Güvenli bölge kime yarar?

Suriye’nin kuzeyinde bir Amerikan koridoru inşa ediliyor mu? Ediliyor.

Bu süreç, Atlantik cephesinin “insan hakları” maskesiyle Esad rejimini hedef almasıyla başladı ve bu noktaya geldi mi? Geldi.

Atlantik cephesi kimlerden oluşuyordu? AKP Hükümeti, Suudi Arabistan ve Katar ABD’nin Suriye’deki taşeronları mıydı? Taşeronlarıydı.

ABD’nin Suriye’de kullandığı aletler kimdi? PKK-PYD’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya, hemen tüm örgütler 5 yıllık Suriye’yi parçalama sürecinde kullanıldı mı? Kullanıldı.

Bu aletlerin kullanılmasında, lojistik ve istihbarat desteğiyle Suriye’de terör estirmelerinde AKP’nin payı var mıydı? Vardı.

AKP Hükümeti PYD lideri Salih Müslim‘i hem Ankara’ya davet ederek hem de başka adreslerinde biraraya gelerek “özerkliğe karışmayız, ama Esad‘a karşı ÖSO’yla hareket et” anlaşması yaptı mı? Yaptı.

AKP Hükümeti PKK lideri Öcalan‘la Açılım mutabakatı yaptı mı? Yaptı.

Öcalan Açılım’ın yarattığı koşullarda ve AKP Hükümeti’nin izniyle örgütüne Suriye’de özerklik talimatı verdi mi? Verdi.

KORİDORA KARŞI NASIL KONUMLANILIR?

Şimdi tüm bunlar olmuşken AKP Hükümeti’nden Amerikan koridoruna gerçekten karşı çıkmasını beklemek mümkün mü? 13 yıllık mazisi ortada olan bu hükümetin, bizim gibi yıllardır bu tehlikelere dikkat çeken yazarlardan daha güçlü “vatan ve millet bağı” olduğu iddia edilerek Türkiye cephesine yerleştirilmesi, en azından şu aşamada doğru mu?

Daha basit soralım: BOP eşbaşkanının BOP haritasına karşı mücadele yürütmesi mümkün mü? Neredeyse mümkün değil, fakat imkansız da değil.

Ancak burada şablonlar yaratıp, “tamam bölücüydü ama bu tür iktidarlar bölünme tehdidi gerçekten ortaya çıktığında vatanseverleşir” gibi yaklaşımlarla, ya da “hakim sınıflar son tahlilde vatan bütünlüğünü savunur” gibi tezlerle olaya yaklaşamayız.

Gerçeği olgularda aramalıyız. Nedir bakacağımız olgu? AKP Hükümeti Esad’ı devirme hedefinden vazgeçerse ve adım adım Şam rejimiyle anlaşırsa, o zaman AKP Hükümeti’nin Amerikan koridoruna karşı konumlandığını söyleyebiliriz!

Peki böyle bir işaret var mı? Hayır. Tersine Erdoğan da Davutoğlu da Esad‘ı hedef almayı sürdürüyor. Dahası Davutoğlu, IŞİD ve PYD’yi Esad‘la işbirliği yapmakla suçluyor! Ve Erdoğan-Davutoğlu ikilisi uzun bir süredir ABD’yi doğrudan Esad‘ı hedef alan bir askeri müdahaleye zorluyor, NATO’yu göreve çağırıyor!

Hem ABD’nin Suriye’ye açık saldırısını isteyip, hem de ABD’nin koridoruna karşı konumlanılabilir mi?

SIFIR MÜTTEFİKLİ MÜDAHALE OLUR MU?

Türkiye’nin Esad’la anlaşarak Amerikan koridoruna müdahaele etmesi ne kadar doğruysa, güvenli bölge istemesi de o kadar yanlıştır.

Pratikten giderek düşünelim: Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi sadece Ankara ile Şam’ı ilgilendiren bir mesele değildir. Bir cephesi Rusya, İran, Suriye, Irak olan, diğer cephesi ABD, İsrail, Fransa, Suudi Arabistan, Katar olan bir meseledir. Dahası PKK’den ÖSO’ya, IŞİD’den Nusra’ya onlarca örgüt vardır.

Düşünebiliyor musunuz, Türkiye hemen hepsine karşı olarak TSK’yi Suriye’ye sokacak! Akıl işi midir bu? Hangi kurmay, sıfır müttefikli bol düşmanlı bir bölgesel savaşa girer? “Esad’la anlaşmadan koridora müdahale etmek yanlıştır” ısrarımızı bu nedenle yapıyoruz.

Esad‘la anlaşmadan yapılacak bir müdahalenin en kötü sonuçlu senaryosunu da söyleyelim: Türkiye “Amerikan koridorunu” önlemek için Suriye’ye girer, bir güvenli bölge de kurar. Sonra? Şam rejimiyle anlaşmadan orada işgalci gibi uzun süre kalabilir mi? İki yönlü sıkıştırılarak çıkmaya zorlanır ve en sonunda geri dönmek mecburiyetinde kalır. O zaman ne olur? Amerikan koridoru engellenememiş, tersine koridora “yenilerek” meşruiyet kazandırılmış olur!

Not: Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile tartıştığımız konu, Parti’nin programı veya temel politikalarıyla ilgili değil, güncel taktiklerle ilgilidir; Amerikan koridorunun nasıl engelleneceğiyle ilgilir. Dolayısıyla açık yapılmasında Parti hukuku açısından bir sorun yoktur. Ve daha önemlisi, Türkiye kritik kararların eşiğindedir. Böylesi zamanlarda ayrıntılarda olabildiğince çok görüş açıklanması Parti’nin fikir hayatını canlandırır, siyasetlerini olgunlaştırmasına katkıda bulunur. O nedenle ayrıntılarda fazla ve çeşitli fikirlerin çıkmasını engellememek, tersine teşvik etmek gerekir. Bu ve benzeri tartışmalar bahanesiyle Parti düşmanlığı yapanlara en iyi yanıt böyle verilir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Haziran 2015

1 Yorum

Stratejik hata

Günlerdir şu iki sorunu inceliyoruz: AKP Hükümeti Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan koridoruna karşı mı? Koridor nasıl engellenir ya da yıkılır?

Vardığımız şu sonucu da tekrar tekrar vurguluyoruz: Esad‘la anlaşmadan TSK’nin Suriye’ye müdahale etmesi koridoru önlemez, tersine koridora bekçilikle neticelenir!

Kısacası analizlerimizde TSK’nin müdahalesine değil, Esad‘la anlaşmadan müdahalesine itiraz vardır. Bu nedenle yazdıklarımıza “TSK’nin Suriye’ye müdahalesine karşı çıkanlar vatan hainidir” diyerek karşı çıkılması, dayanaksızdır.

TAKTİK PİYON!

“ABD’nin satranç taşlarının değeri” başlıklı yazımızda, Kobani merkezli gelişmelere bakarak PKK’nin statejik piyon, AKP’nin de taktik piyon olduğunu belirtmiştik. Bu saptamaya “AKP’ye taktik piyon diyenler, taktik piyon olacaktır” düzeyinde karşı çıkanlar, siyasi duruşlarına açıklık getirmiş oluyorlar.

Öyle olduğu için de AKP Hükümeti en sonunda, “köşe yazarları gibi vatandan ve milletten iplerini bütünüyle koparmıyor” denilerek savunuluyor.

Bu bir savrulmadır ama daha AKP-Cemaat çarpışmasında alınan “F Tipi’ne karşı AKP’yle birlikte olma” çizgisiyle başlayan bir savrulmadır.

O gün “AKP’le birlikte olma” çizgisine girilmesi, hem önemli siyasi hatalara neden oldu, hem de seçim süreçlerinde iktidar yerine muhalefete muhalefet etmeye dönüştü. En sonunda iş Erdoğan‘a muhalefet bayrağını Selahattin Demirtaş‘lara bırakmaya kadar vardı!

Siyasi hatalar mı? Dikkatli okurlar o günlerde satır aralarında yaptığımız uyarıları anımsayacaklardır, sıralayalım:

TEZKERE HATASI

1) AKP’nin Suriye tezkeresine destek vermek büyük hataydı. Kamuoyunu ikna etmek için “Şam rejimi de tezkereye karşı çıkmıyor” türünden sorunlu verilere sarılmak ikinci bir hataydı.

O dönemde hem yazılı hem sözlü itiraz ettik ama ikna edemedik. Bizim itiraz ne ki, Suriye’nin kısa bir süre sonra tezkereye cepheden karşı çıkması bile ikna edici olmadı!

2) Eğit-Donat konusu 1 yıla yayılan hatalardandı. Önce “Eğit-Donat kabul edilmeyecek” dendi, kabul edilince “ama anlaşma olmayacak” dendi, mutabakat oluşunca “ama imza olmayacak” dendi, imzalanınca “ama eğitim başlamayacak” dendi, başlayınca “ama PYD eğitilmeyecek” dendi!

Sürecin böyle yumuşatılması halkın Eğit-Donat programına karşı seferber edilebilmesini engelledi!

3) “Açılım bitti”, “PKK bitti, PKK dibe vurdu, halk güneydoğuda PKK’den uzaklaşıyor” gibi tespitler de doğru değildi. “Açılım bitti” denildikten sonra Açılım Dolmabahçe Mutabakatı’yla taçlandı. PKK’nin bölgede Açılım nedeniyle ne kadar güçlendiği ise herkesin malumuydu. Kaldı ki 7 Haziran’da sandığa da yansıdı.

IŞİD ABD’NİN ALETİ!

4) IŞİD Kobani’de TSK’nin kartı sanıldı, TSK ile Pentagon’un Kobani’de IŞİD ve PYD kartları aracılığıla çarpıştığı varsayıldı. Çok yazdık: İkisi de ABD’nin kartıydı. ABD kartlarını Kobani’de böyle kullanarak Türkiye’yi peşmerge koridorlarına, Eğit-Donat programlarına, kısacası koridor planlarına mecbur etmeye çalışıyordu.

ABD’nin stratejisini hep şu şekilde anlattık: IŞİD Irak ve Suriye’de ABD yararına hamleler yapacak, daha sonra ABD havadan, piyonları karadan IŞİD’i geriletecek ve IŞİD’in çıkarıldığı bölge Kürt örgütlerinin denetimine bırakılacak. ABD koridorunu bu yöntemle inşa edecek.

Bu özeti defalarca ayrıntılı anlatmamıza rağmen “IŞİD ABD’nin değil, Türkiye’nin kartıdır” yanlışına saplanılıp duruldu.

Peki bugün durum ne? O gün “IŞİD Türkiye’nin kartıdır” denilmişti, bugün analizlere “ABD alet olarak önce IŞİD’i kullandı, sonra PYD’yi” diyerek başlanıyor… Umarız bir yıl sonra da “Esad’la anlaşmadan TSK’nin Suriye’ye müdahale etmesi yanlışmış” denmez!

Uzatmayalım ve şu tezimizi yeniden vurgulayalım: TSK koridoru engellemeli ancak TSK’nin Esad’la anlaşmadan Suriye’ye müdahale etmesi koridoru engellemez, daha büyük sorunlar yaratır ve en sonunda Amerikan koridoruna bekçiliğe dönüşür!

Mehmet Ali Güller
20 Haziran 2015

5 Yorum

Ya Esad’la işbirliği, ya koridor

IŞİD’in Musul’u işgaliyle başlayan yeni dönemde Obama yönetimi ile Erdoğan iktidarı arasındaki çelişme neydi?

1) Erdoğan, “Önce IŞİD” diyen Obama‘yı “hem IŞİD hem Esad” çizgisine çekmeye çalışıyordu.

2) Erdoğan Suriye’nin kuzeyinde güvenli bölge, olmadı tampon bölge, ya da en azından cep bölge istiyordu. Tabi korunması için ayrıca bölgenin uçuşa yasak ilan edilmesini…

AKP Hükümeti bu iki konuda Washington’u zorlayabilmek için hem Eğit-Donat programının imzasını, hem de İncirlik’in kullandırtılmasını ağırdan aldı. Yoksa temelde bir itiraz yoktu. Ve en sonunda Eğit-Donat’ı da imzaladı, İncirlik’i silahlı predatörlere de açtı.

Bu pazarlıkların uzamasındaki bir diğer etken de ABD’deki çatlaklardı. Demokrat Obama yönetiminin tersine kimi Cumhuriyetçiler açık açık Erdoğan‘ın “önce Esad” ve “güvenli bölge” talebine destek verdiler. Erdoğan da zaten demokratlerin iktidarının biteceğini ve cumhuriyetçilerin iktidarıyla eski işbirliği döneminin yeniden başlayacağını öngörüyordu.

ABD: ESAD SAVUNMADA

Tel Abyad operasyonu ile işte bu durum değişmeye başladı. ABD, AKP’nin tampon bölge ve “hem IŞİD hem Esad” çizgisine yaklaşmaya başladı. (Gerçekte ABD’nin bir yere yaklaştığı yok, tersine bu aşamayı bekleyen Washignton’du ve şimdi Ankara kendi çizgisi sanarak daha aktif rol arayacak!)

Tel Abyad operasyonu sonrası ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey‘in “Esad artık savunmaya geçti” ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter‘in “Esad zayıfladı, Esad’ın içinde yer almayağı bir dönüşüm mümkün” demesi, yeni bir durumun işaretidir.

Değişim sadece Esad konusunda mı? New York Times‘da yer alan tam sayfalık “Suriye’de uçuşa yasak bölge kurulmalı” ilanını da not etmeliyiz!

AKP’NİN ESAD DÜŞMANLIĞI SÜRÜYOR

Bu durumda “tampon bölge kimin” sorusunu sormalıyız? ABD’nin mi yoksa AKP’nin mi? Hatta TSK’nin mi?

İki gündür ısrarla vurguluyoruz: Esad’la işbirliğini esas almayan hiçbir adım Amerikan koridorunu engellemez, tersine bekçiliğine dönüşür. Şam’la anlaşmadan yapılacak bir müdahale, niyetiniz ne olursa olsun, en sonunda gelip ABD’nin çıkarlarına hizmet eder!

Bugün Suriye’de olanlar, dün Kuzey Irak’ta olanların neredeyse aynısı: O gün de Ankara ABD’nin Irak’ta 36. paraleli çekmesini fırsat olarak gördü; en üst düzey TSK komutanları “Saddam’a sormadan Irak’ın kuzeyine girer çıkar, terörle mücadele ederiz” diye sevindi. Peki ne oldu? Barzanistan kuruldu!

Ya bugün? Bugün de AKP Hükümeti Tel Abyad’ı ABD’yi tampon bölgeye ikna etmenin fırsatı gibi görüyor! Bu nedenle Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi yine “Esad devrilecek” heyecanını açık açık ekranlardan gösteriyor!

Önemle belirtelim: Buradan, yani Esad‘ı düşman ilan ederek yürütülen politikadan, en sonunda koridora bekçilik çıkar!

SKUK’UN ‘FEDERAL SURİYE’ TALEBİ

Bakınız önceki gün PKK dışındaki Kürt örgütlerinin çatı örgütü olan SKUK (ENKS) Kamışlı’da 3. Kongresi’ni yaptı. Kongre’den “federal Suriye” talebi çıktı.

Oysa geçen ayın başında Türk Dışişleri heyeti SKUK heyetiyle görüşmüştü. Tıpkı Davutoğlu‘nun daha önce bu heyetle Katar’da görüşmesi gibi…

Ancak bu görüşme Türk basınında yer almadı. Dışişleri kaynaklarına sordum: SKUK’un Suriye Ulusal Konseyi’nin bir parçası olduğunu ve o nedenle düzenli görüştüklerini belirttiler.

Peki AKP’nin o görüşmesinden kısa bir süre sonra SKUK’un “federal Suriye” demesi ne anlama geliyor? Görüşmenin işe yaramadığını mı gösteriyor, yoksa AKP’nin ana hedefinin de “federal Suriye” olduğunu ve Tel Abyad’la ortaya çıkan koridor gerçeğine bu hedefin fırsatı olarak baktıklarını mı? (Fakat Müslüman Kardeşlerin pay kaptığı bir federal Suriye istiyorlar elbette!)

Ankara’da şimdi pek çok görüş masaya geliyor ve tartışılıyor. Bu nedenle tekrar tekrar vurguluyoruz: Koridora karşı koyabilmenin yolu öncelikle Esad’la işbirliğidir! Doğru yöntem oradan çıkar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Haziran 2015

Yorum bırakın

Tampon koridoru önlemez, inşa eder

Suriye’de ilk olaylar başladığı günden beri yazıyoruz: ABD’nin hedefi, Irak’tan sonra Suriye’nin kuzeyinde de bir Kürt koridoru kurmak.

O nedenle “koridora karşı olan, Suriye’nin birliğini savunur” dedik sürekli, “Suriye’nin birliği, Türkiye’nin birliğidir” diye vurguladık hep…

Ve AKP’nin Suriye’ye düşmanlık politikasının, Esad‘ı yıkma hedefinin ve Şam rejimine karşı hemen herkesi desteklemesinin gerçekte ABD’nin Kürt koridoru planına hizmet olduğunu yazdık ısrarla…

Ve AKP’nin bu planda “bilinçli”rol aldığına dikkat çektik. Zira Erdoğan‘ın “ABD’nin BOP’u içinde Diyarbakır’ı bir merkez yapma” hedefiyle başlayan sürecin devamıydı bu da…

Ve Ahmet Davutoğlu‘nun ABD’ye verdiği “küresel yeni düzene, çevresinde alt düzenler kurarak katkıda bulunacağız” sözüyle uyumluydu gelişmeler…

Çünkü Irak’ın kuzeyindeki Kürt koridoru da, Suriye’nin kuzeyinde hedeflenen Kürt koridoru da, küresel düzenin altındaki alt bölgesel düzendi!

AKP TAMPON PEŞİNDE

Peki bugün durum ne?

Tel Abyad operasyonu da iyice gösterdi ki, ABD’nin asıl hedefi Suriye’nin kuzeyinde koridor kurmak!

AKP çevrelerinde de artık bu gerçek görülmeye başladı. Gazetelere yansımasından ve kulislerde konuşulmasından biliyoruz…

Ama bilmediğimiz şu: AKP, daha doğrusu Erdoğan-Davutoğlu ikilisi dün hizmet ettikleri koridora bugün gerçekten karşı mı? Karşı çıkmalarını, hatadan (gerçekte suçtan) dönmelerini elbette isteriz, zira bu Türkiye’nin yararına olur.

Ancak kimi haberler, Erdoğan-Davutoğlu’nun gerçekten değil, bunu fırsata çevirebilmek adına koridor karşıtlığına başladığını ortaya koyuyor:

AKP, kısa vadede Tel Abyad’ın alınmasının tampon ya da güvenli bölge için bir fırsat doğurduğunu düşünüyor. 2 yıldır buna karşı çıkan ABD’nin, AKP’nin güvenli bölge fikrine mecbur kalabileceği hesaplanıyor!

TSK’DE TAMPONU FIRSAT GÖRME EĞİLİMİ

Tampon ya da güvenli bölgenin koridora çare olarak mesaya getirilmesi, koridora karşı akılcı ve gerçeki bir şekilde karşı konulamayacağını göstermektedir.

Suriye içinde 50 km derinliğinde güvenli bölge kurulması ve Eğit-Donat programının oraya taşınması koridoru engellemez, tıpkı 90’larda Kuzey Irak’ta olduğu gibi Türkiye’ye kendi eliyle koridor inşa ettirir!

TSK AKP’nin Suriye’ye müdahale fikrine mesafeli duruyor ama AKP’nin masaya getirdiği bu yeni planı, maalesef, koridora karşı bir fırsat olarak görme eğilimi de taşıyor.

Bunun büyük hata olacağını önemle vurguluyoruz!

ÇARE LAZKİYE’Yİ SAVUNMAK

TSK Kürt koridoruna karşı mı? En pratik olanı belirtelim: Lazkiye’nin düşmesini önlemeli!

Zira Suriye’nin kuzeyindeki kuşağın Doğu Akdeniz’e açılabileceği alan Lazkiye ve civarı. Ve burası hâlâ Şam rejiminin kontrolünde. Lazkiye Esad’ın kontrolünde kaldığı müddetçe de kuşak koridor olamaz!

Dün de belirttik: Esad’la anlaşmadan koridor engellenemez! Sınır kapatılırsa, teröre destek bitirilirse, ÖSO dağıtılırsa, angajman kuralları değiştirilip Suriye Hava Kuvvetleri’nin kuşakta terörle mücadele etmesi engellenmezse, koridor yıkılır!

Fakat AKP bu yola gireceğine, tersine Esad düşmanlığını artırıyor ve ABD’yi de güya Esad‘a karşı kışkırtıyor! Davutoğlu önceki akşam Haber Türk‘te Esad, IŞİD ve PYD’nin işbirliği içinde olduğunu iddia ediyor. Aklınca “Esad ile IŞİD aynıdır” diyerek ABD’yi “önce IŞİD” çizgisinden döndürecek!

Açık söyleyelim: Bu bakıştan koridora karşı hamle değil, koridora bekçilik çıkar!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Haziran 2015

Yorum bırakın

AKP hâlâ tampon peşinde

ABD’nin havadan ve PYD ile ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı güçlerinin karadan yaptığı kuşatmayla Tel Abyad’ın ele geçilmesini, Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonu olduğunu yazıyoruz iki gündür.

Yani ABD bu hamleyle Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı inşa etmeye, daha doğrusu bir Amerikan koridoru oluşturmaya çalışıyor.

ANKARA’DA İKİ AYRI GÖRÜŞ

Deniz Zeyrek‘ten öğrendiğimize göre, tablo Ankara’da iki türlü değerlendirildi. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt kuşağı kurulması, kısa vadede ABD’nin AKP’nin tampon bölge planına destek vermesine olanacak sağlayabilecek bir fırsat olarak görülüyor! AKP’ye göre Kuzey Irak’takine benzer bir güvenli bölge oluşturulması ve hava sahasının kapatılması, sadece IŞİD’i değil, Esad yönetimini de zayıflatabilir! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)

Ancak Ankara’da, uzun vadede bunun Türkiye’ye zarar vereceği de öngörülüyor! İşte bu nedenle AKP’nin tampon ısrarına rağmen, TSK konuya mesafeli durmaya devam ediyor! (hurriyet.com.tr, 17 Haziran 2015)

KUZEY IRAK DENEYİMLERİ

AKP’nin Amerikan koridorunu kendi tampon bölge planı açısından bir fırsat gibi görmesi ile buna itiraz eden çizgi, bugün somut olarak karşı karşıyadır.

Kuşkusuz bu iki çizgi arasında gidip gelen kesimler ve görüşler de vardır. O kesimlere Türkiye’nin şu çok önemli üç Kuzey Irak deneyimini önemle anımsatıyoruz:

1) ABD’nin cephesinde yer alarak ABD’nin planına direnilemez. ABD’nin cephesinde yer alarak Kürt Koridoru’na karşı yapılan hamleler, en sonunda Kürt koridoruna desteğe dönüşür.

2) Kürt örgütlerinden birini diğerine tercih etmek Kürt Koridoru’nu engellemez.

3) Bağdat’la anlaşmadan, Kürt Koridoru engellenemez!

ANKARA KORİDORA KARŞI MI?

Bugün durum ne? AKP, TSK, Dışişleri, MİT dahil bir bütün olarak Ankara nasıl bir tutum izliyor? 7 Haziran sonuçları hakim çizgiyi zayıflatsa da, tablo yine de şöyledir:

1) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama ABD’nin cephesinde yer almak sürdürülmektedir: Eğit-Donat programıyla ABD’ye terörist eğitilmekte, İncirlik belli ölçülerde ABD’ye kullandırtılmakta ve ABD’nin yanında Suriye’ye karşı savaşılmaktadır.

2) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yaratan Esad düşmanlığına devam edilmektedir. Hâlâ Esad‘ı devirmek esas hedeftir.

3) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru ortaya çıkaran Suriye’nin kuzeyindeki otorite boşluğuna kaynaklık yapılmaya devam edilmektedir: Sınırı açarak, teröre lojistik destek vererek, Esad‘a karşı savaşşsın diye terör örgütleri koordine ederek…

4) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama o koridoru yıkmak üzere hamle yapan Şam rejimine karşı angajman kuralları uygulanmaktadır ve sınır hattında terörle mücadele edecek Suriye Hava Kuvvetleri fiilen engellenmektedir!

5) Amerikan koridoruna itiraz vardır ama PKK’yi bölgede başat güç haline getiren Açılım’a devam denmektedir!

ÇARE ŞAM’LA ANLAŞMAK

Uzatmayalım, AKP’nin PYD lideri Salih Müslim‘le defalarca görüşmesini ve “yeter ki Esad’a karşı savaşın, özerkliğinize karışmayız” demesini, destek verdiği ÖSO gruplarının PYD’nin silahlı örgütü YPG ile yan yana savaşmasını, Türk toprakları üzerinden Kobani’ye peşmerge koridoru açmasını, hastanelerinde YPG’lileri tedavi ettirmesini vs. bir kenara bırakalım…

En önemli konuya dikkat çekelim: Ankara Amerikan Koridoru’na karşıysa ve bu konuda gerçekten somut birşey yapmak istiyorsa, yapması gereken ilk ve en önemli adım Şam’la anlaşmasıdır!

Kuzey Irak deneyimlerinden hareketle de TSK’yi uyaralım: Şam’la anlaşmadan yapılacak bir Amerikan Koridoru karşıtı askeri hamle, niyetiniz ne olursa olsun, Amerikan koridoruna hizmetle sonuçlanır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Haziran 2015

1 Yorum

ABD’nin satranç taşlarının değeri

Satranç’ta her taşın rakamsal karşılığı olan bir değeri vardır. Piyonlar 1, atlar 3, filler 3, kaleler 5 ve vezir 9 puan değerindedir.

Ancak oyunun sonunda taşların değeri değişir. Örneğin kale 6 puana yükselir ama at ve fil 2,5 puana düşer. Oyun ortasında mı? Merkeze yerleşen piyonlar oyun ortasında değer kazanır; 1,5 puan olur.

Bu girişi ABD’nin Ortadoğu’daki satranç taşlarının değerini anlayabilmek için yaptık. Açalım:

ABD’nin her piyonu aynı değerde değildir. ABD’nin oyun başında feda edebileceği piyonları ile oyun ortasında merkeze yerleştirmeyi ve oyun sonuna taşıyabileceği piyonları aynı değerde değildir.

Feda edebileceği türden piyonlar taktik piyonlardır, merkeze yerleşenler yarı-stratejik ve oyun sonunu görebilecek piyonlar da stratejik piyonlardır.

Suriye’de yaşananları bu gerçeği görmeden analiz edemeyiz!

PKK STRATEJİK, AKP TAKTİK PİYON

Dün de belirttik: ABD IŞİD üzerinden belirlediği Ortadoğu hedefleri için 3 yıllık değil, gerçekte 30 yıllık planlamalar yapıyor. Bu planlamalar dahilinde de araçlarını stratejik ve taktik konumlarına göre sıralamakta ve bazen karşı karşıya getirmektedir. (Kuşkusuz planlama başka, gerçekleşebilmesi başkadır.)

Kobani’de de böyle oldu; piyonlar arası savaş değil, piyon fedası ile satranç tahtasının merkezi hedeflendi. O merkezdeki beyaz kare PKK-PYD’yi bölgesel aktör haline getirmek, siyah kare de Türkiye’yi koridor planına lehimlemekti!

ABD o siyah kareyi piyon fedası ve piyon takasları yaparak aldı. AKP’ye Türkiye üzerinden peşmerge koridoru açtırdı, TSK’yi Eğit-Donat programına mecbur etti. Kısacası Ankara’yı koridora karşı çıkarken koridora mahkum etti.

AMERİKAN KORİDORU

Şimdi Tel Abyad’da da aynı durumu yaşıyoruz. ABD Tel Abyad’ı IŞİD’in elinden “kurtarıp” PKK-PYD’ye teslim ederek, PKK’nin Kobani ve Cizire kantonlarını birleştirmiş oluyor; Kürt Koridorunu, Rafet Ballı’nın daha doğru ifadesiyle Amerikan Koridoru’nu geliştirmiş oluyor.

Ankara mı? AKP’nin yayın organlarına bakılırsa Ankara’nın itirazları var. Hatta Bakanlar Kurulu’nda BOP haritalarının masaya yatırıldığı, askerlerin bakanlara tehlikeyi o haritalarla anlattığı belirtiliyor.

Ya Erdoğan, ya BOP eşbaşkanı? O da BOP haritlarına karşı mı? Havuz medyasının “koridor” haberlerinden bu sonucu çıkarabilir miyiz? Kısmen evet.

Ama fotoğraf çekmekten öteye gidebilmeli ve tabloyu nedenleriyle birlikte ele alarak gerçekten aydınlatmalıyız. Aksi taktirde AKP-Cemaat çatışmasındaki gibi “suç ortaklığını” es geçen yanlış bir eğilim gelişir. Bu da Erdoğan‘ın pozisyonunu sağlamlaştırmasına olanak sağlayan etkenlerden biri olur.

PKK PUAN KAZANDI, AKP-KDP PUAN KAYBETTİ

Bu konuya derinlemesine inceleyeceğiz; AKP’deki güç kaybının AKP içi aktörlerin yönelimlerini nasıl etkiledeğini de araştıracağız. Şimdilik şu kadarını söyleyelim: ABD oyun ortasındadır ve taşları yeniden puanlamaktadır. Merkeze yaklaşanlar puan kazanmaktar, merkezden uzaklaşanlar ise puan kaybetmektedir.

Somut söyleyelim: Erdoğan Ağustos 2012 öncesinde Suriye konusunda ABD’nin bölgesel aktörü iken, Ayn el Arap’la (Kobani) birlikte bu değişti ve bölgesel aktörlük mertebesine PKK-PYD çıktı; PKK stratejik aktör haline gelirken, AKP taktik aktör mertebesine geriledi. PKK başat güç haline gelmeye ve hatta Barzani‘nin KDP’sinden daha fazla değerli olmaya başladı.

AKP ile PKK ve PKK ile KDP arasındaki çelişmelerle AKP ile KDP arasındaki yakınlaşma, oyun ortasındaki yeni puanlamanın sonucudur. PKK lideri Duran Kalkan‘ın dün yaptığı “PKK ile KDP arasındaki ilişkiler bitti” ilanını ve havuz medyasının koridor haberlerini bu bağlamda ele almalıyız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Haziran 2015

Yorum bırakın

Tel Abyad, Kobani-Cizire birleştirme operasyonudur

Ayn el Arap (Kobani) opeasyonu, ABD’nin Suriye’deki Kürt Koridoru’nun ilk ciddi hamlesiydi. Tel Abyad ise ikinci ciddi hamledir ve ilkinde bölgeye kabul ettirilmeye çalışılan kanton varlığını bu kez birleştirerek geliştirmeyi hedeflemektedir.

Daha somut söylersek, Tel Abyad operasyonu, tüm ayrıntıları bir kenara bıraktığımızda, PKK-PYD’nin Kobani ile Cizire kantonlarını birleştirme operasyonudur!

TEL ABYAD’DA AKP-PKK ORTAKLIĞI

Ve gelelim iki önemli ayrıntıya:

1) ABD’nin havadan bombalayarak, PYD’nin karadan kuşatarak yaptığı Tel Abyad operasyonu, AKP Hükümeti’nin bilgisi ve onayı dahilindedir. Zira operasyonda PYD ile birlikte ÖSO da rol almaktadır.

PYD’nin askeri birimi YPG, Tel Abyad’ı ÖSO bünyesindeki Fırat Volkanı (Burkan El Fırat) güçleri ile birlikte kuşatmaktadır. YPG ve AKP destekli Fırat Volkanı, ortak hareket ederek 12 köyü daha ele geçirmiş ve Tel Abyad’a 2 kilometreye kadar yaklaşmıştır. (Rudaw, 15 Haziran 2015)

AKP-MHP KOALİSYON ARAŞTIRMASI

2) AKP medyasının Tel Abyad üzerinden “Türkmen edebiyatı” yapması ve hatta “İşte Kürt devleti girişimi: Araplar ve Türkmenler sürülerek yerlerine Kürtler dolduruluyor” anafikirli analizler yapması iki pratik hedefle ilgilidir:

a) AKP MİT TIR’ı gerçeğinin yarattığı iklimi bulandırmaya çalışıyor. Kamuoyuna, “bakınız Türkmenlere yardımımız baltalanınca neler oluyor” mesajı verilmeye çalışılıyor.

b) Türkmen edebiyatı üzerinden MHP’nin olası bir Suriye’ye cep bölgesi kurma hedefli AKP operasyonuna desteği aranıyor. Bunun aynı zamanda Washington-Ankara eksenli yürütülen bir AKP-MHP koalisyon araştırması olduğunu da belirtelim! Zira MHP Suriye konusunda CHP’ye göre AKP’ye çok daha yakın duruyor.

ABD’NİN IŞİD STRATEJİSİ

IŞİD Kobani’den sonra Tel Abyad’da da ABD için “tasarlanmış elverişli düşman” olma özelliğini gösterdi. Bu bakımda dün Kobani’de olduğu gibi bugün Tel Abyad da karşıt gözükenleri yine aynı cepheye yazıyoruz: ABD, PKK/PYD-AKP-Barzani-IŞİD.

Araçlar arasındaki farklar ve hatta araçların karşı karşıya getirilmesi bu gerçeği değiştirmez! Açalım:

ABD’nin IŞİD stratejisi özetle ne? IŞİD Irak ve Suriye’de belirli bölgeleri ele geçirecek ve özellikle Araplar ile Türkmenleri sürecek, dağıtacak. Daha sonra ABD havadan, Irak’ta peşmerge ile Sünni milisler, Suriye’de ise PYD ve ÖSO o bölgeleri karadan kuşatacak. Sonra IŞİD’den boşaltılacak o alan Bağdat ya da Şam’a değil, elbette Barzani ile PYD’ye bırakılacak! (TSK ise Eğit-Donat programıyla karadan kuşatma yapacak kuvvetleri eğiterek dolaylı katkı sunacak.)

30 YILLIK HEDEF

ABD bu nedenle IŞİD stratejisini resmi olarak “şimdilik” 3 yıllık diye belirlemiştir. Bunun en az 5 yıla çıkarılması gerektiği de Pentagon-Dışişleri-CIA üçgeninde tartışılmaktadır. Zira ABD için mesele terörle mücadele ve IŞİD’in bitirilmesi değil, tersine teröre yol verme ve terörden yararlanmadır!

ABD o nedenle IŞİD konusunun hızla bitmesini değil, tersine uzamasını, yayılmasını ve konunun kendisine sürekli Ortadoğu’ya müdahale etme zemini yaratmasını istemektedir. ABD’nin eski Savunma Bakanı ve eski CIA Başkanı Leon Panetta başta olmak üzere kimi özel isimlerin “IŞİD’le savaş 30 yıl sürebilir” demesi bundandır!

Not: Yarın bu konuya devam edeceğiz. ABD’nin satranç tahtsındaki taşlarının oyun ortasında yeninden değerlenmesini ele alacağız.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Haziran 2015

Yorum bırakın

Suudi-İsrail ortaklı Kürdistan planı

7 Haziran seçimleri etnik ve mezhepçi bir harita yarattı. Bu yönüyle 7 Haziran’ı ABD’nin BOP haritasının bir ölçüde gerçekleşmesi diye de değerlendirebiliriz.

O nedenle 7 Haziran seçimlerini Açılım süreci açısından da mutlaka masaya yatırmamız gerekiyor:

AÇILIM PKK’Yİ BÜYÜTTÜ

1) Açılım’ın PKK’yi adım adım sönümlendireceği iddiasının yalan olduğu 7 Haziran’la iyice anlaşıldı. Zira PKK küçüleceğine, büyüdü! Yüzde 13’ün anlamı PKK’nin AKP döneminde katlanarak büyüdüğüdür.

PKK 40 yılın ardından, AKP’nin Açılım’la sağladığı fırsatlar sayesinde Doğu ve Güneydoğu’daki en geniş tabanına ulaşmış durumdadır. Bu tablo oya da yansımıştır.

2) Açılım’ın PKK’ye silah bıraktıracağı iddiasının yalan olduğu 7 Haziran’la tescillendi. Oyalama taktiği ile Açılım’dan yararlanarak büyüyenler, aynı taktiği 7 Haziran’dan sonra da sürdürüyorlar.

Örneğin yüzde 13’le “adres” gösterilen HDP topu Öcalan‘a atıyor. Öcalan‘la görüşme heyetinin üyelerinden Sırrı Süreyya Önder ise “Öcalan İzleme Kurulu İmralı’ya gittiği gün silah bırakma kongresi için tarih verecekti” diyerek “izleme kurulunu” olmazsa olmaz şart yapıyor!

PKK-KCK ise “ne HDP ne Öcalan, silah bırakma kararını biz veririz” diyor. Dahası, yüzde 13’ün fırsatıyla şu şartları masaya sürüyor: 1) Ateşkes tahkim edilsin. 2) Öcalan serbest bırakılsın 3) AKP’yle yapılan anlaşmalara anayasal güvenceler kazandırılsın.

AÇILIM PKK’Yİ BÖLGESELLEŞTİRDİ

3) Açılım’la palazlanan ve Atlantik’in Suriye’ye saldırısıyla bölgesel aktörlük kazanan PKK, yeni Ortadoğu dengeleri içinde, yeni destekçiler bulmaya başladı!

Bunlardan sonuncusu, AKP’nin Suriye’deki iş ortağı Suudi Arabistan’dır. Yakın Doğu Haber‘in The Amerikan Interest‘den aktardığına göre Suudiler İsrail’e 7 maddelik bir Ortadoğu planı sundu. Maddelerden biri bölgede kurulacak Kürdistan’dı!

Konu Cuma günü Suudi Arabistanlı General Enver Macis Eşki‘nin İsrail’li bir yetkiliyle yaptığı görüşmede gündeme geldi: “General Eşki sözlerini Ortadoğu için yedi maddelik bir planla bitirdi. Plan Irak, Türkiye ve İran topraklarından oluşturulacak bağımsız bir Kürdistan kurma çağrısı içeriyordu.” (YDH, 12 Haziran 2015)

AKP Hükümeti’nin Suriye’deki iş ortağı Suudi Arabistan hem İran’a karşı İsrail’le stratejik ortaklık kuruyor, hem de İsrail’le birlikte Türkiye’yi parçalama senaryosu yazıyor!

AÇILIM PKK’Yİ STRATEJİK AKTÖR YAPTI

4) ABD’nin IŞİD stratejisi özetle şöyleydi: IŞİD’in Irak ve Suriye’de ağırlıklı olarak Arap ve Türkmen bölgelerine saldırmasına yol verilecek, ardından yapılacak kurtarma operasyonları sonrasında o topraklar Kürt örgütlerinin hakimiyetine bırakılacaktı. Kürt Koridoru böyle inşa edilecekti!

Açılım’la siyasallaştırılan ve bölgesel aktör haline getirilen PKK, şimdi ABD stratejisinin içinde başat güç olmaya doğru gidiyor, stratejik araçlık değeri kazanıyor.

Nitekim Öcalan işte bu plan nedeniyle Açılım görüşmelerinde rahattı ve şöyle diyordu: “Çekilirsek gerilla biter görüşüne katılmıyorum. Suriye var, İran var. Şu anda Suriye’de 50 bin, Kandil’de 10 bin, İran’da 40 bin.”

Bu süreçte ABD’yle temaslarda bulunan Aysel Tuğluk da o nedenle şöyle diyordu: “En az önümüzdeki çeyrek asır boyunca Kürtlerin var olduğu her yerde PKK de çeşitli biçimlerde olacak. Suriye’de bir süre daha silahlı, İran’da yakın gelecekte tekrar silahlı.”

PKK SİLAHLA KAZANDI

Şimdi devlet içinde “ama HDP Türkiyelileşiyor, PKK adım adım dağdan iner, örgüt sisteme dahil olur” diyerek avunanlar var!

Onlara anımsatalım: PKK 40 yılın sonunda bu başarıya silahla geldi, o nedenle silahı bırakmaz!

PKK ne için silahlandı? Siyasal hedeflerini yerine getirmek için. Bu durumda “silahını bıraksın” diye örgüte “siyasal hedeflerini” parça parça vermek başarı mıdır?

Açıkça belirtelim: “Siyasal hedefleri için silahlanan bir örgüte siyasal hedeflerini vererek silahını alırım sanmak” strateji değil, en hafifinden saflıktır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Hazirn 2015

Yorum bırakın

Birlik merkezi inşa etmek

7 Haziran seçim sonuçları da gösterdi ki, bugün Türkiye’nin en büyük ihtiyacı, bir birlik merkezi inşa etmektir!

7 Haziran öncesinde bunun tohumları Vatan Partisi olarak atılmıştı. Millicileri, halkçıları, sosyalistleri biraraya getiren o tohum 7 Haziran’da filiz verdi. 161 bin oyun yararlı anlamı budur.

Şimdi o filizi fidana dönüştürme vaktidir.

TBMM DIŞI MUHALEFET İHTİYACI

Birlik merkezi ihtiyacının en önemli göstergesi, TBMM’de oluşan Açılım ortaklığıdır. Özerklik, değişik tonlarda da olsa, her üç partinin, HDP, AKP ve CHP’nin artık ortak paydasıdır.

Kuşkusuz hem AKP’li hem de CHP’li milletvekillerinin içinde özerkliği Türkiye’nin birliğini dinamitleyen bir proje olarak görerek karşı çıkan milletvekilleri var. Dahası HDP’ye oy veren seçmenler içinde de var. Elbette bu kesimler, bölücülük ile birlikçiliğin daha somut karşı karşıya geleceği zamanda yararlanılacak kuvvetlerdir.

Ama şu şartlarda, hele de koalisyon pazarlıklarının tek belirleyici olduğu şartlarda, TBMM, özellikle bu üç parti açısından, neredeyse tek blok halindedir.

Bu nedenle Türkiye’nin önünde, asıl TBMM dışı bir muhalefet örgütleme sorunu ve ihtiyacı vardır.

İşte Vatan Partisi bu noktada önemlidir.

VATAN ZEMİNİNDE MÜCADELE GERÇEĞİ

Türk-Kürt birliğini savunan, antiemperyalist, Suriye ve Irak’la dostluk isteyen, Haziran Halk Hareketi’nde Türk Bayrağı altında toplanan ve AKP rejimine karşı “Mustafa Kemal’in askeri” olarak ayağa kalkan, laik ve demokraitk bir cumhuriyeti savunan en geniş kesimler için asıl mücadele şimdi başlıyor.

Milliciler, ulusalcılar, cumhuriyetçiler, Atatürkçüler, devrimciler, sosyalistler için; işçiler, köylüler, kamu çalışanları, beyaz yakalılar, ücretliler, kısacası tüm emekçiler için asıl mücadele şimdi başlıyor.

Ve mücadelenin zemini bugün dünden daha yakıcı olarak vatandır.

Çünkü bu kez vatanımız, yurdumuz, ortak evimiz asıl hedeftir. Çünkü evlerimizi ayırma, yurdumuzu bölme projesi yürürlüktedir.

Çünkü o projenin aktörleri bu kez TBMM’de çoğunluktur!

ELDEKİ EN İYİ ARAÇ: VATAN PARTİSİ

Sistem tıkandı. Sistem içi çözüm arayışları, restorasyon hükümetleri ve hatta erken seçim bile bu takınmayı gideremeyecektir.

İster CHP, ister MHP, isterse ikisi birden azınlık hükümeti kursun; tıkanmayı çözemeyeceklerdir.

Çünkü geride kalan 13 yılda o tıkanmanın dolaylı aktörleri olmuşlardır, tıkanmayı açabilecek devrimci programları yoktur! O nedenle en fazla restorasyona adaydırlar!

Bu tablo, TBMM dışında en geniş ittifakı kurmayı hem zorunluluk hem de en temel yurtseverlik görevi olarak önümüze getirmektedir.

O ittifakın adresi ise millici, halkçı ve sosyalist öncüleri birleştirebildiği için Vatan Partisi’dir. Elimizde şu anda daha iyi bir araç yoktur!

Kuşkusuz eksikleri vardır, kuşkusuz hataları vardır ama tüm bu eksikleri giderecek, tüm bu hatalardan ders çıkarak devrimci bir perspektifi vardır.

BİRLİK VATAN’DA BAŞLAR

Var olan bu çok değerli araç TBMM dışı partiler içinde en çok oy alan ikinci partidir. Bu aracı büyütmeye 161 bin oyu, 161 bin üye yaparak başlayalım!

Vatan Partisi’ni kitle örgütlerinin içinde, emekçi yataklarında, mücadele alanlarında halka halka genişletelim.

Devrimci askerle işçiyi, milli sanayiciyle aydını, Türk ile Kürt’ü, Sünni ile Alevi’yi, öğrenci ile köylüyü Vatan Partisi saflarında birleştirelim.

Türkiye’nin birliğini inşa etmeye, Vatan Partisi’nde örgütlenerek başlayalım!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Haziran 2015

 

1 Yorum

Baykal’ın Erdoğan’ı kurtarma mecburiyeti

Tayyip Erdoğan ile Deniz Baykal‘ın önceki gün yaptığı 2,5 saatlik görüşme “büyük uzlaşma” denilerek parlatılmaya çalışılan AKP-CHP koalisyonu için bir girişim miydi?

Büyük oranda böyle okundu. Üstelik Baykal‘ın TBMM Başkanlığı da konuşuluyorken…

Kategorik olarak bu değerlendirmeye bir itirazım yok; HDP destekli AKP azınlık hükümetini ya da AKP-HDP açık koalisyonu ihtimalini, AKP-CHP koalisyon ihtimalinden daha yüksek gören biri olarak hem de…

Ama şu soruları da sormalıyım:

Hedef AKP-CHP koalisyonu ise neden Ahmet Davutoğlu ile Kemal Kılıçdaroğlu değil de, Erdoğan ile Baykal görüştü?

Ya da en azından iki partinin genel başkan yardımcıları değil de neden “eski” liderleri görüştü?

Bu soruya yanıt verebilmek öncelikle bazı olağanüstü önemdeki gelişmeleri anımsamaktan geçiyor.

ÇENGELKÖY BULUŞMASI

Erdoğan ile Baykal‘ın 3 Kasım 2002’den sonra Çengelköy’de yediği yemek hâlâ özel sırlar içermektedir. Tamamı henüz aydınlanmamıştır.

Aydınlananlar mı?

Siyasi yasağı nedeniyle “muhtar bile olamayacak” durumda olan Tayyip Erdoğan nasıl başbakan oldu? Erdoğan‘a bu yolu açan kimdi? Deniz Baykal!

Birkaç kez yazdık, özetleyelim: Dönemin AB Komiseri Günter Verheugen CHP Genel Başkanı Deniz Baykal‘la, 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra, 15 Kasım 2002’de Varşova’da görüştü.

Verheugen bu görüşmeden sonra gelip Tayyip Erdoğan‘a “Baykal seni Başbakan yapacak” müjdesi verdi!

AB Komiseri’nin temaslarının özeti şöyleydi: “Verheugen, Baykal‘a ‘Başbakan kim olacak’ diye sorduğunu ve ‘Tabii ki seçimin galibi başbakan olacak’ yanıtını aldığını anlattı. Verheugen Baykal‘ın yaptığı sohbetten aldığı izlenimi Erdoğan‘a, ‘Deniz Bey galiba sizin başbakan olabilmeniz için önünüzün açılmasına yardımcı olacak’ sözleriyle aktardı.” (Hürriyet, 22 Kasım 2002)

Sonra ne mi oldu? Erdoğan ile Baykal Çengelköy’de bir lokantada buluşturuldu. O gün yemekte Türkiye’nin gidişatını değiştirecek anlaşmalar yapıldı; sadece 2002’yi değil, 2007’yi ve 2015’i!

Sırasıyla anlatalım:

BAYKAL ERDOĞAN’I BAŞBAKAN YAPTI

Baykal o yemekten hemen sonra işe koyuldu: Önce Anayasa değiştirildi, sonra Siirt seçimleri iptal ettirildi. Anayasa değişikliğinden faydalanan Erdoğan‘ın siyasi yasağı kalktı ve yenilenen Siirt seçimlerinde milletvekili olabildi. Ve elbette Başbakan! (Erdoğan‘ı Baykal‘ın başbakan yapmasından sonra Kılıçdaroğlu‘nun da cumhurbaşkanı yaptığını ayrıca not düşelim!)

O tarihlerde Çengelköy’deki yemeğin Erdoğan‘a başbakanlık, Baykal‘a cumhurbaşkanlığı anlaşması olduğu düşünüldü. Ancak sonraki gelişmeler, Baykal‘a hiçbir kazanımın olmadığını gösterdi. Tersine Baykal o yemeğin sürekli kaybedeniydi. 2007’de Baykal değil, Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu. Ve Baykal 2010’da bir kasetle CHP Genel Başkanlığı’nı da kaybetti.

O nedenle şunu sormalıyız: 2010 kaseti aslında Çengelköy’deki yemeğin de konusu muydu? Erdoğan‘ı başbakanlığa götüren yol o kasetle mi açılmıştı? Hatta Baykal‘ın 2007’de Cumhuriyet mitingleriyle iktidarı reddetmesi ve “sistem içinde” kalması o kasetle mi sağlanmıştı?

KOALİSYON ERDOĞAN’I KURTARIR, CHP’Yİ BİTİRİR

Ve gelelim bugüne…

AKP-CHP koalisyonu hazırlığı için Erdoğan ile Baykal’ı yeniden buluşturan o kaset mi?

En başta sormuştuk: Neden Davutoğlu ile Kılıçdaroğlu değil de Erdoğan ile Baykal görüştü?

Yoksa aslında CHP, AKP’yle koalisyona pek sıcak bakmıyor mu? Zira CHP’nin tabanı çok açık bir şekilde AKP’yle koalisyona karşı. Ve bu nedenle daha iki gün önce Kemal Kılıdaroğlu, belki de istemeye istemeye, ekranlardan “AKP’yle koalisyon yok” dedi!

Bu nedenle Baykal meseleyi ısıtması için mi devreye sokuluyor? Karşılığında TBMM Başkanlığı mı ikram ediliyor?

Dün de belirttik: AKP’yle koalisyon, fiilen Erdoğan’ı kurtarmak sonucunu doğurur! CHP de bu suçun altında kalır! 2013’ten beri sallanan ama düşmeyen Erdoğan’ın kurtarıcısı olmak, CHP’yi bitirir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Haziran 2015

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın