Posts Tagged Kürt Açılımı
İki model
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 29/08/2026
Sürece “entelektüel destek neden yok” diye yakınanlar var. Hatta son olarak bir akademisyen bu yakınmayı “sürece destek vermeyene entelektüel denmez” boyutuna kadar getirdi!
Sürece destek veren entelektüeller de yavaş yavaş akıllarındaki modeli dile getirmeye başladılar. “Şartlar uygun, Türkiye bölgedeki Kürtlerin hamisi olmalı” diyorlar.
70 yıllık ABD planı
Kürt meselesinin bölgesel “çözümüne” dair modellerden biri budur: “Türkiye bölge Kürtlerini himaye etsin.”
Ancak bu model “sürece destek veren entelektüellerin” icadı değildir, 70 yıllık ABD planıdır ve Ankara’nın önüne çeşitli dönemlerde “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı diye getirilmişti. Hatta önceki açılım süreçlerinde, bu kez başka entelektüeller tarafından “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” diye formüle edilmişti.
Son açılımda ise formülü bu kez, Suriye’de SDG’nin entegrasyonunu da göz önünde bulundurarak, “şartlar uygun, Türkiye bölge Kürtlerini himaye etsin” diye savunuyorlar.
Hamilik modeli kimin çıkarına?
Bakınız, sürecin aktörlerinin “Türk-Kürt ittifakı Ortadoğu’yu biçimlendirir” demesi de, “Irak ve Suriye Kürtleri Osmanlı’daki gibi Türkiye’yle birlikte yaşamak istiyor” demesi de, “İran’ı ABD-İsrail değil, Türk-Kürt ittifakı halleder” demesi de, tarihi Yavuz – Kürt İdris ittifakının siyasette sık sık vurgulanması da, Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki Kerkük, Musul ve Halep’e plaka dağıtarak bu bölgeleri Türkiye’ye katmayı tasarlayan propagandalar yapılması da, “Türkiye bölge Kürtlerinin hamisi olsun” modeli de aynı kapıya çıkmaktadır: “Türkiye himayesinde Kürdistan.”
Milliyetçi, Türkiyeci, Türk-Kürt kardeşlikçi gibi sunulan bu söylemler aslında tersidir. Türkiye’nin, Türk’ün, Kürt’ün çıkarını değil, ABD’nin çıkarını gözetir. Öyle olduğu için de Washington uzun yıllardır döndürüp dolaştırıp bu modeli Türkiye’nin önüne getirmektedir..
Bölge karşıtı model
Bu modelin sorunlarından biri şu: Türkiye Irak, Suriye ve İran’la karşı karşıya gelmeden bu ülkelerdeki Kürtlerin hamisi olabilir mi?
Elbette Tahran da Bağdat da Şam da Ankara’ya “al Kürt bölgelerini kendine bağla” demeyecektir. Bu durumda Türkiye neden Kürtlerin hamisi olmaya soyunarak komşularıyla karşı karşıya gelsin?
Kürtlerin hamisi olmaya çalışırken Türkiye’nin komşularıyla ve Türk-Kürt ittifakının Araplarla-Farslarla karşı karşıya gelmesi kime yarar? Elbette emperyalist ABD ile siyonist İsrail’e…
Demokratikleşmenin asıl yolu
PKK ve türevlerinin gerçekten silah bırakması bölge halklarının da bölge ülkelerinin de yararınadır. Bölge Kürtlerinin demokratik haklarını kullanabilmeleri zaten gereklidir. Elbette bunun yolu demokratikleşmeden geçmektedir ama gerçek demokratikleşme etnik ve mezhepsel temelde değil, sınıfsal temelde sağlanır.
Girişte bahsettiğim “Sürece entelektüel destek neden yok” diye yakınanların anlamak istemediği budur. Sürece destek yok çünkü Türkiye’nin iyi kötü var olan demokrasisini tırpanlayanların amacının “süreçle demokratikleşme getirmek” olmadığı gayet net bir şekilde görülüyor ve bunun iktidarı sürdürebilmekle ilişkisi ortada.
Bu bizi ikinci modele götürüyor…
Bölgenin ortak paydası: Kürtler
Kürtlerin dört ülkedeki varlığı uzunca bir süre negatif amaçla değerlendirildi. Ülkeler, komşu ülkedeki Kürtleri kendi çıkarları için kullanmaya çalıştı. Ardından ABD emperyalizminin Kürt örgütlerini kendi planları için kullanması süreci başladı.
ABD’nin küresel güç kaybı, İran’ın ABD’nin Ortadoğu’daki etkisini kırması, çok kutuplu dünya inşasının ülkelere manevra alanı yaratması vb etkenler bölge ülkelerinin önüne yeni bir fırsat kapısı açtı. Bu kez dört ülkedeki Kürtler üzerinden dört ülkenin iyi komşuluğunu sağlamak ve güçlü bir ortaklık/ittifak kurmak fırsatı var. Yani dört ülkedeki Kürtler, bu kez dört ülkeyi bir araya getirebilmenin “ortak paydası” olabilir.
Önümüzde böyle bir fırsat varken, neden neo-Osmanlıcı bir anlayışla bölge Kürtlerini himayeye soyunarak komşularımızla karşı karşıya gelelim?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
29 Ağustos 2026
Öcalan’ın mesajlarının analizi
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 24/08/2026
Siyasal Kürt aktörlerin bir kısmı, Öcalan’ın “Kürt davasını” sattığını düşünüyor. “Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” olarak PKK’ye karşı çıkan ve bu nedenle PKK tarafından yıllardır hedef alınan kimi siyasal Kürt aktörler de şöyle diyor: “Devlet, federasyon hatta özerklik bile istemekten vazgeçip entegrasyonu savunan Öcalan, bizim savunduğumuz çizgiye geldi.”
Öcalan aslında ne davasını sattı ne de çizgisinde köklü bir değişiklik yaptı. Öcalan pragmatisttir ve şartları göz önünde bulundurarak, yarın sıçramak için bugün en uygun kazanç zemininde uzlaşıyor. ABD’nin gerilemesi, Ortadoğu’daki yeni güvenlik mimarisi arayışları, yeni güç dengeleri ve bunun Türkiye siyasetine yansıması üzerinden Öcalan uzun vadeli bir strateji çiziyor.
Öcalan’ın medyaya yansıyan 20 Temmuz ve 2 Ağustos tarihli DEM heyetiyle yaptığı görüşmeler, bu bakımdan analiz edilmeyi gerektiriyor.
İmralı güç merkezine dönüştürülüyor
Bahçeli’nin netleştirilmesini istediği Öcalan’ın statüsünde uzlaşılmış. Öcalan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın başkanlık ettiği Koordinasyon Kurulu’nun altında oluşturulacak “Silahsızlanma ve Siyasallaşma Kurulu”nun üyesi olacak. Öcalan özgürlüğü konusunda da rahat, “süreç ilerlesin, onlar zaten beni burada tutmak istemezler” diyor.
Öte yandan Öcalan DEM ile PKK’yi yeni bir siyasal örgüt altında birleştirmenin hazırlığına da başlamış. Adını şimdilik “Demokratik Toplum ve Cumhuriyet hareketi” diye ifade ediyor.
Özetle Öcalan, adım adım Türkiye’de bir güç merkezi haline geliyor, getiriliyor.
Açılımla yeni cumhuriyet
Öcalan, bu sürecin sonunda yeni bir cumhuriyetin kurulacağına işaret ediyor. Zaten AKP’nin daha önce yeni bir cumhuriyet kurduğunu belirtiyor. Kurulacak bu en yeni cumhuriyetin en az iki sütunlu olması gerektiğini savunuyor. Ne ilk cumhuriyetteki gibi sadece CHP’lilik/Kemalist sütunlu ne de şimdiki cumhuriyette olduğu gibi sadece muhafazakâr demokratlık sütunlu;. en az iki sütunlu, hatta üçüncü ve dördüncü sütunlar bile olabilir! Dahası Öcalan “en az MHP kadar bu devletin sağlam bir ayağı olacağız” diyor.
Özetle üniter bir ulus-devletin yerine çok kimlikli yeni bir modele işaret ediyor. Öcalan bu modelin anayasasında Kürtlerin bir hukuk öznesine dönüşeceğini söylüyor. Ama bunu özel bir taktikle yapacaklarını, anayasada bunun “kimlik özgürlüğü” şeklinde yer alacağını belirtiyor. Kimlik olunca, Kürtlük, Türklük, Alevilik, kadınlık gibi kimliklerin her birine anayasal özgürlük sağlanacağını savunuyor.
Ve Öcalan tüm bu süreçte CHP/Yeni Parti’nin de dönüşeceğini, Kemalist tarih tezlerinin değişeceğini savunuyor. Kürt açılımı ile CHP’li belediyelere operasyonun paralel yürütülmesinin de nedeni zaten oydu. Açılımın üç aktörü de biliyor ki kurucu partiyi teslim almadan yeni bir cumhuriyet kurulamaz.
“İran’a karşı Türk-Kürt ittifakı” açılımı
Öcalan Türk-Kürt ittifakını ümmet temelinde yorumluyor. Ümmeti de İslam ve Ortadoğu enternasyonalizmi diye tarif ediyor ve Türk-Kürt İslam ümmetinin “Ortadoğu dinamiğini değiştireceğini” savunuyor.
Erdoğan ve Bahçeli’yle kurduğu ittifakı Yavus-Kürt İdris ittifakına benzeten Öcalan, “Yavuz Kürt mirlikleri ile nasıl Ortadoğu’yu kazandıysa öyle kazanılacak” diyor. Yavuz-Kürt İdris ittifakı Safevi Türklerinin yönettiği İran coğrafyasına karşı savaşmıştı. Öcalan bugünkü Türk-Kürt ittifakının hedefinin de yine İran olduğunu söylüyor: “İran böyle bırakılamaz. Suriye nasıl son dönemini yaşıyorduysa bu Şia iktidarı da son dönemini yaşıyor. Neçirvan Barzani ve Bafil Talabani’nin de içinde olacağı ve PJAK’ı da dönüştürecek bir hamle başlatmak gerekir. (…) İran çözülecekse buradan çözülür. İsrail-ABD çözemez. (…) İran’ı hallettiği oranda en büyük birikim Türkiye’dedir. Bu birikimler birleştikçe bizi bir Ortadoğu birliğine, enternasyonalizmine getirecek.”
Statü karşılığı başkanlık
Peki bu açılımın daha önce yapılan açılımlardan farkı ne? Onlar yürümedi de bu neden yürüyecek? Öcalan’ın buna yanıtı şu: “2015’teki gibi yarım yamalak değil. Anayasayı, seçimleri, cumhurbaşkanlığını belirleyecek bu çalışma.” Yani Öcalan açıkça açılımın karşılığının Erdoğan’a sınırsız başkanlık yolu açmak olduğunu belirtiyor.
Bu, stratejik bir düzleme ve ilişkiye değil, taktik bir düzleme ve ilişkiye işaret ediyor. Mesele şu ki taktik düzeydeki ilişkiler, yeni siyasal ihtiyaçlara göre yine bozulabilirler.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
24 Ağustos 2026
Medine, ümmet, 1926 Brüksel hattı
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/08/2026
AKP iktidarının 23 yıllık tarihi, aynı zamanda “döne döne Kürt açılımı yapma” tarihidir. Döne döne olmasının, sürekli ileri ve geri adımlar atılmasının birden çok iç ve dış nedeni var. O nedenlerden biri, açılımı sürdürmenin, iktidarı sürdürmeye yarayıp yaramayacağıdır. Yaramayacağı görüldüğü anda dün söylenenlerin tamamının reddedilip, tam zıttı olan çizgiye kolayca geçildiği görüldü.
ABD faktörü
“Döne döne Kürt açılımı yapma” durumunu etkileyen faktörlerden biri de ABD’dir. ABD’nin Ortadoğu’da izlediği strateji, açılımları etkiledi.
Bu durum AKP’nin 23 yıllık dönemde, tıpkı “döne döne Kürt açılımı yapması” gibi, “döne döne bölgesel birlik” politikaları izlemesine neden oldu. Ortak bakanlar kurulu toplantılarının tasarlandığı Ortadoğu Birliği’nden Türkiye-Irak-Suriye ittifaklarına kadar çeşitli modeller üzerinde duruldu.
Ama içeride her açılımın, dışarıda “Türkiye’yi Kürtlerle genişletme” hedefi oldu.
Üç açıklama
Bugünkü durumu anlamamızı kolaylaştıracak bazı siyasi açıklamalara dikkatinizi çekeceğim:
– DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan: “Türkiye siyaseti uzun süredir ‘Mekke dönemi’ psikolojisi yaşıyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı ortak çıkarlar temelinde siyasi ve sosyal birlikteliğin ve adaletin sağlandığı ‘Medine dönemi’ aklıdır.” (TBMM konuşması, 10.8.2026)
– YPG/SDG’nin Suriye/Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan: “YPG/SDG’nin feshini duyuracağız. Özerk yönetim yapısı da ortadan kalkacak. (…) İslam ümmeti çerçevesi hiçbir Kürdü rahatsız etmez. Suriye içerisinde de diğer coğrafyalarda da varlığımızı ancak bu şekilde sürdürebiliriz. (…) Bizi 1926 Brüksel hattı ile bıçakla doğrar gibi ayırdılar. Şimdi bu parantezi kapatma ve barış zamanı.” (Türkiye Gazetesi, 16.8.2026)
– DEM’in İmralı Heyetinden Ahmet Türk: “Irak’a da gittim, Suriye’ye de gittim. Bütün Kürtlerin gözü Türkiye’de. Kendilerini hâlâ Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin bir parçası olarak görüyorlar. Kürtler sadece Türklerle adil bir yaşam sürebilir, özgürleşir. Başka şansları da yok.” (Nefes Gazetesi, 4.1.2025)
Genişleme hedefi
Bu üç açıklamayı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Türk, Kürt, Arap ittifakı” vurgusuyla ve son açılımı başlatan MHP lideri Bahçeli’nin Musul’a 82, Kerkük’e 83, Halep’e 84 plakası dağıtmasıyla birlikte düşünmek gerekir.
Ulus yerine İslam ümmeti altında, Osmanlı’daki gibi birlikte, 1926 tarihli Ankara Antlaşmasının kabul ettiği Brüksel hattıyla kesinleşen Türkiye-Irak sınırının kalkmasıyla ve Medine’deki gibi bir çeşit konfederasyonla genişlemedir istenen.
AKP-MHP ittifakı ve şekillendirdiği devlet bürokrasisi, Suriye’de Esad’ın devrilmesini, ABD’nin İran’a savaş açmasını ve Tahran’ın Irak ve Suriye’deki nüfuzunun kırılmaya başlamasını tarihsel bir fırsat olarak görüyor. Son açılımın 22 Ekim 2024’te Bahçeli’nin çıkışıyla başlaması ve ABD-Türkiye destekli Şara’nın 27 Kasım 2024’te Şam’a harekatı başlatmasının eşzamanlılığı yeterince açıklayıcıdır.
Ortaçağcılık kapısı
Bunun olası olup olmadığını tartışmaya bile gerek yok. Zira buna soyunmanın Türklere de Kürtlere de bir yararı yok. Tersine bu tür projeler halkları yan yana getirmekten çok halkları karşı karşıya getirir ve büyük boğazlaşmalara neden olur.
İktidarın Irak ve Suriye’nin kuzeyini “tarihsel hinterland” görerek, Misakı Millicilik ile bu tür projelere soyunması, sadece bir karşıdevrim değil, coğrafyamızı emperyalist ABD’nin istediği monarşilere geriletecek bir ortaçağcılık girişimidir.
O nedenle “çerçeve yasa” bir barış, demokrasi ve demokratikleşme girişimi değil, Erdoğan-Bahçeli ikilisinin maceracılığına kapı açılmasıdır.
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ağustos 2026
Açılımın üç sorunu
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 17/10/2024
Ankara kulislerinde en çok tartışılan konu: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere uzattığı el, yeni bir çözüm sürecine dönüşür mü?
Biz bu soruya, açılımın üç sorununu tartışarak katkı koymaya çalışalım.
1. Kürt sorununa mı çözüm?
Soru şu: Erdoğan Kürt sorununu çözmek için mi yeniden açılım yapıyor, yoksa iktidarını/başkanlığını sürdürebilmek için mi?
Bunu şu nedenle soruyoruz: Erdoğan Türkiye’de Kürt sorunu olmadığını da söyledi, olduğunu da… Olduğunu söylediğinde açılımcıydı, olmadığını söylediğinde açılımı kapatmıştı.
Bu durum, Erdoğan’ın açılım ihtiyacını ortaya koyuyor: Meselesi Kürtler ya da Kürt sorunu değil, meselesi iktidarını sürdürmek. İktidarını sürdürebilmek için de ya TBMM’nin seçim yenilemesi ya da yeni anayasanın kabulü gerekiyor. Sayısal nedenlerle, ikisi için de DEM’in desteği lazım.
Açıklamalarına bakılırsa, Kürtlerin siyasi partisinin de en azından bir bölümü, Erdoğan’ın iç politik ihtiyaçları üzerinden, kendi siyasi ajandasına kazanım oluşturabileceğini hesaplıyor.
2. Bölgesel durumdan yararlanma mı?
Devlet Bahçeli’nin DEM’lilere el uzatmasıyla başlayan bu süreç, kuşkusuz bölgedeki yeni durumla da ilgili.
İktidarın ilk açılımı ile iktidarın neo-Osmanlıcı çizgisi arasında bir ilişki vardı. Öyle ki iktidar hem “Lozan hemizettir” diyor ama hem de Misakı Millicilik yapıyordu. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ne dahil edilemeyen Musul-Halep hattını işaret ediyordu. Suriye’de Atlantik cephesiyle girilen “macera” bu nedenleydi. Suriye macerasından bir türlü çıkmamaları da bu nedenle…
İşte “İsrail’in hedefi Türkiye” söylemi de bununla ilgilidir. İktidarın “stratejik derinlikçileri” Ortadoğu’da yeniden sınırlarının çizilebileceğini, Ankara’nın önüne yeniden “genişleme” fırsatı çıktığını, Erdoğan’ın yeniden “Küresel düzenin altında bir alt düzen” inşa etme olanağına kavuşabileceğini düşünüyor…
Suriye’yle normalleşmeye şartlar koyarak normalleşme eğilimini terketmeleri, Mavi Vatan doktrinini rafa kaldırarak Doğu Akdeniz’de geri adım atmaları, Yunanistan’la tavizli normalleşmeleri, Ukrayna-Rusya dengeciliğinde ağırlığı Ukrayna kefesine koymaları, ABD-İngiliz enerji devleriyle 10 yıllık anlaşmalar yapmaları, Rusya’ya uyguladıkları yeni yaptırım…
Ve en önemli iki yeni gelişme de şu: İran karşıtlığının artması ve İdlib merkezli bir hareketliliğin başlaması!
3. Birinci partiye tuzak mı?
Eski açılımda CHP, MHP’yle birlikte açılımın genel olarak karşısındaydı. Gerçi Erdoğan ilk açılımdan istediği sonuçların bazılarını elde etmişti ama sonuçların tamamına ulaşamamasında bir etken de buydu.
MHP artık Cumhur İttifakı’nda, üstelik yeni açılım için bizzat Bahçeli sahaya sürüldü; çünkü siyaseten Erdoğanizme yapışmak dışında şansı kalmadı.
Peki CHP? AKP ve MHP cephesinden gelen açıklamalar, Erdoğan’ın CHP’yi de açılıma bir şekilde monte etmek istedğine işaret ediyor. DEM de aynı görüşte. Nitekim DEM yönetimi açık açık CHP’nin de devreye girmesini istedi. Gerekçeleri kendileri açısından makul: AKP’ye güvenmedikleri yeni süreçte, CHP’nin sübap olabileceğini hesaplıyorlar.
Peki daha düne kadar CHP’yi “DEM’lenmekle” suçlayan AKP-MHP cephesi neden CHP’yi sürece katmak istiyor? Çünkü CHP artık birinci parti. AKP-MHP CHP’yi açılım süreci üzerinden yeni anayasa sürecine de dahil edebileceğini düşünüyor. Varsın CHP son tahlilde yeni anayasa kabulüne hayır desin, komisyonlarda bulunarak hazırlanmasına dahil olması Erdoğan için yeterli meşruiyeti sağlayacak nasılsa! Üstelik bu süreçte ulusalcıların tepkisi nedeniyle CHP’nin oyları da önemli oranda erimiş olacak! Erdoğan da bir taşla birkaç kuş vurmuş olacak…
Bakalım Erdoğan’a yine aynı fırsatı verecekler mi?
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
17 Ekim 2024
WASHINGTON AÇILIMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/10/2013
Özgür Gündem’den Veysi Sarısözen ve Taraf’tan Emre Uslu haklı sorular sormuşlar:
Sarısözen özetle şöyle diyor: “Kandil ‘geri çekilmeyi durdurduğu zaman’ ve İmralı, ‘AKP Kandil’e başka yol bırakmadı’ dediği zaman Erdoğan ve hükümet ‘görüşmelerin ipi kopar’ demedi. Ama Demirtaş konuşunca Erdoğan “görüşmelerin ipi kopar” dedi!” (Özgür Gündem, 16 Ekim 2013)
Sarısözen ortada bir tuhaflık olduğunu şu sözlerle resmediyor: “Silah görüşmenin iplerini koparmaya yol açmıyor, ama mesaj görüşmenin iplerini tarumar ediyor.”
Sarısözen yazısını, şu dikkat çeken “eleştiriyle” bitiriyor: “Siz ‘pakete yetmez’ derseniz, hükümet de size, ‘gerillanın susması yetmez, BDP de sussun’ der işte.”
MİT’İN HER YAZDIRDIĞI YANLIŞ ÇIKTI
Emre Uslu ise sadece hükümetin değil, MİT’in de sesi olarak nitelediği Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin Açılım süresince yazdıklarını anımsatmış. (Taraf, 16 Ekim 2013)
Selvi’ye göre, daha doğrusu MİT ve AKP’ye göre Açılım üç aşamalıydı: 1. PKK’nın Türkiye sınırları dışına çekilmesi aşaması. 2. Demokratikleşme süreci aşaması. 3. Silah bırakma ve normalleşme süreci aşaması.
Selvi, 27 Şubat 2013’te bu anlaşma nedeniyle Cemil Bayık’ın PKK’den tasfiye edileceğini, 6 Mayıs 2013’te de tarafların müzakerede, kamuoyunun bildiğinden bir ay daha ileride olduğunu yazmıştı.
Uslu, tüm bunları yazdıktan ve her yazdığı yanlış çıktıktan sonra Selvi’nin önceki gün köşesinden Cemil Bayık’ın mesajlarına yer vermesini ve sürecin sıkıntılı olduğunu dile getirmesini köşesine taşımış ve ortaya çıkan tabloyla eğlenmiş. Uslu, “PKK barış değil, taktik ateşkes peşinde” diye yazdığı için Selvi ve benzeri seslerin kendisini “savaşçı” ilan ettiğini de özellikle anımsatmış.
Uslu sonuç olarak da hükümetin yanlış yaptığını, çünkü bu açılım sürecinin PKK’yi büyüttüğünü belirtmiş.
AÇILIM’IN HEDEFİ ZATEN PKK’Yİ BÜYÜTMEK
Ne Veysi Sarısözen’in “Siz ‘pakete yetmez’ derseniz, hükümet de size, ‘gerillanın susması yetmez, BDP de sussun’ der işte.” demesi, ne de Emre Uslu’nun “süreç PKK’yi büyüttü” saptaması aslında gerçeği yansıtıyor.
Zira Erdoğan-Öcalan ortaklığı üzerinden yürütülen Açılım’ın hedefi ne ülkeye demokrasi getirmekti, ne de PKK’yi bitirmek!
Açılım’a “Ankara merkezli” bakılınca haliyle taraflardan biri Açılım’dan “demokrasi”, diğeri de PKK’nin küçülmesini bekliyor.
Ancak Kürt Açılımı Ankara merkezli değil, Washington merkezlidir! Bu nedenle de Açılım ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilgilidir, Irak’ın kuzeyini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açarak Kürt Koridoru oluşturma hedefiyle ilgilidir, Diyarbakır’ı BOP’un merkezi hedefi yapma ilanıyla ilgilidir…
Bu hedefler, haliyle PKK’yi büyütecek ve daha kullanışlı bir enstrüman haline getirecektir!
KÜRT AÇILIMI DEMOKRASİ DEĞİL, FAŞİZM GETİRİR
Kürt Açılımı, Türklerin ya da Kürtlerin değil, Türkiye’nin, Irak’ın ve Suriye’nin de değil, fakat bir tek ABD’nin ve işbirlikçisi enstrümanların çıkarlarına yaramaktadır!
Kürt Açılımı, Ankara Açılımı yerine Washington Açılımı olduğu için de, Türkiye’ye demokrasi değil, daha otokrat bir rejim getirecektir. Nitekim son bir aydır “demokratikleşme paketinin” gölgesinde çıkarılan yasa ve yönetmelikler, ancak faşist bir düzende uygulanabilecek türdendir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ekim 2013
ABD’NİN ÜÇ KÜRT AÇILIMI
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/09/2013
PKK lideri Cemil Bayık’ın “Geri çekilmeyi durduruyoruz” sözleri AKP-PKK işbirliğinin ve “Kürt Açılımının” bittiği şeklinde yorumlandı. Ardından PKK liderlerinden Remzi Kartal’ın, “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi, biten bir sürecin muhasebesi gibi algılandı.
Peki, öyle mi? Bugün bu soruya yanıt arayacağız.
Öncelikle belirtelim. Remzi Kartal’ın “Açılımdan biz kârlı çıktık” demesi bir doğruya, ama eksik bir doğruya işaret etmektedir. PKK’nin AKP’ye göre Açılımdan daha kârlı çıktığı doğrudur ama ABD’nin hem AKP’den, hem de PKK’den daha kârlı olduğu en doğrusudur. Çünkü alt yüklenicilerin kârlarının toplamı ana yükleyicinin hanesine yazılacaktır ve her halükarda ABD, enstrümanlarından daha kârlıdır.
Bu gerçek, bir başka gerçeğe daha işaret eder. Açılımı AKP ya da PKK başlatmadığı için AKP ya da PKK bitiremez. Kim bitirebilir? Açılımın ana yüklenicisi olan ABD; zira açılımı o başlatmıştır.
Peki, ABD Açılımı ne zaman başlattı? İnceleyelim:
ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 1. AÇILIMI
Bu Açılım, 1986 yılında Pentagon’un iki numarası olan William Taft’ın “Kürt dosyasını” Turgut Özal’a getirmesiyle başlar. Özal dosyayı kabul eder ama dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ, Taft’la görüşmeyerek dosyayı Türk Ordusu adına reddeder.
ABD bu ilk Açılımda atılımı, Irak’a saldırarak yaptı. Sonuçları ise Irak’ın kuzeyinde, 1991’de bir kukla devletçiğin filizlenmesidir.
Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991’de Irak’ın kuzeyine girmesiyle kurulan devletçik, 1992’de parlamentoya kavuştu ve 1996 yılına kadar iyice serpildi. TSK’nin Türk hükümetlerine rağmen bu devletçiğe yaptığı Çelik Harekâtı gibi müdahaleler ise devletçiğin resmiyet kazanmasını engelledi.
ABD’NİN IRAK ÜZERİNDEN 2. AÇILIMI
Bu Açılım, aslında 1998 Washington sürecinde Barzani’nin TSK denetiminden çıkarılmasıyla başladı ve 1999’da Türkiye’ye dayatılan ABD’nin Yeni Kürt Planı ile uygulamaya geçti. Plan Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatıldı, ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafı ile yürürlüğe girdi.
ABD bu ikinci Açılımda atılımı, 2003’te Irak’ı işgal ederek yaptı. Bu süreçte Irak fiilen üçe bölündü ve Washington, Erbil merkezli Kürt Devleti’ni adım adım Bağdat’tan kopardı.
Ancak Irak’ın 2004’te ABD’ye direnmeye başlaması, 2006’da Hizbullah’ın İsrail’i yenmesi, 2008’de Rusya’nın Gürcistan’a saldırması ve 2008’de ekonomik krizin patlaması ABD’yi planlarını tamamlamaktan alıkoydu. Washington adım adım Ortadoğu’dan çekildi ve kalan işlerini taşeronlarına bıraktı.
ABD’NİN SURİYE ÜZERİNDEN 3. AÇILIMI
Bu Açılım, 2009’da Abdullah Gül’ün “çok güzel şeyler olacak” demesiyle başlatıldı. Ankara, Bağdat, Şam ve Beyrut’la bir Ortadoğu Birliği kurarak, Büyük Kürt devletinin yollarını döşeyecekti.
Ancak Ortadoğu’da halk hareketleri başladı ve plan değiştirilmek zorunda kaldı. Suriye, Büyük Kürdistan’a silahla mecbur bırakılacaktı.
2011’de başlatılan Atlantik saldırısının merkezinde ABD’nin Kürt Koridoru planı vardı. ABD, Irak’ın kuzeyindeki devletçiğini Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmaya çalışacaktı. Bu planın aktörleri Erdoğan ve Öcalan’dı. Paranın kaynağı ise Katar ve Suudi Arabistan…
İşte AKP’nin Türkiye’de bir “Kürt Açılımı” başlatması ve Öcalan’la Suriye merkezli bir ortaklığa soyunmasının sebebi bu üçüncü Açılımdır. Öcalan’ın PKK’ye İran, Irak ve Suriye’de yeni görev alanları çizmesi bu nedenledir.
ABD’NİN TÜRKİYE ÜZERİNDEN 4. AÇILIMI
Kısaca özetlediğimiz gibi Açılımların sahibi ABD’dir ve AKP ile PKK Açılımın alt yüklenicileridir. Dolayısıyla ABD’ye rağmen süreci bitirmeleri mümkün değildir.
Ancak ABD’nin Açılımını Türkiye’nin, hele de komşularıyla birleşen Türkiye’nin bitirebileceğini özellikle vurgulayalım. Hatta bitirmek zorunda olduğunun da altını çizelim.
Zira ABD’nin dördüncü Açılımı Türkiye üzerinden olacaktır ve Irak’ın kuzeyindeki yapı Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açıldıktan sonra Türkiye’ye doğru genişleyecek ve Diyarbakır merkezli olarak Büyük Kürdistan kurulacaktır!
O nedenle Türkiye’nin ve bölgenin savunma hattı bugün Suriye’dedir.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Eylül 2013
AKP-PKK BALAYI BİTİYOR MU?
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 18/08/2013
Gerek Başbakan Erdoğan’ın açıklamaları gerekse hükümete yakın isimlerin medyadaki analizleri, son dönemde aslında bir yanılsama olan şu sonucu doğurdu: “AKP ile PKK arasındaki balayı bitiyor. PKK, AKP’ye verdiği sözleri yerine getirmiyor, çekilmiyor. AKP de PKK’ye verdiği sözleri yerine getirmiyor, 2. aşamaya geçmiyor.”
Bu yanılsamayla doğrudan ilgili bir başka yanılsama da bazı ulusalcı çevrelerden yayılıyor: “Genel af ilan ederek hem Ergenekoncuları, hem de Apo’yu serbest bırakacaklar.”
Gelin bu Pazar, bu iki yanılsamayı masaya yatıralım:
PYP: AKP’YLE KARŞILIKLI GÜVEN OLUŞTU
Başbakan Erdoğan, daha önce yüzde 15 diye açıkladığı PKK’nin çekilmesini bu kez yüzde 20’ye çıkardı ve ekledi: “Çocuk, yaşlı, kadın yüzde 20 gibi bir durum. Bunun dışında çıkma diye bir şey söz konusu değil. Zaten silah bırakmış değiller. Saldırırım diyene karşı bu ülkenin güvenlik güçleri de herhalde hoş geldin demeyecek.” (Bugün, 17 Ağustos 2013)
Salt bu sözlere bakılırsa, AKP ile PKK’nin balayının kötü gittiği elbette iddia edilebilir. Peki ya gerçekler?
Gerçeği en iyi yansıtan açıklama ise son bir ayda AKP’nin iki kez ağırladığı Suriye PKK’sinin lideri Salih Müslim’den geldi. PYD Eş Başkanı Müslim “karşılıklı güven oluştu” diyor! (Gündem, 17 Ağustos 2013) Müslim ayrıca ekliyor: “Ortadoğu yeniden yapılanıyor. Biz kendi kendimizi yönetmeye karar verdik.”
Aslında kritik cümle budur. ABD, Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmeye çalışıyor ve bu sürecin iki temel aktörü de AKP ile PKK’dir. Yani Erdoğan ile Öcalan, birbirlerini sevdikleri için değil, Washington istediği için masadalar! Ve Washington’un istediği zamana kadar da ilişkileri sürecektir!
Ya da Türkiye’de bir iktidar değişikliği o ilişkilerin tümüne bir son verecektir! (Ki bu daha olasıdır.)
ERDOĞAN HAZMETTİRMEYE ÇALIŞIYOR
AKP’nin varlık sebebi, TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in açık bir şekilde ifade ettiği gibi Kürt Açılımı’dır. (Hürriyet, 13 Kasım 2009)
Peki, nedir Kürt Açılımı? ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır merkezli Büyük Kürdistan’ı kurmaktır! Barzani’nin Irak Kürdistanı’nı, parçalanacak Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açmak ve Türkiye’ye doğru genişletmektir.
34 yerde BOP Eş Başkanı olduğunu söyleyen Erdoğan’ın Bush ile görüşmesinden hemen sonra ekranlardan “ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde Diyarbakır’ı bir merkez yapacağız” demesi bu planı en net şekilde tarif etmektedir. (Kanal D, 14 Şubat 2004)
Dolayısıyla AKP’nin de PKK’nin de “balayını ABD’ye rağmen bitirme” iradesi yoktur! Peki, Erdoğan’ın açıklamaları ne anlama geliyor o zaman? Yanıtı kendisi versin: “Açılımı hazmettire hazmettire sürdüreceğiz!” (Milliyet, 25 Eylül 2009)
YA SİLİVRİ, YA DA İMRALI BOŞALACAK
Peki ya af meselesi? AKP sırf Öcalan’ı serbest bırakabilmek için Ergenekonculara genel af mı getirecek?
Bakın şu saptama da çok önemlidir: AKP’nin varlık sebebi Kürt Açılımı olduğu gibi, Kürt Açılımı’nın da dayanağı Ergenekon soruşturmasaydı. AKP kalemşorlarının da yazdığı gibi Ergenekon soruşturması olmasaydı, Kürt Açılımı başlatılamazdı!
Yani hem Ergenekoncuların, hem de Öcalan’ın serbest olduğu bir Türkiye olamaz! Silivri’nin boşaldığı bir Türkiye’de Öcalan serbest kalamaz!
Ki Öcalan, şu anda Silivri zindanları yurtseverlerle dolu olduğu için zaten serbesttir. Evet, aslında serbesttir: İstediği BDP’liyi ayağına çağırmakta, Kandil’e ve Avrupa’ya elden mektup göndermekte, PKK’yi oturduğu yerden yönetmekte, ABD’nin Erdoğan’a verdiği iktidarı paylaşmakta, zaman zaman Bursa’ya gitmekte, yatla Marmara’da gezmekte ve özel görüşmeler yapmakta, Irak ve Suriye’nin iç işlerine karışmakta, talimatlarıyla hem Türkiye’de hem de komşu ülkelerde eylemler yaptırmaktadır!
Sonuç olarak AKP ile PKK’nin kaderi ortaktır ve iki örgüt birbirine muhtaçtır. AKP ile PKK’nin balayı, ne kendi iradeleriyle ne de ABD’nin isteğiyle biter. Bu balayı, bu ortaklık, bir tek Türk milletinin iradesiyle son bulabilir. Türk milleti ülkesini böldürmemek için, ABD’nin bu iki örgüt üzerindeki denetimini yıkarak bu ortaklığa bir son verecektir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
18 Ağustos 2013