Posts Tagged Abdullah Gül

ABDULLAH GÜL, ERGENEKON SORUŞTURMASININ NERESİNDE?

Abdullah Gül, yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını öğle yemeğinde topladı. “Ergenekon soruşturmasına ince ayar” amacıyla planlanan köşk yemeği 1.5 saat sürdü. Yemek sonrasında Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklama, tv ve günlük gazetelerin internet sayfalarınca “Köşk’ten usul uyarısı” başlıklarıyla duyuruldu. Açıklamada, yargının sorunlarının “samimi bir atmosferde” ele alındığı belirtildi!

Böylece, gittikçe medyadaki desteğini de yitiren Ergenekon soruşturmasına, Cumhurbaşkanlığı katından “usul”ünce müdahale edilmiş oldu! Böylece soruşturmanın aslında bir tertip olduğunu düşünmeye başlayan çevrelere de şu ince ayarlı mesaj verilmiş oldu: “Tamam gözaltı yöntemleri vs. iyi değil ama Ergenekon’un bir terör örgütü olduğuna inanmaktan sakın vazgeçmeyin!”

Peki Cumhurbaşkanı Gül, Ergenekon soruşturmasının neresinde?

Köşk yemeğiyle balansı bozulmaya başlayanlara kısa birkaç hatırlatma yapalım.

Danıştay saldırısından sonra, dönemin Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı Abdullah Gül’e,  bir şema geldi. Şemada, ilk 10 dalgada tutuklanan isimlerle, diğer dalgalarda tutuklanacak isimler yer alıyordu. Emniyet ve MİT yetkililerinin şemasını inceleyen  Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’ın ifadesine göre şu “açık talimatı” verdi: “Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın”. (İsmet Berkan, Radikal, 4 Temmuz 2008)

Liberal aydınlarımıza göre Ergenekon soruşturmasında “usul” uyarısı yapan, demokrasi ve hukuk gözeten Gül aynen böyle söylüyor. Yani Gül hukukun çalışma yöntemi olan “delilden suçluya” değil de, “suçludan delile” yöntemini izliyor. Önce suçlular ‘belirleniyor’, sonra delillendiriliyor, sonra bir savcı bulunup anlatılıyor, sonra suçlular yakalanıyor, sonra da yargılanıyor. Aynen böyle olmadı mı? (İsmet Berkan’ın yazısının bugüne kadar yalanlanmadığını hatırlatalım.)

Polislere “delillendirin” yani “delil uydurun” ve gidip savcıya anlatın diyen Abdullah Gül’ü, bugün “usul uyarısı” yaptı diye yere göğe sığdıramayanlara hatırlatalım istedik…

Mehmet Ali Güller

,

Yorum bırakın

GÜL’ÜN KÖKENİ DEĞİL, AMERİKANCILIĞI TEHLİKE!

Kendilerine “aydın” sıfatı takılan bir grup Soros’çu; “Ermenilerden özür diliyoruz” bildirisi kaleme aldı. Bir grup Büyükelçi de başka bir bildiri kaleme alarak Soros’çulara tepki gösterdi. İşçi Partisi’nden MHP’ye, TGB’den Genelkurmay Başkanlığı’na kadar pek çok milli kesim ve kurumdan da Soros’çu girişime tepki geldi.

Ancak tüm bu haklı ve doğru tepkileri gündemden düşüren değerlendirme CHP’den geldi.  CHP milletvekili Canan Arıtman, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu girişime “Her türlü görüş açıkça tartışılabilmelidir. Bu devlet politikasıdır” diyerek  “tarafsız” kalmasını, Gül’ün anne tarafından Ermeni kökenli olmasına bağladı.

Arıtman her ne kadar partisinin köken ayrımı yapmadığını söylese de; bu yaklaşım pek çok çevrenin tepkisini çekti ve “haklı ve doğru” tepkilerin yerine, Arıtman açıklamaları doldurdu medyayı…

Cumhurbaşkanlığından da üstü üste her gün açıklama yapılır oldu. Gül, son yaptığı açıklamada, sırasıyla, “Müslüman ve Türk” olduğunu ispatlamaya çalıştı.

CHP’Lİ ARITMAN, İKİ KERE YANLIŞTIR!

CHP’li Canan Arıtman niyet bakımından haklıdır, doğru noktada konumlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’ni Anayasal görevi gereği korumak ve kollamakla mükellef Cumhurbaşkanı, elbette Türkiye karşıtı girişimlere tepki göstermelidir. Bu görevi yerine getirmeyen Gül, elbette anamuhalefet partisince, milletvekillerince, topyekun milletçe protesto edilmelidir; ancak bunu yapmamasını etnik kökenine bağlamak iki kere yanlıştır!

1) Bu değerlendirmeyi yapan Canan Arıtman’ın partisinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, eşsiz bir bilimsel tanım yapmıştır: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir”

Büyük önder, bu yaklaşımı nedeniyle bir devrime önderlik edebilmiş; batan bir imparatorluğun ve saltanatın ümmetini millet yapabilmiş; Emperyalizme karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı verebilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti’ni kurabilmiştir.

2) Gül’ün etnik kökeni nedeniyle Türkiye karşıtı hamlelere sessiz kaldığını söylemek, esas meseleyi milletten gizlemek demektir.

22 Temmuz darbesi sonrası Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Gül, Başbakanlığı döneminde ABD’yle yaptığı hizmet sözleşmesi gereği “özür kampanyasına” karşı “sessizdir”!

Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la, 3 Nisan 2003 günü Ankara’da “2 sayfalık, 9 maddelik gizli bir plan yaptığını” itiraf etmiştir. Gül bu itirafı, 24 Mayıs’ta, Vatan Gazetesi’nden Sedat Sertoğlu’yla söyleşisinde ağzından kaçırmıştır: “Ben bu gezileri yapmadan önce şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vurdu) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki… Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”

ANLAŞMA MI, HİZMET SÖZLEŞMESİ Mİ?

Gül’ün ağzından kaçırdığı anlaşma, aslında anlaşma mıdır, hizmet sözleşmesi midir? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, başka ülkelerle anlaşmaları belirli hükümlere bağlar. Bakanlar Kurulu’nun, TBMM’nin ve Cumhurbaşkanı’nın onayı, kararı, imzası olmayan bir sözleşme anlaşma değil, olsa olsa hizmet sözleşmesidir!

İŞTE 9. MADDE

Gül’ün ağzından kaçırdığı ama içeriğini daha sonra açıklamadığı bu hizmet sözleşmesini daha sonra İşçi Partisi açıkladı. Buna göre gizli hizmet sözleşmesinin 9. Maddesi şöyle: “Ermenistan’a yönelik kısıtlamaların kaldırılması”

Bu hizmet sözleşmesinde yer alan 9. Maddenin adım adım nasıl geliştirildiği belleklerdedir;

AKP ADIM ADIM İLERLEDİ!

Gül’ün Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, 2002 seçimlerinin hemen ardından, “Erivan’la ilişkileri normalleştirmeye hazırız” mesajı verdi AB’ye…

Başbakan Gül, 3 Nisan 2003’te ABD Dışişleri Bakanı Powell’a, yukarıda belirttiğimiz 9. Madde sözünü verdi.

Emekli büyükelçi İlter Türkmen’in içinde yer aldığı Türk-Ermeni Uzlaşma Komisyonu, uluslar arası bir hukuk komisyonuna başvurmuş ve bu firma da “Ermeni soykırımı vardır” denilen bir rapor hazırlamıştır. Rapor, 2003’te yayımlanmıştır.

2004’te Washington’u ziyaret eden Başbakan Erdoğan, ABD’ye gümrük sınır kapısının en kısa sürede açılacağı sözünü verdi.

Başbakan Erdoğan, 8 Mart 2005’te, CHP Genel Başkanı Baykal’la yaptığı basın toplantısında Ermeni iddialarını kastederek “Türkiye, iktidarıyla, muhalefetiyle tarihiyle yüzleşmeye hazırdır” diye konuştur.

Gül ve Erdoğan, 2005’teki çeşitli açıklamalarında, “Ermeni meselesi için ortak bir komisyon kurulmalı ve bu mesele tarihçilere bırakılmalı” dedi.

Gül, 28 Mart 2007’de, Washington Times gazetesinden yayımlanan makalesinde, “Türk-Ermeni komisyonu kurulsun. Bu komisyon Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesi için olumlu bir hava yaratacaktır” dedi.

29 Mart 2008’de, Van’ın Akdamar Adası’ndaki Ermeni Kilisesi, büyün şaşaayla, Başbakan Erdoğan tarafından açıldı. Hafta boyunca, medya aracılığıyla milletimize psikolojik savaş uygulandı.

GÜL’ÜN 3. MADDELİK MUTABAKATI

Gül, maç izleme bahanesiyle 6 Eylül 2008’de Erivan’a gitti ve muhatabıyla 3 maddelik bir mutabakata vardı. Buna göre belirli bir zaman diliminde sınır kapısı açılacak, ortak tarih komisyonu kurulacak, ekonomik ve bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi konusunda ortak çalışmalar geliştirilecek.

İŞTE AB’NİN ROLÜ!

Fransız Hükümeti, “Ermenilere soykırım yapılmamıştır” demeyi suç sayan yasa teklifini senato gündemine neden almadığını 3 Aralık 2008’de şu sözlerle açıkladı: “Abdullah Gül’ün Erivan ziyareti üzerinden Türkiye bir ‘bellek çalışması’ yapmaya başladı, bunun cesaretlendirilmesi gerekir!”

Ve cesaret alan Soros’çu “aydınlar” özür dileme kampanyasını başlattılar!

İlk tebrik de Amerika Ermeni Asamblesi’nden geldi. Asamblenin direktörü Bryan Ardouny, “bu özür, bir ilk adım ve kaçınılmaz olarak Türkiye’nin, soykırım geçmişiyle yüzleşmesi sonucunu ortaya çıkaracak” dedi.

GÜL’ÜN İBRETLİK AÇIKLAMASI!

Abdullah Gül de, 16 Aralık’ta şöyle dedi: “Türkiye, görüşlerin açıkça ifade edilebildiği bir ülke. Herkes görüşlerini açıkça ortaya koyuyor. Sorunların, problemlerin olduğu komşularımızla sorunları konuşarak çözmek kararlılığındayız, bu mümkün. Problemlerin devam etmesinin kimseye bir yararı yok. Bizim devlet olarak tavrımız, tüm komşularımızla ilişkilerimizi, en iyi noktaya getirmek, tüm komşularımızla güven, istikrar temin etmek ve bütün bölgede refahın gerçekleşmesini temin etmek. Bunun yolu da buradan geçer.”

Şu kısa özet bile tek bir gerçeği ortaya çıkarmaktadır:

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ermeni kökenli olduğu için değil, sınıfsal karakteri gereği ve ABD’yle hizmet sözleşmesi imzaladığı için Türkiye karşıtı girişimlere sessiz kalıyor, dahası destek veriyor!

MEHMET ALİ GÜLLER

, , ,

Yorum bırakın

ABDULLAH GÜL’E TELAFER GÖREVİ OTELDE VERİLDİ

ABD SALDIRISINI PERDELEME, TÜRKMENLERİ BÖLME, DİRENİŞİ KIRMA
A. Gül’e Telafer görevi otelde verildi

Henri Barkey Washington’daki otel buluşmasında Gül’e sorar: “ABD’nin Türkmenlere yönelik operasyonu karşısında Türkiye’nin pozisyonu ne olur?” Gül’ün yanıtı, özetle, hükümetinin Kürt federe devletine karşı olmadığı şeklindedir. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki gizli toplantıda Gül’ün yanıtından şu sonuç çıkartılır: “TSK sinirlenmekten öteye geçemez.” Ve Gül görevi gereği; ABD’nin Tel Afer’deki saldırısını perdeler, Türkmenleri Şii-Sünni-Kerküklü-Musullu,Tel Aferli diye böler; direnişi kırar.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
19 Eylül 2004

Başbakan Tayip Erdoğan’ın Ocak 2004’teki Amerika ziyareti sırasında bir ara Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, heyetten ayrılarak, Washington’daki bir otelde Henri Barkey ile görüşür. Barkey, Gül’e ABD’nin Türkmenlere yönelik bir operasyonu karşısında Türkiye’nin pozisyonun ne olacağını iskandil eder. Gül, Barkey’e verdiği yanıtta özetle, AKP’nin Kürt federe devletine karşı olmadığını anlatır.

Barkey, Gül’le bu buluşmanın ardından gece Adams Morgan’da bir Türk’e ait Cities adlı lokantaya gider. Kendisini orada Cengiz Çandar, İlnur Çevik, Aslı Aydıntaşbaş ve Behram Salih beklemektedir.

Barkey, Gül’le yaptığı görüşmeyi KYB temsilcisi Behram Salih’e aktarır.

Masada ayrıca Irak’ın kuzeyindeki havaalanı işi de bağlanır. Komisyon 60 milyon dolardır! İlnur Çevik’in aldığı havaalanı işinde Cengiz Çandar da küçük ortaktır. Behram Salih’in üzerinden Kuzey Irak’ta bağlanan havaalanı işiyle ilgili resmi prosedürleri de Abdullah Gül halledecektir.

Akşam Otel’de başlayan süreç, gece lokantada neticelendirilir. AKP hükümeti Kürt federe devletine karşı çıkmayacağını, TSK’nın “bağımsız” Kuzey Irak operasyonunun engelleneceğini, ABD devleti adına Henri Barkey’e iletir.

Kukla devletin ilanına yönelik adım adım hareket edilecek ve bu girişime karşı koyma kararlılığındaki TSK’da hükümet yoluyla pasifize edilecekti.

Yani bir ay önce, Aralık 2003’te Dubai’de imzalan 8.5 milyar dolarlık kredi anlaşmasıyla şarta bağlanan durum bir kez daha teyit edilmişti. Dubai’de, yüksek faizle Türkiye’ye verilecek borcun şartı, TSK’nın Kuzey Irak’a girmemesiydi.

‘TSK SİNİRLENMEKTEN ÖTEYE GEÇEMEZ’

Operasyon öncesinde TSK’nın durumu son bir kez daha ABD Dışişleri Bakanlığı’ndaki “gizli toplantıda” ele alınır. 28 Mayıs 2004’te ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’yle ilgili gizli bir toplantı yapılır. Toplantıda üzerinde durulan konu, Amerika’nın Kuzey Irak’taki kukla devlet girişimine Türk Silahlı Kuvvetleri’nin nasıl tepki vereceğidir. Toplantıda yer alan Henri Barkey, Gül’le ABD devleti adına otelde yaptığı görüşmeden notları aktarır. ABD Dışişleri Bakanlığındaki toplantıda, AKP Hükümetinin Kürt federe devletine karşı olmadığı, Kuzey Irak’taki gelişmeler karşısında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “sinirlenmekten” öteye gidemeyeceği sonucu çıkar.

STRATEJİ DİYARBAKIR’I MERKEZ YAPMAK

Washington’dan dönen Başbakan Tayip Erdoğan, 15 Mart’ta Kanal D’de, Fatih Altaylı’nın programında stratejiyi açıklar: “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır’ı merkez yapacağız”

Stratejinin anlaşması ise ilk AKP hükümetinde, Abdullah Gül Başbakanlığı döneminde imzalanmıştır. Başbakan Abdullah Gül, ABD Dışişleri Colin Powell’la, 2 Nisan’da gizli mutabakat imzalar.

Abdullah Gül’e bu strateji için özel operasyon görevi ise Ocak 2004’teki Henri Barkey aracılığıyla otelde verilir. Görev, Kukla devlet ilanı için Türkmen bölgesinin temizlenmesi esnasında uygulanacaktır. Gül-Powell mutabakat zaptında bu durum şu maddeyle yer alır: “‘Kürdistan’ sınırları içinde kalan ve özellikle Kerkük, Musul ve Süleymaniye’deki Türkmenler ABD tarafından güvenli bir  şekilde başta Bağdat ve diğer güney Irak şehirlerine nakledilecek. ABD yetkilileri göç edecek olan tüm Türkmenlere iş olanakları sağlayacak.”

İşte Abdullah Gül, bu görevi, ABD’nin Telafer’de Türkmen kıyımı sırasında perdeleme, bölme ve direnişi kırma şeklinde yerine getirir.

İşte Gül’ün telafer’e ilk bomba düştüğü andan itibaren yerine getirdiği görevi:

TELAFER’DE TÜRKMEN KIYIMI

3 Eylül’de başlayan Tel Afer’e yönelik Amerikan saldırısı karşısında Hükümet, bir hafta boyunca hiçbir girişimde bulunmadı. Amerika’nın Tel Afer’e yönelik saldırısı 3 Eylül’de başladı. Ulusal Kanal 4 Eylül’de saldırıyı Türkiye kamuoyuna duyurdu. 5 Eylül’de İşçi Partisi İstanbul’da nöbet eylemi başlattı. 6 Eylül’de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı koltuğunda oturan Abdullah Gül’e Tel Afer’e yönelik saldırı soruldu. Abdullah Gül, olayın Türkmenlerle ilgisi olmadığını ileri sürdü.

Aydınlık, Hükümet’in Tel Afer’deki gelişmeler karşısındaki vahim tutumunu ortaya koyan çok daha ciddi bir bilgiye ulaştı. Tel Afer’deki Amerikan operasyonu ile ilgili istihbarat bir buçuk ay önce Ankara’ya ulaştı. Ancak hükümet hiçbir girişimde bulunmadı.

YENİ IRAK ORDUSU: PEŞMERGE KUVVETİ

Aynı günlerde, şimdi bombalanan Tel Afer kentinde önemli bir açılış vardı. Yeni Irak Ordusu’nun üç tümeninden kuzeydekinin açılışı yapılıyordu. Tümen, stratejik bir bölge olan Tel Afer’e bağlı Kesik’e konuşlandırılmıştı. Tümenin KDP’li komutanı, açış konuşmasında, “artık sınırlardan gelecek saldırılara karşılık verebileceklerini” söyledi. Peşmerge komutanın kastının ne olduğu açık: Türkiye ve Suriye’den gelen “tehdit”.

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NA VERİLEN TALİMAT:

BASINI YÖNLENDİRİN

Ulusal Kanal’ın yayınları ve İşçi Partisi’nin nöbet eylemi, bir hafta susan basının olayın üzerine gitmesini sağladı. Bunun üzerine Gül, Tel Afer konusunda sert bir görüntü vermeye çalıştı. Saldırı başladıktan hemen sonra gazetecilerin soruları üzerine, “Olayın Türkmenlerle ilgisi yok” açıklaması yapan Dışişleri Bakanlığı birden tutum değiştirmiş gibi görünüyordu.

Aydınlık’a ulaşan bilgi, bunun tamamen bir görüntüden ibaret olduğunu ortaya koyuyor. Gül Baltık turundayken, “Türkiye’nin konuyla ilgili ABD nezdinde girişimde bulunması için kendisinin talimat verdiği konusunda basının yönlendirilmesini” istiyordu.

Daha sonra Abdullah Gül’ün Amerikan Dışişleri Bakanı Powell’la görüştüğü açıklandı. Gül Powell’a “Tel Afer’deki durum gözden geçirilmezse Irak’ta işbirliğini keseriz” dediğini açıkladı.

AMERİKAN BÜYÜKELÇİLİĞİ’NİN AÇIKLAMASI

Ancak Amerikan Büyükelçiliği kaynakları, Gül’ün açıklamasındaki sözlerini basından duyduklarını, ayrıca operasyonla ilgili bilgilerin Türkiye’de olduğunu söylüyordu. Aslında bu yanıt, bir yandan Türk Dışişleri Bakanı’nı yalancı durumuna sokuyor, bir yandan da Gül’ün zaten operasyonun içinde olduğunu ortaya koyuyordu.

Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi Eric Edelman, 15 Eylül’de bazı gazetelerin Ankara Temsilcilerini toplayıp, Tel Afer saldırısından Hükümet’in haberi olduğunu açıkladı. Edelman, Tel Afer operasyonunda AKP hükümetinin ABD ile ortak hareket ettiğini açıkladı. Amerikalı yetkili, “Tel Afer operasyonu konusunda Türk hükümeti ile yoğun alışveriş ve işbirliği yapılmıştır” dedi.

Edelman, gerek Florida Tampa’daki Türk birimi gerekse Irak’taki Türk irtibat timleri bu konuda haberdar edilmiştir” diye konuştu. Edelman, Türk Özel Timlerinin Musul ve Tel Afer’de bulunduğunu söyledi. Edelman’ın yanısıra Amerikan Büyükelçiliği kaynaklarının yaptığı açıklamalarda da benzer vurgular vardı. Amerikalılar, olayın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onayı dahilinde olduğunu ileri sürdü.

ABD’DEN TÜRKMENLERİ KONTROL ALTINA ALMA ÇAĞRISI

Abdullah Gül, ABD’ye karşı sert bir görüntü vermeye çalışırken, işin perde arkasını ortaya koyan bir başka bilgi, Amerikan yetkililerinin Türkiye’den bir talebiyle iyice açığa çıkıyordu. Aydınlık’ın geçen haftaki sayısında yer alan bu haberde Dışişleri kaynaklarına dayanarak şu bilgi veriliyordu:

“Dışişleri kaynaklarının verdiği bilgiye göre, Türkiye olayla ilgili ABD nezdinde girişimde bulununca, Amerikan tarafı kentte topyekün bir direnişe kalkışan Türkmenlerin direnişi durdurmaları için Türkiye’nin girişimde bulunmasını istedi.”

ABD’nin talebi olarak yansıyan bu bilgi, aslında Abdullah Gül’ün başından beri üstlendiği rolün en önemli kanıtlardan biriydi. Çünkü Abdullah Gül, daha saldırının üçüncü gününde Tel Aferlilerin tepesine Amerikan uçaklarınca salkım bombaları yağdırılırken, saldırının Şii Türkmenlere yönelik olduğu bilgisini sızdırıyordu. Gül ve ekibi, Türkmen örgütlerini de baskı altına almaya çalıştı. Türkmen Cephesi temsilcileri de bu baskı sonucunda Gül’ün yaptığı açıklamaya benzer görüşleri basına verdi.

Gül, bu tutumuyla bir yandan Türkmen örgütleri arasında nifak yaratıyor, bir yandan da Türkmenler arasında Tel Aferli-Kerküklü, Şii Türkmen-Sünni Türkmen gibi ayrımlarla bölme faaliyeti yürütüyordu.

KENTİN GÜVENLİĞİ PEŞMERGELERE GEÇTİ

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, “Tel Afer’in idaresinin Türkmenlere verilmesi” gerektiğini söyledi ama; Amerikan güçleri bunu dikkate almadı. Tel Afer’de, daha şimdiden KDP peşmergelerinin devriye gezmeye başladığı kaydediliyor.

Hükümet, Türkiye’nin Tel Afer konusundaki hassasiyetlerinin Amerika tarafından dikkate alındığını açıklamıştı ama kentin güvenliği KDP peşmergelerine devredildi.

Aydınlık’a yerel kaynaklardan ulaşan bilgiye göre, şu anda Amerikan Ordusu kentin dışına çıktı. Ancak Amerikan Ordusu içinde görev yapan 600 CIA peşmergesi şehrin içinde bulunuyor. CIA peşmergelerinin özelliği keskin nişancılık eğitimi almış olmaları. Bu konuda özel olarak İsrail’de eğitildikleri bilgisi veriliyor.

Amerikan planına göre, Tel Afer’in güvenliğini, peşmerge ağırlıklı Irak Ordusu sağlayacak. Ayrıca, 15 Ekim’e kadar 5 bin peşmergenin aileleriyle birlikte Tel Afer’e yerleştirileceği belirtildi.

KUKLA DEVLET’İN SINIRLARININ GÜVENLİĞİ İÇİN

İşte bu gelişme, saldırının gerçek hedefini de ortaya koyuyor. Amerikan işgalinin başından itibaren kentte hakimiyet oluşturamayan Amerikan güçleri ve peşmergeler, “çıbanbaşı” olarak gördükleri Tel Afer “tehlikesi”ni bertaraf etmeye karar vermişlerdi. İşin esas püf noktasında, Amerika’nın Irak’ın kuzeyinde tahkim etmeye çalıştığı Kukla Devlet’in konumu bulunuyor. Tel Afer, Amerikancı Kukla Devlet’in “potansiyel sınırları” içinde “Türkmenlerin kurtarılmış bölgesi” gibi duruyor. Amerika, Tel Afer saldırısıyla Kukla Devlet’in sınırlarını güvence altına almaya çalışıyor.

 

GÜL-POWELL ANLAŞMASININ 3. MADDESİ

Gül’ün Tel Afer operasyonundaki rolünü kanıtlayan en önemli olgulardan biri Amerikan Dışişleri Bakanı Powell ile yaptığı, kendi tarifiyle 2 sayfalık 9 maddelik anlaşma. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 13 Temmuz’da partisinin İstanbul İl Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında ABD’yle AKP Hükümeti arasında gizli bir mutabakat yapıldığını açıkladı. Perinçek’in açıkladığı Gül-Powell mutabakatının üçüncü maddesi şöyleydi:

“ ‘Kürdistan’ sınırları içinde kalan ve özellikle Kerkük, Musul ve Süleymaniye’deki Türkmenler ABD tarafından güvenli bir  şekilde başta Bağdat ve diğer güney Irak şehirlerine nakledilecek. ABD yetkilileri göç edecek olan tüm Türkmenlere iş olanakları sağlayacak.”

Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell 2 Nisan’da Türkiye’ye gelmiş ve Gül’le görüşmüştü. Daha sonra da basının karşısına çıkmışlar ve soruları yanıtlamışlardı.

Yaklaşık bir ay sonra, Gül, Powell’la yaptığı görüşmenin perde arkasını Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na anlatıyordu. Gül, 24 Mayıs 2003’te Gül Sertoğlu’na şunu söyledi: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (Eliyle koltuğa vuruyor) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”

Perinçek’in basın toplantısında açıkladığı mutabakatın bir kısmı uygulamaya sokuldu, bir kısmıysa uygulamaya çalışılıyor.

Mutabakatın diğer maddeleri de şöyle:

– Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.

– Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtta bulunmayacak.

– PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.

– Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askerî makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD hükümeti, “Kürt halkına karşı şiddet kullandığı ve soykırımı uygulandığı” çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek.

– Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askerî birlik verecek.

– Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak, bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına göre ayarlanacak, Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının görev alanları ve yetkileri genişletilecek.

– Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve sözümona ‘Kürdistan’ adı verilen kukla devlet, resmen ilan edildikten sonra, Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin, kukla devletin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak.

– Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkacak.

– PKK/KADEK yasallaştırılacak.

–  Kamu Reformu Yasası ve yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Türkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.

– Dört yılda aşamalı olarak federasyona geçiş: Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terkederek, federasyona geçecek.

– Kıbrıs’ta Denktaş devredışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.

– Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan “it dalaşı” sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.

– Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak.

 

NEDEN TEL AFER?

  1. Tel Afer bölgesi Irak’ın kuzeyinde en stratejik noktalardan biri olarak tanımlanıyor. Tel Afer, hem Suriye hem de Türkiye sınırına çok yakın bir bölgede bulunuyor. Şehir merkezinde 300 bini aşkın nüfusun tamamına yakını Türkmenlerden oluşuyor.
  2. Kerkük-Yumurtalık boru hattının güzergahında yer alan Tel Afer’in 23 kilometre kuzeyinde Kesikköprü adı verilen mevkide boru hattının istasyonu bulunuyor.
  3. Tel Afer’in hemen kuzeyindeki Ayn Zalah’da ise Musul petrollerinin işlendiği bir rafineri bulunduğu belirtiliyor. Tel Afer ve Musul arasında kalan topraklarda petrol kuyuları da bulunuyor.
  4. Tel Afer ayrıca, Türkiye’nin savaşın çok öncesinden itibaren Kuzey Irak’taki Kukla Devlet’in ekonomik kaynaklarını kesmek için gündeme getirdiği ancak ABD’nin engellediği ikinci sınır kapısının da güzergahında yer alıyor.
  5. Amerikan güçleri Bağdat’a girdikten üç gün sonra Tel Afer’e de girdiler. Barzani’ye bağlı Peşmergeler Musul’la birlikte Tel Afer’e de 11 Nisan 2003’te girdi. Ama özellikle Irak’ın kuzeyindeki Kerkük ve Musul gibi kentlerde bile belli ölçüde siyasi hakimiyeti sağlayan KDP e KYB unsurları Tel Afer’de bunu sağlayamadı.

 

TELAFER BOMBALANIRKEN

GÜL “KÜRDİSTAN HAVAYOLLARI” TEKLİFİNİ KONUŞUYORDU

ABD’nin Tel Afer’deki Türkmen kıyımı sırasında Ankara’nın Kuzey Irak’tan iki ayrı konuğu vardır. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ABD’nin saldırısını “Türkmenlerle ilgisi yok” açıklamasıyla perdelemeye çalıştığı saatlerde, aynı zamanda bu iki isimle de görüşmeler yapıyordu.

Ziyaretçilerden ilki, KDP’nin iki numaralı ismi Necirvan Barzanii; ikincisi ise KYB lideri Celal Talabani’dir.

Gül önce Necirvan Barzani ile görüşür. Bakanlıktan çıkan Barzani, “Kürdistan Havayolları için Türk hava sahasının açılmasında, Türk hükümeti bize yardımcı olacak!” der. Barzani konuşurken, Tel Afer’de Türkmenlerin üzerine bomba yağıyordur!

Gül daha sonra Celal Talabani ile görüşür. Talabani’nin yaptığı açıklama da Barzani’nin ki kadar dikkat çekicidir. Talabani, Gül’e şu teklifi sunar: “Türk kamyon şoförleri bizim istediğimiz güzergahtan geçerse, konvoyun güvenliğini sağlarız.”

Ankara’daki “rahatsız” çevreler, iki açıklamayı da, Gül’ün Henri Barkey’e söylediği, “hükümetimiz Kürt federe devletine karşı değildir” şeklindeki açıklamasının sonucuna bağlıyorlar.

, ,

Yorum bırakın

POWELL-GÜL GİZLİ MUTABAKATI YÜRÜRLÜKTE – KUKLA DEVLET İNCİRLİK’TEN KORUNUYOR

POWELL-GÜL GİZLİ MUTABAKATI YÜRÜRLÜKTE

Kukla devlet İncirlik’ten korunuyor

Erdoğan-Gül ikilisi, ABD tezkeresi 1 Mart’ta reddedilince, “gizli mutabakat”la tezkereyi TBMM’nin etrafından dolanarak uygulamaya koydular. 23 Haziran kararı, ABD için sadece rotasyon değil, esas olarak kukla devletin korunması anlamına geliyor. ABD’nin gündeminde, rotasyonun ardından, “operasyonel kuvvet”le İncirlik’ten bölgeye müdahale planı var. ABD, Türkiye’nin batısından kuzeydoğusuna kadar uzanan bölgelere üs kurarak ülkemizi kuşatıyor…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
18 Ocak 2004

Türk Milletinin ve TBMM’nin iradesi, 1 Mart tezkeresini reddederek ABD askerlerinin Türkiye’yi işgaline geçit vermeyince, Erdoğan-Gül ikilisi 3 Kasım seçimlerinin diyeti olarak “gizli mutabakat” imzaladı ve bu mutabakat doğrultusunda hazırladığı gizli kararlarla, ABD adına TBMM’nin etrafından dolanarak tezkereyi dolaylı kabul ettiler.

Erdoğan-Gül ikilisi, Türkiye’nin milli politikalarını hiçe sayarak, ABD ile imzaladıkları “gizli mutabakat”ın gereklerini Washington yönetimi adına yerine getirdiler… Özellikle Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in 15-19 Haziran tarihli ABD ziyareti, mutabakatın birçok maddesinin yürürlüğe konulması kapsamında değerlendiriliyor.

TARİH TARİH, GİZLİ MUTABAKAT

Tarih 2 Nisan 2003: Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’la “gizli mutabakat” imzaladı.

Tarih 24 Mayıs 2003: Gül, Powell’la yaptığı görüşmenin perde arkasını Vatan gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na anlattı: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”

Tarih 26 Haziran 2003: Ulusal Kanal muhabiri Özer Çetinkaya, Gül’e Sedat Sertoğlu’na verdiği röportajı hatırlattı ve “ABD’yle yapılan gizli anlaşmayı” sordu. Gül, “Böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum” yanıtını verdi.

Tarih 13 Temmuz 2003: İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, partisinin İstanbul İl Merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla “gizli mutabakat”ı açıkladı.

Tarih 17 Temmuz 2003: Abdullah Gül, Filistin Dışişleri Bakanı Nebil Şaat’la görüşmesinin ardından basınla yaptığı sohbet sırasında şöyle diyor: “Tezkerenin reddinden sonra Powell’ın Türkiye’ye yaptığı ziyarette bölgede yapılması gerekenleri beraber kararlaştırdık.”

ROTASYON BAHANE, NİHAİ AMAÇ KONUŞLANMA

ABD, 1 Mart 2003 tarihinden sonra, Türkiye’ye asker konuşlandırma amacından vazgeçmedi. ABD’nin Almanya’da bulunan 90 bin askerini Türkiye’ye yerleştirmek istediği, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marc Grossmann’ın 9 Aralık 2003 tarihli Türkiye ziyaretinde de gündeme geldi.

ABD askerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi için bulunan pratik yol; “Rotasyon, transit geçiş, geçici operasyonel kuvvet bulundurma” adı altında başta İncirlik olmak üzere bazı havaalanı ve limanların kullanılmasıydı. Gül-Powell gizli mutabakatının 5. maddesi yürürlüğe konulmalıydı: “Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak.”

ABD’nin amacı Kukla Devleti koruyacak ve Ortadoğu’da operasyon yapacak “geçici kuvvet” bulundurmak; nihai amacı Türkiye’ye asker yerleştirmek; bahanesi ise “rotasyon”!

Erdoğan-Gül ikilisi, 5. maddenin yürürlüğe konulması için “1 Mart tezkeresinin dolaylı kabulü” anlamına gelen 23 Haziran 2003 tarihli 5755 sayılı gizli kararı çıkardılar. Bu kararın gizliliği 16 Kasım 2003’te kaldırıldı ancak Resmi Gazetede yayımlanmadı. Bakanlar Kurulu’nun 5755 sayılı “Gizliliği kaldırılmış kararı” şöyle: “BM Güvenlik Konseyi’nin Irak’ın bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü teyit eden istikrar ve güvenliğin sağlanması, yeniden yapılanması ve bu ülkeye insani ve diğer yardımların ulaştırılabilmesine ilişkin 22 Mayıs 2003 tarihli ve 1483 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin faaliyetler kapsamında, Genelkurmay Başkanlığı’nca belirlenecek ilkeler ve usuller ile tespit edilecek liman, havaalanı, tesis ve üslerin söz konusu kararda amaçlar doğrultusunda dost ve müttefik ülkelerce askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dahil lojistik destek maksadıyla, bu kararname tarihinden itibaren 1 yıl süre ile kullanılmasına izin verilmesi 23 Haziran 2003 tarihinde kararlaştırılmıştır.”

ERDOĞAN TOPU GENELKURMAY’A ATTI

Erdoğan-Gül ikilisi, konu kamuoyuna yansıyana kadar suskun kaldı! ABD basını, İncirlik’in “rotasyon”a 1 Ocak 2004’te açıldığını, 7 Ocak’tan itibaren rotasyonun başladığını yazınca Hükümet yetkilileri “olağandışı bir durum olmadığını” söylemekle yetindiler. Öyle ki, Başbakan Tayip Erdoğan, 11 Ocak’ta gazetecilerin ısrarlı soruları karşısında topu Genelkurmay Başkanı’na attı. Basına yansıyan gelişmelerin resmi açıklama olmadığını söyleyen Erdoğan, resmi açıklamanın Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılacağını açıkladı. 12 Ocak 2004 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısının en önemli gündem maddesi, konunun kamuoyuna “nasıl yutturulacağıydı?” Toplantı sonrasında basının karşısına çıkan Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, konuyu 1483 sayılı BM kararına dayandırdıklarını belirtti: “1483 sayılı BM kararı çerçevesinde alınmış bir Bakanlar Kurulu kararıdır. Bunun gereğinin, ilke ve usullerinin tespiti de Genelkurmay Başkanlığımıza bırakılmıştır. Tartışılan konunun özü, Anayasa’nın 92. maddesi ve BM’nin 1483 sayılı kararı ve Bakanlar Kurulu kararıdır…” Bakan Çiçek, bir gazetecinin “Bakanlar Kurulu kararının 1 Mart tezkeresinden ne farkı var?” sorusuna, “Çok fark var. O gün, 1483 sayılı karar yoktu. O Meclis’in yurt dışına asker göndermesi, yabancı ülke askerlerinin başka ülkelere Türkiye üzerinden geçmesiydi. O zaman BM kararı yoktu” karşılığını verdi. Çiçek, Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca bu konuda bir Meclis kararına ihtiyaç olmadığını iddia etti. Ulusal Kanal’ın “asker konuşlandırılacak mı?” sorusuna Bakanlar Kurulu Sözcüsü Cemil Çiçek “hayır” yanıtını verdi.

HÜKÜMET, KARARI MİLLETTEN SAKLADI

Peki, hükümet, imzaladığı bir kararın arkasında neden duramadı? Topu neden Genelkurmay’a attı? Genelkurmay Başkanlığı, Başbakan Erdoğan’ın topu kendisine atmasına rağmen neden 5 gün boyunca resmi açıklama yapmadı, 16 Ocak’a kadar sustu?

  1. 23 Haziran 2003 Bakanlar Kurulu kararı, hükümetin “yok” dediği “gizli mutabakat”ın 5. maddesinin yürürlüğe konulması.
  2. Hükümet bu nedenle, kararın gizlilik süresi kalktığında, yani 16 Kasım’da, kararı Resmi Gazete’de yayımlatmadı.
  3. Kararın içeriği hukukumuza aykırı. BM Güvenlik Konseyi’nin 22 Mayıs 2003 tarihli 1483 sayılı kararı; a) Irak’ın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığının korunması yolunda b) güvenlik ve istikrarının sağlanması için c) insani yardım yapılmasını istiyor. Oysa, Irak’ın uluslararası hukuk çerçevesi içinde fiilen işgal altında olduğu bir durumda, işgali sürdürecek olan Amerikan askerilerine transit geçiş sağlamak, “insani yardım” olmayıp, tam tersine 1483 sayılı kararın ihlalidir.
  4. Hükümet, TBMM’yi by-pass ederek imzaladığı kararla, Anayasa’nın 92. maddesini ihlal etmektedir. Türkiye’de yabancı asker bulundurma yetkisine izin verme, 92. maddeye göre TBMM’nindir. Dışişleri yetkilileri ise 92. maddenin “… yabancı ülke askerlerinin Türkiye sınırları içinde bulundurulması …”nı kapsadığını, ancak ABD askerlerinin “Türkiye’de gecelemeden, uçak değiştirilmesini gerektirecek süre kadar bulunup, transit geçeceklerini” iddia ediyorlar. Hükümet’in hukuk dışı uygulamasına kılıf bulma yönünde yapılan bu açıklamalara, daha 1.5 yıl önce Türkiye’nin başbakanı olan Bülent Ecevit şu çarpıcı yanıtı verdi: “ABD askerlerinin Türkiye’ye kaşı kullanılmayacaklarına nasıl güvenebiliriz?”

AKP’NİN İNCİRLİK SAVUNMALARI

AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin’in 12 Ocak 2004 tarihli açıklaması: “Askerler transit geçiş için İncirlik Üssü’ne inip, buradan transfer edilecekler. Burada tezkere içeriğiyle ilgili bir konu yok. Şu anda Boğazlar’dan da transit geçen bir takım şeyler var

Aydınlık Başbakan’a soruyor: Ülkenin tartıştığı en önemli güvenlik sorununa Grup başkan vekilinizin gayrıciddi tutum sergilemesini nasıl değerlendirdiniz?

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 13 Ocak 2004’te “gizli kararı” şöyle savundu: “BM’nin üye ülkelere mecbur ettiği çerçeve içerisinde imkanlarımızı üye ülkelere açmıştık. Irak’ın istikrarına, güvenliğine ve Irak’a insani yardım yapacak ülkelere Türkiye imkanlarını açmıştı”

Aydınlık soruyor: BM sizi nasıl mecbur edebilir? BM, gizli kararı imzaladığınız tarihte, örneğin Güvenlik Konseyi üyesi olan Suriye’yi niye mecbur etmedi?

İNCİRLİK, ABD’NİN YALNIZCA ROTASYON YAPACAĞI BİR ÜS MÜDÜR?

İncirlik Üssü, ABD’nin 1. Körfez Savaşı sonrasında kukla devleti oluşturmak için, 36. paralelin üstünü, yani Irak’ın kuzeyini askeri yollarla korumuştu. Geçen 13 yıllık süre, ABD’nin İncirlik Üssü’nü kullanarak, PKK’ye silah ve yardım malzemesi dağıtmasından, İncirlik’ten kaldırdığı uçaklarla TSK helikopterlerini taciz etmesine kadar pek çok örnekle dolu.

İncirlik’in ne anlama geldiğini, ABD’nin kukla devlet için aktör rolü verdiği IKYB’nin Bölgesel Yönetim Sorumlusu Behram Salih açıkça itiraf etti: Salih, 12 Ocak 2004’te  NTV’ye verdiği demeçte Irak’ta federal bir yapı tesis edilmesi gerektiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Komşumuz Türkiye’nin, Türk dostlarımızın bunu anlaması çok önemli. Irak zaten bölünmüş durumda. Ortada bir Kürdistan var… Amerikalıların ve İngilizlerin, İncirlik’ten bize sağladığı koruma ile Irak’ın geri kalanından zaten bağımsızız.”

Behram Salih, Kerkük’ün coğrafi, tarihi olarak ve nüfus yapısı bakımından Kürdistan’ın bir parçası olduğunu iddia etti ve gerekirse bunun için referanduma gidilmesini istedi.

ABD açısından İncirlik’i kullanmanın rotasyondan daha çok şey ifade ettiğini bizzat ABD’li yetkililer açıklıyor. ABD’nin Avrupa’daki Hava Kuvvetleri Komutanı Robert Folesong, 14 Ocak 2004’te yaptığı açıklamada şöyle diyor: “Bu bizim için hem stratejik, hem de askeri olarak önemli. İncirlik’in Amerikan ordusuyla bağlantılandırılmasının bizim için yararının büyük olacağını düşünüyorum”

Kaldı ki, ABD’nin tek niyetinin rotasyon olmadığını açıkça ortaya koyan bir başka gelişme, Washington’un Ankara’dan Konya Üssü’nü de istemiş olması. Ulusal Kanal, 13 Ocak 2004’te, ABD’nin İncirlik’in yanı sıra Konya’daki hava üssünü de eğitim amaçlı kullanmak için talepte bulunduğunu gündeme getirdi. Habere göre, ABD, NATO kapsamında olmayan Konya Havaalanını Türkiye ile imzalanacak “özel bir mutabakatla” kullanmak istiyor. Ulusal Kanal’ın haberinden 3 gün sonra, ABD yetkililerinden itiraf geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Adam Ereli, 16 Ocak 2004’te “ABD Türkiye’de İncirlik dışında bir üs daha kullanmayı düşünüyor mu?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Dünya genelinde ABD askeri gücünün yeniden yerleştirilmesiyle ilgili bir düzenlemeye gidiyoruz. Bu düzenlemenin dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye üzerinde de etkisi olacak.”

ABD’NİN TÜRKİYE’Yİ KUŞATMA VE KUKLA DEVLETİ KORUMA ÜSLERİ

ABD, son bir ayda, batıdan başlayarak kuzeydoğuya kadar Türkiye’yi kuşatacak şekilde askeri konuşlanma yapıyor.

Batı’dan kuşatma

Balkan Bilgi Ağı, ABD’nin Balkanlarda 100 bin kişilik bir gücü sürekli faal tutmak için Bulgaristan, Romanya ve Makedonya’da yeni üsler açtığını duyurdu.

Güneybatıdan kuşatma

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Kipros Simera gazetesi, 12 Aralık 2003 tarihinde, ABD’nin İspanya’daki Maron Hava Üssü’nü Kıbrıs’a taşıyacağını açıkladı. Kipros Simera gazetesi, İngiltere’nin Kıbrıs’taki iki üssünden biri olan Agratur’un “ABD’nin ölüm üssü haline geleceğini” belirterek, “NATO üsleri Girit ve İncirlik’le birleşecek” ifadesini kullandı.

ABD’nin İspanya’daki üssünü Kıbrıs’taki İngiliz Agratur üssüne taşıma kararını değerlendiren KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, ABD’nin Türkiye’yi kontrol etmek için adaya askeri kuvvet getirdiğine dikkat çekti. Denktaş, Kıbrıs’taki ABD üssünün Türkiye’yle birlikte Ortadoğu ülkeleri ve Rusya için de bir tehdit oluşturacağını vurguladı.

Güneydoğudan kuşatma

6 Ocak’ta Ulusal Kanal’a değerlendirmelerde bulunan askeri bir uzman, ABD ve İsrail’in, Türkiye’nin ulusal güvenliği için Irak’ın kuzeyinde operasyon yapmasını ne pahasına olursa olsun engellemek istediğini, ABD’nin bu amaçla İncirlik kadar stratejik konumda olan K.Irak’taki üslerine son dönemde takviye yaptığını açıkladı. Askeri uzmana göre Telafar ve Musul’daki eski havaalanlarını askeri üsse dönüştüren ABD, üslere ağır bombardıman uçakları getirdi.

Kuzeydoğudan kuşatma

Gürcistan’daki ABD destekli darbenin ardından, Kafkaslardaki ABD askeri varlığının hissedilir oranda arttığı ve var olan üssün güçlendirildiği bildirildi.

23 Haziran 2003’te çıkarılan bu gizli kararın 9 gün sonrasında, 4 Temmuz 2004’te, Irak’ın kuzeyinde Türk askerinin kafasına çuval geçirildi. Ancak karar yırtılıp çöpe atılmadı!

ABD, İspanya’daki üssünü Kıbrıs’a taşıma kararı aldı. Denktaş uyardı: “ABD üssü Türkiye için tehdit oluşturur.” Ankara’dan tek bir tepki gelmedi!

1.5 yıl önceki Başbakan Ecevit uyardı: “ABD, Türkiye’yi Akdeniz ve güneydoğudan baskı altına aldı. Aynı zamanda her türlü amaç için kullanabileceği koskoca bir orduyu ‘operasyonel’ adı altında Türkiye’ye yığmaktadır.” Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin zaafa uğratılmasına, devletin ilgili kurumlarından tek bir tepki gelmedi!

İncirlik konusu gündemdeyken, IKYB’li Behram Salih açıkladı: “Amerikalıların, İncirlik’ten bize sağladığı koruma ile Irak’ın geri kalanından bağımsızız.” Irak’ın kuzeyinde “kırmızı hat”tı korumaya yönelik tek bir açıklama gelmedi!

Anayasa ihlal edilerek, Hükümetin Amerikan askerini dolaylı olarak ülkemize kabul etmesine, devletin merkezi kurumlarından tek bir tepki gelmedi?

Hükümet, Türk milletini gerçekdışı açıklamalarla oyalarken, 3 günde 700 Amerikan postalı yurdumuzu çiğnedi! Daha nereye kadar???

—–

İŞÇİ PARTİSİ GENEL BAŞKANI DOĞU PERİNÇEK:
”Gizli Mutabakat’ın İncirlik’ten başka maddeleri de var”
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 15 Ocak 2004’te Partisinin İstanbul İl Merkezi’nde bir basın toplantısı yaparak, AKP hükümeti ile ABD arasında yapılan Gizli Mutabakatın İncirlik dışındaki hükümlerini bir kez daha açıkladı. Perinçek, 13 Temmuz 2003 günü yaptığı basın toplantısında Gizli Mutabakatı madde madde açıkladığına dikkat çekerek kamuoyuna şu bilgileri verdi:
İncirlik’in Amerikan Ordusu’na açıldığını öğrenmek için, dört gün önceki Wall Street Journall’in haberini beklemeye gerek yoktu. 13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında açıklamıştım. ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Gül arasında 2 Nisan 2003 günü yapılan görüşmelerde iki sayfalık ve 9 maddelik bir mutabakat metni kabul edilmişti. İncirlik’in ABD savaş uçaklarına açılması taahhüdü o mutabakatta bulunuyordu. Gül, bu gizli antlaşmayı Sedat Sertoğlu’na itiraf etmişti.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal’in 15-19 Haziran 2003 tarihleri arasındaki Washington temasları, Gizli Mutabakat zemininde yürütülmüştür. Ziyal’in temaslardan sonra Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı özel toplantıda, verdiği bilgiler de Gizli Mutabakat ile aynı yöndeydi.
Erdoğan-Gül hükümeti, 23 Haziran 2003 tarihli Gizli Kararnameyi bu mutabakat metnini esas alarak kabul etti. 11 Türk subay ve astsubayının bir ABD bölüğü tarafından Süleymaniye’de esir alınmasından sonra, hükümet ile ABD hükümetinin yetkili kıldığı üst düzey yöneticiler arasında çok gizli görüşmeler yapıldı ve daha kapsamlı bir mutabakata varıldı.
Genelkurmay’ın 13 Temmuz 2003 günlü basın toplantısında da belirttiğim üzere, Gizli Mutabakat’tan haberi vardır. Bazı noktalara itiraz ettiği belirtilmekteydi. Genelkurmay’ın razı edilmesi işlemi, bu nedenle 30 Ağustos sonrasına bırakılmıştı. 13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında, ABD ile Türkiye arasındaki Gizli Mutabakat’ı 14 maddede özetleyerek kamuoyuna açıkladım ve 16 Temmuz 2003 günü TBMM üyelerine yazdığım bir mektupla tek tek bütün milletvekillerine bildirdim. Gerek basın toplantımda gerekse milletvekillerine yazdığım mektupta, Gizli Mutabakat’ın 5. maddesi gereği, Erdoğan hükümetinin, İran'a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askerî harekâtlarda, ABD'ye şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlama taahhüdü altına girdiği belirtiliyordu.
Gizli Mutabakat maddelerin çoğu hayata geçirilmektedir ve önümüzdeki dönemde hepsi tekrar tekrar kamuoyunun önüne gelecektir.
GİZLİ MUTABAKATIN ÖZETİ
1.Türk askeri Irak'ın kuzeyinden çekilecek.
2.Türk ordusunun sınır harekâtlarına son verilecek.
3.PKK/KADEK'E karşı Türkiye içinde yapılacak askerî harekâtlar için, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.
4.Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK'ya karşı ABD'nin onayını almadan askerî harekâtta bulunursa, Türkiye'ye ambargo ve askerî yaptırım uygulanabilecek.
5.ABD'nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek verilecek.
6.Türk ordusunun asker ve silah gücü indirilecek.
7.Irak'ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devlet, Türkiye tarafından resmen tanınacak.
8.PKK/KADEK elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.
9.PKK/KADEK yasallaştırılacak.
10.Hazırlanan Yerel Yönetimler Yasasıyla belediyeler özerkleştirilecek.
11.Türkiye'de dört yıl içinde aşamalı olarak federasyona geçilecek.
12.Kıbrıs'ta, Denktaş "Arafat modeli" uygulanarak devredışı bırakılacak ve  Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.
13.Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.
14.Ermenistan'a yönelik kısıtlamalar kaldırılacaktır.
GİZLİ MUTABAKATIN TEMMUZ AYINDA AÇIKLAMADIĞIM MADDESİ
13 Temmuz 2003 günü yaptığım basın toplantısında, gizli görüşmeler ve Gizli Mutabakat hakkında “bugün açıklanmasını uygun bulmadığım” maddeleri ilerde açıklayacağımı belirtmiştim. O zaman kamuoyunda ve özellikle Türkmenler arasında bir telaş yaratmaması için, şu maddenin açıklanmasını ileri tarihe bırakmıştım:
Kuzey Irak’taki Kürdistan sınırları içinde, özellikle Kerkük, Süleymaniye ve Musul’da yaşayan Türkmenler, ABD tarafından güvenli biçimde Bağdat'a ve Irak'ın diğer bölgelerine taşınacak, onlara taşındıkları yerlerde iş olanakları sağlanacak.
KUKLA KÜRT DEVLETİNE BEKÇİLİK İNCİRLİK'TEN YAPILIYOR
1990 sonrası Türkiye hükümetleri, ABD ve İsrail’in Kuzey Irak’ta bir kukla devlet kurmalarına destek olmuşlardır. Ortadoğu’da ikinci bir İsrail işlevi gören bu devlet, şimdi genişleme aşamasına gelmiştir. ABD ve İsrail için vazgeçilmez olan bu kukla devlet, ancak güneye ve kuzeye doğru genişleyerek varlığını sürdürebilir.
Genişlemenin birinci aşaması, artık uygulanmaktadır. Kukla devlet, güneye petrole, Kerkük’e doğru genişletilmektedir. ABD, bu uygulamanın güvenliğini İncirlik’ten sağlamaktadır. İncirlik, bugün Irak'ın toprak bütünlüğünü, Irak halkını ve Irak Türkmenlerini vuran bir merkezdir. İkinci aşama, kuzeye, yani Türkiye'ye doğru olacaktır. Bunun hazırlıkları da başlamıştır.
İncirlik üssünün ve ABD’nin Türkiye’den istediği diğer askerî kolaylıkların tek bir amacı vardır: Kuzey Irak’taki Kukla devletin bekçiliğini yapmak ve genişleme operasyonunu yürütmek. Tayyip Erdoğan yönetimi, İncirlik’i ABD’ye açarak ve diğer askeri kolaylıkları sağlayarak, açıkça Türkiye'nin bölünmesine, bilerek hizmet etmektedir. Tayyip Erdoğan yönetimi, Türk Ceza Kanununda tanımlanan en ağır suçu işlemektedirler.
BU İKTİDARDAN KURTULMAK YAKICI SORUN
Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisi, ABD tarafından iktidara getirildikleri günden beri Türkiye'yi içerden vurmaktadır. Bu ihanet mutabakatını kabul eden ve uygulamaya geçen iktidar meşruluğunu kaybetmiştir. Bu iktidar, 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde yeni
mevziler elde ederse, Türkiye'yi bölmeye hizmet eden Gizli Mutabakatları uygulamada yeni bir atağa geçecektir. Bu iktidardan kurtulmak, Türkiye için varlık yokluk sorunudur.
DERHAL MİLLİ HÜKÜMET
Türkiye'nin ABD'den gelen tehdide karşı bütün kuvvetini ve imkânlarını harekete geçirmesi, ertelenemez bir görevdir. Bunu başarmak için milli bir hükümetin kurulması şarttır.

—-

ABD ASKERLERİNİN BİZE KARŞI KULLANILMAYACAĞINA NASIL GÜVENİLİR?

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, 13 Ocak 2003’te yaptığı yazılı açıklamada, “ABD, Türkiye’de 60 bin asker görevlendirecekmiş. Ama bu güç Türkiye’de yerleşik bir askeri güç olarak değil, sadece ‘operasyonel’ nitelikte olacakmış. O nedenle de Türk Hükümeti’nin Meclis’den izin almasına gerek olmayacakmış” ifadelerini kullanarak şunları kaydetti:

“Diyelim ki Amerikan yönetiminin iddiası doğrudur. Ama Irak işgal edildikten sonra yanı başımızda o kadar büyük bir askeri güce gereksinme var mıdır? 60 bin kişilik gücün, Türkiye’ye karşı da kullanılmayacağına nasıl güvenilir?  Gerçek şu ki, Türkiye ile Amerika arasında tek kanatlı bir pazarlık yapılmıştır ve bu pazarlıkta Amerika tüm isteklerini kabul ettirmişken Türkiye herhangi bir haklı isteğini gündeme bile getirmemiştir. Tam tersine, Amerika, Türkiye’nin Kıbrıs’taki haklı isteklerini gözardı etmektedir. Bir yandan da Türkiye’nin güneyinde bir Kürt devletini adım adım kurdurmaktadır. Böylece hem Akdeniz’de hem de Güneydoğumuzda Amerika, Türkiye’yi ağır baskı altına almaktadır.  Bunları yaparken de gereğinde her türlü amaç için kullanabileceği koskoca bir orduyu ‘operasyonel’ adı altında Türkiye’ye yığmaktadır. Buna karşılık Türkiye, Kuzey Irak’la ve Kıbrıs’la ilgili haklı isteklerini bile gereğince gündeme getirememektedir.”

—-

ABD ASKERLERİNİN NE KADAR KALACAĞINA KİM KARAR VERECEK?

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 13 Ocak 2004’te CHP Gurubu’nda yaptığı konuşmada, İncirlik Üssü’nün kullanılması ile ilgili kararnamenin hukuki niteliğinin tartışmalı olduğunu, Anayasal dayanağının bulunmadığını bildirerek, Danıştay’ın kararnameyi iptal edebileceğini söyledi. Baykal, “Hükümet her zaman olduğu gibi hukuku, Anayasal gerekleri dikkate almadan, üstelik gizli kapaklı halkın dikkatinden kaçırarak olup bitti içine girdi ve bunda da suçüstü yakalandı” diye konuştu. “Anayasa’nın Türkiye’ye yabancı asker gelmesi ya da asker gönderilmesinin TBMM kararına bağlı olduğunu kesin bir şekilde hüküm altına aldığını” belirten Baykal konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ne kadar kalacağına kim karar verecektir, neye göre karar verecektir? Hüküm çok net ve açıktır. Merasim gereği gelecek bandolar dışında tek bir asker bile olsa en kısa süre için de olsa Türkiye’ye geliş TBMM’nin kararına bağlıdır.” BM’nin 1483 sayılı kararının da böyle bir işleme izin vermediğini söyleyen Baykal, Danıştay’ın “Hukuki niteliği tartışmalı” bu kararnameyi iptal edebileceğini savundu.

 

—-

HÜKÜMET, TBMM ÖNÜNDE HESAP VERMELİ

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, 14 Ocak 2004’te yaptığı açıklamada, Hükümet’in İncirlik’i Meclis’ten ve milletten saklayarak yabancı silahlı kuvvetlere açtığını belirtti. AKP’nin BM Güvenlik Konseyi’nin Irak’la ilgili kararının arkasına saklandığına işaret eden Ağar, “karar, Irak’ta silahlı müdahalede bulunan güçlere değil, Irak halkına insani yardım talebini içermektedir” dedi. Anayasa’nın 92. maddesini hatırlatan Mehmet Ağar, Türkiye topraklarına yabancı askerlerin gelişine sadece Meclis’in izin verebileceğini vurguladı. Hükümetin vahim bir hata işlediğini kaydeden DYP lideri, “Hükümet’in Meclis önünde hesap vermesini bekliyoruz.” dedi.

 

—-

AMERİKAN CUMHURİYETİ ÇÖKÜYOR

Amerikalı siyaset bilimci Prof. Dr. James Petras, 11 Ocak 2004’te, Halkevleri, Mülkiyeliler Birliği ve Cosmopolitik dergisi tarafından ortaklaşa düzenlenen “Emperyalizm, Küreselleşme veDireniş” konulu konferansta konuştu.

ABD’nin, Irak’taki askeri kayıpları ve savaşın ekonomik maliyetinin yüksekliği nedeniyle İran, Suriye ve Küba gibi ülkelere savaş açma cesaretinin pek kalmadığını savunan Petras, “ABD belli bölgeleri işgal edebiliyor ama bu bölgeleri yönetecek yönetimleri oluşturamıyor” dedi. ABD için asıl sorunun, dışarıdaki emperyal askeri operasyonların aşırı genişlemesi ve bu operasyonların maliyetinin aşırı artmasından değil, iç ekonomiden kaynaklandığını ifade eden Petras, “ABD imparatorluğu dışarıda genişler ve yükselirken, Amerikan Cumhuriyeti içeride çöküyor” dedi. ABD’nin büyük bir bütçe ve dış ticaret açığı bulunduğunu belirten Petras, ABD’nin bu açığı ve askeri operasyonların maliyetini, Çin ve Japonya başta olmak üzere dışarıya satılan hazine bonoları ile içeride eğitim, sağlık ve emeklilik başta olmak üzere sosyal hizmetlerdeki hakların kısıtlanmasından elde edilen kaynaklarla karşıladığını bildirdi.  “ABD halkı da askeri operasyonları finanse etmek için sömürülüyor” diyen Petras, halkın bu duruma, eski komünizm tehdidinin yerini alan “sürekli uluslararası terörizm tehdidi” ile ikna edildiğini, “herkesin yatağının altında bir Bin Ladin olduğunu düşündüğünü” savundu.  ABD’de “sürekli turuncu, kırmızı alarmlar verildiğini, sürekli uçakların kaçırılıp binalara intihar saldırıları düzenleneceği sanısına yol açan bir atmosfer oluşturulduğuna” dikkat çeken Petras, “Uluslararası terörizme karşı savaş kavramı, ABD’de sürekli düşen yaşam standartlarının, askeri harcamaların artmasının ve ABD’nin Orta Doğu’da yayılmasının meşrulaştırılması için kullanılıyor” dedi.

 

—–

BARZANİ’YE SUKİAST HABERLERİ

7 Mart 2003 tarihli Özgür Politika gazetesinde, Mehmet Özgül imzalı yazıda, Türk Genelkurmay’ının KDP lideri Barzani’ye suikast yapacağı iddia edilmişti. Özgür Politika’da provokasyon amacıyla yazılan iddia, zamanlama açısından da dikkat çekmişti. 7 Mart 2003, ABD’nin Irak’a saldırısının hemen öncesi ve Türkiye’nin K.Irak konusunda alacağı tutumu tartıştığı dönemdi. Yazının ilgili bölümünü hatırlatalım: “Güneylilerin Türk devletinin gerçek niyetini anlamasında ve tepkilerini yoğunlaştırmasında geçenlerde gözaltına alınıp tutuklanan Türkmen Güvenlik Daire Başkanı ile birlikte ele geçirilen bir sabotaj ve provokasyon timinin verdiği bilgilerin de rolü var. Bu provokasyon timinin, Türk ve Irak istihbarat birimlerinin birlikte gizli operasyonlara girişeceği, Türk Genelkurmayı’na bağlı özel birimlerin Güney Kürdistan’da kitlesel katliamlar planladığı, KDP Lideri Mesut Barzani’ye suikast yapılacağı, yabancı ajans ve basın mensuplarının öldürülerek provokasyon yaratılacağı gibi bir dizi tertip peşinde olunduğunu itiraf ettikleri bildiriliyor.”

Bir yıl önceki iddialar, benzer bir süreçte yeniden piyasaya sürüldü. ABD ve İsrail’in arkasında olduğu bilinen pek çok Ortadoğu internet sitesi, “Barzaniye suikast” haberleri yayınladı.

Aynı süreçte Türk basınında da dikkat çeken bir senaryo gündeme geldi. Güneri Civaoğlu, 31 Aralık 2003 tarihli Milliyet gazetesindeki köşesinde bu senaryoyu okurlarına aktardı: “2004 baharının ilk günleri… Irak karışmış. Irak’taki İngiliz kuvvetleri, Basra kenti dışında kontrolü tamamen yitirmişler. Şiilerin isyanı yayılıyor. Günde en az 30 intihar saldırısı ile ABD kuvvetleri bunalmıştır. Bağdat ve çevresine sıkışmıştır. KDP Başkanı Mesud Barzani, ocak ayında bir bombalı saldırıyla yaşamını yitirmiştir. Meydan, her nabza şerbet veren Celal Talabani’ye kalmıştır. ABD, Kürtleri destekleyen İsrail tarafından etkisiz hale getirilecektir.Artık sahne, cumhuriyetin ilanını amaçlayan Talabani ve onun önünü kesmek için anlaşan Türkiye–İran-Suriye’nindir. Ve Ankara’dan işaret gelir, her şey 48 saat içinde başlar, tamamlanır. Dohuk-Akra hattı artık Türklerindir. İran kuvvetleri ise Erbil ve Süleymaniye’yi Talabani güçlerinden temizlemişlerdir. Kerkük ise Arap–Türkmen çoğunluğun kontrolüne geçmiştir. Talabani, İsrailli uzmanlar yardımıyla kaçırılmıştır. Kuveyt’tedir. Avrupalılar, BM’yi devreye sokmuşlardır. BM, ABD’nin karşılık vermesini önlemek üzere, Irak’ta düzeni, Barış Gücü ile kendinsin sağlayacağını ve kısa sürede Irak’ı Iraklılara bırakacak planını açıklamıştır. Bu bir senaryodur. Duyarlı alanlara yakın “M5 Dergisi”nde yayımlandı. Özetle yansıttım. Burası Orta–Doğu… Ama Atatürk’ün laik Türkiye’si çöl kumlarının rüzgarları, güneş ışınlarıyla, şeriatla, üfürükle, tekkelerle oluşturduğu bir ‘serap’ ülkesi değil.”

, ,

Yorum bırakın

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ

ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ
Türkiye’ye teslim bayrağı çektirme planı

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereği, Türk askeri Irak’a gönderilmek isteniyor. Kamuoyunu ve Meclis’i ablukaya almak için yürütülen “psikolojik savaş”ta, önce Özkök’ün, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanına başvuruldu. Ancak plan işlemedi. Erdoğan-Gül ikilisi, “devlet kararı” çıkartamadı!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi

ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereğince hazırlanan “Mehmetçik’i Coni’ye kalkan yapma” planı için düğmeye bir kez daha, 5 Ağustos’ta basıldı. 6 Ağustos 2003 tarihli gazetelerin manşetleri, “Asker gidiyor” şeklindeydi. 5 Ağustos’taki, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında yapılan ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı Gül, Savunma Bakanı Gönül, İçişleri Bakanı Aksu ile Dışişleri ve MİT müsteşarlarının da katıldığı zirvede “Özkök ikna edilmişti” ve 7 Ağustos’ta yapılacak Sezer-Erdoğan-Özkök zirvesinde de “karar kesinleştirilecekti.”

Asker göndermek için de 4 koşul belirlenmişti: 1) Türkiye sadece güvenlik değil siyasi yapılanmada da etkili olmalı. 2) PKK bitmeden Bağdat’a asker yollanamaz. 3) Mutlaka davet edilerek asker yollanmalı. 4) Bölge ülkeleri ikna edilmeden olmaz.

Aynı haberin, birçok gazetede aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılması, dikkatli okurların gözünden kaçmamıştı.

TÜRKİYE’YE KARŞI ‘PSİKOLOJİK SAVAŞ’

Türkiye, tek bir adresten çıkan bir psikolojik savaşla karşı karşıyaydı! İkna edildiğini söyledikleri Org. Özkök’ün, 7 Ağustos’ta Sezer ve Erdoğan’la yapacağı zirvede kesinleştirecekleri karar kesinleşmedi. Çünkü, zirve yapılmadı! Ancak, kampanya tüm hızıyla sürdürüldü. Kamuoyu, 5 gün boyunca “Türk askerinin neredeyse Bağdat’a ulaştığı” yalanına alıştırılmaya çalışıldı.

ABD adına kampanya yürütenler, 12 Ağustos’ta yapılacak zirve günü ise Erdoğan-Gül ikilisin istedikleri şekilde manşetlerle çıktılar okurlarının karşısına… Daha önce ikna edilen Org. Özkök’ün görevi, Erdoğan’la birlikte Sezer’i ikna etmekti! Saat 15:00’te yapılacak zirvede Sezer ikna edildikten ve “hükümet kararı yerine devlet kararı” oluşturulduktan sonra, saat 17:00’de Bakanlar Kurulu toplanacaktı.

BAKANLAR KURULU İPTAL EDİLDİ

Ama olmadı… Öğlen saatlerinde Başbakanlıktan yapılan yazılı bir açıklamada, Bakanlar Kurulu toplantısının ileri bir tarihe ertelendiği yazıyordu. Nedeni belirtilmeden!..

Oysa daha sabah saatlerinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan şunları söylemişti: “İşi en geniş manada ele alıp, bunların hepsini görüşeceğiz, ondan sonra da zirve kararı ortaya çıkacak. Bugün zirve toplantısında, sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, sayın İçişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri Bakanımız ile toplantı yapacağız. Zirveden sonra da, gerekli açıklama, zirve açıklaması olarak yapılacaktır.”

Oysa, Başbakan’ın zirveye katılacağını belirttiği bakanların bir kısmı zirvede yoktu. Zirve sonrasında kısa bir açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sermet Atacanlı “Türkiye’nin bu alandaki uluslararası çabalara olası katkısının kapsam nitelik ve çerçevesi ilgili makamlarımız arasındaki bu eşgüdümlü çalışmanın ardından ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği biçim ve ölçüde ülkemizin demokratik karar alma süreci içerisinde belirlenecektir.” dedi. Bu açıklamadan da anlaşılıyordu ki, Erdoğan-Gül ikilisinin ABD’ye verdiği “kısa zamanda asker gönderme” sözü gerçekleşmiyordu… Ancak, “Mehmetçik’in kanını satma lobisi” usanmadı. Ertesi gün çıkan gazetelerin zirve haberleri yine aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılmıştı. Yine tek adresten çıktığı belli olan haberlerde, Sezer’in “Uluslararası meşruiyetten vazgeçtiği”, “Oydaşma demediği” belirtilerek, kamuoyuna, “Sezer tam olarak ikna olmasa bile karşı da çıkmadı” mesajı verilmişti. Daha bir gün önce “Zirve sonrasında Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı ve karar alacağı belirtilen haberler” hiç yazılmamış gibi unutularak, “kararı Meclis verecek” manşetlerine çevrildi ve Bakanlar Kurulu toplantısının ertelendiği es geçildi!

SEZER “GÖREVLİ BASIN”I YALANLADI

13 Ağustos tarihli “Sezer’i hedef alan” manşetlere Cumhurbaşkanlığı’ndan hemen yanıt geldi.

Çankaya Köşkü’nden yapılan açıklamada, “Anayasamızın 92. maddesine göre, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine, ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, TBMM’nindir. Dolayısıyla, bu konuda karar vermek ve uluslararası meşruiyet koşulunun bulunup bulunmadığını takdir etmek, ulusal iradenin oluştuğu TBMM’nin yetkisindedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer daha önceki konuşmalarında da bu noktaya vurgu yapmış olup, kamuoyuna açıklanmış bu görüşlerinde bir değişiklik bulunmamaktadır.” denildi.

ABD’NİN “ASKER GÖNDERME” PLANI

Peki bu noktaya nasıl gelindi? Önce Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, ABD’ye gitti ve Türkiye’nin bölgede birlikte davranma iradesinde olunduğunu Bush Yönetimi’ne iletti. Tam bu sıralarda ABD’yle, AKP Hükümeti arasındaki gizli mutabakat imzalandı. Bu mutabakatın ilk maddesi Türk askerinin Irak’ın kuzeyinden çıkarılması, ardından Irak’a asker gönderilmesiydi. Bu mutabakata göre, öncelikle tabur seviyesinde bir askeri birliğin gönderilmesi benimsenmişti.

SEZER’E 92. MADDE BASKISI

1 Mart’ta reddedilen tezkerenin akıbetine uğramamak için hazırlanan plana göre “görevli basın” aracılığıyla hem kamuoyu hazırlanacak, hem de “karşıt” AKP milletvekilleri ikna edilecekti. Bunun için, önce Özkök’ün ikna edildiği, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanları piyasaya sürüldü. “Hükümet kararı yerine devlet kararı çıkarmak” kamuoyundan gelecek yüksek sesleri de kesecekti! Zirve’de, Anayasa’ınn 92 maddesi üzerinden, Cumhurbaşkanı Sezer’e baskı uygulandı. Maddenin ilgili fıkrasında, Meclis’in tatilde olduğu durumlarda, yetkinin TSK’nın başkomutanı durumundaki Cumhurbaşkanı’na ait olduğu belirtiliyor.

AKP GRUBU’NDAN K.IRAK UYARISI

Özkök ve Sezer’in sırayla ikna edildiği şeklindeki haberlerle, AKP içindeki “aykırı sesler” de engellenmiş olacaktı. Çünkü Erdoğan-Gül ikilisinin AKP grubu içinde yaptığı bir araştırmaya göre, 1 Mart’takinden daha fazla redçi milletvekili bulunuyordu. Üstelik kabinede de, asker gönderme kararına karşı çıkan önemli sayıda bakan olduğu biliniyordu.

13 Ağustos’ta açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, “Türkiye’nin Kuzey Irak’ta olmadığı bir tezkereyi Meclis’e getirmenin anlamı yoktur. Kuzey Irak’ı kapsamayan bir tezkere Meclis’ten oy almaz” dedi.

“ASKER GÖNDERME” KARARI YOK!

Durum, 12 Ağustos’ta, yani Zirve’nin yapıldığı gün tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Herşeyden önce, Zirve’den “asker gönderme” kararı çıkmadı ve çıkmayacağı daha önceden belli olduğu için öğlen saatlerinde Bakanlar Kurulu toplantısı iptal edildi.

Ancak Aydılık’a ulaşan bilgilere göre, “görevli basın” tek bir adresten hazırlanan yalanlarla, Türkiye’yi hedef alan “psikolojik savaş”a devam edecek. Amerikalı emekli generallerden oluşan “Danışma Kurulu” işlevli lobiyle bağlantıya geçirilen “büyük basının patronu”, Irak’ta alınacak pay karşılığında çoktan harekete geçirildi..!

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Önümüzdeki günlerde; “60 yıl savaşmayan ordu korkak olur” makaleleri ısıtılarak, ordu içindeki “genç subaylar” kışkırtılacak, “ilk bekar orgeneral” haberi ısıtılarak “korkaklık” nedenleri üzerine ince tahliller yapılacak, Komutanlar arasında fikir ayrılığı olduğu yalanları işlenecek, “Nakkaştepe” benzeri toplantılarda Türkiye karşıtı yeni kararlar alınacak, ABD Büyükelçiliği yetkilileri AKP milletvekillerini ablukaya alacak, Milli Kuvvetleri hedef alan yayınlar yapılacak.

ÖNCE “MİLLETİN KARARLILIĞI”

Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Kamuoyunu ve “dinamik güçleri” sessizliğe itme planıyla, Mehmetçik, Coni’ye kalkan yapılmaya, daha da ötesi, Irak’tan sonra Türkiye’yi hedef alan Amerika’ya teslim bayrağı çekilmeye çalışılıyor. “ABD süper güç, başedemeyiz!”, “Zaman kazanmaya çalışalım”, “Çekilebilecek en geri mevziye çekilelim” şeklinde dile getirilen görüşler, Amerika’yı oyalamıyor! Tam tersine “düşmanı doğru tespit etmeyi”, “milli bir strateji üretmeyi” ve her şeyden önemlisi “milleti seferber etmeyi” engelliyor. ABD’yle cephe cepheye gelmeyi engelleyebilmenin tek yolu, “milletin kararlılığını” gösterebilmektir!

 

YALAN

GERÇEK

Çankaya zirvesinde karar alınacak, aynı gün Bakanlar Kurulu’da konu görüşülecek. Çankaya zirvesinde asker göndermeyle ilgili bir devlet kararı çıkmadı. Ayrıca aynı gün toplanması planlanan Bakanlar Kurulu da iptal edildi.
Çankaya zirvesinden uzlaşma çıktı. Zirveden bir devlet kararı çıkmadığı gibi böyle bir uzlaşma ortamı anlamına gelecek bir açıklama da yapılmadı.
Cumhurbaşkanı Sezer, uluslararası meşruiyet olması gerektiği yönündeki görüşlerini dile getirmedi. Cumhurbaşkanlığı makamı bu yöndeki haberleri aynı gün yalanladı ve Sezer’in görüşlerinin değişmediği vurgulandı. Üstelik Meclis Başkanı Bülent Arınç ve bazı AKP’li bakanların bile bu yönde görüşleri olduğu biliniyor.
Tezkere Meclis’ten rahatlıkla geçer. Başta AKP Meclis Grubu yöneticileri buna karşı çıkıyor ve asker gönderilmesi için ABD aleyhine birçok asgari şartlar ileri sürüyorlar. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün işi hiç de kolay değil.
Uluslararası askeri güç oluşturulmasıyla ilgili BM’den yakında karar çıkacak. Yakın gelecekte böyle bir karar çıkacak gibi görünmüyor. BM’den sadece Irak’taki Geçici Hükümet Konseyi’ni resmen tanıma yönünde bir karar çıkacak.
Irak’taki Sünni bölgesine 10 bin asker gönderilecek. Sayı da bölge de henüz belli değil. Çünkü ABD’ye gönderilen sualnameye verilen yanıt henüz ortada yok.

 

Amerika’dan heyet gelecek. Resmi makamlar öncelikle sualnameye verilecek yanıtı bekliyor. Yanıtların tatmin edici olup olmamasına göre, gerekirse heyet çağrılmayacak.

 

KİM NE DEDİ?

Org. Çetin Doğan
1. Ordu Komutanı

30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan, Irak’a asker gönderilmesi konusunda ne yapılması gerektiğini, Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de söylediği “Bizim bütün amacımız bu milli sınırlar içerisindeki halkımızın refahını, huzurunu ve o milli sınırla belirlenmiş ülkemizin bütünlüğünü korumaktır.” sözünün açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Yetkililer, ilgililer sanıyorum en doğru kararı, o ilkeleri dikkate alarak vereceklerdir” dedi. Org. Doğan, Atatürk’ün bu sözü için, “Bu da iç ve dış politikamızda devleti yönetenlere bir rehberdir. ‘Başka yerde macera aramayın’ anlamındadır. ‘Ülkemizin refahına, huzuruna ve ülkemizin bütünlüğüne hizmet etmeyecek alanlarda, yerlerde bulunmayın’dır. Barışçı bir hedeftir.”

Org. Çetin Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmetçik’in kanını Galiçya’da, Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hala daha soruyoruz. Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru olmadıkça cinayet olduğunu söylüyor.”

Org. Çetin Doğan, Atatürk’ün ‘Ne mutlu türküm diyene” sözüyle ilgili olarak da şunları kaydetti: “Ne mutlu Türküm diyene sözünü söyleme durumu, başkasına ne mutlu Çerkezim, Arnavutum deme hakkını vermez. Bu söz hepsini kapsıyor. Hepimizi ortak kimliği bu sözün içinde.” Başka bir görüşü, dini düşünce ve duyguyu öne çıkarmanın bütünlük sağlamayacağını, bölünmeyi ortaya çıkaracağını kaydeden Org. Doğan, “İnançlarımız, dinlerimiz farklı olabilir. Bu ulus için çalışıyorsak, bu sözün etrafında kilitlenmemiz lazım.” diye konuştu.

Mehmet Dülger
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı

“Türkiye, Irak’taki gelişmeler karşısında mutlaka söz sahibi olmalı, bir şeyler söylemelidir. Amerikan idaresi başlangıçta bu konuda, ‘Türkiye üzerinden biz asker geçiriz, istediğimizi yaparız’ dedi. Fakat müdahaleden sonra işin o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. Orada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek gerekiyor. Bu iş için de Amerika’nın orada bulunan güçleri kafi değil. Dolayısıyla yeni bir şey yapması lazım. Amerika, başlangıçta BM, NATO ve AB’yi dikkate almadan bu işe girişti. Baktı ki kazın ayağı öyle değil. Dolayısıyla burada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek lazım. Bu iş oraya gidip petrolün üzerine oturmakla olmuyor.”

“Daha ikna olma noktasına gelmedik. İkna olma şöyle olacaktır. Hükümet diyecek ki, ‘şu, şu mülahazalarla buraya asker gönderilmesi taraftarıyız’, biz de o zaman mukabil mülahazalarımızı söyleyeceğiz. Onlar, ‘siz şunu söylüyorsunuz ama bu, şöyle karşılanacaktır’ deyince, ikna o zaman olur. Tezkerenin geçmesi, ikna olmamıza bağlı.”

 

Haluk Koç
CHP Grup Başkanvekili

“CHP, bir uluslararası çerçeve bu görevi öngörmeden Türk askerinin Irak’a gitmesine karşıdır. Almanya Parlamentosu’nda benzeri bir açıklama oldu. CHP, oradaki hukuksuz sürece Türkiye’nin katkı yapmasına karşı olduğunu ifade etmiştir.”

“Türk Ordusu Irak’a giderse Kuzey Irak’ta bulunmaması gereği, altı çizilerek belirtilecek mi Amerika tarafından? Bunu da sormak lazım. Niye Kuzey Irak’ta Türkiye olmayacak da diğer bölgelerde olacak. Orada bir düzen mi kurulmuştur, plan baştan mı yapılmıştır? Bir resmiyet mi kazandırılmak istenmektedir o bölgeye? Bunları yüksek sesle sorup, yüksek sesle tartışmak lazım. Herhalde, kapalı toplantılar biran önce halkın da kendisini ilgilendiren konularda bilgi sahibi olabileceği şekilde toplumla paylaşılır.”

 

Mehmet Bedri Gültekin
İşçi Partisi Genel Sekreteri

“Irak’ta Amerika’ya teslim olmak, Türkiye’nin bölünmesine “Evet” demektir! AKP Hükümeti Türkiye’yi, Amerika’nın emrinde Irak’taki batağa çekmek için elinden gelen bütün gayreti sarfediyor. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Çünkü AKP’nin misyonu budur.
Ama son günlerde AKP dışında da çeşitli çevrelerin “Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından” Amerika’nın yanında görev yapmak üzere Irak’a asker gönderilmesi gerektiğinden söz ettiklerini görüyoruz. Bu büyük bir gaflettir.”
Türkiye, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’ye elini verdi, şimdi kolunu kurtaramıyor. Şimdi “İşbirlikçiler kolumuzu verip kendimizi kurtaralım” diye yaygara koparıyorlar. ABD’nin tehditlerinden yılanlar ise, bu yaygara karşısında “acaba” demektedirler.
Gelinen noktada, eğer Ankara kolunu vermeye kalkarsa, ortada Türkiye diye bir varlık kalmayacaktır. ABD’nin emrinde Irak’a asker göndermek ABD’ye kolumuzu vermektir.”
”Emperyalist işgal gücünün yanında yer alma onursuzluğunu Türkiye’ye önerenler, bunun Türkiye’ye faturasını düşünecek değillerdir. Emperyalizme karşı tarihin ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye, şimdi emperyalizme karşı vatanlarını savunan Iraklıların karşısında emperyalizmin safında yer alamaz.Türkiye’nin yeri emperyalist işgale karşı direnen kahraman Irak halkının yanıdır.”

 

Ertuğrul Kazancı
ADD Genel Başkanı

“Irak savaşında saygınlık ve etkisini iyici yitiren BM’nin kararı dahi beklenmeksizin, zayıf bir hukuksal meşruiyet bile aranmaksızın yapılacak sevkıyat, Mehmetçik’e çileler çektirecektir. Emperyalist koalisyon güçlerinin içinde yer almak, aramızda tarihsel bağlar bulunan Irak halkıyla bizi karşı karşıya getirecektir.”

 

Ulusal Güç Birliği
Samsun

Samsun’da 6 siyasi partinin oluşturduğu Ulusal Güç Birliği, “Irak’a Asker Göndermeye Hayır” imza kampanyası başlattı. Ulusal Güç Birliği’ni oluşturan CHP, İP, CDP, BBP, DSP ve SP temsilcileri, 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenledikleri ortak basın toplantısında, kampanyanın Irak’a asker göndermeme kararı alınana kadar devam edeceğini söylediler. Dönem Sözcüsü CDP İl Başkanı Aybars Turan, birliği oluşturan 6 partinin Irak’a asker gönderilmesine karşı olduğunu belirterek, “Türkiye, ABD’nin maşası olamaz” dedi.  ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini kaydeden Turan, “ABD batağa saplanmıştır. Şimdi bu bataktan çıkış yolu olarak Mehmetçiği komşu Irak halkının üzerine yollamak istemektedir. Komşularımızla iyi geçinmek Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ prensibinin gereğidir” diye konuştu. Turan, Irak’a asker gönderilmesinin engellenmesi için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını sözlerine ekledi

, , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın