Archive for category Politika Yazıları
Sanders’a ilaç-sigorta endüstrisi darbesi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 14/04/2020
ABD’de Demokratların başkan adaylarından Bernie Sanders yarıştan çekildi ve Joe Biden’ın önünü açtı. Peki neden? Sanders kaybedeceğini mi düşündü? Biden’ı Trump’ın karşısında daha mı şanslı gördü?
Oysa Sanders’ın savunduğu “sosyal devlet” anlayışı, korona salgını ile birlikte daha da ilgi görüyordu. Yani şartlar Sanders lehineyken, yarıştan neden çekildi?
Sanders’in 40 yılı
Sanders, 1981’de Vermont eyaletinin Burlington kenti belediye başkanı seçildiğinden beri sosyal devleti savunuyor; sağlık hizmetlerine erişimden adalet reformuna kadar…
Sanders başkanlık yarışı sürecinde de sosyal devlet vaadini öne çıkardı. Sosyal güvenlik, sağlık sistemi, eyalet üniversitelerinde bedava eğitim (halk üniversiteleri) gibi konuları ele aldı. Büyük ilgi görmesi de bundandı.
Üstelik korona salgını ile birlikte “sosyal devlet” ihtiyacı Amerikalılar için daha da büyük bir ihtiyaç haline geldi. Zira salgının ilk günlerinde sigortası olmayan Amerikalılara bedava test yapılıp yapılmayacağı gibi tartışmalar yaşanmış, Amerikan sağlık sistemini sorgulanmıştı. Dahası Büyük Buhran’dan daha ağır olacağı belirtilen krizle artacak işsizlik, sağlık ve sigorta meselesini daha da önemli hale getiriyor.
Ancak şartlar bu kadar lehineyken Bernie Sanders yarıştan çekildi.
Demokrat darbe!
Sanders’in yarıştan çekilmesinin temel nedeninin, Demokrat Parti merkezinin baskısı olduğu anlaşılıyor.
Neticede ABD’de Demokratlar da, Cumhuriyetçiler gibi egemen sınıfın temsilcileridir. Özellikle de ilaç, sigorta ve otomotiv endüstrisinin…
Sanders’ın sağlık sistemini halka ulaştırılabilir hale getirme vaadi, ilaç ve sigorta endüstrisini, haliyle de onların temsilcisi olan Demokrat Parti merkezini rahatsız etti.
Sanders bu rahatsızlıktan kaynaklı baskı nedeniyle yarıştan çekilmek zorunda kaldı.
Sanders’ı çekilmeye mecbur bırakan baskı ise partinin merkezini temsil edenlerin işbirliği yapması ve Joe Biden’ın etrafında birleşmesi yoluyla yapıldı…
Sanders Obama’dan daha siyah
Bu baskı işinde eski ABD Başkanı Barack Obama’nın da rol aldığı anlaşılıyor.
Zira Bernie Sanders’ın geri çekilme kararı, Obama’nın kendisini telefonla aramasından sonra geliyor.
Obama’nın eski yardımcısı Biden’ın arkasında olduğu ve siyahların desteğini Sanders yerine Biden’a kanalize ettiği biliniyor.
Sanders’ın siyahlardan alamadığı destek de geri çekilme kararında “ikincil” olarak etki yapıyor. (Sanders’ın bu konudaki hataları için Mustafa Kemal Erdemol’un 10 Nisan’da gazetemizde yayımlanan “Bernie Sanders’e kaybettiren yanlış” başlıklı analizini mutlaka okuyun.)
Aslında savunduğu politikalar açısından siyahların adayının Sanders olması gerekiyor ancak siyahlar basit bir nedenle Joe Biden’ı destekliyor: Biden, “ilk siyah” ABD Başkanı Barack Obama’nın yardımcısıydı!
Oysa gerçekte Sanders’ın politik rengi Obama’dan daha siyahtır!
Ha Demokrat ha Cumhuriyetçi
Bernie Sanders’ın şansının olup olmadığı, dahası seçildiği taktirde vaatlerini ne kadar uygulayabileceği tartışılır. Hatta bir genelleme yaparak, başkanların “sistem dışına” çıkma şanslarının olmadığını da söyleyebiliriz.
Cumhuriyetçi ya da Demokrat, bir ABD başkanı, Amerikan egemen sınıflarının belirlediği emperyalist politikaları uygulayacaktır; aralarında sadece yöntem ve renk farklılığı olacaktır sadece…
Nitekim Yugoslavya’yı “Demokrat” Bill Clinton parçalarken, Irak’ı “Cumhuriyetçi” Bush işgal etti, Suriye’de “Demokrat” Obama iç savaş çıkardı ve Filistin’e en büyük darbeyi “Cumhuriyetçi” Trump vurdu!
Bu nedenle egemen sınıf temsilcisi Demokrat Parti merkezinin Sanders’ı bir “darbeyle” adaylıktan vazgeçirtmesi ve Joe Biden’ın etrafında birleşmesi, bir parti meselesi olmaktan öte bir sistem meselesidir. Yani Demokratların adayının Joe Biden olması, sistemin sürdürülebilirliği içindir.
Nitekim “esas politikalar” açısından Trump ile Biden arasında önemli bir fark yoktur. Zülâl Kalkandelen’in “Bir doların iki yüzü: Trump ve Biden” başlıklı dünkü makalesini kaçıranlar mutlaka okusun: Biden’ın 30 yıldır savunduğu ve imza attığı o politikalar, sistem meselesine dair tezimizin verilerini oluşturuyor zira…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
13 Nisan 2020
Virüsün ekonomi-politiği
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 12/04/2020
Virüsün sosyalist olduğu, zengin-fakir ayırt etmediği, herkese bulaştığı görüşü doğru değil. Her şey gibi virüsün bulaşıcılığı da, tedavisi de sınıfsal.
Madde madde anlatmaya çalışalım ve virüsün ekonomi-politiği için bir girişe başlayalım:
Virüs en çok emekçilere bulaşır
New York Belediye Başkanı Bill de Blasio, “ABD’de koronavirüs kaynaklı ölüm oranlarının siyahiler ve Hispaniklerde daha yüksek” olduğunu açıkladı.
Siyahların ya da Hispaniklerin daha çok ölüyor olması etnik değil, sınıfsal bir meseledir. Çünkü ABD’de siyahlar ve Hispanikler, genel olarak alt sınıflardandır. Çoğunluğu hizmet sektöründe ve emek isteyen işlerde çalışır. Dolayısıyla, bırakınız üst sınıflara göreyi, karantinayla birlikte evinde çalışma olanağı bulunan orta sınıflara göre bile korona ile temas etme oranları çok daha yüksektir.
Aynı durum bizde de yok mu? İstanbul’un ilçe ilçe salgın istatistikleri açıklandı. Benzer tablo burada da geçerli. Bağcılar ve Esenler’de vaka oranının en yüksek olması, sınıfsal nedenledir. Çünkü bu iki ilçemizde emekçiler yaşar ve onların evden bilgisayarla çalışabilme lüksü yoktur. Fabrikalarda, pazarlarda, marketlerde, kargo şirketlerinde, hizmet sektörünün diğer işkollarında çalışmak zorundadırlar. Ücreti ödenmediği sürece bu emekçileri karantinaya almak, teknik olarak korona etkisiyle aynıdır maalesef.
Kısacası istisnalar olmakla birlikte, genel olarak fakirlerin virüse yakalanma oranı, zenginlere göre çok daha fazladır.
Zenginler tedavide daha şanslıdır
Tedavi için de benzer durum geçerlidir.
Virüse yakalanan bir zenginle bir fakirin aynı şartlarda tedavi edilmeyeceğini biliyoruz. Boğazdaki yalısında spor yaparken fotoğraf paylaşan ve haliyle kendisini dışarıda sanıp da “neden karantinaya uymadığını” soranlara, “sakin ol şampiyon, evimdeyim” diye hava atan o burjuva örneğin, kargo taşırken virüsü kapan emekçi kardeşimizle aynı şartlarda mı tedavi edilecek?
Elbette çoğunluğu halkçı olan, halk sağlığı perspektifine sahip hekimlerimizin nezdinde ikisi de eşittir. Ancak özel hastane sektörü açısından para/gelir, Hipokrat yemininden daha kutsaldır!
Bu gerçek, en çıplak haliyle o model gösterilen İsveç’te yaşandı örneğin: Bir hastanenin, 80 yaş üstü koronavirüslü hastaların yoğun bakıma alınmaması yönünde doktorlara talimat verdiği ortaya çıktı. ABD’de sağlık sigortası olmayan 17 yaşındaki koronavirüslü gencin ölümü ise daha da çarpıcı…
Uzatmayalım: Zenginle fakir, ilaca erişimde de, kaliteli besine erişimde de aynı şartlara sahip değildir.
Paketler şirketleri kurtarmak için
ABD, AB ve Japonya salgın nedeniyle yaklaşık 7 trilyon dolarlık paket açıkladı. Ancak bu paketler esas olarak salgına karşı halkı desteklemek için değil, şirketleri ayakta tutmak için açıklandı.
Yani “gelişmiş kapitalist” ülkeler, aslında şirketlerini, sistemi, kapitalizmi kurtarmak için paket açıklıyorlar.
Bizdeki durum da pek farklı değil. Açıklanan 100 milyar TL’lik paket incelendiğinde görülecektir ki, AKP’nin paketi de esas olarak şirketler içindir.
Kuşkusuz halk için de küçük bir pay var pakette: Kolonya ve maske; Erdoğan imzalı “hediyedir” yazan bir “propaganda” torbası içinde tabii…
Şirketin ‘milli dayanışması’ vergiden düşüyor!
Şirket kurtarma paketini oluşturan kaynak, esas olarak emekçilerin vergilerinden ve ürettiklerinden oluşuyor elbette.
Yani iktidar, şirketleri kurtarmak için emekçilerin oluşturduğu kaynağı kullanırken, o emekçilere destek paketi oluşturabilmek için de yine emekçilerden kaynak isteyen bir “milli dayanışma kampanyası” düzenliyor!
Diyebilirsiniz ki, “kampanyanın destekçileri sadece bir telefon mesajıyla 10 TL verenler değil ki, şirketler milyon TL veriyor!”
Doğru, veriyorlar ve ödeyecekleri vergiden düşüyorlar! O büyük işinsanları bağışı şahsi servetlerinden değil, şirketleri üzerinden ödeyerek vergiden düşüyorlar!
Dolayısıyla kazanan büyük şirketler oluyor: Milli Dayanışma Kampanyası’na yaptıkları “bağış” vergiden düşüyor, yani devlete vergi olarak vereceğini “yardım/bağış” diye vermiş oluyor; diğer yandan da kamu kaynaklarını “kurtarma paketi” olarak kendilerine yönlendiren iktidar tarafından destekleniyorlar!
Kuşkusuz bazı sektör ve büyük şirketlerin çok, bazılarının az ya da hiç yararlanamaması da söz konusu; bu da iktidarla ilişkilerinin çapına bağlı elbette.
Son not: Mesele küçük ve orta boy işletmeler ve şirketler değil elbette, sistemin as oyuncuları olan büyük şirketler! Zira pek çok küçük işletme ve şirket sahibinin durumu, çalıştırdığı emekçilerden çok az daha iyi.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
11 Nisan 2020
Tanrı’nın dengesi!
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 10/04/2020
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan 25 Mart akşamı ekranda şöyle diyordu: “Gıda kaynakları aritmetik artar, insan nüfusu geometrik artar. Bu artış böyle devam ederse insanlar yiyecek bulamaz. Allah nasıl bir mekanizmayla ayarlamış bunu? İnsanları ortalama belli bir yaştan daha fazla yaşayamaz. Bu neyle sağlanır? Bakteri yaratmış Allah, siz buna karşı ilaçlar, antibiyotikler buluyor, öldürüyorsunuz. Bu sefer bakteriler bu dengeyi koruyabilmek için direnç geliştiriyor. Virüsleri Allah neden yaratmış? Çünkü insanların belli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir.”
Doğrusu şaşırmıştım. Acaba Prof. Ceyhan ekranda olduğu için siyasal iklimin ağır baskısını mı hissediyordu!
Prof. Dr. Ceyhan, gelen tepkiler üzerine ertesi gün sosyal medyadan açıklama yaptı ve ekrandaki o sözleri için Thomas Malthus’u işaret etti ve kısa açıklamasını şöyle bitirdi: “Hangisine inanıyorsanız; buna, doğanın veya Tanrı’nın dengesi diyebilirsiniz” (26.3.2020).
Yani koronavirüse laikler doğanın dengesi, dindarlar da Tanrı’nın dengesi diyebilirdi! Bu da AKP döneminde bir bilim adamının kendi dengesi oluyordu herhalde!
Önceki akşam MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli koronavirüsle ilgili sosyal medyadan şöyle dedi: “Unutulmasın ki, Allah yarattığı her hastalık için bir de şifa vermiştir.” (7.4.2020)
İktidarın ortağı MHP’nin genel başkanı Bahçeli, esas olarak Prof. Ceyhan’la aynı şeyi söylüyordu yani. Koronavirüsü Tanrı yaratmıştı, şifasını da elbette verecekti!
Böylece Thomas Malthus, Mehmet Ceyhan ve Devlet Bahçeli aynı yerde buluşmuş oldu.
Sürü bağışıklığı: zayıfların temizliği
Bir rahip olan Thomas Malthus, 1803’te yayımladığı Nüfus Artışı Hakkında Araştırma adlı eserinde yiyeceklerin aritmetik, nüfusun ise geometrik arttığını iddia eder. Bu dengesizlik ise salgınlarda, doğal afetlerle dengelenmektedir.
Mesele burada kalsa, Malthus’un yazdıkları bu kadar etki bırakmaz, dahası 21. yüzyıla taşınmazdı elbette. Zira yiyeceklerin aritmetik, nüfusun geometrik arttığı iddiası yanlıştır. Sorun nüfusun yiyecekten fazla olması değil, küçük bir azınlığın yiyeceklerin/malların/gelirlerin büyük çoğuna el koyuyor olmasıdır!
Aslında Malthus, işte bu büyük gerçeği örtmeye çalışıyordu 200 yıl önce. Ve görüşlerini de yiyeceklerin çoğuna el koyan o azınlığın çıkarı için dile getirmişti. Zira Malthus’a göre toplumsal sefaletin en büyük nedeni alt sınıflardı, bu yüzden nüfus planlaması üst sınıflara değil alt sınıflara uygulanmalıydı. Halka yardım yapılmamalıydı. Tersine kıtlıklarla, salgınlarla halktan kurtulmak gerekiyordu!
Kraliçe’nin başbakanı Boris Johnson da koronavirüs salgının ilk günlerinde bunun modern versiyonunu savunuyordu: Sürü bağışıklığı.
Yani koronavirüs için önlem alınmamalı, topluma yayılması için salgın doğal akışına bırakılmalıydı. Böylece yaşlılar, hastalar, zayıflar temizlenirdi!
Kapitalizmin kalesi ABD’de de benzer görüşler dolaylı savunuluyordu. Teksas Vali Yardımcısı Dan Patrick, “Yaşlılar, kamu sağlığı önlemleri için harcanan paranın ABD ekonomisine zarar vermesindense ölmeyi tercih eder” (24.3.2020) diyordu örneğin.
Yani ABD ekonomisi zarar göreceğine, yaşlılar ölmeliydi!
Sömürgeciliğe kılıf: ırkçılık
Korona ile ırkçılık da hortladı! Bu virüsün Türklere bulaşmayacağını savunan bile çıktı!
Malthus nüfus planlamasını nasıl egemen sınıf adına istediyse, ırkçılık da yine egemen sınıfın çıkarı için üretilmişti ve bilimsel değildi. Kapitalizm emperyalizm aşamasına geçerken, Asya ve Afrika’nın sömürülmesi, yerli halkın köleleştirilip çalıştırılması gerekiyordu. “Beyaz adam” için bunun “hak” olduğu savunulmalıydı!
Fransız aristokrat Joseph Arthur de Gobineau 1853-1855 yılları arasında yayımladığı İnsan Irklarının Eşitsizliği Üzerine adlı dört ciltlik eseriyle, emperyalistlerin ihtiyacının “teorisini” yaptı ve insanları beyaz, siyah ve sarı olmak üzere üç ırka ayırdı. Beyaz ırkın özellikleri iyiyken, sarı ve siyah ırkın özellikleri kötüydü!
Yani emperyalist Avrupa, Asya’yı ve Afrika’yı sömürebilirdi!
Virüs evrimin ispatıdır
Özetle koronavirüsü Tanrı’nın dengesi gören, yani Tanrı’ya “nüfus planlamacısı” görevi veren bu görüşler, “vahşi kapitalizmin” ürettiği “ırkçılık” anlayışının ve onunla işbirliği yapan dinciliğin türevidir!
Virüs ise evrimin gerçekliğinin en somut göstergesidir.
Büyük Devrimci Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “hayatta en doğru yol/rehber, bilimdir!”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Nisan 2020
G2 Mİ, 5M Mİ? ÇİMERİKA MI, ÇOK MERKEZ Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 08/04/2020
ABD koronavirüs salgınına hangi şartlarda yakalandı?
Bir kaçını belirtelim:
1) Trump yönetimi ABD’nin küresel sağlık programlarına katkısını yüzde 35 azalttı.
2) Trump yönetimi ABD Dünya Sağlık Örgütü’ne katkısını yüzde 50 azaltma kararı aldı.
3) Trump yönetimi Ulusal Güvenlik Konseyi içindeki salgınla mücadele birimini iki yıl önce kapattı.
4) Trump yönetimi, SARS ve grip salgınlarından sonra ABD ve Çin arasında gelişen bilgi paylaşım kanallarını kısıtladı.
Trump yönetimi bu büyük hataları yaptığı şartlarda salgına yakalandığı için de çareyi Çin’i suçlamakta buldu: Virüs Çin virüsüydü, Çin yönetimi virüs konusunda dünyayı geç bilgilendirmişti!
Oysa Çin’de salgın başladığında ABD durumdan memnundu. ABD Ticaret Bakanı “salgın ABD ekonomisine yarayacak” diyordu. Dahası ABD’de ilk vaka 29 Ocak’ta görüldüğünde bile Trump yönetimi sorunu küçümsüyordu.
ABD-ÇİN İŞBİRLİĞİ İHTİYACI
Trump yönetiminin bu hataları ABD içinde tartışmalar yaratıyor.
Örneğin “Yumuşak Güç” kavramı üzerine çalışmasıyla bilinen siyaset bilimci Joseph S. Nye Jr. bu isimlerden biri…
Nye, National Interest dergisine 3 Nisan’da yazdığı “Koronavirüs ABD-Çin ilişkilerini daha kötüleştiriyor” başlıklı makalede Trump yönetiminin hatalarına dikkat çekerek salgınla mücadele için küresel bir reçete olup olmadığını sorguluyor.
Siyaset bilimci Nye’a göre en önemli soru şu: “ABD ve Çin, bir yandan geleneksel alanlarda süper güç rekabetine devam ederken diğer yandan salgın ve iklim değişikliği gibi ulusötesi tehditlerle başa çıkmak için işbirliği yapabilir mi? Yani ‘İşbirliği içinde rekabet’ mümkün mü?”
Joseph S. Nye Jr. özetle bunun mümkün olması gerektiğini belirtiyor ve somut bir öneri sunuyor: “ABD Başkan Yardımcısı Pence ve Çin Başbakanı Li Keqiang’ın başkanlık edeceği bir COVID-19 yüksek komisyonu kurulmalı.”
Benzer şekilde Çin’de de salgınla mücadele açısından ABD ile Çin’in işbirliği yapması gerektiğini savunan görüşler var.
Peki bu mümkün mü?
ÇOK MERKEZLİ DÜNYAYA DOĞRU
ABD’nin kendi sınırlarında bile altından kalkmakta zorlandığı bu sorun için Çin’le işbirliği yapması elbette mümkün.
Ancak bu zorunlu bir işbirliğinden ötesi olmayacaktır.
Yani bu dünyanın bir süre sonra G2 liderliğinde yönetileceğini savunan görüşlerdeki gibi bir “ittifak” olmayacaktır.
G2, yani ABD ve Çin’in dünyaya birlikte liderlik edeceği, “Çimerika” diye isimlendirilen bir birliktelik her iki ülkenin siyasi yapısı ve ekonomi modeli nedeniyle mümkün değil.
Diğer yandan süreç G2’yi değil, 5M’yi, yeni 5 merkezi işaret etmektedir.
Amerikan Hegemonyasının Sonu’nu incelediğim kitabımda da belirtiğim gibi yeni süreç şöyledir: “Küreselleşmeye karşı bölgeselleşmenin egemen olduğu, ulusal devletlerin emperyalizme birleşerek direndiği, kapitalizmin son krizinden çıkamadığı, bazı kapitalist ülkelerin serbest piyasa yerine devlet müdahalesini savunan bir çizgiye girdiği ve model olarak ‘sosyalist piyasa ekonomisi’nin büyük başarı kazandığı bir dünyadayız…”
Salgın, işte bu süreci daha da hızlandıracak. Çünkü salgınla birlikte geniş kitleler iki şeyin farkına vardı:
1) “Önce kâr” diyen kapitalizm büyük toplumsal sorunlarla baş edemiyor.
2) Büyük toplumsal sorunlar ancak kamu gücü ve devlet organizasyonu ile çözülebiliyor.
Kapitalizm paylaşmaz, bölüştürmez, hepsini kendine ister. G2 sadece bu nedenle bile mümkün değildir.
Dolayısıyla G2’nin liderlik edeceği bir dünya değil, ulusal devletlerin önem kazandığı çok merkezli bir dünyanın şekillenmesi gündemde.
5M, yani ABD, Çin, AB (kopmalar olsa bile), Rusya ve Hindistan merkezli yeni dünya…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
7 Nisan 2020
KORONA ve KAPİTALİZMİN SEFALETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 08/04/2020
Rosa Luxemburg’un Birinci Dünya Savaşı koşullarında Friedrich Engels’ten aktararak sloganlaştırdığı “Ya sosyalizm ya barbarlık” gerçeği, korona günlerinde artık çok daha önemli…
Çünkü insanlık, büyük bir problemle karşı karşıya.
Neo-liberal kapitalizmin “önce kâr” anlayışı, insanlığı büyük bir kıyımla karşı karşıya getirmiş durumda. Üstelik yarattığı bu tehlikeye karşı ilacı da yok kapitalizmin. Zira çözüm, aşılardan, panzehirlerden çok daha kapsamlı olmalı artık.
KORONA: DOĞANIN UÇUKLAMASI
Korona’yı “doğanın uçuklaması” olarak niteliyor Dr. Özgür Emek İnanmaz ve şöyle anlatıyor:
“İnsanlar yarasaları yediği için değil, yarasaların yuvalarını bozduğu için virüs bulaştı. Sömürdüğümüz, yaktığımız, deştiğimiz, altını üstüne getirdiğimiz doğa kendine özgü yöntemlerle kendini savunuyor. İnsanlar nasıl fiziksel ya da psikolojik olarak zorlandıklarında, stres altına girdiklerinde virüs nedenli uçuk çıkarıyorlarsa yarasalar da benzer şekilde strese maruz kaldıklarında virüs yayıyorlar ve ‘bizden uzak durun’ diyorlar. Bugüne kadarki vahşi kapitalizm yer kürenin iklimini ve doğasını değiştirmekle kalmadı onu sömürülmesi, alt edilmesi gereken para ve refah kaynağı olarak gördü. Bunun da sonuçları olacak elbet. Kış ortasında sadece ağaçlar çiçek açmadı pek çok bakteri ve virüs türü de harekete geçti. Bilim sayesinde bunları alt edebiliriz. Ancak tek sorun bunları alt etmek değil. Sürdürülebilirliği hiçe sayarak doğaya daha ne kadar baskı kuracağız ve bedelini gerçekten karşılayabilecek miyiz? Korona sadece başlangıç…”
Evet, korona daha başlangıç. Sosyalizm geciktikçe, kapitalist egemenlerin dünyasında yeni koronalar, normalden daha sık mutasyona uğrayan virüsler olacak, çoğalacak…
AMERİKAN KÖTÜLÜĞÜ
Korona virüsü, kapitalizmin sefilliğini her boyutuyla ortaya koydu. Kapitalist Batı’nın lideri ABD’nin tutumu bunun önemli göstergesi. Bir kaç örnek verelim:
1. ABD’nin ağır ekonomik ambargosu altında olduğu ve önemli büyüklükte parasına emperyalist haydut tarafından el konulduğu için, koronavirüsle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezuela reddedildi! IMF’nin ret gerekçesi kapitalizmin sefilliğini resmediyor: “Venezuela hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” (Sputnik, 17.3.2020).
Uluslararası toplum dedikleri kim mi? ABD ve destekçileri! Ve onlar da Venezuela’da Hugo Chavez’in inşa ettiği, Nicolas Maduro’nun ağır dış baskılara rağmen sürdürmeye çalıştığı kamucu sisteme karşılar. Dahası açık darbe yaptılar ve başaramadılar. Şimdi darbeyle iş başına getirmeye çalıştıkları Guadio’yu destekledikleri için güya Venezuela halkının seçtiği Maduro hükümetini tanımıyorlar!
2. ABD ambargosu altındaki İran, koronavirüs salgınına karşı mücadele etmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında bile bırakın ambargoyu kaldırmayı, hafifletmiyor bile!
3. G7 ve AB üyesi “gelişmiş kapitalist” ülke İtalya korona salgınını en ağır şekilde yaşayan ülkelerin başında geliyor. Roma yönetimi ABD’den de, üyesi olduğu AB’den de yardım istedi. Kapitalistler arası dayanışmanın da sıfırlandığı bu korona günlerinde, değil İtalya’ya yardım, tersine İtalya’ya sınırları kapattılar, uçuşları durdurdular.
Çin ve Küba ise ABD ve AB’nin tersine İtalya’ya yardım eli uzattı, uzman doktor grubu, test kiti, maske ve çeşitli yardım malzemeleri götürdü (Sol, 14.3.2020). Ve ABD ambargosuna rağmen sosyalizmde direnen Küba, koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020) ve “önce insan” anlayışının erdemlerini dünyaya gösterdi.
AMERİKAN UTANMAZLIĞI
Kapitalist-emperyalist bloğun lideri ABD’nin hem düşmanlarına hem de dostlarına kötülüğüyle sınırlı değil yaptıkları tabii… Amerikan utanmazlığı da yaşandı korona günlerinde. Birkaç örnek verelim:
1. Salgının ilk günlerinde Çin’in başta karantina olmak üzere aldığı sert önlemler, kapitalist dünya tarafından siyaset ve propaganda malzemesi yapıldı. Örneğin Çin karantina uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”
Ancak salgın ABD ve Avrupa’ya da yayıldığında, ortaya bir “utanmazlık” tablosu çıktı. Zira Çin’i suçlayanlar, artık Çin’in önlemlerini uygulamak zorundaydılar ve aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini şöyle övüyordu: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”
2. Aylardır virüsü ismiyle, “koronavirüs” diye niteleyen ABD Başkanı Donald Trump, birden “Çin virüsü” demeye başladı!
Neden peki? Virüsün milliyeti mi vardı, pasaportu mu vardı? Dahası dünya ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsünü “Amerikan virüsü” diye mi isimlendirmişti?
3. Trump, “Çin virüsü” demeye başladığı süreçte, yaşanılan felaketten dolayı Çin’i de suçlamaya başladı: “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” (AA, 19.03.2020).
19 Mart’ta “geç bilgilendirildiklerini” savunan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisan’da biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu…
Zaten Washington Post’un şu haberi bile Trump’ı yalanlamaktadır: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı” (21.03.2020)
4. Trump şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçluyor ama gerçekte ABD yönetimi o ilk günlerde durumdan hayli memnundu. Çünkü koronavirüsün Çin ekonomisini vuracağını, bu ülkeye büyük yıkım getireceğini ve kendilerinin de bu durumdan yararlanacağını umuyorlardı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!
NEO-LİBERALİZMİN İFLASI
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın “eyaletteki 60 bin evsizin korona virüsüne yakalanabileceğini” (19.3.2020) açıklaması kapitalizm adına ibretliktir.
Kaliforniya, “en gelişmiş” kapitalist ülke olan ABD’nin “en gelişmiş” eyaletidir. Ancak “en gelişmiş” kapitalizm, 60 bin kişiyi ev verememektedir!
Ev veremeyen bir sistemin, korona virüsüyle doğru düzgün mücadele edebilmesi elbette mümkün değildir. Zira “önce kâr” diyen bir sistem için insan paradan değersizdir. Öyle olduğu için de ABD’de “sigortası olmayana test yapılıp yapılmaması” uzun süre tartışıldı.
Çin’in ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışlaması (NTV, 16.3.2020) belki de emperyalistleri zor durumda bıraktı da, Trump, ücretsiz koronavirüs testi yapılmasını sağlayan tasarıyı onaylayabildi (Milliyet, 19.3.2020).
HALK SAĞLIĞI SERBEST PİYASAYA BIRAKILAMAZ
Koronavirüs salgınının en önemli dersidir: Sağlık sistemi kapitalizmin insafına ve “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir.
Çin’in Batılı “gelişmiş” ülkelere nazaran koronavirüsle mücadelesindeki başarı işte bu nedenledir.
Koronavirüs endişesi bu gerçeği öyle acı ama sağlam şekilde öğretmektedir ki, Batılı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırmaya başlamıştır bile…
Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, salgınla mücadele için özel kurumlar dahil tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirme kararı aldı (Cumhuriyet, 17.3.2020). İspanya’yı diğer kapitalist ülkeler de izlemeye başladı.
İNSANLIĞIN UMUDU: SOSYALİZM
Sonuç olarak koronavirüs salgını insanlığı sistemsel kriziyle karşı karşıya getirdi. Şu üç ayda, uzun yıllar içinde ancak görülebilecek kimi gerçekler toplumların önünde berraklaştı:
1. Kapitalizmin “önce kâr” anlayışının insanlığı uçuruma götürdüğü geniş kitleler tarafından da görülmeye başladı. Sosyalizmin “önce insan, önce toplum” anlayışı ise insanlığın önüne büyük bir umut olarak yeniden geldi.
2. “Özel çıkar” anlayışı kaybetti ancak kamuculuk, insanlığın büyük geleceği olarak önümüzde duruyor.
3. “Bireycilik” çuvalladı ancak “toplumculuk” insanlığın geleceğinde yükseliyor.
4. Doğaya savaş açan değil, doğayla uyumlu, doğanın bir parçası olduğunu bilen anlayış gelişiyor.
Kuşkusuz bunlar bugünden yarına gerçekleşmeyecek ancak insanlığın önünde büyük ihtiyaç olduğu görüldüğü için, artık süreç hızlanacak…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Sağlık/Korona Eki
5 Nisan 2020
Karadeniz’de NATO’ya alan açma yanlışı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 07/04/2020
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO Dışişleri Bakanları video-konferans toplantısından sonra yaptığı açıklamada, “Ukrayna ve Gürcistan ile ortaklığı daha güçlü bir şekilde derinleştirme kararı aldıklarını” ilan etti (2.4.2020).
Stoltenberg, bu iki ülkeye yapılacak destek paketlerinin içeriğini de açıkladı: Tatbikatlar düzenleme, NATO eğitim ve öğretim programına daha fazla erişim sağlama ve bölgenin hava sahasında nelerin olup bittiğini daha iyi anlamak için radar verilerinin değişimi…
Stoltenberg’in açıkladığı bu paketler, ABD’nin Rusya’yı (ve aslında Türkiye’yi de) Karadeniz’den sıkıştırma ve çevreleme siyasetini zorlayacağını gösteriyor.
Erdoğan’ın NATO’yu daveti
2008’deki Gürcistan yenilgisinden sonra ABD Doğu Karadeniz hedefini belli ölçülerde rafa kaldırmış ancak bölgesel ilişkilerdeki çatlaklardan yararlanmak üzere pusuya yatmıştı.
O çatlaklardan en önemlisi, Rus uçağının düşürülmesiyle Ankara-Moskova ilişkilerinin krize girmesi oldu.
Erdoğan, Rusya’yı sıkıştırmak adına ABD’ye oyun alanı açtı ve NATO’yu Karadeniz’e çağırdı: “Ziyareti sırasında kendisine (Stoltenberg’e) söyledim; Bakın dedim, Karadeniz’de görünmüyorsunuz. Karadeniz’de görünmeyişiniz Karadeniz’i adeta Rusya’nın bir gölü haline dönüştürüyor” (11.5.2016).
Erdoğan’ın çağrısını fırsata çeviren ABD, 8-9 Temmuz 2016’da Varşova’da yapılan zirvede NATO’nun Karadeniz’deki varlığının artırılması kararı aldırdı! Ardından yayınlanan “NATO: Gelecek İçin Hazır” adlı belgeyle NATO’nun Karadeniz’deki varlığını artıracağı ilan edildi.
Ve NATO Nisan 2019’da Karadeniz’i “mücadele alanı” olarak belirledi.
AKP’nin Kanal İstanbul ısrarı
İlginçtir, Erdoğan’ın “Kanal İstanbul” projesi bu süreçte yeniden gündem oldu.
Kanal İstanbul’un Montrö’yü delme riski taşıdığını, sözleşmeyi tartışmaya açacağını ve bu nedenle Kanal İstanbul’un aslında Karadeniz’e NATO yolu olacağını çokça yazdık.
ABD’nin Karadeniz’e “sınırsız” girebilmek için Montrö’yü yıllardır delmeye çalıştığını belirttik.
ABD’nin Karadeniz’i; batısında Bulgaristan ve Romanya’yı AB ile NATO’ya üye yaparak, doğusunda Gürcistan’ı NATO’ya üye yapmaya çalışarak, kuzeyinde Ukrayna’yı AB ve NATO’ya üye yapmaya çalışarak çevrelemeye çalıştığına dikkat çektik.
Ancak iktidar ABD’ye Karadeniz yolu açacak Kanal İstanbul projesinden vazgeçmemekte ısrarlı. Öyle ki, şu salgın günlerinde, 26 Mart 2020’de Kanal İstanbul için ilk ihale bile yapıldı. Gerçi 28 Mart’ta Ulaştırma Bakanı’nın görevden alınmasını bu ihaleyi yapmasına bağlayanlar var ancak Erdoğan’ın ihaleden çok değil, iki hafta önce ihaleyi bizzat duyurduğunu da unutmamak gerekiyor: “Kanal İstanbul projesi en yakın zamanda ihaleye çıkıyor” (8.3.2020)
AKP’nin Gürcistan hamlesi
Karadeniz’in kıyıdaş ülkelerin denizi olarak kalması ve ABD’nin bu denizden uzak tutulması, Rusya kadar Türkiye’nin de ulusal çıkarıdır. Böyle olduğu için de Soğuk Savaş yılları boyunca Montrö Sözleşmesi korunmuştur. Ankara o yıllarda bile Moskova’yla Karadeniz konusunda ölçülü bir ilişki yürütmüştür.
Bu tarihsel gerçekliğe rağmen AKP hükümeti, Karadeniz’i Rusya’yla ilişkilerinde bir kart olarak kullanmaya çalışmaktan geri durmuyor.
Sadece uçak düşürme krizinde değil, İdlib krizinde de benzeri yaşandı. 2016’da Erdoğan NATO’yu Karadeniz’e davet etmişti, 2020’de de Çavuşoğlu Gürcistan’a NATO üyeliği çağrısı yaptı!
Çavuşoğlu, Davos’taki “NATO’nun Geleceği” oturumunda aynen şöyle dedi: “Gürcistan’ı neden (NATO’ya) davet etmediğimizi anlayamıyorum. Batılı dostlarımız Rusya’yı provoke etmeme bahanesiyle Gürcistan’ı davet etmek üzere anlaşmıyor. Gürcistan’ın bize, bizim de Gürcistan gibi bir NATO müttefikine ihtiyacımız var” (23.1.2020).
Ne yapmamalı?
Karadeniz konusu Türkiye’nin Rusya’ya, Rusya’nın Türkiye’ye karşı kullanabileceği bir koz kartı değildir. Karadeniz’in güvenliği her iki ülkenin de ortak çıkarıdır. Karadeniz’i koz kartı olarak kullanmaya kalkmak, ABD’ye yarar.
O nedenle Ankara’nın ABD’nin Karadeniz stratejisine fırsatlar yaratan taktik hamleleri bir kenara bırakarak bütünlüklü bir strateji geliştirmesi gerekir:
1. Ankara Gürcistan’ın NATO üyeliğini desteklememelidir.
2. Ankara Ukrayna’nın AB ve NATO üyeliğini desteklememelidir.
3. Ankara Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacak Kanal İstanbul projesini iptal etmelidir.
Kaldı ki ABD hegemonyasının inişe geçtiği, neo-liberal küreselleşme sisteminin işe yaramadığının korona salgını günlerinde daha net anlaşıldığı koşullarda, NATO üyeliği Gürcistan ve Ukrayna’ya güvenlik değil, bölgeyle düşmanlık kazandıracaktır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
6 Nisan 2020
2020 petrol satrancı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 05/04/2020
Korona günlerinin en önemli küresel konularından biri de petrol satrancıdır. Asıl oyuncuları Rusya, Suudi Arabistan ve ABD olan bu oyunda, Putin’in hamleleri oyun sonunu getirecek gibi görünüyor. Suudi Arabistan mat olmamaya, ABD de Rusya’yı beraberliğe razı etmeye çalışıyor. Anlatalım:
Kaya petrolü faktörü
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC 1960’ta kuruldu. Örgütün 14 üyesi bilinen petrol rezervlerinin üçte ikisini elinde bulunduruyor. Bu da fiilen Suudi Arabistan’ın liderlik ettiği örgütü, petrol fiyatı belirlemede ana aktör haline getiriyor.
Siyasi ve ekonomik koşullar, 2017’de OPEC+’yı doğurdu: 14 OPEC üyesi ile Rusya’nın liderlik ettiği 10 OPEC dışı petrol üreticisi ülke, fiyatların belirlenmesinde zorunlu işbirliğine gittiler.
Bunda önemli olan etkenlerden biri de ABD’nin kaya petrolü üretimiydi. Kaya petrolü üretimi sayesinde ABD, örneğin 2008’de günlük 5 milyon varil petrol üretimi yapabilirken, bu 2020’de günlük 13 milyon varile ulaştı.
Korona ve petrol krizi
Koronavirüsü salgını nedeniyle Çin’in aldığı zorunlu sert tedbirler, Çin’de sanayi üretimini düşürdü. Bu da en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’in haliyle petrol talebini azalttı. Buna küresel tedarik zincirindeki kopmalar ve taşımacılıktaki azalma eklenince, petrol fiyatları düşmeye başladı.
Suudi Arabistan’ın liderlik ettiği OPEC üyeleri fiyatların düşmesini önlemek için üretimi azaltmak istedi. Ancak Rusya buna ikna olmadı.
Bunun üzerine Suudi Arabistan, misilleme olarak, tersine üretimi artırma yoluna gitti. Riyad, ekonomisi büyük oranda petrol ve doğalgaz satışına dayanan Moskova’nın artan üretim nedeniyle oluşacak fiyat düşüklüğüne dayanamayacağını öngörüyordu. ABD’nin de benzer öngörüde olduğu anlaşılıyor.
Böylece fiyatlar hızla düşmeye başladı.
Putin’in stratejisi
Ancak görünen o ki Trump ve Prens Selman taktik düzeyde kalırken, Putin strateji düzeyinde oynuyordu.
Zira ekonomisinin bu fiyat düşüklüğüne uzun süre dayanacağını hesaplayan Moskova, tersine krizi fırsata dönüştürmeyi ve Avrupa pazarında kendisini zorlayacak ABD’li kaya petrolü ihracatçılarını “yüksek maliyet” üzerinden sıkıştırmayı hedefledi.
Yani petrol fiyatı düştükçe, o fiyatın üzerinde maliyeti olan kaya petrol üreticisi ABD’liler üretmekte zorlanacak ve Avrupa pazarındaki payları hızla düşecekti.
Nitekim bu tablo gerçekleşmeye başladı.
ABD’nin yanlış taktiği
ABD ise fiyatların düşmesiyle birincisi Rusya’nın ekonomisinin krize gireceğini, ikincisi de Avrupa pazarında paylarının yükseleceğini hesaplıyordu.
Riyad da fiyatların düşmesiyle Rusya’nın Avrupalı müşterilerini ele geçirebileceğini hesaplıyordu.
Ancak ekonomisi krize girmeyen Rusya, ABD’li üreticilerin üretemeyeceği fiyatlara kadar petrol fiyatının düşmesinin yolunu açtı. (Bu süreçte Putin’in en önemli avantajı, koronavirüsle mücadelede başarı kazanan ve yeniden Rusya’dan petrol almaya başlayan Çin oldu.)
ABD’nin bu işte üçüncü hedefi de Suudi Arabistan ile Rusya ittifakına dayanan OPEC+ işbirliğine kama sokarak, yerini ABD-Suudi Arabistan ittifakı ile doldurmaktı.
Petro-dolar sisteminin sonu görünüyor
Ancak hem Washington, hem de Riyad Moskova’nın petrol fiyatı düşüklüğü direncine karşı kaybetmek üzereler. Zira kendi ekonomileri büyük sıkıntıya girdi. Bu nedenle Moskova’ya yeni teklif götürüyorlar:
“Enerji piyasalarını dengeleme” teklifi ve karşılığında ABD’nin Suudi Arabistan’la yeni bir petrol ittifakı kurma girişiminden vazgeçmesi/rafa kaldırması…
Putin gelinen noktayı şöyle özetlemektedir: “OPEC ülkeleri ve ABD ile petrol fiyatlarını görüşüyoruz. Durum, ABD ekonomisi için ağır sınav” (1.4.2020)
Bu aşamada bir anlaşmaya mı gidilecek, yoksa aktörler birbirlerinin direncini test etmeyi sürdürecek mi? OPEC ve OPEC dışı ülkelerin 6 Nisan’da video konferansla yapacakları toplantıda büyük olasılıkla netleşecek…
Fakat toplantının sonucu ne olursa olsun bu bir ara çözüm olacak; çünkü uzun vadede artık yeni bir tablo var: ABD hegemonyasına dayalı neo-liberalizmin ve petro-dolar sisteminin çöküşü.
Artık asıl mesele, çökenin yerinin nasıl doldurulacağıdır!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
4 Nisan 2020
ABD’nin Venezüella’ya uyuşturucu komplosu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 03/04/2020
Vaka sayısına göre koronavirüsün merkezi artık ABD. Üstelik ABD’nin “özel sağlık” anlayışı bu sorunla baş edebilmeyi güçleştiriyor. Yetersiz tıbbi ekipman feryatları Beyaz Saray’ın kapılarını vuruyor…
İşte bu şartlardaki ABD, bir yıldan fazla süre önce yaptığı ama başaramadığı Venezüella’da darbe girişimini, farklı yöntemlerle sürdürüyor.
ABD Venezüella’nın parasını çaldı
Anımsayalım: Ocak 2019’da ABD darbenin düğmesine bastı ve Chavez’in kamucu programını sürdüren Maduro’yu devirmeye girişti. Washington, desteklediği “serbest piyasacı” Guaido’nun başkanlığını tanıdığını ilan etti ve dünyadan da Maduro yerine Guaido’yu tanımasını istedi. Fakat Maduro, Venezüella halkının desteğiyle darbeyi püskürttü.
ABD bunun üzerine dünyaya “Maduro ile ticareti bitirin” çağrısı yaptı, Venezüella’nın ABD’deki mal varlıklarının kontrolünü Guaido‘ya devretti! Dahası ABD Venezüella petrol şirketinin 7 milyar doları dahil, malvarlıklarına el koydu! İngiltere Merkez Bankası, hesaplarındaki Venezüella’ya ait altınlara el koydu! Kısacası paralarını çalarak, Venezüella ekonomisini boğacaklarını, böylece halkın Maduro’ya desteğini keseceğini sandılar ama başaramadılar.
Uzatmayalım: Bir kez de Aralık 2019’da satın aldıkları askerlerle darbe girişiminde bulundular ama yine başaramadılar. Darbeci askerler önce Panama Büyükelçiliği’ne sığındı, ardından da ülkeden kaçtı.
Irkçı Kovboy’un tezgâhı
Paralarına el konulan, petrol ticareti baltalanan, ağır ambargo altındaki Venezüella, koronavirüsle mücadele edebilmek için IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kaldı. Ancak IMF “Venezüella hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” diyerek kredi vermedi (17.3.2020). Çünkü ABD Maduro hükümetini tanımıyordu!
Venezüella halkını koronavirüse mahkûm etmeye çalışan ABD, 10 gün sonra yeni bir hamle daha yaptı. ABD Adalet Bakanlığı “uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı” suçlamasıyla Maduro hakkında iddianame hazırladı (26.3.2020).
Darbesi ve ambargosu başarılı olmayan ABD, bir de uyuşturucu komplosu deniyordu yani! Oysa en iyi bilinen gerçektir, dünya uyuşturucu ağının kontrolü CIA’dadır! CIA buradan elde ettiği gelirle de denetimindeki terör örgütlerini finanse eder!
Bu arada ABD Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak, Maduro‘nun tutuklanması ya da yakalanması için bilgi paylaşan kişilere 15 milyon dolara kadar ödül vereceğini ilan etti!
Başına ödül konulan Maduro’nun Kovboy’a yanıtı şu oldu: “Trump hükümeti, aşırı derecede bağnaz, bayağı, sefil bir hareketle bir dizi sahte suçlama başlattı. Tıpkı 19. yüzyılın ırkçı kovboyları gibi, savaşmaya hazır olan devrimcilerin başına ödül koyuyorlar” (27.3.2020).
ABD’nin yakalanan silah sevkıyatı
Maduro ABD’nin neden yeniden bir komploya yöneldiğini de açıkladı:
Uyuşturucu kaçakçılarıyla işbirliği yaptığı ortaya çıkan General Cliver Alcala, hakkında başlatılan soruşturma nedeniyle ülkeden kaçmış ve ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi tarafından kullanılmaya başlamış.
Alcala bu süreçte ABD’nin desteklediği Guaido ile anlaşarak, silahlı eylem için ülkeye silah sokmaya çalışmış ancak başaramamış. Çünkü silahlar 24 Mart’ta ele geçirilmiş. Alcala Kolombiya’da katıldığı bir radyo programında, yakalanan silahların Maduro hükümetine karşı silahlı eylem yapılması amacıyla gönderilmesini yönettiğini itiraf etmiş, bunun ABD destekli Guaido ile arasındaki anlaşmaya dayandığını belirtmiş ve hayatının tehlikede olduğunu açıklamış.
Bir girişimi daha başarısız olan ABD ise bunun üzerine iki gün sonra, üstelik kendi adamı Alcala’nın uyuşturucu kaçakçılarıyla fotoğrafını kullanarak, Maduro’ya karşı uyuşturucu komplosu tezgahlıyor!
Irkçı kovboyun utanmazlığı
Washington şimdi bir hamle daha yaptı: ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, yaptırımların kalkması için Maduro’nun yerini bir “geçiş hükümetine” bırakmasını şart koştu (31.3.2020).
Tam bir emperyalist utanmazlık! Sanki ABD salgınla iyi mücadele edebiliyormuş gibi, Pompeo “Maduro rejiminin koronavirüs salgınına yeterince hazırlık yapmadığı ortaya çıktı, geçiş hükümeti teklifimiz bunun için” diyebiliyor!
Nafile! Venezüella ve kamuculuk kazanacak; ırkçı kovboylar kaybedecek!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Nisan 2020
SALGINDAN SONRA YENİ DÜNYA
Posted by Mehmet Ali Güller in CGTN Türk, Politika Yazıları on 01/04/2020
Geçen haftanın üç önemli olayı vardı:
1) ABD G7’de koronavirüsü “Vuhan virüsü” diye isimlendirmekte ısrar edince diğer 6 ülkeyle ters düştü, yalnız kaldı ve G7 zirvesi ortak açıklama yayımlayamadı.
2) BM toplantısında da benzer bir tablo yaşandı. Fransa’nın önerisi, ABD’nin öneriye “Vuhan virüsü” ifadesini ekletmek istemesi nedeniyle hayata geçemedi ama ABD yine müttefikleriyle ayrı düşmüş oldu.
3) G20 zirvesinde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in önerdiği dört teklif alınan kararlara yansıdı. Böylece Çin G20 zirvesine ağırlığını koymuş ve zirveye bir anlamda liderlik etmiş oldu.
ABD’NİN İKİ SEÇENEĞİ
Ortaya çıkan bu tablo, hem ABD içinde hem de ABD’nin liderlik ettiği Batı kampı içinde süren “salgınla mücadele stratejisi” tartışmasına da yeni bir boyut kazandırdı.
Barack Obama döneminin Asya-Pasifik işlerinden sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Kelly Magsamen’den eski Avustralya Başkanı Kevin Rudd’a pek çok isim, ABD’nin salgınla mücadelede başarı için Çin’le işbirliği yapması gerektiğini savundu.
ABD’nin vaka sayısı bakımından Covid-19’un yeni üssü olması, Trump yönetimini iki seçenekle karşı karşıya getirdi.
Beyaz Saray ya 2018’de uygulamaya başladığı Çin’i ticaret savaşı ile baskılama stratejisini sürdürecek ama salgınla mücadelede yalnız kalacak, ya da Çin’le işbirliğine razı olarak birlikte sürece liderlik edecek ve salgınla mücadeleyi daha az kayıpla kapatacak…
Trump’ın “Çin virüsü” isimlendirmesinden vazgeçmesi, ikinci seçeneğin hayata geçebileceğine işaret ediyor şu aşamada.
NEO-LİBERAL KÜRESELLEŞMENİN İFLASI
Donald Trump yönetimi hangi seçeneği seçerse seçsin, salgın kontrol altına alındığında, artık eski dünyanın yerine yeni dünyanın inşa olmaya başladığını göreceğiz hep birlikte…
Kaldı ki yeni dünya aslında 2008’den bu yana adım adım inşa oluyordu. ABD’nin, liderlik ettiği neo-liberal küreselleşmenin ve serbest piyasa ekonomisinin ruhuna aykırı olarak gümrük duvarlarını yükseltmesi, yeni bir sürecin göstergesiydi.
Şimdi o süreç hızlanacak. Şundan:
Emperyalist tekellerin tüm pazarlara sınırsızca girmek üzere başlattığı neo-liberal küreselleşme salgınla birlikte daha da büyük irtifa kaybetti. Neo-liberal küreselleşme ulusal devletlerin etnisitelere ve mezheplere parçalanarak ulusal pazarların emperyalizme açılmasıydı.
Salgın ise tersi bir gelişmeyi tetikliyor: Devletin müdahaleciliği öne çıkıyor, sosyal devlet anlayışı yeniden önem kazanıyor, kamuculuğun yararları görülüyor ve toplamda ulusal devlet yeniden bayrak yükseltiyor.
AB’DE BÖLÜNME İŞARETLERİ
ABD, Çin, AB, Rusya ve Hindistan gibi büyük güçlerin ağırlık merkezleri oluşturduğu yeni dünyanın şekillenmesi artık hızlanacak.
Hatta ulusal devletlerin bu çağda da vazgeçilmez olduğu gerçeği, AB içinde ciddi çatlaklar yaratacak, yaratmaya da başladı.
AB’nin salgın nedeniyle Şengen’i askıya alması ve sınırları kapatması, AB ülkelerinin her birinin kendi başına kalması, en ağır durumdaki İtalya’ya AB ülkelerinin yardım yapmaması birliğin geleceğini tartışmaya açıyor. İngiltere’nin ayrılmasıyla zaten güç yitiren AB, görünen o ki salgın kontrol altına alındıktan sonra Akdeniz ülkeleri ile Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri olarak ikiye ayrılacak gibi görünüyor.
Diğer yandan ABD’nin AB’ye sınırlarını kapatması, İtalya başta müttefiklerine yardım etmemesi, edememesi, salgından sonra ABD ile AB arasında ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine neden olacak.
Kısacası salgın kontrol altına alındığında, kayan fay hatları nedeniyle devletlerin yeni duruma göre konumlanmaya başladıklarını izleyeceğiz…
Mehmet Ali Güller
CRI Türk
31 Mart 2020
5 trilyon dolar neo-liberalizmi kurtarır mı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 31/03/2020
Bir süredir ısrarla koronavirüsü “Çin virüsü” diye isimlendiren ABD Başkanı Donald Trump, bu terimi kullanmaktan pişman olmadığını ancak artık kullanmayacağını açıkladı!
Ne oldu da Trump bunu söylemekten vazgeçti peki? Öyle iddia edildiği gibi Asyalıları incittiğini fark etti de, ondan mı vazgeçti?
Elbette hayır!
Vazgeçmek zorunda kaldı çünkü ABD’nin o “kaba emperyalist tavırları” sürdürebilecek pozisyonu sallanıyor…
ABD G7’de yalnız kaldı
Öncelikle Trump’ın “Çin virüsü” terimini artık kullanmayacağını açıklamasının, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı telefon konuşmasından sonra geldiğini önemle belirtelim.
Dahası çok önemli G7 ile G20 zirveleri ile bir de BM toplantısı var…
Bu üç toplantının da Trump’ın geri adım atmasıyla doğrudan ilgisi var.
Anlatalım:
G7 zirvesinden “ortak açıklama” çıkmadı! Çünkü Britanya, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya, ortak açıklama metninde Dünya Sağlık Örgütü’nün “Covid-19” terimini kullanmak istedi. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise “Vuhan virüsü” tanımında ısrar etti.
ABD “ırkçı” tutumuyla ortak açıklamayı engellemiş oldu ama aynı zamanda G7’de de yalnız kalmış oldu.
Benzer tablo BM toplantısında da yaşandı. Fransa, BM’de koronavirüsle mücadele için dünyada çatışmaların durdurulması ve yardımlaşma önerisi sundu. ABD, “Vuhan virüsü” denilmediği için öneriyi engelledi. Ancak orada da yalnız kaldı!
Ortak hareket planı
G7’de yalnız kalan ABD, Çin’in de yer aldığı G20 zirvesine haliyle eli zayıflamış girdi.
İki saat 15 dakika süren “sanal zirve”den beş temel karar çıktı:
1) Küresel piyasalara 5 trilyon dolar sürülecek.
2) G20 ülkeleri Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Uluslararası Para Fonu (IMF) ile çalışacak.
3) G20 ülkeleri sağlık bakanları, 19-20 Nisan’a kadar “ortak mücadele” için planlarını oluşturacak.
4) G20 ülkeleri maliye bakanları ve ulusal merkez bankaları ortak bir hareket planı hazırlayacak.
5) Afrika başta olmak üzere en çok etkilenen yerlere yardım yapılacak.
Şi Cinping’in dört teklifi
G20 zirvesi, koronavirüs sonrasında nasıl bir dünyanın şekilleneceğinin de bazı ipuçlarını verdi.
Zira G20’ye, G7’de yalnızlaşarak gelen ABD ağırlığını koyamadı. Tersine Çin Halk Cumhuriyeti zirveye ağırlığını koydu.
Bunun göstergesi ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in zirvede yaptığı şu dört teklifin, alınan kararlara yansımasıydı:
1) Salgınla mücadele kararlılık gerektirir.
2) Kontrol ve tedavi için kolektif tepki şart.
3) Uluslararası kurumlara destek verilmeli.
4) Makro-ekonomik politikalarda koordinasyon.
Neo-liberalizmin asıl sorunu
Gelelim G20’nin neo-liberal ülkeleri açısından en önemli soruna…
Şu ana kadar açıklanan paketlerin büyüklükleri şöyle:
ABD Senatosu 2,2 trilyon dolarlık teşvik paketini onayladı. AB’nin lider ülkesi Almanya ise 640 milyar dolarlık bir yardım paketi açıkladı.
Dünya Bankası Başkanı David Malpass önümüzdeki 15 ay için 160 milyar dolarlık mali destek girişimi başlatmaya hazırlandıklarını söylerken, IMF Başkanı Kristalina Georgieva da “IMF olarak, 1 trilyon dolarlık kredilendirme potansiyelimizi üyelerimiz için hazır bekletiyoruz” dedi.
Batı açısından asıl sorun ise şu: Piyasaya 5 trilyon dolar sürmek, 2008 krizinden bile tam olarak çıkamayan neo-liberal sistemi kurtarmaya yetecek mi?
Üstelik de salgının sağlık boyutunun 1,5 yıl, ekonomik boyutunun da 3 yıl süreceği belirtiliyorken…
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Mart 2020