellerinin çıkarlarını düşündüğünü en iyi solcular bilir.

Bu nedenle, HDP içindeki emperyalizmin bölge politikalarına destek verme çizgisine itiraz etmek, ABD’den rol talep eden anlayışlara karşı çıkmak, kısacası “biji Obamacılık”la mücadele etmek, HDP’ye ödünç oy veren solcuların sorumluluğu ve hatta görevidir!

4) FEODALİZMLE MÜCADELE

Solculuk, feodalizme mücadele etmektir aynı zamanda. HDP’nin içindeki feodal ilişkilerin tasfiyesine karşı çıkan çizgiyle mücadele etmek, feodal ağalarla iş tutulmasına ve aşiretçilik yapılmasına karşı çıkmak HDP’ye ödünç oy veren solcuların sorumluluğudur.

HDP’nin içinde küçük de olsa bulunan Saidi Nursicilik ve dinci gericilik çizgisiyle mücadele etmek de solcuların sorumluluğudur.

5) TÜRK BAYRAĞI ALTINDA HALK HAREKETİ

Halk hareketlerini desteklemek, dahası halk hareketleri örgütlemek solculuğun görevidir. Halk hareketlerine, yani Gezi’ye darbe diyen HDP’deki anlayışla mücadele etmek, ödünç oy veren solcuların görevidir.

Yeni halk hareketlerinde, Türk Bayrağı’nın altında birlik yaratabilmek solcuların görevidir!

HDP’ye ödünç oy veren solcuların, 2010’daki halk oylamasında “yetmez ama evet” diyen liberallerin durumuna düşmemesi için bu sorumluluklarını yerine getirmesi gerekmektedir.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Haziran 2015

Yorum bırakın

2013 tarihli Erdoğan-Öcalan anlaşması ne olacak?

AKP tek başına iktidar olamadı, peki ne olacak? 45 günde erken seçim mi? Kuşkusuz olası ama hem Erdoğan hem de Davutoğlu 45 gün sonra yapılacak bir seçimde yüzde 30’un altına düşme olasılığı riskini alamaz!

Bu durumda koalisyon kaçınılmaz: AKP’nin HDP, CHP ya da MHP’yle yapacağı koalisyon seçenekleri ile bir de Dursun Çiçek gibi yeni CHP milletvekillerinin önerdiği CHP-HDP-MHP seçeneği var. Kuşkusuz kağıt üzerinde…

Devlet Bahçeli sonuçlar belli olduktan sonra koalisyona dahil olmayacağını ilan ederek kağıt üzerindeki dört seçeneği ikiye düşürdü. Bahçeli‘nin hesabı basit: AKP’li ya da HDP’li bir koalisyonla güç kaybetmeyip, erken seçimi zorlamak ve daha da güçlenerek çıkmak!

Bu durumda kağıt üzerinde AKP’nin ya HDP’yle ya da CHP’yle koalisyon kurma olasılığı kaldı. Kuşkusuz bir de “azınlık hükümeti” seçeneği var ki, onu sona bırakıyorum…

AKP-CHP KOALİSYONU İHTİMALİ

Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi AKP’yle koalisyona sıcak bakıyor. Washington’un da istediğinin bu olduğu anlaşılıyor. Zaten “Derviş programı” iki partiyi koalisyon ortağı yapacak nitelikte. Bir de Açılım’ı bu kez “kurucu parti” ile taçlandırma hedefi var.

Ancak bu koalisyonun iki parti için de maliyetleri büyük. “CHP zihniyeti” vurgusuyla AKP seçmenine kodlananlar Davutoğlu açısından ayrı bir zorluk, bu kadar çarpışmadan sonra dönüp Erdoğan‘ın partisiyle ortak olmak Kılıçdaroğlu açısından ayrı bir zorluk…

Daha şimdiden Ali Özgündüz gibi etkili isimler AKP-CHP koalisyon seçeneğine karşı tavır koymakta ve CHP Genel Merkezi’nin önünde protesto çadırı açma uyarısı yapmaktadır.

Özetle bu koalisyon seçeneği her iki partiyi de bölebilecek etkidedir!

DEMİRTAŞ SEÇMENE SÖZÜNÜ TUTABİLİR Mİ?

Selahattin Demirtaş, seçim süreci boyunca Erdoğan karşıtlığından maksimum yararlanabilmek için “ödünç seçmene” sürekli “AKP’yle koalisyon yok” mesajı verdi. Sonuçlar belli olduğunda da bu sözünü yineledi.

Peki Demirtaş bu sözü Öcalan‘a rağmen tutabilir mi? Elbette çok zor ama yüzde 13 gibi bir artısı var. O nedenle Öcalan için 13 yerine 10,5 gibi bir sonuç belki de daha yararlı olacaktı! Baksanıza şimdiden AKP’den HDP’ye “Öcalan’ı İmralı’ya mahkum ettiniz” anafikirli mesajlar yönelmekte…

Aslında Erdoğan‘ın HDP’nin barajı aşmasına itirazlarından biri de bu nedenleydi. Kuşkusuz ilk sırada HDP’nin vekillerinin çoğunun AKP hanesine yazılacağı gerçeği vardı. Fakat Öcalan‘la yürüttüğü sürece fazla aktör katmama, hele de etkili aktör katmama ihtiyacı da Erdoğan için kritik önemliydi.

AZINLIKHÜKÜMETİ SEÇENEĞİ

Az öznelilik ihtiyacı sadece masanın PKK tarafı için değil, AKP için de geçerliydi. Erdoğan‘ın Hakan Fidan‘ın istifasına itirazı en çok da bu nedenleydi.

Ve şimdi, AKP’nin çözülmeye başlamasıyla bu daha da problematik olmaya başladı. Örneğin Sevilay Yükselir‘in önce seçimlere üç gün kala AKP yerine oyunu HDP’ye vereceğini ilan etmesi, ardından seçimlerden bir gün sonra Yalçın Akdoğan‘ın açıklamalarının Erdoğan‘ı sıkıntıya soktuğunu iddia etmesi önemli bir çatışmaya işaret ediyor: Hakan Fidan – Yalçın Akdoğan çatışması!

Açılım’ın Efkan Ala‘yle birlikte üç önemli aktöründen ikisinin bu çatışması, yeni ve AKP açısından zorlu bir süreci işaret ediyor. Problem şu: Öcalan 2013’te Erdoğan’la yaptığı “özerklik karşılığı başkanlık” anlaşmasını yürürlüğe sokabilecek mi? Yüzde 13 alan HDP bu anlaşmaya uyacak mı?

Çok bilinmeyenli bu denklemin Erdoğan açısından en uygun çözümü, sona bıraktığımızı söylediğimiz “azınlık hükümeti” formülüdür: HDP koalisyon ortağı olmadan AKP’ye dışarıdan destek vererek hem Öcalan’ın anlaşmasını uygular hem de “ödünç seçmenine” erken kazık atmamış olur. Erdoğan da bu yöntemle 45 gün sonra olacak bir erken seçimi 1 yıla kadar uzatabilir. Bu süreçte “safları sıklaştırma” politikasıyla Gül’ün yeni hamlelerine karşı zaman kazanır.

Bu seçenek Obama sonrasına hazırlanan Washington’dan da onay alacaktır!

Sonuç mu? Her durumda sistem içi çözüm yoktur ve en erkeni olmasa da, erken bir seçim kaçınılmazdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Haziran 2015

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın