Archive for category Politika Yazıları
Birlikçi çözüm AKP’yi yıkmakla başlar
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 05/06/2015
Vatan Partisi’nin Yüksekova mitingine AKP’nin engeller çıkarması şu büyük gerçeği bir kez daha ortaya koymuştur: Kürt sorunun çözümü AKP’yi yıkmaktaktan geçmektedir! Kürt sorunun Türkiye’nin birliği içinde ve Türk-Kürt kardeşliği ekseninde çözümü Erdoğan‘ın saltanatına son vermekten geçmektedir!
Açalım:
PKK’Yİ BÜYÜTEN AKP’DİR
Önce bir kaç saptama:
1) Açılım, Kürt meselesine bir çözüm programı değil, tersine Türk ile Kürt’ü ayrıştırarak yeni ve daha büyük bir sorun yaratma programıdır.
2) Açılım PKK’nin silah bırakması değil, tersine Ortadoğu’da daha da silanlanmasının adıdır. Irak ve Suriye bunun göstergesidir.
3) Açılım’ın sahibi ABD’dir.
4) Açılım ABD stratejisi içinde PKK’nin Ortadoğu’da başat roller oynamasının adıdır. Bu yönü nedeniyle PKK ABD için stratejik araçtır.
5) PKK, tarihinin en güçlü dönemindedir ve bunu sağlayan Açılım’dır. Yani PKK’yi bu konuma yükselten AKP Hükümeti’dir.
İKİ FARKLI ÇÖZÜM
Kürt sorunu nedir?
Birlikçi anlayışa göre Kürt sorunu Kürtlerin demokratik haklarıyla ilgili bir sorundur. Ayrılıkçı anlayışa göre ise Kürt sorunu, Kürtlerin ayrı ülkesinin olmaması sorunudur.
Bu iki anlayış dışında kuşkusuz kökleri geçmişte olan bir de “yok sayma ve ezme” anlayışı vardır. Kürtlerin yaşadığı dört ülkede de çeşitli biçimlerde “yoksa sayma ve ezme” anlayışı hakim olmuştur. Sorunun büyümesi ve emperyalazmin kullanabileceği bir duruma gelmesi, işte bu sakat anlayışın sonucudur.
Emperyalizm bu durumdan yararlanarak sorunun birlikçi anlayışla çözülme yollarını tıkamaya çalışmış ve Kürtlere “bağımsız” ülke vaat ederek ayrılıkçı anlayışı güçlendirmiştir. Kuşkusuz “bağımsız” ülke, pratikte Kürtlerin yaşadığı ülkelerin tek tek bölünmesi demektir!
Dolayısıyla coğrafyamızda esas çelişme emperyalist ABD ile bağımsızlıklarını korumaya çalışan ülkeler arasındadır. Kürt örgütlerinini bazıları ise bu çelişmede, maalesef ABD’nin safına girmiştir.
KÜRT AVANTAJINI DEĞERLENDİREBİLMEK
Türkiye açısından durum nedir? Geçmişin “yok sayma ve ezme” anlayışı artık egemen değildir. Geride kalan 30 yılın ardından “yok sayma ve ezme” anlayışının yarattığı tahribat belli ölçülerde onarılmıştır. Kürtler demokratik haklarının çoğuna sahip olmuştur. Elbette eksikler tamamlanmalıdır.
Ancak artık başka bir sorun vardır: PKK terörü sorunu!
Fakat sorun, PKK’nin Kürt sorunundaki “hamilik” avantajı nedeniyle, ayrı düzlemlerin içiçe geçmesi ve neredeyse tek bir düzlem gibi görünmesi nedeniyle karışıktır. Bu iki düzlemi, yani Kürt sorunu düzlemi ile PKK terörü sorunu düzlemini ayırabilmek, birlikçi anlayışı egemen hale getirebilmek için kritiktir, hayatidir.
Peki nasıl? Bunun yolu özetle içeride ve dışarıda şöyledir:
1) Önce AKP yıkılmalıdır. Bu pratikte Açılım’a son vermek demektir.
2) Birlikçi anlayışı hakim hale getirmeye batı illerinden başlanmalıdır. İstanbul’daki 5 milyon Kürt’ü “birlikçi anlayışa” kazandırmak, kritik önemdedir ve problemi kolaylaştıracaktır.
3) Kürtlerin dört ülkede yaşaması uzun yıllardır ABD için ayrılıkçılığın bir kozu olarak kullanıldı. Yeni aşamada bu koz tersine çevrilecek ve Kürtler, dört ülkede yaşamanın deneyimini, dört ülkenin birliğinde avantaja dönüştürecektir.
4) Dört ülke, Kürt örgütlerini birbirine karşı kullanmaya son vermelidir!
5) Türkiye, İran, Irak ve Suriye biraraya gelerek sorunu emperyalizmin elinden söküp almalıdır. Bu durum haliyle terör örgütlerinin beyaz bayrak çekmesi demektir.
Ortadoğu’daki en barışçı çözüm budur. Türk, Kürt, Arap ve Fark halklarının barış içinde yaşamasının yolu bu çözümden geçmektedir. Aksi savaştır ve haliyle emperyalizme boyun eğmektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
4 Haziran 2015
Yüksekova mitinginin 12 anlamı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 04/06/2015
Vatan Partisi’nin Hakkari-Yüksekova mitingi, tarihi anlamı olan ve ilk sonuçları 7 Haziran’da ama asıl sonuçları 7 Haziran’dan sonra görülecek bir mitingtir!
Miting bugün itibariyle şu anlamlara gelmektedir:
AKP-PKK ORTAKLIĞINA YANIT
1) Vatan Partisi bu mitingle AKP-PKK ortaklığına ve Açılım’a meydan okudu!
Hem AKP hem de PKK Vatan Partisi’nin bu mitingini engelleme çalıştı. AKP devlet aygıtını kullarak, örneğin uçakları kaldırtmayarak, örneğin kaymakama “miting yapmayın, güvenliğinizi sağlayamayız” dedirterek, Vatan Partisi masaya yumruğunu vurunca miting alanı diye Yüksekova’nın dışında bir yer vererek, örneğin katılmasınlar diye halk ile miting alanı arasına özel kuvvetleri koyarak engellemeye çalıştı. PKK ise halkı tehdit ederek engellemeye çalıştı.
2) Vatan Partisi ismi gibi davrandı ve bu mitingle yurdun her santimetre karesinin vatan olduğunu gösterdi. Zira uzunca bir süredir AKP Hükümeti muhalefeti “Ankara’nın doğusuna gidemezsiniz” diyerek, PKK de “sıkıysa gelin” diyerek tehdit ediyordu!
Vatan Partisi AKP-PKK tehditlerine boyun eğmedi ve Edirne’den Yüksekova’ya her yerin vatan olduğunu ilan etti.
TÜRK-KÜRT BİRLİĞİ
3) Vatan Partisi bu mitingle “Tük de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” dedi. Mustafa Kemal Atatürk‘ün geçen yüzyılın başında ilan ettiği “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” denklemini, bu yüzyıl için güncelledi ve Türkiye’nin önüne koydu.
4) Vatan Partisi bu mitingle Türk-Kürt kardeşliği diyerek içeride Türkiye’nin birliğini dışarıda da Ortadoğu barışını savundu.
KÜRT’E EŞİT YURTTAŞLIK
5) Vatan Partisi bu mitingle Kürt’e Türk ile ile birlikte eşit ve birinci sınıf yurttaşlık vaat etti!
Özerklik son tahlilde Kürt’ün Türk’e göre başkası olmasıydı, diğeri olmasıydı. Vatan Partisi Kürt’e Türk ile birlikte “aynı” olmayı vaat etti. Bin yıldır etle tırnak olan, bir olan, birlikte olan Türk ve Kürt’e, “birlikteliğe mecburuz” mesajı verdi.
6) Vatan Partisi bu mitingle Kürt’e AKP-PKK ortaklığının istediği gibi özerklik yoluyla sadece güneydoğuda değil, milli devlet yoluyla ve tüm yurtta, Türk’le birlikte iktidar olmayı vaat etti!
TÜRK’E BİRLİK MESAJI
7) Vatan Partisi bu mitingle Türk’e, “Kürt’le birlikteliğe mecburuz” mesajı verdi.
Türk Kürt ayrılığı hem Türk için hem de Kürt için emperyalizme boyun eğmekti, Türk ile Kürt birliği ise emperyalizmi yenmek ve özgür olmak, başı dik olmak demekti.
8) Vatan Partisi Türk’e, “Kürt’e sahip çık ve kardeşini emperyalizmin kucağına bırakma” mesajı verdi.
ABD’YE ‘BÖLEMEYECEKSİN’ MESAJI
9) Vatan Partisi bu mitingle ABD’ye “kazanamayacaksın” mesajı verdi, “bölemeyeceksin” uyarısı yaptı ve Washignton’a “bölgeyi terket” dedi.
10) Vatan Partisi bu mitingle güneydeki komşularımıza “bölgedeki terörün kökünü kazıyacağız” mesajı verdi.
11) Vatan Partisi bu mitingle İran, Irak ve Suriye’ye bölgede barış mesajı verdi; Batı Asya Birliği ile bölge ülkelerinin önüne Türk ile Kürt’ü, Kürt ile Arap’ı, Arap ile Fars’ı birlikte kalkınmak hedefiyle barış ve uyum içinde yaşatma görevi koydu.
TÜRKİYE’YE ‘YÖNETİRİM’ MESAJI
12) Vatan Partisi bu mitingle Edirne’den Kars’a, Antalya’dan Hakkari’ye ve elbette Ankara’ya “Türkiye’yi biz yönetiriz” mesajı verdi!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Haziran 2015
‘Ya başkanlık ya HDP’ + ‘ya özerklik ya AKP’ = başkanlık ve özerklik
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 03/06/2015
HDP’nin “ya başkanlık ya HDP” afişlerini yollarda görmüşsünüzdür. Hani şu seçmene “bana oy vermezsen Erdoğan başkan olur” mesajı veren mor afişler…
Oysa Erdoğan‘ın daha başkan olmadan bir başkan ve de sultan gibi davranmasının sorumluları liste yapılsa, HDP listenin en başlarında yer alacaktır.
ERDOĞAN’IN SALLANAN TAHTINI TUTTULAR
Örneğin anayasa referandumunda “hayır” yerine “boykot” diyerek Erdoğan‘ın yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmasına yardımcı oldular.
“Ama evet demediler, boykot ettiler” diyerek HDP’nin tavrında solculuk arayanlara anımsatalım: Selahattin Demirtaş tutumlarını “evet artı boykot eşittir çözüm” diyerek açıklamıştı! Anlamı, “AKP artı HDP eşittir Açılım”dı.
Örneğin HDP Erdoğan‘ın saltanatını sallayan Gezi eylemlerine, yani Haziran halk hareketine darbe dedi, karşı çıktı. MİT Müsteşarı Hakan Fidan talepli Öcalan‘ın “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” emri gelince de, kitleleleri alanlardan uzaklaşmak için harekete geçtiler. Dahası, güneydoğuda eylem yapılmasına engel olarak bölge TOMA’larını da batı illerinde Erdoğan‘ın emrine gönderdiler!
Kısacası Erdoğan‘ın saltanatının sallandığı Gezi’de, devrilmesin diye Erdoğan‘ın tahtını tuttular!
ERDOĞAN SAVCI DEMİRTAŞ MÜDAHİL
Ergenekon ve Balyoz tertipleri neden yapıldı? Erdoğan tam iktidar olsun diye, kurumları ele geçirsin ve dönüştürsün diye…
Peki HDP’nin tutumu ne oldu? Erdoğan‘ın savcılığını yaptığı bu tertip davalara müdahil oldu, Erdoğan‘ı tam iktidar yapan bu tertiplere destek verdi, Erdoğan‘ın yanında durdu!
Uzatmayalım: HDP’nin Erdoğan‘ın sultanlığına katkısı saymakla bitmez. TBMM’de Erdoğan‘a adım adım sultanlık yolu açan yasa tasarılarında HDP’nin ne oy verdiği, AKP’lilerle birlikte hangi tasarılara el kaldırdığı bu sütunun boyutlarının çok çok üzerindedir.
O nedenle Demirtaş‘ın “seni başkan yaptırmayacağız” demesi laftan ibarettir; gerçekte kendisi Erdoğan‘ın sultanlığının önemli aktörlerindendir!
PKK’Yİ AKP’NİN AÇILIM’I BÜYÜTTÜ
Gelelim meselenin diğer tarafına…
AKP ise özellikle şu propagandaya ağırlık veriyor: “HDP barajı aşarsa özerklik ilan edecek, kanton kuracak.”
Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan‘ın bu sözlerinin seçmene mesajı açık: “Ya AKP ya özerklik!”
Ancak bu mesaj da en az Demirtaş‘ın “Erdoğan’ı başkan yaptırmayacağız” mesajı kadar gerçek dışıdır. Çünkü Açılım son tahlilde “Erdoğan’a başkanlık, Türkiye’ye federasyon ve PKK’ye özerklik” demektir.
Ve hepsi bir yana, örneğin sonuncu Dolmabahçe mutabakatının bile pratikte PKK’ye özerklik anlamına geldiğini en iyi Yalçın Akdoğan bilmektedir.
Neden? Çünkü Açılım koordinatörüdür, çünkü o mutabakatta imzası vardır, çünkü Hakan Fidan ve Efkan Ala ile birlikte Erdoğan‘ın Açılım operatörlüğünü yapmaktadır, çünkü Atlantik patentli Açılım çerçeve belgesi ile David Philipps‘in madde madde yapılacaklar listesi masasındadır.
Dahası tek başına şu soruların yanıtı bile en önemli gerçektir: PKK en büyük atılımı ne zaman yaptı? PKK en çok ne zaman büyüdü? PKK ne zaman dokunulmazlık elde etti?
AKP-PKK İŞBRİLİĞİNE SON!
Kısacası HDP’nin “ya başkanlık ya HDP” mesajı ile AKP’nin “ya özerklik ya AKP” mesajı hem gerçek değildir hem de birbirinin bütünleyenidir. Sonuçları bakımından anlamı “hem başkanlık hem özerklik”tir!
AKP ile HDP’nin bu karşıtlık görüntülü işbirliğini bozmak, Türkiye’nin en önemli sorunudur!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Haziran 2015
MİT TIR’ındaki silahlar Bulgaristan menşeli mi?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 02/06/2015
İddia edildiği gibi Suriye’deki Türkmenlere ilaç yardımı yapılıyor olsaydı, MİT TIR’larını Kızılay TIR’ları diye adlandıracaktık!
Ve evet, konu gerçekten Kızılay TIR’ları olsaydı, AKP Hükümeti hiç çekinmeyecek, TIR haberlerine yayın yasağı koymayacaktı!
GÖRÜNTÜLER GİZLENEMEZ
Ama ne oldu?
17 ay önce Aydınlık gazetesi o TIR’larda gerçekte ne taşındığını belgesiyle, fotoğrafıyla ortaya koydu; şimdi de Cumhuriyet gazetesi o görüntüleri yeniden gündeme getirdi.
Aydınlık‘a tam 5 dava açıldı. Aynı şekilde şimdi de Cumhuriyet‘e…
Dün de yayın yasağı koydular, bugün de…
Hiç farketmez, o görüntüler gerçek olduğu için yarın bir başka gazete tarafından yine yayınlacaktır.
MİT TIR’LARI TÜRKMENLERE DEĞİL ÖSO’YA GİTTİ
Hem Erdoğan hem de Davutoğlu önceki gün ateş püskürdüler: Davutoğlu “MİT TIR’larındaki yardımın Bayırbucak Türkmenlerine gitttiğini” iddia etti. Erdoğan ise daha da ileri gitti ve “Türkmenlere yardıma iftira attılar” dedi. Yetmedi, miting meydanında mahkeme kurup “cezalarını çekecekler” dedi! (BBC Türkçe, 30 Mayıs 2015)
MİT TIR’larının silah taşıdığı ilk ortaya çıktığında da AKP Hükümeti’nden “Türkmenlere yardım” iddiası gelmişti. Ancak Aydınlık‘ın konuştuğu Türkmenler iddiayı yalanlamış, kendilerine maalesef yardım gelmediğinden şikayet etmişlerdi.
O zaman da sormuştuk: Yardımsa neden Kızılay yerine MİT taşıyor? Yardımsa neden gizli? Valisine propaganda için yardım kömürü taşıtan bir iktidar Türkmenlere yardımı, varsa eğer, hiç gizler mi?
Zaten MİT TIR’larını durduran savcıların ve jandarmanın ifadeleri, tutanakları, çektikleri görüntüler AKP Hükümeti’ni yalanlıyordu.
Hatta AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay bile Türkmenlere yardım iddiasını yalanlıyordu! Aktay, yaklaşık iki hafta önce MİT TIR’larının ÖSO’ya gittiğini itiraf etmişti! Sesli, görüntülü, yalanlanamaz türden bir itiraftı bu…
Evet yalanlanamazdı, nitekim Davutoğlu miting meydanından “yardım Bayırbucak Türkmenlerine gidiyordu” dedikten bir gün sonra, Fransız Haber Ajansı AFP‘ye “yardım ÖSO ve Suriye halkı içindi” demek zorunda kalmıştı! (hurriyet.com.tr, 31 Mayıs 2015)
SAVCI: SURİYE’YE 2 BİN TIR GİTTİ
Biliyorsunuz MİT TIR’ı davası hukuka aykırı olarak sürüyor. Adana’daki mahkeme askerleri tutuklamayınca, iktidar İstanbul’da yargıyı harekete geçirdi ve MİT TIR’larını durduran askerleri tutukladı!
Askerlerin tamamı F Tipi üyesi ilan edildi ve hain, casus diye suçlandı! Oysa gerçek şuydu: Bir yanda Jandarma’nın yaptığı operasyon vardı, diğer yanda da olayı Hakan Fidan‘ı sıkıştırma fırsatı olarak gören cemaatin eklemlenmesi… İki ayrı düzlemde, iki farklı girişim.
Ama daha önemlisi şuydu: MİT TIR’larının durdrulması Türkiye için hayırlı bir iş olmuş ve AKP Hükümeti’nin Suriye’ye savaş macerası frenlenmişti!
Her neyse, dava demiştik…
Savcı Ali Doğan‘ın kabul edilen iddianamesinden gidelim. Savcı Doğan “bugüne kadar Suriye’ye 2 bin TIR gönderildi, neden özellikle bunu durdurdunuz?” diye soruyor!
Yorum yapmıyoruz: 2 bin TIR’ın altını çiziyoruz sadece!
TIR’LAR YÜKÜ ESENBOĞA’DAN ALDI!
Yine iddianamede çok önemli bilgiler var: TIR’ın 18 Ocak 2014 tarihinde Esenboğa havalimanından yola çıktığı belirtiliyor!
Peki sıradan bir yardım malzemesiyse, TIR yükü neden havalimanından teslim aldı? Libya’dan İskenderun limanına gemiyle gelen silah gibi, yine Libya ya da başka bir ülkeden gelen silahlar mı bunlar?
Hadi şu soruyu da soralım: Silahlar Bulgaristan menşeili mi? Jandarma’nın bu yönde bir araştırması, kaydı var mı?
Tüm bu gerçekler er geç ortaya çıkacaktır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Haziran 2015
HDP nedir, ne değildir?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 01/06/2015
Madem “HDP’ye baraj atlatma kampanyası” tam hız sürüyor, madem Erdoğan günde bir kaç kez sözde HDP karşıtlığı pozu vererek milliyetçi oylara sesleniyor, tekrar pahasına biz de üç beş günde bir şu gerçekleri yazalım:
HDP AKP’NİN KARŞITI DEĞİL ORTAĞIDIR
1) HDP AKP’nin panzehri değil, destekçisidir, bütünleyenidir: AKP ile HDP milli devleti yıkma gayretinde müttefiktirler.
2) HDP AKP’nin karşıtı değil, masadaki ortağıdır: AKP ile HDP Açılım’da ve Yeni Anayasa’da birliktedirler.
HDP GEZİ’Cİ DEĞİL, AKP’NİN BARİKATIDIR
3) HDP Gezi’nin temsilcisi değildir: Tersine HDP daha ilk günden Gezi’ye darbe demiştir! Hakan Fidan‘ın talebiyle Öcalan PKK’ye “Taksim’i ulusalcılara bırakmayın” emri verene kadar Gezi eylemlerinin karşısında durmuşlardır. MİT talepli o emirle de Gezi’nin yönünü değiştirmek ve kitleleri alandan soğutmak için harekete geçmişlerdir.
4) HDP Türkiye partisi değildir: HDP bir Hakan Fidan projesidir; MİT’in Türkiye solunu yutma ve Gezi benzeri başkaldırıları sönümlendirme projesidir.
HDP SOLCU DEĞİL OBAMACIDIR
5) HDP demokrat değildir: Güneydoğu’da başka örgütlere tahammül etmeyen ve şiddetle yok etmeye çalışan terör örgütünün “yasal” temsilcisidir!
6) HDP solun temsilcisi değildir: “Biji Obama” diyenler, ABD’den rol talep edenler solcu olamaz!
7) HDP bölgeci değil Batıcıdır: Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de bölge dinamikleriyle değil, Washington’la birlikte hareket etmektedir.
HDP BİRLİKÇİ DEĞİL AYRILIKÇIDIR
8) HDP Kürtlerin değil Kürtçülüğün temsilcisidir: Kürt halkı Açılım’ın ayrıştırıcı yönüne rağmen esas olarak hâlâ birlikçidir ve Türk-Kürt kardeşliğini savunmaktadır.
9) HDP birlikçi değil ayrılıkçıdır: Özerklik birlikte yaşamanın değil, adım adım ayrılmanın yoludur!
10) HDP silahların bırakılmasına karşı değildir: Silahlar sayesinde hükümetleri masaya oturtabildiklerini en iyi kendileri bilmektedir!
HDP İLE AKP BİRBİRİNE MECBURDUR
11) HDP’ye baraj atlatmak AKP’yi durdurmak demek değildir: Tersine Açılım’da PKK’nin masaya daha güçlü oturması ve Ankara’yı daha çok tavize zorlaması demektir. Bu nedenle HDP’ye baraj atlatmak birliğe ve demokrasiye değil, ayrılığa ve etnikçiliğe hizmet eder.
12) AKP’ye oy vermek, PKK’nin TBMM’ye girmesini engellemek değildir: Açılım olduğu müddetçe PKK zaten AKP’nin koalisyon ortağıdır, hükümetin parçasıdır.
AKP İLE PKK KOALİSYON ORTAĞIDIR
13) AKP’ye karşı HDP’yi, HDP’ye karşı AKP’yi desteklemek tuzaktır: Erdoğan ve Demirtaş, AKP ile HDP’yi karşıtlık temelinde büyütmeye çalışmaktadır. Psikolojik savaş merkezleri AKP’yi Türklerin temsilcisi, HDP’yi de Kürtlerin temsilcisi ve “Erdoğan karşıtlığının” merkezi diye sunarak güçlendirmeye çalışmaktadır.
14) AKP ile HDP’nin 7 Haziran “karşıtlığı” taktikseldir: Daha zayıf HDP AKP için, daha zayıf AKP de HDP için Açılım masasına güçlü oturmak demektir. Açılım masasına kimin güçlü oturduğunun çok önemi yoktur, zira sonuçta masaya yatırılmış olan Türkiye’nin üniterliğidir!
15) HDP ile AKP birbirine karşıt değil, mahkumdur: Açılım ikisini birbirine mecbur etmektedir. Açılım HDP ve AKP için sadece bir Atlantik görevi değil, varlık nedenidir.
Kısacası, “HDP’yi dağ yönetiyor” diyen Erdoğan, gerçekte o dağın şefiyle görüşmekte, pazarlık yapmakta ve anlaşma imzalamaktadır. AKP-PKK ortaklığının seni “göbeğini kaşıyan adam” ya da “bidon kafalı” seçmen yerine koymasına izin verme!
Birlik programını destekle ve baraj kaygısı duymadan Açılım karşıtı odağa, yani Vatan Partisi’ne oy ver!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
31 Mayıs 2015
ABD’nin ‘terörist ordu’ hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 31/05/2015
IŞİD’le ilgili Aydınlık‘taki analizlerimizi ya da “IŞİD: Kara Terör” isimli kitabımızı okuyanlar anımsayacaktır, hep şunu söyledik: Obama‘nın stratejisi, Irak ve Suriye’de IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt egemenliği kurmaktır. Kürt örgütlerinin birliğini sağlamak, zamanla PKK’yi başat yapmak ve Eğit-Donat programlarıyla Irak ve Suriye’de sünni milisler eğitmek, bu stratejinin araçlarıdır.
AKP Hükümeti ve TSK merkezli İncirlik, Eğit-Donat, Kobani (Ayn el Arap), peşmerge koridoru, güvenli bölge gibi tartışmalar ve konular, işte bu stratejinin içindedir!
Sonuç mu?
EĞİT-DONAT’TA MİLLET UYUTULDU
ABD Kırşehir’de terörist eğitmeye başladı bile! Bu durum milletin pek umurunda görünmüyor, gazetelerin bir bölümü olayı “rambo eğitimi” deyip alkışlıyor!
Oysa 12 yıl önce, 1 Mart 2003’te,Türk milleti ABD askerini yurda sokmamak için seferber olmuş ve baskısıyla AKP’li vekillerin bile bir kısmını mecbur ederek tezkereyi engellemişti.
Bugünkü sessizliğin elbette pek çok nedeni var. Ancak Genelkurmay karargahından zamana yayarak yapılan “anlaşma yok”, “anlaşma var ama imza yok”, “imza var ama uygulama yok” türü hazmettirme servislerinin bu sessizlikteki payı öne çıkıyor!
Şimdilerde ise “70 kişi eğitiliyor, göstermelik” denilerek konu yine yumuşatılıyor!
Ve elbette, bir de ABD askerlerinin ülkemizde terörist eğitmesine “yasal” olanak sağlayan Suriye tezkeresi var!
KIRŞEHİR GÖZLÜĞÜ KÖR ETTİ
Geride kalan bir yıl içinde hep vurguladık. Mesele sadece Kırşehir değildir. Kırşehir’e bakarak bunca zaman “Eğit-Donat başlamadı” demek yanıltıcıydı. Zira TSK’nin iki Kuzey Irak kampında 8 aydır peşmerge eğitmesi de, 3 aydır Musul kampında Sünni milisler eğitmesi de Eğit-Donat kapsamındadır.
“Eğit-Donat imzalanmadı, başlamadı” derken, gerçekte Eğit-Donat çoktan başlamıştı ve bizzat Ahmet Davutoğlu önce yabancı basına açıklamış ve sonra da o kampları ziyaret etmişti.
Kırşehir’e saplanmak ve meseleye sadece oradan bakmak, ABD’nin yurdumuzda terörist eğitmesine karşı milletçe ayağa kalkmamızı engelledi.
ABD IRAKLI MİLİSLERİ DE EĞİTECEK
Bakınız, Eğit-Donat meselesi sayılara takılarak küçültülecek bir mesele değildir.
Önemle üzerinde durmamız şundandır: ABD 2003’te askeriyle Ortadoğu’ya geldi ve 2010’da çekilmek zorunda kaldı. 9 Haziran 2014’te “tasarlanmış elverişli düşman” IŞİD’in Musul’u işgaliyle yeniden bölgeye dönme fırsatı buldu. Ancak ABD’nin “karaya postal değdirecek” şartları yok. İşlerini bölgedeki taşeronlarıyla ve inşa edeceği “terörist ordularla” yapacak!
Terörist ordulara bugünden bakarak “70 kişiden ne çıkar” dememeliyiz. Zira hedef büyük.
Anlatalım: Geçen hafta IŞİD Irak’ta Ramadi’yi ele geçirdiğinde ve Washington buna göz yumduğunda ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ne demişti: “Irak ordusunun savaşma kabiliyeti yok.”
Kuşkusuz bir ölçüde doğruydu fakat sorumlusu kendileriydi. Her neyse, aynı Ashton Carter şimdi ne diyor: “Sünniler devreye sokulmalı!” ABD’nin Sesi haberi şu başlıkla veriyor: “ABD Iraklı milislere de eğitim vermeyi düşünüyor.” (29 Mayıs 2015)
AYRI ORDU, AYRI STATÜ
Elbette ABD o eğitime IŞİD bahanesiyle Irak’a 300 askeri danışman göndererek başlamıştı. TSK’nin Musul Kampı’ndaki Sünni milis eğitimi de o hedefleydi. Artık Washington Ramadi bahanesiyle bunu bir üst seviyeye çıkarmaya ve Irak’ın içinde bulunduğu zorluklardan faydalanarak Irak’ta ayrı ordu inşa etmeye soyunuyor!
Peşmerge zaten Irak ordusundan ayrı bir orduyken, şimdi mevcut ordu da Şii ve Sünni orduları diye ayrıştırılmaya çalşılıyor. Ayrı ordu, son tahlilde ayrı statü demektir!
Bitirirken anımsatalım: Irak’ta Sünni ve Kürtlere 2016 yılında doğrudan silah yardımı öngören tasarı ABD Temsilciler Meclisi’nden geçti!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
30 Mayıs 2015
Erdoğan İzleme Kurulu’na neden karşı?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 30/05/2015
Erdoğan NTV‘deki canlı yayında Açılım’ı ilgilendiren iki şey söyledi:
1) “Dolmabahçe’de ben o karenin içinde yer almayı hükümet için doğru bulmadım.”
2) “Çözüm Süreci’ndeki izleme komitesine ilişkin de gelince. Ne demek izleme komitesi ya. Bu ülkede izleme komitesi devlet, kendi birimleriyle bunu yapar, onunla izler, dışarıdan sipariş kişilerle bunun izlemesi yapılmaz. Zaten izleme komitemiz var, MİT şu an o işi yapıyor.”
MUTABAKATA DEĞİL POZA İTİRAZ
Dolmabahçe mutabakatı 28 Şubat’ta ilan edilmişti. Erdoğan‘ın ilk itirazı ise 22 Mart’taydı. Ancak itiraz ertesi gün Erdoğan’ın toptan mutabakata itirazı olarak yorumlandı, hatta Erdoğan‘ın millici bir çizgiye girdiği bile iddia edildi.
O zaman da belirttik: Erdoğan mutabakata değil, verilen poza itiraz ediyordu! Zira mutabakat bilgisi dahilindeydi, gerçekten itirazı olsa biray beklemezdi! Ancak seçim süreci başladığında ve milliyetçi oylara ihtiyacı olduğunu gördüğünde bu konuyu gündeme getirmişti!
Bu kez 26 Mayıs’ta “ben o karenin içinde hükümetin yer almasını doğru bulmadım” diyerek, itirazının içeriğe değil poza olduğunu iyice ortaya koymuş oldu.
Gerçi daha önce belirttiğimiz gibi, poza itirazı da doğru değildi. Herşey bilgisi dahilindeydi, aksi mümkün değildi. Nitekim müzakere ortağı Selahattin Demirtaş, “kimin nerede oturacağının bilgisinin bile Erdoğan‘a verildiğini” açıkladı! (Cumhuriyet, 28 Mayıs 2015)
ÖCALAN’IN DENETİMİ TEKELİ
Gelelim Erdoğan‘ın İzleme Kurulu itirazına…
Aslında Erdoğan İzleme Kurulu’na da kategorik olarak karşı değil, olamaz da. Zira o kurul, önüne konulan Açılım paketinin maddelerinden biridir. Ancak Erdoğan tıpkı Dolmabahçe mutabakatında “içeriğe evet poza hayır dediği” gibi, İzleme Kurulu’nda da “başka isimlere hayır” demektedir.
Erdoğan zaten İzleme Kurulu’nun işini MİT’in yaptığını söylemektedir!
Açalım: Erdoğan örneğin Öcalan‘a sekreterya görevi görecek bir “mahkumlar” ekibi verilmesine razı ama doğrudan onu etkileyebilecek isimlerin devrede olmasına karşı! Kuşkusuz HDP heyeti periyodik olarak Öcalan‘la görüşüyor, ancak örgütsel durum nedeniyle onların Öcalan‘a itiraz edecek ve onu etkileyecek pozisyonları yok.
Ancak İzleme Kurulu üyeleri için aynı durum söz konusu olmayabilir. Üyeler, HDP heyetinden farklı olarak Öcalan‘a belli konularda itiraz edebilirler, dahası onu yönlendirebilirler.
İşte Erdoğan bunun olmasını istemiyor. Mektupla biat etmiş Öcalan’ın ipinin elinde kalmasını ve bir tek kendi denetiminde olmasını istiyor; Hakan Fidan aracılığıyla yönlendirebilme tekelini kimseyle paylaşmak istemiyor!
Erdoğan biliyor ki, sürece doğrudan karışan sayısı artarsa, süreci istediği gibi yönetemez!
AKP ÖCALAN’A KALKAN!
Anımsayacaksınız: Erdoğan‘ın Hakan Fidan‘ın MİT Müsteşarlığı’ndan istifa etmesine neden karşı çıktığını anlatırken de bu konuya dikkat çekmiş ve şöyle demiştik: “Erdoğan izleme heyetine değil, Açılım’ın çok özneli yürütülmesine karşı. Erdoğan‘ın Hakan Fidan‘ın MİT Müsteşarlığı’nı sürdürmesindeki ısrarı bu nedenledir. Bıçak sırtı bir durumu olan Açılım’ın iyi yönetilmediği taktirde AKP’yi alaşağı edeceğini en iyi Erdoğan bilmektedir ve bu nedenle süreci yıllarca az özneyle ve büyük gizlilile yönetti.”(Aydınlık, 24 Mart 2015)
Kısacası Erdoğan iki şeyi devam ettirmek istiyor: 1) Açılım’ı Akdoğan-Ala-Fidan üçgeniyle yürütmek. 2) Öcalan’ı Fidan ve ekibi ile denetlemek.
Baksanıza, ekip Öcalan‘ı Demirtaş‘tan bile korumaya kalkıyor: Akdoğan önce “Kandil ve Demirtaş Öcalan’ı etkisileştirmeye çalışıyor” diye yakınıyor, sonra daha da ileri giderek “Demirtaş, seçimden sonra Öcalan’a karşı Brütüs’e dönüşürse kimse şaşırmasın” diyerek uyarıyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Mayıs 2015
Çin’in yeni askeri stratejisi: Aktif savunma
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/05/2015
1998’den beri 9 “beyaz belge” yayımlayan Çin Devlet Konseyi, doğrudan askeri stratejiyle ilgili ilk “beyaz belge”sini tanıttı.
Belge, ABD’nin Asya-Pasifik merkezli güvenlik doktrinine, yani “yeninden dengeleme” stratejisine yanıt niteliği taşıyor. Üstelik belgeye göre bu yanıt savunmayı değil, aktif savunmayı hatta yer yer taarruzu esas alıyor!
KARA DEĞİL DENİZ ESAS
Yeni strateji belgesine göre askeri anlamda öncelik verilecek dört alan şöyle sıralanıyor: 1) Okyanuslar. 2) Uzay. 3) Nükleer güç. 4) Siber Savunma.
Yani Pekin yönetimi artık karayı değil denizleri esas alıyor. Neden? Çünkü tehdit oradan geliyor!
ABD Pekin’i Güney Çin Denizi’ndeki “tartışmalı adalar” üzerinden sıkıştırmaya ve bu adalar üzerinden komşularıyla ilişkilerini sabote etmeye çalışıyor; bölgeyi Çin’e karşı kışkırtıyor.
Nitekim “beyaz belge” tanıtımında konuşan Çin Halk Kurtuluş Ordusu Stratejik Planlanma Dairesi’nden Albay Wang Jin, Çin’in denizden gelen karmaşık güvenlik tehditleriyle karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor. Albay Wang Jin bu nedenle Çin’in güçlü bir deniz ülkesi olma hedefi belirlediğini, bu hedef için de güçlü bir deniz kuvvetleri inşa edeceklerini vurguluyor. (Çin Radyosu, 26 Mayıs 2015)
Aslında Çin denizleri esas alan bir stratejiyi uygulamaya adım adım başlamıştı zaten; yeni belge bunun ilanı oldu. Uçak gemisi hamlesiyle başlayan ve en son denizde ada inşa ederek üs kurmaya varan adımlar, ABD saldırganlığına karşı kapsamlı hazırlıktı.
Dahası Çin’in Rusya’yla birlikte Karadeniz’de başlayan Akdeniz tatbikatı ile Cibute’de askeri üs kurmaya dönük hamleleri, gerektiğinde ABD’ye daha kapsamlı yanıtlar vereceğine de işaret etmektedir.
DIŞ AKTÖR, KARŞI SALDIRI VE TAARRUZ
Yeni strateji belgesi içinde dikkat çeken üç vurgu var:
1) Belgede sadece Çin’in deniz komşularının kışkırtıcı eylemlerine değil, Güney Çin Denizi’yle ilgili sorunlara karışn “dış aktörlere” yani ABD’ye dikkat çekiliyor!
2) Belgede “Çin, kendisine saldırılmadığı sürece saldırmayacaktır, sadece karşı saldırıda bulunacaktır” deniyor.
3) Belgede Çin Hava Kuvvetleri’nin bundan böyle topraklarını savunmayla yetinmeyeceği, taarruza ve daha güçlü hava sahası savunmasına yöneleceği belirtiliyor.
ABD’NİN ÇİN-RUSYA ENDİŞESİ
Öte yandan “beyaz belge” tanıtımında konuşan Çin Savunma Bakanlığı Sözcüsü Albay Yang Yujun, Çin’in diğer ülkelerle askeri güvenlik işbirliğini genişleteceğini açıkladı. Bunun anlamı, Çin’in ABD’yi endişelendiren Rusya’yla askeri ortaklığını daha da ilerleteceği gerçeğidir!
Nitekim ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Mark Welsh, Beyaz Saray’ı uyararak, bütçede kısıntıya gidilmesi halinde Çin ve Rusya’nın askeri üstünlüğü ele geçireceğine dikkat çekti. Fox News televizyonuna konuşan Welsh, ikilinin ABD’nin önüne geçme süresini de 3-5 yıl gibi oldukça kısa bir süre olarak açıkladı. (abhaber.com, 26 Mayıs 2015)
Mark Welsh‘in “ABD F-35 ve F-22 savaş uçakları dışında diğer ülkelere askeri teknoloji alanında üstünlük kuramayor” demesi ise Çin’in askeri kapasitesinin hangi seviyeye ulaştığına işaret ediyor. General Welsh, “Çin ve Rusya’nın yaklaşık 50 ülkeye savaş uçağı satmaya başladığına” da önemle dikkat çekiyor. Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin‘in 62 ülkeye silah sattıklarını ve 91 ülkeyle de bu konuda işbirliği yaptıklarını açıklaması, Welsh‘in endişelerini doğruluyor.
Öte yandan Putin‘in belirttiğine göre dünya silah pazarının yüzde 27’si artık Rusya’nın elinde; ABD’nin pazardaki payı ise yüze 31’e gerilemiş durumda. (aa.com.tr, 25 Mayıs 2015).
Kısacası ABD ile Çin-Rusya arasındaki mücadele iyice kızışıyor. Bu ise gelişmekte olan ülkelere, “dengeden” yararlanarak emperyalizm boyunduruğundan kurtulmabilmek için altın bir fırsat sunuyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Mayıs 2015
Seçim süreci gözlemlerim
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 28/05/2015
İki aydır kitap fuarları, imza ve söyleşi programları nedeniyle il ve ilçeleri dolaşıyorum. Haliyle gittiğim her yerde seçim gözlemleri yapıyorum. Sadece imza ve söyleşi programındaki okurlarla değil, esnafla, minübüs şoförleriyle, pazar alışverişi yapanlarla, öğrencilerle, parklarda gün öldüren işsizlere konuştum. Vatan Partili, AKP’li, CHP’li, MHP’li, HDP’li seçmenlerle sohbet ettim.
İşte gözlemlerim:
AKP CİDDİ OY KAYBEDİYOR
1) Daha önceki seçimlerle kıyasladığımızda en dikkat çeken özellik, seçim kampanyalarındaki AKP baskınlığının kalmadığıydı. Ağırlığı son iki haftaya saklamadıysalar, AKP ile diğer partiler pek çok ilde neredeyse aynı büyüklükte kampanya yapıyor; neredeyse aynı sayıda seçim aracı dolaşıyor, neredeyse aynı sayıda seçim bürosuna sahipler.
Bu gözlemimi paylaştığım bir AKP’li, televizyon, gazete ve sosyal medya çalışmalarını esas aldıklarını söyledi!
2) AKP’nin oy oranının ciddi oranda azaldığı anlaşılıyor. Daha önce AKP’ye oy verdiğini ama 7 Haziran’da vermeyeceğini söyleyenlerin büyük kısmı henüz kararsız, son dakikayı bekliyor. Bu grubu MHP’ye oy vereceğini söyleyenler izliyor.
Artık AKP’ye oy vermeyip başka partilere oy vereceklerini söyleyenler, MHP’den sonra yaklaşık şu sırayla diğer partilere dağılıyorlar. SP-BBP ittifakı, bölgeye göre değişmekle birlikte HDP, Vatan Partisi…
AKP’ye oy vermeyecek eski AKP’li seçmenin en uzak durduğu parti CHP!
CHP’DEN HDP’YE BARAJ DESTEĞİ
3) CHP’den HDP’ye önemli bir oy kayması var. Sadece CHP’ye oy verdiğini söyleyenler değil, önseçimlerde oy kullanan kimi CHP’lilerin içinde bile 7 Haziran’da HDP diyenler var.
Gerekçelerini öncelikle “HDP’nin barajı geçmesi ve AKP’nin tek başına iktidar olmaması” diye açıklıyorlar. Bunu izleyen gerekçeleri ise etnik ve dini kimlikler… Yani Kürtlük-Alevilik!
Ancak AKP-PKK ortaklığını, Dolmabahçe mutabakatını, devam eden Açılım’ı anlattığınızda bir bölümü “yeniden düşünelim” diyor.
4) CHP’li seçmenler, Genel Merkez’den yönlendirilen Vatan Partisi karşıtı “oyları bölmeyin” kampanyasından önemli oranda etkilenmişler. En hararetli tartışmaları bu grupla yaptık.
İlginçtir, hararetle Vatan Partisi’ne “oyları bölmeyin” diyen bu grup, CHP’den HDP’ye akan oylar konusunda sessiz!
BU KEZ BARAJ KAYGISI AZ
5) Edindiğim izlenime göre oylarını en çok artıracak iki parti MHP ve Vatan Partisi! Açılım’a ve PKK’ye baraj aşırtma kampanyasına duyulan tepki, bu iki partiye yönelimi artırıyor.
6) Önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de yine baraj kaygısı nedeniyle gönlü Vatan Partisi’nde olan ama oyunu başka bir partiye vereceğini söyleyen seçmenlerle karşılaştım. Ancak bu kez bu kaygı eski seçimlere göre çok azdı.
Hatta Vatan Partisi’ne oy vereceğini söyleyen seçmenlerin büyük kısmında bu kez baraj kaygısı yoktu. Daha doğrusu bu kez baraj düşüncesiyle hareket etmeyen, barajı aşıp aşmama sorunuyla ilgilenmeyen bir kitle vardı.
Bu kitlenin temel motivasyonu şu: 7 Haziran’dan sonra daha iyi mücadele edebilsin diye Doğu Perinçek’in elini güçelendirmek, Vatan Partisi’ni binde mertebesinden yüzde mertebesine taşıyarak erken seçim ihtimalli yeni dönemde onu adres haline getirebilmek ve asıl muhalefet olarak gördükleri bir partinin sesini çoğaltmak!
7) Son olarak şu gözlemimi paylaşayım. Hemen her partinin bir bölüm seçmenine göre 7 Haziran bir final değil, bir başlangıç Türkiye’nin önünde erken bir seçim var ve 7 Haziran asıl o seçimin provasıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
27 Mayıs 2015
Bekir Coşkun ve örgütsüz aydın çaresizliği
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 27/05/2015
Bekir Coşkun‘un “gönlüm Vatan’da ama ey okur, sen oyunu HDP’ye ver ben de CHP’ye vereceğim” özetli önceki günkü yazısı iki büyük gerçeğe işaret ediyor:
1) Örgütsüz aydın çaresizliğine!
2) AKP’nin 13 yıldır nasıl iktidar olabildiğine!
ÜÇ YOLA İŞARET AKP’YE YARAR
Coşkun‘un yazısında üç partiden birden bahsetmesi, “her yere göz kırpıyor” diye yorumlandı sosyal medyada. Katılmıyoruz. Bekir Coşkun herkese göz kırpacak türde biri değildir. Bu tutumu, bize göre, örgütsüz aydın çaresizliğinin eseridir.
Örgütsüz aydın, çaresiz aydındır. AKP tehdidi karşısında nasıl bir strateji izleneceğini saptayamaz. Önündeki seçeneklerden birine işaret etmek yerine, çaresizlikten hepsine birden işaret eder. Üstelik gerçekte o üç seçenek, birbirinin seçeneği de değildir!
Coşkun o nedenle gönlü Vatan’da olmasına rağmen CHP’ye oy verir; o nedenle kendi CHP’ye oy verir ama okurunu HDP’ye yönlendirir.
Peki bu yönsüzlüğün sonucu nedir? Yani gönül bir tarafta, oy diğer tarafta ve öneriler başka taraftaysa ne olur? AKP kazanır!
AYDIN TAVRI ARENADA OLMAKTIR
İşte AKP tam da bu nedenle 13 yıldır iktidardadır!
“Bidon kafalı”, “göbeğini kaşıyan” seçmen AKP’yi seçtiği için değil, aydın o seçmenin önüne geçip yürümediği için AKP tam 13 yıldır iktidardadır!
Oysa aydın en basit tanımıyla yol gösterendir ama örgütsüz aydın yol gösterememektedir. Topluma “o yol da var, bu yol da, hatta şu da” diyerek her yola işaret etmektedir.
Aydın ideolojik gladyatördür, tek başına kalsa bile gerçek için arenada çarpışır. Ama örgütsüz aydın ideolojik gladyatör değildir. İdeolojisi için arenada çarpışmaz. Arenaya çıkıp kendi ideolojisi için çarpışmak yerine, başka ideolojilere de işaret ederek tribünde olmayı tercih eder. Gönlündeki aslan için çarpışmak yerine tirbünde kalıp başka kedileri sever!
Gönlü CHP’de olan, oyunu CHP’ye verecek olan ve okurunu CHP’ye yönlendiren aydın, ya da gönlü HDP’de olan, oyunu HDP’ye verecek olan ve okurunu HDP’ye yönlendiren aydın, gönlü Vatan’da, oyu CHP’de, okurunu HDP’ye yönlendiren aydından daha tavırlıdır!
Zira en azından elindeki lambayla iyi kötü bir yola ışık tutmaktadır. Her yola ışık tutmak ise aslında hiç ışık tutmamak demektir. Bekir Coşkun‘un yaptığı maalesef budur.
BEKİR COŞKUN’UN TEK SEÇENEĞİ
Konu herhangi bir aydınla ilgili değil, Bekir Coşkun‘la ilgili olduğu için üzerinde duruyoruz. Çünkü Bekir Coşkun kıymetlimizdir!
O nedenle Bekir ağabeye sesleniyoruz:
Türkiye 7 Haziran’da sıradan bir oylama yapmayacak, gerçekte şu üç şeyi oylayacaktır:
1) Başkanlık sistemini
2) PKK’nin TBMM’ye girmesini
3) Mustafa Kemal devrimciliğine yığınak yapmayı
Kendimizi kandırmayalım: Oylanacak ilk iki madde sadece AKP ve HDP için değil, aslında CHP için de bir farklılık taşımamaktadır.
O nedenle Mustafa Kemal devrimciliğine yığınak yapmak, yani baraj kaygıları hissetmeden Vatan’ı büyütmek, / Haziran’dan sonrası için bir dayanak yaratmak, aydın için, Bekir Coşkunlar için tek seçenektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
26 Mayıs 2015