Oyunu harcama!
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/05/2015
Aydınlık hareketiyle 1989’da, o dönemki yayın organlarını okuyarak tanıştım. 1994 yılında da İşçi Partisi üyesi oldum. Yani 25 yıllık aydınlıkçı, 20 yıllık da partiliyim.
Geriye dönüp düşündüğümde, seçimler konusunda şu tabloyu buluyorum önümde: Sol Güçbirliği, Ulusal Güçbirliği, Cumhuriyet Güçbirliği çağrıları ve çabalarıyla geçmiş seçim dönemlerimiz… Hem CHP’ye hem de DSP’ye, geride kalan yıllar içerisinde sürekli güçbirliği önermişiz; üstelik “şu kadar koltuk” demeden!
Hepsinde de reddedildik. Çünkü CHP ve DSP liderlikleri aynı şeyi düşünüyordu: “Küçük” partiydik, binde beş oyumuz vardı, oy oranımız işlerine yaramazdı!
Herşeye rağmen anlattık: Seçimlerde oylar aritmetik değil, politik olarak toplanırdı! 20 artı 1 matematikte 21 yapardı ama politik toplamı 30-35’i bulurdu. Dinletemedik.
‘OYLARI BÖLMEYİN’ KAMPANYASI
Peki sonuç ne oldu? Geride kalan 20 yıl içinde, DSP’nin 3 yıllık koalisyonunu saymazsak, iki parti de sürekli muhalefette kaldı!
Aydınlıkçıların “iktidar olma” önerisini reddedenler, son 13 yıldır da AKP’nin altında muhalefet yapmayı sürdürüyor! Hem de şu döngü içinde: Aydınlıkçılar CHP’ye güçbirliği öneriyor ama reddediliyor. Sonra seçimi AKP kazanıyor ve CHP propagandaya başlıyor: Oyları böldünüz!
Oyları birleştirelim diyen kim? Reddeden kim? Bu sorulara yanıt vermeyip, sürekli tekrarlıyorlar: Oyları bölmeyin!
2007’den beri hemen her seçimde CHP Genel Merkezi açısından işler böyle yürüyor: Güçbirliğini reddet, seçimi kaybet ve Aydınlıkçıları oyları bölmekle suçla!
Üstelik CHP Genel Merkezi’nin bu tutumuna rağmen, Aydınlıkçılar ülke çıkarı diyerek yerelde kimi CHP örgütleriyle ittifak kurdular. Tek tek saymayacağım ama geride kalan yıllarda 10’dan fazla ilde ve 50’den fazla ilçede CHP’yi ikna edip AKP’yi yerelde devirdik! Karşılığında ne bir belediye başkanlığı istedik ne de önerdikleri bir kaç belediye meclis üyeliğinin pazarlığını yaptık!
‘OYUNU HARCAMA’ KAMPANYASI
7 Haziran öncesi aynı tezgah yine işletiliyor. CHP Genel Merkezi yine “oyları bölmeyin” kampanyası başlattı. Ağızlarında şu tez var: “7 Haziran AKP’den kurtulmak için son şans, 7 Haziran’da CHP’ye verin, sonra kendi partinize verirsiniz.” (CHP Vatan Partisi’ne oy vereceklere karşı “oyları bölmeyin” kampanyası yapıyor ama HDP’nin tabanından Kürt-Alevi oyları emmeye başlamasından rahatsız olmuyor, tersine “HDP barajı geçmeli” çağrıları yaparak o tabanın akışını kolaylaştırıyor!)
CHP “oyları bölmeyin” tezini 2007’de de, 2011’de de dile getiriyordu ve ittifak önerimizi reddediyor ama “son şans” diyerek oylarımızı istiyordu, “ödünç” diyordu. Peki sonuç ne oluyordu? AKP iktidar, CHP anamuhalefet olmayı sürdürüyordu!
Türkiye artık bu sarmaldan çıkmalıdır; o nedenle sesleniyorum bugün sizlere: Tek bir oyunuz var ve artık onu harcamayın! O tek bir oyunuzu “oyları bölmeyin” kampanyasına heba etmeyin!
Ve çevrenizde “oyunu harcama” kampanyası başlatın!
DEĞER KAZANMIŞ OYLA NELER YAPILIR!
Evet, oyunuzu harcamayın, TSK’ye tertibi bozan ve Silivri duvarlarını yıkarak yurtseverleri özgürleştiren partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, emperyalizmin soykırım yalanının önüne geçen partiye verin!
Oyunuzu harcamayın, Kıbrıs’ta Rauf Denktaş‘la birlikte Annan Planı’na direnen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, AKP’nin Türk milletine yer vermediği “yeni anasaya” girişiminin karşısına milli anayasa forumları çıkarabilen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, Washington patentli Açılım’ı frenleyen ve gerçek Türk-Kürt birliğini savunan partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, içi boş karşıtlığa değil, dolu dolu “Erdoğan’ın Yüce Divan dosyasını” hazırlayabilen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, yeniden milli mücadele, yeniden kurtuluş savaşı, yeninden Altı Ok diyen partiye oy verin!
Oyunuzu harcamayın, yeniden Samsun’a çıkan ve AKP’ye meydanlardan “Mustafa Kemal bayrağı” sallayan Jöntürk’lerin partisine oy verin!
Binde beş’le bunları yapabilen bir parti, boşa harcamadığınız o oyla daha neler yapacak!
Oy’unu harcama, değerlendir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2015
Soçi buluşmasının sonuçları
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/05/2015
ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov‘un Soçi’de biraraya gelmesi şu nedenlerle çok önemliydi:
SOÇİ ÖNCESİ TABLO
1) İki ülke özellikle Ukrayna konusunda karşı karşıya geldiler ve yaptırımların, yalnızlaştırma hamlelerinin olduğu sert bir süreç yaşadılar.
2) Antalya’da yapılan son NATO Dışişleri Bakanları toplantısında, NATO Rusya’yı baş gündem ve hedef yaptı.
3) Antalya’dan sonra Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi’nde de Rusya karşıtlığı sürdü. NATO Genel Sekreter Yardımcısı Alexander Vershbow, NATO’nun Rusya stratejisini değiştireceğini açıkladı: “Ukrayna krizi nedeniyle Avrupa’daki güvenlik durumu değiştiği için NATO Stratejik Konsepti’nin Rusya ile ilgili bölümünün yenilenmesi gerekiyor. Rusya ile ilişkilerimizi yeniden tanımlayacağız.” (tr.sputniknews.com, 18 Mayıs 2015)
4) Rusya, Çin’le birlikte Akdeniz’de tarihi bir tatbikata başlayarak ABD’nin “Geniş Ortadoğu” hamlesine yanıt verdi. Pek üzerinde durulmadı ama taktibat aslında Karadeniz’de başlamıştı. Yani Pekin-Moskova ekseninin Washington’a yanıtı çok boyutluydu; Hazar’ı, Kafkasya’yı, Karadeniz’i, Doğu Akdeniz’i, Ortadoğu’yu, Süveyş’i, Aden’i, Basra’yı kapsıyordu.
5) Rusya geçen ay Moskova Platformu düzenleyerek Şam yönetimi ile Suriyeli muhalifleri biraraya getirmeye çalıştı ve Cenevre-3 öncesi önemli bir “siyasi çözüm” zemini yarattı. ABD ise Rusya-İran-Suriye ekseninin Cenevre-3’e zayıf elle oturabilmesi için taşeronlarıyla birlikte İdlib merkezli taktik hamle başlattı.
LAVROV’UN ÜÇ SAPTAMASI
Soçi görüşmesi işte bu çok önemli gelişmelerin ardından yapıldı. Kerry ve Lavrov‘un gündeminde Ukrayna, Suriye, Yemen ve İran konuları vardı.
Peki görüşme nasıl sonuçlandı?
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, zirveyle ilgili değerlendirmesini ve üç önemli saptamasını Rus hükümetinin resmi gazetesi Rossiskaya Gazetesi’ne yaptı:
1) “Kerry’nin Soçi ziyareti, her şeyden önce, Rusya’yı yalnızlaştırma girişimlerinin başarılı olmadığı anlamına geliyor.”
2) “Bölgesel krizleri Rusya olmadan çözmek çok zordur.”
3) “Kerry ile anlaştık. ABD Minsk anlaşmasının uygulanması için Kiev yönetimi üzerindeki ağırlığını kullanacak.”
Lavrov, bu üç saptamasını “Washington-Moskova ilişkilerinin iyileşmesini bekliyorum” temennisiyle tamamlıyor. (haberrus.com, 19 Mayıs 2015)
‘RUSYA’SIZ ÇÖZÜM OLMAZ’
Soçi görüşmesi, ABD’nin son bir kaç aydır yürüttüğü aktif tutuma rağmen, Atlantik’in bölgede son tahlilde kazanamayacağının açık işaretidir ve öncelikle Ankara için mesaj niteliğindedir.
Kırım konusunda Rus karşıtı bir çizgiye yönelen Ankara Soçi’nin sonuçlarını iyi analiz etmelidir; Lavrov‘un “Rusya’sız çözüm olmaz” saptamasını Suriye için önemle dikkate almalıdır!
Zira Suriye’de taktik hamleler yapan, Riyad’la birlikte terörist örgütleri Fetih Ordusu adı altında birleştiren, İdlib’in düşürülmesinde kurmay rol oynayan, cep bölge inşa etmeye soyunan, TSK’yi ABD’nin Eğit-Donat programına mecbur ederek Suriye politikasına “tam alet” yapmaya çalışan AKP Hükümeti’nin girişimleri sonuçsuz kalacaktır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2015
ABD’nin ‘özerk Musul’ hedefi
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/05/2015
Değerli ağabeyim Semih Koray 250 sayfalık “IŞİD: Kara Terör” kitabımda anlatmaya çalıştıklarımı Aydınlık‘taki köşesinde şu üç kelimeyle çok daha etkili bir şekilde anlatmıştı: Tasarımlanan elverişli düşman! Teorisyenliğin ve matematik profesörlüğünün farkı işte bu!
Kitapta özetle şöyle demiştik: ABD, IŞİD üzerinden Kürt birliği (PKK-KDP) sağlamaya, PKK ile KDP’yi silahlandırmaya, PKK’yi meşrulaştırmaya ve son tahlilde bölgede başat güç haline getirmeye çalışıyor. IŞİD’in 9 Hazian 2014’te Musul’u işgal etmesi, işte bu stratejinin fırsatıydı.
HEDEFTE AYRILIK YOK
Bu girişi neden mi yaptık? ABD ile Türkiye-Suudi Arabistan ittifakının Irak ve Suriye’de ayrı düştüğü iddiasına yanıt vermek için. Açalım:
Bu iddia doğru değildir. Ana yüklenici ile alt yüklenicileri arasında ancak ayrıntılarda ayrılık olur, temel hedefte değil!
Ana yüklenici, toplam risklerin en çok kendisini etkileyeceği gerçeğine göre strateji yapar, alt yükleniciler ise günlük çıkarları gereği bazen taktik hamlelerini esasa dönüştürmeye çalışır. Ayrılıklar işte buradadır.
Somutlayalım: Obama’nın Suriye için Erdoğan’a “önce IŞİD sonra Esad” demesi, ya da Irak için Barzani’ye “önce IŞİD sonra Kürdistan” demesi stratejisinin gereğidir. O stratejiyi de nesnel zorunluluklar belirlemektedir.
Yoksa Obama, emperyalist bir devletin çıkarları gereği, Esad’ın gitmesini Erdoğan’dan, Kürdistan’ın kurulmasını da Barzani’den çok istemektedir! Onu adım adım hareket etmeye iten, bölge ve dünya denklemi zorluklarıdır!
ABD’DEN PEŞMERGEYE SİLAH GARANTİSİ
Musul’u IŞİD’e çatışmadan teslim eden Vali Esil Nuceyfi‘nin Washington’dan getirdiği şu üç mesaj, Obama‘nın ana stratejisine işaret ediyor:
1) ABD Sünni güçlere ve peşmergeye silah garantisi verdi.
2) Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına “halk toplulukları” isimli Şii grup katılmayacak. Onun yerine Türkiye’nin Eğit-Donat programıyla Musul Kampı’nda eğittiği “vatan toplulukları” isimli Sünni grup katılacak.
3) Musul IŞİD’den alınınca nasıl yöneticileceğine halk karar verecek, federatif bir sistem ilanı da söz konusu.
Bu üç adım, “IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütlerin egemenliğini kurarak Basra’dan Doğu Akdeniz’e Kürt Koridoru inşa etmek” şeklindeki Washington’un ana stratejisinin parçasıdır.
BÖLGE GERÇEĞİ ABD’Yİ DURDURACAK
Ve ABD Kürt Koridoru hedefinin gereği olarak Irak’ta Şiileri baskılamakta, “sünni” AKP’yi Musul sorununa dahil etmekte ve TSK’ye Sünni grupları eğittirmekte, IŞİD’den “kurtarılacak” Musul’u Irak’ı daha da parçalayabilmek için özerk hale getirmeyi tasarlamakta, Suriye’de “önce IŞİD sonra Esad” diyerek AKP ile İncirlik dahil geniş kapsamlı bir güvenlik anlaşması hazırlığı yapmaktadır.
Yani ABD’nin temel hedef aynıdır, değişmemiştir. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden‘in Washignton’da Barzani‘ye söylediği “ikimizin de ömrü Kürt devletini görmeye yetecektir” sözü, işte o hedefi özetlemektedir.
Ancak ne kendi ömürleri, ne de onlardan sonra geleceklerin ömürleri bu hedefi göremeyeektir. Çünkü bu hedef Kürdistan demekten çok Irak, Suriye, İran ve Türkiye’nin parçalanması demektir. Bu ise gerçekleşemez bir hedeftir!
Şam vatanını savunarak, Bağdat içeride durumu dengelemeye çalışarak ve Tahran da bölgesel kazanımlar elde ederek ABD’nin bu hayalinin önüne geçmektedir.
Türkiye mi? AKP’nin sonucu bakımından Türkiye’ye düşmanlık anlamına gelen “komşulara düşmanlık” politikası ve TSK’nin belli ölçülerde o komşulara düşmanlık politikasına alet edilebilmesi 7 Haziran’da son bulacaktır!
Ondan sonra ABD için hedef, niyet bile olmaktan çıkacak, boş bir hayale dönüşecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2015
TSK’nin Suriye tavrı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/05/2015
En baştan belirtelim: Her şeye rağmen TSK’nin Suriye’ye yaklaşımı AKP ile tamamen uyuşsaydı, Türkiye Suriye’ye geride kalan 4 yıl içinde en az dört kez saldırmış olurdu.
Türk Ordusu AKP’nin tüm baskılarına rağmen Suriye’ye düşmanlık politikasına direndi, hatta çoğu örtülü operasyonda yer almadı. Zaman zaman Suriye güvenlik birimlerinin yaptığı “askeri” faaliyet tespitleri, gerçekte TSK’ye değil, MİT’e işaret etmekteydi. Bunun kanıtlarından biri E. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Em. Org. İsmail Hakkı Pekin‘in verdiği şu bilgidir: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriye’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.”
Bir ek de biz yapalım: Sadece emekli olan Özel Kuvvetler Komutanlığı personeli mi? AKP’nin yeni yasasayla “dış görev” yetkisi verdiği MİT’e, bu görevi yerine getirebilsin diye askeri birim kaydırılmadı mı?
ORDU DİRENMEYİ SÜRDÜRÜYOR
Tüm bu girişi TSK’nin önceki gün bir Suriye “hava aracını” vurması nedeniyle yaptık. Gerçi vurulanın “sınır ihlali” yaptığı saptanmıştı(!) ama ne olduğu bilinmiyordu! Hem Başbakan Ahmet Davutoğlu hem de Savunma Bakanı İsmet Yılmaz vurulanın Suriye helikopteri olduğunu açıkladı. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre vurulan helikopter değil, hava aracıydı! Suriye açıklaması da bunu teyit etti.
Aynı gün ABD’nin Suriye topraklarında özel operasyon birliği ile IŞİD’e karşı bir operasyon yapması, Obama‘nın özel temsilcisinin kalın bir dosyasıyla Türkiye’ye gelmesi ve Ankara’nın maalesef peşmergelerden sonra Suriyeli teröristlere de Eğit-Donat programını başlattığının açıklanması, haliyle kamuoyunu endişelendirdi: Yoksa Gürsel Tekin‘in zamanını tutturamadığı saldırı mı başlıyordu?
Türk Ordusu daha önce de AKP Hükümeti’nin belirlediği “angajman kuralları” gereği Suriye savaş uçağı ve helikopteri düşürmüştü. Ancak son tahlilde AKP’nin Suriye’ye saldırı fırsatçılığına alet olmamıştı. Hatta son dört yıla baktığımızda yem yapılan keşif uçağımızdan sınırlarımızda patlatılan bombalara kadar pek çok kez Suriye’ye saldırmaya “gerekçe” üretilmişti! Ancak Türk Ordusu her seferinde direndi!
Bizim edindiğimiz bilgilere göre bu kararlı duruş herşeye rağmen korunmaya çalışılıyor. Org. Necdet Özel‘in 15 günlük rapor almasında bunun da etkisi var. Genelkurmay karargahı AKP Hükümeti’nin baskısı ile Türk Ordusu’nun ana gövdesinin eğilimi arasında sıkışmış durumda!
SIKIŞAN TSK’Yİ RAHATLATMAK
Fakat yine de durum yüzde yüz bir netlik içermiyor. Zira bu kez AKP baskılarına ABD’nin başlattığı bölgesel taktik hamle ve Ankara ile Riyad’ın Şam karşıtı yeni stratejisi eklendi.
O nedenle gerekçesi “sınır ihlali” de olsa, ortada “angajman kuralları” da olsa, TSK’nin bir Suriye hava aracı düşürmesine önemle karşı çıkıyoruz!
Suriye hava araçları Türkiye sınırında ne yapıyor? IŞİD, ÖSO, PKK gibi terör örgütlerinin denetimindeki topraklarda egemenliğini sağlamaya çalışıyor. Biz ise o araçları vurup, dolaylı olarak terör örgütlerine destek vermiş oluyoruz!
Ancak mesele bundan da ötedir. Suriye hava aracını vurmak, sadece teröre destek değil, kendi güvenliğimizi de kurşunlamak demektir. Zira Şam yönetimi sadece Suriye’yi değil, aslında Türkiye’yi ve bölgeyi de savunmaktadır!
Çünkü Suriye’yi kurşunlamak, gerçekte kendimizi kurşunlamaktır ve bunu Türkiye’de resmi kurumlar içerisinde en iyi TSK bilmektedir! Suriye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğünün, Türkiye’nin siyasal birliği ve toprak bütünlüğü anlamına geldiğini resmi kurumlar içerisinde en iyi Türk Ordusu saptamaktadır! Geçmişte aynı denklemi Irak için kurabilmiş Dışişleri Bakanlığı bile maalesef bu kez aynı netlikte değildir.
Türk Ordusu herşeye rağmen 7 Haziran’a kadar AKP’nin Suriye politikasına direnecektir. 7 Haziran’da direnme görevi ise Türk milletindedir. Türk milleti 7 Haziran’da alacağı tutumla ordusunu AKP’ye karşı rahatlatmalıdır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2015
TSK’ye AK-Kumpas
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/05/2015
18’i subay toplam 34 asker, tam 36 gündür tutuklu. Tamamı F Tipi örgüt üyesi muamelesi gördüğünden, sahipsizler. Üstelik daha sonra savcıların da tutuklanması, kamuoyu açısından onları iyice “paralelci” hale getirdi!
Kuşkusuz içlerinde cemaatçi olanlar da bulunabilir. Zira MİT TIR’larını durdurma operasyonu iki iç içe geçmiş düzlemde yapılmıştı. Bir yandan Türkiye’yi Suriye macerasından kurtaran milli bir hamle, diğer yanda bundan yararlanarak Hakan Fidan’ı sıkıştırmaya çalışan F Tipi örgüt eklemlenmesi vardı.
Bu iki düzlemi birbirinden ayırmadan, toplamını “paralal faaliyet” ilan etmek hem subaylara haksızlıktır, hem de AKP’nin işine yaramaktadır!
YA TIR’IN İÇİNDEKİLER?
Mesele “paralel faaliyet” ilan edilince TIR’ın içindekilerin ne olduğu, kime gönderildiği, Türkiye’yi hangi konuma soktuğu, Türk milletini hangi risklerle karşı karşıya getirdiği geri planda kalmış oluyor, hatta zamanla unutuluyor.
Oysa hem görüntülerde kayıtlıdır, hem de jandarma imzalı tutanaklarda: TIR’larda uçaksavarlardan 155’lik toplara kadar geniş yelpazede mühimmat vardır. Silahlar Suriye’de Şam yönetimini devirmeye çalışan teröristlere gitmektedir. Olay ülkemizi hem komşusuna düşmanlık yapan ama hem de teröre destek veren konuma düşürmektedir. Ve sonuçları bakımından da Türk milletini komşusuyla savaşa götürme riski taşımaktadır.
Yani TIR’ı kimin durdurduğu, TIR’ın içi ve misyonunun yanında önemsizdir!
Öyle olduğu için de yalanlar söylenmekte ve mesele F Tipi operasyon boyutuyla daraltılmaktadır. Hangi yalanlar mı? TIR’da silah değil yardım malzemesi varmış! Yardım malzemesiyse neden gizli saklı yapılır? Her yardımı siyasi rant için düğün dernekle yapanlar bu TIR’larda neden gizlenir? Ayrıca TIR’larda yardım malzemesi varsa neden Kızılay değil de MİT taşımaktadır?
GENELKURMAY DİRENİYOR
TSK açısından F Tipi meselesi gün geçtikçe AK-Kumpasın malzemesi olmaktadır. Şöyle: Yıllar önce AK ve F kumpas birlikte TSK’yi hedef almıştı. Ancak şimdi F Tipi temizleme iddiasıyla AK-Kumpas sürmektedir.
MİT F Tipi olduğunu iddia ettiği subay listeleri hazırlamakta, AKP de o listeleri TSK komuta kademesine tasfiye ettirmeye çalışmaktadır. Geçen yıl hazırlanan ilk liste 2,500 kişilikti. Genelkurmay direndi ve uygulatmadı. Bu yıl MİT yeniden 1,000 kişilik bir liste verdi. Genelkurmay o listeye de direniyor. (AKP Milletvekili Şamil Tayyar bu nedenle Org. Necdet Özel‘i suçluyor.)
O nedenle listeye yeni bir örtü örttüler. Sanki MİT vermemiş de, ihbarlardan oluşmuş bir liste ortaya çıkmış demeye getirdiler. Savunma Bakanı İsmet Yılmaz‘ın son açıklaması bu örtü içindir.
Öte yandan ihbarlardan hazırlanmış bir liste olsa ne olur? MİT’in listesinden daha mı nesnel olacak?
TSK KENDİ TEMİZLİĞİNİ KENDİSİ YAPMALI
Kuşkusuz TSK içinde F Tipi subaylar var; olduğunu Ergenekon ve Balyoz kumpaslarının başarısından biliyoruz!
Fakat bunların nasıl temizleneceği ihbarlara ya da MİT’e bırakılamaz. Zira bu yöntem meseleyi içinden çıkılmaz hale getirir. F Tipi subay diyerek ayağa kalkmayandan NATO’ya mesafeli durana, Atlantik planlarına karşı çıkandan PKK’nin istemediği komutana kadar pek çok isim tasfiye edilebilir. (MİT Oslo’da PKK liderlerine bölgede istemedikleri kamu görevlilerinin isimlerini sormuştu!)
Bu yöntem TSK için yeni bir kumpastır, AK-Kumpas’tır. Türk Ordusu da, Türk milleti de bu yeni kumpasa karşı dik durmalıdır.
TSK, kendi içindeki F Tipi çeteyi kendisi temizlemelidir; bunun nasıl olacağını hükümet ya da MİT değil, en iyi kendisi bilmektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2015
ABD-AKP güvenlik anlaşması hazırlığı
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2015
Antalya’da yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısının açılışında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun şu cümlesi, IŞİD stratejisi konusundaki küçük ayrılıkların aşılmaya başladığını gösteriyor: “Irak ve Suriye’yi DAEŞ’ten (IŞİD) temizlemek için uluslararası camianın daha iyi koordine olmak ve işbirliği yapmak zorunda olduğu tek operasyon sahnesi olarak görmek zorundayız.” (basbakanlik.gov.tr, 14 Mayıs 2015)
Davutoğlu bu cümleyle birincisi “Irak ve Suriye tek operasyon sahnesi olmalı”, ikincisi de “Batı bu sahnede daha ağırlıklı yer almalı” mesajı vermiş oluyor ve toplamda NATO’yu Türkiye’nin güneyine davet etmiş oluyordu!
Böylece Erdoğan‘ın daha önce bir kaç kez NATO’yu Irak ve Suriye’ye “davet etmesi” çizgisi sürdürülmüş oldu!
NATO’nun bölgeye Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin istediği şekilde gelebilmesi kuşkusuz bölge koşulları nedeniyle mümkün değildir ama “İslamcı” bir iktidarın Batıcılıkta sınır tanımaması D-8’den İslam İşbirliği Teşkilatı’na kadar hemen her platformda önemle not edilmektedir!
GÜVENLİK GÜÇLERİ İŞBİRLİĞİ
Peki Ankara Irak ve Suriye’yi neden “tek bir operasyon sahnesi” yapmak istemektedir? Bunu aslında Washington istemektedir. Zaten Obama‘nın IŞİD stratejisinin temelinde bu vardır ve AKP Hükümeti bu anlayışa Suriye’ye yoğunlaşmayı zayıflatacağı için bir süre itiraz etmiştir.
Ankara’nın Obama‘nın IŞİD stratejisine “tam uyumluluğa” geçtiğinin bir diğer göstergesi de “önce IŞİD mi Esad mı” diye sürdürülen tartışmada gelinen durumdur. Davutoğlu‘nun konuşmasında sürekli IŞİD demesi ama Esad’ı hiç konu edinmemesi, bu noktada da “tam uyumluluk” işareti vermektedir.
Nitekim Amerika’nın Sesi‘nden öğreniyoruz: Ankara ile Washignton IŞİD’e karşı yeni bir güvenlik anlaşması hazırlığı yürütüyorlar. Dorian Jones’un aktardığına göre ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, imzalanacak anlaşmanın iki ülkenin güvenlik güçleri arasındaki bilgi paylaşımı ve işbirliğini artırmayı öngördüğünü söylüyor. (Amerika’nın Sesi, 12 Mayıs 2015)
Ankara’nın aylardır Kuzey Irak’ta yürüttüğü Eğit-Donat programının Türkiye ayağının gecikmesi de, anlayabildiğimiz kadarıyla bu anlaşmanın hazırlığından kaynaklanmaktadır. Zira eğitim verecek Amerikalı askerler de, eğitilecek teröristlere verilecek silahlar da Kırşehir’deki kampa getirilmiş durumda!
AKP-SKUK GÖRÜŞMESİ
Dolayısıyla “komşulara düşmanlık” stratejisinin önünde bir tek “güvenli bölge” tartışması, daha doğrusu zamanlaması kalmış durumda. Ankara ile Washington arasında bu konuda “siyasi ve ekonomik maliyet” tartışması sürmektedir.
Güvenli bölge, iddia edildiği gibi Suriyeli mültecilere yaşam alanı yaratmak değildir; pratikte kantondur, özerk bölgedir, Kürt koridorudur!
AKP’nin desteklediği Suriye Ulusal Koalisyonu Başkanı Halid Hoca‘nın “Güvenli bölge Esad sonrası için de zorunlu” demesi, işte bu gerçeğe işaret etmektedir. (aa.com.tr, 12 Mayıs 2015)
Herkes için aynı olan bu hedefin zamanlaması tartışılmaktadır. Washington zorlukları görerek meseleyi ağırdan ve taşeronları üzerinden yürütmeye çalışıyor, Ankara ise kendi iç takviminin yarattığı sıkıntılardan dolayı daha hızlı hareket etmek istiyor.
Ancak meselenin hızı nasıl olursa olsun, yöntemi bellidir ve Obama stratejisinde kayıtlıdır: IŞİD’den boşaltılacak alanlarda Kürt örgütleri hakim yapmak!
Uygulayıcı konumdaki Davutoğlu işte bu hedefi daha somut bir ifadeyle dile getiriyor: “Bizim için ‘DAİŞ (IŞİD) çıkınca ne olacak’ sorusu önemli. DAİŞ’in boşalttığı yere Suriye rejimi girmemeli veya Irak’ta Şii milisler girmemeli.” (Akif Beki, Hürriyet, 5 Mart 2015)
Peki kim girmeli? Geriye kim kalıyor? KDP ve PKK!
Bu konuda Ankara çok yönlü çalışılıyor. Örneğin Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SKUK) yöneticisi Hewas Eğid‘den öğreniyoruz: “Bugün heyet olarak Türkiye Dışişleri Bakanlığı Suriye Dosyası sorumlularından oluşan bir heyetle görüştük. Görüşmede Batı Kürdistan’ın genel durumu ile Haseke kentindeki son saldırları ele aldık.” (Rudaw, 7 Mayıs 2015)
İşte 7 Haziran, bölgeyi tümden ateşe verecek bu hazırlıklara dur diyebilmenin fırsatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2015
AKP’nin Kobani’deki rolü
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/05/2015
Anımsayacaksınız, Ayn en Arap yani Kobani’deki PKK-IŞİD çatışmasını bu köşede çok tartıştık, değişik yönleriyle ele aldık. Erdoğan‘ın Kobani’deki kimi çıkışlarının gerçeği yansıtmadığını, bu çıkışları Batı planlarına direniş diye okumanın doğru olmadığını belirttik. Masadaki müzakere ortağının (PKK) burnunun sürtülmesini istemenin, topyekün yenilmesini savunmak anlamına gelmediğine dikkat çektik.
Hatta tersine, AKP Hükümeti’nin Kobani’yle ilgili uygulamalarının ABD’nin stratejik düzlemdeki işlerini kolaylaştırdığını vurguladık. Bunlardan en önemlisi Kobani’ye açtıkları peşmerge koridoruydu!
Peşmerge sayısınından ve kuvvetinden ziyade, o koridor şu nedenle önemliydi: Barzanistan ile PKK kantonu, AKP’nin açtığı koridorla Türkiye toprakları üzerinden birbirine lehimlenmişti!
‘AKP OLMASA KOBANİ DÜŞERDİ’
Kobani konusunda aslında AKP’nin nerede dorduğu, hangi rolleri üstlendiği artık daha somut ortaya çıkmaktadır. Örneğin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz dünkü açıklamasında şöyle dedi: “Gerek Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) gerek Peşmerge, her ikisini de öneren Türkiye olmuştur. Türkiye olmasaydı hiç şüpheniz olmasın Kobani düşerdi.” (aa.com.tr, 13 Mayıs 2015)
Nitekim Mesud Barzani de AKP’nin hakkını veriyor ve tüm dünyaya “Türkiye’nin yardımı olmasaydı Kobani’nin alınması mümkün olmazdı” diyordu! (hurriyet.com.tr, 10 Mayıs 2015)
Erdoğan‘ın milliyetçilik maskeli Kobani sözleri HDP’li kimi yöneticileri rahatsız etse de, Başbakan Ahmet Davutoğlu AKP hükümetinin gerçek pozisyonunu özetliyordu: “Kobani’de dökülen Kürt kanı benim kanım.” (hurriyet.com.tr, 7 Mayıs 2015)
AKP’NİN PKK’YE SOMUT YARDIMLARI
Kuşkusuz bunlar laf ve siyaset malzemesi diyebilirsiniz. O zaman somut olgulara bakalım:
Kobani’de PKK’ye desteğe giden 3. Peşmerge Birliği komutanı Muslih Zebari‘den öğreniyoruz: AKP Hükümeti Kobani’de savaşan Peşmerge gruplarına 630 bin dolar değerinde 4 kamyon silah ve mühimmat yardımı yaptı! (dünyabulteni.net, 7 Mayıs 2015)
Sadece koridor mu, sadece silah mı? E. Genelkurmay İstihabrat Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin açıklıyor: “MİT, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli olan bazı askerlerden oluşan operasyonel birim kurdu. Bu birim, Suriy’de PYD saflarında paralı asker olarak IŞİD’e karşı savaşıyor.” (Yeniçağ, 13 Mayıs 2015)
AKP’nin Kobani’de PKK’ye somut yardımlarına devam edelim mi? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük Kobani’ye her ay 120, toplamda da 802 TIR gıda ve yardım malzemesi yaptıklarını açıklıyor. Bu rakamlar henüz 11 Ekim 2014’ün. Sonrasında da yardımlar devam etti. (haksozhaber.net)
PKK’ye başka türlü destek? Şanlıurfa Valisi İzzettin Küçük TIR’la yapılan yardımlara ek olarak 415 yaralıyı da Türkiye’ye getirerek tedavi ettirdiklerini açıkladı. Yararlılar kim? YPG’liller, yani PKK’nin Suriye kolu olan PYD’nin silahlı birliği!
O tarihe kadar tam 462 PYD’li Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi edildi. Üstelik tedavi edilenler arasında PKK’nin Diyarbakır sorumlusu Sofi kod adlı Selahattin Dilek bile vardı! (hurriyet.com.tr, 14 Ekim 2014)
Suruç Kaymakamı Abdullah Çiftçi‘nin rakamları daha da somut: “Savaşın başladığı günden bu yana 3,919 hasta tedavi edildi. Savaşta yaralanan 974 YPG’li Türkiye’ye getirilerek tedavi edildi.” (haber7.com, 5 Kasım 2014)
AKP-HDP ORTAKLIĞI
Tüm bu olgular AKP Hükümeti’nin Kobani’deki rolünü ama ondan daha önemlisi ABD’nin Kürt Koridoru planındaki yerini göstermektedir.
Bu anımsatmayı ekranlardan oynanan AKP-HDP karşıtlığı oyununa ışık tutabilmek için anımsattık. “AKP’nin karşıtı HDP, HDP’nin karşıtı da AKP” sahte denklemiyle Açılım iktidarı kurma operasyonuna dikkat çekmek için anımsattık.
AKP ile HDP birbirinin karşıtı değil, bütünleyenidir. Açılım’da ortaklık sadece Türkiye’yi değil, Suriye’yi de kapsamaktadır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2015
Kıbrıs’ta yeni tuzak
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 14/05/2015
BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide‘nin “ev sahipliğinde” adadaki ara bölgede bir araya gelen Güney Kıbrıs Rum lideri Nikos Anastasiadis ile KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Kıbrıs müzakerelerine 15 Mayıs’tan itibaren yeninden başlama kararı aldı.
Önce bir anımsatma: Annan Planı’nın 2004 yılında reddedilmesinden sonra müzakereler yeniden 2013 yılında Anastasiadis ile dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu arasında yeniden başlamış fakat Rum kesimi Barbaros Hayrettin Gemisi’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetini gerekçe gösterek Ekim 2014’te müzakereleri askıya almıştı.
Mustafa Akıncı’nın geçen ayın sonunda cumhurbaşkanı seçilmesi ise hem Batı da, hem de Rum kesiminde müzakerelerin yeninden ve uygun koşullarda başlayabilmesinin fırsatı olarak görüldü.
YAVRU VATAN’A İTİRAZIN ANLAMI
Kuşkusuz Akıncı‘nın seçilmesi fırsattı ama şu saptamayı da yapmak durumundayız: Annan Planı’nın ortaya atılmasından bu yana değişmeyen bir gerçek var. Ermeni ve Kıbrıs meseleleri Batı’nın Kürt meselesi için manivelaları oldu. Washington bu iki sorun üzerinden Türkiye’yi sıkıştırarak Kürt meselesinde tavizler kopardı.
Akıncı‘nın seçilmesi elbette masayı yeniden kurmanın fırsatıdır ama 2015 yılının Kıbrıs’ta müzakere yılı hatta “çözüm” yılı ilan edilmesi, önümüzdeki süreçte Kürt meselesi konusunda yeni baskılarla karşılacağımızın işaretidir!
Burada Ankara derken, elbette AKP Hükümetlerini kastetmedik. Zira Abdullah Gül‘ün kurduğu ilk AKP hükümetinden itibaren hepsi Kıbrıs konusunda Türkiye’den yana değildi! Daha ilk günden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş‘ı engel olarak gören ve onu tasfiye etmeye çalışan AKP Hükümeti, masada hep Washington’un yanında oldu!
Mustafa Akıncı‘nın seçilmesinden sonra “yavru vatan” polemiğiyle başlayan tartışmada Erdoğan‘ın takındığı tutum kimseyi şaşırtmasın. Zira 7 Haziran seçimleri endişesi nedeniyle Erdoğan sadece Kıbrıs’ta değil, Ermeni ve Kürt meselelerinde de “milliyetçi” bir görüntü vermeye çalışıyor!
Aslında iki kavramın kullanılış hedefleri çok farklı ve önemliydi. Mustafa Akıncı “yavru vatan” ifadesine itiraz ederek, gerçekte Türkiye’nin garantörlüğüne itiraz ediyordu! “Yavru değil kardeşiz” derken, Türkiye’ye rağmen ve Türkiye’nin çıkarlarını gözetmeden Anastasiadis’le masaya oturacağını ilan ediyordu!
HEDEF TÜRK ASKERİ VARLIĞI
Neticede Kıbrıs’ta müzakereler başlıyor ve bu kez masada Türk milletinin çıkarlarını savunması gereken iki koltuk da dolu durmuyor!
Nitekim Erdoğan “2015 yılının Kıbrıs’ta çözüm yılı olacağına inanıyoruz” diyerek, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “Türkiye Kıbrıs’ta çözüm konusunda herkesten bir adım ileride” diyerek daha masaya oturmadan açık çek vermiş durumdalar!
Oysa diğer garantör ülke olan Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias Kıbrıs’ta tek bir Türk askeri dahi bulunduğu sürece Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini savunuyor!
Türk askeri demek Türkiye’nin jeopolitik çıkarlarının garantörlüğü ve KKTC’nin varlığının teminatıdır. Bu nedenle işin esası ve gerçekte müzakerelerin hedefidir!
BMGK’Yİ DAHİL ETME ÇABASI
Bu arada Rum kesimi ve Atina, bu kez masada daha güçlü olabilmek için yeni bir yol izliyor: İngiltere, Yunanistan ve Türkiye üçlü garantörlük tablosunu lehlerine geliştirebilmek ve Ankara’yı masada eksik bırakabilmek için BM Güvenlik Konseyi üyelerinin tamamını konuya dahil etmeye çalışıyor. Rumlar, doğalgaz varlığını ve Rusya’ya üs teklifini avanataja dönüştürmek istiyor.
Anastasiadis bu hedefle ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa Büyükelçileriyle görüşme yapmaya başlıyor. Filelfteros gazetesine göre bu temasların amacı, beş daimi üyeyi müzakerelerin tüm aşamalarına dahil ederek ABD ve İngiltere’nin rolünü zayıflatmak!
İşte Türkiye açısından paradoks burada başlıyor. Ankara aslında kendisini hedef alanlara daha çok yapışmaya zorlanıyor!
7 Haziran, Türkiye’yi bu kumpastan çıkarabilmenin fırsatı ve takvimidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
13 Mayıs 2015
TSK’nin önündeki 4 dosya
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 13/05/2015
Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel‘in emekliliğine 3,5 ay kala sağlık sorunları nedeniyle bir süreliğine rapor alması ve görevi Karar Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar‘a bıraktığını belirten bir açıklama yazması, Türk Ordusu içindeki önemli sıkıntıların işaretidir.
Nedir o sıkıntılar? Bu köşede ele aldığımız çeşitli konuları incelerken de vurguladığımız gibi TSK bünyesinde iki önemli çelişki var: Biri TSK’nin ana gövdesi ile Genelkurmay Karargahı arasında, diğeri de Genelkurmay Karargahı’nın kendi içinde olan bu çelişmeler, Türk Ordusu’nun önüne konulan sıkıntılı dosyalardan kaynaklanmaktadır.
Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun ve Genelkurmay Karargahı’nın dün yaptığı iki açıklamayla “sorun yok” mesajı vermeye çalışması, şu dört dosyanın yarattığı büyük sıkıntı gerçeğini örtememektedir:
1) AÇILIM DOSYASI
Türk Ordusu’nun önündeki en önemli dosya, Açılım dosyasıdır. Açılım’ın Türkiye’nin üniter yapısını daha şimdiden bozmaya başladığı, PKK’yi güçlendirdiği ve ülkenin bir bölgesinde neredeyse egemen hale getirdiği ortada. Türkiye’nin tüm milli kuvvetleri gibi Türk Ordusu da Açılım’ın sürdürülmesinin ülkeyi bölnmeye götüreceğini saptamaktadır.
Türk Ordusu’nun ana gövdesi, bu nedenle MGK kararlarına yansıyan “çözüm süreci”ne destek açıklamalarına karşı çıkmaktadır.
Kararlarda imzası olan komutanlar, bir süredir AKP Hükümeti ile ordunun ana gövdesi arasında sıkışmaktadır.
2) SURİYE DOSYASI
AKP Hükümeti’nin 4 yıldır Şam yönetimini yıkmaya çalışması ve Türk Ordusu’nu da bu işe bulaştırmaya uğraşması, TSK içinde önemli bir sıkıntı yaratmaktadır.
AKP’nin politikasını olumlayan, değişik gerekçelerle Suriye’ye daha açık müdahaleyi savunanlar kuşkusuz vardır ama ordunun ana gövdesi Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Şam düşmanlığına karşıdır. Keşif uçağı, sınırda patlatılan bombalar gibi kışkırtmalar işe yaramamıştır. O nedenle AKP Hükümeti 4 yıllık faaliyetleri esas olarak MİT üzerinden kotarmıştır.
Öte yandan Genelkurmay Karargahı’nın bir bölümünün desteklediği ABD’yle Eğit-Donat programı da TSK’nin ana gövdesinde kabul edilemez bulunmaktadır!
3) IRAK-MUSUL DOSYASI
AKP Hükümeti ABD’nin Musul’u IŞİD’den kurtarma harekatına katılmak istemektedir.
TSK içinde geçmişten kaynaklanan hatalı bir Musul bakışı vardır. “Musul’u almayı” bir emanet gibi görenler, hatta bunu ABD’nin Kürt devletini engellemenin yolu sananlar bile vardır.
Ancak yine de TSK’nin ana gövdesi Musul harekatına karşıdır ve AKP’ye direnmesi için Genelkurmay Karargahı’nı baskılamaktadır.
4) İÇ-YAPI DOSYASI
Jandarma Genel Komutanlığı’nın büyük oranda valilere, daha doğrusu hükümetin emrine verilmesi ve Genelkurmay’ın bu operasyona doğru dürüst karşı çıkmaması,TSK’nin ana gövdesinde büyük rahatsızlık yarattı.
Öte yandan “F Tipi’yle mücadele” adı altında ordunun bütününe yönelik başlatılmaya çalışılan operasyona da ciddi itirazlar var. TSK’nin ana gövdesi, MİT’in hazırladığı listelerle F Tipi temizliğe soyunulmasının başka yerlere uzanacağı ve büyük tasfiyelere yol açacağı endişesi taşımaktadır.
TSK’ye göre TSK içinde F Tipi tasfiye, TSK eliyle yapılmaldıır! Genelkurmay Karargahı alttan gelen bu endişenin de baskısı altındadır.
7 Haziran, bu ağır dosyaları hafifletmenin ve TSK’yi AKP ile millet arasındaki, Genelkurmay’ı da AKP ile TSK’nin ana gövdesi arasındaki sıkışmışlıktan kurtarabilmenin fırsatıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Mayıs 2015
PKK’nin güvencesi Erdoğan’dır
Posted by Mehmet Ali Güller in Politika Yazıları on 12/05/2015
Öyle bir medya operasyonu var ki, AKP ile HDP sanki 2005 yılından beri ortak değilmiş ve sanki birbirinin karşıtıymış gibi bir atmosfer yaratılıyor.
Her gün ekranlarda “HDP AKP’nin panzehridir” tezi işleniyor, her akşam televizyonlarda “HDP barajı aşarsa AKP tek başına iktidar olamaz” fikri işleniyor.
Tüm bu bombardımana rağmen, aslında HDP’yi güçlendirmenin AKP’yi ve Erdoğan’ı güçlendirmek olduğunu ısrarla anlatmaya çalışıyoruz.
Bazen imdadımıza kendileri de yetişiyor. Nasıl mı?
YASADIŞILIK ORTAKLIĞI
8 Mayıs 2015 gecesi CNNTürk‘te, Akif Beki‘nin Baştan Sona programında Günay Aslan ve Taha Özhan konuktu. AKP’li ve HDP’li iki konuk HDP’nin barajı aşıp aşamayacağını, bunun çözüm sürecini nasıl etkileyeceğini tartıştı.
Programın sonlarına doğru ilginç bir diyalog oluştu. Yaklaşık olarak konuklar şunları söyledi:
Günay Aslan: “Etnik sorun fiilen çözüldü ama hukuken çözülmedi. Kürtçe yayınlar hukuken korsandır, Kürtçe gazeteler, televizyonlar yasal değildir, aslında örneğin Kürdistan demek bile suçtur.”
Akif Beki: “Erdoğan’ın Kürtçe Kuran’ı elinde göstermesi de suç mu yani?”
Günay Aslan: “Evet, hukuken suçtur. Fiili çözümlere o nedenle yasallık kazandırılmalıdır.”
Taha Özhan: “Günay bey haklıdır ama işte AKP de bunun güvencesidir. AKP olmasa …”
OSLO VE HABUR’DAN GÜNÜMÜZE
Neyin güvencesi AKP yani? Yasadışılığın, yasaları uygulatmamanın!
Oslo tutanaklarını anımsatıyor, değil mi? Erdoğan‘ın temsilcisi olarak masada oturan şimdiki MİT Müsteşarı Hakan Fidan PKK liderlerine bölgede şikayet ettikleri kamu görevlileri olup olmadığını soruyordu.
Erdoğan‘ın temsilcisi PKK liderlerine yasaları uygulayan, yasalara göre hareket eden valileri, kaymakamları, il jandarma komutanlarını, emniyet müdürlerini görevden alacaklarını söylüyordu özetle…
AKP, Habur’da da yasadışılığın güvencesi olmuştu! Öcalan‘ın talimatıyla gelen PKK’lilere çadır mahkemede “pişmansınız, değil mi?” diye sorulmuş, “hayır pişman değiliz” yanıtına rağmen “yaz kızım, pişmanlık yasasının…” denmişti.
AÇILIM ORTAKLIĞI
Uzatmayalım, böyle onlarca “yasadışı” ortaklık yaptılar. Dolayısıyla AKP ile HDP aslında suç ortağıdırlar. Türkiye’yi dinamitleme, vatanı bölme suçunun ortağı…
Bu nedenle birbirlerine muhtaçtırlar. Açılım, ikisini birbirine bağlayan bir Atlantik projesidir ve Açılım’dan vazgeçme şansları yoktur. Varlıkları Açılım’a bağlıdır.
Erdoğan‘ın “Kürt sorunu yok” ya da “Dolmabahçe’deki AKP-HDP pozu yanlıştır” gibi çıkışıyla, Selahattin Demirtaş‘ın “seni başkan yaptırmayacağız” sözleri seçim içindir. Erdoğan milliyetçi oylara seslenmek adına, Demirtaş da toplumdaki Erdoğan karşıtlığından yararlanmak adına söylemektedir bu lafları…
Yani yalanda da ortaktırlar!
Birbirlerine sahte düşmanlık yapmakta ve o görüntüden nemalanmaktadırlar!
Açılım, özünde HDP için özerklik ve AKP için başkanlık sistemidir ve bu özelliği nedeniyle Erdoğan ile Öcalan’ı birbirine mıhlamıştır, yapışık hale getirmiştir!
YASADIŞILIĞA 7 HAZİRAN YANITI
Evet AKP, HDP için yasadışılığın güvencesidir ama aynı zamanda iktidarda kalabilmek, kendi yasadışılığı için de güvencedir!
Erdoğan bu sayede “parlamenter sistem bekleme odasında” diyebiliyor, bu sayede anayasayı rafa kaldırıyor, bu sayede tarafsızlık yeminini hiçe sayarak meydanlarda AKP’ye oy istiyor, bu sayede 18 yıl önce kendisini hapse götüren konuşmayı aynı mekanda tekrarlayabiliyor!
İşte 7 Haziran, bu yasadışılığa, bu suç ortaklığına, bu bölücü ittifaka, bu açık darbeye yanıt verebilmenin takvimidir!
7 Haziran’da seçmen, aynı zamanda birer Cumhuriyet savcısıdır!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
11 Mayıs 2015