Posts Tagged Rusya

Hazar’da ortak cephe olasılığı

Yinelemek pahasına şu iki saptamayla başlayalım: 

1) ABD’nin İran’a saldırısı, “ana strateji” düzleminde, ABD’nin Asya’yı ve Çin’i hedef almasının aşamasıdır.

2) Ankara’daki NATO zirvesi ve 6 maddelik sonuç bildirisi, NATO üyelerine Rusya’ya ve İran’a karşı konumlanma görevi yüklemektedir. 

Ankara’daki NATO zirvesinin önemi

ABD’nin NATO aracılığıyla müttefiklerine dayattığı bu planlama haliyle en çok Türkiye’yi etkileyecektir. Türkiye Ukrayna-Rusya savaşında “aktif tarafsızlık” izledi, ABD-İran savaşında ise dört füze kışkırtmasına rağmen ABD’ye üslerini ve hava sahasını kullandırmadı ve savaşın dışında kalabildi. 

Ancak NATO’nun 7-8 Temmuz tarihli Ankara zirvesi bu açıdan bir değişiklik dayattı. İstanbul Boğazı’ndaki yeni deniz komutanlığı Ukrayna ile, Adana’daki yeni NATO kolordu karargâhı da Doğu Akdeniz-Ortadoğu ile ilgilidir. Haliyle ABD ve İngiltere’nin Türkiye’yi Rusya ve İran’a karşı pozisyonlamasıyla ilgilidir.

Netanyahu ve Zelenski’nin hedefleri

İsrail Başbakanı Netanyahu ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin peşi sıra Washington’da bulunmaları elbette bir planlamayla ilgili. Her iki isim taktik düzeyde ABD’den destek almanın ve stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenmenin peşinde: 

– Netanyahu taktik düzeyde ABD-İran anlaşmasını önleyebilmenin yolunu ararken, stratejik düzeyde ABD’ye eklemlenerek Ortadoğu’da genişlemek ve merkez ülke olmak istemektedir. 

– Zelenski ise taktik düzeyde Trump yönetiminden yeniden almaya başladığı desteği artırmanın ve stratejik düzeyde Ukrayna’yı NATO’ya bağlamanın peşindedir.

Ukrayna Hazar’da İran gemisini neden vurdu?

Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran gemisini vurmasının anlamı işte buradadır. Zelenski, taktik düzeyde Rusya-İran tedarik hattına saldırarak iki ülkenin silah sevkiyatına müdahale edebileceğini ve buradan hareketle Trump’a “Rusya-İran askeri ortaklığını” hedef alabileceğini göstermek istedi. 

Zelenski’nin “iki savaşı birleştirme” amacı elbette öncelikle Washington’un desteğini artırmak istemesiyle ilgili ve Trump yönetiminin şu ana kadar “iki savaşı ayrı ele alma” şeklinde götürdüğü planlamaya da uymuyor. Ancak Trump yönetiminin son birkaç aydır Ukrayna-Rusya savaşı konusunda yeniden söylem değiştirmesi, Alaska’da bir anlaşma yapmadıklarını belirtmesi ve daha önemlisi Pentagon’un yeniden Ukrayna’ya askeri destek vermeye başlaması bir durum değişikliğine işaret ediyor. NATO zirvesi kısa sonuç bildirisinden “Rusya’ya karşı Ukrayna’ya ve İran’a karşı ABD’ye (ve elbette İsrail’e) destek” çıkması da bir strateji değişikliğine işaret ediyor. 

Dolayısıyla ABD açısından “Asya’ya karşı geniş cephe” stratejisi, koşullarını bulabilirse, hayata geçirilmek istenecektir. 

ABD’nin Hazar’daki taktik hamleleri

Kaldı ki ABD bu stratejinin kimi taktik hamlelerini zaten başlattı: 1) ABD, Esad’ı devirme operasyonu üzerinden Astana Platformu’nu, Türkiye-Rusya-İran ortaklığını rafa kaldırdı. 2) ABD, Azerbaycan-Ermenistan arasındaki Zengezur Koridoru’nu 99 yıllığına Trump Koridoru’na çevirerek Güney Kafkasya’ya, Türkiye-İran-Rusya arasına, kama gibi girmeye çalışıyor. 3) ABD, Gürcistan-Rusya ilişkilerini bozmaya, Gürcistan’ı NATO üyesi yapmaya, Gürcistan’ın Karadeniz kıyısından ABD/NATO üssü elde etmeye çalışıyor. 4) ABD Büyükelçisi Barrack, mevcut tablo hiç öyle göstermese de ısrarla “göreceksiniz, Türkiye ve İsrail, Hazar’dan Akdeniz’e işbirliği yapacak” diyor. 

Dolayısıyla ABD’nin bu “ana/büyük stratejisi”, Türkiye’yi Karadeniz, Hazar, Doğu Akdeniz ve Basra (Fars) Körfezi çerçevesi içerisinde İran ve Rusya ile sıkıntıya sokma riski içermektedir.

İç politik mücadele ve onunla bağlantılı operasyon-gözaltı trafiği ise siyasetin ve kamuoyunun bu esas tehdide dikkat kesilmesini engellemektedir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
30 Temmuz 2026

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

NATO hukuku ve 4. aşama

12 Eylül 1980 darbesi, 24 Ocak 1980 ekonomi dönüşümünün uygulama sopasıydı: Karma ekonomiye son verildi ve Türkiye neoliberal program ile ABD’nin liberal küresel piyasasına çıpalandı. 

Bu nedenle 24 yıllık AKP dönemi, 12 Eylül’ün devamıdır. Aynı program sürdürülmektedir. Hatta AKP’li ekonomi bakanlarına göre, başta özelleştirme olmak üzere o programı en başarılı uygulayanı AKP hükümetleri olmuştur. 

Bu 46 yıllık ekonomi-politiğin hukuku da var elbette.

Kanıt ve kanıt uydurma aşaması

Bu rejimin hukuku, 46 yılda üç aşama tamamladı ve artık dördüncü aşamasına girmiş bulunuyoruz. Bu aşamaları “kanıtlama aşaması, kanıt uydurma aşaması, kanıta gerek yok aşaması ve önleyici tutuklama aşaması” olarak özetleyebiliriz.

1. aşama: 12 Eylül rejimi, bir askeri darbe dönemi olmasına rağmen, yine de suçlamayı kanıtlamaya dayanıyordu. Hakimler, savcının suçlamasına dair kanıtı açık ve net şekilde görmek istiyordu. 

2. aşama: AKP-FETÖ işbirliğindeki Ergenekon-Balyoz kumpasları döneminde, yargılama yine kanıtı esas alıyordu ama bu kez 12 Eylül rejiminden farklı olarak kanıt uyduruluyordu. FETÖ’nün polisleri, kanıt olmadığı için hedef isimlerle ilgili kanıt uyduruyordu, savcılar o uydurma kanıtları mahkemenin önüne getiriyordu, hakimler o uydurma kanıtları esas alarak cezalandırıyordu. Kısacası uydurulmuş da olsa, bir kanıta ihtiyaç duyuyorlardı.

Kanıta gerek yok aşaması

3. aşama: AKP’nin yeni dönem operasyonları ise bir büyük yenilik getirdi: Artık kanıta gerek yok. Bunun en tipik örneği Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı casusluk davasıdır. Yasaya göre casusluk faaliyetinin oluşabilmesi için bir gizli belgenin varlığı ve faaliyetin yabancı devletin ya da istihbarat örgütünün yararına olması gerekiyor. 

Ama iddianamede hiçbiri yok: Merdan Yanardağ ve Tele1’in Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine ve Ekrem İmamoğlu lehine algı oluşturduğu iddiası var. Çünkü casusluk davası da tüm “belediyeleri silkeleme” operasyonları gibi siyasi davadır ve son tahlilde cumhurbaşkanlığı seçimiyle ve yeni rejimin inşasıyla ilgilidir. O nedenle başından beri meselenin ne diploma ne de yolsuzluk olduğunu belirtiyorum.

2026 tevkifatı

4. aşama: 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılan NATO zirvesi öncesinde, kimi isimlerin “eylem yapabilecekleri” gerekçesiyle  15 gün önceden gözaltına alınması ve tutuklanması son aşamadır. 

Önleyici tutuklama aşaması diyebileceğimiz bu aşama aynı zamanda NATO hukuku aşamasıdır. “1951 tevkifatı” diye tarihe geçen komünistlere yönelik tutuklamalar, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya girişinin gereğiydi. Böylece Türkiye NATO hukukuyla tanışmış oldu. 

“2026 tevkifatı” da Türkiye-NATO ilişkilerinde yeni bir döneme işaret ediyor: NATO Ankara’da Rusya’ya ve İran’a karşı görevlendirme yazısı hazırladı. Türkiye her iki görevlendirmede de var: Adana komutanlığı doğrudan, Anadolu Kavağı komutanlığı ise dolaylı olarak bu NATO görevlendirmesiyle ilgilidir. 

Ukrayna ve İran görevleri

Ukrayna görevi: Zelenski daha on gün önce NATO zirvesi nedeniyle Ankara’da olmasına rağmen, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın on gün sonra Kiev’i ziyaret etmesi, Kiev’de sokakta yürüyerek Moskova’ya mesaj vermesi, Zelenski’den 2. sınıf liyakat madalyası alması yukarıda işaret ettiğim o görevlendirme yazısıyla ilgilidir. Savaşan taraflardan birinden madalya almak, “aktif tarafsızlık” dedikleri politikaya son verdikleri anlamına gelir. 

İran görevi: Washington’da düzenlenen Irak-ABD Ticaret Zirvesi’nde konuşan Tom Barrack, altı ülkeyle, Irak, Suriye, Ürdün, Türkiye, Lübnan ve Mısır’la bir stratejik proje üzerinde çalıştıklarını açıkladı. ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Irak-Suriye Temsilcisi Barrack, bu projeyle, Hürmüz Boğazı’nın stratejik önemini iki yıl içinde azaltmayı hedeflediklerini belirtti. Bu elbette sadece bir ulaştırma projesi değil, ondan önce bir siyasi projedir ve ABD’nin İran’a karşı bölge ittifakı kurma stratejisinin içindedir.

Sonuç olarak her ekonomi-politiğin bir hukuku var: ABD ve yerli sermaye/siyasi müttefikleri 46 yıldır aşama aşama uyguluyorlar. Mesele buna karşı ne yapılması gerektiğidir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
20 Temmuz 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Türkiye 3.0: NATO’nun merkez cephe ülkesi

NATO 3.0, ne yazık ki aynı zamanda Türkiye 3.0’dır. 

NATO 1.0, NATO’nun kurulmasından SSCB’nin 1991’de dağılmasına kadarki süreçtir. Bu süreçte Türkiye’yi ABD stratejisine eklemleyerek kuruluşunun iki temel niteliği olan bağımsızlıkçılığı ve antiemperyalizmi sulandırdılar, Yeşil Kuşak projesi içerisinde Türkiye’nin laik karakterini aşındırdılar, ABD’nin komünizmle mücadele programı içinde Türkiye’nin insan birikimini öğüttüler. Böylece NATO 1.0 sürecinde, Türkiye 1.0 oluştu. 

ABD NATO üzerinden Türkiye’yi dönüştürüyor

NATO 2.0, SSCB’nin 1991’de dağılmasından 2026’ya kadarki süreçtir. Bu süreçte ABD NATO’yu Rusya’ya doğru genişletti, Yugoslavya’yı parçaladı ve Ortadoğu’ya saldırdı. NATO 2.0’da Türkiye’yi ABD stratejisine eklemleyerek “ılımlı İslamcılığa” bağladılar. Böylece NATO 2.0 sürecinde, Türkiye 2.0 oluştu. 

NATO 3.0 ise Avrupa’nın Rusya’ya karşı güvenlik sorumluluğunu alması, Ortadoğu’da İsrail hegemonyasında yeni bir düzen kurulması, ABD’nin Asya-Pasifik’e ağırlık vermesi ve NATO’nun Asya’yı hedef alması sürecidir. Bu süreçte Türkiye’yi ABD stratejisine eklemleyerek Avrupa’nın güvenliğine jandarma yapmayı, İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi üzerinden Ortadoğu düzeninden pay almasını sağlamayı, ABD ve İsrail için İran engelinin kaldırılmasında rol almasını zorlamayı amaçlıyorlar. Özetle Türkiye’yi NATO’nun merkez cephe ülkesi haline getiriyorlar. Böylece NATO 3.0 süreci, Türkiye 3.0 süreci olacak. 

ABD’nin NATO’yu İran’a sokma hedefi

Evet, NATO 3.0, Türkiye’yi merkez cephe ülkesi yapmanın adıdır. Türkiye’yi İstanbul Boğazı’ndan Rusya’ya karşı, Adana’dan Ortadoğu’ya karşı bir merkez cephe ülkesi haline getiriyorlar. 

Erdoğan’ın NATO zirvesindeki şu sözleri çok şey ifade ediyor: “NATO 3.0 hedefine en kısa zamanda ulaşmamız için şu iki hususa dikkat çekerim: Birincisi, savunma işbirliğinde engeller kaldırılmalıdır. İkincisi, Avrupalı müttefikler olarak kıta savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenirken, ittifakın bütünlüğünü ve  transatlantik ilişkileri zayıflatabilecek tasarruflardan da kaçınmamız gerekiyor.”

Transatlantik ilişkileri, yani ABD-Avrupa ilişkilerini şu anda zayıflatan konular ne peki? Danimarka toprağı Grönland’ın ABD’ye verilmemesi, NATO ülkelerinin İran’a karşı ABD ve İsrail’e destek vermemesi ve Rusya’ya karşı NATO’nun doğrudan Ukrayna’da savaşa girmemesi… 

Bu durumda Ankara Transatlantik ilişkilerin zayıflamaması için Grönland’ın ABD’ye verilmesini, NATO’nun İran’a saldırmasını ve Rusya’ya karşı NATO’nun doğrudan devreye girmesini mi destekliyor yani?

Zirve günü ABD’nin İran’a saldırması ve Trump’ın “İran’la mutabakat benim için bitti” diyerek “yeni bir saldırı başlatacaklarını” ilan etmesi önemli.

ABD’ye “sadık” olmayı reddediyoruz!

NATO 3.0, ne yazık ki Türkiye 3.0’ı doğurdu. NATO zirvesi öncesi başlayan tutuklamalar ve gazetecilerin akredite edilmemesi  gibi konular işte bu nedenleydi. Uçak motoru ve F-35 havucu ile savunma ihalelerinden pay üzerinden Türkiye’ye merkez cephe ülkesi olma görevi verdiler. İktidar “artık kanat ülkesi değil, NATO’nun merkez ülkesiyiz” diyerek bu göreviyle övünüyor!

ABD Başkanı Trump’ın Erdoğan’la görüşmesi sırasında Türkiye’yi “sadık olacağını düşündüğümüz birçok ülkeden daha sadık” diye nitelemesi işte bu nedenledir. Hayır, “ABD’ye sadık olmayı” reddediyoruz!

NATO Zirvesi sonuç bildirgesi

NATO Zirvesinin kısa sonuç bildirgesinde iki önemli karar var: Birincisi Rusya’ya karşı Ukrayna’ya 70 milyar dolarlık destek paketi açıklandı, ikincisi de NATO doğrudan İran’ı tehdit etti. 

Bu iki karar Türkiye’yi ilgilendiriyor. İstanbul Boğazı’ndaki ve Adana’daki yeni askeri yapılarla örtüşen NATO’nun bu iki kararı Türkiye açısından ciddi risk potansiyeli oluşturuyor. 

Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve NATO’nun Türkiye’den çıkarılması artık çok daha yakıcı bir ihtiyaç.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
9 Temmuz 2026

, , , , , , ,

1 Yorum

NATO zirvesi ve Rusya

Rusya, NATO için “uzun dönemli tehdit” kapsamında. Kuşkusuz denklem gerçekte tersidir, zira tehdit eden pozisyonunda olan aslında NATO’dur.

Rusya, ABD’nin verdiği “NATO doğuya doğru genişleme olmayacak” sözünün faturasını ağır ödedi. NATO, ABD stratejisine göre aşama aşama Rusya’ya doğru genişledi. Ukrayna artık son duraktı ve Rusya kuşatmayı Ukrayna’dan yarmaya mecbur kaldı. 

İran’dan Ukrayna’ya dönüş taktiği

Dolayısıyla Rusya meselesi Ankara’daki NATO zirvesinin hâlâ en kritik konu başlıklarındandır. Hâlâ dememiz şundan: ABD’nin stratejik önceliği nedeniyle Ukrayna’da barış arayarak İran’a ağırlık verme taktiği, ABD ile Avrupa arasında soruna dönüşmüştü. Trump ile Putin’in Alaska zirvesi, Brüksel tarafından Washington’un “Kiev’i ve Avrupa’yı satışı” olarak yorumlanmıştı. 

Şimdi şartlar değişti. İran’da barış arayan ABD, bu kez Ukrayna’ya destek verme taktiğine döndü. Son dönemde ABD ve müttefiklerinin Kiev’e artan askeri, ekonomik, istihbari ve teknolojik desteğinin anlamı budur. 

ABD’nin Avrupa planı

Alaska zirvesi, Trump’ın barış söylemleri, Washington’un Kiev’e desteğini azaltması gibi konular, ABD açısından aynı zamanda Rusya’yı Çin’den koparmanın da taktiğiydi. Ancak Çin-Rusya stratejik ortaklığının değerini iyi bilen Putin yönetiminin Amerikan tezgahına düşmesi elbette söz konusu olamazdı.

ABD bu nedenle Çin’den koparamadığı Rusya’ya Avrupa baskısı uygulamayı amaçlıyor. Avrupa Rusya’yı oyalarken ve zayıf düşürürken, ABD de Asyalı müttefikleriyle birlikte Çin’i çevrelemeyi derinleştirmek istiyor. Strateji bu… 

ABD şimdi Ankara’daki NATO zirvesinde bu stratejisini uygulayarak hem Avrupalıları NATO’nun geleceği konusunda memnun etmiş olacak ama hem de Avrupalıları savunma bütçelerini artırmaya mecbur etmiş olacak. Türkiye için ise çifte denklemde kazanç arıyor.

NATO’nun üç mekanizması

Dolayısıyla Ankara’daki NATO zirvesini Rusya açısından kritik yapan konular şunlardır:

1) NATO’nun Baltık bölgesinden sorumlu yeni Polonya karargâhı ve Karadeniz’den sorumlu yeni Romanya karargâhı, doğrudan Rusya’yla ilgilidir.

2) Anadolu Kavağı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı, Karadeniz’le ve Rusya’yla ilgilidir.

3) NATO üyelerinin Ankara’da Ukrayna için oluşturacağı tam destek paketi elbette Rusya’ya karşıdır.

Putin’in NATO uyarısı

Pentagon ile CIA’nın son iki aydır Ukrayna’ya destek vermeye başlaması, Ukrayna’nın NATO üyeleri destekli İHA saldırıları, ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun “Alaska’da anlaşma olmadı” demeye başlaması yeni bir duruma işaret ediyor. 

Rusya da beliren bu yeni duruma uygun olarak, tehdide açıktan işaret etmeye başladı. Kremlin’de askeri okul mezunlarına hitap eden Putin’in, “NATO ülkeleri Kiev’e destek vermenin ötesine geçerek Rusya ile açıkça savaşa hazırlanmaya başladı” demesi önemli. (Harici, 24.6.2026)

Türkiye’yi bekleyen büyük risk 

Türkiye açısından ise mesele şu: ABD’nin bu stratejisi her ne kadar Ankara’daki iktidarı memnun ediyorsa da Türkiye için büyük risklerle doludur ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Çünkü Türkiye’nin Rusya karşıtlığında en ufak çıkarı yoktur.

Ankara’dakiler memnun. Çünkü Avrupa’nın güvenliğinde rol almanın ve yeni NATO görevlerine talip olmanın, kendilerine de “siyasi meşruiyet” sağlayacağını hesap ediyorlar. 

NATO’culuk bu nedenle Türkiye açısından büyük tehdittir ve NATO’ya karşı olmak bir yurtseverlik görevidir. 

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Haziran 2026

, , , , , ,

Yorum bırakın

Orman kanununun panzehri

Pekin, ABD Başkanı Donald Trump’ın ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i ağırladı. Uluslararası basında iki ziyaretin farkları üzerine çeşitli analizler yapılıyor. 

Ancak iki ziyareti birbiriyle kıyaslamak doğru bir yöntem değil. Çünkü ilki rakibin, ikincisi ise ortağın ziyaretiydi. Bu nedenle ilkinde “çatışma” dahil birçok uyarı, ikincisinde de ise ortaklığın her boyutta derinleştirilmesi amacı vardı. 

Hegemonizme karşı işbirliği

Bu temel fark Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in imzaladığı 40 anlaşmaya ve iki ülkenin dünyaya ilan ettiği ortak bildiriye yansıdı. 

Çin ve Rusya’nın “çok kutuplu dünya düzeninin inşasına ilişkin ortak bildirisi” içeriği, mesajları ve hedefleriyle yeni dünya düzenine işaret ediyor.

Pekin ve Moskova’nın ortak bildirideki tespitleri şunlar: “Tek taraflı zorlayıcı yaklaşımlar, hegemonizm ve blok çatışması gibi olumsuz yeni sömürgeci eğilimler yükselişte. Uluslararası toplum parçalanma ve yeniden ‘orman kanunu’na dönüş riskiyle karşı karşıya.”

İki lider bu riske karşı dünyaya “çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler” çağrısı yapıyor.

Çin ve Rusya bu bildiriyle “tek taraflı yaptırımların, blok siyasetinin, sıfır toplamlı oyun stratejilerinin ve hegemonya girişimlerinin kabul edilemez olduğunu” belirterek, askeri ittifakların genişlemesini reddediyor ve insan haklarının diğer devletlerin iç işlerine müdahale için bahane olarak kullanılmasına karşı çıkıyor.

Askeri işbirliğinin derinleştirilmesi

Çin ve Rusya, ABD’nin Asya-Pasifik stratejisine de ortak tutumla karşı çıkıyor. 

Pekin ve Moskova, NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine doğru genişleme eğilimine karşı çıkarken, Japonya’nın silahlanma programına ve askerileşmesine dikkat çekiyor, Tokyo’nun “ciddi güvenlik riski” oluşturduğunu belirtiyor.

İki ülke, bölgedeki bu risklerin karşılığında, askeri ilişkilerini daha ileri seviyeye taşıyacaklarını ilan ettiler. Bunu ortak askeri tatbikatları artırarak, hava ve deniz devriyelerini genişleterek, savunma koordinasyon mekanizmalarını güçlendirerek ve güvenlik alanındaki karşılıklı koordinasyonu derinleştirerek yapacaklar. 

Küresel yönetişim sistemi

Putin’in Çin’e 25. ziyareti bu. Her ziyaret, iki ülkenin işbirliğinin ve ortaklığının seviyesinin artmasıyla sonuçlandı. Bunu bazen “en sert kaya” benzetmesiyle, bazen de “Mao ile Stalin’in işbirliğini aşan işbirliği” benzetmesiyle sundu iki başkent… 

İki liderin bu son zirvesinde de, Xi, ikili ilişkilerin “binlerce darbeye rağmen yeni zirvelere ulaştığını” belirtti. Xi, iki ülkenin “karmaşık ve değişken dünyada, daha adil ve makul bir küresel yönetişim sistemi için birlikte çalışmasına” işaret etti. 

İran’a destek

İki liderin gündeminde iki çatışma da vardı. 

İran’a destek veren Xi ve Putin, ABD ve İsrail’in İran’a askeri saldırısının uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin temel ilkelerini ihlal ettiğini belirttiler. 

İki liderin Ukrayna krizinin çözümüne ilişkin ortak saptamları ise meselenin köküne işaret ediyor: Çözümün, ancak çatışmanın temel nedenlerinin ortadan kaldırılmasıyla mümkün olduğunu savundular. 

Putin başından beri “kök meselenin” NATO’nun genişlemesi olduğunu belirtiyordu. 

Üç sonuç

Çin-Rusya zirvesini küresel güç mücadelesi bağlamında analiz edersek:

1) ABD hegemonyası zayıflıyor, çok merkezli/kutuplu yeni dünyanın inşası güçleniyor.

2) ABD’nin küresel liderlik kapasitesi zayıflıyor, Küresel Güney’in uluslararası ilişkilerdeki etkisi artıyor.

3) ABD-Avrupa işbirliği zayıflıyor, Çin-Rusya işbirliği güçleniyor. (Hatta Avrupa içinde ABD’den bağımsız Çin’le yararlı işbirliği yapma eğilimi yükseliyor.)

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Mayıs 2026

, , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Türkiye test mi ediliyor?

Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ve ekibini taşıyan uçağın Ankara’da düşmesi, son dönemdeki soru işaretli gelişmelerin üzerine yeni ve daha büyük bir soru işareti ekledi. 

Anımsayalım: Azerbaycan’dan dönen askeri uçağımız Gürcistan’da düştü ve 20 askerimiz şehit oldu. Bir haftadır sınırlarımızı aşarak çeşitli illerimize kadar gelen İHA’lar sorunu var. Karadeniz’de ticari gemilerimiz hedef alındı. Hatta ticari gemilerimiz Afrika kıyılarında bile hedef alındı. Vurulan geminin sahibi, Rusya’yla ticareti durdurduklarını açıkladı. Ve şimdi de Libya Genelkurmay Başkanı Haddad ile  Kara Kuvvetleri Komutanı dahil askeri ekibini taşıyan “özel jet” Ankara’da düştü.

Barrack’ın S400 mesajının anlamı 

Tüm bunlar tesadüf mü? Ve bu kadar tesadüf fazla değil mi? Belki bazıları tesadüf ama bazılarının “test” amacı taşıdığı yüksek olasılık.  

Özellikle hava sahasını ilgilendiren konuların, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın “S400’ler dört ile altı ay içinde çözülecek” açıklamasının işaret ettiği zeminden bağımsız olabilmesi pek olası değil. Çünkü sorun S400 olunca, haliyle konu Türkiye’nin hava savunma meselesi oluyor.

Bir haftada birkaç İHA olayının birden yaşanması, Türkiye’nin hava savunmasının test edilmesi olasılığını akla getiriyor. Peki bu testi kim yapıyor olabilir? İHA’ların menşei yanıltıcı olabilir, hele de resmi İHA’da olmayan yıldızın kullanılması, adres şaşırtma anlamına gelebilir. 

Harmony Jets’in sicili

Libya Genelkurmay Başkanı Haddad’ın uçağıyla ilgili Ankara’dan “elektrik arızası” açıklaması geldi. Kara kutu çözüldüğünde netleşir ama yine de bazı ilginçlikler var. Şöyle ki uçak resmi bir uçak değil, askeri uçak değil, Harmony Jets isimli bir şirketten kiralanmış özel bir jet.

Ancak bu şirketin sicili sorunlu görünüyor. İngiliz gazeteci Hannah Lucinda Smith’in yazdığına göre bu şirket, Ağustos 2023 ile Eylül 2024 arasında Avrupa’dan Halife Hafter’in kontrolündeki Bingazi’ye onlarca uçuşta İrlandalı paralı askerler taşımış. BM’nin 2701 sayılı kararını ihlal eden bu uçuşlar, BM uzmanlar heyetinin raporuyla da resmileştirilmiş. (Harici, 24.12.2026)

Türkiye’yi hedef alan cepheler 

Tek tek incelenmesi gereken tüm bu olayların, şu kritik siyasal gelişmeler zemininde yaşanması önemli:

– Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Türkiye’ye karşı askeri ve güvenlik işbirliğini derinleştirme kararı alıyor. Üç ülkenin Doğu Akdeniz için “Ortak Müdahale Gücü” kurması gündemde. 

– İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, rafa kaldırılan iki projeyi ABD’nin desteğiyle yeniden hayata geçirmek istiyor: 1) İsrail gazını Kıbrıs, Girit ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşıyacak East-Med projesi. 2) Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Koridoru IMEC. 

– ABD-İsrail ikilisi Güney Kafkasya’nın jeopolitiğine müdahale ediyor: İsrail Azerbaycan’la askeri ilişkilerini geliştiriyor, ABD Zengezur Koridoru’nu Trump Koridoru’na dönüştürüyor. 

– ABD-İsrail destekli SDG’nin Şam’la entegrasyonu Suriye’de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. 

– İsrail Golan’da genişlettiği işgali sürdürüyor ve kurduğu askeri üslerle bunu kalıcılaştırmaya çalışıyor. İlginçtir, Suriye Dışişleri Bakanlığı ilk kez bu süreçte Golan Tepelerini içermeyen Suriye haritası yayınladı. (Serbestiyet, 21.12.2024)

– Ve tüm bunların bağlandığı en önemli konu: ABD, İsrail hegemonyasında yeni Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor.

Hedef Türkiye-Rusya ilişkileri mi?

Türkiye’yi ilgilendiren tüm bu stratejik ve taktik gelişmelerin yaşandığı süreçte de uçaklar düşüyor, İHA’lar sınırları deliyor, gemiler hedef alınıyor… 

Açık ki bu siyasi gelişmelerin aktörleri, öncelikle Türkiye-Rusya ilişkilerini hedef alıyor. Türkiye, Rusya ve İran’ın oluşturduğu Astana Platformu’nun işlevsiz hale gelmesiyle yetinmeyen ABD-Tel Aviv ikilisi, Türkiye-Rusya ilişkilerini tümden sabote etmek istiyor.

Ve asıl acısı da şu: Türkiye bu çok boyutlu güvenlik problemlerine odaklanmak yerine, ne yazık ki enerjisini içeride, iç politik güç mücadelesine harcıyor.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Aralık 2025 

, , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

28 maddelik plan sonunda kimin olacak?

ABD’nin 28 maddelik Ukrayna planı, havadan bırakıldı ama masaya mı yere mi düşeceği net değil. Zira Alaska planını Ukrayna’ya, daha doğrusu AB’ye kabul ettiremeyen Washington’un ikinci ve genişletilmiş, esnetilmiş planı bu… 

Ancak sızdırılan 28 maddelik plan da Ukrayna ve AB tarafından reddediliyor. Öyle ki ABD bile kendi planını net bir şekilde savunamıyor. 

Örneğin önce “Zelenskiy, barış planımı beğenmek zorunda kalacak. Ona Oval Ofis’te, ‘Kartlar sende değil’ demiştim” açıklaması yapan ABD Başkanı Donald Trump, AB’den gelen tepkilerin ardından plan için “28 maddelik plan nihai teklif değil” dedi.

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Senatör Mike Rounds’a “Plan bizim değil, bize ulaştırılmış bir öneri” dediği iddia edildi. Nitekim Senatör Rounds benzer çekilde “Bu bizim planımız değil. Aracı olarak ilettik. Biz sızdırmadık” açıklaması yaptı. Yine Rubio’nun görüştüğü senatörlerden Angus King de şöyle dedi: “Sızdırılan belge yönetimin pozisyonu değil; Rusya’nın istek listesi. Metin, Rusya’yı temsil ettiği düşünülen bir kişi tarafından Trump’ın gayriresmî barış temsilcisi Steve Witkoff’a verildi. ABD sadece alıcı konumundaydı.”

Görünen o ki havadaki 28 maddelik plan masaya düşmezse Rusların önerisi olacak, masaya düşer ama sonuç alınmazsa Witkoff planı olacak, sonuç alınırsa Trump planı olacak.

Putin’den AB’ye “kuklanı ikna et” uyarısı

Moskova genel anlamda 28 maddeli planı, Alaska planının gerisinde olsa da, olumlu değerlendiriliyor. Örneğin ABD’yle müzakerelerde yer alan Rusya Doğrudan Yatırım Fonu başkanı Kirill Dmitriev, planla ilgili “Savaş kışkırtıcılarının propagandası nedeniyle, birçok kişi Trump’ın barış planının Ukrayna’yı daha da büyük toprak ve can kaybından kurtarmak için tasarlandığını gözden kaçırıyor” diyor. 

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vlademir Putin de planın AB ve Ukrayna için şans olduğuna işaret ediyor. Putin “savaş kışkırtıcısı” diye nitelediği AB’ye seslenerek, “Ya planı kabul edersiniz, ya da özel askeri harekatımızın hedeflerine askeri yollarla adım adım ulaşırız. Kuklanızı ikna edemezseniz, bir şekilde işleri halledeceğiz” diyor. 

Çanlar Zelenski için çalıyor

ABD yönetimi içinden isimler planın sahibi konusunda muğlak konuşsa da ABD planla ilgili Ukrayna’ya süre ültimatomu vermiş durumda. ABD “27 Kasım’a kadar barış planını onaylamazsa, Ukrayna’ya silah tedarikini ve istihbarat paylaşımını durdurducağını” açıkladı.

ABD’nin Ukrayna’ya askeri yardımı kesmesi, asıl AB’yi etkileyecek. Zira AB yönetimi, kendi silah yardımı kapasitesiyle Ukrayna’nın cephede savaşı uzatamayacağını kısa zamanda görmüş olacak. Bu durum ise Ukrayna halkına fazladan kayıp verdirmekten ve toprak kaybettirmekten başka bir şeye yaramayacak.

O durumda ise çanlar asıl Zelenski için çalmaya başlayacak ve Ukrayna içinde kritik bir iç siyasi mücadele başlayacak. 

Çin ve İran faktörleri

Gelelim asıl soruya: Trump yönetimi, Biden yönetiminden farklı olarak neden Ukrayna’daki savaşı bitirmeye çalışıyor? 

Buna verilen yanıtların başında ABD’nin “tersine Kissinger yöntemi” ile Rusya’yı Çin’den koparmaya çalışmak istemesi geliyor. Doğru, ABD için baş rakibi Çin’i yalnızlaştırmak, Rusya gibi bir nükleer gücün Çin’le “kapsamlı ortaklık” yapmasını durdurabilmek kritik önemde. ABD’nin bunu istediği zaten sır değil. Hatta ABD yönetiminin, bunun gerçekleşebilmesi için Rusya’ya daha büyük tavizler vermek isteyeceği de görülüyor. Ancak Rusya’nın Çin’le ortaklığının getirisinden vazgeçmeye niyeti yok. Ki Moskova yönetimini ABD-AB-NATO’nun Rusya’yı Ukrayna’dan kuşatma stratejisine karşı direnişinde Çin’in kritik destek rolünü gözardı edebilmesi, unutması, Moskova açısından pek akıllıca olmaz.

Diğer yandan Trump’ın Rusya’yla barış aramasını, İran konusunda pazarlığa bağlayan görüşler var. Buna göre Trump Ukrayna’nın üçte birini Rusya’ya verecek, Putin de ABD-İsrail’in İran’a yapacağı rejim değiştirme operasyonuna sessiz kalacak! Bu da olası görünmüyor. Zira ŞİÖ ve BRICS üyesi İran, son tahlilde Asya’nın, Çin ve Rusya’nın ön cephesidir. Dahası ABD-İsrail’in İran’a yerleşmesi, Rusya’nın bu kez güneyinden tehdit altında kalması demektir ki Moskova böyle bir tuzağa düşmez. 

Trump “uzun savaş stratejisinin” çöktüğünün farkında

Trump’ın Rusya’yla Ukrayna’da barış aramak zorunda kalmasının asıl nedeni şu: ABD hegemonyası zayıflıyor ve Washington’un öyle bir kaç yerde birden savaş organizasyonu yapacak, finanse edecek gücü yok. 

Diğer yandan Putin’in “gerekirse nükleer kartını” kullanacağını net bir şekilde ortaya koyması, ABD açısından önemli bir caydırıcılık anlamına da geliyor. Washington biliyor ki Rusya’nın kaybetmesi demek, aslında hepsinin kaybetmesi demek!

Ayrıca ABD içinde kimi kritik isimler, ABD’nin Ukrayna hatta Suriye’de oyalanmasının, baş rakipleri Çin’e yaradığını düşünüyor. Bu nedenle bu ağırlıklardan kurtularak sağlam bir Asya-Pasifik stratejisinin uygulanmasını istiyor. 

Kısacası ABD’nin Ukrayna’da “uzun savaş” stratejisini sürdürecek gücü yok ve Trump bunu “masa kuran ve barış yapan lider” makyajıyla örtmeye çalışıyor. Putin de Rusya’nın kazancı karşılığında Trump’ın bu şovuna alkışla destek veriyor.

Mehmet Ali Güller
CGTN Türk
26 Kasım 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

Hangi yeni sayfa?

Erdoğan’ın 6 yıl sonra Beyaz Saray’da kabul edilmesi, Washington’un “geniş Ortadoğu’da” Ankara’dan beklentileri nedeniyleydi. Böyle olduğu için de iktidar partisi ziyareti “küresel ve bölgesel olarak yeni diplomatik sayfalar açacak” diyerek değerlendirildi. 

Peki hangi yeni sayfalar?

Washington’un üç beklentisi

Washington’un Ankara’dan “geniş Ortadoğu’da” üç beklentisi var:

1) Rusya’yla derinleşen işbirliğini azaltması: Enerji ve nükleer ilişkilerini rafa kaldırarak bunları ABD ve Batı’yla değiştirmesi.

2) Suriye’de Washington’un (ve dolayısıyla Tel Aviv’in) hedeflediği çözüme uyum göstermesi.

3) Gazze’de Trump’ın planının hayat bulmasını kolaylaştırması. 

Rusya’yla işbirliğini zayıflatma talebi

1) Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti sırasında imzalananlarla birlikte, son bir yılda ABD’li ve Batılı şirketlerle yapılan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) anlaşmaları, yıllık 22 milyar metreküp kapasiteli. Türkiye’nin yıllık tüketiminin 53 milyar metreküp olduğu gözönünde bulundurulursa, bu hayli yüksek bir hacim. Dolayısıyla Trump’ın Erdoğan’a kameraların önünde söylediği “Türkiye’nin yapacağı en iyi şey Rusya’dan petrol ve gaz alımını kesmektir” talebi, hayata geçmeye başlamış oluyor. 

Öte yandan bu ziyaret sırasında Türkiye’nin ABD’yle imzaladığı nükleer işbirliği anlaşması da aynı talebin içindedir.

Suriye’de Washington çözümüne uyum talebi 

2) Suriye’de nasıl bir “çözüm” olacak? ABD, İsrail’in lehine, İsrail’in işgal ettiği toprakların da korunduğu, Şam’ın Tel Aviv’le normalleştiği, İbrahim Anlaşmalarının imzalandığı bir çözüm istiyor. Şam yönetimiyle İsrail arasında bu yönde güvenlik müzakereleri sürüyor. 

Türkiye’yi ilgilendiren asıl boyut ise Şam ile SDG’nin entegrasyonunun nasıl olacağı. Ankara “Suriye’nin birliğini”, Washington ise “SDG’nin özerkliğini” savunuyor. Ama Washington Ankara’nın İsrail boyutlu çözüme itirazsızlığı karşılığında SDG’nin özerkliğini, “federasyon olmayan ama ademi-merkeziyetçiliğe yakın” bir çözüme geriletmiş durumda.

Bu entegrasyonun nasıl olacağı sorunu, Türkiye’deki açılımı ve “demokratik entegrasyonu” da etkiliyor.

Gazze planına destek talebi

3) Trump’ın Gazze planı tuzaklarla dolu. 

Birincisi Avrupalı devletlerin bile Filistin’i tanıdığı şartlarda bu plan Filistin devletinin tanınmasını belirsiz bir tarihe, üstelik olasılık olarak havale ederek, bir nevi tanınmaya fren koymuş oldu.

İkinci olarak bu plan, Trump’ın Gazze’ye “çökmesi” anlamına geliyor. Beyaz Saray’a oturduğu günden bu yana “Gazze’ye sahip olmak istediğini” açıkça söyleyen Trump, plana göre Gazze’yi yönetecek konseyin başkanı olacak. 

Üçüncüsü de plan, İsrail’in işgalini fiilen sona erdirmiyor, uzatıyor. Geri çekilmeleri üç aşamada uyguluyor ve nihai geri çekilmeyi bile İsrail’in Gazze topraklarında tampon hat kuracağı yere kadar planlıyor . Böyle olduğu için de Netanyahu Trump’ın planının hem İsrail’in lehine olduğunu hem de işgali sürdürmeye açık olduğunu savunuyor.

Washington Ankara’dan bu plana destek istedi. 23 Eylül’de New York’ta Trump’ın ev sahipliğinde yapılan ve Türkiye ile 7 ülkenin katıldığı toplantı bunun içindi. Nitekim Trump Netanyahu’yla birlikte Gazze planını açıkladıktan hemen sonra Erdoğan desteğini açıkladı, Fidan da diğer 7 ülkenin dışişleri bakanlarıyla plana ortak destek açıklaması yaptı.

Peki Erdoğan-Fidan tuzaklarla dolu bu plana AKP tabanını nasıl ikna edecek? Yeni Şafak’ın plana itiraz eden dünkü manşeti, bunun çok kolay olmayacağına işaret ediyor.

İran’a karşı cephe planı

Peki sayfalar bu üçünden mi ibaret? Asıl mesele de bu. Zira bu üç sayfa, asıl sayfaya giden yol aslında. 1991-2004 yılları arasında Irak’ı, 2011-2024 arasında Suriye’yi hedef alan ABD’nin şimdiki “geniş Ortadoğu” hedefi İran. 

ABD bu amaçla İsrail hegemonyasında bir yeni Ortadoğu düzeni kurmaya çalışıyor. İşte Ankara’dan asıl beklentisi de bu. Washington, bu düzende, Ankara’nın İran’a karşı cephede yer almasını istiyor. 

İşte “meşruiyet” de asıl bu hedefin gereği olarak veriliyor!

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
2 Ekim 2025

, , , , , , ,

Yorum bırakın

İngiliz anahtarı

Macaristan Başbakanı Viktor Orban mektubunda şöyle diyordu: “Beş gün önce, Alaska‘da Trump ve Putin arasındaki tarihi görüşmeden hemen önce, Ukrayna, Rusya’daki Drujba petrol boru hattına İHA saldırıları düzenledi. Bu boru hattı, ham petrol ithal etmek için başka bir yolu bulunmayan Macaristan ve Slovakya’ya petrol tedarik ediyor.”

Trump’ın Orban’a yanıtı şöyle oldu: “Viktor, bunu duymak hoşuma gitmedi. Bundan dolayı çok kızgınım. Slovakya’ya da söyle. Sen benim büyük dostumsun.” (Sputnik, 22.8.2025)

Ukrayna’ya asker gönderme çatışması

Trump’ın Putin’le görüşmesinden hemen önce, Zelenski’nin bir nevi son çırpınışıydı bu sabotaj. Ukrayna’nın İHA’lar ile Drujba petrol boru hattına düzenlediği saldırı, kuşkusuz, ne sürecin gidişatını değiştirebilir ne de adı geçen ülkelerin tutumunu… 

Macaristan da Slovakya da başından beri bu meselede AB içinde daha dengeli tutum izleyen ülkelerdi. O nedenle bu sabotaj, Ukrayna’nın iki ülkeyi kızdırmasından öteye gitmeyecektir.

Peki o zaman neden yapıldı? Bu soruya doğru yanıtı bulabilmek, sabotajın arkasındaki asıl kuvveti çözümlemeye bağlı. 

Daha önceki sabotajlarda, Kuzey Akım’a saldırılarda asıl fail ABD’ydi. Bu kez İngiltere görünüyor. Zira “Rusya’ya karşı Ukrayna savaşını sürdürebilme” çizgisinin sahibi Londra. Londra’nın bu sabotajla maksadı ise daha çok AB içindeki “Ukrayna’ya asker gönderme” tartışmasıyla ilgili.

Londra’nın Gönüllüler Koalisyonu

Anımsayacaksınız, Trump’ın başkan seçilmesinin ve Ukrayna-Rusya savaşında farklı pozisyon alacağını ilan etmesinin hemen ardından İngiltere öne çıkmış ve ABD’nin yeni tutumuna karşı, “Geniş Avrupa’dan” Gönüllüler Koalisyonu oluşturmuştu. Ve Londra, Ankara’yı da bu koalisyona dahil etmişti. 

Ankara’nın önüne konulan havuç ise Türkiye’nin Avrupa Güvenlik Mimarisinin bir parçası olmasıydı. İktidar buna dünden hazırdı ve Erdoğan, “Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği sağlanamaz” iddiasını savunuyordu. 

Oysa bu Türkiye’ye tuzaktı ve tuzağa düşüldüğünde, AB’ye jandarmalık anlamına gelecekti. Çünkü Türkiye AB üyesi olmayacaktı ama Avrupa’nın güvenliğini sağlayacaktı!

Macron-Erdoğan görüşmesi

Tuzak sürüyor. Şimdi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron üzerinden çağrı geldi; Türkiye’den “Ukrayna’ya asker göndermesi” istendi.

İngiltere ve AB, Ukrayna’yı Rusya’ya karşı savunma hattı ilan ediyor, AB’nin bazı ülkeleri asker göndermiyor ama AB üyesi olmayan Türkiye, Ukrayna’ya asker göndermek istiyor!

Evet, istiyor ne yazık ki… Milli Savunma Bakanlığı, bu tartışmalar ilk başladığında, yaptığı “önce kapsamı bir belli olsun” özetli açıklamasıyla, Ukrayna’ya asker göndermeye yeşil ışık yakmıştı zaten. 

Işık hakikaten de yeşildi. Karşılığında Türkiye’ye uçak satışına izin verilmesi türünden ön anlaşmalar vardı. Türkiye’nin gayriresmi AB toplantılarına davet edilmesi türünden “ıslak diplomasi” vardı. 

İngiltere’nin sabotajcısı

Yeniden sabotaja dönersek, Zelenski, Alaska Zirvesinden hemen önce Macaristan ve Slovakya boru hatlarını vurarak, Ukrayna’ya güvenlik garantisinin nasıl sağlanacağı konusunda çatışmaya “İngiliz anahtarı” sokmuş oluyor. 

Konu bazı AB ülkelerinin Ukrayna’ya kesinlikle asker göndermeyeceğini söylemesiyle sınırlı değil sadece. İngiliz basınının yazdığına göre masada dört ayrı seçenek var. Dört seçenek de İngiltere’nin asli rolüne işaret ediyor öncelikle. Ama aynı zamanda bu türden sabotajlara başvurmaları, dört seçenekle de bir sonuç alamayacaklarını gösteriyor. 

ABD olmadan, İngiltere ve AB’li ortaklarının Ukrayna’da savaşı sürdürebilme şansı yok. Zelenski boynundaki ipin ucunu Washington’dan Londra’ya vererek ne kaybettiklerini geri alabilir artık, ne de kendisine sağlam bir siyasi gelecek çizebilir.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

Ukrayna için en sağlam güvenlik garantisi

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı Alaska Zirvesi’nin ardından, Ukrayna Devlet Başkanı Vlodimir Zelenski ve Avrupalı liderler ile NATO ve AB şeflerini Beyaz Saray’da topladı. 

Fotoğraflara bakınca “topladı” kelimesi hafif kalıyor. Çünkü görüşmeler daha çok Atlantik şefinin, vasal muamelesi yaptığı müttefiklerine “neler yapılacağını dikte etmesi” havasında geçti.

Rusya’nın Ukrayna’nın ne kadarını işgal ettiğini gösteren haritanın Oval Ofis’te sergilenmesi bile tek başına olanları ve olacakları anlatmaya yetiyor aslında. 

Barışın üç başlığı

Trump ve Putin’in üzerinde uzlaştığı ve Trump’ın şimdi Avrupalılara dayattığı “barış anlaşması” temelde üç başlıktan oluşuyor..

Bu başlıklar 1) toprak tavizi, 2) savaşın ana nedeninin ortadan kaldırılması ve 3) güvenlik garantileri şeklinde… 

1) Toprak tavizi:

a) Ukrayna Kırım iddiasından vazgeçecek. Avrupa da bunu kabullenecek.

b) Ukrayna, büyük kısmı Rusların egemenliğine geçen Donbas’ı bırakacak.

2) Savaşın ana nedeninin ortadan kaldırılması:

a) Ukrayna NATO’ya girmeyecek. (Trump’ın, ABD, NATO ve SSCB anlaşmalarına atıfla bunu ifade etmesi kritik önemde.)

b) Ukrayna zamanla AB’ye girebilir. (Rusya başından beri Ukrayna’nın AB üyeliğine değil NATO üyeliğine karşı çıkıyordu zaten.)

Güvenlik garantileri meselesi

3) Güvenlik garantileri:

a) ABD Ukrayna’ya güvenlik garantisi olarak uçak ve hava savunma sistemi ağırlıklı 90 milyar dolarlık silah satacak.

b) Ukrayna’nın güvenlik garantisi olarak alacağı bu silahların finansmanını Avruplılar karşılayacak.

c) İngiltere, Almanya ve Fransa güvenlik garantisi kapsamında Ukrayna’ya asker gönderecek. (ABD Ukrayna’ya kesinlikle asker göndermeyecek.)

Avrupa’nın ABD’siz yapabileceği bir şey yok

Avrupalılar açısından gerçek şu ki ABD’nin olmadığı bir Ukrayna savaşını sürdürebilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla ABD askerlerinin olmadığı şartlarda İngiltere, Almanya ve Fransa askerlerinin varlığı, Rusya açısından büyük sorun anlamına gelmiyor. Kuşkusuz Rusya onların da varlığını kolay kolay kabul etmeyecektir.

Avrupalı liderler de bunun farkında ve o nedenle NATO’nun 5. maddesine benzer, ABD’nin de desteğini alacak bir güvenlik garantisi peşindeler. Bu nedenle İngiltere’nin öncülüğünde kurulan Gönüllüler Koalisyonunu sürece aktif katmak istiyorlar. (Bu Türkiye’nin de kısmen sorumluluk alması anlamına geliyor.)

Ukrayna’nın vasallığı sorunu

Ukrayna için en sağlam güvenlik garantisi, Ukrayna’nın NATO üyesi olmayacağının garanti edilmesidir. Savaşın ana nedeninin ortadan kalkması, Ukrayna için en büyük güvenlik garantisidir.

Avrupalıların Ukrayna’daki askeri varlığı, Ukrayna için güvenlik garantisi anlamına gelmeyecektir, tersine Ukrayna’yı Avrupa’nın sömürgesi haline getirecektir. 

ABD iki yıl boyunca Ukrayna’ya verdiği yardımların karşılığında nasıl “nadir element” anlaşması yaparak bu ülkenin madenlerine kısmen el koyduysa, Avrupalı ülkeler de zamanla finansmanını sağladıkları silahların karşılığını Ukrayna’dan çıkaracaktır.

Avrupa Ukrayna’yı tampon olarak görüyor, AB liderleri açık açık “Ukrayna ordusu Avrupa’nın ilk savunma hattıdır” diyor. Bu anlayış Ukrayna’nın güvenliğini garanti etmez, tersine Ukrayna’yı vasallaştırır.

Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
21 Ağustos 2025

, , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın