Archive for category CGTN Türk
Rusya’dan NATO’ya ‘iki olmaz’
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 21/12/2021
Rusya ile ABD arasındaki Ukrayna-Karadeniz merkezli mücadele, iki ülke dışında AB ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Zira hem Türkiye, hem de AB ülkelerinin çoğu NATO üyesi ve ABD Rusya’ya karşı NATO’yu devreye sokmuş durumda. Nitekim 14 Haziran 2021 tarihli NATO zirvesinde NATO’nun Karadeniz bağlamında havada, karada ve denizde gücünü artırma kararı alınmıştı.
ABD’nin ve NATO’nun sözünde durmayarak sürekli Rusya’ya karşı eski SSCB bölgesinde genişlemesi, Moskova için artık kabul edilemez bir seviyeye gelmiş durumda. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bu amaçla geçen ay son bir uyarıda bulunmuştu: “Karadeniz konusunda son gelişmeler belirli sınırların ötesine geçiyor. Stratejik bombardıman uçakları Rusya sınırına 20 kilometre yakından uçuyor. Bu konuda endişelerimizden ve kırmızı çizgilerimizden bahsediyoruz ancak Batılı ortaklarımız oldukça tuhaflar, kırmızı çizgilerimizi ve uyarılarımızı hafife alıyorlar” (17.11.2021).
MOSKOVA’DAN UKRAYNA VE GÜRCİSTAN UYARISI
Yükselen tansiyon nedeniyle Rusya NATO’ya bir güvenlik anlaşması önerdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı birkaç gün önce bu taslağı yayınladı.
Moskova’nın hazırladığı 9 maddelik taslakta en dikkat çeken konular iki başlıkta ele alınabilir:
Birincisi; Ukrayna NATO’ya üye olamaz.
İkincisi; NATO, Ukrayna’nın yanı sıra Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer ülkelerin topraklarında askeri faaliyet yürütemez.
Özetle Moskova NATO’ya “artık yeter” diyor.
KREMLİN’İN ‘ASKERİ YANIT’ UYARISI
Peki NATO “yetmez” derse ve hedeflediği gibi Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya üye yaparak Karadeniz’i bir NATO haline getirmeye çalışırsa ne olacak?
Avusturya’daki askeri güvenlik ve silah kontrolü konulu görüşmelerde Rus heyetine başkanlık eden Konstantin Gavrilov açıkça yanıtı verdi: “NATO acıyan noktalarımıza basmaya devam ederse askeri yanıt verilecek” (20.12.2021).
Gavrilov’un uyarısına aynı gün iki farklı konuda Kremlin ve Rusya Dışişleri’nden yapılan şu iki uyarıyı da eklemeliyiz:
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, NATO’nun Polonya’ya nükleer silah konuşlandırması halinde Rusya’nın durumu dengelemek için uygun adımları atacağını ve çeşitli seçenekler üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Gruşko, NATO ülkelerinin kendi topraklarına saldırı silahları konuşlandırması durumunda Rusya’nın bu adıma orantılı yanıt vereceğini belirtti.
UŞAKOV-SULLIVAN İSTİŞARESİ
Rusya’nın güvenlik garantileriyle ilgili önerileri konusunda bir süre sessiz kalan ABD, en sonunda Rusya’yla diyalogu seçti. Ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Yuriy Uşakov ile ilk istişarelere başladı.
Kremlin, bu ilk temasa dair açıklamasında, iki tarafın “Rus teklifleri bağlamında istişareleri sürdürme konusunda mutabakat sağladıklarını” belirtti.
Ancak istişareleri sürdürme mutabakatının ötesinde tabloyu daha net anlamamızı sağlayacak henüz bir veri yok.
Sullivan’ın Rus teklifi yapıldıktan sonraki ilk açıklaması bir ipucu niteliği taşıyor elbette: “Diyaloğa hazırız. Rusya kendi endişelerini dile getirdi, biz de kendi endişelerimizi değerlendirmeyi önereceğiz. Bazı alanlarda ilerleme olacak, diğerlerinde fikir ayrılıkları.”
ABD’NİN BULGARİSTAN HEDEFİ
ABD’nin çok ileri gidebilecek durumu yok. Çünkü Almanya başta AB üyelerinin bir kısmı, daha ileri gidilmesinden yana değil. Ukrayna’nın desteklenmesi ve Rusya’ya ekonomik yaptırımlar uygulanması gibi “soğuk yollara” evet diyen Batı Avrupa ülkeleri, ABD adına Ukrayna cephesinde Rusya’yla doğrudan karşı karşıya gelecek “sıcak yollara” itiraz ediyorlar. ABD’nin planlarına daha yakın olan kesim ise Polonya merkezli Doğu Avrupa kanadı…
ABD bu nedenle Rusya’yı sürekli basınç altında tutmayı, Ukrayna, Gürcistan ve Karadeniz konularında bazen adım atıp, bazen geri çekmeyi, Moskova’yı sürekli teyakkuz halinde tutacak şekilde Karadeniz’de tatbikatlar yapmayı sürdürmeyi hedefliyor.
Washington bu süreçte Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz hattında askeri mevzilerini artırmayı hesaplıyor. Yunanistan ve Romanya’yla üsler konusunda ilerleme sağlayan ABD, bu süreçte ayak direyen Bulgaristan’ı da “ikna” etmeye çalışacak.
Türkiye mi? Başlı başına ayrı bir yazının konusu elbette…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
21 Aralık 2021
Antidemokratik “demokrasi yayı”
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 14/12/2021
İngiltere’de toplanan G7 Dışişleri Bakanları, beklenildiği gibi üç ülkeyi tehdit etti. İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’ın açıkladığı tehditler şöyleydi:
1) “Rusya Ukrayna’ya saldırırsa büyük sonuçları ve ciddi maliyeti olur.”
2) “Çin’in zorlayıcı ekonomik politikalarından endişe duyduğumuzu açıkça belirttik. Yapmak istediğimiz, benzer düşünen, özgürlük seven demokrasilerin yatırım ve ekonomik ticaret erişimini inşa etmek.”
3) “İran’ın müzakere masasına gelmesi için son şans.”
Tipik emperyalist argümanlar: Ukrayna üzerinden Rusya’ya saldıranlar, “Rusya Ukrayna’ya saldırırsa bedel ödetiriz” diyor; “özgürlük seven demokrasi” laflarıyla Çin’e ticaret savaşı açıyorlar; “son şans” diyerek İran’ı ABD baskısına boyun eğmeye zorluyorlar…
DEMOKRASİ YAYI DEĞİL EMPERYALİST SALDIRGANLIK YAYI
Emperyalist blokun bu aldatmaca çabası, dünya kamuoyunu avlamak için elbette…
Çin’e karşı inşa etmeye çalıştıkları emperyalist saldırı kuşağını bile “Asya’nın demokrasi yayı” diye sunuyorlar. Öyle ki Anadolu Ajansı da o argümana sarılarak haber servis ediyor TV ve gazetelere: “Çin’e karşı gayriresmi stratejik forum şeklinde bilinen ve ‘Asya’daki Demokrasi Yayı’ olarak nitelendirilen ittifak, kısmen düzenli toplantılar ve bilgi alışverişini kapsıyor.”
Kimlerden oluşuyor bu demokrasi yayı peki? Dörtlü Güvenlik Diyaloğu ya da “QUAD” olarak bilinen, ABD, Avustralya, Hindistan ve Japonya ittifakı…
ABD, rakip gördüğü ve ekonomik gelişmesini boğmaya çalıştığı Çin’i kuşatmaya ve çevrelemeye çalışıyor, bu ülkeye abluka uyguluyor ve bunun adı emperyalist sözlükte “demokrasi yayı” oluyor! Bu demokrasi yayı değil, tersine demokrasi karşıtı bir emperyalist yaydır.
ÖZEL STRATEJİK PARTNERLİK ANLAŞMASI
Demokrasi yayının antidemokratik olduğu da şuradan bellidir:
G7 Dışişleri Bakanları Toplantısında bir araya gelen Japonya Dışişleri Bakanı Hayaşi Yoşimasa ile Avustralya Dışişleri Bakanı Marise Payne; birincisi ikili ilişkilerini “özel stratejik partnerlik” seviyesine yükseltmekte, ikincisi de OUAD ittifakını güçlendirmekte anlaşıyorlar.
Amaç? “Serbest ve Açık Hint-Pasifik vizyonunu” hayata geçirmek…
Nedir bu vizyon? ABD’nin Çin karşıtı saldırgan Hint-Pasifik stratejisinin, emperyalist sözlükten alınma serbest ve açık gibi kelimelerle yutturulması… Daha somut söylersek; Hint-Pasifik bölgesini Çin’e kapatarak ABD ve müttefiklerine açma hedefi…
720 MİLYON DOLARLIK SİLAHLANMA ANLAŞMASI
Bitmedi, Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in ile 720 milyon dolarlık “savunma anlaşması” imzaladı. Anlaşmaya göre Avustralya’da zırhlı araç üretim tesisleri kurulacak; kundağı motorlu obüs topları, mühimmat tedarik araçları ve radarlar üretilecek…
ABD’nin Çin’e karşı asker yığdığı bölgedeki iki ülkeden biri olan Güney Kore (diğeri Japonya), ABD adına hem QUAD’ın hem AUKUS’un gözdesi Avustralya’ya askeri destek veriyor.
QUAD’ı yukarıda belirtmiştik: ABD, Avustralya, Japonya ve Hindistan ittifakı…
AUKUS ise ABD’nin yine Çin’e karşı kurduğu ABD, Avustralya, İngiltere ittifakının adı. Merkezinde nükleer denizaltı anlaşması olan bu ittifak ile ABD ve İngiltere, Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs haline getirmeye çalışıyor.
AVUSTRALYA MERKEZLİ HAMLE
Özetle ABD Hint-Pasifik bölgesinde Avustralya merkezli yeni bir hamle süreci başlatmış durumda. ABD işgaliyle zorunlu müttefik durumunda olan Japonya ve Güney Kore, bu amaçla Avustralya’ya yatırıma yönlendiriliyor.
Her ne kadar Avustralya hükümeti bu emperyalist hamlelerde piyon olmaya hevesliyse de, Çin-Avustralya ticaret verilerinde ortaya çıkacak düşüş, önümüzdeki süreçte Avustralya halkının izlenen siyasetlere tepki göstermeye başlamasına neden olacaktır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
14 Aralık 2021
Rusya-Hindistan zirvesi ve TRT
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 07/12/2021
Putin ile Modi’nin zirvesi öncesi şöyle diyor TRT: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yarın Hindistan’a yapacağı ziyarette savunma işbirliği ve Çin’e karşı ortaklık konularını görüşmesi bekleniyor” (trthaber.com, 5.12.2021).
Kim bekliyor? Uluslararası ilişkiler uzmanları mı? Diplomatik kaynaklar mı? Amerikalılar mı? TRT yöneticileri mi? Belli değil!
Özne, gizli…
TRT’nin bu “haber”inin alındığı adres Anadolu Ajansı. Ancak orada da bir kaynak yok!
Haber dedik ama gazetecilik ölçülerine göre bu bir haber değil elbette… Hatta başarısız bir yorum-analiz bile değil. Temenni içeren kaba bir propaganda çalışması en fazla…
Yazık ki vergilerimizle uluslararası ilişkilere takla attırılan işler yapılıyor Anadolu Ajansı’nda ve TRT’de!
SETA’NIN AA VE TRT’Yİ DÜŞÜRDÜĞÜ DURUM
TRT’nin bu haberinden sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi bir araya geldiler ve 21. Rusya-Hindistan zirvesini gerçekleştirdiler. Ardından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar ve Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh “2+2” formatında görüşme yaptılar. Ve iki ülke pek çok konuda anlaşma imzaladılar.
Ancak anlaşmalar içinde “Çin’e karşı ortaklık” yoktu!
Ve “Çin’e karşı ortaklık konularının görüşülmesini bekleyen” TRT de, zirveyle ilgili haberlerinde böylesi bir ortaklık kurulduğuna dair bir haber veremedi!
Böylece Anadolu Ajansı’nın ve TRT’nin SETA etkisiyle düşürüldüğü durumlardan birini daha yaşamış olduk…
ABD’YE ‘S-400 ANLAŞMASI UYGULANIYOR’ MESAJI
Gelelim 21. Rusya-Hindistan zirvesinden ne sonuçlar çıktığına:
– Rus petrol şirketi Rosneft ile Hint petrol şirketi Indian Oil arasında, 2022’de Hindistan’a 2 milyon ton petrol tedarik edilmesine dair sözleşme imzalandı.
– Moskova ve Yeni Delhi, Hindistan’da 600 bin Kalaşnikov üretilmesine dair anlaşma imzaladı.
– Hindistan’da üretilen Su-30MKI tipi avcı uçaklarının üretim kapasitesini 50 uçak daha artırma kararı alındı.
– Hindistan ile Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) arasında serbest ticaret anlaşması imzalanması hedefli müzakere sürecinin 2022 başında başlatılması kararı alındı.
21. Zirveden çok önemli mesajlar da çıktı:
– Putin ve Modi, BM Güvenlik Konseyi’nde kapsamlı bir reform yapılması çağrısında bulundu.
– İki lider, Rus ve Hint ordularının ortak tatbikatlar yapmaya devam edeceğini belirtti.
– İki lider Afganistan’a destek açıkladılar, İran nükleer anlaşmasının eksiksiz uygulanması çağrısı yaptılar ve Suriye’de siyasi süreci teşvik etmenin alternatifinin olmadığını belirttiler.
2+2 formatlı toplantıdan sonra verilen mesaj ise doğrudan ABD’yeydi. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, S-400 anlaşması konusunda şu mesajı verdi: “Anlaşma uygulanıyor. ABD’nin bu işbirliğini baltalama ve Hindistan’ı Washington’un talimatlarını yerine getirmeye zorlama girişimlerini gördük. Ancak Hint dostlarımız, egemen bir ülke olduklarını ve kimden silah alacaklarına ve kimleri partner olacak seçeceklerine kendilerinin karar vereceğini kararlılıkla belirtti ve net şekilde gösterdi.”
AUKUS’A KARŞI KOYMA KARARI
Görüldüğü gibi Rusya ile Hindistan’ın anlaşmalarında da, iki liderin mesajlarında da “Çin’e karşı ortaklık” yok, tersine ABD’ye karşı mesajlar var.
Üstelik Lavrov, 2+2 görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Rusya ve Hindistan’ın AUKUS ve benzeri formatların ASEAN’ın yerini almasına birlikte karşı koyacaklarını ilan etti!
Tek başına bu bile Rusya ve Hindistan’ın Çin’e karşı ortaklığı değil, Çin’i hedef alan ABD girişimlerine karşı işbirliğine işaret etmektedir. Çünkü AUKUS, ABD’nin İngiltere ile birlikte Avustralya’yı Çin’e karşı nükleer üs yapma hedefli ittifakıdır. Rusya ve Hindistan’ın bu ittifakın Güneydoğu Asya Uluslar Birliği’nin (ASEAN) yerini almasına karşı koyma kararı çok önemlidir!
ANADOLU AJANSI VE TRT’DEKİ ATLANTİK ETKİSİ
Çin, Rusya ve Hindistan üçlüsünün Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ile Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS içinde yan yana olması, ABD’nin en istemediği durumdur. Zira ABD, stratejik hedefi olan Çin’e karşı, hatta stratejik ortaklıkları en üst seviyede olan Çin-Rusya ikilisine karşı koyabilmek için bir diğer Asya devi olan Hindistan’ı yanına çekmek istiyor.
ABD bu amaçla hem Çin-Hindistan sınır sorunlarını kışkırtmaya hem de Çin-Pakistan işbirliğini, Hindistan’a karşı koz olarak kullanmaya çalışıyor. Rusya ise Soğuk Savaş yılları boyunca da süren iyi ilişkilerine dayanarak, ABD’nin Hindistan’ı yanına çekme girişimlerine karşı hamleler üretiyor.
Bu şartlarda, Anadolu Ajansı ile TRT’nin Rusya-Hindistan işbirliğini Çin’e karşı ortaklık diye servis etmesi, olsa olsa bu iki kurumumuzdaki Atlantik etkisi anlamına gelmektedir!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Aralık 2021
Moskova’dan Erdoğan’ın arabuluculuğuna ret
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 30/11/2021
Türkmenistan dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, “Hem Rusya hem Ukrayna ile iyi ilişkileri olan Türkiye arabuluculuk rolü oynayabilir mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Arabuluculuk olur, kendileriyle bu konuyu görüşmek olur, gerek Ukrayna’yla gerek Sayın Putin’le bu görüşmeleri geliştirerek inşallah bunun çözümünde bizim de bir payımızın olmasını isteriz.”
KREMLİN’İN MESAJLARI
Erdoğan’ın bu arabuluculuk talebi, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’a da soruldu. Peskov’un yanıtı ise olumsuzdu: “Mesele şu ki Rusya Donbass’taki krizin taraflarından biri değil. (Rusya, Türkiye ve Ukrayna temsilcilerini bir araya getirecek) böyle bir zirvede sorunun çözüm yolunu bulmak mümkün olmaz. Krizin tarafı, bir taraftan Kiev; diğer taraftan (Ukrayna’nın doğusunda) tek taraflı bağımsızlıklarını ilan etmiş olan cumhuriyetlerin (Donetsk ve Lugansk) temsilcileridir” (Sputnik, 29.11.2021).
Moskova, bu yanıtıyla birkaç mesaj birden vermiş görünüyor:
Moskova’nın bu yanıtı, kuşkusuz öncelikle meselenin Moskova-Kiev meselesi olmadığına işaret eden bir diplomatik yaklaşımdır.
İkincisi muhatabın Donetsk ve Lugansk temsilcileri olduğunu belirterek, Kiev’e masaya ancak kimlerle oturabileceğini söylemiş oldu.
Üçüncüsü de Ukrayna’nın kendi parçası gördüğü yerin, Ukrayna’nın parçası olmadığını işaret etmiş oldu.
Ya Ankara’ya mesaj?
ERDOĞAN’A VERİLEN LİSTE
Kremlin, Erdoğan’ın doğrudan Moskova ile Kiev arasında yapmak istediği arabuluculuk girişimini baştan reddettiği görülüyor ancak bunun kategorik bir ret olmadığı anlaşılıyor. Şundan:
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, 26 Kasım günü düzenlediği basın toplantısında, “(Rusya ile takas etmek istediğimiz kişilerin isimlerini içeren) liste Türkiye’ye iletildi. Bir süre önce Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuştum, Rusya Devlet Başkanı ile görüşmesi oldu ve listeyi Rusya tarafına iletti” demişti.
Gazeteciler Kremlin Sözcüsü Peskov’a, Zelenskiy’in bu açıklamasını da sordular. Peskov’un yanıtı ise “Bu açıklamayı yorumsuz bırakacağım” şeklinde oldu.
Bu “yorumsuz” yanıttan, Erdoğan’ın Kiev’in listesini Moskova’ya ilettiği sonucu çıkıyor. Bunu da bir arabuluculuk olarak kabul edebiliriz.
Anlaşılan o ki, Moskova Erdoğan’ın daha alt seviyede ve teknik anlamdaki işlerde arabuluculuğuna evet diyor ama daha üst seviyedeki bir siyasal görüşmede arabuluculuğunu kabul etmiyor.
ARABULUCULUĞUN ÖNÜNDEKİ ENGEL
Pek şaşırtıcı değil. Zira arabuluculuk için iki tarafla da iyi ilişkinizin olması gerek şarttır ama yeter şart değildir. Eğer bir tarafla ilişkinizdeki iyi olan yan, diğer tarafa olumsuz yansıyorsa, arabuluculuğunuz pek olası değildir.
Örneğin SİHA’lar Ukrayna ili iyi ilişki demektir ancak Rusya ile sorun anlamına gelir.
Örneğin Kırım politikanız Ukrayna ile iyi ilişki demektir ama Rusya için sorun anlamına gelir.
Örneğin Ukrayna’yla Karadeniz’de NATO’nun Rusya karşıtı tatbikatlarına katılıyorsanız, bu Ukrayna ile iyi ilişkiler demektir ancak Rusya ile sorun anlamına gelir.
Yani arabuluculuk için iki tarafla da iyi ilişkinizin olması gerekir ama bu ilişkilerin tarafların çıkarlarını rahatsız etmemesi gerekir.
TÜRKİYE-RUSYA İŞBİRLİĞİNİN DEĞERİ
Buradan Türkiye-Rusya ilişkilerine gelecek olursak…
ABD’nin rahatsız olduğu ve sabote etmeye çalıştığı bu işbirliğinin siyaseten ne kadar değerli olduğunun kanıtı, Dağlık Karabağ’dır. Türkiye-Rusya işbirliği, yıllardır bekleyen bu sorunu çözmüş oldu.
Şöyle bir genelleme de yapabiliriz. Marshall Yardımı’nı esas alırsak, 1947’den bu yana var olan Türk-Amerikan işbirliği Türkiye’nin yararına hiçbir soruna çözüm getirmedi. Dahası ABD Kıbrıs başta Türkiye’nin kendisinin çözmeye çalıştığı sorunlarda da Türkiye’nin karşısında oldu. Hatta ABD Türkiye’nin terörle mücadelesinde bile engeller çıkardı ve en sonunda teröre desteğini de açıkça sergilemeye başladı.
Yani 74 yıllık Türk-Amerikan işbirliği Türkiye yararına tek bir soruna bile çare olamamışken, birkaç yıllık Türkiye-Rusya işbirliği, üstelik iktidarın bu işbirliğini ABD’yle pazarlıkta kullanmasına rağmen, Türkiye yararına bir sorun (Dağlık Karabağ) çözebilmiştir.
Dolayısıyla Türkiye’nin Ukrayna’yla ilişkilerini, Rusya’yla işbirliğinde sorun yaratmayacak çerçevede tutmasında sayısız yarar vardır. Kaldı ki ABD’nin kullandığı Ukrayna konusu, aslında Karadeniz bağlamında Türkiye’nin çıkarlarına zaten aykırıdır. Türkiye’nin Karadeniz’deki çıkarı, ABD’nin Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO’ya üye yaparak Karadeniz’i bir NATO gölü yapmaya çalışmasında değil, NATO’yu Karadeniz’den uzak tutarak Karadeniz’i Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin konusu olarak tutabilmesindedir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
30 Kasım 2021
ABD’nin Tayvan ve Ukrayna’ya saldırı yalanı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 23/11/2021
Son zamanlarda dünya basınında en fazla yer bulan iki haber; Çin’in Tayvan’a, Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağı şeklinde…
Washington merkezli iki kara propaganda olduğu belli olan bu haberler, sürekli Batı basınında yer buluyor.
Oysa böyle bir durum yok. Dahası, Moskova ve Beijing, bunların yalan haber olduğunu açıklamasına rağmen, saldırı haberleri hemen her gün Batı basınında yer almaya devam ediyor.
BİDEN-BLİNKEN YALANLARI
Öte yandan yalanın merkezi, yalanı kuvvetlendirmek ve yalan gerçekmiş algısı oluşturabilmek için, Goebbels yöntemlerine başvuruyor: ABD yetkilileri, Rusya’nın Ukrayna’ya ve Çin’in Tayvan’a saldırı durumunda ne yapacaklarını bile dünyaya açıklıyorlar!
Örneğin ABD Başkanı Biden ve ABD Dışişleri Bakanı Blinken, son bir ayda birkaç kez “Çin saldırısı durumunda Tayvan’ı savunacağız” dedi.
Koroya katılan ABD’nin AUKUS ortağı Avustralya ise “ABD’nin Tayvan’ı Çin’e karşı savunmasını destekleyeceğini” açıkladı.
KISSINGER’IN SAPTAMASI
Yalan rüzgârı öylesine esiyor ki, ABD’nin ünlü eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bile bu konudaki görüşünü açıkladı ve “Çin’in Tayvan’ı askeri olarak etmesini beklemiyorum” dedi.
Kuşkusuz ABD-Çin ilişkilerinde önemli bir yere sahip olan ve Çin yönetim anlayışını iyi tanıyan Kissinger doğruyu söylüyor. Zira Beijing’in “tek Çin” politikası var ama bu politikasını zamana yayarak ve ikna yöntemiyle uygulamayı esas alıyor.
Çin, Tayvan’ı işgal ederek “tek Çin” politikasını uygulamak istese, bugüne kadar çoktan yapardı. ABD de bunu engelleyemezdi. Ancak Beijing’in böyle bir politikası olmadı.
SALDIRDIKLARI RUSYA’YI SALDIRGAN İLAN EDİYORLAR
Benzer durum Rusya-Ukrayna ilişkisi için de geçerli. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmak ve bu ülkeyi işgal etmek diye bir politikası yok.
Tersine, Rusya saldırgan taraf değil savunmada olan taraf. Moskova, Ukrayna cephesi üzerinden ABD ve AB saldırganlığını durdurmaya çalışıyor.
Emperyalist ikiyüzlülük işte tam da bu: Tayvan üzerinden Çin’i ve Ukrayna üzerinden Rusya’yı hedef alan ABD, kendi saldırganlığına kılıf örtmek için Çin’in Tayvan’a, Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağını propaganda ediyor.
İSTİKRARSIZLAŞTIRMA KONSEPTİ
Kuşkusuz Moskova da Beijing de durumun farkında. Dahası, Moskova son açıklamalarıyla Ukrayna’nın oynadığı role de mercek tuttu.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un saptaması dikkat çekici: “Sanatçıların, yönetmenlerin ve yazarların defalarca işlediği ve özellikle ‘Kuyruk köpeği sallıyor’ filminde anlatılana benzer kasıtlı provokasyonları görüyoruz. Şu anda olanlar, Kiev rejiminin kendisini bazen iddia ettiği bazen de inkar ettiği ‘Rus saldırganlığının’ bir kurbanı olarak sunma arzusunu yansıtıyor.”
Rusya, ABD’nin Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz hattı üzerinden kendisini sıkıştırmaya çalıştığını görüyor. Özellikle son dönemde Karadeniz’de sık sık yapılan plansız tatbikatların amacını Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, şu sözlerle ortaya koyuyor: “ABD’nin Karadeniz’deki askeri tatbikatları kesinlikle Rusya’nın tepkisini açık biçimde test etme ve bölgedeki gerilimi güçlendirme girişimi. Tüm bunlar çevreleme, çok agresif bazı durumları oluşturma, genel olarak durumu istikrarsızlaştırma konseptine uyuyor.”
ABD’NİN KULLANDIĞI ÜLKELER
Ukrayna ile Tayvan arasında binlerce kilometre var. Ama iki konunun da ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı kullanılan konusu olduğunu tek başına şu örnek bile resmediyor: Ukrayna’nın kuzey komşusu Litvanya, Tayvan temsilciliğine onay verdi.
Litvanya son göç krizi konusunda da Polonya ile birlikte Rusya-Belarus işbirliğini hedef alan operasyonda rol alıyor. Tabii ABD adına…
ÇEVRELEME HATLARI
Büyük tablo şöyle: Baltık bölgesinden Doğu Avrupa’ya, oradan Karadeniz’e inen hat, bir kolu Ege’den Doğu Akdeniz’e uzanıyor, bir kolu Kafkasya üzerinden Orta Asya’ya uzatılmaya çalışılıyor ve bir hat da merkezinde Tayvan olmak üzere Hindistan ile Japonya arasında genişletilmeye çalışılıyor.
Yani ABD emperyalizmi, saldırdığı hedefini saldırgan ilan edip, kendisine savunman pozisyonu üretiyor.
Neyse ki, Irak’ta kimyasal silah yalanı başta olmak üzere son yıllardaki pek çok yalanı, artık dünya kamuoyunu o kadar kolay kandıramayacağını gösteriyor.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
23 Kasım 2021
Göç krizi ve Avrupa’nın ikiyüzlülüğü
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 16/11/2021
Belarus’tan Polonya’ya (yani AB’ye) geçmek üzere sınırda bekleyen yaklaşık 2 bin göçmen nedeniyle dünya alarmda…
AB’nin çeşitli kurumları toplantı üzerine toplantı yapıyor, AB Belarus’a uyguladığı yaptırımları genişletme kararı alıyor. BM ve NATO üst üste açıklamalar yayımlıyor. ABD Rusya’yı suçluyor.
Ukrayna alarmda. Letonya Belarus sınırında askeri tatbikat başlattı. Türkiye, AB baskısı nedeniyle Irak, Suriye ve Yemen vatandaşlarına İstanbul-Belarus uçak bileti satmama kararı aldı. Konu, Irak Kürt Bölge Yönetimi ile PKK arasında bile krize neden oldu.
FRANSA-İNGİLTERE GÖÇ KRİZİ
Oysa bu süreçte, Fransa ile İngiltere arasında da bir göç krizi var ve neredeyse haber değeri bile görmüyor. Üstelik Belarus-Polonya sınırında bekleyenlerin yaklaşık iki katı göçmenin Fransa’dan İngiltere’ye geçmiş durumda ve Paris ile Londra karşılıklı birbirini suçluyor.
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u göçmen krizine karşı acilen harekete geçmeye çağırırken, Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin “İngilizlerden ders alacak değiliz” diyor.
Londra, Paris’i önlem almayarak göçmenlerin ülkeye gelişine neden olmakla suçlarken, Paris ise sorunun kaynağında “İngiliz politikalarını” görüyor.
İki ülke arasındaki üst düzey temaslara rağmen 10 günde Fransa’dan İngiltere’ye 3 bin 780 kişinin giriş yaptığı açıklandı. Yani dünyayı ayağa kaldıran Belarus-Polonya sınırında bekleyen göçmenlerin yaklaşık iki katı…
BATI’NIN İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Peki Belarus’tan Polonya’ya geçmen isteyen göçmenler tüm dünyanın sorunu olurken, Fransa’dan İngiltere’ye geçmek isteyenler neden haber bile olmuyor, neden sadece iki ülke arasındaki bir kriz olarak kalıyor?
Bu, işte “medeni” Avrupa’nın gerçek yüzünü resmeden somut durumdur. Zira mesele göçmenlerden ziyade, Batı’nın Belarus karşıtlığıyla ilgilidir. Belarus’un Doğu Avrupa’da Rusya’yla işbirliğini sürdürüyor olmasından Batı’nın duyduğu rahatsızlıktır.
Konunun politik güç mücadelesi boyutunu, 13 Kasım’da Cumhuriyet gazetesinde “Polonya-Belarus göç krizinin perde arkası” başlığıyla inceledim. O nedenle yinelemeyeceğim ve CRI Türk okurlarına o yazıyı bulup okumalarını önereceğim.
Bu yazıda, daha çok Batı’nın göçmen politikalarının ikiyüzlülüğü üzerinde duracağım.
PUTİN: GÖÇ KRİZİNİ BATI YARATTI
Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin, çok önemli bir soru soruyor: “Belarus mu bu sorunun öncüsü?”
Ve Putin kendi sorusuna şu yanıtı veriyor: “Hayır, bunlar Batılı ülkelerin, Avrupalı ülkelerin kendileri tarafından yaratılan sebeplerdir. Bunlar, siyasi, askeri ve ekonomik niteliktedirler. Askeri nitelik çünkü herkes Irak’ta askeri operasyonlara katıldı ve şimdi Irak’tan çok sayıda Kürt sınırda. 20 yıl Afganistan’da savaştılar şimdi sınırda daha fazla Afgan var. Belarus’un bununla hiçbir ilgisi yok.”
Kesinlikle böyle…
Ve Avrupa, ABD’yle birlikte sorunun nedeni olmasına rağmen, çözümde yer almayarak, dahası göçmenleri kendi topraklarından uzak tutabilmek için “tampon ülke”leri fonlayarak, tam bir ikiyüzlülük sergiliyor.
Belarus’tan Avrupa’ya geçmek isteyenler kim? Çoğunlukla Iraklı ve Suriyeliler.
Peki Fransa’dan İngiltere’ye geçmek isteyenler kim? Çoğunlukla Libyalılar.
Ya Türkiye’den Avrupa’ya geçmek isteyenler? Çoğunlukla Suriyeliler, sonra Afganlar ve Iraklılar…
ABD ve AB emperyalizminin son 20 yıldır işgal ettiği, saldırdığı, bombaladığı ülkeler bunlar: Afganistan, Irak, Libya ve Suriye…
Yani bu dört ülkeden göçün nedeni ABD ve AB’nin emperyalist politikalarıdır.
SORUMSUZ VE UTANMAZ AVRUPA
ABD terörü kaynağında önlemek bahanesiyle Afganistan’ı, kitle imha silahları olduğu yalanıyla Irak’ı işgal etti. ABD, Fransa ve İngiltere Kaddafi’yi devirmek için Libya’ya, ABD ve İsrail Esad’ı yıkmak için Suriye’ye saldırdı.
Bugün göç krizinden şikâyet eden Polonya dahil pek çok Avrupa ülkesi, Amerikan yalanlarına “inanarak” savaş koalisyonlarına katıldı.
Emperyalistlerin çıkarları nedeniyle milyonlar katledilirken, on milyonlar da göç yollarına düştü.
Şimdi “medeni” Avrupa, kendisinin de nedeni olduğu bu soruna karşı diğer ülkelerle birlikte sorumluluğu üstlenmek yerine, birkaç milyar avro verip Türkiye gibi ülkelere “geri kabul anlaşması” imzalatarak sorumluluktan kaçıyor.
Dahası, Avrupa’ya geçmek isteyen göçmenlere engel olmayan Belarus gibi ülkeleri de utanmazca “göçmenleri siyasi bir kart olarak kullanmakla” suçlayabiliyor!
Uysa göçmenleri yollara düşüren de, kendi sınırından uzak tutmaya çalışan da, sınırı geçeni insanlık dışı uygulamalarla geri iten de, sınırı geçenlere devlet terörü uygulayan da Avrupa’nın kendisidir!
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
16 Kasım 2021
ABD Ankara’dan Montrö’ye göz yummasını istiyor
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 09/11/2021
ABD Donanması subayı Brian Harrington, The Hill gazetesi için kaleme aldığı makalede, “Montrö Sözleşmesi’ne göz yumularak düzenli askeri tatbikatlar yapmanın Rusya’yı Karadeniz’deki hakimiyetten mahrum etmeye yardımı olacağını” söylüyor.
Yani ABD subayı açıkça ülkesinin bir süredir yaptığı türden askeri tatbikatların ve sık sık Karadeniz’e girmesinin, Karadeniz’i Rusya’da dar etmek hedefini taşıdığını belirtiyor. Ve Türkiye açısından daha önemlisi, Amerikalı subay, ülkesinin Montrö Sözleşmesi’ni sulandırma çabalarını ve delme hedefini dile getiriyor.
PENTAGON: KARADENİZ ULUSAL ÇIKARIMIZ
ABD’li subayın söyledikleri, ülkesinin resmi politikasını yansıtıyor elbette.
Daha geçenlerde, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, açık açık Karadeniz’in ulusal çıkarları olduğunu dile getirmişti!
NATO Savunma Bakanları toplantısı öncesi Karadeniz turu yaparak Gürcistan, Ukrayna ve Romanya’yı ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin aynen şöyle demişti: “Karadeniz’in güvenliği ve istikrarı ABD’nin ulusal çıkarıdır ve NATO’nun doğu kanadının güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır” (20.10.2021).
Austin, Romanya ve Yunanistan’daki üslerin, “Rusya’ya karşı caydırıcılık taşıdığını” da belirtmişti.
ABD-NATO İÇİN KARADENİZ’İN ÖNEMİ
Karadeniz’in ABD açısından önemi çok boyutlu. Hatta ABD’nin Baltık Bölgesinden Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay hedefi düşünüldüğünde, Karadeniz’in merkez olduğu da görülecektir.
Nitekim ABD’nin eski Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges, ülkesi açısından Karadeniz’in neden önemli olduğunu şöyle belirtiyor: “Rusya ve İran’ı çevrelemek ve bölgedeki müttefiklerimizi ve dostlarımızı korumak için Karadeniz’e ihtiyacımız var” (25.10.2021).
Karadeniz ABD için bu kadar önemli olduğundan, Washington son NATO Zirvesi’nde konuyu önemli gündem başlıkları arasına almıştı.
Ve 14 Haziran 2021’deki zirveden, Karadeniz merkezli iki önemli karar çıkmıştı:
1) NATO, Karadeniz’deki varlığını, denizde, karada ve havada artırma kararı aldı.
2) Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye yapılması hedefi teyit edildi ve o sürece kadar NATO ülkelerinin bu iki ülkeyle askeri işbirliğini geliştirmesi istendi.
RUSYA VE ÇİN’E KARŞI ABD CEPHELERİ
Yukarıda da belirttik: ABD’nin Rusya ve Çin’e karşı, Baltık bölgesinden başlayıp, Orta Asya’ya uzanan geniş bir yay hattı hedefi var. Ve Karadeniz bu geniş yayın merkezi konumunda…
Bu hatları/cepheleri Batı ve Güney diye adlandırırsak:
ABD’nin Batı hattı, Baltık-Doğu Avrupa-Karadeniz şeklinde. ABD için bu hattın ana hedefi, Rusya’yı batısından ve güney batısından kuşatmak. Ancak ABD bu hat ile şu yan hedeflere de ulaşmak istiyor: Türkiye ile Rusya’nın arasına girmek, Rusya’yı Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’den uzak tutmak, Doğu Avrupa ülkelerini “Rusya tehdidi” diyerek Washington’a çapalamak…
ABD Batı hattının altına bir de yardımcı hat inşa ediyor: Karadeniz-Doğu Akdeniz hattı. Bu hat, esas olarak Yunanistan’a askeri yığınaklanma ile inşa oluyor. ABD Dedeağaç-Ege-Girit hattı ile Rusya’nın Doğu Akdeniz çıkışına baraj kurmayı hedefliyor.
Gelelim Güney hattına…
ABD’nin Güney hattı ise Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya şeklinde. ABD bu hat ile esas olarak Rusya’yı güneyinden, Çin’i de batısından kuşatmak istiyor. Kuşkusuz ABD’nin yan hedefleri de var. Hattın Kafkasya ayağı üzerinden Rusya ile İran’ın, hattın Orta Asya’nın batısı ayağı üzerinden Rusya ile Hindistan’ın ve Orta Asya ayağı üzerinden de Rusya ile Çin’in arasına girmek…
AMİRALLERİN UYARISININ HAKLILIĞI
Özetle ABD planlaması gereği Karadeniz’e büyük önem veriyor. Türkiye’yi NATO üyeliğinin sorumlulukları üzerinden Rusya’ya karşı karşıya getirmeye çalışan ABD’nin gözünü Montrö Sözleşmesinin sulandırılmasına ve delinmesine dikmiş olmasının üzerinde önemle durulmalı…
Bir süre önce konuya vakıf 104 amiralin kamuoyunu bilgilendirerek dikkat çektiği durum, bugün çok daha yakıcı bir hal almıştır.
Ankara’nın Montrö Sözleşmesine sahip çıkması ve “Karadeniz’i Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin konusu” olarak görme anlayışını sürdürmesi, ulusal güvenlik bağlamında kritik önemdedir.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
9 Kasım 2021
Ortak mekanizma mutabakatının anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 02/11/2021
Erdoğan’ın ABD bayrağı önünde, Biden’ın Türk bayrağı önünde poz vererek başladığı Roma görüşmesi; özetle “diyalog var, mesaj var, ortak mekanizma mutabakatı bile var ama çözüm yok” şeklinde sonuçlandı.
Hep belirttik: Türk-Amerikan ilişkileri bağlamında masada büyük sorunlar var. Bu sorunların çözümü Ankara ya da Washington konum değiştirmedikçe mümkün değil. Yani ABD, Türkiye karşıtı hamlelerinden vazgeçmedikçe ya da Türkiye ABD’nin talepleri karşısından büyük tavizler vermedikçe, “çözüm” yok.
Ancak…
Türkiye taviz verdikten sonra ortaya çıkan “çözüm” de, Türkiye’nin çıkarları bakımından çözüm olmayacaktır.
BEYAZ SARAY’IN ‘GÖRÜŞÜLENLER’ LİSTESİ
Görüşmeye ve görüşmeden sonra iki başkentten yapılan açıklamaya gelince…
Beyaz Saray’ın açıklamasına göre;
–Biden, yapıcı ilişkileri sürdürme, işbirliği alanlarını genişletme ve anlaşmazlıkları etkin bir şekilde yönetme arzusunun altını çizdi.
–Biden, Türkiye’nin Afganistan’daki NATO misyonuna yaklaşık yirmi yıldır yaptığı katkılardan dolayı takdirini dile getirdi.
–Biden ve Erdoğan, Suriye’deki siyasi süreci, ihtiyaç sahibi Afganlara insani yardımın ulaştırılmasını, Libya’daki seçimleri, Doğu Akdeniz’deki durumu ve Güney Kafkasya’daki diplomatik çabaları ele aldı.
–Biden, ABD ile Türkiye’nin savunma ortaklığını ve Türkiye’nin bir NATO müttefiki olarak önemini yeniden teyit etti, ancak ABD’nin Türkiye’nin Rus S-400 füze sistemine sahip olması konusundaki endişelerine dikkat çekti.
–Biden, barış ve refah için güçlü demokratik kurumların, insan haklarına saygının ve hukukun üstünlüğünün önemini vurguladı.
Ancak….
ANA KONU F-16
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beyaz Saray’ın açıklamasını yalanlayarak, Biden’la 70 dakikalık görüşmesinde Doğu Akdeniz konusunun gündeme gelmediğini belirtti: “Görüşmede, Doğu Akdeniz gündemimize gelmedi. Gelmediğine göre de Sayın Biden’ın gündeminde değil, benim de gündemimde değil.”
Kuşkusuz ABD’nin AB’yle birlikte Türkiye’yi sıkıştırmaya çalıştığı Doğu Akdeniz konusunun Erdoğan’ın gündeminde olmaması, ülkemiz açısından fazlasıyla sorunlu!
Açıklamalara bakılırsa, 70 dakikalık görüşmede en ağırlıklı yer tutan konu, F-16 konusuydu. Ancak Erdoğan’ın, F-35’ler yerine F-16 alınması ya da mevcutların modernizasyonu konusunda Biden’dan “olumlu yaklaşım gördüğünü” belirtmesi, öncelikle Amerikan Kongresinin gerçekleriyle örtüşmüyor.
Ama daha önemlisi de şudur: ABD Kongresinin F-16 talebini kabul etmesi durumunda, Türkiye parasının karşılığını alt nesil uçakla tahsil etmiş olacak ki, bu da sonuç bakımından Türkiye’nin çıkarlarına uygun bir durum değildir.
ROMA MUTABAKATI
Erdoğan ile Biden’ın 70 dakikalık görüşmesinde neyin ele alınıp neyin ele alınmadığının aslında pek bir önemi yok. Zira ele alınan konularda bir çözüm yok, ilerleme olasılığı da yok.
Nitekim, AKP medyasının “Roma mutabakatı” diye sevindiği tek konu, tarafların üzerinde anlaştığı “ortak mekanizma” konusudur ki, bu da bize göre Türkiye açısından çok sorunlu bir konudur. Şöyle ki:
Cumhurbaşkanlığının açıklamasına göre “İki lider Türkiye-ABD ilişkilerini daha güçlendirmek ve geliştirmek için müşterek irade beyanında bulundu ve bu doğrultuda ortak bir mekanizma kurulması konusunda mutabık kaldı.”
NATO üyeleri olan Türkiye ile ABD’nin “ilişkileri geliştirmek” için bir “ortak mekanizmaya” ihtiyaç duyuyor olması, aslında Türk-Amerikan ilişkilerinin gerilediği seviyeyi göstermektedir. Ortak mekanizmanın Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlara çözüm bulmak bakımından pratikte bir anlamı da yoktur.
Ortak mekanizmanın tek hedefi vardır: Türk-Amerikan ilişkilerinde masanın devrilmesini önlemek. Ankara ve Washington, aslında bu ortak mekanizmayla, iki ülkeyi son büyükelçiler krizindekine benzer sorunlardan korumakta mutabakata varmıştır. Şöyle ki, bu mekanizmayla, sorunlara dair çıkışlar, liderlerden önce heyetler arasında yumuşatılmış olacak. Roma mutabakatı dedikleri, işte budur.
Sonuç olarak Erdoğan ve Biden, bırakın Türk-Amerikan ilişkilerindeki tek bir sorunu bile çözmeyi, 70 dakikada görüşüldüğü belirtilen konular listesinde bile mutabık değildirler. Mutabakata vardıkları tek konu olan “ortak mekanizma” ise büyükelçiler krizi gibi sorunları liderler öncesinde “heyetler arasında” soğutma mutabakatıdır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
2 Kasım 2021
Karadeniz-Suriye hattında NATO’culuk
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 26/10/2021
Karadeniz’le arasında bir deniz ve bir okyanus ile bir kıta bulunan ABD, Karadeniz’i ulusal çıkarı ilan etti!
NATO Savunma Bakanları toplantısı öncesi Karadeniz turu yaparak Gürcistan, Ukrayna ve Romanya’yı ziyaret eden ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Karadeniz’in güvenliği ve istikrarı ABD’nin ulusal çıkarıdır ve NATO’nun doğu kanadının güvenliği açısından kritik önem taşımaktadır” dedi (20.10.2021).
Eski CENTCOM Komutanı ve eski ABD Genelkurmay Başkanı Yardımcısı olan Austin, Romanya-Mihail Kogalniceanu hava üssü ile Yunanistan-Dedeağaç’taki askeri yığınağın, “Rusya’ya karşı caydırıcılık taşıdığını” belirtti.
ABD’NİN RUSYA VE İRAN’I ÇEVRELEME HEDEFİ
Bir başka asker, ABD’nin eski Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı Ben Hodges da Austin’le aynı fikirde. “Stratejik düşünmek gerektiğini” söyleyen Hodges, “Rusya ve İran’ı çevrelemek ve bölgedeki müttefiklerimizi ve dostlarımızı korumak için Karadeniz’e ihtiyacımız var” dedi (25.10.2021).
Biden hükümetinin Karadeniz hamlelerini yeterli bulmayan Ben Hodges şunları öneriyor:
– Rusya’ya diplomatik baskı artırılmalı.
– Bölge ülkelerine yapılan ekonomik yatırımlar artırılmalı.
– Ukrayna ve Türkiye ile ilişkiler nitelikli şekilde iyileştirilmeli.
AUSTIN-AKAR GÖRÜŞMESİ
ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, Karadeniz turunun ardından katıldığı NATO Savunma Bakanları toplantısı sırasında, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’la bir görüşme yaptı. Anadolu Ajansı’nın aktardığına göre, “görüşmede, Roma’da gerçekleştirilecek G20 Liderler Zirvesi öncesinde olumlu gündem oluşturulması için ayrıntılı bir görüşme yapılmasının gerekliliği ele alındı.” (AA, 21.10.2021).
İlginçtir, Austin’in NATO temaslarını değerlendiren ve ABD-Türkiye-NATO üçgeni içinde ilişkileri analiz eden ABD’nin ünlü Foreign Policy dergisi ise Akar’ı “anlaşması en rahat Türk yetkili” ilan ediyordu.
Austin ile Akar, Biden ve Erdoğan için “olumlu gündem” oluşturabildi mi, bilmiyoruz ancak AKP’nin bu süreçteki NATO faaliyetleri, Washington’u fazlasıyla memnun etti.
NATO’NUN KARADENİZ’E ODAKLANAN RUSYA KARŞITI PLANI
Sondan başlarsak, NATO Savunma Bakanları, “Karadeniz’e odaklanan Rusya karşıtı master planı” onayladı (21.10.2021).
Türkiye’yi Karadeniz’de Rusya’yla karşı karşıya getirecek plana Hulusi Akar’ın itirazı yok!
Neden olsun ki!
Öncesinde de NATO Parlamenterler Meclisi’nde görevli AKP’liler NATO’yu Rusya’ya karşı Suriye’ye çağırıyorlardı!
NATO Parlamenterler Meclisi Türk Grubu Başkanı ve AKP Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak, 11 Ekim 2021’de yapılan NATO Parlamenterler Meclisi Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, İdlib’deki Rusya ve Suriye saldırılarının durdurulması için NATO’dan destek talep etti! (Cumhuriyet, 19.10.2021).
Neyse ki NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Bak’ın talebini reddetti: “Bazı NATO müttefiklerinin Suriye’de sahada varlıkları bulunuyor, fakat NATO’nun sahada bir varlığı yok. Suriye’de sahada bir NATO misyonu ya da NATO varlığı olmamalıdır.”
Bitmedi…
NATO Parlamenter Meclisi Türk Grubu üyesi ve AKP Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız’ın hazırladığı ve 11 Ekim 2021’de Lizbon’daki Genel Kurul’da oybirliğiyle kabul edilen rapor var bir de…
AKP raporunda açık açık şöyle deniyor: “Türkiye, yeniden güçlenen Rusya’ya karşı NATO ittifakına Karadeniz’de önemli caydırıcılık kapasitesi sağlıyor.”
KARADENİZ KARADENİZLİLERİNDİR
10 Batı büyükelçisiyle “istenmeyen kişi” krizi sürecinde bunlar yaşandı işte…
Oysa ABD’nin Karadeniz’i ulusal çıkar ilan etmesi de, NATO’nun Rusya’ya karşı Karadeniz’e odaklanma kararı alması da Türkiye’nin ulusal çıkarına aykırıdır.
Türkiye’yi Karadeniz’de Rusya’yla karşı karşıya getirmek, bir tek Atlantik’in işine yaramaktadır.
Türkiye’nin ulusal çıkarı, Karadeniz’in Karadeniz ülkelerine ait olmasından geçmektedir. ABD’nin Montrö Sözleşmesini zayıflatarak Karadeniz’e sınırsızca girmek istemesi ile Ukrayna ve Gürcistan’ı NATO üyesi yaparak Karadeniz’i adeta bir NATO gölüne çevirmek istemesi, Türkiye’nin çıkarına değil, tersine Türkiye’nin zararınadır.
AKP’li Hulusi Akar, Osman Aşkın Bak ve Ahmet Yıldız’ın NATO’daki faaliyetleri, AKP iktidarının resmi politikasıdır ve Ankara’yı önümüzdeki dönemde büyük sıkıntılara sokma potansiyeli taşımaktadır.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
26 Ekim 2021
Büyükelçinin ABD’ye uzlaşma mesajı
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 19/10/2021
Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, aynı zamanda AKP’nin kurucusu. Dahası, AKP’nin kuruluş sürecinde Erdoğan’ın ABD ilişkilerini düzenleyen isimlerin başında geliyor.
Erdoğan, Mercan’ı, ABD’yle ilişkilerin en sıkıntılı olduğu bir dönemde, Washington’a büyükelçi olarak gönderdi.
Amaç açık: AKP ile ABD’nin ilişkilerini restore etmek…
ABD ADINA AVRASYA’DA KOÇBAŞI OLMA TEKLİFİ
Murat Mercan da, işte bu amaçla, ABD’nin savunma ve ulusal güvenlik analizlerinin yer aldığı “Defense One” için bir makale yazdı.
“Türkiye ile ABD Arasında Uzlaşma Zamanı Geldi” başlıklı makale özetle AKP’nin ABD’ye “uzlaşalım ve anlaşalım” diyerek el uzatması anlamına geliyor.
AKP’li büyükelçi Murat Mercan’ın Erdoğan adına Biden yönetimine verdiği mesajlar şunlar:
– Ortadoğu, Kuzey Afrika, Karadeniz Havzası ve Asya’da çıkarlarımız ortak.
– Türkiye ve ABD bu nedenle aralarındaki kademeli yakınlaşma alanlarını araştırmalı.
– Türkiye yetenekli, istekli ve güvenilir bir NATO müttefikidir.
– Türk ordusu, Libya ve Suriye’de yeteneğini gösterdi.
– Avrasya bilmecesinin sularında istikrarlı ve güvenli bir şekilde gezinmek için transatlantik topluluğun rol modellere ihtiyacı var.
– Türk askeri varlığı Büyük Avrasya’daki güç dengesinin transatlantik topluluğu lehine çevrilmesine yardımcı oldu.
– Türkiye ve ABD birlikte çalışmalıdır.
Tek kelimeyle Türkiye adına “vahim” mesajlar…
Türkiye’nin, daha doğrusu AKP’nin Washington Büyükelçisi Murat Mercan, ABD’ye, Transatlantik dünya adına Avrasya’da “koçbaşı” olmayı teklif ediyor.
TÜRK-AMERİKAN SORUNLAR LİSTESİ NE DURUMDA?
Peki Türkiye ABD adına Avrasya’da nasıl koçbaşı olabilecek?
Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar çözüldü de bizim mi haberimiz yok?
– ABD teröre destek vermeyi mi kesti?
– ABD FETÖ’cüleri korumayı mı bıraktı?
– ABD Doğu Akdeniz’de Türkiye karşıtlığından mı vazgeçti?
– ABD Kıbrıs’ta Türk tezlerini mi destekliyor?
– ABD Ege ve Trakya’da Türkiye’ye karşı askeri yığınak yapmayı mı bıraktı?
– ABD Türkiye’ye “istediğiniz silahı elbette alabilirsiniz” mi dedi?
– ABD Türkiye’nin parasını ödediği F-35’leri mi teslim etti?
Hiçbiri…
Bunlardan teki bile çözülmedi, düzelmedi.
Peki AKP’nin büyükelçisi buna rağmen nasıl oluyor da ABD’ye “uzlaşma” çağrısı yapabiliyor? Nasıl oluyor da ABD adına Avrasya’da “koçbaşı” olmayı teklif edebiliyor?
ULUSAL GÜVENLİK SORUNU
AKP iktidarı siyaseten ve ekonomik olarak sıkışmış durumda. 20 yılda inşa ettikleri “borcu borçla çevirme” ekonomisi iflas etti. Yeni borçlara, yeni kredilere, yeni musluklara ihtiyaçları var. Üstelik seçim sürecine girişlmiş durumda…
Ancak AKP’nin borç bulabilmesi, ABD’nin vereceği desteğe bağlı.
İşte AKP bu nedenle, Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunların teki bile çözülmemişken, Washington’a “uzlaşma” mesajı veriyor, ABD adına rol almayı teklif ediyor…
Özetle AKP iktidarı, iktidarını sürdürebilmek için ABD’nin siyasi ve ekonomik desteğine ihtiyaç duyuyor. Bunun için de siyaseten ağır tavizler vermeye hazır olduğunu beyan ediyor.
Onlarca kez yazdım, ancak bugün için artık daha da yakıcı bir tehlikedir: AKP, ulusal güvenlik sorunudur.
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
19 Ekim 2021