Posts Tagged Anıl Çeçen

NATOTÜRKÇÜLÜK EŞİTTİR KÜRT DÜŞMANLIĞI

Bu sütunda daha önce eleştirdiğimiz Prof. Dr. Anıl Çeçen’in, önceki gün basına yansıyan ve tepki çeken yeni sözleri, bir fikri devamlılık göstergesi aslında…

Gelin, önce o sözleri anımsayalım:

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na davet edilen Prof. Dr. Anıl Çeçen, “Güneydoğu’da yaşanan teröre artık biz normal koşullarda insan hakları açısından bakamayız. Savaş hukuku açısından bakmak durumundayız.” dedi. Çeçen, ayrıca “Kürtlere doğum kontrolü uygulanmasını” da istedi.

‘GÖSTERİCİLERE FÜZE ATILSIN’

İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nda dile getirilen bu sözleriyle de yetinmemiş Anıl Çeçen. Radikal’e verdiği demeç, daha da vahim:

Nerede bir topluluk varsa uydu üzerinden yer tespiti ile bir füze göndermek mümkün. 40 – 50 kişi bir araya geldiyse ve bu olaylar tırmandırılmak isteniyorsa pekâlâ hedef olacak. O zaman terörün tırmanmasını önlemek üzere geçici bir süre, silahlı çatışma ortamı ortadan kalkana kadar bu tür toplantılar sınırlanabilir. Ama sürekli olur demiyorum.”

NATOTÜRKÇÜ AVRASYACILIK

“Göstericilere füze atılsın” diyen bu zihniyetle Avrasyacılık tartışmıştık anımsarsanız.

Anıl Çeçen, Rusya ve Çin’in de ABD gibi emperyalist bir devlet olduğunu ileri sürmüş ve Türkiye’nin bu iki devletten uzak durarak, İran’la Avrasya ittifakı kurmasını savunmuştu. Çeçen, daha da ileri giderek, Türkiye’nin İran’la birlikte, olmayan Çin ve Rus yayılmacılığına karşı durması gerektiğini söylemişti. Çeçen’in o tartışmada, “Çin ve Rusya’nın İran’a destek vermemesini” istemesi ise İran dostluğunun da soru işaretleriyle dolu olduğunu gösteriyordu.

Biz de, “Bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yaparak, nesnel olarak Amerikancılık yapmış olursunuz!” diyerek, Prof. Çeçen’i uyarmıştık. İran’ın Çin ve Rusya desteğiyle ancak ABD saldırısına direnebildiğine dikkat çekmiştik. İttifakları tarihsel düşmanlıkların değil, güncel tehditlerin ve ulusal çıkarların belirleyeceğine Mustafa Kemal’den örnek vermiş ve onun Sovyet Rusya’yla dostluk politikasına dikkat çekmiştik.

Ancak bu maddi olgular, Anıl Çeçen’i “Çin ve Rusya karşıtlığında” bir santim bile geri adım attırmamıştı.

Prof. Dr. Çeçen’in kendisini tarif ederken “NATO düşmanı değilim” demesi ve NATO’nun BM’ye bağlanmasını istemesi ise meğer bugünkü sözlerinin aslında işaretiymiş.

Çünkü bakış aynı bakış…

SAVAŞ KÜRTLERLE DEĞİL, ABD’YLE

Anıl Çeçen, güneydoğuda bir ön savaş yaşandığını söylüyor ama bunun taraflarını Türkler ile Kürtler şeklinde çiziyor. Haliyle düşman Kürtler olunca, üzerlerine füze gönderilmesini istiyor.

Doğru, bir ön savaş var ama bu savaş Türklerle Kürtler arasında değil, Türkiye ile ABD arasında!

Ama NATOTürkçü zihniyetin varacağı yer, ABD’nin rolünden bahsetmeyip, toptan Kürtleri hedef almaya varır ancak…

Ve böylece “savaşın tarafı” ilan ettiği PKK’yi de, terör örgütü olmaktan daha fazlasına terfi ettirir! Çünkü savaşlarda devletin karşısında devlet olur, terör örgütü değil!

KEMALİZM, TÜRK – KÜRT KARDEŞLİĞİDİR

Anıl Çeçen’in zihniyetini, onu yandaş medyada parlatanlara havale ediyoruz. AKP’nin bilumum destekçileri bir ara onu hemen her gün programlarına konuk alıyor ve “Ergenekoncu olmayan gerçek Kemalist”, “darbeci olmayan, gerçek ulusalcı” diye kamuoyuna pazarlıyorlardı.

Kendisini Kemalist diye tarif eden birinin, AKP kalemşorlarının övgülerine mazhar olması manidar elbette.

Ama biz biliyoruz ki Mustafa Kemal, Türk – Kürt kardeşliği kurarak emperyalizme karşı başarılı oldu. Bugün de ABD emperyalizmine karşı Türkiye’yi gerçekten savunmanın yolu Türk – Kürt kardeşliğinden geçmektedir!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
14 Ocak 2012

Yorum bırakın

ANIL ÇEÇEN’DEN YANIT VAR

Prof. Dr. Anıl Çeçen, 18 Aralık 2011 tarihli yazımızda eleştirdiğimiz görüşlerine, 10 kat uzunluğunda yanıt yollamış. Bu nedenle yanıtı yayımlayamıyoruz ama belli başlı itirazlarını buradan ele alacağız.

Anımsayacağınız gibi Ulusal Kanal’da yaptığımız Avrasya tartışmasını yansıtmıştım buradan sizlere… Tartışmamızda, Anıl Çeçen Rusya ve Çin’i emperyalist gördüğünü, bu nedenle bu iki ülkeyle ittifaka karşı çıktığını, Türkiye’nin bu ülkeler yerine İran’la ittifak kurması gerektiğini ve Doğulu güçlerin İran’a destek vermemesi gerektiğini söylemişti. Ben de tıpkı ekranda belirttiğim gibi buradan da yazmıştım: “Bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yaparak, nesnel olarak Amerikancılık yapmış olursunuz!”

Prof. Çeçen mektubunda, kendisine “yargısız infaz” yaptığımızı iddia etmiş ve bunun arkasında bir takım “sübjektif politik oyun” aramış! Üstünde durmuyoruz.

Biz, Prof. Çeçen’in 7 sayfalık mektubunun başında “Amerikancı” olmadığını söylemesini daha çok önemsiyor ve mutlu oluyoruz. Nitekim biz de kendisine “Amerikancı” dememiş, ancak bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yapmanın, “nesnel” olarak Amerikancılık yapmak anlamına geleceğini belirtmiştik. Aradaki kalın fark ortada…

Anıl Çeçen, uzun mektubunda fikirlerinin arkasında durduğunu belirtmiş; Kemalizm’in antiemperyalist olduğunu, bu nedenle Türkiye’nin emperyalist devlet olan Rusya ve Çin’le değil de İran’la birlikte olması gerektiğinin altını birkaç kez çizmiş.

Bunları söylerken de üstümüze alınmadığımız bazı suçlamalar yöneltmiş: “Türkiye’deki gayrimüslim kesimler bir Türk-İran ortaklığına karşı çıkarlarken, Müslüman İran’ı dengelemek üzere Hıristiyan bir güç olan Rusya’yı devreye sokmaya çalışmaktadırlar.”

Nitekim biz de Türkiye’nin İran’la, hatta Irak ve Suriye’yle ittifak kurmasının zorunluluk olduğunu söylüyoruz.

Prof. Çeçen, ABD’nin baş düşman olmadığını ispatlamaya çalışmakta ısrarlı: “Siz bunu ABD’ye indirgerken İsrail’i görmezden gelmeniz çok büyük eksikliktir. Unutmayalım dünyayı yöneten Siyonist lobiler ABD’yi de yönetmekte ve İsrail’in çıkarlarına bu dev ülkeyi kilitlemektedirler.”

ABD’yi İsrail’in yönettiği şeklindeki bu gerçekdışı yaklaşım, Prof. Çeçen’in mektubunda birkaç sayfa sonra değişiklik gösteriyor. Çünkü Prof. Çeçen, bu kez de İngiltere’nin dünyayı yönettiğini ileri sürüyor. Hatta Çeçen daha da ileri giderek, İngiltere’nin Hindistan’la ittifak kurup, Asya’yı beşe bölmeye çalıştığını söylüyor. İngiltere, daha sonra bu beş Asya federasyonunu, kendi kurduğu Dünya Konfederasyonu’na bağlayacakmış. Haliyle, ABD yine perdelenmiş oluyor!

Nitekim Prof. Çeçen, Rusya ve Çin’in dışında, Hindistan’ı da emperyalist olarak sınıflandırmış. Anıl Çeçen’in emperyalizm kavramını farklı algıladığı ortada. Çünkü mektubunda, Atatürk’ün “Yunan emperyalizmine” karşı savaştığını da söylemektedir! Bu durumda İngiltere sömürgesi olarak Çanakkale’ye çıkan Anzaklar da emperyalisttir!

Prof. Çeçen’in şu açıklamasını yorumsuz aktaralım: “Türkiye’nin Avrasya stratejisinin ne olması gerektiği konusundaki bir tartışmayı Atatürk’ün Rusya ile ittifakına getirmek doğru olmayan bir yaklaşımdır, çünkü eğer Mustafa Kemal Rusçu olsaydı, o zaman daha ulusal kurtuluş savaşı yıllarında Sovyetler Birliği’ne Türkiye’yi üye yapar ve batılı emperyalist güçler ile bağımsızlık için yıllarca mücadele etmezdi. (…) Çanakkale savaşının muzaffer komutanı olarak Mustafa Kemal Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkan başlıca güçlerden birinin Rus ordusu olduğunu iyi biliyordu ve bu yüzden de tarihsel bir bilinçle Ruslara karşı mesafeli davranıyordu.”

Anladığımız kadarıyla Prof. Çeçen’in sadece kavramlarla değil, gerçeklerle ilgili de sıkıntıları var. Prof. Çeçen’in Mustafa Kemal’i hiç anlamadığı gerçeğini bir yana bırakıyor ve onun nesnel olarak aslında İran’ı ABD’nin kucağına atan şu görüşleriyle, yazımızı bitiriyoruz: “NATO Türkiye’ye silah yığınağı yaparken, Çin ve Rusya’nın da İran’a aynı doğrultuda silah ve cephanelik yüklediği görülmektedir. Yaklaşmakta olan üçüncü dünya savaşının önlenebilmesi için ABD ve NATO’nun Türkiye’yi cephaneliğe çevirmesinin önlenmesinin zorunluluğu gibi Rusya ve Çin’in de benzeri bir tutumu İran’da sürdürmesi gerekmektedir.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
3 Ocak 2011

1 Yorum

MUSTAFA KEMAL ve RUSYA’YLA İTTİFAK

Prof. Dr. Anıl Çeçen’in “Rusya ve Çin emperyalisttir, ittifak yapılmaz” tezine itirazımıza çok sayıda olumlu tepki geldi. Ancak gelen değerlendirmeler arasında, az da olsa, Prof. Dr. Çeçen’in tezine destek verenler de vardı. Özetle, Rusların ve Çinlilerin tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar…

İlginçtir. Geçmişte, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı her iki ülkenin de komünist oluşuydu… Çünkü dönemin Atlantik bakış açısı öyleydi.

Ama şimdilerde, Rusya ve Çin’e itiraz edenlerin dayanağı, her iki ülkenin de “Türk düşmanı” olduğu iddiasıdır. Ki bu da aslında şimdinin Atlantik bakışıdır.

(Çin’de Uygur Türklerini ayrılıkçılığa kışkırtanların, Kıbrıs’ta Türkleri Rumlarla birleşmeye zorlaması anlamlıdır.)

MUSTAFA KEMAL, EN BAŞTA İTTİFAKÇIDIR!

Türkiye ve İran’ın ABD emperyalizmine karşı Rusya ve Çin’le ittifak yapması gerektiği görüşümüze itiraz edenler, her iki ülkenin de tarihsel olarak Türk düşmanı olduğunu savunuyorlar. Bunu söyleyenlerin kendisini “Kemalist” olarak nitelemesi konuyu daha da ilginç kılıyor.

Zira “Kemalist” kimlikle Rusya’ya itiraz edenler, ya Mustafa Kemal’i bilmiyorlar, ya da aslında Kemalist değiller. Çünkü Mustafa Kemal, Rusya’yla ittifakın bizzat eylemcisidir!

Gerek Prof. Dr. Anıl Çeçen’in gerekse ona destek verenlerin büyük yanılgısı işte buradadır. Çünkü Mustafa Kemal, emperyalizme karşı kurtuluş savaşında, SSCB (Rusya) ile ittifak kurarak başarının yolunu açmıştır. Mustafa Kemal, kurtuluş savaşından sonra da, ülkeyi kalkındırmak için SSCB ile ittifakı sürdürmüştür. Ve Mustafa Kemal, SSCB’yle dostluğu vasiyet bırakmıştır!

TAKSİM ANITI’NIN ÖĞRETTİĞİ

Prof. Dr. Anıl Çeçen ve ona destek veren “Kemalistler”, tüm bu gerçeklere gözlerini kapasalar bile, en azından gidip Taksim Meydanı’ndaki anıtı incelesinler.

1928’de yerine yerleştirilen anıtta Mustafa Kemal, yanına İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak ile iki Rus generalini, Kliment Vefremoviç Voroşilov ile Mihail Vesilyeviç Frunze’yi almıştır.

Ki bu tablo, bir bakıma kurtuluş savaşının da özet tablosudur, büyük ittifakın sembolüdür!

İTTİFAKLARIN KAYNAĞI, ORTAK ÇIKARLADIR

Kimi “Kemalistler” Mustafa Kemal’in SSCB ile ittifakını, “o günün şartlarının zorunluluğu” olarak görüp, “politika” diye değerlendiriyorlar.

İttifakı olumsuzlamak adına savunulan bu görüş, aslında tam da gerçeği işaret etmektedir. Çünkü ittifakların kaynağı bu tarihsel zorunluluklardır; güncel ortak tehditlerdir, ortak düşmanlardır, güncel çıkar birliktelikleridir…

Zira Mustafa Kemal, geçmişin Osmanlı – Rus savaşlarına saplanıp kalarak bu ittifakı inşa edemezdi.

Aynı durum şimdi de söz konusudur. Geçmişin Türk – Rus ve Türk – Çin savaşlarına bakarak, geleceği inşa edemeyiz.

ÖNEMLİ UYARI

Okurlarımızdan Bahri Karakuş’un önemli bir uyarısıyla bitirelim: “Prof. Dr. Çeçen’in objektif olarak Amerikancı olduğunu tespit etikten sonra, onun artık Kemalist sıfatını yitireceği tartışmasızdır. Tespitinizde iradeniz dışında sanki Kemalistlerle Sosyalistler arasında antiemperyalizm konusunda köklü bir sorun varmış gibi gözüküyor. Oysa Kemalistlerle Sosyalistlerin en çok buluştuğu noktadır. Yani esas Kemalist fikirleri siz temsil ettiniz. Tabiî ki, aynı zamanda Sosyalist fikirleri de…”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
20 Aralık 2011 

, , ,

1 Yorum

28 ŞUBAT’A DAİR 6 YANLIŞ

Eren Erdem, Kenan Çamurcu, Yılmaz Yunak ve Prof. Dr. Anıl Çeçen’le birlikte katıldığımız “NATO ve İslamcı hareketler” konulu programda 28 Şubat konusu da açıldı. Ulusal Kanal’da, İbrahim Horuz’un yönettiği “Gündem Özel” programında, dört konuk da 28 Şubat’a karşıydı. Programın ana konusu olmadığı için, 28 Şubat’ı özetle ve bazı köşe taşlarıyla savunduk.

Bugün de buradan devam edelim ve 28 Şubat’a dair bilinen yanlışları doğrultalım:

28 ŞUBAT HAÇLI-İRTİCA KARŞITIYDI

YANLIŞ 1: 28 Şubat İslam karşıtıydı.

DOĞRU 1: 28 Şubat İslam değil Haçlı-İrtica karşıtıydı. 28 Şubat, ABD’nin yeşil kuşak ve ılımlı İslam politikasına karşı mücadeleydi.

YANLIŞ 2: 28 Şubat İran karşıtıydı.

DOĞRU 2: 28 Şubat İran karşıtı değildi, tersine Avrasyacılığı savunuyordu. Türkiye’ye bir de Avrasya yönelimi kazandırdı. İran’la güvenlik anlaşmaları 28 Şubat’la başladı.

YANLIŞ 3: 28 Şubat meşru ve seçilmiş bir hükümete karşı darbeydi!

DOĞRU 3: Refahyol iktidarı meşru değildi! Geçenlerde sorgulanıp, ifadelerine resmiyet kazandırılan Mehmet Eymür, çok önemli bir sırrı ifşa etti. Doğru Yol Partisi’nin Genel Başkanı ve Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Tansu Çiller, İsrail’de, Eymürleri de kapıda bırakarak, MOSSAD’la toplantı yapmıştı!

Oysa başbakanlar başbakanlarla, istihbaratçılar da istihbaratçılarla toplantı yapar. Peki, Çiller’in sıfatı neydi?

Nitekim Aydınlık, Çiller’in MOSSAD’la toplantısından önce bile büyük bir kampanya yapmış ve ajanlığını belgelemişti.

“Başbakan” Çiller’in MOSSAD’la toplantısı bile Refah Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin oluşturduğu hükümetin meşru olmadığına dair tek başına yeterli bir olgudur!

28 ŞUBAT AMERİKANCI DEĞİLDİ

YANLIŞ 4: 28 Şubat Amerikancıydı.

DOĞRU 4: 28 Şubat Amerikancı değildi, tersine Türkiye’nin Avrasya içinde, Rusya ve İran ile de ittifaklar oluşturması gerektiğini savunuyordu. Nitekim ABD, 28 Şubat kararlarından önce, Türk Ordusu’nun hizadan çıktığını savunuyordu. (Hasan Bögün, ABD ve AB Belgeleriyle Türk Ordusu, Kaynak Yayınları, 1. Basım, 2006)

28 Şubat Amerikancı değildi, tersine, Susurluk’ta ortaya çıkan Amerikancı Gladyo’yla mücadele demekti.

YANLIŞ 5: 28 Şubat ABD darbesiydi.

DOĞRU 5: Evet, 28 Şubat, 28 Şubat içindeki Truva atlarıyla bir ABD darbesine dönüştürülmeye çalışıldı. Ancak 1997’de Genelkurmay Başkanı Org. İsmail Hakkı Karadayı ve 1998-1999’da da Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu bunun bir darbeye dönüşmesine ve rotasının değiştirilmesine engel oldular. Nitekim ABD’nin Somali’de parlattığı Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olmasının önü kapatıldı, 1. Ordu komutanlığından sonra, ekibiyle birlikte emekli edilerek tasfiye edildi.

28 Şubat’a dair belleklerde yer eden kimi “demokrasi” dışı yanlışların sahibi ve sorumlusu Çevik Bir’di! Ancak aynı Bir, sözde “darbe karşıtlığıyla” mücadele edildiği söylendiği yeni dönemde iktidarla yakın temas halindeydi.

28 ŞUBAT TAYYİP’İ DEĞİL, ECEVİT’İ İKTİDAR YAPTI

YANLIŞ 6: 28 Şubat Tayyip Erdoğan’ı doğurdu.

DOĞRU 6: 28 Şubat Tayyip Erdoğan’ın değil, Bülent Ecevit’in iktidar olmasına olanak sağladı.

Tayyip Erdoğan’ı 12 Eylül doğurdu! Erdoğan, 28 Şubat’tan çok önce ABD’nin adayıydı. Aydınlık dergisi, 21 Ekim 1996 tarihli sayısında, yani 28 Şubat 1997’den önce bile şu kapakla çıkmıştı: “Abramowitz Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor.”

Nitekim İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bu kapaktan bir süre sonra da Cumhuriyet gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide, ABD’nin Erdoğan’ı başbakanlığa, Gül’ü de Dışişleri Bakanlığı’na hazırladığına dikkat çekmiş ve Türkiye’yi daha o zamandan uyarmıştı.

28 ŞUBAT AB KAPISINDA BİTİRİLDİ

Ve sonuç olarak, Avrasyacı yönelimi olan 28 Şubat, Türkiye Aralık 1999’da AB’ye aday üye yapılarak, fiilen, kısa sürede bitirildi. Çünkü dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, Türkiye’nin Avrasya’ya kaymaması için AB kapısına bağlanması gerektiğine Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’i ve Ecevit-Bahçeli-Yılmaz üçlüsünü ikna etti!

28 Şubat’ın asıl eleştirilecek yanı yetersizliğiydi. Bu yetersizlik, birincisi, halkla gerektiği oranda birleşememesinden, ikincisi de milli bir hükümet tasarımı oluşturamamasından kaynaklanmıştır.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
19 Aralık 2011 

, , , ,

Yorum bırakın

ANIL ÇEÇEN’LE AVRASYA TARTIŞMASI

Ulusal Kanal’da Cuma günü 5 saat süren “Gündem Özel” programında NATO’yu ve İslamcı hareketleri tartıştık. İbrahim Horuz’un yönettiği programda İslamcı kimliğiyle Yılmaz Yunak, Eren Erdem ve Kenan Çamurcu, Kemalist kimliğiyle Prof. Dr. Anıl Çeçen ve Bilimsel Sosyalist kimliğimizle de biz yer aldık.

Çözüme dair görüşlerimizde Prof. Dr. Anıl Çeçen’le çok ciddi görüş ayrılıkları yaşadık. Biz, “Türkiye’nin savaş seçeneğinden kurtulmasının yolunu” öncelikle “AKP’den kurtulmakla” başlattık. Ve ABD’ye karşı bölgesel bir ittifakın zorunluluğunu belirttik. Türkiye’nin KKTC ile bütünleşerek, İran, Irak, Suriye ve Azerbaycan’la birlik kurması gerektiğini belirttik. Bu birliğin de aynı zamanda Asya’nın iki büyük gücü Çin ve Rusya’yla ittifak oluşturması gerektiğini vurguladık.

‘DOĞU İRAN’A DESTEK VERMESİN’

Prof. Dr. Anıl Çeçen, Rusya ve Çin’i de ABD gibi “emperyalist” ilan ederek, onlarla ittifak kurulmasına karşı çıktı. Prof. Dr. Çeçen Türkiye ve İran’ın “Çin ve Rus yayılmacılığına karşı çıkması gerektiğini” savundu!

Ve Prof. Dr. Çeçen, daha da ileri giderek “Doğulu güçler İran’a destek vermesin” çağrısı yaptı!

Köklü devlet geleneğine sahip dört ülkeden biri olan İran, kuşkusuz bu türden çağrılara kulak vermiyor ve tersine uzun bir süredir ABD’ye karşı Rusya ve Çin ittifakı arıyor!

İRAN İÇİN ÇİN-RUSYA KALKANININ ÖNEMİ

Prof. Dr. Çeçen’e şunu hatırlattım: “ABD, 2003’te Irak’ı işgale başladıktan sonra, sırasıyla Suriye ve İran’ı da işgal edeceğini ilan etmişti. Aradan 9 yıl geçti. ABD hâlâ İran’a saldıramadı. Neden? Birincisi, ABD Irak’taki direnişi geçemedi; ikincisi, İran birlik ve bütünlük içinde iyi direndi; üçüncüsü, İran, Rusya ve Çin ile ittifak kurarak kalkan oluşturdu.”

Ve Prof. Dr. Çeçen’e “Bugün ‘Doğulu güçler İran’a destek vermesin’ demek, nesnel olarak ‘ABD, İran’a saldırsın’ demek anlamına gelir” dedim.

ORTAK AYRILIKÇILIK SORUNUMUZ

Ancak Prof. Dr. Anıl Çeçen, neredeyse Rusya ve Çin’i ABD’den daha tehlikeli ilan ederek, hem Türkiye’nin hem de İran’ın bu iki “emperyalist” devletin yayılmacılığına karşı çıkması gerektiğini savundu. Ve Prof. Dr. Çeçen, Rusya’nın Çeçenleri, Çin’in de Sincian-Uygur Türklerini katlettiğini savundu!

Prof. Dr. Çeçen’i olmasa bile programı izleyenleri ikna etmek için şunları söyledim:

“Türkiye’nin birden çok tehdit algılaması olabilir. Ama bunlardan hangisi esastır, Türkiye tüm tehditler yerine acaba hangi tehdidi esas alarak mücadele etmelidir? Türkiye’yi Kenya mı tehdit etmektedir? Rusya mı, Çin mi tehdit etmektedir? Hayır. Peki, kim ya da kimler tehdit ediyor? ‘Kuzey Irak’ tehdit ediyor, ABD tehdit ediyor, AB tehdit ediyor… Peki, hangisi asıl tehdit? Elbette ABD tehdidi… O zaman Türkiye esas tehdit olan ABD tehdidine karşı konumlanmalıdır. Nitekim ‘Kuzey Irak’ da aslında bir ABD tehdididir.

PROF. ÇEÇEN’İN NESNEL AMERİKANCILIĞI

Bugün Rusya ve Çin düşmanlığı yaparak, nesnel olarak Amerikancılık yapmış olursunuz!

Türkiye’nin Kürt ayrılıkçılığı sorunu, İran’ın Azeri ayrılıkçılığı sorunu, Rusya’nın Çeçen ayrılıkçılığı sorunu ve Çin’in Sincian-Uygur ayrılıkçılığı sorunu benzerdir ve ABD kaynaklıdır! Camdan evi olan, komşusuna taş atmaz!

“İttifaklar, masa başında oluşmaz. İttifaklar, aynı tehdide karşı mücadelede oluşur. Türkiye’nin geçen dönemde İran’la ittifak kurmasının temelini, Ankara’nın Halkın Mücahitleri örgütünü, Tahran’ın da PKK’yi karşılıklı terörist ilan etmesi oluşturmuştu.”

RUSYA ve ÇİN DÜŞMANLIĞININ KAYNAĞI

Türkiye’de bazı kesimlerin iflah olmaz Rusya ve Çin fobisinin temelini ne oluşturuyor? Orta Asyacılık mı? Pan-Türkçülük mü? Turancılık mı?

Kendisini Kemalist olarak niteleyen Prof. Dr. Anıl Çeçen bu gruba giriyor mu bilemiyoruz ama bizce Türkiye’de bu fobinin temelini anti-komünistlik ve NATOTürkçülük oluşturuyor!

Prof. Dr. Çeçen’in kendisini tarif ederken “NATO düşmanı değilim” demesi ve NATO’nun BM’ye bağlanmasını istemesi bize ilginç geldi.

NOT: Yeni kitabımız “Hükümet – PKK görüşmelerini” imzalamak için, bugün okurlarımızla Cadde Bostan Kültür Merkezi’nde buluşuyoruz 12.00 ile 18.00 saatleri arasında Kaynak Yayınları standında olacağız. Bekleriz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Aralık 2011 

,

1 Yorum

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın