Posts Tagged Bush

ZAYIFLAYAN ATLANTİK ORTAKLIĞI

3 gün süren 48. Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı tamamlandı. Suriye, İran ve füze kalkanı konularının ağırlıklı konuşulduğu Konferans’ta merakla beklenen konularından biri de ABD ile AB arasındaki ortaklığa ilişkin verilecek mesajlardı.

Bush döneminde yıpranan Atlantik ortaklığı, Obama ile düzeltilmeye çalışılmış ancak 2008’de başlayan küresel kriz ve ABD’nin yeni stratejik yönelimleri, ilişkiye ilerleme sağlayamamıştı.

Tersine, AB’nin merkez ülkesi olan Almanya’nın Rusya’yla yakın ilişki geliştirmesi ve AB krizine yardım için Çin’e başvurması, Atlantik ittifakının gidişatına dair olumsuz senaryoları ön plana çıkarıyordu.

AB’NİN ENDİŞELERİ

Nitekim 48. Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı’nın başkanlığını yapan Almanya’nın eski Washington Büyükelçisi Wolfgang Ischinger’in konferans öncesi Deutsche Welle’ye yaptığı açıklamalar da, ABD – AB ilişkilerine dair çekinceleri ortaya koyuyordu:

“Aynı zamanda küresel güç dengelerindeki kaymalar ve ABD’nin dış ve güvenlik politikalarındaki yeni önceliklerin Avrupa’nın güvenliği açısından doğurabileceği sonuçlar da enine boyuna tartışılabilecek. Avrupa’da, ABD ile olan sıkı organik bağların gevşeyebileceği endişesi doğdu. Bu Avrupa’nın çıkarına olamaz. Buna bağlı olarak NATO bünyesindeki dayanışma ve bağlılığın geleceği de soru işaretlerine yol açıyor.”

Küresel ekonomik krizin savunma bütçelerini önemli ölçüde etkilediğini belirten Ischinger, Avrupa’nın çevresindeki kriz ve çatışma ortamında istikrar ihraç etme ve istikrarsızlık ithalini önleme yeteneğine kavuşması gerektiğini vurguladı. Ischinger, bu güce kavuşmanın kaynak gerektirdiğini ancak küresel mali tablo karşısında bu imkânın daraldığına dikkat çekti.

MÜTTEFİKLİK SÜRECEK SÖZÜ

Acaba ABD sözcüleri, Ischinger’in dikkat çektiği çekincelere dair ne mesaj verecekti? ABD bu çekinceleri giderebilecek miydi?

Münih Konferansı’nın ilk ABD’li konuşmacısı olan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, “AB, en önemli müttefikimizdir” sözünden ileriye gidemedi.

Clinton, birleşik ve güvenli bir Avrupa, ortak ekonomik düzelme, güvenlik ittifakı, Akdeniz ve Ortadoğu’da demokrasi gibi çeşitli alanlarda, Avrupa ve ABD’nin müşterek bir çaba içinde olması gerektiğini belirtti.

Clinton, ortaklık için de ilk adres olarak Suriye’yi işaret etti: “Şam’da bir zalim kendi halkına karşı merhametsizce davranırken Amerika ve Avrupa omuz omuza arşı duracaktır.”

Clinton’un ABD – AB ortaklığına dair sözleri, kuşkusuz konferans öncesi dile getirilen endişeleri giderecek türden değildi… Bu nedenle ABD Savunma Bakanı Leon Panetta’nın ne söyleyeceği, artık daha da önem kazanıyordu.

SAVUNMAYA DAHA FAZLA KATKI ÇAĞRISI

Panetta’nın, Ischinger’in “ABD’nin dış ve güvenlik politikalarındaki yeni önceliklerin, Avrupa’nın güvenliği açısından doğurabileceği sonuçlar” diye belirttiği endişeye karşı ortaya koyduğu planlama, füze savunma sistemiydi.

Panetta, Türkiye’de bir radar sistemi ve Romanya ile Polonyo’ya füzelerin yerleştirilmesini öngören sistemde, İspanya’nın sahillerinde de füzeleri vurma kapasitesine sahip 4 savaş gemisinin konuşlandırılacağını belirtti.

Ancak Panetta’nın, Avrupa ülkelerinden savunmaya daha fazla yatırım yapmalarını istemesi hayal kırıklığı yarattı. Panetta, “geçen yıl Libya’da ve her gün Afganistan’da görüldüğü gibi, dünya çapındaki askeri operasyonlar ve diplomaside, Avrupa başlıca tercih edilen güvenlik ortağımız olarak kalmaya devam edecektir” dedi.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
7 Şubat 2012

, , , ,

Yorum bırakın

ABD İKİ AY BİLE BEKLEYEMEDİ

Washington, eski ABD Başkanı George Bush döneminde imzalanan anlaşma gereği 2011 sonunda tüm askerlerini Irak’tan çekecekti. Barack Obama da bu anlaşmaya uymuş ve anlaşma takviminde yer aldığı gibi, ABD askerlerini aşama aşama geri çekmişti.

ÖNCE 30 BİN ASKER İÇİN BASTIRDI

Irak’ta en son 47 bin ABD askeri kalmıştı. Washington ile Bağdat arasında son üç aydır bu askerlerin en azından 30 bininin
ülkede kalması üzerine sert bir mücadele sürüyordu.

Irak Başbakanı Nuri El Maliki Pentagon’un baskısına direniyor ve ülkenin en güçlü şahıslarından Mukteda El Sadr’ın desteğini arkasında buluyordu. Anımsanacağı gibi Sadr, 2012’den itibaren ülkede kalacak tüm ABD askerlerini öldüreceklerini ilan etmişti.

30 bin askerin varlığını sürdürme talebini kabul ettiremeyen Washington, geçen ay bunu 15 bine çekti. Hatta Irak devleti içinden, bu yönde talep olduğuna dair açıklama çıkartmayı da başardı. Ancak Washington Maliki’yi yine aşamadı.

Son seçimlerde ABD’nin desteklediği İyad Allavi yerine dokuz aylık bir mücadele sonucunda Başbakan olan Nuri El Maliki’nin, ABD’yle bu mücadele sürerken, Tahran’la önemli ikili anlaşmalar imzaladığını anımsatalım.

ABD BEŞ BİNE RAZI OLMUŞTU

Washington son olarak, Irak ordusunu eğitmek üzere ülkede beş bin asker bulundurmayı teklif etti. Irak Başbakanı Maliki, eğitim için bile olsa ABD askeri istemediklerini açıkladı. Daha önemlisi, Sadr yine çıktı ve “sol elim Amerikancı olsa, onu bile keserim”
diyerek kararlılık ilan etti.

Ve nihayet ABD pes etti, Irak’taki askerlerini geri çekme süresini sonuna kadar kullanma kararından vazgeçti. ABD Aralık sonunu beklemeden, yani daha iki ay varken, tüm askerlerini geri çekeceğini bildirdi.

IRAK’TA 160 ABD ASKERİ KALACAK

Associated Press Ajansı Obama yönetimindeki üst düzey yetkililere dayandırarak yayınladığı haberde, ABD büyükelçiliğini korumakla görevli 160 asker dışında bütün askerlerini geri çekeceğini duyurdu.

Associated Press Ajansı, Pentagon’un, İran etkisini engellemek ve yerel güvenlik güçlerini eğitmek için 5 bin askerini Irak’ta tutmayı düşündüğünü ancak bunun gerçekleşmediğini belirtiyor. Ajans’a konuşan ABD’li yetkililer, gelecekte, istenmesi halinde eğitim görevi için ABD askerlerinin Irak’a gönderilebileceğini söylüyorlar.

BİR DÖNEM KAPANDI

ABD’nin geri çekilmesiyle, hem bölgede hem de dünyada bir dönem kapanmış oluyor. 20 Mart 2003’te Irak’a saldıran ABD’nin Ekim 2011’de tamamen geri çekilmesiyle, bölgede, şu sonuçlar ortaya çıkmış oluyor. Daha doğrusu çoktandır ortaya çıkan sonuçlar, kesinlik kazanıyor:

1.) ABD Irak’ta yenildi.

2.) ABD, Irak’tan hemen sonra işgal edeceğini ilan ettiği Suriye’ye saldıramadı.

3.) ABD, Suriye’den sonra saldıracağını ilan ettiği İran’a diş geçiremedi. Dahası bölgede inisiyatif kazanan İran’a yenildi!

4.) ABD, 1. Körfez savaşından sonra Irak’ın kuzeyinde fiilen kurduğu kukla devletini resmileştiremedi.

5.) ABD bölgedeki egemenliğini dayandırdığı dört kuvvetten biri olan Mısır’ı büyük ölçüde kaybetti.

6.) ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştiremedi.

7.) ABD, Çin ve Rusya’nın etkisini kıramadı, tersine iki ülke daha da inisiyatif kazandı.

Bu yedi sonuç, aynı zamanda “tarihin sonu” ve “Amerikan yüzyılının başı” diye sunulan sürecin de başlamadan bittiğini gösteriyor.

Kısacası Amerikan Yüzyılı topu topu sekiz yıl sürdü!

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ekim 2011

, , , , ,

Yorum bırakın

DIŞİŞLERİ-PENTAGON SAVAŞI’NDA SEÇİM KARTI GÜNDEME GELDİ – BUSH’A “NEO-CON’LARI TASFİYE ET” TEHDİDİ

DIŞİŞLERİ-PENTAGON SAVAŞI’NDA SEÇİM KARTI GÜNDEME GELDİ
Bush’a “Ne0-Con’ları tasfiye et” tehdidi

ABD’nin geleneksel stratejiye dönmesini isteyen kuvvetler seçim kartı yoluyla, Bush’u “Neo-Con’ları tasfiye etmeye” zorluyorlar. ABD’nin 2020 Stratejik Planı’ndan uzaklaşmasıyla gidişatın kötüye gittiği tespitini yapan bu kuvvetler, “Irak’taki koalisyon güçleri uluslararası istikrar gücüne dönüştürülmeli ancak ABD liderliği kabul ettirilmeli” şeklinde bir uzlaşma arıyorlar.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
5 Ekim 2003

ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA ile ABD Savunma Bakanlığı Pentagon arasındaki çelişme, tarafların kılıçları çekmesiyle başkanlık yarışı öncesinde önemli mücadelelere sahne oluyor. Dışişleri ve Pentagon’un arkasındaki sermaye çevrelerinin savaşı, hem ABD iç politikasını hem de Ortadoğu’dan başlamak üzere tüm dünyadaki gelişmeleri etkileyecek.

Irak saldırısı öncesinde su yüzüne çıkan bu çelişme, Neo-Con’larla, geleneksel ABD devleti yetkilileri arasında “hakimiyet kurma savaşına” dönüşmüş ancak Bush’un destek verdiği (Bush’u iktidara –darbeyle- taşıyan) kuvvetler baskın gelmişti. Taraflar arasında Irak saldırısı sonrasında kurulan denge, Neo-Con’ların “rolling start” stratejisinin çuvallaması ve Richard Perle’ün istifa etmek zorunda kalmasıyla “geleneksel devlet yetkililerinin” lehine kaymıştı.

1 Mayıs’tan sonra yaşanan süreç ve uygulanan politikaların, hem içerde hem de dışarıda ABD’nin 2020 stratejik planını sekteye uğratacağı gerçeği, “geleneksel devlet yetkililerini” harekete geçirdi. 2015 yılı öncesinde, yani Çin’le henüz karşı karşıya gelmeden önce “hazırlıklarını” tamamlamak isteyen ABD, Irak saldırısıyla birlikte şu gerçeklerle karşı karşıya kaldı.
1) AB ve Avrasya odakları, “beklenenden önce” güç merkezleri haline geldi.

2) ABD, BM içindeki gücünden çok şey kaybetti. BM Güvenlik Konseyi’ndeki Çin-Rusya-Fransa ekseni, ABD-İngiltere ikilisiyle güç mücadelesinde baskın taraf oldu. Çin-Rusya-Fransa ekseninin, Hindistan ve Almanya ile Güvenlik Konseyi’ni genişletme ve “hakimiyet oluşturma” planlarında önemli aşamalar kaydedildi.

3) ABD, dünya egemenliğinde askeri araç olarak kullandığı NATO’da da güç yitirdi. Doğu Avrupa’yı tehdit ekseni belirleyerek kurulan NATO, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrasında “görev tanımını yitiren” bir örgüte dönüştü. Doğu Avrupa ülkelerinin üyeliği ve Rusya’yla oluşturulan “NATO-Rusya Konseyi”, Kuzey Atlantik ittifakını işlevsizleştirdi.
Almanya-Fransa ikilisinin Birleşik Avrupa Projesi, ABD’nin karşısında odak olabilmek için NATO yerine “Avrupa Ordusu” planını ete kemiğe büründürdü. AB, Balkanlardan başlayarak, önüne NATO görevlerini devralma planı koydu.
Şanghay İşbirliği Örgütü, Eylül ayında yaptığı tatbikatla, ABD karşısında odak olma gayretini askeri planda da gösterdi.

4) Çin’in Dünya Ticaret Örgütü üyeliğiyle birlikte, yoksullar zenginler karşısında büyük destek buldular. Son olarak Cancun’da yapılan zirveyle, ABD’ye “dayatmaların kabul edilemez” mesajı verildi.

5) Bu gelişmeler bölgesel kararlılıkla birleşince, ABD’nin, “Türk-İran-Arap” eksenine karşı “İsrail-Kürt-Ermeni” eksenli Ortadoğu Planı’nı “gerçekleşemez” niteliğine soktu.

“NEO-CON’LARI TASFİYE ET” UYARISI

ABD’nin “geleneksel devlet yetkilileri” yüz yüze gelinen bu durum nedeniyle Başkan Bush’a, Wesley Clark üzerinden uyarıda bulundular. Henüz demokratların aday adayı olan emekli General Clark, – ABD tarihinde ilk kez- seçimlerden 13 ay önce yapılan bir ankette, mevcut başkandan fazla oy aldı: Clark, % 48 – Bush, % 46

Clark, uyarıyı, Neo-Con’ların 5 yıllık planını açığa vurarak sürdürdü. 23 Nisan’da açıklama yapan Clark, Beyaz Saray’ın Irak’tan sonra Suriye, Lübnan, Libya, İran, Somali ve Sudan’ı vurmayı hedeflediğini söyledi. “Bush ve kurmaylarının, yanlış ülkeleri hedef alarak, terörizme destek veren gerçek kaynakları gözardı ettiklerini” savunan Wesley Clark, Neo-Con’lara gönderme yaparak, ABD’nin geleneksel stratejiye dönmesi gerektiğini belirtti. Clark, ilerleyen günlerde, Neo-Con’ları isim vererek eleştirdi ve Bush’a “bunları tasfiye etmezsen, gidersin” mesajı verdi. 29 Eylül’de konuşan Clark, başkan olduğunda ilk işinin Savunma Bakanı Rumsfeld’i kovmak olacağını açıkladı. Demokratların aday adayı, “ABD ordusunun barış gücü operasyonu yapmaması gerektiğini, gerçek savaşa katılması gerektiğini” söyleyen Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice’ı da askeri konuları bilmemekle suçladı. Amerikalılar’ın “Bush’tan utandığını” Bush’un ekonomik planının “başarısız” ve Irak savaşının “gereksiz” olduğunu savunan Clark, ABD’nin, Irak’tan bir “çıkış stratejisi” bulunmadığına dikkat çekti.

PENTAGON – DIŞİŞLERİ SAVAŞI

Taraflar arasındaki mücadele basın yoluyla da sürdü. 29 Eylül tarihli Newsweek dergisi, Pentagon’da siyasi kavgaların büyüdüğünü, Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları’nın birbirine girdiğini yazdı.

Newsweek, yaşanan siyasi kavgaların ulaştığı noktayı şöyle anlattı: “Savunma Bakanı Rumsfeld, Irak’ın yeniden imarı ile görevlendirilen Jay Garner’dan, kentte görevlendirilecek 20 Dışişleri Bakanlığı mensubundan 16’sını devre dışı bırakmasını istedi. Dışişleri Bakanı Powell duruma müdahale ederek, ‘Rumsfeld’i durdurmak zorunda kaldı.’ Powell, Rumsfeld’e ‘Gerekirse ben de bazı kişileri rehin alabilirim’ dedi. Dışişleri Bakanlığı ile Savunma Bakanlığı şahinleri arasındaki kıyasıya mücadelenin konusu, Ahmet Çelebi’ye verilecek yetkilerdir. Pentagon’un, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde ‘casus’ bulundurduğu ve bakanlıkta bunlara ‘yarasalar’ dendiği ortaya çıktı.”

IRAK’TA ZOR GÜNLER BEKLENİYOR

Taraflar arasındaki mücadelede, kimi zaman askerler de sözcü oldu. Irak’taki ABD Kara Kuvvetleri’nin Komutanı Sanchez, 2 Ekim’de yaptığı açıklamada, ABD askerlerinin giderek daha karmaşık saldırılara maruz kaldığını ve yakında büyük bir saldırı olabileceğini söyledi. “Destek olmadan, Irak’ın iç güvenliği sağlamasının yıllar alacağını” belirten Sanchez, “Düşman değişiyor. Biraz daha öldürücü, biraz daha karmaşık, bazı durumlarda biraz daha dirençli. Burada olduğumuz sürece ittifak kayıplar vermeye hazır olmalı. Hala savaşıyoruz. Bu günlerin birinde büyük bir çatışma veya terör saldırısı olursa şaşırmamalıyız” dedi.

“Geleneksel devlet yetkilileri” seçim kartıyla Bush’a yaptıkları “Neo-Con’ları tasfiye et” uyarısı dışında, BM’deki gelişmelere dikkat çekerek, ABD’nin “uygun bir uzlaşma içine girmesini” istediler. Uzlaşma ise şöyle tarif ediliyordu: “Irak’taki koalisyon güçleri uluslararası istikrar gücüne dönüştürülmeli ancak ABD liderliği kabul ettirilmeli.”

BM’YE DAHA GÜÇLÜ ROL

23 Eylül ve 2 Ekim tarihli BM Genel Kurulu sonuçları, Bush’un “bu isteği kabul ettiği” şeklinde yorumlandı.

23 Eylül tarihli BM Genel Kurulu’nda, Genel Sekreter Kofi Annan, ABD’yi “orman kanunu uygulamakla” suçladı, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac da, “hiç kimse BM’den güçlü değildir” uyarısında bulundu. New York’taki diplomatik kaynaklar, ABD’nin 2 Ekim için hazırlayacağı “yeni Irak tasarısının tavizler içereceğini ancak bunun da kabul edilemez bulunacağı” yorumlarında bulundular. Nitekim, Genel Kurul öncesinde Güvenlik Konseyi üyelerine dağıtılan tasarıda, “Irak’ta BM’ye daha güçlü rol önerildiği” ortaya çıktı. ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçlerinin ‘çokuluslu güç’ haline dönüştürülmesini öngören tasarıda “işgalin geçici olduğu, Iraklılar’ın kendi kendilerini yönetecekleri günün bir an önce gelmesi dileği” yer aldı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan tasarı konusunda gazetecilere yaptığı açıklamada, “Üzerinde çalışıyoruz. Bunun geçmiştekinden radikal bir değişiklik olup olmadığını saptamak durumundayız. Bunun, benim tavsiye ettiğim doğrultuda olmadığı açık ama yine de daha fazla inleyeceğim” dedi.

Fransa’nın BM temsilcisi Jean Marc de La Sabliere, ABD tasarısının, “Fransa’nın beklentilerine yanıt vermediğini” söyledi.

İktidarın geçici bir Irak yönetimine adım adım transferini öngören ancak bir takvim vermeyen tasarı, ABD öncülüğündeki Koalisyon Geçici Yönetimi’nin tarihi belli olmayan seçimler yapılana kadar tüm kontrolü elinde tutmasını öngördüğü için “uzlaşıcı” bulunmadı.

ABD kaynakları, çatışmanın önümüzdeki dönemde daha da keskinleşeceğini, “Neo-Con’ları tasfiye konusunda uzlaşmaya yanaşacağı” mesajını veren Bush’u zor günlerin beklediğini belirtiyorlar.

,

Yorum bırakın

TÜRKİYE, RUSYA VE BÖLGE ÜLKELERİ KARARLI TAVIR ALINCA

TÜRKİYE, RUSYA VE BÖLGE ÜLKELERİ KARARLI TAVIR ALINCA…
Bush, ilk kez “savaşsız çözüm” dedi

ABD önce tasarısını değiştirdi. Ardından Bush, “Saddam Hüseyin’in, BM taleplerini yerine getirmesi, zaten o rejimin değiştiğine işarettir” dedi. Birleşmiş Milletler’de son durum şöyle: ABD’nin verdiği ikinci karar tasarısı da kabul görmedi… NATO harekât için BM’nin vereceği kararın esas alınacağını açıkladı. ABD, Katar’daki tatbikatını erteledi.

MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
26 Kasım 2002

ABD Başkanı George Bush ilk kez “savaşsız çözümden” söz etti. Bush, “Irak’ın kitle imha silahlarından arınması için bir kez daha diplomasiyi deniyoruz. Irak lideri Saddam Hüseyin’in, BM’nin taleplerini yerine getirmesi, zaten o rejimin değişmiş olduğuna dair bir işarettir” dedi.
ABD Başkanı Bush’un geri adım atması; başta Türkiye olmak üzere, Rusya ve bölge ülkelerinin kararlı tavrı ile BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri Rusya, Fransa ve Çin’in, ABD tasarısını “kabul edilemez” bulması sonucu oldu.

ABD TASARISI,
“KABUL EDİLEMEZ” BULUNDU
ABD, geri çektiği tasarısını, gözden geçirerek, bir “uzlaştırma metnine” dönüştürdü ve 21 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyeleri’ne sundu.
Rusya’nın BM nezdindeki Daimi Temsilcisi Sergey Lavrov, tasarıdaki “otomatik güç kullanımı ve BM silah denetçilerinin yerine getiremeyecekleri görevlerle yüklenmeleri” maddelerinin, ülkesi için endişe kaynağı olduğunu belirterek, Rusya’nın ABD planını reddettiğini açıkladı.
ABD’nin tasarısının “kabul edilemez” olduğunu söyleyen Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandır Yakovenko, “var olan kararlar, yeterli zemini sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov da, ABD tasarısının, “kendi kriterleriyle bağdaşmadığını” söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Başkanı Mihail Bogdanov, Rusya’nın, “Irak’ın da kabul edebileceği bir BM Güvenlik Konseyi kararı istediğini” bildirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin, “Güvenlik Konseyi’nde ABD taslağı üzerinde anlaşma sağlanabilmesi için yapılacak çok iş var” diyerek, taslağı benimsemediğini ifade etti.
Rusya, Fransa ve Çin, özellikle, ABD tasarısındaki, “Irak’ın BM kararlarında ‘maddi ihmali’ bulunduğu ve ihlallerini sürdürürse ‘ciddi sonuçlarla’ karşı karşıya kalacağı” ifadelerinin, askeri harekât için açık kapı bıraktığını düşünüyor.

NATO BİLE TOPU BM’YE ATTI
ABD’nin Irak’a saldırmasına karşı çıkan her devlet ve her kuruluş, topu BM Güvenlik Konseyi’ne atıyor. NATO da, aynı yolu seçti. NATO Genel Sekreteri George Robertson, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Irak konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin alacağa karara göre hareket edeceklerini” söyledi.
Bush’un geri adım atması, dünya basınında, “savaş ertelendi” yorumlarına yol açtı. Pentagon, Suudi Arabistan’daki askerlerinin bir bölümünü geri çekti. 22 Ekim’de, Katar’daki ABD tatbikatının da ertelendiğinin açıklanmasıyla, ABD CBS televizyonu, “harekât en erken 2003 baharında başlar” değerlendirmesinde bulundu.

SURİYE:
YENİ BİR KARARA KARŞIYIZ
ABD, 24 Ekim’de, tasarısını, Daimi Üyeler’in ardından, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan 10 üyesine de dağıttı. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan etkin üyelerinden Suriye de, yeni bir karara karşı olduğunu açıkladı.
“ABD tasarısının amacının, BM’nin saygınlığına gölge düşürmek olduğunu belirten” Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri, “ABD taslağı yalnızca Irak’a karşı değil, aynı zamanda BM’ye karşı da savaş ilanıdır” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, 24 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Temel ilkelere sırt çeviremeyiz. Bu, hiçbir anlamı olmayan, Irak’a ortada sorun olmadığını düşündürecek bir BM kararı olamaz. Böyle bir şeyi kabul etmeyiz” dedi.

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın