Posts Tagged Ergenekon

23 SENTLİK ASKER

ABD, spekülatör ve “turuncu darbe” foncusu George Soros’un, Sabancı Üniversitesi’nde söylediği “en iyi ihraç malı ordunuzdur” hakaretinden bu yana hayli yol aldı TSK’yı yıpratma konusunda…

Ergenekon tertibiyle iyice köşeye sıkışan TSK artık her konuda suskun; kendisine yöneltilen hakaretlerde bile…

Mehmet Ali Birand da “Türkiye’nin en güçlü pazarlık kartı: TSK” diye başlık atmış bugün ki köşesinde. “Şu anda ABD borsasında en değerli hisse, Türk Silahlı kuvvetleri” demiş Birand ve eklemiş: “Bugün Beyaz Saray’da bir pazarlık yapılacak”

***

ABD borsasının en değerli kağıdı olduğu söylenen TSK’ya ilk defa fiyat biçilmiyor! NATO’ya girebilmek için 4500 askerimizi Kore’ye gönderdiğimizde de fiyat biçmişti Washington Mehmetçiğimize… ABD Dışişleri Bakanı Dulles, “Bir Türk askeri bize 23 cente mal oluyor” demişti. 23 cent çarpı 4500 askerden, 1035 Amerikan doları etmişti 721 şehit ve 2111 gazi!

***

“23 Sentlik Asker” şiirinde şöyle ağzının payını verir Nazım Hikmet ABD Dışişleri Bakanı Dulles’in:

“Dedim ya Mister Dalles,
Herhalde bütün bunları sizden gizledir.
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşırmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.”

***

1986 yılından beri ABD’nin “Üç İsrail” Planına, “Türkiye Himayesinde Kürdistan” Projesi’ne direnen TSK, 2002’den beri büyük bir saldırının altında. TSK’nın, bölgesel planlarını hayata geçirmek isteyen ABD’nin önündeki en büyük engel olması, saldırının hem boyutunu hem biçimini pervasızlaştırdı.

Küreselleşme ile ulusal devlet savaşının en yoğun yaşandığı son 7 yılda, Kemalizm’in tasfiyesi ve ılımlı İslam’ın inşası noktasında epey yol alındı.

ABD açısından bu yoldaki en stratejik hedef TSK’yı bölmekti. Ergenekon tertibiyle bu hedef doğrultusunda da büyük yol alındı. 23 yaşındaki genç teğmenlerin “darbeci” diye “adalete” teslim edilmesi; Amirale suikast planlıyor diye teğmenden albaya tutuklamalar yapılması, emekli komutanların hücrelerde unutulması, her türlü pervasız saldırı karşısında “ille de hukuk” diye diye susulması, Ordu’yu bir ölçüde böldü maalesef…

Bölünmüş Ordu, savaş yeteneğini yitirmiş bir Ordu’dur.

Ve savaş yeteneğini yitirmiş bir Ordu, korumakla mükellef olduğu Vatan’ı da yitirir!

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

ARINÇ’A SUİKAST YALANI VE F TİPİ ‘PERDELEME OPERASYONU’

Arınç’a suikast iddiasının yalan olduğu, Genelkurmay’ın açıklamasıyla da teyid oldu.  Ancak daha önemlisi suikast iddiasıyla, aslında TSK’ya yönelik bir perdeleme operasyonu yapıldığı gerçeğiydi. TSK,  kendisine yönelik “asimetrik psikolojik savaş”a “yanıt ararken”, F Tipi örgütün “perdeleme operasyonu”na maruz kalmıştır.

Açalım; ama önce suikast iddiasını çürüten olgulardan üçünü sıralayalım:

1.. Suikast iddiasıyla suçlanan Albay ve Binbaşı, 47 günde 25 araç kiralayarak bölgede “keşif” yapıyor. 25 araçla topu topu 80 km yol yapılmış. İzleme faaliyeti için yüksek düzeyde profesyonel bir çalışma tarzı. Üstelik Albay ve Binbaşı Bumerang isimli araç kiralama şirketinden, özelikle güzergâh takibine yarayan GPS cihazının olmadığı araçları kiralayacak uzmanlıkta… Ve de Albay ve Binbaşı, suikast iddiasıyla baskına uğradıklarında da ayrı ayrı araçlarda yer alacak çapta…

Ancak bu uzmanlığa sahip subaylar, Arınç’ın adresini bir türlü ezberleyemeyip kâğıda yazmışlar!

2.. Suikast iddiasını ortaya atanlar, ihbarın 20 gün önce yapıldığını, Albay ve Binbaşı’nın da 20 gündür izlendiğini yazdılar. Demek ki, Albay ve Binbaşı 20 günde ne adresi ezberleyebilmiş, ne de Arınç’ın evini bulabilmiş! Üstelik subaylar iddiaya göre Arınç’ın evinin çevresinde defalarca güvenlik kameralarına yakalanmış! Çevresinde dolanıp dolanıp, üstelik ellerindeki kâğıtta adres yazılı olduğu halde, bir türlü hedefi bulamayan iki subay!

3.. Arınç’a suikast gibi çok ciddi bir iddia ile baskına uğrayan iki subay, iddiaların “büyüklüğünün” tersine serbest bırakıldılar! Demek ki savcı, yazılan çizilen iddiaların “büyüklüğünü kavrayamamış! Bu arada yazılan çizilenlerin tersine, iki subayın aranması sırasında ne silaha, ne mühimmata, ne ses kayıt cihazına, ne de teknik takip cihazına rastlanmadığının altını çizelim!

Peki, suikast yalan olduğuna göre gerçekte olan biten nedir?

Önce Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasındaki bir satır arasını hatırlatalım: “Söz konusu askeri personel, uzun süredir devam eden, kastedilen bölgeye yakın bir yerde oturan ve bilgi sızdırdığı iddia edilen bir askeri personel hakkında bilgi toplamak üzere görevlendirilmişlerdir”.

İşte suikast yalanının nedeni budur!

TSK, en doğal hakkı olarak, personelini kendisine yönelik “asimetrik psikolojik savaş”a karşı görevlendirmiştir. “35 kişilik ABD özel birimi” destekli F Tipi Örgüt ise TSK’nın “asimetrik psikolojik savaşa” karşı yürüttüğü çalışmaya karşı “perdeleme operasyonu” yapmıştır. Ergenekon tertipçileri, TSK’nın yüksek komuta kademesine de “ sakın karşı hamle yapma” mesajı vermiştir. Mesajı güçle destelemek için de iki subayı deşifre etmiştir!

“Tarihi fırsat” kaçmadan uygulamaya geçmek ve BOP projesine direnenleri hizaya sokmak gayreti, “asimetrik psikolojik savaş”ın boyutunu hem pervasızlaştırmakta hem de –nasıl olsa halk uyuyor diyerek- daha da ciddiyetsiz kurgular yapmaya itmektedir.

Son bir haftada yaşananlar bile tertiplerin çapsızlığını, ciddiyetsizliğini ortaya koymaya yetmektedir. İntihar eden Yarbay Ali Tatar’a ilk tutuklandığında sorulan soruya bakınız: “Mayıs 2008’de, Beylerbeyi Deniz ve Öğretim Komutanlığı’nda, eski Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur, Doğu Perinçek’le bir toplantı yaptı ve burada size ‘köprü personel’ görevi verildi mi?” Şehit Yarbay böyle bir sorunun neresini yanıtlayabilirdi ki?! Çünkü Perinçek, “Mayıs 2008”de Ergenekon tertibiyle zaten hapisteydi!

Tertipçileri bu pervasızlığa iten nedenlerden biri de, basınımızın, daha 1. iddianamede “Perinçek Ergenekon’un tüzüğünü şu tarihte, şu evde, şunlarla yazdı” denildiğinde, “Perinçek o tarihte Haymana Cezaavi’nde yatıyordu” demeyi yüksek sesle söyleme-yazma cesareti gösteremememizde aramak lazım.

Ayrıca “asimetrik psikolojik savaş”ın boyutunun, çapsız-pervasız köşe yazarlarının kaleminde “Ey İlker Başbuğ. Subayın krokiyi yutmuş, ağzından çıkarmışlar, al sana ıslak belge, inanmıyorsan tükürük testi yap” şeklinde cıvıklaşmasını da basın tarihimize not edelim.

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

‘KAĞIT PARÇASI’ NEDEN ŞİMDİ HORTLADI?

Aradan geçen 4.5 aylık süreden sonra, “kağıt parçası” yeniden ülke gündemine oturtuldu. Tam da, ABD ve AKP’nin Kürt Açılımı’nın önemli bir virajında…

Psikolojik Savaş Merkezi’nin “Kağıt Parçası”nı tam da şimdi hortlatmasının 3 nedeni vardır:

1.. ABD-AKP’nin Kürt Açılımı’nın 1. aşamasından 2. aşamasına geçiş sırasında gündem değiştirmek, gündemi soğutmak, iç dinamiklerin AKP’ye yönelik yükselecek tepkisini frenlemek.

2.. TSK’yı, Kürt Açılımı’nın 2. aşaması için “tam teslim” almak; TSK’nın itibarını düşürmek, TSK içinde ikilik çıkarmak, TSK’yı süreçlere müdahale edemeyecek duruma düşürmek.

3.. Üst rütbelileri kovuşturacak yeni bir Ergenekon dalgası öncesinde, Genelkurmay’ı salt izleyen konumuna düşürmek.

Gelelim, ıslak imza iddialı orijinal belgeye ve itirafçı “subaya”…

1.. İtirafçı “subay” diyor ki; TSK, Taraf’ın 12 Haziran yayınıyla birlikte, durum ortaya çıkmasın diye bilgisayarları bile tam 35 defa geri dönüşü olmayacak şekilde formatlamış. Özel bilgisayar programları kullanmış. Temizlik operasyonun başında üstelik bir general varmış. Yani muazzam özenli çalışılmış iz bırakmamak için… Ancak bu kadar organizasyon yapan bir yapı, itirafçı “subay”a göre, “belgenin orijinali olması gereken yerden çıkmayınca, birden kriz oluşmuş ama daha sonra belgenin bir cunta mensubunca imha edildiği görüşü benimsenmiş”! Hiç bu kadar özen gösteren bir yapı, cunta; orijinali bulunamayınca, kimin imha ettiğini kendi içinde netleştirmeyip, “herhalde içimizden biri imha etti” diyip rahatlar mı? Bu kadar beceriksiz mi bu cunta?

2.. İtirafçı “subay”, “çağırırsanız, tanıklık yapmaya hazırım” diyor. İfadenin “çok tanıdık” gelmesi bir yana; özel savcılık, ihbar mektubunda imzası olmayan bir itirafçı “subay”ı nasıl çağıracak? İtirafçı “subay”ın, çağrılabileceğini ifade etmesi sizce de ilginç değil mi?

3.. İtirafçı “subay”, “çok hizmet ettim, bir hizmetim daha olsun diye EK-A’da yer alan belgeyi de size gönderiyorum” diyor… İtirafçı “subay”, Ergenekon soruşturması öncesi ve boyunca, acaba kaç kez hizmet etti özel savcılığa?

Sonuç olarak; değil imzanın kurusu ıslağı, yeni teknolojik imkanlarla parmak izinin orijinali bile yapılabiliyorken, bu belgeyi “gerçek mi, değil mi” diye tartışmak, tam da o Psikolojik Savaş Merkezi’nin istediği şeydir.

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

AB’NİN ERGENEKON TERTİBİNDEKİ 7 ROLÜ

Türkiye’nin 2009 AB karnesinden yine Ergenekon tertibine tam destek çıktı. Tertibin “Türkiye’nin en kapsamlı darbe girişimi soruşturması” olarak nitelendiği İlerleme Raporu’nda şu ifadeler kullanıldı: “Bu soruşturma, bir darbe teşebbüsünü araştıran ve ülkedeki demokratik kurumları istikrarsızlaştırmayı hedeflediği iddia edilen bir suç şebekesine yönelik tarihteki en kapsamlı ilk inceleme. Ayrıca ülke tarihinde ilk defa bir eski genelkurmay başkanı olarak davada şahitlik yaptı. Sanıkların haklarının askeri memurları da kapsayan ciddi suç iddialarına yol açtı. Bu dava, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişine ve hukukun üstünlüğüne olan güvenin kuvvetlendirilmesi için bir fırsat. Ancak dava sürecinde sanık hakları başta olmak üzere hukuki sürece tam saygı gösterilmesi önemli”.

Özetle AB, tertiple ilgili 3 hukuk dışı ithamda, 1 saptamada ve 1 de tertibi uygulayanları daha dikkatli olmaları gerektiği uyarısında bulunuyor.

AB,
1.Darbe teşebbüsü olduğunu,
2.Darbecilerin demokratik kurumları istikrarsızlaştırmayı hedeflediğini,
3.Sanıkların suç şebekesi olduğunu,
4.Hilmi Özkök’ün gönüllü şahit olduğunu,
5.Sanık haklarına saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyor.

Beşinci saptamadan hareketle yine AB’ye “demokrasi” içi değerlendirmeler yapan yazarlar oldu. AB’nin bu saptamayı, tertibi uygulayanlara “dikkatli ol” ve “önlem al” hedefli uyarı olarak yaptığı; tertibe karşı yükselen itirazların gazını almaya yönelik olduğu kuşku götürmez!

Atatürk’e ve TSK’nın rolüne sınırlandırma emri

Öte yanda İlerleme Raporu’nda Ergenekon tertibiyle dolaylı ilgili olan iki konu da var.

1.AB, AKP’den Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu da kaldırmasını istedi. AB’ye göre bu kanun ifade özgürlüğünü kısıtlıyormuş! Nasıl ifadelerde bulunmak istiyorlarsa..!

2.AB, AKP’den TSK’yı daha da “sınırlandırmasını” istiyor!

Ordunun rolüyle ilgili İlerleme Raporu’nda şu ifadeler yer alıyor: “Genelkurmay Başkanlığı birçok fırsatta siyasetçilere ve basına kamuoyu önünde tepki gösteriyor. Nisan ayındaki bir basın toplantısında Genelkurmay, Ergenekon davası ve iddianamesi hakkında yorum yaparak yargıyı baskı altına aldı. Üst düzey bazı ordu mensupları yargılanan askeri personele destek verdi. Türk Silahlı Kuvvetleri siyaseti etkilemeyi sürdürüyor. Üst düzey ordu mensupları birçok fırsatta etnisite, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi iç ve dış politika konularında görüş açıklıyor”.

AB Kemalist Devrim karşıtıdır

Ergenekon tertibi içinde AB’nin rolünü doğru analiz etmek gerekiyor. Her ne kadar tertibin merkezi ve kaynağı ABD’yse de, AB de tertipte önemli roller almıştır. Hatırlatalım:

1.Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 2007 yılı raporunda “Ulusalcılık” terör kapsamında değerlendirildi. Raporda, AB sürecine “devlet egemenliğini ve bağımsızlığı zedelediği için karşı koymak”, terörizmin işareti olarak görülüyordu!

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün raporunun niteliği; AB sürecinin ve uyum yasalarının sonucudur.

2.Avrupa Parlamentosu’nun 21 Mayıs 2008’de kabul ettiği Türkiye Raporu’nda “Ergenekon’un üzerine kararlılıkla gidilsin” talimatı verildi: “Türk makamlarını Ergenekon suç örgütü soruşturmasını kararlılıkla sürdürerek, örgütün devlet yapısı içine sızmış şebekesini bütünüyle ortaya çıkarmaya ve mensuplarını adalete teslim etmeye teşvik ediyoruz”.

3.Avrupa Parlamentosu’nun 12 Mart 2009’da kabul ettiği Türkiye Raporu’nda, “Ergenekon suç örgütü sanıklarının” yargılanmasından duyulan memnuniyet ifade edildi ve “örgütün devlet kurumlarına sızan uzantılarının bütünüyle ortaya çıkarılmasını” istedi.

4.Avrupa Parlamentosu, 27 Eylül 2006 tarihinde iktidardan Talat Paşa Komitesi’nin faaliyetlerini durdurmasını ve Komiteyi dağıtmasını talep eden bir karar aldı. “Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır” diyerek ABD ve AB’ye karşı mücadele eden Talat Paşa Komitesi’nin mücadelesi Ergenekon İddianamesi’nde suç sayılmaktadır! Talat Paşa Komitesi’nin pek çok yöneticisi Ergenekon soruşturmasında sanıktır!

5.Tertibe “Ergenekon” ismin konulması kasıtlıdır ve “Türk tarihinin hakkından gelmek” içindir. AB’nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, 3 Aralık 2001 günü AB görevlisi Adriaan van der Meer’e gönderdiği e-postada şöyle diyordu: “Ne AB, ne de ABD, Türkiye’nin kendi tarihinin hakkından gelmekte nasıl yardım edebilecekleri konusunda ipucuna sahip”.

İşte aranılan o ipucu “Ergenekon”la bulunmuş oldu!

6.AB’nin 2001’den beri bastırdığı üç temel konu olan Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meseleleri Ergenekon sanıklarının siyasi mücadelelerinin hep merkezindeydi. Bu üç konu nedeniyle AB’ye karşı mücadele eden isimlerin sanık olması tesadüf müdür?! En AB’ci kalemlerin bu üç meseledeki tutumları ve soruşturma konusunda yazdıkları tesadüf müdür? Her konuyu Ergenekon’a bağlamaları tesadüf müdür?

Durum öyle noktalara varmıştır ki, Türkiye-Ermenistan maçı sonrası yazdığı makalesinin başlığını bile şöyle koyanlar olmuştur: “Büyük maçın sokaktaki sonucu: Açılım:1 Darbe:0”.

7.Ergenekon tertibinin hedefinde yer alan Türk Ordusu AB’nin de hedefidir! AB sürecin en başından beri, Türk hükümetlerinin önüne TSK’yı izole etmeyi ve sınırlandırmayı hedef koydu. AB TSK’yı Kıbrıs’ta işgalci ilan etti; “Kürtlere katliam yapıyor” diye açık yalanlarla suçladı; MGK’den askeri mahkemelere kadar askerin olduğu her kurumun kapatılmasını istedi; fotoğraflarına bile tahammül edemedi!

AB’nin ve Ergenekon tertibinin hedefinde en başta Türk Ordusu’nun olması, AB’nin Kemalist Devrimi tasfiye etmek istemesi nedeniyledir!

AB’nin Kemalist Devrim karşıtlığını görmeden süreç doğru analiz edilemez.

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

‘TEĞMEN NEDEN GENERALİ VURMAK İSTER?’

İliştirilmiş fıkra yazarı Mehmet Altan, köşesinden soruyor: “Teğmen neden generali vurmak ister?”

Soruyu okuyan, dava sonuçlanmış, Teğmenlerin Generallere suikast yapmaya çalıştığı kesinleşmiş ve hüküm belli olmuş; Altan da hükmün üzerine sosyo-psikolojik değerlendirme yapıyor sanabilir.

Henüz ortada hiçbir şey yokken, Altanların böyle hukuk dışı fıkralar yazması artık sıradandır.

Cumhurbaşkanı’nın bile, daha önceki bir Ergenekon dalgası sırasında, “henüz suçlular mı suçsuzlar mı belli değil” dediği bir “hukuk devleti”ne dönüştük çünkü. “Suçluluğu ispatlanana ve hüküm giyene kadar herkes suçsuzdur” ilkesi, AKP eliyle çiğnendi.

Öyle ki, hukuk okuduğuna dair elinde diploması olan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da, dava sonuçlanmadan hüküm verebildi geçen günlerde: “Ergenekon’u tepeledik”

Dönelim Mehmet Altan’ın sorusuna… “Teğmen neden generali vurmak ister?” diyor Altan…

Teğmenlere yönelik operasyon, işte bu soru sorulsun diye yapıldı!

Açalım.

TSK bölünmeden Türkiye bölünmez!

Ergenekon soruşturmasının esas amacının, ABD’nin bölgede sınır değişikliklerine giderken TSK’yı AKP ve Fethullah Gülen cemaati eliyle etkisiz kılmak istemesinden kaynaklandığını, ortalama zekaya sahip herkes artık görüyor, yorumluyor. Tüm gelişmelerin düğümlendiği yer artık tüm aktörler için “Irak’ın kuzeyi”dir!

ABD think-thanklarının “Türk ordusu hizadan” çıktı değerlendirmesi hala geçerliliğini korumaktadır. “Türkiye himayesinde Kürdistan planı”na 1986 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Nejdet Üruğ’un karşı çıkmasıyla başlayan “milli çizgiye” yönelme süreci, 28 Şubat’ta Atatürk’ün “bölge merkezli dış politika”sının uygulanmasıyla zirve yapmıştı. Washington, Ankara’nın Avrasya’ya kaymaması için, Almanya ile anlaşarak, Türkiye’yi AB kapısına bile bağlamıştı. Boşuna, ABD’nin kıdemli analistlerinden Ian o. Lesser şu saptamayı yapmadı: “İyi haber ise, NATO’ya stratejik alternatif olarak Moskova ile daha yakın ilişkiler için bastıran Avrasya’ya odaklananların, Türk siyasetinde marjinal bir konuma itilmiş olmasıdır”. Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu ifade Ergenekon operasyonuna ışık tutuyor!

TSK’yı etkisiz kılmak, sadece soruşturmayla olacak değil elbette. Karargah içinde dönemsel olarak irade kırılmaları yaşatarak da, TSK’yı etkisiz kılamaz ABD-AKP.

ABD ve AKP’nin TSK’yı etkisiz kılmak için, önce bölmesi lazım!

Türk Ordusu bölünmeden, etkisizleştirilemez. Türk Ordusu bölünmeden, ABD Kukla Devleti ilan edemez. Türk Ordusu bölünmeden Türkiye bölünemez!

Albaylar ve Generaller

Teğmenlere operasyon bu nedenle yapılmıştır; Mehmet Altan “Teğmen generali neden vurmak ister” diye bu yüzden sormuştur!

Büyük Savaş’ta 2. aşamaya geçilmiştir. Artık TSK’yı “ikiye bölmek” hedeflenmektedir. Büyük bir psikolojik savaş yürütülmektedir. Yaratılmaya çalışılan görüntünün özeti şudur: “Albaylar, teğmenleri tetikçi yaparak General öldürecek!”

Yani, TSK generaller ve albaylar olarak ikiye bölünecek!

Tipik bir kirli savaş olduğuna işaret de, suikast yapacağı iddia edilen teğmenlere yönelik operasyonda ele geçirildiği iddia edilen şey: “Uyuşturucu”

Gladyo’nun yöntemi hep aynı anlayacağınız!

Ergenekon’dan çıkmak gerek!

Bugün 24 Temmuz; Lozan’ın; Modern Türkiye’nin tapu senedinin yıldönümü…

Ancak Türkiye, her bakımdan bir yol ayrımında artık!

Ama önce Ergenekon’dan çıkmak gerek!

MEHMET ALİ GÜLLER

Yorum bırakın

ABD’NİN ‘AVRASYACI ODAĞA’ ERGENEKON TERTİBİ

ABD German Marshall Fund (GMD) kuruluşunun üst düzey uzmanlarından Ian O. Lesser, ABD-Türkiye ilişkisinde kilit testler oluşturacak üç konuyla ilgili bir çalışma yapmış. Lesser çalışmasında Rusya-AB ve İran’ı, Türkiye-ABD ilişkileri açısından “üç büyük stratejik konu” olarak ele alıyor. Lesser’e göre bu üç konu, Obama’nın Türkiye’de dile getirdiği “model ortaklık” için de “kilit testler” oluşturuyor.

Eski Pasifik Konseyi Başkan Yardımcısı, eski Rand Corporation uzmanı, eski ABD Dışişleri Bakanlığı Politika Planlama Dairesi görevlisi Ian O. Lesser’in çalışmasının bizi ilgilendiren yönü ise şu cümlede gizli:

“İyi haber ise, NATO’ya stratejik alternatif olarak Moskova ile daha yakın ilişkiler için bastıran Avrasya’ya odaklananların, Türk siyasetinde marjinal bir konuma itilmiş olmasıdır”.

Yani Ian O. Lesser, NATO karşıtlarının, Avrasyacı kesimlerin, Ergenekon soruşturması yoluyla içeri atıldığını belirtiyor bu cümleyle.

Lesser’in saptaması, Ergenekon tertibinin Savcı Zekeriya Öz’ü de, Emniyet içindeki Fethullahçı yapıyı da, AKP hükümetini de aştığı şeklindeki ilk tespitimizi bir kez daha doğrulamaktadır.

Lesser’in saptaması, tertibin arkasındaki esas kuvvetle, aracı kuvvetlerin fonksiyonlarını bir kez daha doğrulamaktadır.

Fehmi Koru, Ergenekon soruşturmasına 5 Kasım 2007’de yapılan Bush-Erdoğan görüşmesinde karar verildiğini daha önce hem köşesinde yazmıştı, hem de Kanal 7’de canlı yayın programında dile getirmişti.

Ergenekon soruşturması konusunda meydan okurcasına ifşaatta bulunan Koru’ya rağmen, yine de bazı kesimler “hukuk” diyip diyip durdu.

Ergenekon soruşturmasının hukukla, darbeyle, çeteyle bir ilgisinin olmadığı, tertibin esas nedeninin Türkiye’nin bölgesel yönelişiyle ilgili olduğu gerçeğini görmeyenlere Ian O. Lesser’in analizine göz atmalarını tavsiye ediyoruz.

Clinton’dan bu yana ABD yönetimleri Türkiye’yi “Avrasya kapısının kilidi” olarak değerlendiriyor. Türkiye öyle kilit ki, ya ABD’ye Avrasya kapısını açacak, ya da ABD’ye Avrasya kapısını kapatacak!

Bütün mesele budur!

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

İRTİCAYLA MÜCADELE GÖREVİ RAFA KALKAMAZ!

TSK’ya yönelik “kağıt parçası” tertibi kısmen geri tepti.

Tertipte kullanılanın “belge değil, kağıt parçası” olduğu kesin olarak saptandı. Askeri savcılık, “kâğıt parçasının” sivillerce ve karargâh dışında imal edildiğini de saptadı.  Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ, TSK’ya yönelik “asimetrik psikolojik harekât” uygulandığını, bunun Türkiye’nin bekasını ilgilendirdiğini, TSK’ya yönelik fitne-fesat yapıldığını da saptadı.

Ancak Türkiye’nin bekasını asıl ilgilendiren, fitne fesadı kimlerin yaptığını, asimetrik psikolojik harekâtı kimlerin uyguladığını saptamak ve milletin önüne getirtmektir!

Öncelikle sonuçları bakımından tertibin temel amacını belirtelim.

TSK’ya sızmadan, TSK’yı “hizaya sokmadan”, TSK’yı bölmeden ne ABD planları uygulanabilir ne de ABD’ye göbekten bağlı Cumhuriyet düşmanı kesimler, Türkiye’de gerçekten iktidar olur! Bu, Cumhuriyeti korumak bakımından da esas alınacak formüldür.

Tertibin 3 hedefi vardı:

  1. Tertipçiler, TSK’yı “irticaya karşı mücadele” edemez hale getirmeye çalıştı. Türkiye, sahte olduğu daha ilk günden belli olan bir kâğıt parçasını iki hafta tartıştı. Ve bu süreç içerisinde öyle bir psikolojik harekât uygulandı ki, vatandaşın gözünde “irticaya karşı mücadele bir görev değildir, hele askerin hiç görevi değildir” izlenimi verilmeye çalışıldı. Belge de işte tam bu amaçla, göstere göstere sahte hazırlanmıştı!

Anayasa Mahkemesi’nin “irticanın odağı” olduğuna hükmettiği AKP’ye karşı mücadele planı hukuken de, siyaseten de yapılamaz fikri, kafalara işlenmeye çalışıldı!

  1. Hükümet, gece yarısı operasyonuyla askere sivil yargı yolu açtı! Burada iki amaç var. Birincisi,  Ergenekon tertibine dâhil ederek Türk subaylarını teker teker içeri atarak, etkisiz kılmak!
    İkincisi, AKP’nin Yüksek Askeri Şura’da şerh koyduğu, irticacı subayların atılması konusunun yargıya götürülmesi! Böylece cemaatin yıllardır beceremediği TSK’ya sızma hedefi de gerçekleşmiş olacak!
  2. Türk Ordusu, milletinin gözünde zayıf düşürülmeye, zayıf gösterilmeye çalışıldı! Tertipçilerin denklemi basit: “TSK 27 Nisan’la yol verdi, millet alanlara doldu. TSK etkisiz kılınınca, zayıf gösterilince, millet alanlara çıkmaya korkacaktır!”

En başta, “TSK’ya yönelik ‘kağıt parçası’ tertibi kısmen geri tepti” demiştik! Süreci TSK ve milli kuvvetler açısından da analiz etmeli, hataları görmeliyiz.

Tertipçi tertibi açığa çıkarır mı?

Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un, “tertipçilerden tertibi açığa çıkartmalarını” istemesini “Türkiye’nin bekası” açısından yorumlamalıyız.

Org. Başbuğ, “kağıt parçası”nın nerede ve kimlerce hazırlandığını Emniyet ve MİT’e sordu. Bu konuyu yorumlayanların bir kısmı şöyle söylüyor: “Kâğıt parçası karargâhta değil, dışarıda hazırlandığına göre, yetki askeri savcılığın olamaz. Sivil savcılığın göreve çağrılması normaldir”.

“Türkiye’nin bekası” sayılan bir tertibin açığa çıkarılması için, tanımlı görevlere göre mi hareket edilir? Genelkurmay istihbaratı tertibi açığa çıkaramıyor mu? Tertibin kaynağını millete söylemek, Genelkurmay’ın görevi değil midir?

TSK, 3 yılda “tanımaz” hale gelmiştir

Öte yandan “20 hâkim albayı getirin buraya, hangisi Genelkurmay Başsavcısı tanımam” demek, “askeri savcılık bağımsız değildir” diye saldıranlara karşı verilebilecek bir yanıt mıdır?

TSK, 3 yılda “tanımaz” hale gelmiştir! Şemdinli tertibindeki astsubayı “tanıma” cesareti gösteren komuta etme zihniyeti, önce Ergenekon tertibiyle içeri atılan generalini tanımayan komuta zihniyetine dönüşmüş, şimdi de başsavcısını bile tanımaktan kaçınır olmuştur!

MGK tasfiye mi ediliyor?

AB uyum yasaları eliyle MGK’ye birkaç tırpan vurulmuştu. MGK Genel Sekreterliği askerden alındı, MGK’nin “tavsiye kararı”, “değerlendirme”ye dönüştürüldü, Başbakan yardımcıları MGK üyesi yapıldı vs.

Ancak son MGK toplantısı ile dikkat çeken bir görüntü oluştu.

Biliyorsunuz, son MGK, tek satırlık sonuç bildirisine rağmen 7.5 saat sürdü. MGK’den sonra ise Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve iki bakan bir “zirve” yaptı!

7.5 saat süren toplantıda halledilemeyen, başka bir zirve yapılmasına gerek bırakan sorun neydi?

3 kuvvet komutanı ile 1 genel komutanın da yer aldığı MGK’de çözülemeyip de,  toplantıya 4 komutansız devam edilmesine neden olan neydi?

Mutlaka yanıtlanması gerekiyor!

Ya diğer kağıt parçaları?

Albay Çiçek’in, “belge değil kağıt parçası” saptamasıyla tutukluluk hali sona erdirildi.

“AKP ve Gülen’e karşı mücadele planı” kağıt parçası da, “MİT şeması”, “Tuncay Güney mülakatı” ne?

Peki, MİT müsteşarının bile “deli saçması” dediği şema nedeniyle hâlâ içeride yatanlar ne olacak?

Sonuç

“Görevimi kazasız belasız tamamlayıp, devredip emekli olayım” görüntülü son dönem, “Türkiye’nin bekasına” yönelik saldırıları daha da cesaretlendirmekte, daha da büyütmektedir.

Atatürk’ün dediği gibi, “milletin bağımsızlığı ihlal edilirse, bunun vebali subaylara ait olacaktır”.

MEHMET ALİ GÜLLER

, ,

Yorum bırakın

DARBE BELGESİ VE ANAYASA MAHKEMESİ

Tartışılan ve Genelkurmay’ın olduğu iddia edilen “İrticayla Mücadele Planı” ile Anayasa Mahkemesi arasında bir ilgi var! Açacağız. Ama önce 6 saptama yapalım.

  1. Ergenekon soruşturması kapsamında Em. Yüzbaşı Muzaffer Tekin tutuklandığında, avukatı Kemal Kerinçsiz’di. Daha sonra Kerinçsiz de aynı soruşturma kapsamında tutuklandı. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tutuklandığında avukatı Nusret Senem’di. Sonra Senem de tutuklandı. Örnekler çoğaltılabilir. Son örnek Serdar Öztürk’tür. Öztürk de tutuklanmadan önce, tutuklu sanıklardan Albay Levent Göktaş’ın avukatıydı. Hal böyle iken siz Serdar Öztürk olsanız, böyle bir belge de var ise, bu belgeyi büronuzda, çekmecenizde, bilgisayarınızda bulundurur musunuz?
  2. Serdar Öztürk’ün bürosu, Öztürk 4 günlüğüne Antalya’ya gittiğinde aranıyor. Öztürk’ün hangi tarihte Antalya’ya gideceği, telefonları dinlendiğinden zaten biliniyor. Ve çekmeceden fırtına koparacak bir belge bulunuyor! Normal mi?
  3. Soruşturma nedeniyle gizli kalması gereken belge, yine Taraf gazetesinden çıkıyor!  (Taraf Gazetesi, İşçi Partisi Genel Merkezi’nde Yargıtay Krokisi bulunduğunu iddia etmişti. Aylar sonra, krokinin düzmece olduğu hukuken de saptandı ve Taraf Gazetesi İşçi Partisi’ne tazminata mahkum oldu!)
  4. Askeri savcılık, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan belgeyi istiyor. Savcılık, fırtına koparan belgenin orijinalinin elinde olmadığını açıklıyor!
  5. Belgenin Genelkurmay’a ait olduğu iddia ediliyor. Siz Genelkurmay Başkanı ya da İkinci Başkanı olsanız, bir personelinize ya da bir biriminize AKP’yi ismiyle hedef alan bir belge hazırlatır mısınız? Genelkurmay’ın dinlendiği, belgelerin havada uçuştuğu bir dönemde böyle bir şeyi yaptırmak mantıklı mı?
  6. Bir iddia da, Genelkurmay Başkanı ya da İkinci Başkanı’ndan habersiz olarak, birimin başı Albay Dursun Çiçek’in bu belgeyi hazırladığı şeklinde… Siz Albay Çiçek olsanız, böyle bir belgeyi hazırlar mısınız? Diyelim hazırladınız, Ergenekon sanıklarından birinin avukatına ulaştırır mısınız? Ya da belgenin, Ergenekon sanıklarından birinin avukatına ulaşacak bir yol bulmasına olanak verir misiniz?

Taraf gazetesi, “İrticayla mücadele planı” başlıklı belgeyi “AKP ve Gülen’i bitirme planı” başlığıyla haberleştirdi. Ve kıyamet koptu.

Ancak, yukarıdaki 6 saptama da gösteriyor ki, işin aslı iddia edildiği gibi çıkmayacak. Belgenin Haziran ayında ortaya çıkması bile yeterince anlamlı. Haziran, Türkiye’de 30 Ağustos’a giden süreçtir; YAŞ’tır… Haziran devlet mekanizması açısından da kritiktir. Valiler Kararnamesi, Emniyet Müdürleri Kararnamesi Haziran ayında açıklanır.

Gelelim, yazıya başlarken yaptığımız saptamaya… Yani belgenin, “Anayasa Mahkemesi” ile ilgili olduğuna… Açalım.

Anayasa Mahkemesi, 2 yıl önce, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın AKP’yi kapatma istemli davasında hangi hükme varmıştı? 7’ye 5 oyla, “AKP, laiklik karşıtı odak” olmakla hüküm giymemiş miydi? Yani AKP, “irticanın odağı” olmakla hüküm giymemiş miydi?

Ciddi devletler, Anayasa’sının değişmez maddelerini değiştirmeye çalıştığına hükmettiği partileri kapatır. Biz kapatamadık!

Hangi kahveye gitseniz, en az bir masada milletin “AKP’den kurtulma planı” yaptığını görürsünüz! Anayasa Mahkemesi, bir partinin hem irticanın odağı olduğuna hükmeder, hem de bu devleti yönetmesine devam etmesini sağlarsa, her yerden belge çıkar! Her yerden…

Bu belgelerden bir kısmı, kahvehanedeki vatandaşın “AKP’den kurtulma planı” yani geleneksel ismiyle “memleketi kurtarma sohbeti” çıkışlı olur. Bir kısmı da, devleti ve orduyu yıpratma amaçlı olur! Okyanus ötesi çıkışlı olur!

Devlet devlet ise süreci analiz eder ve sorunu çözer! Çözmezse kendi çözülür!

Millet de millet ise bu sorunu TBMM bünyesinde çözer! Başka yere havale etmez!

MEHMET ALİ GÜLLER

Yorum bırakın

KEDİDİR, KEDİ…

Bugünkü Hürriyet Gazetesi’nin 22. sayfası biraz tuhaf olmuş.  Sayfanın en üstünde Encümen-i Daniş grubunun toplantı haberi var. Okuyalım:

Encüman-i Daniş grubunun dünkü toplantısına gelen Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, “Derin devlet diye bir şeyi kabul etmiyorum. Derin devlet nedir, o da belli değil” diyor.

Grubun başkanlığını yapan eski TBMM Başkanı Necmettin Karaduman ise “Derin devlet var ve hep olacak” diyor.

***

Sayfanın en altında ise Gül’ün son yemeğinden kalan “konuşuldu-konuşulmadı” haberi var.

Biliyorsunuz önceki gün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Yasama-Yürütme-Yargı” erklerinin temsilcilerini öğle yemeğinde buluşturmuştu. O yemeğe dair dün açıklama yapan Gül “Ergenekon’u konuşmadık” diyerek kızıyor ve ekliyor: “Görülen davaya ilişkin konuşulur mu, mahkeme başkanları, Cumhurbaşkanı, Başbakan hukuku çiğner mi?”

Devlet protokolünde Gül’den sonra gelen TBMM Başkanı Köksal Toptan ise “Türkiye’nin sorunları konuşulurken, temel ilkeler ekseninde bu konuya da temas ettik” diyor!

***

Daha tuhafı ise sayfanın hemen solunda…
Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Cemil Çiçek medyaya kızıyor: “Asıl önemli olan ve beni üzen Ergenekon soruşturması da dahil olmak üzere Türkiye’nin yaşadığı hassas süreçlerde medyanın; hakimlerden, savcılardan önce karar verip, mahkum edip, infaz etmesi. Bu hayatlara mı malolur, aileleri mi yıkar, ilgili kişilerin gururuyla mı oynar, kimsenin umurunda değil.”

***

En tuhafını ise dün akşam haberlerde izledim. Ekranda Erdoğan, yine bağırıp çağırıyordu. Ergenekon soruşturması konusunda herkesi uyarıyordu: “Kimse kendini bu davanın avukatı gibi görmesin; kimse de hükümeti bu davanın savcısı gibi göstermesin!”

***

Daha geçenlerde “Ben bu davanın savcısıyım” diyen kimdi?

***

Kedidir, kedi…

Mehmet  Ali Güller

, ,

Yorum bırakın

ABDULLAH GÜL, ERGENEKON SORUŞTURMASININ NERESİNDE?

Abdullah Gül, yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanlarını öğle yemeğinde topladı. “Ergenekon soruşturmasına ince ayar” amacıyla planlanan köşk yemeği 1.5 saat sürdü. Yemek sonrasında Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklama, tv ve günlük gazetelerin internet sayfalarınca “Köşk’ten usul uyarısı” başlıklarıyla duyuruldu. Açıklamada, yargının sorunlarının “samimi bir atmosferde” ele alındığı belirtildi!

Böylece, gittikçe medyadaki desteğini de yitiren Ergenekon soruşturmasına, Cumhurbaşkanlığı katından “usul”ünce müdahale edilmiş oldu! Böylece soruşturmanın aslında bir tertip olduğunu düşünmeye başlayan çevrelere de şu ince ayarlı mesaj verilmiş oldu: “Tamam gözaltı yöntemleri vs. iyi değil ama Ergenekon’un bir terör örgütü olduğuna inanmaktan sakın vazgeçmeyin!”

Peki Cumhurbaşkanı Gül, Ergenekon soruşturmasının neresinde?

Köşk yemeğiyle balansı bozulmaya başlayanlara kısa birkaç hatırlatma yapalım.

Danıştay saldırısından sonra, dönemin Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı Abdullah Gül’e,  bir şema geldi. Şemada, ilk 10 dalgada tutuklanan isimlerle, diğer dalgalarda tutuklanacak isimler yer alıyordu. Emniyet ve MİT yetkililerinin şemasını inceleyen  Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’ın ifadesine göre şu “açık talimatı” verdi: “Bana anlattıklarınızı delillendirip savcıya da anlatın, hepsi yakalansın, yargılansın”. (İsmet Berkan, Radikal, 4 Temmuz 2008)

Liberal aydınlarımıza göre Ergenekon soruşturmasında “usul” uyarısı yapan, demokrasi ve hukuk gözeten Gül aynen böyle söylüyor. Yani Gül hukukun çalışma yöntemi olan “delilden suçluya” değil de, “suçludan delile” yöntemini izliyor. Önce suçlular ‘belirleniyor’, sonra delillendiriliyor, sonra bir savcı bulunup anlatılıyor, sonra suçlular yakalanıyor, sonra da yargılanıyor. Aynen böyle olmadı mı? (İsmet Berkan’ın yazısının bugüne kadar yalanlanmadığını hatırlatalım.)

Polislere “delillendirin” yani “delil uydurun” ve gidip savcıya anlatın diyen Abdullah Gül’ü, bugün “usul uyarısı” yaptı diye yere göğe sığdıramayanlara hatırlatalım istedik…

Mehmet Ali Güller

,

Yorum bırakın

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın