Posts Tagged Irak
GEÇİCİ IRAK YÖNETİMİ, “TERÖRİST SIZMALARINA” KARŞI, TÜRKİYE’YE VİZE UYGULAYACAK: KUKLA DEVLET İLANINA BİR ADIM DAHA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 22/08/2004
GEÇİCİ IRAK YÖNETİMİ, “TERÖRİST SIZMALARINA” KARŞI, TÜRKİYE’YE VİZE UYGULAYACAK
Kukla devlet ilanına bir adım daha
Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, terörist sızmalara kaşı Türkiye’ye vize uygulanacağını açıladı. El Yaver, Cumhurbaşkanı Sezer’in PKK ve Kerkük konularındaki uyarılarını “beklentileriniz, içişlerimize müdahale anlamı taşımamalı” şeklinde yanıtladı. Irak Geçici Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı Sezer’in Türk şoförlerin güvenliğiyle ilgili sözlerine de “ben kendimi zor koruyorum” yanıtını verdi.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Türk
22 Ağustos 2004
Irak Geçici Devlet Başkanı gazi El Yaver, 16 Ağustos tarihinde Türkiye’yi ziyaret etti ve iki gün süren temaslarda bulundu.
Irak Geçici Devlet Başkanı Gazi El Yaver, Türkiye’ye vize uygulanacağını söyledi. Amerikan yönetimince seçilen Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, sınırdan terörist sızmasına karşı böyle bir önlem aldıklarını açıkladı. El Yaver’in “vize” açıklaması Ankara’da şok yarattı. Açıklama, devletin merkezi kurumlarınca “Amerika’nın kukla devlet ilanına giden bir adım daha” şeklinde değerlendirildi. Sınırda verilecek vizenin, Bağdat makamlarınca değil de bizzat peşmerge yönetimlerince verilecek olması, Irak’ın kuzeyindeki “özel statü”nün resmileştirilmesi olarak algılandı.
El-Yaver, vizenin nedenlerinin sorulması üzerine, “Vize işadamlarına karşı değil teröristlere karşı yürürlüğe sokuldu. Şu anda Irak’taki olağanüstü durum nedeniyle terör saldırıları ve sabotajları engellemek için buna ihtiyacımız var” diye konuştu.
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ise vize uygulamasının sadece Türkiye’ye yönelik olmadığını belirterek, durumu normalleştirmeye çalıştı. Tüzmen, Türkiye açısından vize işlemlerinin sınır kapısında gerçekleştirilmesi için görüşmeler yapıldığını söyledi.
PKK VE KERKÜK UYARISI
Cumhurbaşkanı Sezer, El Yaver’le görüşmesinde özellikle PKK ve Kerkük konularında önemli uyarılarda bulundu. Sezer, güvenlik boyutunda önem taşıyan konulardan birinin de Irak’ta Türkiye’yi hedef alan terör örgütünün varlığı olduğunu kaydederek, “yeni Irak’ın terör örgütlerine barınak oluşturmamasını ve PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün Irak’taki varlığına bir an önce son verilmesini” istedi.
Sezer, ayrıca, “Türkmenlerin, Arapların, Kürtlerin, Asurilerin ve diğer Iraklıların birlikte yaşadığı Kerkük’ü bu gruplardan birinin sahiplenmeye kalkışmasının, Kerkük’ün ve Irak’ın istikrar ve dirliğini tehlikeye düşüreceğini” belirtti.
El Yaver ise bu istekleri, “beklentileriniz, içişlerimize müdahale anlamı taşıyor” şeklinde yanıtladı.
Irak Geçici Devlet Başkanı El Yaver, Cumhurbaşkanı Sezer’in Türk şoförlerin güvenliğiyle ilgili sözlerine de “ben kendimi zor koruyorum” yanıtını verdi.
GAZETECİLERE SİNİRLENDİ
El Yaver, 17 Ağustos’taki basın toplantısında öfkesini basına yöneltti. El Yaver, vize uygulamasının teröristleri hedef aldığını, işadamlarına yönelik olmadığını söyledi.
“Kerkük’le ilgili yorum ve konuşmaları içişlerimize müdahale olarak algılamıyoruz, işbirliği gözüyle bakıyoruz” diyen El-Yaver, önceki gün yaptığı açıklamanın hatırlatılması üzerine sinirlendi. “Niye sözlerimi cımbızla çekiyorsunuz?” diye soran Gazi El Yaver, “Ben bir ülkenin, başka bir ülkenin güvenliğini tehdit eden örgütlere yardımcı olmasının iç işlerine müdahale anlamına geleceğini, bu nedenle PKK’ya göz yummayacağımızı söyledim” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE’NİN TALEBİNE OYALAMA
El Yaver, Türkiye’nin Musul’daki başkonsolosluğunu yeniden açma talebinin uzun süredir yanıtsız bırakıldığı yönündeki eleştirilerin hatırlatılması üzerine, açılışından 1995’e kadar faaliyet gösteren başkonsolosluğun yakında yeniden açılacağını ve görevine devam edeceğini kaydetti. Talebe yanıtın gecikmesinin, “sanki bir mesele var gibi” yorumlanmaması gerektiğini ifade eden El Yaver, hükümetin daha 1.5 ay önce göreve geldiğini, Dışişleri Bakanlığı’nın çok yoğun gündemi olduğunu hatırlattı.
ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 31/12/2003
ERDOĞAN-GÜL İKİLİSİNİN “IRAK’A ASKER GÖNDERME” GAYRETİ
Türkiye’ye teslim bayrağı çektirme planı
ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereği, Türk askeri Irak’a gönderilmek isteniyor. Kamuoyunu ve Meclis’i ablukaya almak için yürütülen “psikolojik savaş”ta, önce Özkök’ün, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanına başvuruldu. Ancak plan işlemedi. Erdoğan-Gül ikilisi, “devlet kararı” çıkartamadı!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Dergisi
ABD ile AKP Hükümeti arasında imzalanan gizli mutabakat gereğince hazırlanan “Mehmetçik’i Coni’ye kalkan yapma” planı için düğmeye bir kez daha, 5 Ağustos’ta basıldı. 6 Ağustos 2003 tarihli gazetelerin manşetleri, “Asker gidiyor” şeklindeydi. 5 Ağustos’taki, Başbakan Erdoğan’ın başkanlığında yapılan ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı Gül, Savunma Bakanı Gönül, İçişleri Bakanı Aksu ile Dışişleri ve MİT müsteşarlarının da katıldığı zirvede “Özkök ikna edilmişti” ve 7 Ağustos’ta yapılacak Sezer-Erdoğan-Özkök zirvesinde de “karar kesinleştirilecekti.”
Asker göndermek için de 4 koşul belirlenmişti: 1) Türkiye sadece güvenlik değil siyasi yapılanmada da etkili olmalı. 2) PKK bitmeden Bağdat’a asker yollanamaz. 3) Mutlaka davet edilerek asker yollanmalı. 4) Bölge ülkeleri ikna edilmeden olmaz.
Aynı haberin, birçok gazetede aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılması, dikkatli okurların gözünden kaçmamıştı.
TÜRKİYE’YE KARŞI ‘PSİKOLOJİK SAVAŞ’
Türkiye, tek bir adresten çıkan bir psikolojik savaşla karşı karşıyaydı! İkna edildiğini söyledikleri Org. Özkök’ün, 7 Ağustos’ta Sezer ve Erdoğan’la yapacağı zirvede kesinleştirecekleri karar kesinleşmedi. Çünkü, zirve yapılmadı! Ancak, kampanya tüm hızıyla sürdürüldü. Kamuoyu, 5 gün boyunca “Türk askerinin neredeyse Bağdat’a ulaştığı” yalanına alıştırılmaya çalışıldı.
ABD adına kampanya yürütenler, 12 Ağustos’ta yapılacak zirve günü ise Erdoğan-Gül ikilisin istedikleri şekilde manşetlerle çıktılar okurlarının karşısına… Daha önce ikna edilen Org. Özkök’ün görevi, Erdoğan’la birlikte Sezer’i ikna etmekti! Saat 15:00’te yapılacak zirvede Sezer ikna edildikten ve “hükümet kararı yerine devlet kararı” oluşturulduktan sonra, saat 17:00’de Bakanlar Kurulu toplanacaktı.
BAKANLAR KURULU İPTAL EDİLDİ
Ama olmadı… Öğlen saatlerinde Başbakanlıktan yapılan yazılı bir açıklamada, Bakanlar Kurulu toplantısının ileri bir tarihe ertelendiği yazıyordu. Nedeni belirtilmeden!..
Oysa daha sabah saatlerinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan şunları söylemişti: “İşi en geniş manada ele alıp, bunların hepsini görüşeceğiz, ondan sonra da zirve kararı ortaya çıkacak. Bugün zirve toplantısında, sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında, sayın İçişleri Bakanımız, Milli Savunma Bakanımız, Genelkurmay Başkanımız, Dışişleri Bakanımız ile toplantı yapacağız. Zirveden sonra da, gerekli açıklama, zirve açıklaması olarak yapılacaktır.”
Oysa, Başbakan’ın zirveye katılacağını belirttiği bakanların bir kısmı zirvede yoktu. Zirve sonrasında kısa bir açıklama yapan Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Sermet Atacanlı “Türkiye’nin bu alandaki uluslararası çabalara olası katkısının kapsam nitelik ve çerçevesi ilgili makamlarımız arasındaki bu eşgüdümlü çalışmanın ardından ulusal çıkarlarımızın gerektirdiği biçim ve ölçüde ülkemizin demokratik karar alma süreci içerisinde belirlenecektir.” dedi. Bu açıklamadan da anlaşılıyordu ki, Erdoğan-Gül ikilisinin ABD’ye verdiği “kısa zamanda asker gönderme” sözü gerçekleşmiyordu… Ancak, “Mehmetçik’in kanını satma lobisi” usanmadı. Ertesi gün çıkan gazetelerin zirve haberleri yine aynı üslupla ve neredeyse aynı cümlelerle yazılmıştı. Yine tek adresten çıktığı belli olan haberlerde, Sezer’in “Uluslararası meşruiyetten vazgeçtiği”, “Oydaşma demediği” belirtilerek, kamuoyuna, “Sezer tam olarak ikna olmasa bile karşı da çıkmadı” mesajı verilmişti. Daha bir gün önce “Zirve sonrasında Bakanlar Kurulu’nun toplanacağı ve karar alacağı belirtilen haberler” hiç yazılmamış gibi unutularak, “kararı Meclis verecek” manşetlerine çevrildi ve Bakanlar Kurulu toplantısının ertelendiği es geçildi!
SEZER “GÖREVLİ BASIN”I YALANLADI
13 Ağustos tarihli “Sezer’i hedef alan” manşetlere Cumhurbaşkanlığı’ndan hemen yanıt geldi.
Çankaya Köşkü’nden yapılan açıklamada, “Anayasamızın 92. maddesine göre, uluslararası hukukun meşru saydığı durumlarda, TSK’nın yabancı ülkelere gönderilmesine, ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına izin verme yetkisi, TBMM’nindir. Dolayısıyla, bu konuda karar vermek ve uluslararası meşruiyet koşulunun bulunup bulunmadığını takdir etmek, ulusal iradenin oluştuğu TBMM’nin yetkisindedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer daha önceki konuşmalarında da bu noktaya vurgu yapmış olup, kamuoyuna açıklanmış bu görüşlerinde bir değişiklik bulunmamaktadır.” denildi.
ABD’NİN “ASKER GÖNDERME” PLANI
Peki bu noktaya nasıl gelindi? Önce Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, ABD’ye gitti ve Türkiye’nin bölgede birlikte davranma iradesinde olunduğunu Bush Yönetimi’ne iletti. Tam bu sıralarda ABD’yle, AKP Hükümeti arasındaki gizli mutabakat imzalandı. Bu mutabakatın ilk maddesi Türk askerinin Irak’ın kuzeyinden çıkarılması, ardından Irak’a asker gönderilmesiydi. Bu mutabakata göre, öncelikle tabur seviyesinde bir askeri birliğin gönderilmesi benimsenmişti.
SEZER’E 92. MADDE BASKISI
1 Mart’ta reddedilen tezkerenin akıbetine uğramamak için hazırlanan plana göre “görevli basın” aracılığıyla hem kamuoyu hazırlanacak, hem de “karşıt” AKP milletvekilleri ikna edilecekti. Bunun için, önce Özkök’ün ikna edildiği, sonra da Sezer’in ikna edildiği yalanları piyasaya sürüldü. “Hükümet kararı yerine devlet kararı çıkarmak” kamuoyundan gelecek yüksek sesleri de kesecekti! Zirve’de, Anayasa’ınn 92 maddesi üzerinden, Cumhurbaşkanı Sezer’e baskı uygulandı. Maddenin ilgili fıkrasında, Meclis’in tatilde olduğu durumlarda, yetkinin TSK’nın başkomutanı durumundaki Cumhurbaşkanı’na ait olduğu belirtiliyor.
AKP GRUBU’NDAN K.IRAK UYARISI
Özkök ve Sezer’in sırayla ikna edildiği şeklindeki haberlerle, AKP içindeki “aykırı sesler” de engellenmiş olacaktı. Çünkü Erdoğan-Gül ikilisinin AKP grubu içinde yaptığı bir araştırmaya göre, 1 Mart’takinden daha fazla redçi milletvekili bulunuyordu. Üstelik kabinede de, asker gönderme kararına karşı çıkan önemli sayıda bakan olduğu biliniyordu.
13 Ağustos’ta açıklama yapan AKP Grup Başkanvekili Eyüp Fatsa, “Türkiye’nin Kuzey Irak’ta olmadığı bir tezkereyi Meclis’e getirmenin anlamı yoktur. Kuzey Irak’ı kapsamayan bir tezkere Meclis’ten oy almaz” dedi.
“ASKER GÖNDERME” KARARI YOK!
Durum, 12 Ağustos’ta, yani Zirve’nin yapıldığı gün tüm çıplaklığıyla ortadaydı. Herşeyden önce, Zirve’den “asker gönderme” kararı çıkmadı ve çıkmayacağı daha önceden belli olduğu için öğlen saatlerinde Bakanlar Kurulu toplantısı iptal edildi.
Ancak Aydılık’a ulaşan bilgilere göre, “görevli basın” tek bir adresten hazırlanan yalanlarla, Türkiye’yi hedef alan “psikolojik savaş”a devam edecek. Amerikalı emekli generallerden oluşan “Danışma Kurulu” işlevli lobiyle bağlantıya geçirilen “büyük basının patronu”, Irak’ta alınacak pay karşılığında çoktan harekete geçirildi..!
Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Önümüzdeki günlerde; “60 yıl savaşmayan ordu korkak olur” makaleleri ısıtılarak, ordu içindeki “genç subaylar” kışkırtılacak, “ilk bekar orgeneral” haberi ısıtılarak “korkaklık” nedenleri üzerine ince tahliller yapılacak, Komutanlar arasında fikir ayrılığı olduğu yalanları işlenecek, “Nakkaştepe” benzeri toplantılarda Türkiye karşıtı yeni kararlar alınacak, ABD Büyükelçiliği yetkilileri AKP milletvekillerini ablukaya alacak, Milli Kuvvetleri hedef alan yayınlar yapılacak.
ÖNCE “MİLLETİN KARARLILIĞI”
Aydınlık, milletimizi uyarıyor! Kamuoyunu ve “dinamik güçleri” sessizliğe itme planıyla, Mehmetçik, Coni’ye kalkan yapılmaya, daha da ötesi, Irak’tan sonra Türkiye’yi hedef alan Amerika’ya teslim bayrağı çekilmeye çalışılıyor. “ABD süper güç, başedemeyiz!”, “Zaman kazanmaya çalışalım”, “Çekilebilecek en geri mevziye çekilelim” şeklinde dile getirilen görüşler, Amerika’yı oyalamıyor! Tam tersine “düşmanı doğru tespit etmeyi”, “milli bir strateji üretmeyi” ve her şeyden önemlisi “milleti seferber etmeyi” engelliyor. ABD’yle cephe cepheye gelmeyi engelleyebilmenin tek yolu, “milletin kararlılığını” gösterebilmektir!
YALAN |
GERÇEK |
| Çankaya zirvesinde karar alınacak, aynı gün Bakanlar Kurulu’da konu görüşülecek. | Çankaya zirvesinde asker göndermeyle ilgili bir devlet kararı çıkmadı. Ayrıca aynı gün toplanması planlanan Bakanlar Kurulu da iptal edildi. |
| Çankaya zirvesinden uzlaşma çıktı. | Zirveden bir devlet kararı çıkmadığı gibi böyle bir uzlaşma ortamı anlamına gelecek bir açıklama da yapılmadı. |
| Cumhurbaşkanı Sezer, uluslararası meşruiyet olması gerektiği yönündeki görüşlerini dile getirmedi. | Cumhurbaşkanlığı makamı bu yöndeki haberleri aynı gün yalanladı ve Sezer’in görüşlerinin değişmediği vurgulandı. Üstelik Meclis Başkanı Bülent Arınç ve bazı AKP’li bakanların bile bu yönde görüşleri olduğu biliniyor. |
| Tezkere Meclis’ten rahatlıkla geçer. | Başta AKP Meclis Grubu yöneticileri buna karşı çıkıyor ve asker gönderilmesi için ABD aleyhine birçok asgari şartlar ileri sürüyorlar. Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün işi hiç de kolay değil. |
| Uluslararası askeri güç oluşturulmasıyla ilgili BM’den yakında karar çıkacak. | Yakın gelecekte böyle bir karar çıkacak gibi görünmüyor. BM’den sadece Irak’taki Geçici Hükümet Konseyi’ni resmen tanıma yönünde bir karar çıkacak. |
| Irak’taki Sünni bölgesine 10 bin asker gönderilecek. | Sayı da bölge de henüz belli değil. Çünkü ABD’ye gönderilen sualnameye verilen yanıt henüz ortada yok.
|
| Amerika’dan heyet gelecek. | Resmi makamlar öncelikle sualnameye verilecek yanıtı bekliyor. Yanıtların tatmin edici olup olmamasına göre, gerekirse heyet çağrılmayacak. |
KİM NE DEDİ?
Org. Çetin Doğan
1. Ordu Komutanı
30 Ağustos’ta emekliye ayrılacak olan 1. Ordu Komutanı Org. Çetin Doğan, Irak’a asker gönderilmesi konusunda ne yapılması gerektiğini, Atatürk’ün 24 Nisan 1920’de söylediği “Bizim bütün amacımız bu milli sınırlar içerisindeki halkımızın refahını, huzurunu ve o milli sınırla belirlenmiş ülkemizin bütünlüğünü korumaktır.” sözünün açıkça ortaya koyduğunu belirterek, “Yetkililer, ilgililer sanıyorum en doğru kararı, o ilkeleri dikkate alarak vereceklerdir” dedi. Org. Doğan, Atatürk’ün bu sözü için, “Bu da iç ve dış politikamızda devleti yönetenlere bir rehberdir. ‘Başka yerde macera aramayın’ anlamındadır. ‘Ülkemizin refahına, huzuruna ve ülkemizin bütünlüğüne hizmet etmeyecek alanlarda, yerlerde bulunmayın’dır. Barışçı bir hedeftir.”
Org. Çetin Doğan sözlerini şöyle sürdürdü: “Mehmetçik’in kanını Galiçya’da, Yemen’de akıttık. Ne için akıttığımızı hala daha soruyoruz. Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru olmadıkça cinayet olduğunu söylüyor.”
Org. Çetin Doğan, Atatürk’ün ‘Ne mutlu türküm diyene” sözüyle ilgili olarak da şunları kaydetti: “Ne mutlu Türküm diyene sözünü söyleme durumu, başkasına ne mutlu Çerkezim, Arnavutum deme hakkını vermez. Bu söz hepsini kapsıyor. Hepimizi ortak kimliği bu sözün içinde.” Başka bir görüşü, dini düşünce ve duyguyu öne çıkarmanın bütünlük sağlamayacağını, bölünmeyi ortaya çıkaracağını kaydeden Org. Doğan, “İnançlarımız, dinlerimiz farklı olabilir. Bu ulus için çalışıyorsak, bu sözün etrafında kilitlenmemiz lazım.” diye konuştu.
Mehmet Dülger
TBMM Dışilişkiler Komisyonu Başkanı
“Türkiye, Irak’taki gelişmeler karşısında mutlaka söz sahibi olmalı, bir şeyler söylemelidir. Amerikan idaresi başlangıçta bu konuda, ‘Türkiye üzerinden biz asker geçiriz, istediğimizi yaparız’ dedi. Fakat müdahaleden sonra işin o kadar kolay olmadığı anlaşıldı. Orada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek gerekiyor. Bu iş için de Amerika’nın orada bulunan güçleri kafi değil. Dolayısıyla yeni bir şey yapması lazım. Amerika, başlangıçta BM, NATO ve AB’yi dikkate almadan bu işe girişti. Baktı ki kazın ayağı öyle değil. Dolayısıyla burada hem güvenliği hem istikrarı temin etmek lazım. Bu iş oraya gidip petrolün üzerine oturmakla olmuyor.”
“Daha ikna olma noktasına gelmedik. İkna olma şöyle olacaktır. Hükümet diyecek ki, ‘şu, şu mülahazalarla buraya asker gönderilmesi taraftarıyız’, biz de o zaman mukabil mülahazalarımızı söyleyeceğiz. Onlar, ‘siz şunu söylüyorsunuz ama bu, şöyle karşılanacaktır’ deyince, ikna o zaman olur. Tezkerenin geçmesi, ikna olmamıza bağlı.”
Haluk Koç
CHP Grup Başkanvekili
“CHP, bir uluslararası çerçeve bu görevi öngörmeden Türk askerinin Irak’a gitmesine karşıdır. Almanya Parlamentosu’nda benzeri bir açıklama oldu. CHP, oradaki hukuksuz sürece Türkiye’nin katkı yapmasına karşı olduğunu ifade etmiştir.”
“Türk Ordusu Irak’a giderse Kuzey Irak’ta bulunmaması gereği, altı çizilerek belirtilecek mi Amerika tarafından? Bunu da sormak lazım. Niye Kuzey Irak’ta Türkiye olmayacak da diğer bölgelerde olacak. Orada bir düzen mi kurulmuştur, plan baştan mı yapılmıştır? Bir resmiyet mi kazandırılmak istenmektedir o bölgeye? Bunları yüksek sesle sorup, yüksek sesle tartışmak lazım. Herhalde, kapalı toplantılar biran önce halkın da kendisini ilgilendiren konularda bilgi sahibi olabileceği şekilde toplumla paylaşılır.”
Mehmet Bedri Gültekin
İşçi Partisi Genel Sekreteri
“Irak’ta Amerika’ya teslim olmak, Türkiye’nin bölünmesine “Evet” demektir! AKP Hükümeti Türkiye’yi, Amerika’nın emrinde Irak’taki batağa çekmek için elinden gelen bütün gayreti sarfediyor. Bunda yadırganacak bir şey yoktur. Çünkü AKP’nin misyonu budur.
Ama son günlerde AKP dışında da çeşitli çevrelerin “Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından” Amerika’nın yanında görev yapmak üzere Irak’a asker gönderilmesi gerektiğinden söz ettiklerini görüyoruz. Bu büyük bir gaflettir.”
”Türkiye, Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra ABD’ye elini verdi, şimdi kolunu kurtaramıyor. Şimdi “İşbirlikçiler kolumuzu verip kendimizi kurtaralım” diye yaygara koparıyorlar. ABD’nin tehditlerinden yılanlar ise, bu yaygara karşısında “acaba” demektedirler.
Gelinen noktada, eğer Ankara kolunu vermeye kalkarsa, ortada Türkiye diye bir varlık kalmayacaktır. ABD’nin emrinde Irak’a asker göndermek ABD’ye kolumuzu vermektir.”
”Emperyalist işgal gücünün yanında yer alma onursuzluğunu Türkiye’ye önerenler, bunun Türkiye’ye faturasını düşünecek değillerdir. Emperyalizme karşı tarihin ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye, şimdi emperyalizme karşı vatanlarını savunan Iraklıların karşısında emperyalizmin safında yer alamaz.Türkiye’nin yeri emperyalist işgale karşı direnen kahraman Irak halkının yanıdır.”
Ertuğrul Kazancı
ADD Genel Başkanı
“Irak savaşında saygınlık ve etkisini iyici yitiren BM’nin kararı dahi beklenmeksizin, zayıf bir hukuksal meşruiyet bile aranmaksızın yapılacak sevkıyat, Mehmetçik’e çileler çektirecektir. Emperyalist koalisyon güçlerinin içinde yer almak, aramızda tarihsel bağlar bulunan Irak halkıyla bizi karşı karşıya getirecektir.”
Ulusal Güç Birliği
Samsun
Samsun’da 6 siyasi partinin oluşturduğu Ulusal Güç Birliği, “Irak’a Asker Göndermeye Hayır” imza kampanyası başlattı. Ulusal Güç Birliği’ni oluşturan CHP, İP, CDP, BBP, DSP ve SP temsilcileri, 19 Mayıs Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenledikleri ortak basın toplantısında, kampanyanın Irak’a asker göndermeme kararı alınana kadar devam edeceğini söylediler. Dönem Sözcüsü CDP İl Başkanı Aybars Turan, birliği oluşturan 6 partinin Irak’a asker gönderilmesine karşı olduğunu belirterek, “Türkiye, ABD’nin maşası olamaz” dedi. ABD’nin Irak’ı işgal ettiğini kaydeden Turan, “ABD batağa saplanmıştır. Şimdi bu bataktan çıkış yolu olarak Mehmetçiği komşu Irak halkının üzerine yollamak istemektedir. Komşularımızla iyi geçinmek Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ prensibinin gereğidir” diye konuştu. Turan, Irak’a asker gönderilmesinin engellenmesi için çeşitli girişimlerde bulunacaklarını sözlerine ekledi
PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 01/04/2003
PENTAGON, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMAYAN SALDIRI STRATEJİSİNİ SORGULUYOR
ABD “Çığ Etkisi” yaratamadı
Pentagon’un, “yuvarlanarak başla” stratejisi, “önce saldır, Türkiye’den Kuzey Cephesi aç ve takviye yap” şeklinde iç içe geçmiş üç başlıktan oluşuyor. Ancak, Türkiye, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayarak, ABD’nin iç içe geçmiş üç aşamasını kesintiye uğrattı; Irak’a, güçlü savunma kurarak Pentagon stratejisinin birinci aşamasını başarısızlığa uğrattı.
MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
1 Nisan 2003
ABD’nin Irak’a saldırısında iki strateji çarpıştı; ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ve ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in stratejileri. Powell’in uygulanmasını istediği strateji, Genelkurmay Başkanlığı döneminde, 1. Körfez Savaşı’nda da uygulanan, “önce yığınak sonra işgal” stratejisiydi. Ancak, hakim olan, Rumsfeld’in stratejisiydi. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un bu stratejisi “Şahinler Ekibi” tarafından ortaya atıldı. Aynı ekip, “Bush Doktrini” olarak adlandırılan, “tehdit oluşmadan önce saldır” şeklinde özetlenecek yeni ABD Savunma Konsepti’nin de mimarlığını yaptı.
PENTAGON STRATEJİSİ: “YUVARLANARAK BAŞLA”
ABD’nin Irak’a saldırı stratejisi, Pentagon tarafından “Rolling Start” diye adlandırıldı. “Yuvarlanarak başla” diye tercüme edebileceğimiz stratejinin özü şu: Çığ, önce küçüktür, yuvarlandıkça büyür.
Pentagon, stratejisini birbiri içine geçmiş üç ana başlıkta tanımlıyor: 1) Hemen Saldır 2) Diplomasiyi sürdür 3) Takviye yap.
Bu stratejiye göre, ABD’ye kuzey cephesi açmakta ayak direten Türkiye, saldırının hemen başlamasıyla “ABD’nin kararlılığını” görecek ve tezkereyi verecekti. Ancak, Türkiye’nin ABD’ye kuzey cephesini açmaması, birbiri içine geçmiş aşamaları kesintiye uğrattı. “Hemen Saldır”la, “Takviye yap” aşamalarının bağlantısını kuran “Diplomasiyi sürdür” aşaması, Türkiye’nin direnci nedeniyle oluşmayınca, yani TBMM, ABD’ye tezkere vermeyince, Pentagon’un stratejisi “çığ etkisi” yaratamadı. Yani, gittikçe büyüyemedi, günler ilerledikçe “şok ve dehşet” etkisi yaratamadı.
“Şok ve Dehşet”, Pentagon’un kamuoyuna resmî olarak duyurduğu ilk vuruşunun ismi ve “Yuvarlanarak başla” stratejisinin birinci aşamasıydı. Pentagon, “şok ve dehşet”le, Iraklı muhalifleri ve ara güçleri, Saddam Hüseyin’in arkasından çekmeyi hesaplıyordu.
ABD BASINI, STATEJİYİ SORGULADI
ABD’nin Irak’a saldırısı, günler ilerledikçe sonuç almaktan uzak olduğu yorumlarına yol açtı. ABD basınına yansıyan eleştiriler, bir bakıma, ABD merkezî kurumlarının değerlendirmesini yansıtıyordu. “Yuvarlanarak başla” stratejisi New York Times ve Washington Post gibi, ABD merkezî kurumlarına yakınlığıyla bilinen gazetelerde sorgulandı. 24 Mart günlü New York Times gazetesinde, “Savaşın ilk günleri kolay geçti ve savaşın temiz olacağı, az kayıp verileceği sanıldı. Hafta sonunda ise muharebe meydanında, ölümler, insan hataları ve başka trajedilerle karşılaşıldı” ifadesi kullanıldı. Gazetede, Amerikan askerlerinin esir düşmesi, birliklerin yeterince güvenlik önlemi almadan hızla ilerlemesinin bir sonucu olarak değerlendirildi. New York Times, izlenen ABD stratejisine ilişkin şüphelerini şöyle dile getirdi: “Önümüzdeki günler, nispeten küçük birliklerin müthiş bir hava gücü takviyesiyle ilerlemesinin iyi bir karar olup olmadığını gösterecek.”
24 Mart tarihli Washington Post gazetesinde de benzer tedirginlikler dile getirildi: “Pentagon yetkilileri, ABD birliklerinin en azından güney Irak’ta Şiiler tarafından kurtarıcı gözüyle görüleceğini düşünüyorlardı ve askerî stratejiyi bu bakış açısıyla hazırlamışlardı.” Gazete, Irak kuvvetlerinin, Amerikan tarafında ağır kayıplara neden olarak, Pentagon’un stratejisini boşa çıkardığını yazdı.
“HAVA BOMBARDIMANI PES ETTİREMEDİ”
26 Mart tarihli New York Times gazetesinde de, stratejinin ilk aşaması olan “şok ve dehşet”in yaratılamadığı, “Hava bombardımanı pes ettiremedi” başlıklı haber-analizde ele alındı. ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, Pentagon’un şiddetli öncü hava bombardımanıyla Irak Hükümeti’ni çabucak şok etme stratejisinin istenildiği kadar iyi işlemediğini söyledi.
Haber-analizde, General Myers’ın 3 hafta önce “ABD ordusu, öylesine bir şok indirecek ki Irak rejimi sonun kaçınılmaz olduğunu hemen anlayacak” dediği, ancak hâlâ Irak liderinin cephe komutanlarına emirler gönderebildiği ve ABD’li komutanların pek çoğunun da Irak’ta toplu teslim olma işaretlerinin henüz görülmediğini itiraf ettikleri belirtildi. New York Times’a açıklama yapan Hava Kuvvetleri uzmanları, Pentagon’un yürütmekte olduğu hava bombardımanı sürecinin kısa zamanda bir teslim olma durumu yaratmayacağını belirtiyorlar. “Şok ve dehşet taktiğinden öğreneceğimiz ana sonuç başarılı olmadığı sonucudur” diyen Chicago Üniversitesi profesörlerinden Robert A. Pape, “Bombardımanın, Saddam Hüseyin’in arkasından destek çektiremediğine” dikkat çekti.
Uluslararası haber ajansları da, ABD saldırısının ilerleyen günlerinde, “Amerikalılar ve İngilizlerin, aradan bir hafta geçtikten sonra, Irak’taki savaşın kısa süreceği ve kolay olacağına ilişkin hayalleri suya düştü. Zira, geçen süre zarfında Saddam Hüseyin yok edilemedi, Baas rejimi ayakta duruyor… Dahası Bağdat’ta cereyan edecek muharebede verilmesi kaçınılmaz görünen ağır kayıpların korkusu yüreklerde yer etmeye başladı…” yorumlarında bulundular.
ABD, “ŞOK ve DEHŞET” YARATAMADI
AFP Ajansı, 26 Mart günlü bu yorumunu, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in “Henüz sona değil, başa daha yakınız” itirafına dayandırdı.
Rumsfeld, 25 Mart’ta yaptığı basın toplantısında, Iraklılara, ABD ve İngiliz askerlerinin yardımı ulaşıncaya kadar Saddam Hüseyin rejimine karşı ayaklanmamalarını tavsiye etti. Oysa, “Yuvarlanarak başla” stratejisinin ilk aşaması olan “Şok ve dehşet” vuruşuyla, ABD, muhalifleri ayaklandırmayı ve ara güçleri Saddam Hüseyin’den ayırmayı planlıyordu. Stratejinin yanlışlığı nedeniyle, muzaffer bir komutandan uzak bir ruh haliyle yüzlerce kameranın karşısına geçen ABD’nin bir numaralı askeri, “Baş etmeye hazır olmadıkça, isyana teşvik etme konusunda gönülsüzüm” diyordu.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ
Bu açıklama, aslında, ABD açısından nihai sonun da göstergesi. Siyasi stratejinin yanlışlığı, mecburen askerî strateji yanlışlığına da dönüştü ve “Kıbrıs’tan Orta Asya’ya kadar tüm coğrafyayı yeniden biçimlendirme” amacında bulunan “tek süper güç ABD”, daha Irak’ta bile stratejisinin yanlışlığıyla yüzleşti. ABD’nin yeni savunma konsepti olan “Bush Doktrini” Irak’ın bile çok kolay aşılamayacağı gerçeğiyle tanıştı. Etnik ve mikro milliyetler temelinde Yugoslavya’yı parçalama siyaseti, Ortadoğu’da kayaya çarpmış ve bölge ülkelerinin izlediği ulus devleti savunma siyaseti, yeni nesnel ittifaklar yaratmıştı.
Irak, güçlü bir savunma kurarak ve “halkı ordulaştırarak”, Pentagon stratejisinin ilk aşamasını başarısızlığa uğrattı. Bunun yanında, Türkiye de, ABD’ye direnerek stratejinin aşamaları arasındaki bağı kopardı. 20. yüzyılın başında dünyanın tarihini değiştiren ülke Türkiye, 21. yüzyılın başında da bu misyonunu, ABD’ye kuzey cephesi açtırmayıp, Pentagon’un stratejisinin başarısız olmasını sağlayarak yerine getirdi. Kaldı ki, “Şok ve dehşet” yaratılamaması bir yana, Türkiye ve diğer bölge ülkelerinin izlediği çizgi sonucunda, Iraklı muhalifler, Irak merkezî hükümetinin etrafında mevzilenmeye bile başladılar. Başta Şiiler olmak üzere, Türkmenler ve Kürtler de, Irak merkezî hükümetiyle birlikte ABD’ye karşı savaşıyor. Öyle ki, ABD’nin “Kukla Devlet” için görev verdiği aşiretler bile, Türkiye’nin kararlılığı karşısında, “biz yokuz” demek zorunda kaldılar.
Pentagon, şimdi bu stratejiyi nasıl düzelteceğini tartışıyor. Stratejiyi taktiklerle düzeltmek mümkün olmamakla birlikte, ABD, Irak engelini aşmak için her türlü yolu deneyecektir. Bu yollardan biri de, zayıf bir ihtimal olmakla beraber, ABD’nin nükleer silahlara başvurabileceğidir. ABD, stratejiyi devam ettirebilmek için kuzey cephesine muhtaç. Havadan indirme yaparak, Irak’ın kuzeyinde yeterli yığınak yapması mümkün görünmeyen ABD’nin, kuzey cephesi açabilmek için, Türkiye’ye yeniden bastırabileceğine işaret ediliyor. Türkiye’nin kararlılığının nasıl aşılacağı ise ABD açısından en büyük sorun olmaya devam ediyor…
TÜRKİYE, RUSYA VE BÖLGE ÜLKELERİ KARARLI TAVIR ALINCA
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları on 26/11/2002
TÜRKİYE, RUSYA VE BÖLGE ÜLKELERİ KARARLI TAVIR ALINCA…
Bush, ilk kez “savaşsız çözüm” dedi
ABD önce tasarısını değiştirdi. Ardından Bush, “Saddam Hüseyin’in, BM taleplerini yerine getirmesi, zaten o rejimin değiştiğine işarettir” dedi. Birleşmiş Milletler’de son durum şöyle: ABD’nin verdiği ikinci karar tasarısı da kabul görmedi… NATO harekât için BM’nin vereceği kararın esas alınacağını açıkladı. ABD, Katar’daki tatbikatını erteledi.
MEHMET ALİ GÜLLER
Aydınlık Dergisi
26 Kasım 2002
ABD Başkanı George Bush ilk kez “savaşsız çözümden” söz etti. Bush, “Irak’ın kitle imha silahlarından arınması için bir kez daha diplomasiyi deniyoruz. Irak lideri Saddam Hüseyin’in, BM’nin taleplerini yerine getirmesi, zaten o rejimin değişmiş olduğuna dair bir işarettir” dedi.
ABD Başkanı Bush’un geri adım atması; başta Türkiye olmak üzere, Rusya ve bölge ülkelerinin kararlı tavrı ile BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyeleri Rusya, Fransa ve Çin’in, ABD tasarısını “kabul edilemez” bulması sonucu oldu.
ABD TASARISI,
“KABUL EDİLEMEZ” BULUNDU
ABD, geri çektiği tasarısını, gözden geçirerek, bir “uzlaştırma metnine” dönüştürdü ve 21 Ekim’de BM Güvenlik Konseyi’nin Daimi Üyeleri’ne sundu.
Rusya’nın BM nezdindeki Daimi Temsilcisi Sergey Lavrov, tasarıdaki “otomatik güç kullanımı ve BM silah denetçilerinin yerine getiremeyecekleri görevlerle yüklenmeleri” maddelerinin, ülkesi için endişe kaynağı olduğunu belirterek, Rusya’nın ABD planını reddettiğini açıkladı.
ABD’nin tasarısının “kabul edilemez” olduğunu söyleyen Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aleksandır Yakovenko, “var olan kararlar, yeterli zemini sağlıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov da, ABD tasarısının, “kendi kriterleriyle bağdaşmadığını” söyledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi Başkanı Mihail Bogdanov, Rusya’nın, “Irak’ın da kabul edebileceği bir BM Güvenlik Konseyi kararı istediğini” bildirdi.
Fransa Dışişleri Bakanı Dominique de Villepin, “Güvenlik Konseyi’nde ABD taslağı üzerinde anlaşma sağlanabilmesi için yapılacak çok iş var” diyerek, taslağı benimsemediğini ifade etti.
Rusya, Fransa ve Çin, özellikle, ABD tasarısındaki, “Irak’ın BM kararlarında ‘maddi ihmali’ bulunduğu ve ihlallerini sürdürürse ‘ciddi sonuçlarla’ karşı karşıya kalacağı” ifadelerinin, askeri harekât için açık kapı bıraktığını düşünüyor.
NATO BİLE TOPU BM’YE ATTI
ABD’nin Irak’a saldırmasına karşı çıkan her devlet ve her kuruluş, topu BM Güvenlik Konseyi’ne atıyor. NATO da, aynı yolu seçti. NATO Genel Sekreteri George Robertson, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Irak konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin alacağa karara göre hareket edeceklerini” söyledi.
Bush’un geri adım atması, dünya basınında, “savaş ertelendi” yorumlarına yol açtı. Pentagon, Suudi Arabistan’daki askerlerinin bir bölümünü geri çekti. 22 Ekim’de, Katar’daki ABD tatbikatının da ertelendiğinin açıklanmasıyla, ABD CBS televizyonu, “harekât en erken 2003 baharında başlar” değerlendirmesinde bulundu.
SURİYE:
YENİ BİR KARARA KARŞIYIZ
ABD, 24 Ekim’de, tasarısını, Daimi Üyeler’in ardından, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan 10 üyesine de dağıttı. BM Güvenlik Konseyi’nin daimi olmayan etkin üyelerinden Suriye de, yeni bir karara karşı olduğunu açıkladı.
“ABD tasarısının amacının, BM’nin saygınlığına gölge düşürmek olduğunu belirten” Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri, “ABD taslağı yalnızca Irak’a karşı değil, aynı zamanda BM’ye karşı da savaş ilanıdır” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell da, 24 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Temel ilkelere sırt çeviremeyiz. Bu, hiçbir anlamı olmayan, Irak’a ortada sorun olmadığını düşündürecek bir BM kararı olamaz. Böyle bir şeyi kabul etmeyiz” dedi.