TGB VE DOĞRU EYLEM
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/05/2014
Anımsayalım, AK-Medya, Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’in tekmelediği genci anında TGB’li ilan etmişti!
Neden?
ÖNLEYİCİ GÖZALTI, ÖNLENEMEYEN EYLEM
1) Kendi tabanına bu alçakça eylemi bir parça meşru gösterebilmek adına…
Akıllarınca taban şöyle düşünecekti: TGB’liyse zaten en AKP karşıtı örgütün üyesidir ve mutlaka hak etmiştir! (Kuşkusuz böyle olmadı ve AKP tabanı bu alçakça tekmeyi büyük oranda savunmadı.)
2) AKP için TGB hedef örgüttür; AKP kurmayları da, AK Medya da baktığı her yerde TGB’yi görmektedir!
Gerçekten de öyle olmuştur: Başbakan hangi ile gitse, TGB karşısına çıkmış ve onu protesto etmiştir! Hatta Avrupa başkentlerinde bile…
Sırf bu nedenle, Emniyet Genel Müdürlüğü “önleyici gözaltı” diye bir kavram icat etmiştir. Erdoğan’ın gideceği ilin TGB yöneticilerine 1 gün önce operasyon yapılır ve gözaltına alınırdı.
Tabi TGB bu: Yine yapar yapacağını ve “önleyici gözaltı”na rağmen, Erdoğan’ın göreceği bir meydandan onu protesto eden pankartını sallandırır!
AKP’NİN TGB KORKUSU
Bu arada belirtelim; Yusuf Yerkel’in tekmelediği genç TGB’li değildi ama TGB Başkanı Çağdaş Cengiz’in de belirttiği gibi “Türk gencine atılan o tekmenin hesabı sorulacaktı!
Peki, TGB’yi AKP açısından bu kadar korkulu hale getiren nedir? Neden AKP herhangi bir gençlik örgütünü değil de sürekli TGB’yi hedef alıyor? Neden sırf TGB’yi karalayabilmek için AK Medya’da özel programlar yapmak zorunda kalıyorlar?
Yanıtı TGB, kendi eylemiyle, 19 Mayıs 2014 yürüyüşüyle versin: TGB 63 ilden, 110 üniversiteden belirlediği 1919 şanslı gençle, Samsun’dan Ankara’ya yürüdü!
Aydınlık’ta zaten bu büyük yürüyüşün ayrıntılarını okudunuz, yürüyüşe katılan Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin’in gözünden bu eylemi izlediniz…
Biz o nedenle başka bir yönüne değineceğiz.
DOĞRU EYLEMİN ÜÇ İLKESİ
Sorumuz şudur: TGB Samsun’dan Ankara’ya nasıl yürüyebildi? Ankara’da kendisini karşılayanlarla birlikte nasıl önce Kızılay’a çıkabildi? O büyük kalabalık daha sonra Kızılay’dan nasıl Anıtkabir’e gidebildi?
Hadi gelin daha da somut soralım: Neden AKP’nin emrindeki polis bu yürüyüşe engel olamadı?
Yanıt açık:
1) TGB’nin eylemi haklı zemindeydi.
Eylemin nedeni haklıydı ve halk tarafından onaylanıyordu. O nedenle 1919 genç Ankara’ya vardığında büyük kitleyle kucaklaşabiliyordu.
Eylem içeriğiyle de, biçimiyle de haklıydı. Türk bayraklarını dalgalandıran ve kitleyle kucaklaşarak yürüyen bir gençlik yürüyüşünün önünde polis ne barikat kurabilirdi, ne de gazıyla suyuyla o yürüyüşü durdurabilirdi.
Nitekim Ankara polisi TGB’nin daha önceki haklı eylemlerinde barikata yönelmiş, gaz kullanmaya yeltenmiş ama haklı ve kitlesel eylemi kıramamıştı!
2) TGB’nin eylemi başarılıydı, yararlıydı.
TGB bu eylemle kuvvet topluyordu, geniş kesimlerle birleşiyordu. Samsun-Ankara arasındaki her durakta halkla kucaklaşıyordu.
3) TGB’nin eyleminin bir sınırı vardı.
TGB eylem yapmak için eylem yapmıyor, belirlediği bir hedefi gerçekleştirmek için eylem yapıyordu. O hedef gerçekleştiğinde de kitlesini koruyor ve eylemi sınırlandırıyordu.
Zaten halk hareketleri sinüzoidal dalga gibidir; dalgalar halinde ilerler, yükselir, iner, yükselir, iner… Mesele inerken gücü korumak ve yükselirken büyütmektir.
TAKSİM’E NASIL ÇIKILIR?
Doğru eylem dediğimiz bu yöntemi en iyi şekilde uygulayan TGB, bu nedenle her eylemde güç topluyor, her eylemde halkın sevgilisi oluyor. Ve TGB’nin eylemleri, örneğin 19 Mayıs eylemleri, halkın eylemi haline geliyor.
Bakın artık herkesin genel bir kabulüdür: 2013 Haziran Halk Hareketi’nin dayandığı ilk eylem, 19 Mayıs 2012’de TGB’nin 240 bin genci Taksim’e çıkarabilmesiydi. Ve göreceksiniz; “Çankaya” mesajlı ve baretli bu yürüyüş de başka yeni gelişmelerin öncüsü olacak!
Ve buradan çıkarılacak en önemli ders şudur: Haklı zemini olmayan, yararı bulunmayan ve sınırı koyulmayan hiçbir eylem başarılı olamaz. Eylem yapmak için eylem yapılmaz.
Taksim’e çıkabilmenin yolu da bu ilkeleri uygulamaktan ve Türk Bayraklarını dalgalandırmaktan geçer!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
23 Mayıs 2014
ORTAÇAĞ KAFASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 23/05/2014
Madenleri özelleştirenler kendileri, Soma madenini Alp Gürkan’a veren kendileri, madeni denetleyen ve “sorun yok” raporu veren kendileri, “madencilikte altın yıllar” diye billboardlarda reklam yapan kendileri, Alp Gürkan’ın şirketini öve öve bitiremeyenler kendileri, CEO Can Gürkan ve Genel Müdür Ramazan Doğru’yla yemek masasında poz veren kendileri, Ramazan Doğru’nun eşini partilerine belediye meclisi üyesi yapanlar kendileri, Alp Gürkan’ın kömürlerini alarak seçim dönemlerinde oy avcılığı için bedava dağıtanlar kendileri, ILO’nun maden güvenliğiyle ilgili sözleşmesini 12 yıldır imzalamayan kendileri, “yaşam odası” yapmasını Gürkan’a mecbur etmeyenler kendileri, Gürkan’ın bağışlarıyla miting yapanlar kendileri, Gürkan’ın parasıyla Soma’da seçim kazananlar kendileri, Gürkan’dan memnun kaldıkları için yandaki kömür sahalarını da ona verenler kendileri, Gürkan’ın maliyeti 140 dolardan 24 dolara düşürmek için köleci düzeni getirmesine sessiz kalanlar kendileri…
Ama 301 cinayetin sorumlusu kendileri değil!
Bizler de “nebbaşız, mezar soyguncusuyuz”, öyle mi?
VİCDANSIZLAR!
Soma’da “başbakana yuh çekersen, tokadı yersin” diyenler kendileri, vatandaşı tokatlayanlar kendileri, tokatlanan vatandaşa açıklamasını geri aldırtanlar kendileri, 20 yaşındaki kadının kafasını koltuğunun altına alarak vuranlar kendileri, iki polisin yere yatırdığı genci tekmeleyenler kendileri, madenci yakınlarının protesto eylemine gazla, copla, TOMA’yla saldıranlar kendileri…
Vatandaşa “gavat” diyenler kendileri, çiftçiye “ananı al git” diyenler kendileri, üniversiteliye ahlaksız diyenler, terörist diyenler kendileri, işçiye “ayaklar baş olmaz” diyenler kendileri…
Ama bizler “beton dökülmüş vicdanlarız”, öyle mi?
ÖLENLER BİZİM ÇOCUKLARIMIZ!
15 yaşındaki Berkin’i ekmek almaya giderken öldürenler kendileri, 19 yaşındaki Cemal Yıldız’ın 15 yaşında olmadığı için madende ölebileceğini söyleyenler kendileri, Soma’daki cinayeti protesto sırasında 13 yaşındaki çocuğu gözaltına almaya çalışanlar kendileri, 15 yaşındaki çocuk gelinlere göz yumanlar kendileri…
Ve her şeyden önemlisi “ölüm madencinin fıtratında var” diyenler kendileri…
Ama bizler “ölü seviciyiz”, öyle mi?
ERDOĞAN’IN İSRAİL AŞKI
Vatandaşa “ne kaçıyorsun ulan İsrail dölü” diyenler kendileri ama milli gün resepsiyonunu iptal etti diye TBMM’de İsrail’e teşekkür edenler de kendileri, İsrail’e Suriye’yi vursun diye hava sahasını açanlar da kendileri, İsrail gazını Batı’ya pazarlamak için görüşenler de kendileri, Mavi Marmara anlaşması yapanlar da kendileri, gemileriyle Rusya’dan mal alıp İsrail’e taşıyanlar da kendileri, İsrail’in verdiği cesaret madalyasını boynunda taşıyanlar da kendileri…
Ama bizler “pusudaki esfeli safilinleriz”, öyle mi?
YENİ YÜZYIL İÇİN DEVRİM
Bakın sorun ortadadır: Yeni yüzyılı ortaçağ kafasıyla yönetmeye çalışanların başımıza açtığı işlerdir bunlar!
Rayı değiştirmeden vagonların önüne hızlı lokomotif koyarak cinayet işleyenler bu kafadır.
Suyun altındaki kısma bakım yapmadığı için ilk fırtınada iskele batıranlar bu kafadır!
Mezarcıyı senfoni orkestrasına müdür yapanlar bu kafadır, heykele ucube diyenler bu kafadır, tarihi esere çanak-çömlek diyenler bu kafadır, Atatürk’e ayyaş diyenler bu kafadır!
Uzatmayalım: Geride kalan 12 yılda bu kafanın ölümcül izleri vardır!
Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyeti yıkıp, kimsesizler ordusu yaratmışladır!
O nedenle yeni yüzyıla ancak bir devrimle ve ortaçağı tasfiye ederek girebiliriz!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
22 Mayıs 2014
SOMA’NIN SORUMLUSU ERDOĞAN MI, ÖZDİL Mİ?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 22/05/2014
Yok Yılmaz Özdil Halk TV’de Soma’da ölenler için “müstahak” demiş, yok Yazgülü Aldoğan sosyal medyada “şehit değil, Niyazi” demiş…
Yılmaz Özdil’in yazılarını severek okuyan biri olarak belirteyim: O konuşmayı bulup dinlemeye gerek bile duymadan Özdil’i savunurum! (Buradan eleştirdiğim kimi yazısı da olmuştur, o ayrı konudur.)
Zira yazılarından yerini ve duruşunu bildiğim Özdil’in “müstahak” lafının Erdoğan’ın anlattığı gibi olmadığına eminim. Özdil orada felsefe yapıyordur.
Aldoğan’ın “Niyazi” benzetmesi de yine felsefidir ve anlatmak istediği açıktır. Aldoğan’ın derdi ölen yurttaşlarımıza şehit denilerek, cinayetin üstünün örtülmesidir, sorumluların sorumluluklarından kaçmasıdır.
ERDOĞAN’DAN SOMA’DAN YIRTMA PEŞİNDE
Hem Özdil’in hem de Aldoğan’ın üslubunu beğenmeyebilirsiniz ama bu benzetmelerinden Erdoğan’ın anladığını anlamak, normal yurttaşlar için insafsızlıktır!
Erdoğan için ise normaldir.
Zira Erdoğan, bunu bile istismar edip fırsata dönüştürme peşindedir.
Neyin fırsatı?
Erdoğan Soma’daki sorumluluğundan yırtmak için “müstahak” ve “Niyazi” kelimelerine bile mecburdur!
O kadar sıkışmıştır: Zira benim 11 maddede, Füsun İkikardeş’in Aydınlık’ta 6 maddede özetlediği suçlar ortadadır. Hepsi bir kenara, Erdoğan’ın maden kazasını önlemeyi hedef alan ILO Sözleşmesini imzalamaması bile 1 numaralı sorumlu olduğunun kanıtıdır!
‘YUH’ SİYASETİ DENETLEME ARACIDIR
Kendisi vatandaşı tokatlayan, müşaviri vatandaşı tekmeleyen bir zihniyetin “müstahak” ya da “Niyazi” kelimelerinden hareketle insanlık edebiyatına soyunmaları, aslında mizahın konusudur.
Kameraların önünde vatandaşa “Başbakana yuh dersen, tokadı yersin” demesi de daha önce belirttiğimiz gibi tıp biliminin konusudur.
Bakın abartmadan söylüyorum, normal bir demokraside bu lafı edenin sadece istifa etmesi yetmez, toplumsal nedenlerle kendisi terapiye mecbur edilir!
Zira normal demokrasilerde başbakana yuh çekmek, vatandaşın en temel hakkıdır! Çünkü “yuh”, siyaseti denetleme aracıdır!
Sevindirici olan ise şudur: Dün Erdoğan’ın “değiştiğine” inananlar, artık onun demokrasiyi, istediği durakta inebileceği bir tramvaya benzetmesinin pratikte ne anlama geldiğini görmüşlerdir.
YAZAR KOVDURMAK SUÇTUR
Bu arada Erdoğan kamuoyu önünde Aydın Doğan’dan, hem Yılmaz Özdil’i hem de Yazgülü Aldoğan’ı işten atmasını istedi!.
Bir başbakanın bir gazete patronundan yazar kovmasını istemesi de normal bir ülkede savcılığın konusudur! Çünkü suçtur!
Zira o ülkede vatandaşlar bilir ki, bir gazete patronundan yazar kovmasını isteyebilen biri, mutlaka halkın bilmesini istemediği haberleri de sansürletiyordur! Suç işliyordur!
Nitekim “Alo Fatih” kasetlerinde bu gerçeği de öğrenmiştik.
Aydın Doğan, Yılmaz Özdil’i ve Yazgülü Aldoğan’ı işten çıkartır mı, bilemiyorum…
Vergi müfettişleri sopası karşısından zayıf olanlar, böylesi tehditlere boyun eğebiliyorlar maalesef…
GAZETECİLİĞİN SORUNU
Aslında normal demokrasilerde Aydın Doğan’ın Erdoğan’ın baskısına direnip direnemeyeceği de kendi sorunu değil, demokrasinin yani halkın sorunudur!
Ancak Aydın Doğan da o tür bir demokrasinin gazete patronu değildir, o da ayrı konudur!
Ama biz gazetecilerin sorunu, tam da böyle zamanlarda Erdoğan’ın hedef gösterdiği gazetecilere sahip çıkmaktır.
Ancak sadece Yılmaz Özdil gibi popüler olanlara değil, Sabah’ın işten attığı muhabire de, Anadolu Ajansı’nın kovduğu muhabire de sahip çıkmalıyız!
Bu arada bitirirken belirtelim: Erdoğan’ın icraatlarından bahsederken mizahın konusu dedik, tıp biliminin konusu dedik, savcılığın konusu dedik…
Erdoğan’ın icraatlarından bahsederken, gittikçe “siyasetin konusu” diyememeye başladık…
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
21 Mayıs 2014
ERDOĞAN’IN SOMA’YI ÖRTME PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 21/05/2014
AK-Medya Erdoğan’ın madenler için 7 maddelik bir eylem planı açıklamaya hazırlandığını yazdı. (Yeni Şafak, 19 Mayıs 2014)
Buna göre:
1) Tüm madenlerde olağanüstü hal ilan edilecek.
2) İş mevzuatı yenilenecek.
3) ILO sözleşmesi imzalanacak.
4) Madenler ILO’ya uyana kadar çalışmaları askıya alınacak.
5) Teftişler teftiş edilecek.
6) Şeffaf soruşturma yapılacak.
7) Soma’da ölenler “sivil şehit” sayılacak ve yüksek tazminat ödenecek.
MADENLER KARARNAME İLE ERDOĞAN’A BAĞLI
Bakın bunlar “madenler için 7 maddelik eylem planı” değil, aslında suç itirafıdır!
Şundan:
1) Madenlerde zaten olağanüstü hal uygulaması vardır. Çünkü tüm madenler bir kararname ile zaten Erdoğan’a bağlanmıştı; ruhsatları Erdoğan veriyordu…
Kısacası madenler doğrudan Erdoğan’ın sorumluluğunda ve onun belirlediği kişi ve yöntemlerle çalışıyordu!
2) İş mevzuatı da, pek çok diğer mevzuat da pratikte Çalışma Bakanlığı’nın, Enerji Bakanlığı’nın ya da Çevre Bakanlığı’nın değil Erdoğan’ın sorumluluğundaydı.
Zira Erdoğan Taksim’deki Gezi Parkı’na ne yapılacağından, hangi madenin kime verileceğine, firkateyni hangi tersanenin yapacağına kadar hemen her şeyin tek belirleyeniydi!
Yani sonuçta mevcut iş mevzuatının sorunlu halinin sorumlusu 12 yıldır başbakan olan Erdoğan’dır.
ILO SÖZLEŞMESİNİ ERDOĞAN İMZALAMADI!
3) Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni 12 yıldır imzalamayan zaten Erdoğan’ın kendisidir!
Hem hükümetlere hem de maden işletmelerine büyük sorumluluklar getirilen bu sözleşme, kârları olumsuz etkileyeceği için görmemezlikten gelinmiştir.
O sözleşme imzalansaydı en azından “yaşam odası” olacak ve 302 yurttaşımız ölmeyecekti!
4) ILO sözleşmesine uymayan madenlerde faaliyetin asıya alınması zaten eşyanın tabiatı gereğidir.
5) Teftişlerin de teftiş edilmesi zaten hükümetlerin sorumluluğundadır. Ancak 12 yıllık AKP iktidarında ne adam gibi teftiş yapılabilmektedir, ne de teftişler teftiş edilebilmektedir!
Teftiş konusu 12 yıldır, AKP’nin Cumhuriyet kurumlarını ele geçirip dönüştürmesine uygun şekilde ele alınmıştır!
Örneğin aslında en büyük teftiş Sayıştay raporlarıdır ve o raporlar TBMM’de okunmamıştır!
1 NOLU SORUMLU: ERDOĞAN
6) Şeffaf soruşturma yapılabilmesi halkın sorumluların yakasına yapışabilmesine bağlıdır.
Erdoğan’ın asıl sorumlu görülmediği bir dava, zaten dava değildir!
7) Kuşkusuz 302 yurttaşımız şehittir; çünkü kendilerini düşman gibi gören bir rejim tarafından öldürülmüştür! O rejim mafyokrasidir, vahşi kapitalizmdir; vatan topraklarının ve cumhuriyet kurumlarının özelleştirme yoluyla uluslararası sermayeye peşkeş çekilmesidir!
Ama şu gerçeği de bilelim: Soma’da ölenlerin “sivil şehit” sayılması, sorumluluğu olanların sorumluluktan kaçış hamlesidir. Kâr rejiminin kuralsızlığında çalıştırılan işçilerin toplu cinayetini perdeleme maskesidir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Mayıs 2014
İSRAİL’İN GÜLÜ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 20/05/2014
Başbakan Erdoğan vatandaşa ”niye kaçıyorsun lan İsrail’in dölü” dememiş!
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tanju Bilgiç öyle diyor…
Bu yalanlamayı Bülent Arınç yapmış olsaydı, Erdoğan onu kesin yalanlardı ama yalanlama Dışişleri Bakanlığı’ndan geldiğine göre ortada bir devlet yalanlaması vardı! Not ediyoruz…
BAŞBAKANIN VATANDAŞ SEVGİSİ
Peki, Erdoğan vatandaşa “İsrail’in dölü” demedi de, ne dedi?
Görüntüyü defalarca izledim…
Kafayı Hüseyin Çelik gibi çalıştırmaya zorladım kendimi…
Bulabildiğim en iyi yanıt “İsrail’in gülü” oldu!
Olay şöyle olmuştu:
Erdoğan, kendisine sevgi gösteren Soma halkına şeker dağıtmak istedi. Az önce yerde yatan bir Somalı’ya ayağı takılan müşaviri Yusuf Yerkel köşede bir market gördü.
Korumalarla birlikte, hep birlikte markete gidip şeker almaya karar verdiler.
Bu sırada bir vatandaş siyah gözlüklü CIA ajanı kılıklı korumalardan korkmuş olacak ki, kaçmaya başladı…
Erdoğan arkasından seslendi: “Niye kaçıyorsun İsrail’in gülü?”
Olay aslında buydu!
GAVAT DEĞİL KAVAS
Zaten başbakanın en sevdiği valilerden Hüseyin Avni Coş da vatandaşa gavat değil, kavas demişti!
Aslında halkın sevgi seliyle coşan Adana Valisi, vatandaşa iş teklif ediyordu. Vali Coş, vatandaşının Fransız elçiliğinde kavaslık yapmasını, yani bir çeşit elçilik görevlisi gibi çalışmasını istiyordu.
Oysa ben dâhil pek çok kışkırtıcı gazeteci Coş’un bu iyi niyetini suiistimal etmiş, onun vatandaşa hakaret ettiğini yazmıştık.
Coş da hemşerilik kontenjanından bize hakaret davası açmıştı!
BAŞBAKAN VURMADI, KORUDU
Bu arada bir diğer gerçeği de Erdoğan’ın tokatladığı söylenen vatandaş ortaya çıkarıyordu.
Vatandaş Erdoğan’ın kendisine tokat atmadığını, tersine kendini korumaya çalıştığını açıklıyordu! (Yeni Şafak, 18 Mayıs 2014)
Vatandaş daha önceki tokat atıldığına dair açıklamasını yanlışlıkla yapmıştı! O nedenle Erdoğan’dan özür diliyordu!
Yukarıda da belirttik; Yusuf Yerkel’in ayağı da zaten yerdeki bir vatandaşa takılmıştı, ortada bir tekme yoktu! Nitekim o nedenle doktorlar 7 gün iş göremez raporu vermişlerdi Yerkel’e…
Kimi kışkırtıcıların rapora rağmen Yerkel’in ertesi gün Erdoğan’ın hemen arkasında görüldüğünü söylemesi ise en hafifinden terbiyesizlikti.
Çünkü Yerkel, rapora rağmen başbakanının arkasından ayrılmayacak derecede görev aşkına sahipti!
DAVOS DRAMAYDI
Artık geriye tek bir şey kaldı:
Başbakan Erdoğan “İsrail’in dölü” yerine “İsrail’in gülü” dediğine ve vatandaş “Başbakan bana tokat atmadı, korudu” açıklaması yaptığına göre kameralara yansıya şu sözün anlamı çözülmeliydi: “Sen başbakana yuh çekersen, tokadı yersin.”
Bu kez Bülent Arınç ya da Hüseyin Çelik kafasıyla değil, Yiğit Bulut kıvamıyla açıklıyorum:
Erdoğan’ın kastı İsrail başbakanıydı…
Vatandaşa “İsrail’in gülü” diyen Erdoğan, İsrail başbakanını yuhalatmazdı, yuhalayanı da tokatlardı!
Zaten Davos’ta “one minute” olayı, ilk günden itibaren belirttiğimiz gibi bir dramaydı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Mayıs 2014
KONTRGERİLLA SOMA’DA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 19/05/2014
Kontrgerila’nın esnek mukabele stratejisine göre her türlü halk hareketi dolaylı tehdittir. Kontrgerilla dolaylı tehditlere karşı her türlü saldırıyı ama en çok da terörü kullanır. Kontrgerilla’nın halka yönelik bu terörü sırasında kimi eylemler, halk hareketinin içindeki örgütlerin üstüne atılır.
Peki, Kontrgerilla örgütünün üyeleri kimlerden oluşur? Kontrgerilla üyeleri asker, polis ya da diğer güvenlik birimlerinden mi oluşur?
Kuşkusuz bunlar da vardır ama Kontrgerilla içinde siyasiler, değişik meslekten insanlar, işadamları, gazeteciler, hatta sanatçılar bile vardır…
Örneğin dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, 1978 yılında Sarıkamış ziyareti sırasında Özel Harp Dairesi Başkanı Sabri Yirmibeşoğlu’na sorar: “Farz-ı muhal, buradaki X Partisi’nin il başkanı, aynı zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?”
Yirmibeşoğlu’nun şu yanıtı Kontrgerilla’nın nasıl örgütlendiğini ve kimlerden oluştuğunu ortaya koyar: “Evet, öyledir ama kendisi çok güvenilir, vatansever bir arkadaşımızdır.”
Peki, bu yoğun gündem içinde neden Kontrgerilla konusuna girdik? Madde madde açıklayalım:
ELİ SOPALI AK-TİMLER
1) Erdoğan’ın protesto edilmesinden bu yana Soma’da eli sopalı timler dolaşıyor. Bu sopalı timlerden biri, Aydınlık Gazetesi muhabiri Gamze Çınlar’ı tehdit etti. Grup önce dışarıda sonra da bir pastanede Çınlar’ın etrafını çevirerek, “ölü sayısını kurcalama” uyarısında bulundu.
2) Bu eli sopalı timler, iki gündür Soma halkının içine karışarak “Geziciler Soma’ya gelip kargaşa çıkaracak”, “ODTÜ’lüler ve Çarşı grubu gelip Soma’yı yakıp yıkacak” diye propaganda yapmaktadır.
3) Bu eli sopalı timler, önceki akşam Öğretmen Evi’ni kuşatarak burada kalan avukatları korkutmaya çalıştı.
4) Bu eli sopalı timler, önceki gün Somalı’ların yaptığı ve polisin sert müdahale ettiği yürüyüşte de ortaya çıktı. Timler, polisle birlikte halka saldırdı!
Fotoğrafları sosyal medyada fazlasıyla yayınlanan bu kişiler, Cumhuriyet Savcılarının önüne er geç çıkarılacaktır!
KONTRGERİLLA TİMLERİNİN GÖREVİ
Kuşkusuz Kontrgerilla sopa kullanmadığı işler de yapıyor.
Örneğin birini CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’dan öğreniyoruz: “Yanıma biri yaklaştı… Ben Başbakan’ın adam dövdüğü markette çalışıyorum… Polis marketin kamera kayıtlarını zorla sildi… Dedi… Gitti.”
Evet, Kontgerilla gerekirse kayıt siler, gerekirse sahte görüntü montajlar!
Kontrgerilla bu türden işleri, Soma’daki şu 3 temel görevi için yapar:
1) Somalı’nın Erdoğan hükümetine karşı tepkisini bastırmak.
2) Somalı’nın birbirine kenetlenmesini, ayağa kalkmasını ve hesap sormasını engellemek.
3) Soma faciasının hesabını sormak isteyen ilerici kesimlerle Somalı arasına nifak sokmak.
HALKIN DİRENME HAKKI
Peki, Kontrgerilla bunda başarılı olur mu?
Bu sorunun yanıtı, her halk hareketi için söylenebilecek şu gerçeğe bağlıdır: Halk hareketlerinin başarısı bir programı ve hedefi olmasına, ona örgütlü bir kuvvetin önderlik etmesine bağlıdır.
Haziran Halk Hareketi önemli bir deneyim olmuştur ve derslerle doludur. Artık örgütlü kuvvetler o derslere dayanarak hareket edecektir.
Erdoğan’ın iki vatandaşı tokatladığı ve bir vatandaşa da “Başbakana yuh çekersen, tokadı yersin” dediği bir rejim, artık “tekmeli-yumruklu demokrasi”dir; daha doğrusu faşizmdir, diktatörlüktür.
Bu nedenle diktatörlüğe karşı halkın anayasal direnme hakkını kullanması en temel haktır ve bir halk hareketi Türkiye’mizin en önemli sigortasıdır!
Görev büyüktür!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Mayıs 2014
ERDOĞAN’IN 11 SUÇU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/05/2014
Hükümet kanadından üç gün sonra yapılan “maden işletmesi özel sektörün” açıklaması, “sorumlu onlar, biz değiliz” demektir ve Erdoğan’ı kurtarma operasyonunun yeni bir işaretidir.
Dün belirttik: Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan kurban verilecek.
AK Medya’da Gürkan’ı hedef alan yayınlar, AK Trollerin sosyal medyada “Geziciler, Koç’un adamı olduğu için Gürkan’ı koruyor” türünden yalanlar, Gürkan’ın mason olduğu iddialarının servis edilmesi, Erdoğan’ı kurtarma operasyonu nedeniyledir.
PATRONU SAĞLIĞI, İŞÇİNİN CENAZESİ
Nitekim Soma Holding’in patronu Alp Gürkan, AKP’nin de halkla ilişkiler işini yapan firmanın sahibi Sema Demiral’ın gözetiminde basının önüne çıkartıldı ve harcandı!
Zira hem Gürkan, hem de şirketin Genel Müdürü Ramazan Doğru, ayrıntılarını Aydınlık’ta okuyacağınız gibi suç itiraflarında bulundu: Bir kere en başta “yaşam odası” yoktu! Örneğin olayın nedenini bilmiyorlardı ama ihmalleri olmadığını biliyorlardı!
Hatta Gürkan, insanları çileden çıkartırcasına şu lafları da etti: “Sağlığımı bir tarafa bırakarak madendeki işçilerin çıkarılmasını koordine etmeye çalıştım.”
300 işçi ölmüş; patronları hâlâ “sağlığım” diyordu!
Gerçi Çalışma Bakanı da doktorundan izin alıp Soma’ya gelemiyordu!
ERDOĞAN 1 NUMARALI SORUMLUDUR
Bakın tekrar tekrar vurgulayalım: Bu katliamın bir numaralı sorumlusu Alp Gürkan değil, Recep Tayyip Erdoğan’dır! İkisi de hesap verecektir!
Çünkü:
1) İşletme özel sektörün olabilir ama maden devletindir!
2) Hükümet, madeni adam gibi denetlemek zorundadır. Mart ayında yapılan denetimin hikâye olduğu ortadadır.
3) Türkiye’de madenlere ruhsat verme yetkisi, Erdoğan’dadır!
4) Türkiye 17 yıldır Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni imzalamadı. Bu 17 yılın 12’sinde AKP iktidardı.
O sözleşme imzalansaydı, madende “yaşam odası” zorunlu olacaktı! O sözleşme imzalansaydı, hükümet hikâyeden değil, adam gibi denetleme yapmak zorunda kalacaktı!
5) Alp Gürkan herhangi biri değildir. 201 işçinin öldüğünün ortaya çıktığı saatlerde bile Taner Yıldız tarafından Erdoğan’ı karşılama protokolüne alınıyor ve Erdoğan’la tokalaşabiliyordu!
6) Alp Gürkan’ın Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru, AKP’nin Belediye Meclisi üyesiydi.
7) AKP Soma’da yüzde 43,3 oyu, Alp Gürkan’ın bağışlarıyla alıyordu.
8) AKP yurdun dört bir tarafında oy için dağıttığı bedava kömürleri, Alp Gürkan’dan alıyordu.
9) Enerji Bakanı Taner Yıldız, daha 9 ay önce “örnek maden” diye Alp Gürkan’ın madeninin reklamını yapıyordu!
10) Alp Gürkan’ın yönetim kuruluna Bakan tanıdıkları yerleştiriliyordu!
11) Alp Gürkan ve şirket yetkilileri, katliamdan üç gün sonra bile hâlâ bir savcının önüne çıkartılmadı!
TOKATIN HESABI SORULUR
Tüm bu nedenlerden dolayı Soma’daki katliamın asıl sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır ve büyük sorumlular, küçük sorumluları feda ederek kurtulamayacaktır!
Zaten Erdoğan da bu gerçeği bildiği için kontrolünü kaybetmiş, vatandaş tokatlayacak kadar kendinden geçmiştir!
Fakat hem müşavirinin çiftesinin hem de Erdoğan’ın tokadının hesabı mutlaka sorulacaktır!
Biline!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Mayıs 2014
EŞ-DOST KAPİTALİZMİNİN İFLASI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/05/2014
Erdoğan Soma’da ölenlerin yakınları tarafından protesto edilmeden ve markete sığınmadan az önce şöyle diyordu: “Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Madenciliğin yapısında, fıtratında bunlar (ölümler) var.”
Bilimsellikten uzak bu sözleri “Soma’yı siyasete alet etmeyin” diyerek siyasetin daniskasını yapan “AK-Kömür lobisine” havale ediyoruz ve şu saptamaya dikkat çekiyoruz:
Yapılan pek çok araştırmaya göre “iş kazalarının” yüzde 98’i önlenebilir türdendir. Dolayısıyla “iş kazası” yoktur, gerçekte alınmayan güvenlik önlemleri vardır.
Soma’daki maden faciası için de aynı şeyi söyleyebilir miyiz?
ÖZEL SEKTÖRÜN İŞLETEMEME SORUNU
Üç açıklama anımsatayım ve bu soruya siz karar verin:
1) Maden işletmesi, olaydan 18 saat sonra yaptığı açıklamada yangının trafodan kaynaklandığını açıkladı.
2) Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan ise 24 saat sonra yaptığı açıklamada, olayla ilgili olarak “ben de sizin kadar biliyorum” dedi.
3) İşletme 36 saat sonra, bu kez “yangının nedeninin henüz belirlenemediğini” açıkladı.
Tablo budur ve bu tablonun bir numaralı sorumlusu, madenlere ruhsat vermeye yetkili isim olan Recep Tayyip Erdoğan’dır!
SUÇ KORKUSU YUMRUĞU
Bilimin işaret ettiği gibi, “iş kazalarının” yüzde 98’i aslında iş cinayetidir!
Bu iş cinayetlerinin nedeni de, dün belirttiğimiz gibi toplamda özelleştirmedir, sendikasızlaştırmadır, taşeronlaştırmadır…
Somutlarsak Tayyip Erdoğan’dır, Alp Gürkan’dır…
Yani eş-dost kapitalizmidir!
Ve tablo böyle olduğu için, AK Medya “Soma istismar edilmesin”, “Soma siyasete alet edilmesin” diye çabalamaktadır.
Çünkü gerçekte Soma zaten istismar edilmiştir ve eşe-dosta ve özel kâra peşkeş çekilerek cinayete kurban verilmiştir!
Ve tablo böyle olduğu için, Erdoğan’ın müşaviri Yusuf Erkel iki polisin yere yatırdığı vatandaşı çiftelemektedir!
Ve tablo böyle olduğu için Erdoğan, Soma’da vatandaşa yumruk atmaktadır!
Ancak büyük suç korkusu o tekmeyi, o yumruğu attırır!
AKP’NİN İMZALAMADIĞI SÖZLEŞME
Erdoğan’ın ve AKP Hükümeti’nin sorumluluğu her bakımdan en üst seviyededir.
Çünkü bu hükümet, bir kere Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni hâlâ imzalamadığı için suçludur!
Neden? Çünkü bu sözleşme maden sahiplerine ve hükümetlere önemli sorumluluklar getiriyor.
O yükümlülükler de yüzde 98’i aşağılara çekiyor!
Eş-dost kapitalizmi ve AK-Sermaye gerçeği nedeniyle bu tür sözleşmeleri hep ağırdan alan Erdoğan hükümeti, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün “İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi”ni bile ancak bu yılın başında imzalayabilmiştir!
GÜRKAN KURBAN VERİLECEK
Fakat önemle belirtelim:
Eş-dost kapitalizminde konu gelip Erdoğan’a dayanırsa, o zaman içlerinden birini feda etmekten hiç çekinmezler. Zira eş-dost kapitalizmi aynı zamanda mafyokrasi’dir!
İşte dün itibariyle bunun işaretleri başladı.
Yeni Şafak’ın internet sitesinde Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan için “yalancı” denildi, mason olduğu söylendi, Soma Holding’i hedef alan haberler yapıldı, “muhalefet neden Gürkan’ı değil de Erdoğan’ı hedef alıyor” konulu yorum analizler yazıldı…
Oysa daha bir gün önce o Alp Gürkan, Soma’ya gelen Erdoğan’ı bizzat karşılıyordu; Erdoğan, Gürkan’la tokalaşıyordu. Gürkan’ın parası Soma’da AKP’ye seçim kazandırıyordu; Gürkan’ın Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru AKP’nin Belediye Meclis üyesi oluyordu…
Ancak Soma’da protesto edilmesi ve markete kaçmak zorunda kalması, hem Gürkan’ı Erdoğan için “yük” haline getirdi hem de Erdoğan’ın ruh hali iyice bozuldu!
Kurmaylarının “Gürkan’ı verip, Başbakan’ı kurtaralım operasyonu” da Erdoğan’ı kurtaramayacaktır!
Çünkü Erdoğan’ın 12 yıldır uyguladığı “eş-dost kapitalizmi” iflas etmiştir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
16 Mayıs 2014
AK Parti, KARA madenci
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 16/05/2014
Özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma: 238 kurban.
Bakın bu gerçeği sadece biz kurbanlar değil, bizi kurban edenler de söylüyor. Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan, iki yıl önce Hürriyet gazetesine verdiği röportajda “maliyetleri düşürdük, kâr yaptık” diyor!
Nasıl düşer maliyetler? İşçi sayısını düşürerek, az işçiyi çok çalıştırarak…
Hadi daha da somut söyleyelim: TV’lerin dün sabah anons ettiği “Başbakan Erdoğan’ın Soma ziyareti için yoğun güvenlik önlemleri alındı” cümlesindeki güvenliği, çalışan işçiler için almayarak!
İşin güvenliğini, işçinin sağlığını Allah’a havale ederek!
AK-İŞADAMLARI MİLLETİN A’SINA KOYUYOR!
Nitekim bu tür kazalarda AKP Hükümeti’nin hep söylediği gibi, Soma felaketi de “Allah’ın takdiridir”, zaten bu ölümler “madenciliğin kaderinde vardır!”
O nedenle hükümet ilk dakikalardan itibaren en iyi bildiği işi yaptı; Soma’ya 80 imam seferber etti!
Belirledikleri havuz işadamları “milletin a’sına koymayı” çok iyi biliyordu, kendileri de gömmeyi!
Hızlı trenle, sel felaketiyle, kaçakçı diyerek…
Ve en çok da madenlerde…
201 ÖLÜM AKP’DE ENDİŞE YARATMIYOR!
Bakın bunları biz kızgınlıkla söylemiyoruz, bize zorla söyletiyorlar.
Örneğin AKP’nin anayasa uzmanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, Soma’daki madenden bahsederken “köstebek yuvası” diyor! Adamın bilinçaltında maden işçisi zaten köstebekten ibaret!
Örneğin hükümetin Soma’da görevlendirdiği Enerji Bakanı Taner Yıldız, 201 kişinin öldüğünü açıkladığı konuşmasında “sayı endişe etiğimiz bir noktaya gidiyor” diyor!
Demek ki 201, henüz endişe edilecek bir sayı değil hükümet için! Zira borsa çalışıyor, hisse senetleri alınıp satılıyor…
İnsan haliyle merak ediyor: Bu hükümetin endişe eşiği ne acaba?
YASIMIZI İSYAN EDEREK TUTALIM
İnsanı taneyle sayan, 201 ölümü henüz endişe olarak görmeyen “AK” hükümet, ancak üzerinden 19 saat geçtikten sonra “ulusal yas” ilan edebildi!
Yani 3 günlük yasın bile 1 gününü baştan çalmışlardı!
Bakın mesele basittir ve ortadadır: Ekmeğinin peşinde ölenler ile paraları sıfırlayamayanların mücadelesidir bu…
O nedenle 19 saat bekleyen bu hükümete inat, yasımızı isyan ederek tutalım: İşlerimizi durdurarak, okullarımızı boykot ederek, alanlara çıkarak…
Emeklerimizi sömürenlere, “oy için bedava kömür” sistemi kuranlara karşı ayağa kalkalım!
Soma’da bu acılar yaşanırken “bunlar olağan şeyler, işin doğasında var” diyebilen Erdoğan’ın yüzüne karşı haykıralım!
Ve biber gazıyla ya da karbon monoksitle ölmemek için, hayatı emekçilerle birlikte yeniden yaratalım.
15 yaşındaki Berkin Elvan ekmek almaya giderken ölmesin diye, 15 yaşındaki Kemal Yıldız ekmek parası kazanabilmek için madende can vermesin diye hayatlarımızı kalkan yapalım…
Buna gücümüz de var, insanlığımız da…
Zira işçimiz, AKP’nin Burhan Hoca’sının köstebek demesine inat, Soma’dan yaralı çıkarılıp ambulansa bindirilirken söylediği şu cümle kadar temiz ve büyüktür: “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin.”
AK Partiymiş, KARA madenciymiş…
Vicdansızlar!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Mayıs 2014
ABD’NİN KIBRIS’TAKİ ASIL HEDEFİ RUSYA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 15/05/2014
Avrupa İnsan hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’yi 1974 Barış Harekâtı nedeniyle Rum yönetimine 90 milyon avro tazminat ödemeye mahkûm etmesi, Aydınlık’ın dün manşetten ilan ettiği gibi çifte kıskacın birincisiydi.
İkincisi ise ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın Kıbrıs’a geliyor olmasıydı. Washington’dan gelen bilgilere göre Biden, “taraflara bölgenin güvenliği ve barışı için çalışmalarını yoğunlaştırması gerektiğini hatırlatmak için” Kıbrıs’a gelecek. Yani baskı için!
Bu çifte kıskacı anlayabilmek için çok boyutlu bir inceleme yapmamız gerekiyor:
AİHM’İN ZAMANLAMASI
Kıbrıs müzakereleri, Türk ve Rum tarafını iki ayrı toplum olarak aynı federasyonda birleştirme işidir. Son 15 yılda birkaç ülkeyi bölen emperyalist ABD’nin, ısrarla Kıbrıs’ı “birleştirmek” istemesi, aslında Kıbrıs adasını Rum tekeline alma, AB içine sokma ve dolayısıyla Doğu Akdeniz’i Batı’nın çıkarlarına uygun hale getirme projesidir.
Bu projeyle KKTC federasyonla ortadan kalkacak ve Türkiye’nin garantörlüğü sonlandırılacaktır.
Müzakere masasında altı başlık var: Yönetim, toprak, mülkiyet, AB, ekonomi ve garantörlük.
Müzakereler kritik bir dönemeçteyken ve 13 Mayıs’ta taraflar mülkiyet ve federal yetkiler konularını ele alacakken, bir gün önce, 12 Mayıs’ta AİHM’in Türkiye’yi Rum yönetimine 90 milyon avro tazminata mahkûm etmesi tesadüf değildir. AİHM bu kararın esasa ilişkin bölümünü 2001 yılında almıştı ve tazminatı daha sonraya bırakmıştı. 13 yıldır bekleyen AİHM, tam da gününü buldu!
Peki neden?
DOĞU AKDENİZ’DE ASKERİ MÜCADELE
Mesele sadece Kıbrıs konusunda Türkiye’ye baskı değildir; bu kez bu da dâhil fakat daha da ötesidir! Açalım:
ABD için Kıbrıs, Doğu Akdeniz’in kontrolü ve batmayan bu uçak gemisinden Ortadoğu’daki çıkarların korunmasıdır.
Ancak Kıbrıs’ın bu jeopolitik önemine iki gelişme daha eklendi:
ABD Suriye’de istediği sonucu alamadı. Rusya hem Ortadoğu’daki üssü olan Suriye’deki Tartus Üssü’nü korudu hem de Kıbrıs adası ile Suriye arasındaki bölgede kalıcı filo görevlendirdi.
Hatta bu bölge Rusya ile Çin’in ortak deniz tatbikatı yaptığı, İran savaş gemisinin Süveyş’ten geçip ziyarete geldiği bir bölge oldu. Yani ABD’nin nüfuz alanına girilmiş oldu!
ABD, bu baskıyı dengeleyebilmek için Akdeniz’de “NATO Daimi Deniz Görev Grubu 1” isimli bir filoyu görevlendi. Grubun resmi görevi şu: “Ukrayna krizi nedeniyle ve NATO’nun müttefiklere güvence verilmesi, deniz güvenliğinin güçlendirilmesi ve dayanışma ile hazırlığın sergilenmesi.”
“Aktif Çabalar” operasyonu yürüten NATO filosunun dün itibariyle büyütülmesi kararlaştırıldı. Bu da Kıbrıs konusunda üçüncü kıskaçtır!
Trajik olan Türkiye’nin de TCG Gemlik firkateyni ile bu kıskaca destek verecek olmasıdır!
İSRAİL-RUM DOĞAL GAZI
Kıbrıs jeopolitiğine eklenen ikinci gelişme ise İsrail-Rum Yönetimi ortaklığı ile Kıbrıs çevresinde bulunan büyük doğal gaz rezervleridir.
ABD, hem Güney Kıbrıs’taki bu gazın hem de İsrail’in kendi gazının Türkiye üzerinden Batı pazarlarına taşınmasını istemektedir.
Washington böylece hem AB’nin Rus doğal gazına olan bağımlılığını azaltmayı, hem de Ortadoğu’da Türkiye-İsrail ekseni kurmayı hedeflemektedir.
Bu konuda da Cuma günü yeni bir gelişmenin yaşanacağı, Erdoğan ile Netanyahu’nun anlaşacakları iddia edilmektedir.
Bu da Kıbrıs’ta dördüncü kıskaçtır!
Sonuç olarak artık şunu söyleyebiliriz: ABD’nin Kıbrıs hamlesi, hem Türkiye’yi hem de Rusya’yı hedef almaktadır. Hatta bu kez daha çok Rusya’yı hedef almaktadır.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Mayıs 2014