Archive for category CGTN Türk

Çelik duvar: ÇKP

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, geçen yıl Çin Komünist Partisi’nin 100. kuruluş yıldönümünde yaptığı konuşmada, hiç kimsenin “Çin’e tahakküm etmemesi” uyarısında bulunmuş, edenlerin “kafalarını büyük bir çelikten duvara çarpacağını” söylemişti.

İşte o çelik duvar ÇKP’dir; bu hafta 20. Ulusal Kongresi’ni yapmakta olan Çin Komünist Partisi’dir.

ABD’NİN BAŞ HEDEFİ: ÇKP

Emperyalist saldırı altındaki yaklaşık bir buçuk milyar Çinlinin en büyük güvencesi; birincisi Çin Komünist Partisi, ikincisi de Çin Halk Kurtuluş Ordusu’dur.

Öyle olduğu için de ABD ÇKP’yi baş tehdit ilan etmektedir. Anımsayın: Trump döneminin ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 2020 yılında Londra’da yaptığı bir konuşmada Çin Komünist Partisi’ni “merkezi tehdit” ilan etmişti.

Biden yönetiminin işbaşı yapma sürecinde de Washington’un bu çizgisi sürdü. Atlantik Konseyi’nin yayımladığı 85 sayfalık “Daha uzun telgraf” raporu, ÇKP’yi ve onun genel sekreteri Xi Jinping’i hedef alıyordu doğrudan. 

Rapordaki şu dört saptama dikkat çekiciydi: 

1) Xi Jinping, Çin’i Marksizm-Leninizm’e döndürdü. 

2) ÇKP, Xi Jinping önderliğinde “piyasa reformlarını” durdurdu. 

3) Özel sektör ÇKP kontrolü altında. 

4) Çin, artık statüko gücü değil, revizyonist güçtür (düzen değiştirici anlamında).

Atlantik Konseyi’nin dikkat çektiği bu saptamalar, ABD’nin “daha Marksist, daha kamucu” ÇKP ve Xi Jinping rahatsızlığıdır.

DEVRİMİN KORUNMASINDA KURUCU DEVRİMCİ PARTİNİN ROLÜ

Devrimle kurulmuş ülkelerde kurucu partilerin süreklilikteki rolü önemlidir. Kurucu parti devrimciliğini koruyabildiği ve köklerine sahip çıkabildiği oranda devrimi de korur ve ilerletir.

Örneğin Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Lenin ve Stalin’i terk ettikçe devrimciliğini kaybetti, yeni burjuva sınıfa teslim oldu ve en sonunda SSCB dağıldı. 

Örneğin CHP, Kemalizmi sembol olarak değil ama program olarak terk ettikçe, Kemalist devrim programını parça parça rafa kaldırdıkça devrimciliğini taşlaştırdı; CHP’nin devrimciliği azaldıkça, laik Cumhuriyet adım adım siyasal İslamcıların yıkımına uğradı.

ÇKP ise Mao’dan vazgeçmediği, devrimde ve devrimcilikte ısrar ettiği için Çin’i güçlü bir ülke haline getirdi.

İşte ABD’nin ÇKP’yi “merkezi tehdit” ilan etmesinin nedeni buradadır. 

DEVRİMİN KORUNMASINDA DEVRİMCİ ORDUNUN ROLÜ

“Xi Jinping Düşüncesi” olarak adlandırılan ve 14 temel prensipten oluşan “Yeni Çağda Çin Karakterinde Bir Sosyalizm Doktrini”nin en dikkatimi çeken prensibi şudur: “Silahlı kuvvetlerde parti liderliğinin mutlak yönetiminin korunması.”

Çin yönetimi, ÇKP kontrolünde Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nu, devrimin korunmasının teminatı görmektedir. 

Çin Halk Kurtuluş Ordusu, ÇKP’nin ordusu olarak hem Japon emperyalizmine karşı savaşı hem de milliyetçilere karşı iç savaşı zaferle sonuçlandırdı. Çin’e özgü sosyalizm inşası mücadelesini emperyalist sisteme rağmen sürdürebilmek de en az bu iki savaş kadar önemlidir. 

İşte ÇKP önderliği, bu savaşın da başarısı için ordu üzerinde “mutlak yönetimin korunabilmesini” hayati önemde görmektedir. 

Ki aslında bu da Sovyetler Birliği deneyiminin sonucudur: Sovyet Ordusu da Sovyet devrimini koruyamamıştır. Ordu içinden bir teşebbüs ortaya çıktıysa da, tıpkı SBKP gibi Sovyet Ordusu da devrimciliğini önemli ölçüde yitirdiği için başarılı olamadı.

İşte ÇKP önderliği buralardan çıkardığı derslerle, Çin’e özgü sosyalizmin başarısını garantiye alacak kararlılık sergilemektedir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
18 Ekim 2022

4 Yorum

Moskova’nın Kiev üzerinden beş mesajı

Kırım’ı Rus anakarasına bağlayan Kerç Köprüsü’ne düzenlenen “bombalı kamyon” saldırısının Ukraynalı yetkililer tarafından “bu daha başlangıç” diye kutlanmasının ve Putin’e yaş günü hediyesi olarak alkışlanmasının yanıtı sert oldu.

Rusya, ertesi sabah Ukrayna’nın başkenti Kiev başta birkaç şehirdeki “önemli merkezleri” füzelerle vurdu. Bu önemli merkezlerin başında, Moskova’nın Kerç saldırısının faili ilan ettiği Ukrayna Gizli Servisi’nin binaları var.

Öte yandan füzelerden birinin de Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin çalışma ofisinin bulunduğu sokağı hedef aldığı açıklandı. Diğer hedefler de Ukrayna açısından önemli altyapı tesisleriydi.

KUZEY AKIM’A, TÜRK AKIMI’NA, KURSK’E, KERÇ’E SALDIRIYA YANIT

Rusya, askeri harekatının bundan önceki aşamalarında bile bu ölçüde yoğun füze saldırıyla hükümet binalarını, devlet kurumlarını hedef almamıştı. Moskova’nın “misliyle misilleme” içeren bu sert yanıtının arkasında Kerç Köprüsü’nden fazlası, mesajının arkasında da Ukrayna’dan ötesi var…

Kuşkusuz yanıt, Kerç’ten önceki sabotaj olan Kuzey Akım 1 ve 2 için de var. Sadece Rusya’yı değil, dolaylı olarak Almanya’yı da cezalandırmayı hedefleyen o sabotajın faili olarak doğrudan ABD ve taşeronlarını değerlendiriliyor Moskova…

Kuzey Akım’a sabotaj nedeniyle bir ara Rusya’dan Avrupa’ya doğalgaz akışı bir tek Türk Akımı üzerinden yapılıyordu. Meğer Türk Akımı da hedef alınmış ancak önlenmiş. Putin, Ukrayna Gizli Servisi’nin Türk Akım gaz sevkiyat sisteminin hatlarından birini havaya uçurmayı denediğini, ayrıca Rusya’daki Kursk nükleer enerji santraline de üç saldırı girişiminde bulunduğunu açıkladı.

İşte Rusya’nın askeri harekatının önceki aşamalarından farklı olarak devlet ve hükümet binalarını hedef alıyor oluşunun ardında bunlar var…

RUSYA, ABD SAVUNMA SİSTEMİNİN İŞE YARAMADIĞINI GÖRTERDİ

Moskova, yüze yakın füzeyle çoklu mesaj vermiş görünüyor.

Kuşkusuz ilk mesaj, binaları vurulan Ukrayna Gizli Servisi’ydi. Rusya, Kerç, Türk Akımı ve Kursk santraline saldırıları ile Kuzey Akım’a saldırıdaki rolü nedeniyle Ukrayna Gizli Servisini açıkça uyarmış oldu.

İkinci mesaj, çalışma ofisinin bulunduğu sokak vurulan Zelenski’ydi. Moskova ABD’nin “uzun savaş” piyonuna dönüşen Ukrayna Devlet Başkanı’na “seni doğrudan hedef alabilirim” mesajı vermiş oldu.

Moskova’nın üçüncü mesajı ABD’yeydi. Zelenski, geçen ay CBS News’e verdiği röportajda, ABD’nin verdiği Ulusal Gelişmiş Karadan Havaya Füze Sisteminin (NASAMS) kendilerine ulaştığını söylemişti. Moskova Washington’a sistemin işe yaramadığı mesajını vermiş oldu.

Moskova’nın dördüncü mesajı, Washington-Londra-Kiev üçgenindeki “savaş propagandasını” hedef alır nitelikte. Bir süredir “Rusya’nın kaybettiği, Ukrayna’nın taarruza geçtiği” propagandası yapılıyor. Moskova’nın askeri harekâtını Rus çoğunluğun yaşadığı bölgenin güvenliğini almakla ve referandumla Rusya’ya katılımını sağlamakla sınırlamış olması, Batı tarafından “yenilme ve geri çekilme” diye sunuluyordu haftalardır. Putin Kiev başta birkaç şehri hedef alarak, Rusya’nın kapasitesini göstermek istemiş görünüyor.

ABD İÇİNDE ‘UZUN SAVAŞ’A İTİRAZ

Moskova’nın beşinci mesajı ise hem Avrupa’da ama hem de ABD içinde “barış masası” kurulmasını savunan kesimlere yönelik bir çağrı niteliği taşıyor gibi görünüyor. ABD yönetimi “uzun savaş” istiyor, Ukrayna’yı bu savaşı uzatabildiği kadar uzatmaya zorluyor. Bunun için Ukrayna’ya silah, para, askeri eğitmen ve danışman, paralı savaşçı veriyor.

Ancak ABD’de bunun doğru bir yol olmadığını savunanlar da var. Bu isimlerin başında Henry Kissinger geliyor. ABD’nin eski dışişleri bakanı ve eski ulusal güvenlik danışmanı olan Kissinger, savaşın uzatılmaması gerektiğini savunarak, barış masası kurulabilmesi için Ukrayna’nın toprak vermesi gerektiğini bile söylemişti.

Artık buna benzer sesler ABD Kongresi içinden de çıkmaya başladı. Örneğin ABD Kongre Üyesi Matt Rosendale, ülkesinin Ukrayna’yı mali açıdan desteklemek için parasının olmadığını savunarak, izlenen yola karşı çıktı. Örneğin ABD Kongre Üyesi Paul Gosar, Washington yönetiminin Ukrayna’ya sağladığı askeri desteği eleştirdi ve şu mesajı paylaştı: “Karışmamamız gereken bir savaşı finanse etmemek için artık daha fazla dış yardım yapmamalıyız. Biden ve suç ailesi, Zelenski’ye borçlu olabilir, fakat ABD ona hiçbir şey borçlu değil.”

MÜZAKERE MASASI OLASILIĞI

Batı ile Rusya’nın eninde sonunda “müzakereye başlayacağı” o zamanın daha fazla uzatılmasının ABD’ye yaramadığını savunanların seslerinin daha da yükseleceği ve ABD yönetimini “uzun savaş”tan caydırmaya çalışacağı anlaşılıyor.

Kremlin Sözcüsü Peskov’un mesajı, tam da buna işaret ediyor: “Putin ile Erdoğan, Rusya ile ABD, Fransa, Almanya ve İngiltere arasında müzakere olasılığını Astana’da konuşabilir. Bu tür müzakerelerin varsayımsal olasılığını değerlendirmeden önce bunun amacını, ne için ve kiminle yapıldığını ve sonucunun ne olabileceğini anlamak gerekir. Ancak bunun ardından bir karar alınabilir.”

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
11 Ekim 2022

1 Yorum

Ukrayna savaşının beş cephesi

Ukrayna’da asıl çarpışan Ukrayna ile Rusya değil, ABD ile Rusya’dır. İlk turuncu darbeyi bir kenara bırakırsak, bu çarpışma gerçekte 2014 yılında başladı ve 24 Şubat 2022’de yeni bir aşamaya geçti.

ABD-Rusya çarpışması, Ukrayna üzerinde birincisi jeopolitik, ikincisi politik, üçüncüsü enerji-politik, dördüncüsü ekonomik ve beşincisi askeri cephelerde sürmektedir.

Bu cephelerdeki tabloyu inceleyelim:

1) JEOPOLİTİK CEPHE

ABD, Arktik Okyanusu’ndan başlayıp Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile bu ülkeleri kapsayan, Baltık Denizi ve Baltık ülkeleri üzerinden Polonya-Ukrayna merkezli Doğu Avrupa’ya inen, Romanya ve Bulgaristan ile Batı Karadeniz’i içeren, Yunanistan’ı kuzeyden güneye katederek Doğu Akdeniz’de Girit’e kadar inen bir stratejik hat inşa ediyor.

ABD, Avrupa ile Asya arasına yeni bir demir perde indirerek Avrasyalaşmayı önlemeyi ve bu stratejik hat üzerinden Rusya’yı sıkıştırmayı hedeflemektedir.

Rusya ise bu stratejik hatta karşı güneybatısından dayanak bölgeleri oluşturmaya çalışıyor. İşte Donetsk, Lugansk, Herson ve Zaporijya’nin Rusya’ya katılımı bu amaçladır ve fiilen Ukrayna’nın Karadeniz’e bağlantısını kesebilmeyi hedeflemektedir. Moskova için Karadeniz’in güvenliği ve burasının bir “NATO gölü” olmaması hayati önemdedir.

2) POLİTİK HEDEF

ABD’nin temel politik hedefi Rusya’yı yalnızlaştırmak, Avrupa’yla işbirliğini sınırlamak, enerji bağını koparmaktır.

ABD’nin ikincil politik hedefi ise AB’nin “stratejik özerkliğini” engellemek, Avrupa üzerindeki tahakkümü sürdürmek ve Soğuk Savaş’ta olduğu gibi kendi stratejisine eklemlemek istemektedir.

Bunun yolu ise önce Almanya-Rusya işbirliğini bozmaktan, ardından da enerji faktörü üzerinden Alman sanayisini baskılamaktan geçiyor. Alman sanayisi ne kadar zayıflarsa, Berlin ABD’ye o kadar bağımlı olacak ve Paris’le birlikte 2014 yılından bu yana geliştirmeye çalıştıkları “stratejik özerklik” arayışından uzaklaşacaktır.

ABD’nin üçüncül politik hedefi ise SSCB’nin dağılması sonrası fiilen varlığı gereksizleşen NATO’yu, “Rus tehdidi üzerinden” canlandırmak, büyütmek ve ilerde Asya-Pasifik’e genişletmektir. ABD için NATO sadece bir askeri aygıt değil, üyeleri denetim altında tutan bir siyasi araçtır.

3) ENERJİ-POLİTİK CEPHE

ABD, Almanya-Rusya enerji bağını keserek, AB-Rusya işbirliğini de bozmayı hedefliyordu uzun yıllardır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu Alman sanayisinin zayıflamasına ve Berlin’in Washington tahakkümüne girmesi demektir.

Diğer yandan ABD enerji-politik cephede Rus gazına karşı kendi gazını seçenek yapmaya ve emperyalist LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) şirketlerine pazar oluşturmaya çalışıyor.

ABD enerji-politik cephede son olarak işi, Rusya ile Almanya arasındaki Kuzey Akım boru hatlarına sabotaja kadar vardırdı.

Rusya ABD’nin bu saldırganlığına karşı Asya pazarını güçlendirmeye, Çin ve Hindistan’a petrol ve doğalgaz ihracını artırmaya, Türkiye ve Güney Kore gibi ülkelerle enerji ticaretini belli bir seviyede tutabilmeye çalışıyor.

4) EKONOMİK CEPHE

ABD, ekonomik cephedeki saldırılarını öncelikle Rus ekonomi varlığına “çökerek” sürdürüyor. Rus vatandaşlarına ait yaklaşık 20 milyar dolarlık varlıklara el koymak dışında, Washington Rusya Merkez Bankası’nın Batı’daki rezervlerini de dondurdu.

ABD, ekonomik cephede ikincil olarak Rusya’yı ağır ambargo altında tutarak bu ülkenin ekonomisini batırmayı hedefliyor. Ancak geride kalan altı ayda bu gerçekleşmedi, tersine Avrupa ekonomileri yaptırım nedeniyle büyük sorunlar yaşamaya başladı.

Rusya ise ABD’nin ekonomik cephedeki bu saldırılarına karşı “ulusal paralarla ticaret” hamlesini uyguluyor. 5-6 yıldır konuşulan ve sembolik düzeyde başlayan “ulusal paralarla ticaret”, ABD’nin yaptırımları nedeniyle ivme kazandı ve adım adım oranı artarak uygulanıyor.

5) ASKERİ CEPHE

ABD, Ukrayna’yı silahlandırırken hem stratejik planda “savaşı uzatmayı” ama hem de Amerikan silah sanayisine para kazandırmayı hedefliyor.

ABD bu yolla hem atıl duran silahlarını cephelere sürerek tüketmiş hem de yeni silah üretimine alan açmış oluyor.

Emperyalizmin en önemli karakteristiğidir: Enerji ve silah tekellerini beslemek, emperyalist ABD’yi yönetenlerin ilk ve en önemli işidir.

SONUÇ

Görüldüğü üzere Ukrayna meselesi sadece Ukrayna meselesi değildir. ABD, Ukrayna üzerinden kendi küresel düzenini sürdürebilmeyi, Avrupa’yı tahakkümü altında tutabilmeyi, Rusya’yı geriletmeyi ve asıl rakibi Çin’e karşı geniş bir cephe inşa edebilmeyi hedeflemektedir.

Ancak tablo tersi yönde gelişme işaretleri taşımaktadır: ABD’nin hegemonyası zayıflıyor ve kurallarını kendisinin yazdığı düzen çatırdıyor. Enerji krizi ise ABD’nin beklediğinin tersine, Avrupa’da kendisine karşı yeni bir politik süreç başlatma potansiyeli taşıyor.

Çin’e karşı geniş cephe mi? ABD’nin cepheyi genişletebilmeden önce mevcut cephesini sağlam tutabilme sorunu var!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Ekim 2022

5 Yorum

8 gün geciken protesto notası

Yunanistan’ın askersiz statüde olması gereken Midilli ve Sisam adalarına silah sevkiyatı yaptığı ortaya çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) ait İnsansız Hava Araçları (İHA) sevkiyatı bütün çıplaklığıyla görüntüledi.

25 Eylül günü medyaya servis edilen görüntülere göre Midilli’ye 23, Sisam’a 18 taktik tekerlekli zırhlı araç sevk edilmişti. Üstelik bu araçlar ABD’nin Yunanistan’a hibe ettiği araçlardı.

Peki olay ne zaman oldu? Bu sorunun yanıtı üzerinden söylenecek çok şey var. Başlayalım…

18 EYLÜL’DE NEDEN HAREKETE GEÇİLMEDİ?

Ege Denizi üzerinde görev uçuşu yapan TSK’ye ait İHA’lar bir hareketlilik tespit etti. Yunanistan’a ait iki çıkarma gemisi Midilli ve Sisam’a hareket halindeydi. İzlendi ve sonrasında da görüntülendi.

Yunan sevkiyatı 18 ve 21 Eylül’de yapılmıştı. Peki 18 Eylül’de bu görüntüler ortaya çıktıysa, neden 7 gün sonra, 25 Eylül’de Türk kamuoyunun önüne getirildi? Neden 7 gün beklendi?

Daha vahimi, bu görüntüler medyada servis edildikten bir gün sonra, ancak 26 Eylül’de Türk Dışişleri Bakanlığı olayı protesto edebildi: “Dışişleri’ne çağrılan Yunanistan’ın Ankara Büyükelçisi’nden ‘adalardaki ihlallere son verilmesi ve gayriaskeri statüyü ihya etmesi’ istendi. Türkiye, ABD’ye verdiği protesto notasında, Doğu Ege adalarının statüsüne riayet etmesini ve silahların statünün ihlali için kullanılmaması konusunda tedbir almasını istedi.”

Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan da ancak o notadan sonra bu konuda konuştu ve “Yunanistan ne siyasi ne askeri ne de ekonomik olarak bizim dengemiz değildir” dedi.

İŞGAL EDİLEN ADALARIN KARASUYU ALANI

Oysa Türkiye, daha Yunanistan’ın iki çıkarma gemisinin Midilli ve Sisam’a yöneldiğini tespit ettiği anda harekete geçmeliydi; iş işten geçtikten sonra değil.

18 Eylül’de adalara silah sevk edildikten 8 gün sonra Yunanistan’ı protesto etmek, adalara silah sevkiyatını önlemiyor sonuçta.

Nitekim, 2004’ten beri aynı şeyi yaşıyoruz. Yunanistan ada, adacık ve kayalık işgaline başladığında, buna ses çıkarılması gerektiğini söyleyenlere iktidar katından yapılan eleştiri şöyleydi: “İki keçinin otladığı kaya parçası için Yunanistan’la mı savaşalım?”

İşte böyle söylene söylene 152 ada, adacık ve kayalık işgali izlendi…

Kuşkusuz ada, adacık ve kayalıkların önemi, karasuyu alanıyla birlikte anlamlıydı. Şu veriler ne dediğimizi anlatmaya yeterli sanırım: “Ege Denizi’nde bugün Yunanistan yüzde 43,5, Türkiye ise yüzde 7,5 oranında karasuları alanına sahiptir. Osmanlı Devleti’nden ‘halefiyet yolu’ ile Türkiye’ye intikal eden 150’nin üzerindeki ada, adacık ve kayalıkların karasuyu alanı ise yüzde 6’dır.” (Bora Serdar, Kardak, Kırmızı Kedi, 1. Basım, s. 12)

SULANDIRILAN CAYDIRICILIK

İşte 2004’ten beri dile getirilen “İki keçinin otladığı kaya parçası için Yunanistan’la mı savaşalım?” anlayışı, bugün de sürüyor. Erdoğan “Yunanistan ne siyasi ne askeri ne de ekonomik olarak bizim dengemiz değildir” diyor, AKP’li yorumcular da ekranlarda “30-40 taktik tekerlekli zırhlı aracın bir önemi yok” diyerek olayı küçümsüyor.

İşte “caydırıcılık” böyle sulandırılıyor.

Elbette Yunanistan’a savaş açılsın diyen yok, zaten konu Yunanistan’dan çok ABD’yle ilgilidir. Ancak mesele caydırıcılığınızdır, bu sulanırsa, 152 ada, adacık ve kayalığın işgal edilmesi gibi, adalar da küçümsediğiniz taktik tekerlekli zırhlı araçlardan fazlasıyla dolmaya başlar.

ERDOĞAN-MİÇOTAKİS FARKI

Peki ne mi yapılmalı?

Yunanistan’ın Ege’deki karasularını 12 mile çıkarmaya niyetlendiğinde ne yapılarak sonuç alındıysa, o yapılmalı.

Anımsayın; 1995’te TBMM toplanmış ve Yunanistan’ın o kararı alması halinde bunu “casus belli” yani “savaş nedeni” saymıştı. Bu kararlılık hali de güçlü caydırıcılık oluşturarak savaşı önlemiştir.

Böyledir; caydırıcılık savaşı önler, tersine caydırıcılığın sulandırılması ise savaş riskini artırır.

Caydırıcılığı güçlendiren şey ise somut işlerdir; TBMM’de karar almaktan sahada önleyici manevralara kadar…

Bunlar yoksa, “bir gece ansızın gelebiliriz” sözü havada kalır.

Nitekim mevcut tablo şu haldedir: Erdoğan söylemde sert gücü, sahada yumuşak gücü; Miçotakis ise tersine söylemde yumuşak gücü ama sahada sert gücü kullanıyor.

“Bir gece ansızın geliriz” deniyor ama adalara silah sevkiyatı ancak 8 gün sonra protesto edilebiliyor.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
27 Eylül 2022

2 Yorum

Kuşak ve Yol, İlber Ortaylı’nın hayalini gerçekleştirmeli

Türk televizyonculuğunun en önemli işlerinden biri “Teke Tek Bilim”dir. Fatih Altaylı, tarihçi İlber Ortaylı ve bilim tarihçi (jeolog) Celal Şengör’le birlikte yıllardır yapmaktadır bu programı…

Üçlüye zaman zaman başta felsefeci Ahmet Arslan olmak üzere Türkiye’nin saygın bilim adamları da eşlik etmektedir.

Bilimi, tarihi, felsefeyi, sanatı evlere sokan bu program, çoğu siyasi tartışma programından çok daha yararlıdır.

Bu programı olabildiğince kaçırmamaya, hatta youtube üzerinden tekrar izlemeye özen gösteririm.

DÜNYANIN EN BÜYÜK ÇİNİ KOLEKSİYONU

Geçen ay, 22 Ağustos’ta Fatih Altaylı’nın konuğu tek başına İlber Ortaylı’ydı. Ağırlıklı Çin’in konuşulduğu bölümde, Ortaylı ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyaretini de eleştirdi, Osmanlı-Çin ilişkilerini de anlattı.

Bu yazıyı kaleme almama neden olan asıl sözleri ise Türkiye’deki Çini koleksiyonunun büyüklüğüne dikkat çekmesiydi.

Şöyle dedi İlber Hoca: “O derecede temaslarımız yoğundu ki, bugün Topkapı’daki Çini koleksiyonu dünyada bir numaradır. Hem sayı bakımından hem nitelik bakımından, örneklerin zenginliği bakımından. Bizdeki koleksiyonun büyüklüğü Çin’de bile yoktur. San Francisco’daki Amerikan koleksiyonu da bizimkiyle mukayese edilemez.”

Nedenini de Fatih Altaylı’ya şöyle açıkladı: “Çünkü biz tarih boyunca İpek Yolu’nu Çin’le birlikte çok iyi işletmişiz.”

İLBER ORTAYLI’NIN MÜZE HAYALİ

İlber Ortaylı’dan ilk kez duyuyor değilim Çini koleksiyonumuzun büyüklüğünü. Hatta en az on ayrı “Teke Tek Bilim” programında söylemiştir.

Ortaylı’nın o kadar önemsediği konudur ki, fırsatını buldukça söyler bunu…

Neden mi?

Çünkü bir hayali vardır, bu büyük koleksiyonu doğru düzgün sergileyebilmek…

Yine bahsettiğim bu programda da hayalini dile getirdi ve şöyle dedi Ortaylı:

“Maalesef bu büyük Çini koleksiyonumuz için büyük bir müze hâlâ yapamıyoruz. Topkapı bunu kendi yapıyor ama Topkapı olmaz. Halbuki büyük bir şark müzesi kurmamız lazım, uzak Asya müzesi…”

KUŞAK VE YOL MÜZESİ

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2013’te ilan ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi üzerine sayısız makale kaleme aldım. Son olarak Kırmızı Kedi Yayınevi tarafından basılan, Kuşak ve Yol – Büyük Avrasya Ortaklığı isimli bir de kitap yazdım.

Kuşak ve Yol’un ekonomik küreselleşme stratejisi olmasından, bir barış projesi olmasına kadar pek çok yönünü inceledim. Ama Kuşak ve Yol aynı zamanda bir uygarlık atılımıdır, moderniteyi “önce insan, önce toplum” hedefiyle geliştirme ve hatta aşma atılımıdır.

İşte o atılımın gereği olarak Kuşak ve Yol İnisiyatifi, aynı zamanda eski Topkapı Sarayı Müze Başkanı olan tarihçi İlber Ortaylı’nın hayalini gerçekleştirmeli; en büyük Çini koleksiyonunu sergileyecek bir büyük şark müzesi açabilmelidir İstanbul’da…

İsmini de ben önermiş olayım: Kuşak ve Yol Müzesi.

Kuşak ve Yol Müzesi ismi, ne de çok yakışır kıtaları birleştiren İstanbul’a…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
20 Eylül 2022

1 Yorum

ABD’nin çifte sınırlandırmasına karşı çifte mücadele

ABD’nin Avrupa’da Rusya’ya, Asya-Pasifik’te Çin’e karşı izlediği “düşmanca” politikalar bu iki ülkeyi ABD’ye karşı birleştirdi.

Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Zhanshu, ABD hegemonyasına karşı Rusya ile Çin’in birlikte mücadele edeceklerini duyurdu (cumhuriyet.com.tr, 9.9.2022).

ABD’NİN ÇİFTE SINIRLANDIRMASI

Rus Devlet Duması gruplarının temsilcileriyle toplantı yapan Li Zhanshu, ABD’nin Çin ve Rusya’ya karşı “çifte sınırlandırma” uygulamaya çalıştığını belirtti: “”Günümüzde ABD’nin dünya çapındaki hakimiyetini sürdürmek için Rusya ve Çin’i stratejik rakipleri olarak nasıl gördüklerini görüyoruz. Bize karşı çifte sınırlama uyguluyorlar. Bu, Avrasya kıtasındaki stratejik alanımızı küçültme girişimlerinin yanı sıra NATO’nun doğuya doğru kontrolsüz genişlemesi ve Asya’nın işlerine derinden karışmasıyla ilgili.”

Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Zhanshu, ABD’nin bu çifte sınırlandırmasına karşı Çin ve Rusya’nın birlikte hareket edeceğini belirterek yeni ulusötesi ilişki türüne işaret etti: “Dış durum ne kadar karmaşık olursa olsun, stratejik destek ve etkileşimi artırmanın uygun olduğunu göz önünde bulundurarak yeni bir ulusötesi ilişkiler türünü şekillendirmede ön saflarda yer alıyoruz.”

MAO VE STALİN’İN ORTAKLIĞI AŞILDI

Gelecek yıllarda yazılacak önemli siyasal tarih analizlerinde, 2022 yılının yeni düzenin şekillenmesinde kritik bir başlangıç yılı olduğuna mutlaka dikkat çekilecektir.

Çünkü 2022 yılı, ABD hegemonyasına karşı Çin ve Rusya’nın işbirliğini derinleştirdiği ve birlikte mücadele etme kararlılığı ilan ettiği yıl oldu.

Bu alanda yılın ilk önemli olayı, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 4 Şubat 2022’de birlikte imzaladıkları “ortak bildiri”ydi. İki lider ortak bildiriyle uluslararası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, yeni güç dağılımının oluştuğunu, bu nedenle uluslararası toplumun kalkınma hedefli yeni bir uluslararası düzen talep ettiğini saptamış; Çin ve Rusya’nın çok kutupluğu ilerletme kararlığını ilan etmişlerdi.

Xi ve Putin, ülkelerinin işbirliğini de “Soğuk Savaş döneminin askeri-politik ittifaklarından daha üstün” diye tarif etmişti.

Öyle ki, ABD’nin önemli düşünce merkezlerinden Atlantik Konseyi’nin başkanı Frederick Kempe, Xi ve Putin’in işbirliğini “Mao ve Stalin’in ortaklığı aşıldı” diye yorumluyordu.

SINIR TANIMAYAN İŞBİRLİĞİ

2022’nin bu alanda bir diğer önemli gelişmesi, Xi ve Putin’in ardından yaklaşık iki ay sonra buluşan iki ülke dışişleri bakanlarının “adil ve demokratik yeni bir dünya düzeni kurma” mesajı vermeleriydi.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un toplantısından sonra yapılan açıklamada “Çin ve Rusya arasındaki işbirliğinin sınır tanımadığı” belirtiliyor ve “Sınırları olmayan barış için, sınırları bulunmayan güvenlik için çalışıyoruz. Hegemonyayı reddediyoruz” deniyordu.

İki dışişleri bakanının bu görüşmesinden kısa bir süre önce Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin yaptığı önemli bir açıklamayı da not etmeliyiz. Wang Yi, “Beijing ile Moskova’nın kaya gibi sağlam bir dayanışması olduğunu, hiçbir dış faktörün iki ülke arasındaki stratejik işbirliğini etkilemeyeceğini” savunmuştu.

KÜRESEL GÜVENLİK İNİSİYATİFİ

2022’nin bu alandaki bir diğer önemli gelişmesi, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 21 Nisan’da açıkladığı “küresel güvenlik inisiyatifi” idi.

Bu inisiyatife göre “Güvenlik, işbirliği içinde ortak savunulmalı”, “İçişlerine müdahaleler son bulmalı ve ülkelerin toplumsal sistem tercihine saygı gösterilmeli”, “Güvenliğin bölünmezliği prensibi esas alınmalı”, “Krizlere barışçıl çözüm aranmalı ve tek taraflı yaptırımlar kaldırılmalı”, “Terör ve iklim gibi küresel sorunlar birlikte göğüslenmeli.”

2022’nin bir diğer önemli gelişmesi, Çin ve Rusya liderlerinin BRICS’in 23 Haziran 2022 tarihli toplantısında verdikleri mesajlardı: Birbirini bütünleyen Xi’nin “yeni tip uluslararası ilişkiler sistemi” ve Putin’in “çok kutuplu devletlerarası ilişkiler sistemi” oluşturulması mesajları, yeni düzene işaret ediyordu.

ABD DÜŞMANLIĞI İKİ ÜLKEYİ BİRLEŞTİRDİ

Yılın ilk yarısında ortaya çıkan bu tabloya ABD’nin verdiği yanıt, NATO Konsepti’ne Rusya’yı “doğrudan tehdit” ve Çin’i “stratejik rakip” diye yazdırması oldu.

Ancak sorun şu ki, iki ülke ABD’nin “örtülü” düşmanlığı nedeniyle yakınlaşıyordu. Şimdi ABD o örtüyü kaldırdı ve “açık düşmanlığa” başladı. Bu ise tersine iki ülkenin işbirliğini daha da derinleştirecektir.

İşte başta belirttiğimiz Çin Ulusal Halk Kongresi Başkanı Li Zhanshu’nun, ABD hegemonyasına karşı Rusya ile Çin’in birlikte mücadele edeceklerini duyurması, o derinleşmenin ifadesidir.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
13 Eylül 2022

1 Yorum

AB’nin ‘enerji silahı’ sorunu

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in arzı keserek ve piyasaları manipüle ederek enerjiyi bir silah olarak kullandığını söyledi.

Böylece Rusya’ya karşı Ukrayna’da silahı silah gibi kullanan AB, Rusya’yı enerjiyi silah olarak kullanmakla suçlamış oldu!

AB sadece silahı mı silah gibi kullanıyor peki? Elbette hayır. ABD’nin kuyruğunda bankacılığı, merkez bankası rezervlerini, elindeki malları/ürünleri, kısacası hemen her şeyi Rusya’ya karşı silah olarak kullanıyor:

Rusya’nın parasına el koyuyor, Rusya’yı bankacılık sisteminin dışına atıyor, Rusya’ya ambargo uyguluyor, Rusya’ya mal satmayı durduruyor, Rusya’dan gaz alımını azaltıyor ama karşılığında Rusya gazı kesince, Putin enerjiyi silah olarak kullanmış oluyor.

Dostoyevski’ye, Tolstoy’a ambargo koymaya kadar varan emperyalist Avrupa ırkçılığının bir başka uygulaması da bu: Hem parasına çök, hem gazını iste…

AMBARGO PUTİN’İ DEĞİL, AB’Yİ VURDU

Avrupa ülkeleri, başta Almanya, ABD’nin oyununa geldi. ABD’nin peşinde Ukrayna krizinde Rusya’ya karşı katı ambargo uyguladılar. Ancak ABD’nin iddia ettiği gibi ambargo Putin iktidarını yıkmadı, tersine dönüp Avrupa’yı vurdu.

Ve Avrupa ülkeleri şimdi kışı nasıl geçireceklerini düşünüyorlar kara kara…

AB çapında yüzde 15 kesinti yapma kararı aldılar; bir ülkede belli bir saatte doğalgazın tamamen kesilmesi önerilirken, bir başka ülkede tek odada kombi açılması tartışılıyor…

İtalya’da Nobel ödüllü kuantum fizikçisi bile konuya dahil oldu; tasarruf için kaynayan suya makarna atıldıktan sonra altının kapatılmasını ve kapalı kapakla bekletilmesini önerdi.

Bu arada Avrupa’nın bu durumunu fırsat bilen AKP hükümeti de konuyu seçim öncesi iç politika aracı yaptı. Erdoğan’ın dolar tahmini ıskalama danışmanı örneğin, “Gazı kesilen 1 milyon AB vatandaşı ısınmak için kışı Türkiye’de geçirecek” dedi. Oysa enflasyon ve doğalgaz zamları nedeniyle kombisini doğru düzgün açamayarak kışı geçirecek Türk vatandaşı sayısı da bundan az olmayacak ne yazık ki…

AVRUPA’DA ERKEN SONBAHAR

Evdeki kombi, ısınma problemi, makarna suyu…

Elbette hepsi tek tek önemli. Ancak Avrupa açısından asıl önemlisi sanayinin çarklarının nasıl döneceği.

ABD’nin peşinde takılmış Avrupalı siyasetçilere en büyük tepkiler, sanayicilerden geliyor ve rezervler eridikçe, o tepki daha da büyüyecek.

Avrupa ülkeleri yıllık 400 milyar metreküp doğalgaz kullanıyor ve depolarda 91 milyar metreküp gaz kaldı.

Ukrayna Başbakanı Denis Smıgal, ellerindeki 30 milyar metreküplük stoğun bir kısmını AB ülkelerine göndereceklerini açıkladı. “Bir kısmı” dev Avrupa sanayi çarklarının ne kadarını döndürebilecekse…

Öte yandan ABD’nin Rus gazına seçenek oluşturma çalışmaları da ciddi sonuç vermiyor. Avrupa’ya taşınacak LNG’lerle, stok fazlalarıyla sorun çözülemiyor.

Kısacası sonbahar Avrupa’ya erken gelmiş oldu….

AVRUPA PARLAMENTOLARINDA TEPKİLER YÜKSELİYOR

Bu tablo karşısında AB ülkeleri içinde kimi partiler, hatta parlamentolardaki siyasetçiler yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başladı. Özetle AB’nin Ukrayna’ya askeri yardımı kesmesini ve Ukrayna’yı Rusya’yla masaya oturmaya teşvik etmesini istiyorlar.

Bu tepkileri bastırmaya çalışan AB Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, bu görüşlerin azınlıkta olduğunu, parlamentolarında bu görüşleri dile getirenlerin ülkelerinin temsilcileri olmadığını söyledi.

Ama bu iş uzarsa, Borrell’lerin azınlığa düşeceğini ve Avrupa’da sıra sıra Amerikancı/Ukrayna destekçisi iktidarların düşeceğini göreceğiz.

İngiltere öncü örnek aslında…

AB’NİN ASIL SORUNU

Özetle, AB’nin enerji sorunu ya da “enerji silahı” sorunu değil, ABD stratejisine eklemlenme sorunu var.

Washington, Ukrayna krizi üzerinden Avrupa’yı stratejisine eklemleyerek AB’nin “stratejik özerklik” arayışını frenlemeye ve Soğuk Savaş düzenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. ABD, Arktik Okyanusu’ndan Doğu Akdeniz’e “yeni demir perde” indirerek, Avrupa üzerinde hegemonyasını sürdürmek istiyor.

Avrupalıların asıl üzerinde kafa yorması gereken sorun budur; makarna nasıl olsa bir şekilde pişer çünkü…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
6 Eylül 2022

2 Yorum

RAND Raporu: Büyük Güç Savaşı’nın Geri Dönüşü

Başlık, RAND Corporation’ın yeni raporunun ismi. 156 sayfalık raporun alt başlığı “ABD ve Çin Arasındaki Sistemik Çatışma Senaryoları.”

RAND’ın Ulusal Güvenlik Araştırmaları Bölümü’nden Timothy R. Heath, Kristen Gunness ve Tristan Finazzo tarafından hazırlanan ve 10 Ağustos 2022’de yayımlanan raporun sponsoru, ABD Savunma Bakanlığı…

Rapor, “Çin’in küresel öncelik noktasına yaklaştığı koşullarda sistemik ABD-Çin çatışmalarını” analiz ediyor.

İKİ SENARYO: DÜŞÜK VE YÜKSEK YOĞUNLUKLU SAVAŞLAR

RAND uzmanları, ABD-Çin çatışması için iki senaryo geliştiriyorlar.

1) Düşük yoğunluklu çatışma: Bu ilk senaryo, dünyanın birçok yerinde, birçok alanda ve uzun yıllar boyunca ortaya çıkan bir çatışma senaryosu. Bu savaş, esas olarak devlet dışı aktörlerin sahada olduğu bir vekalet savaşıdır.

2) Yüksek yoğunluklu çatışma: Bu ikinci senaryo da, başlangıcı düşük yoğunluklu çatışma olan ama zamanla yüksek yoğunluklu savaşa yükselen senaryo. Bu senaryoda yine vekiller savaşıyor ama sıcak noktalarda taraflar doğrudan ordularıyla da çatışıyorlar.

Rapora göre ikinci senaryo, “her iki ülkenin de düşmanın savaşma yeteneğini yok etmek için saldırgan eylemlerde bulunmasını öngörüyor ve bunun en yıkıcı seviyelere tırmanmasının yüksek risk taşıdığı” belirtiliyor.

UZUN SAVAŞ

RAND raporuna göre ABD-Çin çatışması şu özellikleri taşıyacak:

– Çatışma tüm dünyaya, siber uzay ve dış uzay dahil tüm alanlara yayılacak.

Yıllarca sürecek, kronik ve sistemik bir biçim alacak.

– Çatışma, ancak taraflardan birinin diğerine tabi olduğunu kabul etmesiyle sona erecek.

– Düşük yoğunluklu savaş, ortak ülkeler ve devlet dışı gruplar aracılığıyla kapsamlı çatışmalara dönüşecek. Taraflar, bu tür çatışmaların sonuçsuzluğu nedeniyle daha agresif adımlar atarak, savaşın seviyesini tırmandıracak.

GENİŞ ALANDA SAVAŞ

RAND uzmanları, Amerikalı siyaset ve askeri planlamacılarına bazı önerilerde bulunuyorlar:

– “Planlamacıların, ABD-Çin çatışmasını tek bir muharebe veya savaştan ziyade ABD ve Çin hizasındaki kuvvetler arasında birbiri ile bağlantılı, coğrafi olarak dağılmış bir dizi çatışma olarak düşünmeleri gerekebilir. Sistemik bir savaş yıllarca sürebilir, birçok katılımcıyı içerebilir ve düşük yoğunluklu çatışma düzeyinde kalsa bile neredeyse tüm alanları kapsayabilir.”

– “Düşük yoğunluklu bir çatışma senaryosunun yüksek yoğunluklu savaştan daha makul olduğu sonucuna varılırsa, ABD dolaylı savaş başlatma yeteneğini güçlendirmelidir.”

– “Yüksek yoğunluklu savaşın analizi, ABD’nin Ortadoğu’da ve Hint Okyanusu boyunca hayati dar boğaz noktalarını savunma ve güvence altına alma becerisinin sağlanmasına dayalı.”

STRATEJİK SORUN: KUŞAK VE YOL

Raporun kritik bölümü, Çin’in liderlik ettiği Kuşak ve Yol inisiyatifiyle ilgili.

RAND uzmanlarına göre Asya, Avrupa ve Afrika’yı kapsayan Kuşak ve Yol İnisiyatifinin başarılı olması halinde, ABD’nin küresel liderliği “emsal bir rakiple” karşı karşıya gelmiş olacak. İşte ABD-Çin çatışmasının asıl gerekçesi de bu…

Yani ABD açısından stratejik sorun Kuşak ve Yol’un engellenmesi, taktik sorun da Kuşak ve Yol coğrafyasındaki ülkeleri etki alanında tutmak/almaktır.

RAND bu haliyle dolaylı olarak ABD yönetimine, “Kuşak ve Yol gerçekleşmeden Çin’le savaş şart”, demiş oluyor. Nitekim raporda “Çin’in ulusal gücünün ABD’ninkinden daha hızlı bir oranda artmaya devam ettiği” belirtilerek, makasın kapanmakta olduğuna dikkat çekiliyor: “Çin ekonomisi 2030’larda nominal olarak ABD ekonomisini geçebilir. Düz bütçelerle karşı karşıya olan bir ABD ordusu, böyle bir durumda, giderek daha güçlü ve modern bir Çin ordusuyla karşı karşıya kalacaktır.”

RAND’IN KAÇINILMAZ SAVAŞ TEZİ

Böylece RAND üç tez ileri sürmüş oluyor:

1) Savaş kaçınılmaz, küresel liderlik savaşsız teslim edilmez.

2) Kuşak ve Yol’un engellemek ancak savaşla mümkün.

3) Savaş, ne kadar gecikirse, ABD için o kadar pahalı/maliyetli hale gelir.

RAND’ın raporunun esası, Çin’le savaşı kaçınılmaz görerek, makas kapanmadan ABD emperyalizminin harekete geçmesini savunmasıdır. Çünkü ABD, kurallarını yazdığı sömürü düzenini ancak dünyayı ateşe atarak sürdürebilecektir. Ancak savaşsız çözüm, ABD karşısında en geniş birliği sağlamakla ve caydırıcılığı büyütmekle mümkündür.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk;
23 Ağustos 2022

1 Yorum

Putin’in anti-Amerikanizmi

Mihail Gorbaçov’un SSCB’yi dağıtmasının ardından Boris Yeltsin’in yıkıma götürdüğü Rusya Federasyonu’nu yeniden ayağa kaldıran Vladimir Putin, KGB görevlisi olarak elbette komünist/sosyalist rejimin bir memuruydu. Fakat Putin sosyalist değil, en azından Rusya Federasyonu Devlet Başkanı olduğundan beri…

Ancak Putin’in sağlam bir anti-emperyalist olduğunu, somutlarsak, esaslı bir anti-Amerikancı olduğunu söyleyebiliriz.

PUTİN’İN SAHADAN ÖĞRENİYOR

2007 yılındaki Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD’ye karşı yaptığı çıkıştan sonra Putin’in adım adım konuşmalarındaki anti-emperyalist, anti-Amerikancı tonu koyulaştırdığını rahatlıkla dile getirebiliriz.

Ancak özellikle bu yıl, 4 Şubat’ta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’le birlikte imzaladığı “ortak bildiri”den bu yana Putin’in konuşmalarında anti-Amerikancı tonu koyulaştırmasının ötesinde, ABD’ye karşı mücadelenin de programını inşa etmeye başladığını söyleyebiliriz.

Bunda “Çin’e özgü sosyalizmin” lideriyle gelişen ortaklığının etkisi olduğu muhakkak ama daha önemli etkenin, sahada ABD’ye karşı çarpışma pratiğinin kaçınılmaz bir şekilde teoriye yansıması olduğunu ifade edebiliriz.

SALDIRGAN VE SÖMÜRGECİ ABD TAHLİLİ

Putin son olarak Moskova Uluslararası Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasıyla esaslı bir anti-Amerikanizm programı ortaya koydu. Bu nedenle Putin’in bu çok önemli konuşmasını incelemeliyiz:

Öncelikle Putin ABD ve müttefiklerinin hangi hedef gereği neler yaptığını ortaya koyuyor. “ABD ve vassallarının”, tehdit, şantaj, baskı, provokasyon, darbe ve iç savaş yoluyla egemen devletleri kendisine boyun eğdirmeye çalıştığını belirten Rusya lideri, tüm bunların ABD açısından tek amacı olduğunu ortaya koyuyor: “Diğer ülkelerin sırtından geçinmeyi sağlayan modeli sürdürmek.”

Böylece Putin emperyalist kapitalizmin saldırgan ve sömürgeci karakterlerine işaret ederek, o karakterlerin üzerine inşa ettiği düzeni hedef alıyor.

ABD AB’NİN GÜVENLİĞİNE KARŞI

Putin, emperyalist ABD’nin aslında Avrupa güvenliğini de hiçe saydığını çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Rusya lideri “ABD’nin Avrupa güvenliği vaatlerinin ikiyüzlülük olduğunu” belirterek, gerçekte ABD’nin Avrupa üzerinde askeri altyapısını büyüterek aslında Avrupa’nın güvenliğini tehlikeye attığını savunuyor.

Böylece Putin ABD’nin NATO’yu genişleterek ve Batı Avrupa ile Avrupa-Asya’nın en büyük parçası olan Rusya’yı karşı karşıya getirerek Avrupa güvenlik mimarisini hedef aldığını ortaya koymuş oluyor.

UKRAYNA HALKI: HARCANAN ER

Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD’nin Ukrayna’yı satranç tahtasındaki piyon gibi kullandığını da ifade ediyor. Putin’in kullanılan Ukrayna halkı için seçtiği kavram ise oldukça uyarıcı: “Harcanan er.”

Putin, ABD’nin NATO’yu genişleterek, Ukrayna’ya NATO üyeliği vermeye çalışarak, Kiev yönetimini Rusya’ya karşı ağır silahlarla donatarak, sekiz yıldır Dombas katliamına göz yumarak, anti-Rusya projesini destekleyerek, neo-Nazi ideolojisinin yayılmasını sağlayarak, Ukrayna halkını “harcanan er” konumuna ittiğini belirtiyor.

Ve Putin’e göre ABD bu çatışmayı uzatmaya çalışarak hatta başka coğrafyalarda çatışmalar kışkırtarak, modelini/düzenini sürdürmeye çalışıyor. Putin ABD’nin “NATO sistemini Asya-Pasifik bölgesine yaymaya çalıştığına” da önemle dikkat çekiyor.

TEK KUTUPLU DÜNYA DÜZENİ ÇAĞI GEÇMİŞTE KALDI

Peki ABD’nin düzenini koruyabilmek için sergilediği bu emperyalist saldırganlıklar işe yarıyor mu?

Putin yaramadığı konusunda net ve şöyle ifade ediyor: “Tekrar ediyorum: tek kutuplu dünya düzeni çağı geçmişte kaldı.

Rusya lideri, mevcut “küresel modelin” sahiplerinin tüm güçleriyle uğraşmasına rağmen, bu modelin “ölüme mahkûm” olduğunu vurguluyor ve “tarihsel ölçekteki jeopolitik değişimlerinin farklı bir yöne ilerlediğini” savunuyor.

Putin yeni dünyanın nasıl olduğunu ve ulusların önüne neleri getirdiğini/getireceğini de şöyle ifade ediyor: “Uluslararası hukuk ve daha adil ilişkiler üzerine inşa edilmiş çok kutuplu bir dünya, ortak tehditlerle mücadele için yeni fırsatlar sunuyor. Bunların arasında bölgesel çatışmalar ve kitle imha silahlarının yaygınlaşması, terörizm ve siber suçlar yer alıyor.”

Ve Putin uluslararası topluma, ABD’nin ulusları hedef alan bu saldırganlığına ve meydan okumalarına karşı koymak için tüm devletlerin birleşmesi gerektiği mesajını veriyor.

PUTİN’İN DÖRT MADDELİ FORMÜLÜ

Sonuç olarak Putin, 4 Şubat’tan 16 Ağustos’a kadar geçen yaklaşık altı ayda yaptığı çok önemli açıklamalarla anti-Amerikanizminin programını dört madde ile çerçevelemiş oluyor:

1) ABD emperyalizmi sömürü düzeni üzerine küresel bir model/sistem inşa etmişti.

2) Bu model, ABD ve müttefiklerinin tüm çabasına rağmen artık sürdürülemez durumda. ABD, modelinin ömrünü uzatabilmek için daha da saldırganlaştı; bu amaçla Ukrayna’yı da kullanıyor, AB’yi de…

3) ABD saldırganlığı tüm ulusları hedef alıyor, dolayısıyla tüm devletler ABD’ye karşı birleşmeli.

4) Tek kutuplu dünya düzeni çağı kapandı, çok kutuplu dünya düzeni çağı başladı.

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
17 Ağustos 2022

2 Yorum

Tek Çin – Bir Buçuk Savaş

1969’dan önce ABD’nin askeri doktrini, “iki buçuk savaş” stratejisi üzerine inşa edilmişti. Buna göre ABD aynı anda (bir) SSCB’nin Batı Avrupa’ya saldırısına, (iki) Çin’in Güneydoğu Asya’da saldırısına ve (buçuk) Ortadoğu’daki bir karışıklığa karşı koyabilirdi.

Vietnam, ABD’ye boyunun ölçüsünü öğretti.  Amerikan kamuoyu, ABD askerlerinin büyük kayıp verdikleri bu savaşa artık karşı çıkıyor ve evlatlarının ülkeye dönmesini istiyordu. İşte Richard Nixon bu şartlarda ABD başkanı oldu.

Nixon’un ilk önemli işi ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak atadığı Henry Kissinger’dan “iki buçuk savaş” stratejisini ABD gerçeğiyle uyumlu hale getirmesini istemesi oldu.

NIXON DOKTRİNİ

Kissinger ve ekibi konu üzerinde çalıştı, önce beş, ardından üç strateji ürettiler. Kissinger’a göre SSCB ve Çin’in aynı anda saldırısı olası değildi.

Nihayetinde karar verilen “bir buçuk savaş” stratejisi oldu. Buna göre ABD aynı anda (bir) SSCB’nin Batı Avrupa’ya saldırısına, (buçuk) Ortadoğu’daki bir karışıklığa karşı koyabilirdi.

Nixon, bunu Dış Politika Raporu’nu açıkladığı Kongre’deki 18 Şubat 1970 oturumunda şöyle savunacaktı: “Doktrin ve imkanları birbiriyle uyumlu hale getirmeye yönelik çabamızda, en iyi tanımlanan şey olarak ‘bir buçuk savaş’ stratejisini seçmiştik” (Henry Kissinger, Beyaz Saray Yıllarım, 1. Cilt, Kopernik, 2021, s.299-300).

Ardından Nixon Doktrini açıklandı. Buna göre ABD müttefiklerine nükleer koruma sağlayacaktı ancak saldırıya uğrayana talep etmesi halinde sadece silah, eğitim ve ekonomik destek verecekti, artık savaşlara Amerikan askeri göndermeyecekti.

ABD bu doktrin gereği Vietnam’dan çekildi.

VARŞOVA MÜZAKERELERİ

İki buçuk savaş stratejisi, bir buçuk savaş stratejisine indirildiğine göre ABD stratejiden eksilen Çin’le normalleşmeliydi. Kissinger bu ihtiyacı “küresel bir dengeyi şekillendirebilmek için Çin’e yöneldik” diye açıklayacaktı.

ABD, 2 Mart 1969’da başlayan ve 7 ay sürecek olan Zenbao Adası’ndaki Çin-SSCB çatışmasını Çin’le normalleşebilmek için fırsat olarak görüyordu. Ancak temas nasıl sağlanacaktı?

Dünya turuna çıkan ABD Başkanı Nixon, her durakta muhataplarına “Beijing’le iletişime açığız” mesajı verdi. Pakistan lideri Yahya Han ve Romanya Cumhurbaşkanı Nikolay Çavuşesku’dan açıkça “temas kanalı” olmalarını istedi.

Temas Varşova’da sağlandı. Kissinger’ın talimatıyla ABD’nin Varşova Büyükelçisi Stoessel, Yugoslav Moda Şovu’nda Çin Maslahatgüzarı Lei Yang’a merdivenlerde “ciddi görüşmelere hazırız” mesajı verdi. Böylece diplomasi tarihine Varşova Müzakereleri diye geçen görüşmeler başladı.

ABD KABUL ETTİ: TAYVAN ÇİN’İN PARÇASI

Bu görüşmeler bir ara ABD’nin Kamboçya operasyonu nedeniyle kesildiyse de, Pinpon Diplomasi ile ivme kazanmış ve en sonunda Kissinger’ın Nixon adına 9 Temmuz 1971’de Çin’e ziyaretinin kabul edilmesiyle sonuçlanmıştı.

Beijing yönetimi, iki yılın sonunda, Washington’a ABD-Çin normalleşmesinin şartını kabul ettirmişti: Tayvan.

Tayvan, BM Genel Kurul kararıyla ihraç edildi, Kissinger “Tayvan’ı Çin’in parçası kabul ettiklerini” açıkladı. 21 Şubat 1972’de Çin’i ziyaret eden ABD Başkanı Nixon da 28 Şubat’ta Şanghay Bildirisi’ni imzalayarak “tek Çin” ilkesini, “Tayvan’ın Çin’in parçası” olduğunu ve kademeli olarak Tayvan’dan çekilmeyi kabul etti.

ATEŞLE OYNAN KENDİNİ YAKAR

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin ziyaretiyle kışkırttığı Tayvan konusunun tarihsel arka planı işte budur.

ABD şimdi zayıflayan hegemonyası nedeniyle çözülen düzenini koruyabilmek için Tayvan kartı ile oynama çalışıyor. Tayvan’da kriz yaratarak Asya-Pasifik’te Çin’e karşı ittifaklar inşa etmeye çalışıyor.

Ancak Xi Jinping’in Joe Biden’a söylediği gibi “ateşle oynayan kendisini yakar!”

Biden ekibinin tarihten çıkarması gereken sayısız ders var…

Mehmet Ali Güller
CRI Türk
9 Ağustos 2022

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın