Archive for category Politika Yazıları
HDP’ye oy vermek, AKP’ye oy vermektir!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 26/05/2015
HDP’ye baraj atlatma kampanyası iki iddia üzerinden yükseltiliyor:
1) AKP’nin panzehrinin HDP olduğu savunuluyor.
2) Gezi’nin, Sol’un hamisinin ve Erdoğan karşıtlığının adresinin HDP olduğu işleniyor.
KAMPANYANIN YALANLARI
Peki bunlar gerçek mi? Elbette değil.
Olmadığını anlatacağız ama önce bu iki iddiayı desteklemek için neler yaptıklarına, neler söylediklerine bakalım:
1) AKP’nin panzehrinin HDP olduğu iddiası;
a) HDP’nin barajı geçmesi halinde AKP’nin tek başına iktidar olamayacağının propagandası yapılarak güçlendiriliyor.
b) Erdoğan diktatörlüğünü durduracak tek örgütlü kuvvetin HDP (yani aslında silahlı PKK) olduğu savunuluyor.
c) Demirtaş AKP’den kurtulmak için diğer partilerden ödünç oy istiyor. (Can Dündar, Cumhuriyet, 20 Mayıs 2015)
2) Gezi’nin, Sol’un hamisinin ve Erdoğan karşıtlığının adresinin HDP olduğu iddiası;
a) Gerçekte Fidan-Öcalan projesi olan HDP’nin bir Türkiye partisi olduğu ve Sol’u kapsadığı savunuluyor.
b) Demirtaş başta olmak üzere HDP yöneticileri her demecine bir “Gezicilik” sokuşturuyor ve AKP karşıtı bu halk hareketine önderlik ettiklerini söylüyor!
AÇILIM KOALİSYONU ORTAKLARI
Gelelim gerçeklere:
1) HDP, AKP’nin panzehri ya da karşıtı değildir; tersine bütünleyenidir. İki parti, Açılım’la birbirine bağlanmış, dahası birbirine mecbur edilmiştir. Bu nedenle iki parti aslında Açılım Koalisyonu ortağıdır.
Demirtaş‘ın Erdoğan için “seni başkan yaptırmayacağız” demesi Açılım’ın ruhuna aykırıdır ve yalnızca 7 Haziran atmosferinin gereğidir. Nitekim tıpkı başkanlık gibi Açılım’ın gereği olduğundan, Demirtaş 7 Haziran sonrası için “ilk işimiz yeni bir anayasa yapmak olacak” demektedir. (aa.com.tr, 19 Mayıs 2015) Yani HDP ile AKP karşıt değil, örneğin en temel meselede, “yeni anayasa”da ortaktırlar!
Kaldı ki Demirtaş birkaç kez “ülkeyi hükümetsiz bırakamayız” bahanesiyle AKP’yle koalisyona yeşil ışık da yakmıştır. Ya da en azından AKP Hükümeti’ne dışardan destek vermeye hazırdırlar! (Can Dündar, Cumhuriyet, 20 Mayıs 2015) Çünkü böylesi hem HDP hem de AKP için daha az maliyetlidir.
Yani HDP’nin hedefi AKP’yi tek başına iktidar yaptırmamak ya da Erdoğan’ı başkan yaptırmamak değil, yaptırırken daha çok taviz koparmaktır!
Olduğu iddia edilen “ya AKP ya HDP” denklemi ise her ikisini de birbirine karşıtlık üzerinden büyütebilmenin denklemidir.
HDP GEZİ KARŞITIDIR
2) HDP Gezi’nin ve Sol’un hamisi değildir. Tersine HDP Gezi’nin karşıtıdır. Gezi’ye daha ilk günden darbe diyen ve bu nedenle AKP Hükümeti’nden teşekkür alan HDP’dir. Demirtaş’ın “Gezi’de AKP’yi devirmek isteyenlere şiddetle karşı çıktık” demesi en önemli gerçektir.
Elbette sürecin belli bir noktasında HDP Gezi’ye katılmıştır. Fakat ne zaman? MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın talebiyle Öcalan PKK-HDP’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” talimatı verdikten sonra. MİT PKK’nin Gezi’ye bulaşmasıyla kitleselliğin azalacağını, halk hareketinin yönünün sapacağını ve en sonunda sönümleneceğini hesaplıyordu.
Peki “Gezi’de AKP’yi devirmek isteyenlere şiddetle karşı çıkan” bir parti, iddia ettiği gibi Erdoğan karşıtlığının adresi olabilir mi? Tersine Erdoğan‘ın destekçisidirler. Nitekim 2009 yılından bu yana sürekli saptamaktadırlar: Süreç en iyi Erdoğan‘la yürütülebilir!
ORTAĞI ÜZERİNDEN GÜÇLENMEK
Sonuç ortadadır: AKP ile HDP birbirinin karşıtı değil, bütünleyenidir; Açılım Koalisyonu ortağıdırlar. İkisinin de ilk hedefi “yeni anayasa” ile rejimi değiştirmektir.
HDP’ye oy vermek ve baraj atlatmak hem PKK’yi TBMM’ye sokmak ve ona bir mevzi kazandırmaktır hem de ortağı üzerinden AKP’yi güçlendirmektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
25 Mayıs 2015
Erdoğan’ın Kürdistan ajandası
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 25/05/2015
Erdoğan son olarak şunu da söyledi: “Irak, kendi içinde eğer böyle bir eyaleti bu şekilde bölünme ile neticelendiriyorsa bu onun iç sorunudur, bizi ilgilendirmez.” (A Haber, ATV, 21 Mayıs 2015)
Barzani‘nin internet sitesi bu sözleri haklı olarak “Erdoğan’dan bağımsız Kürdistan’a yeşil ışık” başlığıyla duyurdu! (rudaw.net, 22 Mayıs 2015)
Türkiye 13 yıl önce Irak’ın kuzeyindeki yapının bağımsızlığını savaş nedeni sayarken, 13 yıl sonra nasıl bu noktaya gelebildi? İşte Erdoğan‘ın Kürdistan ajandası:
BOP EŞBAŞKANLIĞI
Erdoğan “Bazı gruplar (Kürtler) bu milli yapı içinde kalmak istemezlerse ne olacak” sorusuna 1993’te “Eyalet sistemine geçilebilir” yanıtı verdi.
ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz 15 Ekim 1996’da Erdoğan’la görüştü ve Washington Erdoğan‘ı Erbakan‘ın yerine hazırlama kararı aldı. 6 yıllık mücadelenin ardından turuncu darbe 3 Kasım 2002’de yapıldı.
12 Mart 2003’te Öcalan, Gül‘e 16 sayfalık bir mektup gönderdi.
28 Ocak 2004’de Erdoğan‘a Washington’da BOP eşbaşkanı görevi verildi.
Erdoğan: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır bir merkez olur.” (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)
Gül, 25-30 Ocak 2004 tarihli ABD gezisi sırasında, Henri Barkey’e AKP Hükümeti’nin Irak’ta Kürt federe devletine karşı çıkmayacağını ve TSK’nin Kuzey Irak’a operasyonlarına engel olacaklarını taahhüt etti.
Öcalan 2005 yılında Erdoğan‘a üç mektup yazdı ve sonucunda MİT-Öcalan görüşmeleri başadı.
DİYARBAKIR AÇILIMI
Erdoğan 12 Ağustos 2005’te “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyerek Diyarbakır Açılımı‘nı başlattı.
Öcalan 20 Kasım 2005’te kendisini “sorgulamaya” gelen savcılara 2,5 saat “demokratik konfederalizm” brifingi verdi. Öcalan savcılar üzerinden Erdoğan-Gül’e başkanlık sistemiyle yönetilecek 25 eyaletli Türkiye modeli önerdi!
Gül: “Türkiye Kuzey Irak’taki Kürtlere ağabeylik yapmalı.” (Akşam, 2 Aralık 2005)
2006’da Karayılan Erdoğan‘a, Öcalan da Arınç‘a mektup yazdı.
Davutoğlu Washington’dan ilan etti: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” (Vatan, 10 Şubat 2007)
2008’de Oslo’da CIA koordinatörlüğünde AKP ile PKK masaya oturdu. (2009 yılında da sürdü.)
KÜRT AÇILIMI
Karayılan: “2009 Şubat’ında bir hükümet üyesi Öcalan‘a gitti ve Açılım’ı konuştu.” (Habertürk,16 Nisan 2010)
Gül 8 Mart 2009’da Tahran’a giderken uçakta Kürt Açılımı‘nı başlattı.
Gül 23 Mart 2009’da Bağdat’a giderken uçakta ilk kez Kürdistan sözcüğünü kullandı ve 24 Mart 2009’da Neçirvan Barzani‘yle ilk resmi görüşmeyi yaptı.
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı.” (NTV, 26 Mart 2009)
Davutoğlu, Türkiye ile Kuzey Irak’ın bütünleşmesi mesajları vermeye başladı. (Milliyet, 31 Ekim 2009)
KDP Dışilişkiler temsilcisi Sefin Dizai: “Türkiye ile Kuzey Irak konfederasyona bile gidebilir” (Ocak 2010).
Haziran 2010’da Barzani‘nin Ankara ziyaretinde Türkiye ile Kuzey Irak arasında ekonomik entegrasyon yürütülmesi kararı alındı.
Davutoğlu, “Irak Kürdistanı Bölgesi Başkanı sayın Başkan Mesut Barzani” diye başlayan mesajıyla Dışişleri’nin resmi belgesine Kürdistan sözcüğünü soktu. (Akşam, 22 Temmuz 2010)
Erdoğan 12 Eylül 2010 halk oylaması akşamı balkondan “federal meclis, federal konsey” mesajı verdi.
ÖCALAN AÇILIMI
Seçimden önce, 10 Mayıs 2011’de AKP ile PKK protokol imzaladı. (Sözcü, 15 Eylül 2011)
2012 yılı AKP-PKK müzakereleriyle sürdü ve Erdoğan Ocak 2013’te Öcalan Açılımı‘nı başlattı. Öcalan‘ın şartları düzeltildi, yanına sekreterya hizmeti için 5 mahkum verildi ve hem AKP adına MİT heyeti hem de BDP-HDP periyodik görüşmelere başladı.
Araya önce 6-8 Ekim 2014 Kobani olayları, şimdi de 7 Haziran 2015 seçim atmosferi girdi.
7 Haziran’da engel olamazsak, AKP ile PKK-HDP “Türk-Kürt federasyonu” hedefine doğru ilerlemeyi sürdürecekler!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Mayıs 2015
Irak’ta ABD-İran çarpışması ve Ramadi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2015
9 Haziran 2015’te Musul’un işgaliyle başlayan süreçte önce Suriye’de Kobani (Ayn El arap) ardından da Irak’ta Tıkrit IŞİD işgalinden kurtarıldı. Ancak IŞİD Suriye’de Tedmur’u ve Irak’ta Ramadi’yi işgal ederek eşitlik sağladı!
STRATEJİ DEĞİL YÖNTEM TARTIŞMASI
Tablo ABD’de Obama karşıtlarını harekete geçirdi. Obama‘nın IŞİD stratejisi birkaç gündür yerden yere vuruluyor. ABD’nin havadan, taşeronlarının karadan harekatını içeren IŞİD stratejisi, örneğin Obama‘nın ilk Savunma Bakanı Robert Gates tarafından artık “gerçekte olmayan strateji” diye yorumlanıyor.
Gerçi havadan kimin, karadan kimin hareket edeceği stratejiye değil, stratejinin uygulanma biçimine işaret etmektedir. Washington’un stratejisi IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütlerin egemenliğini inşa etmektir.
Ve özellikle Ramadi’nin düşüşüyle başlayan tartışma aslında stratejiyi değil, uygulanma biçimini gündeme taşımıştır: ABD postalları karaya değmeli mi, Türkiye’nin “güvenli bölge” planı uygulanmalı mı, önce IŞİD mi, yoksa Esad mı vs.
Nitekim Beyaz Saray sözcüsü John Earnest “IŞİD’le mücadele stratejisinde bir değişiklik olmadığını” ilan etti ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Daniel Rubinstein da Türkiye’deki temasları sırasında “gündem Esad’sız siyasi geçiş” diyerek yöntemlerin müzakere edilebilir olduğunu göstermiş oldu.
Bu yöntem tartışması sürecektir ve Cenevre-3 öncesinde Esad‘ın elinin zayıfltılması için Atlantik ittifakı her adımı atacaktır. Ancak bu hamleler “Esadsız çözümün mümkün olmadığı” gerçeğini değiştirmeyecektir. O nedenle biz bu tartışmayı burada bırakıp Ramadi’nin neden düştüğünü anlamaya çalışalım.
İBADİ’NİN MALİKİCİ EĞİLİMİ
Ramadi’nin düşmesinin iç ve dış nedenleri var. İç nedenlerin başında, Ramadi’nin içinde yer aldığı Anbar eyaletindeki etkili Şammar aşiretinin siyasi konumunun oynak olması gelmektedir.
Dış nedenlerin başında ise öncelike Irak’ın tam anlamıyla milli bir ordusunun olmayışı gelmektedir. Maliki‘nin bu yönde başlattığı girişimler yarıda kalmıştır. Fakat önemli dış etkenlerden biri de ABD’nin Ramadi’nin düşüşünü engellememesidir!
Bu etken bakımından incelediğimizde Ramadi’nin düşüşünün Irak’taki ABD-İran çarpışmasının bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz. Washington Ramadi’yi hem Tahran’a hem de Bağdat’a karşı fırsat olarak kullanma peşindedir.
Şöyle: Haydar İbadi hükümeti IŞİD’le mücadele kapsamında hem ABD’yle ama hem de İran’la ortak hareket etmektedir. Hatta son birkaç aydır İbadi‘nin yavaş yavaş Maliki‘nin milli çizgisine girme eğilimi taşıdığını da söyleyebiliriz. ABD ise bu eğilim nedeniyle bir süredir İbadi‘ye baskı uygulamakta ve neredeyse durumu “ya biz ya İran” noktasına getirmektedir.
ABD’nin Barzani‘ye hem “bağımsızlık” işareti vermesi ama hem de Washington’a çağırıp “frenlemesi” bu baskılama operasyonunun bir parçasıydı. Yine peşmergenin silahlandırılmasının Bağdat üzerinden mi, yoksa ayrı olarak mı yapılacağı tartışmaları da bu baskılama operasyonunun bir parçasıydı.
İBADİ PUTİN’LE ANLAŞTI
İbadi‘nin Moskova ziyaretine ve Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin‘le yaptığı anlaşmalara bakılırsa, Bağdat bu baskılamaya direniyor! Nitekim İbadi Moskova’ya varır varmaz şöyle demiştir: “Bir kısım güçlere rağmen Rusya’ya geldim.”
Sonuçta Putin‘in askeri destek sözü vermesi ve Bağdat’a helikopter ve uçak satışı kararı alması, İbadi için büyük kazanım oldu.
Diğer yandan Maliki‘nin milli çizgisine girme eğiliminin bir diğer yansıması ise İbadi‘nin Musul Valisi Esil Nuceyfi‘yi görevden almak üzere soruşturma açtırması oldu. Musul’u IŞİD’e kurşun sıkmadan teslim eden Nuceyfi, Maliki‘nin en önemli karşıtı olan eski Meclis Başkanı Usame Nuceyfi‘nin kardeşidir. Nuceyfiler, Haşimi‘yle birlikte AKP Hükümeti’nin müttefikleridir.
ABD’nin Musul Harekatı için AKP ile yakın temasta olan ve TSK’nin Musul Kampı’nda Sünni grupları eğitmesini sağlayan Nuceyfiler, bu ilişki üzerinden Şiileri Musul’dan uzak tutmaya ve Sünni-Kürt ittifakı inşa etmeye çalışmaktadır.
Yani Ramadi’nin düşmesi sıradan bir durum değil, ana çarpışmanın aşamalarından biridir!
Not: Bugün Samsun TÜYAP Kitap Fuarı’nda okurlarımızla buluşuyoruz…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mayıs 2015
Oyunu harcama!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/05/2015
Aydınlık hareketiyle 1989’da, o dönemki yayın organlarını okuyarak tanıştım. 1994 yılında da İşçi Partisi üyesi oldum. Yani 25 yıllık aydınlıkçı, 20 yıllık da partiliyim.
Geriye dönüp düşündüğümde, seçimler konusunda şu tabloyu buluyorum önümde: Sol Güçbirliği, Ulusal Güçbirliği, Cumhuriyet Güçbirliği çağrıları ve çabalarıyla geçmiş seçim dönemlerimiz… Hem CHP’ye hem de DSP’ye, geride kalan yıllar içerisinde sürekli güçbirliği önermişiz; üstelik “şu kadar koltuk” demeden!
Hepsinde de reddedildik. Çünkü CHP ve DSP liderlikleri aynı şeyi düşünüyordu: “Küçük” partiydik, binde beş oyumuz vardı, oy oranımız işlerine yaramazdı!
Herşeye rağmen anlattık: Seçimlerde oylar aritmetik değil, politik olarak toplanırdı! 20 artı 1 matematikte 21 yapardı ama politik toplamı 30-35’i bulurdu. Dinletemedik.
‘OYLARI BÖLMEYİN’ KAMPANYASI
Peki sonuç ne oldu? Geride kalan 20 yıl içinde, DSP’nin 3 yıllık koalisyonunu saymazsak, iki parti de sürekli muhalefette kaldı!
Aydınlıkçıların “iktidar olma” önerisini reddedenler, son 13 yıldır da AKP’nin altında muhalefet yapmayı sürdürüyor! Hem de şu döngü içinde: Aydınlıkçılar CHP’ye güçbirliği öneriyor ama reddediliyor. Sonra seçimi AKP kazanıyor ve CHP propagandaya başlıyor: Oyları böldünüz!
Oyları birleştirelim diyen kim? Reddeden kim? Bu sorulara yanıt vermeyip, sürekli tekrarlıyorlar: Oyları bölmeyin!
2007’den beri hemen her seçimde CHP Genel Merkezi açısından işler böyle yürüyor: Güçbirliğini reddet, seçimi kaybet ve Aydınlıkçıları oyları bölmekle suçla!
Üstelik CHP Genel Merkezi’nin bu tutumuna rağmen, Aydınlıkçılar ülke çıkarı diyerek yerelde kimi CHP örgütleriyle ittifak kurdular. Tek tek saymayacağım ama geride kalan yıllarda 10’dan fazla ilde ve 50’den fazla ilçede CHP’yi ikna edip AKP’yi yerelde devirdik! Karşılığında ne bir belediye başkanlığı istedik ne de önerdikleri bir kaç belediye meclis üyeliğinin pazarlığını yaptık!
‘OYUNU HARCAMA’ KAMPANYASI
7 Haziran öncesi aynı tezgah yine işletiliyor. CHP Genel Merkezi yine “oyları bölmeyin” kampanyası başlattı. Ağızlarında şu tez var: “7 Haziran AKP’den kurtulmak için son şans, 7 Haziran’da CHP’ye verin, sonra kendi partinize verirsiniz.” (CHP Vatan Partisi’ne oy vereceklere karşı “oyları bölmeyin” kampanyası yapıyor ama HDP’nin tabanından Kürt-Alevi oyları emmeye başlamasından rahatsız olmuyor, tersine “HDP barajı geçmeli” çağrıları yaparak o tabanın akışını kolaylaştırıyor!)
CHP “oyları bölmeyin” tezini 2007’de de, 2011’de de dile getiriyordu ve ittifak önerimizi reddediyor ama “son şans” diyerek oylarımızı istiyordu, “ödünç” diyordu. Peki sonuç ne oluyordu? AKP iktidar, CHP anamuhalefet olmayı sürdürüyordu!
Türkiye artık bu sarmaldan çıkmalıdır; o nedenle sesleniyorum bugün sizlere: Tek bir oyunuz var ve artık onu harcamayın! O tek bir oyunuzu “oyları bölmeyin” kampanyasına heba etmeyin!
Ve çevrenizde “oyunu harcama” kampanyası başlatın!
DEĞER KAZANMIŞ OYLA NELER YAPILIR!
Evet, oyunuzu harcamayın, TSK’ye tertibi bozan ve Silivri duvarlarını yıkarak yurtseverleri özgürleştiren partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, emperyalizmin soykırım yalanının önüne geçen partiye verin!
Oyunuzu harcamayın, Kıbrıs’ta Rauf Denktaş‘la birlikte Annan Planı’na direnen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, AKP’nin Türk milletine yer vermediği “yeni anasaya” girişiminin karşısına milli anayasa forumları çıkarabilen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, Washington patentli Açılım’ı frenleyen ve gerçek Türk-Kürt birliğini savunan partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, içi boş karşıtlığa değil, dolu dolu “Erdoğan’ın Yüce Divan dosyasını” hazırlayabilen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, yeniden milli mücadele, yeniden kurtuluş savaşı, yeninden Altı Ok diyen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, yeniden Samsun’a çıkan ve AKP’ye meydanlardan “Mustafa Kemal bayrağı” sallayan Jöntürk’lerin partisine oy verin!
Binde beş’le bunları yapabilen bir parti, boşa harcamadığınız o oyla daha neler yapacak!
Oy’unu harcama, değerlendir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2015
Soçi buluşmasının sonuçları
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/05/2015
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un Soçi’de biraraya gelmesi şu nedenlerle çok önemliydi:
SOÇİ ÖNCESİ TABLO
1) İki ülke özellikle Ukrayna konusunda karşı karşıya geldiler ve yaptırımların, yalnızlaştırma hamlelerinin olduğu sert bir süreç yaşadılar.
2) Antalya’da yapılan son NATO Dışişleri Bakanları toplantısında, NATO Rusya’yı baş gündem ve hedef yaptı.
3) Antalya’dan sonra Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi’nde de Rusya karşıtlığı sürdü. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow, NATO’nun Rusya stratejisini değiştireceğini açıkladı: “Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa’daki güvenlik durumu değiştiği için NATO Stratejik Konsepti’nin Rusya ile ilgili bölümünün yenilenmesi gerekiyor. Rusya ile ilişkilerimizi yeniden tanımlayacağız.” (tr.sputniknews.com, 18 Mayıs 2015)
4) Rusya, Çin’le birlikte Akdeniz’de tarihi bir tatbikata başlayarak ABD’nin “Geniş Ortadoğu” hamlesine yanıt verdi. Pek üzerinde durulmadı ama taktibat aslında Karadeniz’de başlamıştı. Yani Pekin-Moskova ekseninin Washington’a yanıtı çok boyutluydu; Hazar’ı, Kafkasya’yı, Karadeniz’i, Doğu Akdeniz’i, Ortadoğu’yu, Süveyş’i, Aden’i, Basra’yı kapsıyordu.
5) Rusya geçen ay Moskova Platformu düzenleyerek Şam yönetimi ile Suriyeli muhalifleri biraraya getirmeye çalıştı ve Cenevre-3 öncesi önemli bir “siyasi çözüm” zemini yarattı. ABD ise Rusya-İran-Suriye ekseninin Cenevre-3’e zayıf elle oturabilmesi için taşeronlarıyla birlikte İdlib merkezli taktik hamle başlattı.
LAVROV’UN ÜÇ SAPTAMASI
Soçi görüşmesi işte bu çok önemli gelişmelerin ardından yapıldı. Kerry ve Lavrov‘un gündeminde Ukrayna, Suriye, Yemen ve İran konuları vardı.
Peki görüşme nasıl sonuçlandı?
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, zirveyle ilgili değerlendirmesini ve üç önemli saptamasını Rus hükümetinin resmi gazetesi Rossiskaya Gazetesi’ne yaptı:
1) “Kerry’nin Soçi ziyareti, her şeyden önce, Rusya’yı yalnızlaştırma girişimlerinin başarılı olmadığı anlamına geliyor.”
2) “Bölgesel krizleri Rusya olmadan çözmek çok zordur.”
3) “Kerry ile anlaştık. ABD Minsk anlaşmasının uygulanması için Kiev yönetimi üzerindeki ağırlığını kullanacak.”
Lavrov, bu üç saptamasını “Washington-Moskova ilişkilerinin iyileşmesini bekliyorum” temennisiyle tamamlıyor. (haberrus.com, 19 Mayıs 2015)
‘RUSYA’SIZ ÇÖZÜM OLMAZ’
Soçi görüşmesi, ABD’nin son bir kaç aydır yürüttüğü aktif tutuma rağmen, Atlantik’in bölgede son tahlilde kazanamayacağının açık işaretidir ve öncelikle Ankara için mesaj niteliğindedir.
Kırım konusunda Rus karşıtı bir çizgiye yönelen Ankara Soçi’nin sonuçlarını iyi analiz etmelidir; Lavrov‘un “Rusya’sız çözüm olmaz” saptamasını Suriye için önemle dikkate almalıdır!
Zira Suriye’de taktik hamleler yapan, Riyad’la birlikte terörist örgütleri Fetih Ordusu adı altında birleştiren, İdlib’in düşürülmesinde kurmay rol oynayan, cep bölge inşa etmeye soyunan, TSK’yi ABD’nin Eğit-Donat programına mecbur ederek Suriye politikasına “tam alet” yapmaya çalışan AKP Hükümeti’nin girişimleri sonuçsuz kalacaktır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2015
ABD’nin ‘özerk Musul’ hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/05/2015
Değerli ağabeyim Semih Koray 250 sayfalık “IŞİD: Kara Terör” kitabımda anlatmaya çalıştıklarımı Aydınlık‘taki köşesinde şu üç kelimeyle çok daha etkili bir şekilde anlatmıştı: Tasarımlanan elverişli düşman! Teorisyenliğin ve matematik profesörlüğünün farkı işte bu!
Kitapta özetle şöyle demiştik: ABD, IŞİD üzerinden Kürt birliği (PKK-KDP) sağlamaya, PKK ile KDP’yi silahlandırmaya, PKK’yi meşrulaştırmaya ve son tahlilde bölgede başat güç haline getirmeye çalışıyor. IŞİD’in 9 Hazian 2014’te Musul’u işgal etmesi, işte bu stratejinin fırsatıydı.
HEDEFTE AYRILIK YOK
Bu girişi neden mi yaptık? ABD ile Türkiye-Suudi Arabistan ittifakının Irak ve Suriye’de ayrı düştüğü iddiasına yanıt vermek için. Açalım:
Bu iddia doğru değildir. Ana yüklenici ile alt yüklenicileri arasında ancak ayrıntılarda ayrılık olur, temel hedefte değil!
Ana yüklenici, toplam risklerin en çok kendisini etkileyeceği gerçeğine göre strateji yapar, alt yükleniciler ise günlük çıkarları gereği bazen taktik hamlelerini esasa dönüştürmeye çalışır. Ayrılıklar işte buradadır.
Somutlayalım: Obama’nın Suriye için Erdoğan’a “önce IŞİD sonra Esad” demesi, ya da Irak için Barzani’ye “önce IŞİD sonra Kürdistan” demesi stratejisinin gereğidir. O stratejiyi de nesnel zorunluluklar belirlemektedir.
Yoksa Obama, emperyalist bir devletin çıkarları gereği, Esad’ın gitmesini Erdoğan’dan, Kürdistan’ın kurulmasını da Barzani’den çok istemektedir! Onu adım adım hareket etmeye iten, bölge ve dünya denklemi zorluklarıdır!
ABD’DEN PEŞMERGEYE SİLAH GARANTİSİ
Musul’u IŞİD’e çatışmadan teslim eden Vali Esil Nuceyfi‘nin Washington’dan getirdiği şu üç mesaj, Obama‘nın ana stratejisine işaret ediyor:
1) ABD Sünni güçlere ve peşmergeye silah garantisi verdi.
2) Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına “halk toplulukları” isimli Şii grup katılmayacak. Onun yerine Türkiye’nin Eğit-Donat programıyla Musul Kampı’nda eğittiği “vatan toplulukları” isimli Sünni grup katılacak.
3) Musul IŞİD’den alınınca nasıl yöneticileceğine halk karar verecek, federatif bir sistem ilanı da söz konusu.
Bu üç adım, “IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütlerin egemenliğini kurarak Basra’dan Doğu Akdeniz’e Kürt Koridoru inşa etmek” şeklindeki Washington’un ana stratejisinin parçasıdır.
BÖLGE GERÇEĞİ ABD’Yİ DURDURACAK
Ve ABD Kürt Koridoru hedefinin gereği olarak Irak’ta Şiileri baskılamakta, “sünni” AKP’yi Musul sorununa dahil etmekte ve TSK’ye Sünni grupları eğittirmekte, IŞİD’den “kurtarılacak” Musul’u Irak’ı daha da parçalayabilmek için özerk hale getirmeyi tasarlamakta, Suriye’de “önce IŞİD sonra Esad” diyerek AKP ile İncirlik dahil geniş kapsamlı bir güvenlik anlaşması hazırlığı yapmaktadır.
Yani ABD’nin temel hedef aynıdır, değişmemiştir. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden‘in Washignton’da Barzani‘ye söylediği “ikimizin de ömrü Kürt devletini görmeye yetecektir” sözü, işte o hedefi özetlemektedir.
Ancak ne kendi ömürleri, ne de onlardan sonra geleceklerin ömürleri bu hedefi göremeyeektir. Çünkü bu hedef Kürdistan demekten çok Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin parçalanması demektir. Bu ise gerçekleşemez bir hedeftir!
Şam vatanını savunarak, Bağdat içeride durumu dengelemeye çalışarak ve Tahran da bölgesel kazanımlar elde ederek ABD’nin bu hayalinin önüne geçmektedir.
Türkiye mi? AKP’nin sonucu bakımından Türkiye’ye düşmanlık anlamına gelen “komşulara düşmanlık” politikası ve TSK’nin belli ölçülerde o komşulara düşmanlık politikasına alet edilebilmesi 7 Haziran’da son bulacaktır!
Ondan sonra ABD için hedef, niyet bile olmaktan çıkacak, boş bir hayale dönüşecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2015
TSK’nin Suriye tavrı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/05/2015
En baştan belirtelim: Her şeye rağmen TSK’nin Suriye’ye yaklaşımı AKP ile tamamen uyuşsaydı, Türkiye Suriye’ye geride kalan 4 yıl içinde en az dört kez saldırmış olurdu.
Türk Ordusu AKP’nin tüm baskılarına rağmen Suriye’ye düşmanlık politikasına direndi, hatta çoğu örtülü operasyonda yer almadı. Zaman zaman Suriye güvenlik birimlerinin yaptığı “askeri” faaliyet tespitleri, gerçekte TSK’ye değil, MİT’e işaret etmekteydi. Bunun kanıtlarından biri E. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Org. İsmail Hakkı Pekin‘in verdiği şu bilgidir: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriye’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.”
Bir ek de biz yapalım: Sadece emekli olan Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli mi? AKP’nin yeni yasasayla “dış görev” yetkisi verdiği MİT’e, bu görevi yerine getirebilsin diye askeri birim kaydırılmadı mı?
ORDU DİRENMEYİ SÜRDÜRÜYOR
Tüm bu girişi TSK’nin önceki gün bir Suriye “hava aracını” vurması nedeniyle yaptık. Gerçi vurulanın “sınır ihlali” yaptığı saptanmıştı(!) ama ne olduğu bilinmiyordu! Hem Başbakan Ahmet Davutoğlu hem de Savunma Bakanı İsmet Yılmaz vurulanın Suriye helikopteri olduğunu açıkladı. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre vurulan helikopter değil, hava aracıydı! Suriye açıklaması da bunu teyit etti.
Aynı gün ABD’nin Suriye topraklarında özel operasyon birliği ile IŞİD’e karşı bir operasyon yapması, Obama‘nın özel temsilcisinin kalın bir dosyasıyla Türkiye’ye gelmesi ve Ankara’nın maalesef peşmergelerden sonra Suriyeli teröristlere de Eğit-Donat programını başlattığının açıklanması, haliyle kamuoyunu endişelendirdi: Yoksa Gürsel Tekin‘in zamanını tutturamadığı saldırı mı başlıyordu?
Türk Ordusu daha önce de AKP Hükümeti’nin belirlediği “angajman kuralları” gereği Suriye savaş uçağı ve helikopteri düşürmüştü. Ancak son tahlilde AKP’nin Suriye’ye saldırı fırsatçılığına alet olmamıştı. Hatta son dört yıla baktığımızda yem yapılan keşif uçağımızdan sınırlarımızda patlatılan bombalara kadar pek çok kez Suriye’ye saldırmaya “gerekçe” üretilmişti! Ancak Türk Ordusu her seferinde direndi!
Bizim edindiğimiz bilgilere göre bu kararlı duruş herşeye rağmen korunmaya çalışılıyor. Org. Necdet Özel‘in 15 günlük rapor almasında bunun da etkisi var. Genelkurmay karargahı AKP Hükümeti’nin baskısı ile Türk Ordusu’nun ana gövdesinin eğilimi arasında sıkışmış durumda!
SIKIŞAN TSK’Yİ RAHATLATMAK
Fakat yine de durum yüzde yüz bir netlik içermiyor. Zira bu kez AKP baskılarına ABD’nin başlattığı bölgesel taktik hamle ve Ankara ile Riyad’ın Şam karşıtı yeni stratejisi eklendi.
O nedenle gerekçesi “sınır ihlali” de olsa, ortada “angajman kuralları” da olsa, TSK’nin bir Suriye hava aracı düşürmesine önemle karşı çıkıyoruz!
Suriye hava araçları Türkiye sınırında ne yapıyor? IŞİD, ÖSO, PKK gibi terör örgütlerinin denetimindeki topraklarda egemenliğini sağlamaya çalışıyor. Biz ise o araçları vurup, dolaylı olarak terör örgütlerine destek vermiş oluyoruz!
Ancak mesele bundan da ötedir. Suriye hava aracını vurmak, sadece teröre destek değil, kendi güvenliğimizi de kurşunlamak demektir. Zira Şam yönetimi sadece Suriye’yi değil, aslında Türkiye’yi ve bölgeyi de savunmaktadır!
Çünkü Suriye’yi kurşunlamak, gerçekte kendimizi kurşunlamaktır ve bunu Türkiye’de resmi kurumlar içerisinde en iyi TSK bilmektedir! Suriye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğü anlamına geldiğini resmi kurumlar içerisinde en iyi Türk Ordusu saptamaktadır! Geçmişte aynı denklemi Irak için kurabilmiş Dışişleri Bakanlığı bile maalesef bu kez aynı netlikte değildir.
Türk Ordusu herşeye rağmen 7 Haziran’a kadar AKP’nin Suriye politikasına direnecektir. 7 Haziran’da direnme görevi ise Türk milletindedir. Türk milleti 7 Haziran’da alacağı tutumla ordusunu AKP’ye karşı rahatlatmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2015
TSK’ye AK-Kumpas
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/05/2015
18’i subay toplam 34 asker, tam 36 gündür tutuklu. Tamamı F Tipi örgüt üyesi muamelesi gördüğünden, sahipsizler. Üstelik daha sonra savcıların da tutuklanması, kamuoyu açısından onları iyice “paralelci” hale getirdi!
Kuşkusuz içlerinde cemaatçi olanlar da bulunabilir. Zira MİT TIR’larını durdurma operasyonu iki iç içe geçmiş düzlemde yapılmıştı. Bir yandan Türkiye’yi Suriye macerasından kurtaran milli bir hamle, diğer yanda bundan yararlanarak Hakan Fidan’ı sıkıştırmaya çalışan F Tipi örgüt eklemlenmesi vardı.
Bu iki düzlemi birbirinden ayırmadan, toplamını “paralal faaliyet” ilan etmek hem subaylara haksızlıktır, hem de AKP’nin işine yaramaktadır!
YA TIR’IN İÇİNDEKİLER?
Mesele “paralel faaliyet” ilan edilince TIR’ın içindekilerin ne olduğu, kime gönderildiği, Türkiye’yi hangi konuma soktuğu, Türk milletini hangi risklerle karşı karşıya getirdiği geri planda kalmış oluyor, hatta zamanla unutuluyor.
Oysa hem görüntülerde kayıtlıdır, hem de jandarma imzalı tutanaklarda: TIR’larda uçaksavarlardan 155’lik toplara kadar geniş yelpazede mühimmat vardır. Silahlar Suriye’de Şam yönetimini devirmeye çalışan teröristlere gitmektedir. Olay ülkemizi hem komşusuna düşmanlık yapan ama hem de teröre destek veren konuma düşürmektedir. Ve sonuçları bakımından da Türk milletini komşusuyla savaşa götürme riski taşımaktadır.
Yani TIR’ı kimin durdurduğu, TIR’ın içi ve misyonunun yanında önemsizdir!
Öyle olduğu için de yalanlar söylenmekte ve mesele F Tipi operasyon boyutuyla daraltılmaktadır. Hangi yalanlar mı? TIR’da silah değil yardım malzemesi varmış! Yardım malzemesiyse neden gizli saklı yapılır? Her yardımı siyasi rant için düğün dernekle yapanlar bu TIR’larda neden gizlenir? Ayrıca TIR’larda yardım malzemesi varsa neden Kızılay değil de MİT taşımaktadır?
GENELKURMAY DİRENİYOR
TSK açısından F Tipi meselesi gün geçtikçe AK-Kumpasın malzemesi olmaktadır. Şöyle: Yıllar önce AK ve F kumpas birlikte TSK’yi hedef almıştı. Ancak şimdi F Tipi temizleme iddiasıyla AK-Kumpas sürmektedir.
MİT F Tipi olduğunu iddia ettiği subay listeleri hazırlamakta, AKP de o listeleri TSK komuta kademesine tasfiye ettirmeye çalışmaktadır. Geçen yıl hazırlanan ilk liste 2,500 kişilikti. Genelkurmay direndi ve uygulatmadı. Bu yıl MİT yeniden 1,000 kişilik bir liste verdi. Genelkurmay o listeye de direniyor. (AKP Milletvekili Şamil Tayyar bu nedenle Org. Necdet Özel‘i suçluyor.)
O nedenle listeye yeni bir örtü örttüler. Sanki MİT vermemiş de, ihbarlardan oluşmuş bir liste ortaya çıkmış demeye getirdiler. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz‘ın son açıklaması bu örtü içindir.
Öte yandan ihbarlardan hazırlanmış bir liste olsa ne olur? MİT’in listesinden daha mı nesnel olacak?
TSK KENDİ TEMİZLİĞİNİ KENDİSİ YAPMALI
Kuşkusuz TSK içinde F Tipi subaylar var; olduğunu Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının başarısından biliyoruz!
Fakat bunların nasıl temizleneceği ihbarlara ya da MİT’e bırakılamaz. Zira bu yöntem meseleyi içinden çıkılmaz hale getirir. F Tipi subay diyerek ayağa kalkmayandan NATO’ya mesafeli durana, Atlantik planlarına karşı çıkandan PKK’nin istemediği komutana kadar pek çok isim tasfiye edilebilir. (MİT Oslo’da PKK liderlerine bölgede istemedikleri kamu görevlilerinin isimlerini sormuştu!)
Bu yöntem TSK için yeni bir kumpastır, AK-Kumpas’tır. Türk Ordusu da, Türk milleti de bu yeni kumpasa karşı dik durmalıdır.
TSK, kendi içindeki F Tipi çeteyi kendisi temizlemelidir; bunun nasıl olacağını hükümet ya da MİT değil, en iyi kendisi bilmektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2015
ABD-AKP güvenlik anlaşması hazırlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2015
Antalya’da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının açılışında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun şu cümlesi, IŞİD stratejisi konusundaki küçük ayrılıkların aşılmaya başladığını gösteriyor: “Irak ve Suriye’yi DAEŞ’ten (IŞİD) temizlemek için uluslararası camianın daha iyi koordine olmak ve işbirliği yapmak zorunda olduğu tek operasyon sahnesi olarak görmek zorundayız.” (basbakanlik.gov.tr, 14 Mayıs 2015)
Davutoğlu bu cümleyle birincisi “Irak ve Suriye tek operasyon sahnesi olmalı”, ikincisi de “Batı bu sahnede daha ağırlıklı yer almalı” mesajı vermiş oluyor ve toplamda NATO’yu Türkiye’nin güneyine davet etmiş oluyordu!
Böylece Erdoğan‘ın daha önce bir kaç kez NATO’yu Irak ve Suriye’ye “davet etmesi” çizgisi sürdürülmüş oldu!
NATO’nun bölgeye Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin istediği şekilde gelebilmesi kuşkusuz bölge koşulları nedeniyle mümkün değildir ama “İslamcı” bir iktidarın Batıcılıkta sınır tanımaması D-8’den İslam İşbirliği Teşkilatı’na kadar hemen her platformda önemle not edilmektedir!
GÜVENLİK GÜÇLERİ İŞBİRLİĞİ
Peki Ankara Irak ve Suriye’yi neden “tek bir operasyon sahnesi” yapmak istemektedir? Bunu aslında Washington istemektedir. Zaten Obama‘nın IŞİD stratejisinin temelinde bu vardır ve AKP Hükümeti bu anlayışa Suriye’ye yoğunlaşmayı zayıflatacağı için bir süre itiraz etmiştir.
Ankara’nın Obama‘nın IŞİD stratejisine “tam uyumluluğa” geçtiğinin bir diğer göstergesi de “önce IŞİD mi Esad mı” diye sürdürülen tartışmada gelinen durumdur. Davutoğlu‘nun konuşmasında sürekli IŞİD demesi ama Esad’ı hiç konu edinmemesi, bu noktada da “tam uyumluluk” işareti vermektedir.
Nitekim Amerika’nın Sesi‘nden öğreniyoruz: Ankara ile Washignton IŞİD’e karşı yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı yürütüyorlar. Dorian Jones’un aktardığına göre ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, imzalanacak anlaşmanın iki ülkenin güvenlik güçleri arasındaki bilgi paylaşımı ve işbirliğini artırmayı öngördüğünü söylüyor. (Amerika’nın Sesi, 12 Mayıs 2015)
Ankara’nın aylardır Kuzey Irak’ta yürüttüğü Eğit-Donat programının Türkiye ayağının gecikmesi de, anlayabildiğimiz kadarıyla bu anlaşmanın hazırlığından kaynaklanmaktadır. Zira eğitim verecek Amerikalı askerler de, eğitilecek teröristlere verilecek silahlar da Kırşehir’deki kampa getirilmiş durumda!
AKP-SKUK GÖRÜŞMESİ
Dolayısıyla “komşulara düşmanlık” stratejisinin önünde bir tek “güvenli bölge” tartışması, daha doğrusu zamanlaması kalmış durumda. Ankara ile Washington arasında bu konuda “siyasi ve ekonomik maliyet” tartışması sürmektedir.
Güvenli bölge, iddia edildiği gibi Suriyeli mültecilere yaşam alanı yaratmak değildir; pratikte kantondur, özerk bölgedir, Kürt koridorudur!
AKP’nin desteklediği Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca‘nın “Güvenli bölge Esad sonrası için de zorunlu” demesi, işte bu gerçeğe işaret etmektedir. (aa.com.tr, 12 Mayıs 2015)
Herkes için aynı olan bu hedefin zamanlaması tartışılmaktadır. Washington zorlukları görerek meseleyi ağırdan ve taşeronları üzerinden yürütmeye çalışıyor, Ankara ise kendi iç takviminin yarattığı sıkıntılardan dolayı daha hızlı hareket etmek istiyor.
Ancak meselenin hızı nasıl olursa olsun, yöntemi bellidir ve Obama stratejisinde kayıtlıdır: IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütleri hakim yapmak!
Uygulayıcı konumdaki Davutoğlu işte bu hedefi daha somut bir ifadeyle dile getiriyor: “Bizim için ‘DAİŞ (IŞİD) çıkınca ne olacak’ sorusu önemli. DAİŞ’in boşalttığı yere Suriye rejimi girmemeli veya Irak’ta Şii milisler girmemeli.” (Akif Beki, Hürriyet, 5 Mart 2015)
Peki kim girmeli? Geriye kim kalıyor? KDP ve PKK!
Bu konuda Ankara çok yönlü çalışılıyor. Örneğin Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) yöneticisi Hewas Eğid‘den öğreniyoruz: “Bugün heyet olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı Suriye Dosyası sorumlularından oluşan bir heyetle görüştük. Görüşmede Batı Kürdistan’ın genel durumu ile Haseke kentindeki son saldırları ele aldık.” (Rudaw, 7 Mayıs 2015)
İşte 7 Haziran, bölgeyi tümden ateşe verecek bu hazırlıklara dur diyebilmenin fırsatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2015
AKP’nin Kobani’deki rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/05/2015
Anımsayacaksınız, Ayn en Arap yani Kobani’deki PKK-IŞİD çatışmasını bu köşede çok tartıştık, değişik yönleriyle ele aldık. Erdoğan‘ın Kobani’deki kimi çıkışlarının gerçeği yansıtmadığını, bu çıkışları Batı planlarına direniş diye okumanın doğru olmadığını belirttik. Masadaki müzakere ortağının (PKK) burnunun sürtülmesini istemenin, topyekün yenilmesini savunmak anlamına gelmediğine dikkat çektik.
Hatta tersine, AKP Hükümeti’nin Kobani’yle ilgili uygulamalarının ABD’nin stratejik düzlemdeki işlerini kolaylaştırdığını vurguladık. Bunlardan en önemlisi Kobani’ye açtıkları peşmerge koridoruydu!
Peşmerge sayısınından ve kuvvetinden ziyade, o koridor şu nedenle önemliydi: Barzanistan ile PKK kantonu, AKP’nin açtığı koridorla Türkiye toprakları üzerinden birbirine lehimlenmişti!
‘AKP OLMASA KOBANİ DÜŞERDİ’
Kobani konusunda aslında AKP’nin nerede dorduğu, hangi rolleri üstlendiği artık daha somut ortaya çıkmaktadır. Örneğin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz dünkü açıklamasında şöyle dedi: “Gerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gerek Peşmerge, her ikisini de öneren Türkiye olmuştur. Türkiye olmasaydı hiç şüpheniz olmasın Kobani düşerdi.” (aa.com.tr, 13 Mayıs 2015)
Nitekim Mesud Barzani de AKP’nin hakkını veriyor ve tüm dünyaya “Türkiye’nin yardımı olmasaydı Kobani’nin alınması mümkün olmazdı” diyordu! (hurriyet.com.tr, 10 Mayıs 2015)
Erdoğan‘ın milliyetçilik maskeli Kobani sözleri HDP’li kimi yöneticileri rahatsız etse de, Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP hükümetinin gerçek pozisyonunu özetliyordu: “Kobani’de dökülen Kürt kanı benim kanım.” (hurriyet.com.tr, 7 Mayıs 2015)
AKP’NİN PKK’YE SOMUT YARDIMLARI
Kuşkusuz bunlar laf ve siyaset malzemesi diyebilirsiniz. O zaman somut olgulara bakalım:
Kobani’de PKK’ye desteğe giden 3. Peşmerge Birliği komutanı Muslih Zebari‘den öğreniyoruz: AKP Hükümeti Kobani’de savaşan Peşmerge gruplarına 630 bin dolar değerinde 4 kamyon silah ve mühimmat yardımı yaptı! (dünyabulteni.net, 7 Mayıs 2015)
Sadece koridor mu, sadece silah mı? E. Genelkurmay İstihabrat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin açıklıyor: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriy’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.” (Yeniçağ, 13 Mayıs 2015)
AKP’nin Kobani’de PKK’ye somut yardımlarına devam edelim mi? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük Kobani’ye her ay 120, toplamda da 802 TIR gıda ve yardım malzemesi yaptıklarını açıklıyor. Bu rakamlar henüz 11 Ekim 2014’ün. Sonrasında da yardımlar devam etti. (haksozhaber.net)
PKK’ye başka türlü destek? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük TIR’la yapılan yardımlara ek olarak 415 yaralıyı da Türkiye’ye getirerek tedavi ettirdiklerini açıkladı. Yararlılar kim? YPG’liller, yani PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin silahlı birliği!
O tarihe kadar tam 462 PYD’li Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi edildi. Üstelik tedavi edilenler arasında PKK’nin Diyarbakır sorumlusu Sofi kod adlı Selahattin Dilek bile vardı! (hurriyet.com.tr, 14 Ekim 2014)
Suruç Kaymakamı Abdullah Çiftçi‘nin rakamları daha da somut: “Savaşın başladığı günden bu yana 3,919 hasta tedavi edildi. Savaşta yaralanan 974 YPG’li Türkiye’ye getirilerek tedavi edildi.” (haber7.com, 5 Kasım 2014)
AKP-HDP ORTAKLIĞI
Tüm bu olgular AKP Hükümeti’nin Kobani’deki rolünü ama ondan daha önemlisi ABD’nin Kürt Koridoru planındaki yerini göstermektedir.
Bu anımsatmayı ekranlardan oynanan AKP-HDP karşıtlığı oyununa ışık tutabilmek için anımsattık. “AKP’nin karşıtı HDP, HDP’nin karşıtı da AKP” sahte denklemiyle Açılım iktidarı kurma operasyonuna dikkat çekmek için anımsattık.
AKP ile HDP birbirinin karşıtı değil, bütünleyenidir. Açılım’da ortaklık sadece Türkiye’yi değil, Suriye’yi de kapsamaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2015