Posts Tagged 1 Mayıs

AKP’NİN FATİH SULTAN MEHMET’E İHANETİ

Bildiğiniz gibi AKP Hükümeti ve İstanbul Valiliği 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkılamasın diye Galata Köprüsü’nü araç ve yaya trafiğine kapattı. Ancak köprü girişine barikat kurmanın yeterli olmayacağını düşünmüş olmalılar ki, köprünün ortadaki iki kanadını açarak aldılar önlemi…

Görüntü haliyle basının ilgisini çekti ve köprünün 43 yıl sonra ilk kez kapatıldığı şeklinde haberleştirildi. Ancak bu bilgi doğru değildi. Zira Yeni Galata Köprüsü zaten 1992’de yapılmıştı.

MEĞER KÖPRÜ’NÜN KANATLARI ÇALIŞIYORMUŞ

Köprünün araçlara ve yayalara kapatılması, 1 Mayıs önlemini bir kenara bırakırsak, biz denizcileri oldukça mutlu etti. Çünkü köprüyü yayalara ve araçlara kapatmak, gemilere açmak anlamına geliyordu ve biz gemi mühendisleri köprü gemilere açılabilsin diye yıllardır mücadele ediyorduk.

Zira Haliç’teki Haliç, Camialtı ve Taşkızak tersanelerini atıl hale getirmenin bir aracıydı bu Köprü. Devlet, Köprü’nün kanatlarının açılamadığını iddia ederek bu tersaneleri elden çıkarmaya çalışıyor, biz gemi mühendisleri ise “açılabilir” diyerek bastırıyor, davalar açıyor ve Fatih’in tersanelerinin yaşatılabilmesi için mücadele ediyorduk.

Köprü’nün kanatları en son 1998’de açılmıştı. Bu mücadelenin öyküsünü Haliç Tersanesi’nde işçilik, mühendislik ve son olarak da müdürlük yapan Ali Can ağabey çok iyi bilir. Biz de Yönetim Kurulu Üyesi olduğumuz 2008 yılında Gemi Mühendisleri Odası olarak düzenlediğimiz Haliç Tersaneleri’yle ilgili bir panelde dinlemiştik kendisinden.

GMO’NUN EVECİT’E MEKTUBU

Öykü aslında ibretliktir. Köprü’yü yapan firma kanatların açılmasını engelleyen “arızanın” giderilmesi için devletten para istiyor, devlet ise “senin sorunun” diyerek ödeme yapmıyordu. Bu tuhaf inatlaşma ise tersanelerde gemi yaptıran ve gemisini Haliç’ten çıkaramadığı için teslim edemeyen firmalara büyük kayıplar oluşturuyordu. Davalar açıldı, bilirkişiler inceledi ancak sorun bir türlü aşılamadı.

Dönemin GMO Başkanı Tansel Timur, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e 2000 yılında bir mektup yazarak tarihi sorumluluğunu hatırlatır: “Gemilerini karadan yürüten Fatih’in kurduğu tersanelerin, bir köprü kanadının –üstelik 21 yüzyıl eşiğinde- açılamamasına bağlı olarak kapatılma sürecine sokulmuş olmasını, gelecek kuşaklar anlamakta zorluk çekecekler ve bu günlerin tarihi ve kültürel mirasa saygı açısından değerlendirilmesinde olumsuz örnekler olarak dikkate alacaklardır. Türkiye, açmayı beceremediği köprü kanadına, en büyük iki tersanesini feda etme lüksüne sahip değildir.”

AKP’Lİ ŞAHİN’İN 13 YIL ÖNCEKİ SORUSU

Bugünün iktidar milletvekili ve AKP’nin ileri gelenlerinden Mehmet Ali Şahin de Fazilet Partisi milletvekili olduğu 2000 yılında Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nun yanıtlaması için TBMM Başkanlığı’na sorar: “1000 kişinin çalıştığı Haliç ve Camialtı tersanelerinin faaliyetleri niçin engelleniyor? Şehir Hatları İşletmesi ve İstanbul Deniz Otobüsleri’nin gemilerini tamir ettirmek için yaptıkları müracaatlar niçin kabul edilmiyor? Niçin dış ülkelerden gelen siparişler kabul edilmiyor?”

Şahin’in Bakan olduğu, Meclis Başkanı olduğu yıllarda da durumun değişmediğinin altını çizerek dönemin Devlet Bakanı Yüksel Yalova’nın verdiği yanıta göz atalım: “Galata Köprüsü kapaklarının açılmaması nedeniyle yapımı tamamlanan gemilerin Haliç dışına çıkarılamaması ve yeni gemi alımı yapılamaması sonucu bu tersanelerin mevcut iş hacminin önemli ölçüde daraldığı dikkate alınarak, Haliç ve Camialtı Tersaneleri için satış dışı alternatiflerinin geliştirilmesi ve Türkiye Gemi Sanayi A.Ş’in tasfiyesine ilişkin çalışmalara süratle başlanması yönünde temennide bulunulmaktadır.”

FATİH’İN MİRASINA SAHİP ÇIKAMADIK!

Şahin’in ve partisinin iktidar olduğu sonraki yıllarda ise bırakın kapakları (kanatları) açmak için bir girişimde bulunmalarını, tersine tersaneleri fiilen kapattıklarına şahit olduk. Hatta Gemi Mühendisleri engel olmasa, Tersaneler ya Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Sinan Çetin’e “film platosu” yapsın diye ya da Rahmi Koç müzesini genişletsin diye verilecekti.

Kanuni’nin bir TV dizisindeki harem görüntüleri için fırtınalar koparan Başbakan Erdoğan’ın Fatih’in 557 yıllık tersanelerine sahip çıkmaması fakat her iki oğlunu da “gemicik” sahibi yapması, kuşkusuz tarihe kara bir leke olarak şimdiden geçmiştir!

Haliç’teki Bizans zincirleri nedeniyle gemilerini karadan yürüten Fatih’in torunlarının, Haliç’teki köprünün kanatları açılmıyor diye onun tersanelerini kapatması, beceriksizlikten öte tarihe ihanettir!

Daha da büyük ihanet ise “açılamayan” kanatların, 1 Mayıs’ta işçiler Taksim’e çıkmasın diye ansızın açılabilmesidir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
5 Mayıs 2013

, , , , , , , , , , , , , ,

1 Yorum

1 MAYIS, 3 SONUÇ

1 Mayıs neden kutlanır? Salt işçi sınıfının bayramlaşması için mi? Ya da emekten yana olan her kesimin işçi sınıfıyla dayanışması için mi?

Daha açık şöyle soralım: 1 Mayıs sadece bir bayram mıdır? Siyasal hedefi olmayan 1 Mayıs’ın işçi sınıfına ne yararı vardır?

Bu sorulara verilecek yanıta göre 1 Mayıs’ı değerlendirmek, sınıfın, dolayısıyla da Türkiye’nin yararınadır.

Gelin bu düzlemden bakarak dünkü 1 Mayısları değerlendirelim. 1 Mayısları diyoruz, çünkü siyasal hedeflerine ve hatta hedefsizliklerine göre üç temel 1 Mayıs kutlaması vardı dün:

1. TAKSİM 1 MAYIS’I

İstanbul’da sendikalar Taksim’e çıkmak istedi. Valilik ise Taksim’deki inşaatı gerekçe göstererek sendikalara Kazlıçeşme’yi ya da isteyecekleri başka bir yeri adres gösterdi.

Ancak başta DİSK olmak üzere sendikalar Taksim’e çıkmakta ısrar etti.

İnşaat nedeniyle alanın 1 Mayıs’a uygun olup olmadığı tartışmasını bir yana bırakarak şunu söyleyebiliriz: Taksim’de inat ve ısrar et elbette, fakat yeterli gücün varsa!

Güçten kastımız somuttur: Taksim’e emekçileri sokmamakla görevlendirilmiş 40 bin polisi geçebilmek!

Kuşkusuz bu güç son tahlilde sayıdır ama bizi o sayıları bulmaya götürecek şey ise siyasal hedeftir, kimlerle birleştiğindir ve haklı olup olmadığındır.

Tüm bu hesapları yapmadan “kazanılamayacak bir savaşa girmek” bir kurmaylık hatasıdır ve sonuçları itibariyle de kitleyi ezdirmektir.

DİSK böyle bir hesap yapmadı ve sol maskeli grupların da baskısıyla Şişli’den Taksim’e yürümekte ısrar etti. Türk-İş ve KESK de Beşiktaş’tan Taksim’e yürümek istedi. Sürecin dışında kalmamak için olsa gerek, İP ve CHP de Beşiktaş’ta toplandı!

BDP ise “barış sürecini” olumsuz etkilememek adına belki de, 1 Mayıs’a göstermelik katıldı…

Sonuçları dün yaşadık. AKP hükümeti 12 Eylül’ü aratır nitelikte sıkıyönetim ve OHAL ilan etti. Ama karşısında bu tabloyu bozacak bir kuvvet yoktu! Böylece hem tablo bozulamamış oldu hem de kitleler kırdırıldı.

Durumu en iyi özetleyen ise Taksim’de ısrar eden DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun tüm yaşananlardan sonra yaptığı çağrıydı: “İşçilerin evlerine güvenle gidebilmesi için polisten düzenleme bekliyoruz.”

Kuşkusuz bu tablonun nedeni yanlış siyasal hedef ve sınıfın hatalı ittifaklarıydı. Daha da somutlarsak, Açılım’a destek vermek ve sol maskeli gruplarla yan yana durmak, sınıfı zayıflatmaktadır!

2. KADIKÖY 1 MAYIS’I

TKP, 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutladı. TKP’nin Taksim’de ısrar etmemesi kuşkusuz önemliydi.

Ancak TKP’nin izlediği genel çizgi onu Kadıköy’de yalnızlığa mahkum etti, işçi sınıfından tecrit etti.

3. TANDOĞAN 1 MAYIS’I

Üçüncü ve örnek alınacak 1 Mayıs ise Tandoğan’daydı. Tandoğan aynı zamanda diğer pek çok ildeki kutlamaları da yansıtıyordu.

Peki, neydi farkı?

Sendikalar Tandoğan’daydı. İşçi Partisi Tandoğan’daydı. Atatürkçü Düşünce Derneği Tandoğan’daydı. Türkiye Gençlik Birliği Tandoğan’daydı. Türk Bayrakları Tandoğan’daydı.

Yani Cumhuriyet ve Emek kuvvetleri Tandoğan’da birleşmişti.

Ve Tandoğan’daki tablo Zonguldak’ta, İzmir’de, Antalya’da, Tekirdağ’da, Eskişehir’de, Adana’da, Rize’de, Trabzon’da, kısacası Türkiye’nin pek çok yerinde gerçekleşti.

Türkiye’yi AKP-PKK ittifaklı bölünme sürecinden de işte bu tablo çıkaracak!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
2 Mayıs 2013

Yorum bırakın

PEYGAMBER’İN MESCİDİ DAHA ÇOK CEMEVİ GİBİYDİ

Hafta sonu 9. Kaş Kitap Şenliği nedeniyle Antalya’nın ilçesi Kaş’taydım. Kaş’ın güzel insanlarına “Suriye ve Türk Dış Politikası” başlıklı bir konferans verdim. Canan Erdoğan’ın koordinatörlüğünde yürütülen ve pek çok kuruluşun destek verdiği 10 günlük şenliğin son üç gününde, bizim dışımızda İhsan Eliaçık ve Mervan Yanardağ vardı. Her iki konferansı da izledim.

MÜSLÜMAN’IN EKSENİ

İhsan Eliaçık’a göre bir insanın gerçekten Müslüman olup olmadığı şu üç eksen üzerinden anlaşılabilir: Mülk, adalet ve velayet.

İhsan Eliaçık, kelime-i şahadetin eksik söylendiğini, bilinen ifadenin önündeki “Lehül mülkü” yani “mülk Allah’ındır” ifadesinin söylenmediğini belirtiyor. Aydınlık okurları anımsamıştır; Eren Erdem de daha önce bu konuyu gündeme getirmişti.

Eliaçık, özel mülkün olamayacağını, çünkü tüm mülkün Allah’a ait olduğunu belirtiyor. Hoca’ya göre maddenin yaratıcısı Allah’tır, insan ise sadece maddeyi işleyebilir. İşte o işleme durumu alın teridir, emektir; insanın “sahip” olabilecekleri bunlardır.

İhsan Hoca, ardından adalet ve velayet eksenlerini de dinleyicilere aktardı. İlgiyle izlenen konferansın ardından görüldü ki, kendisini İslamcı parti olarak sunan ve muhafazakar demokrat olarak niteleyen AKP iktidarı, her üç eksene göre de sınıfta kalıyordu!

TÜRKÇE KURAN

Konferansın ardında gelen çok sayıda soruya, İhsan Eliaçık çarpıcı yorumlarla yanıt verdi. Örneğin Türkçe dua konusunda ilginç bir olay anlattı…

Eliaçık ölen bir arkadaşının cenazesinde Yasin’i mezara değil, mezarın etrafındakilere okumuş. Hoca’ya göre ölen artık duayı duymayacak, dua o nedenle mezarın etrafındakileri ilgilendirir. Ancak Hoca Yasin’i Arapça değil Türkçe okumuş, insanlar anlasın diye.

Bitirip gitmeye hazırlanınca cenazenin sahipleri itiraz etmiş, “Yasin okumadan nereye” diye kızmışlar.

CAMİLER NASIL BOZULDU?

Hoca’nın günümüz Camilerine de itirazı var. Nedeni önemli…

Hoca, Salat’ın120 yerde yardımlaşma ve dayanışma, 10 yerde ise namaz anlamında olmak üzere Kuran’da 130 yerde geçtiğini söylüyor. Dolayısıyla Hoca, Camilerde hem ibadetin hem de sosyal dayanışmanın olması gerektiğini, Peygamber’in mescidinin tam da böyle olduğunu belirtiyor.

Oysa Hoca, günümüz Camilerinde insanların sadece namaz kıldığını, yan yana duranların bırakın paylaşıp dayanışmayı, hiç konuşmadıklarını söylüyor. Çünkü Camileri, toplanma yerinden çıkarıp, tapınma yerine çevirdiler.

YÜZDE 70 CEMEVİ, YÜZDE 30 CAMİ

İhsan Eliaçık’ın en çarpıcı sözleri ise “Peygamber’in mescidinin, yüzde 70 Cemevi’ne, yüzde 30 Cami’ye benzediğini” söylemesi oldu…

Hoca Cemevi’nde sohbetin, cemin, deyişlerin, kadın ve erkeklerin yan yana olmasını, Salat’ın Kuran’da daha çok geçen dayanışma anlamında görüyor; bu nedenle de Peygamber’in mescidinin, Cami’den çok Cemevi’ne benzediğini belirtiyor.

BİR HIRKA, BİR LOKMA

Konferansın ardından İhsan Eliaçık ve Merdan Yanardağ ile birlikte, şenlik kapsamında yapılan Dolunay Platformu’nun şiir ve türkü etkinliğine katıldık.

Konu türkü olunca, İhsan Eliaçık mülk konusuna Neşet Ertaş’tan örnek verdi; Ertaş’ın ölümünün ardından bu köşede de yayınladığımız şu sözlerini anımsattı: “Bugün son ekmeğini yiyip ölmeli, artan bir şey kalmamalı. Eğer ben öldüğümde bir çuval unum kalmışsa, ben suç işledim demektir.”

Halk ozanı Neşet Ertaş, “bir hırka, bir lokma” diyerek yaşayabilenler mertebesine ulaşmıştı…

KANLI PAZAR’DAN 1 MAYIS’A

İhsan Eliaçık ve arkadaşları biliyorsunuz geçen 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkmışlardı… Bu konuyu konuşurken, Hoca İslamcılarımızın tarihi açısından çok önemli bir şey aktardı:

İhsan Hoca ve arkadaşları Fatih Cami’sinde namazlarını kılmışlar ve Hoca şöyle seslenmiş insanlara: “Namazımızı kıldık, şimdi tıpkı 40 yıl önce olduğu gibi yine Taksim’e yürüyeceğiz… Ama bu sefer şu farkla… 40 yıl önce buradan çıkıp 6. Filo’ya karşı olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına saldırmışlardı… Biz ise Deniz Gezmiş’in fotoğraflarını taşıyanlarla yan yana durmaya gideceğiz.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
15 Ekim 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

DENİZ GEZMİŞ, SİLİVRİ’DE PERİNÇEK’İ SAVUNURDU!

Doğu Perinçek, arkadaşı Deniz Geçmiş’in şu yönüne dikkat çekiyor: “Deniz, gençlik kitlesini birleştirme ustasıdır. Çeşitli gruplarla görüşür, ittifaklar yapar; birleştirir ve eyleme geçirir.”

Perinçek, yeni çıkan kitabı “Arkadaşım Deniz Gezmiş”te, onun “Sağ Sol Yok, Boykot Var” sloganını bulduğunu da önemle belirtir.

Hafta sonu bu satırları okurken, İhsan Eliaçık ve Aydınlık yazarı Eren Erdem’in de içinde yer aldığı topluluğun, bu 1 Mayıs’ta “kapitalizmle mücadele korteji” oluşturacağı haberi geldi aklıma… Ve Deniz Gezmiş’in sloganını, “Sağ Sol Yok, Vahşi Kapitalizme Karşı Mücadele Var” ve “Sağ Sol Yok, Vatanseverlik Var” diyerek güncelledim…

ATATÜRK İÇİN YÜRÜDÜ, 27 MAYIS’I SAVUNDU

Büyük bir heyecanla okuduğumuz Perinçek’in kitabı, Deniz’i hepimize arkadaş yapıyor. Kendimizi 29 Nisan 1968’de başlayan 68 eylemlerinin bir parçası hissediyoruz; ama bu kez 40 yılın deneyimiyle, 68 liderlerinin bıraktığı derslerle…

Deniz Gezmiş, ABD emperyalizmine karşı mücadele ediyor, NATO’ya karşı eylemler yapıyor, 6. Filo askerlerini denize döküyor…

Deniz Gezmiş, Mustafa Kemal yürüyüşü yapıyor, Anıtkabir’i ziyaret ediyor, 12 Mart savcılarına karşı 27 Mayıs devrimcilerini savunuyor…

Kitabı bir solukta okurken, “yaşasaydı kesin Ergenekoncu olurdu” diye düşünüyor insan. Ya da Hukuk Fakültesi öğrenimini tamamlayıp, Ergenekoncuların avukatı olurdu mutlaka. O gün avukatı olmasını istediği Doğu Perinçek’i, bugün de kendisi savunurdu Silivri’de…

DENİZ’İN İLK AVUKATI: PERİNÇEK

Hani Mevlüde Günbulut anamızın Şarkışla köylerinden yazdığı, türküsünü milyonların söylediği o tarihe geçen şiirindeki gibi:

“Şarkışla’ya düşürmesin / Allah sevdiği kulunu / Gemerek’te çevirmişler / Deniz Gezmiş’in yolunu (…) N’olayıdım n’olayıdım / Okuryazar olaydım / Deniz mahkemeye düşmüş / Avukatı ben olaydım.”

Deniz Geçmiş’in ilk avukatı olmuştu hukuk doktoru Doğu Perinçek… Kendisinden dinleyelim: “Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan, daha tutuklanma mahkemesine çıkmadan Ankara Ulucanlar Cezaevi’ne getirilir getirilmez, bana vekaletname yolladılar. Vekaletnamenin tarihi 25 Mart 1971. Tutuklanma kararının yüzlerine okunması 4 Nisan 1971. Demek ki, vekaletnameyi mahkemeye çıkmadan 10 gün önce yollamışlar. Vekaletnameyi imzalayan şahitler: Ankara Cezaevi’nden başgardiyan Osman Keçeli ve Emin Gözen. Vekaletnameyi Ankara 6. Noter Vekili Sedat Yılanlı onaylamış. İmza ve mühür. Ve Can Kardeşlerim Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan’ın imzaları.”

Ancak bir ay sonra Doğu Perinçek hakkında da tutuklama kararı çıkar ve Perinçek bu nedenle Halit Çelenk’in önderliğindeki o avukat ekibi içinde yer alamaz.

DENİZ’DEN PERİNÇEK’E YILDIRIM ÇAĞRI

Deniz Gezmiş 8 Nisan 1971 günü de yıldırım telgraf gönderir Perinçek’e… Kırmızı telgraf kağıdı, kendisi gibi yıldırımdır: “Acele gel. Deniz Gezmiş.”

Vekaletnameyi ve telgrafı 40 yıldır saklarım. Bizim malımız mülkümüz, hepsi bu güzelliklerdir” diyen Perinçek, Can Kardeşleriyle kucaklaşır; önce 3,5 saat Deniz Gezmiş’le, sonra yarım saat de Hüseyin İnan’la görüşür:

Deniz ve Hüseyin, onlar adına bir basın toplantısı yapmamı istediler. Benim onların sözcüsü olmamı önerdiler. Seve seve.

Deniz de bugün Silivri zindanındaki vatanseverlerin sözcüsü olurdu, biliyoruz…

Ve biliyoruz; bugün, yani 1 Mayıs’ta, “Arkadaşımız Deniz Gezmiş”le birlikte alanlarda, ellerimizde Türk bayrağı, yüreğimizde Mustafa Kemal sevdası, “Sağ Sol Yok, Vatan Var” diye yüz binler yürüyoruz…

NOT: Aydınlık Kitap, bu Cuma, yani 6 Mayıs haftasında, yani Denizlerin idamının yıldönümünde Perinçek’in “Arkadaşım Deniz Gezmiş”ini kapaktan geniş incelemeli… Çünkü Kaynak Yayınları’ndan çıkan bu kitap, her şeyden önemlisi, mücadelemizin ders kitabıdır!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
1 Mayıs 2012

, ,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: