Archive for category Cumhuriyet Gazetesi
Sıkışan iktidarların düşman ihtiyacı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/05/2020
Sıkışan iktidarlar “düşmanla” beslenir: Kimi “Çin, virüsü laboratuvarda üretti” komplosuyla, kimi de “muhalefet darbe yapacak” propagandasıyla başarısızlığını örtmeye, kötü ekonomi tablosunu gizlemeye, safları sıklaştırmaya çalışır.
Evet, virüs salgını nedeniyle Çin’i düşmanlaştıran Trump yönetimi de muhalefeti düşmanlaştıran Erdoğan yönetimi de sıkışık durumda.
Bahçeli’nin IMF karnesi
Ekonomi tablosu kötü ve muhalefet bunun sorumlusu olarak Berat Albayrak’ı suçluyor. Öyle ki Albayrak’ı savunmak için Devlet Bahçeli bile mesaj yayımlıyor. Hem de kendi siyasi geçmişini eğip bükerek…
Şöyle ki, Bahçeli muhalefeti IMF ile işbirliği yapmakla bile suçlayabiliyor! Oysa IMF’yle Türkiye tarihinin en ağır anlaşmasını yapan hükümetin başbakan yardımcısıydı. Kemal Derviş o anlaşmaya dayanarak Türkiye’ye gelip Cumhuriyet’in ekonomi kazanımlarını satmıştı! Yani Bahçeli mevcut siyasiler içinde IMF konusunda en suçlu isimdir!
Muhalefet, muhalefet bile edemiyor
İktidarın “muhalefet darbe yapacak” propagandası ise toplumu bölmese, kutuplaştırmasa, Sevda Noyan gibi tiplere ekrandan tehdit savurma iklimi oluşturmasa, “ucuz siyaset” der geçeriz.
Velev ki muhalefetin darbe yapma hevesi olsun, kiminle yapacak? İstanbul, Ankara ve İzmir belediyelerinin zabıtalarıyla mı? Kaldı ki darbe yapacağından “korkulan” muhalefetten en çok Erdoğan memnun. Zira böyle muhalefetle sürekli iktidarda kalacağını biliyor…
İktidara, en uygun şartlarda bile etkili muhalefet yapamayan muhalefetin “darbeciliği”, sıkışık durumdaki iktidarın saflarını sıklaştırması için bir propagandadan ibarettir özetle…
Listeler ve mermiler
Ancak demin de belirttiğimiz gibi iddianın ciddiyetsizliği nedeniyle “ucuz siyaset” deyip geçemiyoruz; zira oluşturduğu siyasi iklimle ülkeyi bölüyor, kutuplaştırıyor.
Öyle ki Sevda Noyan gibi tipler, ekrandan “darbeci muhalefete” karşı liste oluşturuyor, komşularını da dahil ettiği 50 kişilik liste hazırladığını belirtiyor ve “bizim aile 50’sini götürür” diyerek açık açık ekranda “insan öldürmekten” bahsedebiliyor!
“Ucuz siyaset” diyemiyoruz zira o siyasetin oluşturduğu iklimde “bir kavanoz mermi” görüntüsüyle muhalefet liderleri tehdit edilebiliyor!
Fethullahçılığı ak-lama fırsatı
Ayrıca, sıkışık iktidarın bu safları sıklaştırma hamlesi, Sevda Noyan gibi tiplere kendilerini “ak-lamak” için fırsat da oluşturuyor. FETÖ’cü geçmişlerini örtmek isteyenler AKP’nin muhaliflerine “saldırmakta” öne atlıyor yani…
Sevda Noyan’ın İtalyan vatandaşlığı, FETÖ’nün kanallarında yıllarca program yapan kocasına 15 Temmuz’dan sonra İtalyan pasaportu almaya çalışması gibi konular bir yanda, attığı şu ve benzeri mesajlar da diğer yanda: “Fethullah Gülen Hocaefendi bizim sadece geçmişimiz değil, aynı zamanda hem bugünümüz hem yarınımız… Hatta niyetimiz ahiret birlikteliği.”
İşte “50 kişiyi götürürüm” diyen Sevda Noyan aslında AKP’cilik yapmıyor, bu Fethullahçı geçmişini örtmeye çalışıyor. Bunlara göre en iyi örtme operasyonu da AKP adına muhalefete en saldırgan olmaktan geçiyor haliyle!
Türk-Rus ilişkilerine sabotaj
Şehit olmuş MİT mensubunu deşifre etmekten tutuklu olan gazeteci arkadaşlarımızın iddianamesi yayımlandı. Öyle çok şey yazılıp söylenebilir ki iddianame hakkında, sayfalar yetmez. Ancak makalemizin konusu bağlamında şu kadarını söylemeyelim:
1) FETÖ ile daha etkili mücadele etmek isteyen devlet, Barışları, Muratları tutuklamaz, tersine Barışların da Muratların da kitaplarının daha çok okunmasını sağlar!
2) Barışların ve Muratların tutukluluğuna en çok FETÖ’cüler seviniyor!
3) Murat Ağırel’in yeni çıkan kitabı Sarmal’la ilgili olarak Ahu Özyurt’un Sputnik’teki programına canlı yayında 15 dakika konuk olmasının, iddianamede “HTS kayıtları incelendiğinde, şüphelinin suça konu paylaşım yaptığı gün bir uluslararası haber ajansı ile 15 dakika görüşme yaptığı tespit edilmiştir” şeklinde yer alabilmektedir!
4) İddianamenin en hafifinden “yetersizliğini” ortaya koyan bu “tespit”, dahası iddianame yayımlanmadan önce, tıpkı kumpas günlerindeki gibi, önce gazetelere servis edilmiştir. Sıradan bir canlı yayın bağlantısı, “sır görüşme” diye yandaş basında “operasyonel haber” olmuştur!
5) Kitap tanıtımıyla ilgili bir canlı yayının “Moskova’yla sır görüşme” derecesinde iddianameye girmesi sadece bu meslektaşlarımıza 19 yıl hapis cezası verebilmeye gerekçe bulma çabası olmaktan öte “politik sorunlar” içermektedir! Çünkü bu tür “suçlamalar” son tahlilde Türk-Rus ilişkilerini sabote etmek isteyenlerce kullanılır!
İddianamenin iki çıktısı
Sonuçları itibariyle “MİT şehidinin deşifre edilmesi” denilen bir olay iki sonuç doğurmaktadır:
1) Türkiye’de FETÖ ile en iyi mücadele eden gazeteciler etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır.
2) Devletin Rusya ile yürüttüğü bölgesel işbirliği hedef alınmaktadır.
Bu iki çıktıyı görmeden meseleyi “ama MİT kanunu var” düzleminde yorumlamak, Türkiye’nin “ciddi devlet kapasitesi” açısından büyük eksiklik olacaktır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Mayıs 2020
Maske ve füze diplomasisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/05/2020
S-400’lerin aktive edilmesinin ertelendiği, bu konuyu ele aldığımız makalemizin yayımlandığı gün, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın tarafından da teyit edildi.
Kalın, ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ile birlikte katıldığı Atlantic Council panelinde açıkladı: “Koronavirüs nedeniyle S-400’lerde bir erteleme oldu ama süreç planlandığı gibi ilerleyecek” (30.4.2020).
Ne kadar ertelendi? Belli değil…
20 Nisan’da Reuters’a açıklama yapan bir Türk yetkili, birkaç ay ertelendiğini söylemişti.
O zaman da sormuştuk: Bir silah/savunma sisteminin aktif hale getirilmesinin virüs salgınıyla ne ilgisi var? Örneğin salgın var diye TSK tankları çalıştırmıyor mu? Örneğin salgın var diye radarlarımız kapalı mı? Örneğin salgın var diye savaş uçaklarımız havalanmıyor mu?
Böyle mazeret olur mu? Oldu!
Ancak bunun bir “taktik erteleme” olduğu anlaşılıyor…
ABD’ye dolar başvurusu
Türkiye’nin borca ihtiyacı var. Hazine ve Maliye Berat Albayrak, daha önce yaptığı gibi Londra tefecileri ve New York bankerleriyle görüşmek zorunda kalabilir…
Çünkü Merkez Bankası’nın döviz rezervleri hızla eriyor…
Ki AKP hükümetinin dolar ihtiyacı için daha şubat ayında ABD’ye başvurduğu ortaya çıktı: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dolar ihtiyacını karşılamak için takas hattına (swap line) dahil olmak üzere ABD Merkez Bankası’na (Fed) başvurmuştu!
Ancak bu konuda olumlu bir yanıt alınamayacağı düşünülüyor olmalı ki, Berat Albayrak, “Birden fazla ülke ile swap anlaşması yapabiliriz” dedi (6.5.2020).
Diğer yandan Berat Albayrak’ın 6 Mayıs’ta Citigroup ve Societe Generale’in düzenlediği toplantıda yabancı yatırımcılarla buluştuğu da açıklandı.
Kısacası hükümet para arıyor…
AKP’den ABD’ye, ABD’den YPG’ye
Ne demişti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen 34 ülkeye yardım elimizi uzattık.”
Bunu 15 Nisan’da söylemişti Çavuşoğlu…
Ve Türkiye’nin ihtiyacı varken, AKP hükümeti sonrasında da sağlık malzemeleri dağıtmaya devam etti. Hatta iki kez de ABD’ye!
İşin vahimi, ABD’ye sağlık malzemeleri gittikten sonra, ABD de PKK’nin Suriye kolu YPG’ye sağlık malzemeleri gönderdi! (1.5.2020).
Peki “kendimizin ihtiyacı” varken bu sağlık malzemeleri neden ABD başta olmak üzere kimi ülkelere gönderiliyordu? İyilik olsun diye mi?
Oysa hükümetlerin görevi önce kendi vatandaşlarının ihtiyacını karşılamak değil midir?
Bedava maske propagandası
Önce maske satışını yasakladılar, “biz dağıtacağız” dediler.
Bu aslında muhalif belediyelerin çalışmalarına karşı iktidarın “maskeli iç diplomasisinin” gereğiydi. Bedava maske dağıtan hükümet iyi prim yapardı…
Peki nasıl dağıtacaktı? Önce PTT ile dağıtmaya kalktılar olmadı, sonra e-devlet başvurusu ile denediler olmadı, ardından telefona kısa mesaj ile gelen kod üzerinden eczanelerin dağıtmasına karar verildi, yine olmadı. Çalışanlara iş yerleri temin edecek dendi sonra. Ve “Hayat Eve Sığar” uygulaması ile başvuru yapılacağı duyuruldu ardından.
Olmadı, olmadı…
Tüm bu süreçte maskesiz sokağa çıkmak zorunda kalanlara da çatır çatır para cezası kestiler…
En sonunda “maske satışı serbest” bırakıldı!
Yani en başa dönüldü…
Oltadan kurtulmak
Hükümetin içeride sağlık ekipmanına ihtiyaç varken ABD’ye ve İngiltere’ye sağlık ekipmanı “yardımı” yapması da, defalarca “Nisan’da aktive edilecek, geri dönüşü yok” denildikten sonra S-400’leri salgın bahanesiyle ertelemesi de, para aramasıyla ilgili…
İktidar, o borcun bulunabilmesinin yolunun S-400’leri ertelemekten geçtiğini düşünüyor…
Oysa bu olta gibidir; ertelediniz diye borç vermezler ama aktive edemeyesiniz diye sürekli borca ihtiyaç duyar halde tutarlar!
Üstelik bu kısırdöngüyü sağlayacak “dış operasyonların” başarılı olabilmesini de siz kolaylaştırmışsınızdır: Özelleştirerek, yabancılaştırarak, satarak, kapatarak, tarımı ve sanayiyi çökerterek, ekonomiyi betona ve turizme bağlayarak, kamu kaynaklarının transferi yoluyla yandaş işadamı zümresi oluşturarak…
Kısacası Türkiye’nin bu “maskeli” siyasetten arınması gerekiyor!
Üretimi esas alan, Özal-Çiller-Erdoğan üçlüsünün sattığı stratejik kurumları kamulaştıran, bölge merkezli dış politika uygulayan, S-400’leri pazarlık aracı yapmayıp savunması için kurup çalıştıran, “yurtta barış, komşularda barış” diyen ve Şam yönetimiyle anlaşan, bölgesinde İran, Irak ve Suriye ile güçlü bir hat kuran, bağımsız, laik ve demokratik bir Türkiye’ye hepimizin ihtiyacı var…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Mayıs 2020
Darbenin sözleşmesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 08/05/2020
ABD’nin Venezüella’daki son darbe girişimi de başarısız oldu. Üstelik bu sefer yapılışı itibariyle Domuzlar Körfezi çıkarmasına benzediği için, fiyaskosu onunla karşılaştırılıyor.
Dahası bu son darbenin belgesi ile önceki darbenin sözleşmesi de ortaya çıktı! Yani Amerikan darbeciliğinin başarısızlığı, ifşasını doğurdu…
ABD’li özel güvenlik şirketi: Silvercorp
Geçen ay bu köşede ABD’nin başarısız darbe girişimlerinin ardından bir kez de “uyuşturucu komplosu” ile Nicolas Maduro’yu sıkıştırmaya çalıştığını anlatmıştık.
Amerikan hegemonyasının inişe geçmesinin, bu ülkeyi artık arka mahallesinde parmak şıklatarak hükümet değiştiremez duruma getirdiğine dikkat çektik hep. İşte bu süreçte, ilk Amerikan darbesi de ifşa olmaya başladı.
Neydi o ilk darbe? Özetlersek, ABD destekli Juan Guaido 2019 Ocak ayında kendisini devlet başkanı ilan etmişti. Ardından da 30 Nisan’da bir grup askerle birlikte poz vererek Maduro‘nun görevden alınması çağrısı yapmıştı.
Maduro halkın desteği ile darbe girişimini püskürtmüş, o askerler de yurtdışına kaçmak zorunda kalmıştı.
İşte 30 Nisan darbesinin birinci yılında, darbede görev alanlardan birinin ABD ordusunun eski yeşil bereli askeri Jordan Goudreau olduğu ortaya çıktı: Yeşil bereli Goudreau, 300 silahlı “paralı askerle” birlikte Güney Amerika’nın kuzey ucundan Venezüella’ya gizlice girmeye çalışmıştı (2.5.2020).
Ardından gazeteci Patricia Poleo, yeşil bereli Jordan Goudreau’nun “yeni bir darbe girişimi” için Guadio ile imzaladığı sekiz sayfalık sözleşmesinin belgesini yayımladı (4.5.2020).
ABD’li eski asker Goudreau, 16 Ekim 2019 tarihli belgeyi “Silvercorp USA, Inc” CEO’su olarak imzalamıştı. Silvercorp ise ABD’li bir güvenlik şirketiydi.
Trump yönetiminin desteklediği Guadio da sözleşmeye “Venezüella Devlet Başkanı” sıfatıyla imza atmıştı!
Operasyonun adı: Gideon
Tüm bunlar yaşanırken, 3 Mayıs’ta ABD bir kez daha Venezüella’da darbe yapmaya kalktı! Bir grup ağır silahlı paralı asker, başkent Caracas’ın kuzeyindeki La Guaira limanından Venezüella’ya sızmaya çalışırken yakalandı.
Maduro, kendisine suikast düzenleyecek bu paralı askerlerle ilgili görüntüleri servis etti. Üstelik darbenin görüntülerinin dışında, Maduro yönetiminin elinde tanık ifadeleri de vardı.
İki paralı askerin üzerinde ABD pasaportu, ehliyeti ve bir ABD güvenlik şirketine ait kimlik kartı vardı. Hangi güvenlik şirketi sizce? Evet, önceki darbeyle ilgili sözleşmede adı geçen Silvercorp!
Washington Post gazetesi ortaya çıkan kanıtları daha önce şirketin CEO’su sıfatıyla darbe sözleşmesi imzalayan yeşil bereli Jordan Goudreau’ya sordu. 2018 yılında Florida’da kurulan Silvercorp’un CEO’su, görüntüleri servis edilen iki ABD’linin isimlerinin açıklandığı üzere eski ABD özel kuvvetler askerleri Airan Berry ve Luke Denman olduğunu ve Venezüella’ya sızmaya çalışan 60 kişilik gücün ilk sekiz kişilik grubunda bulunduklarını kabul etmek zorunda kaldı. Operasyonun adı da “Gideon”du.
Yankee İmparatorluğu çökecektir
Kendisini devlet başkanı ilan eden Amerşkancı Guadio ise tüm bunlar olurken ne dedi peki? ABD destekli Guaido, Maduro’dan yakalanan darbecilerin “insan haklarına” saygı göstermesini istedi!
Değil mi, ABD de zaten önce Hugo Chavez’i, ardından da onun takipçisi Nicolas Maduro’yu özgürlükleri kısıtlamakla, insan haklarına saygı göstermemekle suçluyordu!
Ki ABD hangi ülkeye saldırmak, işgal etmek ve yönetimini değiştirmek istiyorsa, o ülkeyi insan haklarına saygı göstermemekle suçluyordu. Yani “insan hakları” bir nevi Amerikan darbeciliğinin parolasıydı!
ABD’nin bu oltasını yutanlar ise -Türkiye’de de olduğu gibi- köşelerinden sürekli “kahrolsun Maduro” sloganı atıyorlardı!
Oysa Venezüella meselesi ABD için bir özgürlük meselesi değildir; petrol ve Amerikan modeline aykırı kamucu model meselesidir.
Ne demişti o kamucu modeli Venezüella’da kuran Hogo Chavez 2009’da? Amerikan Hegemonyasının Sonu isimli kitabımın girişine aldığım o söz şuydu: “Bütün tarih boyunca ABD İmparatorluğu’ndan daha terörist bir devlet görülmemiştir. Yankee İmparatorluğu çökecektir ve bu çöküş bu yüzyıl içinde olacaktır.”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
7 Mayıs 2020
Libya’nın bölünmesi sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/05/2020
Libya Ulusal Ordusu Komutanı Halife Hafter, 27 Nisan’da yayınladığı görüntülü mesajda “Suheyrat Anlaşması’nın hükmünü yitirdiğini ve ülkenin başına geçtiğini” ilan etti!
Hafter’in bu hamlesi, 19 Ocak 2020’de yapılan Berlin Konferansı’nın 55 maddelik sonucunu da ortada kaldırmış oldu. (O konferansı değerlendirdiğimiz makalemizde, 55 maddenin Libya’ya “şimdilik” bir “uzlaşı” getirdiğini, ancak maddelerin sahaya yansıyıp yansımayacağının soru işaretli olduğunu belirtmiştik.)
Berlin Konferansı’nın ‘tek hükümet’ hedefi
Konferans, özetle “ikili iktidar” yapısını tekli hale getirerek Libya’nın birliğini koruyabilmeyi hedefliyordu.
Zira Tobruk merkezli bir Libya Temsilciler Meclisi vardı, bir de Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti… BM nezdinde meşru kuvvet Ulusal Mutabakat Hükümeti’ydi, çünkü 17 Aralık 2015’te Fas’ın Suheyrat kentinde varılan “Libya Siyasi Anlaşması” uyarınca Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi kurulmuştu. Ancak konseyin hükümet listesi Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmayınca, ortaya ikili iktidar çıkmıştı.
Berlin’de mutabakata varılan 25. maddede “Temsilciler Meclisi’nin onayladığı tek, birleşik, kapsayıcı ve etkin bir hükümetin kurulmasını destekliyoruz” denilerek meşruiyet bir anlamda Ulusal Mutabakat Hükümeti’nden Temsilciler Meclisi’ne kaymıştı, bu da Hafter’in elini güçlendirmişti.
Uzatmayalım, 55 madde sahaya yansımadı ve iç savaş sürdü. Üstelik Türkiye’nin askeri desteğiyle Ulusal Mutabakat Hükümeti mevzi de kazandı. Hafter de bunun üzerine kendisini devlet başkanı ilan etti.
Moskova’dan hem Serrac’a hem Hafter’e uyarı
Hafter’in oldubittisi Türkiye başta olmak üzere pek çok devlet tarafından farklı tonlarda tepki gördü. ABD’nin Libya Büyükelçiliği “Hafter’in ülke yönetiminin askerlere geçtiği açıklamasından dolayı üzgünüz” derken, Fransa Dışişleri Bakanlığı “Libya ihtilafının tek taraflı kararlarla çözülemeyeceğine” dikkat çekti.
Tabii esas önemli olan Moskova’nın ne diyeceğiydi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov özetle “Hafter’in Libya yönetimine el koyduğu açıklamasını onaylamıyoruz” dedi ama cümlenin bütünü iki tarafa da işaret ediyordu: “Mareşal Hafter ile konuşmayı reddeden Sayın Serrac’ın son açıklamasını da onaylamadık, şimdi Mareşal Hafter’in tek başına Libya halkının nasıl yaşayacağına karar vereceği açıklamasını da onaylamıyoruz” (28.4.2020).
Moskova, 19 Ocak’taki Berlin Konferansı’yla 27 Nisan’da Hafter’in devlet başkanlığını ilan etmesi arasındaki birkaç gelişmeye işaret etmişti asılında:
19 Şubat’ta Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac, Hafter’le yürütülen müzakereleri askıya aldığını açıklamıştı.
25 Mart’ta Serrac hükümeti “Barış Fırtınası Operasyonu” başlatmıştı. Bu operasyon sonucunda Serrac kuvvetleri 13 Nisan’da Trablus’un batısındaki yedi beldeyi ve doğusundaki Sabrata şehrini ele geçirdi.
Ve Serrac bu askeri başarının üzerine 15 Nisan’da Hafter ile masaya oturmayacağını ilan etti.
Libya’da üçlü iktidar olasılığı
Moskova’dan istediği siyasi desteği en azından resmi olarak alamayan Hafter, bunun üzerine Ramazan dolayısıyla ateşkes ilan etti! Ancak neticede hem sahada hem de diplomasi arenasında büyük kayıp verdi. Dahası bu taktik hatanın ardından Libya’daki ikili iktidar yapısının üçlü iktidara dönüşebileceğinin işaretleri oluştu.
27 Nisan’a kadar Ulusal Mutabakat Hükümeti bir tarafta, Libya Temsilciler Meclisi ve onun desteklediği Libya Ulusal Ordusu Komutanı diğer taraftaydı. Ancak Hafter’in çıkışının ardından Temsilciler Meclisi – Ulusal Ordu ittifakında çatırdama oluştu:
Örneğin Libya Ulusal Ordusu bünyesindeki birlik komutanı Eşref el-Meyyar, Hafter yerine Libya Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’e bağlılığını duyurdu. Örneğin Akile Salih, Hafter’in, büyük kayıplar verdiği için Rusya’nın telkiniyle ateşkes ilan ettiğini açıkladı. Dahası Salih, Rusların “yeni başkanlık konseyi” talebi doğrultusunda BM nezdinde yeni gelişmelerin olabileceğini açıkladı.
Libya’nın birliği Türkiye’nin yararına
Üçlü iktidar olasılığının ortaya çıkıp çıkmayacağı, son tahlilde Ulusal Ordu bünyesindeki birliklerin kopup kopmamasına bağlı…
Ancak üçlü iktidar olasılığından bağımsız olarak, yaşanan bu gelişmelerin Libya’yı “ikiye” bölünmeye götürebileceği ortada.
Bu ise Türkiye’nin Serrac hükümetiyle yaptığı deniz sınır anlaşmasını fiilen ortadan kaldıracaktır. Zira anlaşmaya konu olan Libya sınırı Serrac tarafında değil, diğer tarafta kalıyor.
Dolayısıyla Libya’nın birliği en çok Türkiye için önemlidir!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Mayıs 2020
Yalı-muhafazakârlarının sahte MİT aşkı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/05/2020
Yetenekleriyle değil fakat iktidar propagandası yapmak karşılığında bol sıfırlı maaşlarla oturtuldukları gazete köşelerinden haykırıyorlar: “MİT kanunu varrr! Devlet görevlisini ve ailesini tehlikeye atamazsınızzz! Haberini yapamazsınızzz! Elbette hapse gireceklerrr!”
İktidarla simbiyotik ilişki yaşadıklarından, bununla da yetinmiyorlar! “Odatv de kapatılsınnn” diyorlar, hatta bugünlerde Cumhuriyet’i de susturmaya çalışıyorlar…
MİT Dış Operasyonlar Daire Başkanı Kâşif Kozinoğlu’nu sayfa sayfa teşhir eden, FETÖ’yle birlikte Kozinoğlu’nu hedef alan ve o cinayete ortak olanlar, bugün “devlet görevlisini tehlikeye atamazsınızzz” diyor!
Devletin en mahrem yerlerinden biri sayılan Kozmik Oda’ya FETÖ’nün girebilmesi için sayfalarından düzmece suikast haberi yapanlar, bugün “MİT kanunu var, sırları deşifre edemezsinizzz” diyor!
Açılım günlerinde Öcalan ve PKK’yle “hangi devlet görevlilerinin görevden alınacağının” pazarlığını yapanlar, bugün MİT aşkıyla yanıyor ve “devlet görevlilerini tehlikeye atamazsınızzz” diye nutuk atıyor!
Metastaz ve Sarmal
Barış Pehlivan’ı da, Barış Terkoğlu’nu da, Murat Ağırel’i de tanırım; meslektaşlarım olarak tanırım, mesleğimizin yüz aklarıdır…
Her üçünü, kitaplarının editörü olarak da tanırım; cesur kalemlerdir, kalemlerinden efendilerin mesajları değil, ezilenlerin haykırışları dökülür…
Kırmızı Kedi Yayınevi’nden yayımladığımız Barışların Metastaz’ı ve Murat Ağırel’in Sarmal’ı, sadece iki kitap değil, sistemin içindeki köşe kapma çarpışmasının da tarihi belgeselidir…
Yalılı “yeni-muhafazakarların” yani yalı-muhafazakârlarının Barışlara ve Murat’a “düşmanlığı” tam da bundandır!
MİT cenazesi haberi “bahanesiyle” susturmak istemeleri bundandır!
MİT kanununa aykırılık yok
Evet, bahane diyoruz…
Zira yapılan haberin MİT kanununa bir aykırılığı yok!
Muğla Barosu Başkanı Av. Cumhur Uzun’un saptadığı gibi “MİT kanununda, şehit olduktan sonra bu kişiyle ilgili cenazenin haberleştirilmesinde suç unsurları yoktur” (TELE1, 27.4.2020).
Evet, kanun MIT görevlisinin görevinin ifşasıyla ilgilidir, şehit olduktan sonra cenazesinin haberleştirilmesiyle ilgili değildir!
İlk Erdoğan duyurdu
Kaldı ki konu alenidir. Türkiye, Libya’da şehit verdiğimizi ilk kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duymuştur.
Erdoğan İzmir’de otoyol açılışında aynen şöyle demedi mi: “Libya’da birkaç tane şehidimiz var. Ama birkaç tane şehidimizin karşılığında 100’e yakın lejyonerlerden etkisiz hale getirdik. Şehitler tepesi boş kalmayacak” (22.2.2020).
Kaldı ki öncesinde de Erdoğan “MİT Libya’da üzerine düşen görevleri hakkıyla yerine getiriyor” (6.1.2020) diyerek, herkesin MİT’in Libya’da olduğunu bilmesini sağlamadı mı?
Dahası Erdoğan’ın “birkaç tane şehidimiz var” lafı üzerinden konu günlerce gündemde kalıyor, hatta TBMM’de bir milletvekili basın toplantısı düzenleyerek Libya’da MİT’in şehit verdiğini açıklıyor. Devre arkadaşları şehidin haber ve fotoğrafını sosyal medyadan paylaşıyor.
Manisa protokolüne şehit cenazesine katılması çağrısı yapılıyor. Hatta MİT Başkanı cenazeye “Teşkilat Başkanı” yazılı çelenk gönderiyor.
Odatv’deki cenaze haberinde ise ne şehidin ismi, ne ailesinin ismi ne de cenazenin düzenlendiği köyün ismi var…
Çıkacaklar ve yazacaklar
Tablo buyken, meslektaşlarımız yalı-muhafazakârlarının çabalarıyla 19 yılla yargılanıyor!
Öyle ki katili, hırsızı, rüşvetçiyi, çocuk istismarcısını, mafyayı bile sokağa salan aftan bile yararlanmamaları için gece yarısı operasyonuyla infaz düzenlemesi yaptılar!
İstiyorlar ki Barışlar ve Murat 19 yıl yatsın ve ne Metastaz-2’yi, ne de Sarmal-2’yi yazabilsinler!
Bakın şu kadar net söyleyeyim: Barışlar ve Murat çıkacak ve yazacak; Metastaz ve Sarmal’ın ikincisini de, üçüncüsünü de…
Hep birlikte göreceğiz…
Zira biz bu filmi daha önce de gördük!
Not: Cumhuriyet’in yalıları ürküten haberleri nedeniyle muhabirimiz Hazal Ocak’ı ve foto muhabirimiz Vedat Arık’ı kutluyorum. Onlarla birlikte açılan soruşturmada ifade veren Yazı İşleri Müdürümüz İpek Özbey’i ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürümüz Olcay Büyüktaş Akça’yı yürekten selamlıyorum.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Mayıs 2020
Erdoğan’ın Trump’a ‘ittifakı sürdürme’ mektubu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 01/05/2020
Türkiye, salgınla mücadelede yardımlaşma ve destek için ABD’ye de sağlık malzemeleri yolladı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu yardımla birlikte, Kovid-19’la mücadelede dünyanın en çok tıbbi destek sağlayan üçüncü ülkesi olduğumu ilan etti.
Ne mutlu bize!
Çavuşoğlu kısa bir süre önce de “Kendimizin tıbbi ekipman ihtiyacı olmasına rağmen 34 ülkeye yardım elimizi uzattık” demişti (15.04.2020).
Çavuşoğlu’nun “en çok tıbbi destek sağlayan” üçüncü ülke olduğumuzu ilan ettiği saatlerde ise Türkiye içinde maske dağıtımı konusu belirsizliğini sürdürüyordu. PTT’ydi, eczanelerdi derken bir türlü doğru düzgün dağıtılamayan maskelerin son olarak işyerleri tarafından dağıtılmasına karar verildi!
Neyse, konumuz bu değil. Konumuz, ABD’ye yardım nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Devlet Başkanı Donald Trump’a yolladığı mektup…
ABD’ye verilen mesaj
Erdoğan’ın Trump’a gönderdiği mektubun ilk bölümü iki ülkenin salgınla mücadeledeki başarılarını anlatıyor.
İkinci bölümde Türkiye’nin ABD’nin güvenilir ortağı olduğu, bu nedenle dayanışma sergileyeceğine ABD’nin güvenebileceği belirtiliyor.
Ve bu iki bölümü asıl bölüm izliyor…
Erdoğan Trump’a aynen şöyle diyor: “Suriye ve Libya başta olmak üzere, bölgemizdeki son gelişmeler, Türk-ABD ittifakının ve işbirliğinin en güçlü şekilde sürdürülmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir.”
Hadi Libya’yı geçtik… Fakat Suriye’deki hangi gelişmeler Türkiye-ABD ittifakının sürdürülmesinin gerektiğini göstermiştir?
ABD PKK’nin Suriye kolu olan PYD/YPG’ye TIR’lar dolusu silah yardımı yapaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?
ABD Suriye’nin kuzeyinde bir PYD devleti kurmaktan vaz mı geçmiştir ki Türkiye-ABD ittifakı Suriye’de sürebilsin?
Erdoğan’ın taktik amacı
Kuşkusuz bu iki sorunun Türkiye’nin çıkarına bir olumlu yanıtı yok…
O zaman geriye ne kalıyor?
Suriye’de Rusya ile yürütülen işbirliğinin AKP tarafından sürekli ABD’yle pazarlıkta kullanılan bir kart olduğunu biliyoruz. AKP’nin kendisine Suriye’de alan açan hedefleri konusunda Rusya’yla sorun yaşadığında da, ABD’ye mesajlar vererek Moskova’yı geri adım atmaya zorladığını da biliyoruz.
Bu türden taktik hamleler son dört yıldır çokça sergilendi…
Erdoğan’ın Trump’a “ittifakı sürdürme” çağrısı da yine bu türden bir taktik…
Ancak ekonomik kriz nedeniyle bu kez AKP’nin taktik seviyeyi yükseltmeye çalışabileceğinin işaretleri var.
S-400’lere salgın bahanesi
Anımsayın: S-400’ler 2020 Nisan’ında aktif hale getirilecekti. Türk görevlilerin eğitimi de dahil tüm çalışmalar bu takvime göre yapıldı.
Ancak Nisan ayı geldiğinde farklı bir tablo ortaya çıktı!
20 Nisan’da Reuters’e açıklama yapan bir Türk yetkili, S-400’lerin aktif hale getirilmesinin koronavirüs salgını nedeniyle birkaç ay ertelendiğini belirtti!
Ve bu açıklama yalanlanmadı!
Bir silah/savunma sisteminin aktif hale getirilmesinin virüs salgınıyla ilgisi ne peki? Örneğin salgın var diye TSK tankları çalıştırmıyor mu? Örneğin salgın var diye radarlarımız kapalı mı?
Böyle mazeret olur mu?
İki kırmızıçizgi
İşin esası, anlayabildiğimiz kadarıyla şu: Hem S-400’ü ertelemek hem de ABD’ye Libya ve Suriye’de ittifakı sürdürme mesajı vermek, AKP hükümetinin para arayışıyla ilgili…
Şu anda doları belli bir seviyede tutmak için Merkez Bankası’nın rezervleri eritiliyor. Ancak bunun bir sonu var.
AKP hükümeti o nedenle aşamalı olarak karantina önlemlerini de kaldırmayı planlıyor. Erdoğan belirtti: “Salgın tedbirlerini aşamalı olarak kaldırdıkça halkımızın ve devletimizin kasası tekrar dolmaya başlayacak” (28.4.2020).
Ancak görünen o ki, turizm gibi Türk ekonomisinin en önemli gelir kaynağı da bu yıl olmayacak ve ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıyayız.
AKP hükümeti o nedenle para arayacak. Daha önce Berat Albayrak’ın Londra tefecileri ve New York bankerleriyle yaptığı türden görüşmeler olacak.
İşte AKP hükümeti o süreç boyunca S-400’ü ertelemeyi ve Suriye’de ABD’yle kısmi bir işbirliği yürütmeyi planlıyor görünüyor…
Fakat önemle belirtelim: Türkiye kesinlikle S-400 savunma siteminden vazgeçmemelidir, vazgeçemez. Ve Türkiye, kesinlikle yeniden ABD’yle Suriye’de işbirliği yapamaz.
Bu ikisi Türkiye’nin kırmızıçizgisi olmalıdır; ekonomik nedenlerle bu kırmızıçizgilerin rengini açmaya çalışmak, Türkiye’nin ulusal çıkarlarını hiçe saymak olur ki bunun da siyasi bedeli ağır olur…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Nisan 200
Salgından sonra AB bölünür mü?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 28/04/2020
Virüs salgını, AB’nin geleceğini de tartışmaya açtı. “AB bölünür mü?” sorusu gündemde.
Tartışma, salgının İtalya’yı kasıp kavurmasıyla başladı. AB ülkeleri bu ülkeye sınırlarını kapatınca ve yardım göndermeyince İtalya içinde AB üyeliğinin ne anlama geldiği sorgulanmaya başladı haliyle…
Üstelik sadece AB’nin değil, ABD’nin de İtalya’ya sırtını döndüğü o günlerde Çin, Rusya ve Küba uçakları, çizmeye hekim ve sağlık ekipmanı taşıyordu…
En sert tepkiyi İtalya’nın eski başbakanı Matteo Salvini verdi. Şu anda anamuhalefet lideri olan Salvini AB için şunları söylüyordu: “AB’den nefret ediyor ve tiksiniyorum. Birlikten ziyade, yılanlar ve çakallar mağarası. Önce virüsü yeneceğiz, sonra dönüp AB’yi düşüneceğiz. Gerekirse teşekkür etmeden ayrılacağız.” (27.3.2020)
Almanya lokomotif değil fren
İtalya’nın mevcut başbakanı da AB’ye tepkiliydi, elbette resmi konumu nedeniyle anamuhalefet liderinden daha diplomatik olarak…
İtalya Başbakanı Giuseppe Comte, birliğin lideri/lokomotifi kabul edilen Almanya’yı suçluyordu doğrudan. 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük şoku yaşadıklarını belirten Comte, “AB’nin ortak tahvil ihracına ihtiyaç duyulduğunu” belirtiyordu. Almanya’nın bu konudaki olumsuz tutumuna tepki gösteren Comte şöyle diyordu: “Almanya’nın ticaret fazlası AB kurallarının öngördüğünden daha yüksek. Bu Alman ekonomisinin Avrupa’nın lokomotifi değil freni olduğu anlamına geliyor” (20.4.2020).
Ülkesinin AB tarafından yalnız bırakıldığını belirten Comte, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen‘in bu nedenle özür dilediğini söylüyordu ayrıca…
Bir parçası terk edilirse AB çöker
Sadece İtalya değil, salgını ağır yaşayan İspanya da AB’nin geleceğini sorguluyor…
Dahası AB’nin Almanya’dan sonraki en önemli ülkesi Fransa bile AB’nin geleceğinin sorunlu olduğunu öngörüyor. Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, video konferans yoluyla yapılan AB liderler zirvesinde bunu muhataplarına açık açık söyledi.
Macron, Avrupa ülkelerinin salgına verdiği yanıtın “simetrik” olmadığını, bunun düzeltilmemesi halinde Avrupa’nın ekonomik olarak daha da etkileneceğini belirtti.
Ve Macron, Avrupa’nın salgının yol açtığı ekonomik krize karşı ortak bir çözüm bulamaması halinde birliğin geleceğinin olmayacağına dikkat çekti ve açık açık uyardı: “Avrupa’nın bir parçasını terk edersek tüm Avrupa çöker” (23.4.2020).
Korona tahvilleri çare olur mu?
Özetle birliği korumak, ekonomi krizine çare bulunabilmesine bağlı. Bu da “kurtarma paketleri” demek öncelikle. AB liderleri -birliği bir arada tutabilmek için- Avrupa Komisyonu’nu “ortak kurtarma programı” hazırlamakla görevlendirdi (24.4.2020).
Liderler ayrıca maliye bakanlarının üzerinde uzlaştığı 540 milyar avroluk paketin 1 Haziran’da hayata geçmesini öngördüklerini de belirttiler. Ancak bu, ihtiyaç duyulan paketin çok çok altında…
Avrupa Komisyonu’nun İç Pazarlar ve Hizmetlerden Sorumlu Üyesi Fransız Thierry Breton ve Ekonomi İşlerinden Sorumlu Üyesi İtalyan Paolo Gentiloni’nin bu konuda yaptıkları çalışmanın sonucu şu: “AB’nin yeni tip koronavirüs kaynaklı krizin yaralarını sarması için 1,6 trilyon avroluk destek paketine ihtiyaç var” (21.4.2020).
Yeterli mi? “Turizm endüstrisi için Marshall Planı’na benzer bir plana ihtiyaç var” diyor ikili ayrıca…
Avrupa Komisyonu’nun bu iki yetkilisi, diğer yandan ay başında Avrupa gazetelerine yazdıkları ortak makalede ortak borçlanma anlamına gelen “korona tahvillerinin” devreye sokulması için Almanya’ya çağrıda bulunmuşlardı. Ancak Almanya’yla birlikte Hollanda, Avusturya ve Finlandiya’nın aralarında bulunduğu kuzey ekseni “korona tahvillerine” karşı çıkıyor.
Asya’yla daha derin ilişki dönemi
Sonuç olarak AB’nin geleceği belirsiz.
Birliğin kuzey ve güney ekseninde ikiye bölünebileceği senaryosundan, bazı Akdeniz ülkelerinin İngiltere gibi birlikten tekil olarak ayrılabileceğine kadar olasılıklar mevcut.
Neo-liberal ekonominin iflasının görüldüğü koşullarda birliğin işi çok zor; üstelik Avrupa’ya Marshall Planı desteği verebilecek bir ABD de artık yok!
AB bölünür, bölünmez, göreceğiz ancak başta Almanya, kimi AB ülkelerinin Rusya ve Çin’le “daha derin” ekonomik ilişkilere yöneleceği kesin!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
27 Nisan 2020
New York semalarındaki akbabalar
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 26/04/2020
En “gelişmiş” emperyalist kapitalizmin bir virüs salgını karşısındaki başarısızlığını en acı ama en net şekilde anlatan fotoğraf, New York semalarındaki o akbabaların fotoğrafıdır…
En “gelişmiş” kapitalist devletin ticaret başkenti sayılan New York’taki yüz katlı binalar cesetleri gizleyememiş, kokmasını önleyememiştir…

New York’ta toplu mezar
Ve emperyalist kapitalizmin salgınla mücadeledeki başarısızlığını anlatan ikinci fotoğraf ise şu ana kadar 10 binden fazla insanın yaşamını yitirdiği New York’ta yapılan toplu mezarın havadan çekilmiş görüntüsüdür…

21. yüzyılda, cezaevinden getirilmiş mahkumlarca kazılmış toplu mezara, topluca gömülen ölü bedenler…
Trump’tan silahlı eylem teşviki
Başka fotoğraflar da var ABD’den…
Demokrat valilerle karantina kavgası sürdüren ABD Başkanı Donald Trump, en sonunda halkı valilere karşı protesto eylemi yapmaya da kışkırttı!
Trump’ın teşvikiyle karantinayı protesto eden sağcı grupların fotoğrafı, en “gelişmiş” kapitalist ülkenin insanlık manzarasına işaret ediyordu…
ABD’nin Michigan eyaletinde karantinaya karşı başlayan gösteriler diğer eyaletlere de sıçradı: Trump’ın destek açıklamasıyla Oklahoma, Ohio, Kuzey Carolina, Florida, Idaho, Minnesota, Utah, Kalifornia, Virginia, New Hampshire, New Jersey ve Kentucky’de sokaklara dökülen sağcı gruplar, ellerindeki silahlarla eyalet yönetiminin salgına karşı uyguladığı kısıtlamalara tepki gösterdi…

Üç fotoğraf, üç ders
Bu üç fotoğraf, özetle “büyük insanlığın” alacağı şu derslere işaret etmektedir:
1) İnsanlığın geleceği “önce kâr” diyen sistemde değil, “önce insan, önce toplum” diyen sistemdedir.
2) Gelişmişliğin ölçütü büyük ekonomiler, büyük binalar, büyük alışveriş merkezleri, büyük tüketimler değildir; adil bölüşümdür.
3) Doğayla savaşan değil, doğayla uyumlu bir sistem gerekir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Nisan 2020
Petrol pazarı savaşı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/04/2020
Bu savaşa 4 Nisan tarihli makalemizde “2020 petrol satrancı” demiş ve oyunu şöyle özetlemiştik: “Asıl oyuncuları Rusya, Suudi Arabistan ve ABD olan bu oyunda, Putin’in hamleleri oyun sonunu getirecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan mat olmamaya, ABD de Rusya’yı beraberliğe razı etmeye çalışıyor.”
4 Nisan’dan bu yana oyunda iki gelişme oldu: Birincisi OPEC+ üyeleri 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varil kesinti yapmakta anlaştı. İkincisi de ABD’de petrol fiyatları eksiye düştü!
Bu ise ABD’nin Rusya’yı beraberliğe razı edemediğini, tersine Suudi Arabistan’ı kullanarak Rus ekonomisini hedef aldığı bu oyunda tuzağa düştüğünü gösteriyor. Tuzaktan çıkabilmek için ise Suudi Arabistan’ı feda edip etmemeyi düşünüyor…
Nasıl mı? Anlatalım:
Beyaz Saray ve Suud Sarayı Kremlin’e karşı
Kriz nasıl başlamıştı?
Koronavirüs salgını ile birlikte Çin’in petrole talebinin azalması başta olmak üzere birkaç nedenle küresel petrol talebi bu yılın başında düştü. Bu da fiyatları düşürmeye başladı. Suudi Arabistan fiyatların düşmesini önlemek için üretimi azaltmak istedi. Ancak Rusya buna ikna olmadı.
Bunun üzerine Suudi Arabistan yönetimi, ABD’nin de desteğiyle, misilleme yaptı ve üretimi artırdı! Suud Sarayı ile Beyaz Saray’a göre ekonomisi petrol ve doğalgaz satışına bağlı Moskova, fiyat düşüklüğüne dayanamayacaktı.
Ancak Moskova fiyat düşüklüğüne dayandı ve tersine Avrupa pazarında pay artırmak isteyen ABD’li kaya petrolü ihracatçılarını “yüksek maliyet” nedeniyle sıkıntıya soktu.
Kremlin’i oyun dışına atamadılar
İşte bu süreçte Washington, Riyad ve Moskova üçgeninde bir anlaşma arandı. Yapılamayan ve ertelenen toplantıların sonunda taraflar (23 OPEC+ üyesi) 1 Mayıs’tan itibaren günlük 10 milyon varillik kesinti yapmayı kabul etti.
Anlaşmayı değerlendiren ABD Başkanı Trump, “Bu anlaşma ABD’de binlerce enerji istihdamını kurtaracak” diyordu (12.4.2020).
Rusya Enerji Bakanı Aleksandr Novak’ın anlaşmaya dair yorumu ise oynanan petrol satrancına işaret ediyordu: “Rusya’yı petrol piyasasının dışına itme çabası başarısız oldu” (13.4.2020).
Evet, bir anlaşma olmuştu ama bunun ABD ve Suudi Arabistan’a yaramayacağı kısa sürede görüldü. Çünkü petrol fiyatları istenen seviyeye yükselmedi!
Tarihte ilk: eksi fiyat
Hatta Batı Tektas tipi ham petrolü “mayıs ayı vadeli” fiyatı 20 Nisan’da eksiye düştü! Bu tarihte bir ilkti…
Eksi fiyat iki nedenle yaşanmıştı: Birincisi, ABD’li petrolcüler, talebi olmayan petrolü, hem de zararına üretmeye devam etmişti. İkincisi, bu üretilen petrolü depolayacak tesisler de dolmuştu.
Bu ABD petrol sanayisini ciddi sıkıntıya sokacak bir durumdu. Zira mayıs kontratlarında yaşanan bu tablo, bir çözüm bulunamazsa, haziran kontratlarında da yaşanabilir.
Trump’a göre sorun “karantina nedeniyle kimsenin araba kullanmamasından ve fabrikaların kapalı olmasından” kaynaklanıyordu (21.4.2020). Oysa sorunun kaynağı karantina değildi. Karantina ile ekonomik faaliyetlerin durması sorunu büyütmüştü sadece. Sorun, ABD ile Suudi Arabistan’ın Rusya’ya petrol savaşı açmış olmasıydı!
Suudi fedası gündemde
Peki eksi fiyat krizi nasıl çözülecek?
Teksaslı petrol üreticileri Suudi Arabistan’dan ithalatın yasaklanmasını istiyor! Teksaslı petrol üreticilerine göre Suudi Arabistan krizin başından bu yana ABD’ye petrol sevkiyatını dört kat artırmıştı. Dahası bu şekilde yerli şirketleri de piyasadan uzaklaştırmıştı.
Bu şu demekti: ABD, fiyatların düşüp Rus ekonomisinin yara alması için Suudi Arabistan’a üretimi artırmayı teşvik etmiş, karşılığında da bu ülkenin ürettiklerini almıştı. Bu da Teksaklı şirketleri vurmuştu!
Yani ABD satrançta rakibin şahını sıkıştırmak üzere hamle yaparken kalesini kaybetmişti!
Köşeye sıkışan Trump, acil durum ham petrol stoklarını daha da doldurmayı ve bunun için alım yapmayı planladığını açıkladı. Ancak bu yeterli değildi. Zira petrol stokları da doluydu.
Baskı altındaki Trump, Teksaklı petrol üreticilerinin “Suudi petrol ithalatı yasaklansın” talebini değerlendireceğini söyledi (21.4.2020). ABD Enerji Bakanı Dan Brouillette de Trump’ın durumu incelediğini ve Suudi petrol ithalatını yasaklama seçeneğini değerlendirdiğini teyit etti (21.4.2020).
Böylece ABD, Rusya’ya karşı sahaya sürdüğü Suudi Arabistan’ı feda etme durumuyla karşı karşıya geldi.
Putin ise kollarını kavuşturmuş, sıkışan rakiplerinin hamle yapmasını bekliyor…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2020
Karantina-üretim çelişkisi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 21/04/2020
“Virüsün ekonomi-politiği” başlıklı makalemizde, her şey gibi virüsün bulaşıcılığının da, tedavisinin de sınıfsal olduğunu anlatmıştık.
Bugün “karantina ile ekonomik faaliyet” arasındaki çelişkiyi inceleyeceğiz. O nedenle bu makaleyi “virüsün ekonomi-politiği 2” diye de okuyabilirsiniz.
Başlayalım…
Çin modeli mi, ABD modeli mi?
Koronavirüs salgını “küresel” bir krizdir. Ancak salgınla mücadele henüz küresel değildir. Dahası salgınla mücadelede uygulanan tek bir model de yok.
İlk andan itibaren ulusların önünde iki model vardı:
Sosyalist/Çin modeli: Virüsün görüldüğü Vuhan’ı tam karantinaya alarak, Çin’in diğer bölgelere yayılmasını önlemek. Tam karantina, eyaletin izolasyonu, üretimin ve her türlü ekonomik faaliyetin durdurulması, sürekli sokağa çıkma yasağıydı. Çin bu modelle sorunu 70 günde büyük oranda çözdü.
Kapitalist/İngiliz modeli: Ekonomik faaliyetleri askıya alacak en ufak bir karantina uygulamadan, “sürü bağışıklığı” sistemi uygulamak. Kapitalizmin efendileri böylece “ölen ölsün ama ekonomi dönsün” diyordu.
Ancak kısa bir sürede bunun ekonomiye maliyetinin daha yüksek olacağı görüldü ve Kapitalist/ABD modeline geçildi.
Kapitalist/ABD modeli: Üretimi tam durdurmadan, ekonomi faaliyetlerini tamamen askıya almadan, sadece yoğun vaka görülen yerlerde ama kısmı karantina uygulamak.
Bu model de başarısızdı ve ABD’de vaka sayısında patlama yaşanmasına neden oldu.
Saray: Tam tedbir maliyetli
Ancak kapitalist dünya için karantina ile ekonomik faaliyet arasındaki çelişme derinleştiğinden, bu modeli bile uygulamak istemiyorlar. Hızla önlemleri gevşetmek ve ekonomiyi canlandırmak istiyorlar. Bunun karşılığı daha çok ölüm olsa da…
Bu tablo öncelikle iki gerçeğe işaret ediyor: Birincisi kapitalizm için para insandan daha değerli; ikincisi kapitalist devletlerin Çin gibi 70 gün üretimi tam durduracak ekonomi rezervleri yok. Çünkü rezervler ultra-zenginlerin kasalarında…
İşte bu nedenle ABD Başkanı Donald Trump “Salgının artışının bittiğini düşünüyorum” diyerek ekonomik faaliyetlere tam kapasite başlama sinyali veriyor (18.4.2020).
Ülkelerin yaşadığı karantina ile ekonomi faaliyetleri arasındaki çelişkiyi en iyi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı aslında: “Genel bir yasağın ekonomik maliyeti büyük olur. Virüsün dünyaya maliyeti 3-4 trilyon dolar olacak” (16.4.2020).
Yani saray, “tam tedbir uygulamak, ekonomik değil, çok maliyetli” diyordu özetle… Oysa yarım tedbir de tedbir değildir!
Kissinger’ın kaygısı
Kapitalist dünyanın, salgın krizinin ekonomiye zararını azaltmak adına salgınla mücadele tedbirlerini gevşetmesi, aslında ekonomiye daha büyük zarar verecek.
Esas kriz, salgın krizi kontrol altına alındıktan sonra başlayacak. O krizin de 1929’daki Büyük Buhran’dan daha sert olabileceğine dair yayımlanmış rapor var…
Zaten sistemin efendilerinin ideologu konumundaki Henry Kissinger’ın “Koronavirüs pandemisi dünya düzenini ilelebet değiştirecek” uyarısı yapması bundan (Wall Street Journal, 3.4.2020).
Salgın sürecinde yaşanan karantina-üretim çelişkisi, sonrasında derinleşerek büyüyecek. Şundan: Egemen sınıflar, ekonomi krizini aşabilmek için krizin yükünü her zaman olduğu gibi emekçi sınıfların sırtına yükleyecek.
Bu ise kaçınılmaz olarak sınıf hareketi doğuracak. İşte Kissingerları kaygılandıran da budur, sınıf hareketidir.
Zira bir değişim olacağı kesin ama bunun nasıl bir değişim olacağı sonuçta sınıf mücadelesinin sonuçlarına bağlıdır: Salgın/güvenlik esaslı sorunlar karşısında egemen sınıfların “otoriter” çözümleri toplumlara kabul ettirebilmesi de olası, orta sınıfların desteğiyle emekçi sınıfların önemli kazanımlar elde ederek devleti “sosyalleştirebilmesi” de…
Fakat devletler düzeyinde şu kaçınılmazdır: ABD hegemonyasına dayalı sistem iflas etmiştir, çok merkezli bir dünya düzeni şekillenmektedir. Bu yeni bir konsensüs doğuracak ve pek çok uluslararası kurumun değişimini, hatta yerini yenisinin alması sonucunu getirecektir.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Nisan 2020