Posts Tagged Kürt Açılımı
‘KÜRT AÇILIMI’ DEĞİL, ABD’NİN KUKLA DEVLETİ!
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 31/07/2009
Hürriyet Gazetesi’nin en liberal yazarı Cüneyt Ülsever de yazıyor artık; “Kürt açılımı değil, Kuzey Irak açılımı” diye… Önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, daha da somutlaştırırsak, “Kürt açılımı değil, ABD’nin kukla devleti”!
Tekrar olacak ama altını çize çize bir kez daha yazalım: AKP’nin “Kürt sorunu”nu çözmek diye bir derdi yok. AKP, ABD’nin planlarına göre konumlanıyor.
Nedir o plan?
Emperyalizm deri değiştirdi
ABD, Bush’lu dönemde BOP konusunda istediği oranda ilerleyemedi, hatta yer yer yenilgiler aldı. “Biraz zenci, biraz Müslüman, biraz Hüseyin” olan bir başkanla emperyalizm deri değiştirdi. Washington “Vision 2020”ye devam edebilmek için BOP’ta revizyon yaptı: Irak yerine merkeze Afganistan-Pakistan hattını aldı. ABD, Irak’tan çekilirken de, 1992’de 36. paraleli çizerek inşasına resmi olarak başladığı kukla devletini yaşatacak bir yol izliyor.
Nedir o yol?
“Türkiye himayesinde Kürdistan Planı”
Türk-Arap-Pers kuşatması arasındaki Kürtlerin “bağımsız bir devlet” kurabilmeleri jeopolitik nedenle de mümkün değil. (Örneğin ABD, kukla devleti Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açma planını, “Kamışlı Ayaklanması” ile başaramamıştı!) ABD’nin kukla devletini yaşatabilmesi için Türkiye’ye ihtiyacı var. Türkiye’nin himaye ettiği, resmi ilanına itiraz etmediği, ekonomik olarak beslediği, petrolüne geçit verdiği bir kukla devlet yaşayabilir ancak bu coğrafyada.
İşte olan biten de aslında budur. Yani ABD kukla devleti yaşatmak için, Ankara’nın önüne “Türkiye himayesinde Kürdistan Planı”nı getiriyor. (Planın tarihiyle ilgili yazılarımıza Oda Tv’nin arşivinden ulaşabilirsiniz).
Washington, planı Türkiye’ye kabul ettirebilmek için de Türkiye’nin önüne iki “havuç” koyuyor:
- PKK’nın tasfiyesi (“PKK’nın tasfiyesi” gündemde olsa bile ABD, PKK’dan hiçbir zaman tam olarak vazgeçmeyecektir. Bu konuyu bir başka yazımızda analiz edeceğiz.)
- Kuzey Irak petrolleri
Havuçları yememekte ısrar eden Türkiye’ye gösterilen sopalar nedir peki?
- Washington, 1986’dan beri Ankara’ya şu mesajı veriyor: “Ya Türkiye kukla devleti himaye edecek, ya da kukla devlet Türkiye’ye rağmen kurulup Türkiye’yi bölecek!”
- Washington, 1999’da teslim ettiği Apo’ya rağmen, dönem dönem PKK’yı palazlandırıp saldırtarak, Ankara’ya sopa gösteriyor.
- Washington, siyaseten önünü açtığı DTP’yi Ankara’ya karşı sopa olarak kullanıyor.
PKK ve DTP’nin Washington açısından bazen sopa bazen havuç olarak kullanıldığını da dikkatinize sunuyoruz. (Bölge tarihini incelediğinizde göreceğiniz ilk çıplak gerçek şudur: 20. yüzyıl boyunca önce İngiltere, sonra da ABD “Kürtleri” kullanmış, silahlandırmış, ayaklandırmış; işler ters gidince de yüzüstü bırakıp kaçmıştır.)
Havuçları yedirtmek için uygulanan yöntemler nelerdir peki?
- Türk Devleti 1999’da AB kapısına bağlandı. Böylece Türkiye’nin Avrasya’ya yakınlaşması engellendi, Atlantik bağı korundu, üye olabilme ihtimali üzerinden alınan tavizlerle zayıflatıldı, devleti devlet yapan kurumları birer birer ortadan kaldırıldı, özelleştirmelerle ekonomisi çökertildi.
- ABD “hedef ortaklığı” yapacak uygun bir partiyi (AKP’yi) 2002’de yola çıkardı.
- Ergenekon tertibiyle sürece direnen milli kuvvetler ve en başta Türk Ordusu, dalgalarla “sürekli saldırı” altında tutuldu.
- “Kürt meselesine karşı Ermeni meselesi; Ermeni meselesine karşı Kıbrıs meselesi” denklemleriyle, Türk Dış Politikası “kontrol altına” alındı. Bu durum da millete “stratejik derinlik” diye yutturuldu!
Türklerin ve Kürtlerin tarihi görevi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 2009’u “Kürt meselesinin çözüm yılı” ilan etmesi, “tarihi fırsat”ın bulunduğunu belirtmesi; Başbakan Erdoğan’ın “Kürt açılımını başlattık” mesajları, Washington’un planının sadece izdüşümüdür!
Hükümetin “Kürt açılımı”nı bir türlü somutlaştıramaması, deyim yerindeyse “açılımı” bir türlü “açamaması” yukarıda özetlediğimiz planın içeriği gereğidir. Bu planı “açılım” diye yutturamayacaklarından, alıştıra alıştıra enjekte ediyorlar topluma…
Önce modeller sürdüler piyasaya…
PKK İspanya ve İskoç modellerini, DTP Kosova modelini, AKP de Cezayir modelini önerdi! Ancak tüm modellerin aslında ABD modeli, yani “ayrılık modelleri” olması ve AKP’yi zayıflatması nedeni ile isim değişikliğine gittiler.
Sorunu çözmek için öyle bir “Türkiye modeli” uygulayacaklarmış ki, dünya örnek alacakmış!
Sorunun iki çözüm modeli var:
- “Ayrılık” hedefli ABD modeli
- “Birlik” hedefli Kurtuluş Savaşı modeli
85 yıl önce sınanmış “Kurtuluş Savaşı modelinde ısrar etmek, Türklerin ve Kürtlerin tarihi görevidir!
MEHMET ALİ GÜLLER
İKİ HAVUÇ, BİR SOPA
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 23/07/2009
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, meselenin çözümü için 2009’u milat ilan etmesi ve “tarihi fırsat” bulunduğunu belirtmesiyle birlikte “yol haritaları” üzerinde çalışmalar başlamış oldu.
Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos’ta “yol haritasını” açıklayacağını ilan etmesinin ardından, Tayyip Erdoğan da, “Kürt açılımı”nı başlattıklarını, önümüzdeki günlerde bir yol haritasının ortaya çıkacağını belirtti.
MGK tasfiye ediliyor…
Erdoğan’ın Suriye’ye giderken yaptığı bu çarpıcı açıklamaların satır aralarından, daha önceki değerlendirmelerimizi güçlendiren ayrıntılar da çıktı.
7 Temmuz tarihli değerlendirmemizde, “MGK tasfiye mi ediliyor?” diye sormuştuk. Çünkü “kağıt parçası” üzerinden TSK’ya yapılan saldırıların ardından, toplanan ilk MGK 7.5 saat sürmüş ancak toplantının ardından 3 kuvvet komutanı ve 1 genel komutan dışarıda bırakılarak, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MGK’nin sivil üyeleri ayrı bir toplantı daha yapmıştı!
Başbakan’ın “Kürt açılımını başlattık” müjdeli dünkü açıklamasından öğreniyoruz ki, hükümet bu açılımı başlatmayı Erdoğan’ın geçen hafta MGK üyesi bakanlarla yaptığı bir diğer askersiz toplantıda almış!
Aynen şöyle diyor Başbakan Erdoğan: “Şu anda da hükümet olarak bundan bir hafta önce MGK üyesi arkadaşlarımla bu konuda bir çalışma başlattık”.
AKP-DTP görüşmesi başlıyor
Öte yandan Başbakan Erdoğan’ın devam eden açıklamasından öğreniyoruz ki, “DTP’yle görüşmeme” olayı, iç siyasete yönelik, tabana yönelik bir göz boyaması sadece.
Bakın ne diyor Başbakan Erdoğan, “Kürt açılımını başlattık” müjdeli açılmasında: “İçişleri Bakanlığımıza bu görevi verdik ve bütün ilgili bakanlıklarla İçişleri Bakanlığımız görüşmelerini yapıyor, yapacak. Hazırlıklarını yapacak. Kurumlarla yapacak. Bunda Genelkurmay’ıydı, MİT’ti vesaire tüm bunlarla görüşmelerini yapmak suretiyle, bunun yanında bölge milletvekilleriyle görüşmelerini yapacak”.
Yani AKP-DTP görüşmeleri de başlıyor!
Kürtler bahane…
Açılımın, Türkiye’deki Kürt kökenli kardeşlerimizin kara kaşı, kara gözü için olmadığını belirtelim. Açılım, aslında Irak’ın kuzeyinin açılımı, ABD’nin kukla devletinin açılımı…
ABD revize ettiği ve Obama’yla deri değiştirttiği Büyük Ortadoğu Projesi gereği, stratejisinin merkezine Afganistan-Pakistan hattını aldı. Washington bu nedenle, Irak’tan da aşama aşama çekiliyor. 1 Temmuz’dan itibaren şehir merkezlerinden çekilme işlemi de başladı. Tam çekilme 2011’de tamamlanacak.
ABD 35 bin kadar askerini de Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak. Çünkü 2020 ve sonrası için, kukla devlet, Avrasya hakimiyeti açısından tramplen bir devlet olacak. ABD’nin Kürtseverliği’nin nedeni bu.
Kürtlerin, bin yıldır devletsiz olmasının (Mahabad gibi örnekleri saymazsak) nedeni jeopolitiktir. Kürtlerin bulundukları coğrafya itibariyle, Arapların, Farsların, Türklerin ortasında, denize açılımı olmadan bir devlet kurmaları mümkün olmadı.
Aynı durum şimdi de geçerli. ABD’nin geri çekilmesiyle birlikte, Araplar kukla devleti güneyden ve batıdan, Farslar doğudan, Türkler de kuzeyden kuşatmış olacak! Ancak, Türkiye himaye ederse, kukla devlet yaşayabilecek.
“Kuzey Irak’ı Türkiye’ye katma” havucu bu nedenle piyasaya sürülüyor. Bu birinci havuç!
AKP, “Kürt açılımı”nı, ABD’nin bu planı gereği yerine getiriyor.
PKK-DTP, “Yol haritasını”, büyük oyunda tamamen tasfiye olmamak için hazırlıyor.
Bazı merkezi devlet kurumları da, “madem ABD planına direnemeyeceğiz, bari PKK’yı tasfiye ettirelim” diye pazarlık yapıyor! Bu da ikinci havuç!
MEHMET ALİ GÜLLER
YA ABD MODELİ, YA ATATÜRK MODELİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 20/07/2009
Cumhurbaşkanı Gül’ün “Kürt sorununun çözümü için tarihi fırsat var” açıklamasıyla, model model “çözüm paketleri” ilan ediliyor.
Son olarak AKP’li İhsan Arslan’dan model önerisi geldi. Başbakan Erdoğan’ın akıl hocası da olan Arslan, sorunun çözümü için “Cezayir Modeli” önerdi.
Daha önce Murat Karayılan İskoç modelini, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk de Kosova Modelini önermişti.
Gerek PKK’nın gerek AKP’nin akil adamları, bu modelleri tartışıp duruyorlar. Önerilen tüm modellerin ayrılık getirdiğinin üzerinden atlayarak, kamuoyuna “çözüm” paketleri olarak sunuyorlar.
Ancak nedense, sınanmış, doğruluğu görülmüş, “Kurtuluş Savaşı Modeli”ni es geçiyorlar!
Çünkü Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Modeli, Türk-Kürt Kardeşliği modeli ayrılıkçı değil, birleştirici!
AKP’nin de PKK’nın da önerdiği tüm modeller aynı. Hepsi ayrılıkçı, hepsi Amerikancı!
ABD’nin, AKP’nin ve PKK’nın “Kürt sorunu “ konusundaki “çözümleri” ayrılma hedefli.
Bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı model birlik hedeflidir; halkların yararınadır; bin yıllık kardeşliğin devamı içindir.
ABD’nin “Türkiye himayesinde Kürdistan” planı
Cumhurbaşkanı’nın 2009 telaşı, çeşitli kesimlerin model önerme telaşı ABD’nin planları nedeniyledir. Revize edilmiş BOP gereği, merkeze Afganistan-Pakistan hattını alan ABD, Irak’tan çekiliyor. 1 Temmuz’da şehirlerden başlayan çekilme 2011’de tamamlanacak. (Ancak ABD tam çekilmeyecek, Irak’ın kuzeyine konuşlanacak). ABD, büyük stratejisi gereği Irak’ın kuzeyinde yıllardır aşama aşama inşa ettiği Kukla Devleti’ni de korumak ve kollamak istiyor. Yol tek! Türkiye’ye himaye ettirmek.
ABD, güneyden ve batıdan Arapların, doğudan Farsların, kuzeyden Türklerin etrafını kuşattığı bir kukla devletin yaşayamayacağı gerçeğinin farkında. O nedenle “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını harekete geçirdi. Gül’ün “çözüm” telaşı bundandır!
3 aşamalı ABD-Gül planı
Daha önceki yazılarımızda ifade ettiğimiz 3 aşamalı ABD-Gül planı yürürlüktedir.
Obama’nın ziyareti sırasında yapılan anlaşmaya göre;
- Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
- Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
- Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor.
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
Barwari: PKK’ya karşı üçlü anlaşma yolda
Anlaşmanın yakın zamanda resmiyete büründürüleceğini de Irak Parlamento üyesinden öğreniyoruz.
Irak Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komisyonu üyesi Barwari, PKK konusunda Kuzey Irak Bölge Hükümetinin de katılımıyla Irak ve Türkiye dışişleri bakanlıkları arasında bir anlaşmanın yakın zamanda imzalanacağını söyledi.
Barwari, anlaşmanın içeriğini de “PKK faaliyetlerinin sınırlandırılması” ve “Irak topraklarından çıkarılması” olarak ifade etti.
Önce Milli Strateji
Türkiye bir yol ayrımındadır. Ya ADB modelli uygulayacak ve parçalanacaktır, ya da Atatürk modeli uygulayıp yaşayacaktır!
Türkiye ABD tandanslı modeller yerine kendi öz modeline dönmeli; Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nda sınadığı ve başardığı “Türk-Kürt kardeşliği” modelini esas almalıdır.
O modelde bin yıldır aynı coğrafyada yaşayan Türk ve Kürt halkı, öncelik emperyalizme karşı birleşmişlerdir!
Bugün de emperyalizme, yani ABD’ye karşı olmak, esastır. “Türk” tarafında AKP’nin Amerikancı çözümleri, “Kürt” tarafında DTP ve PKK’nin Amerikancı çözümleri, halklara düşmanlık körüklemektedir; Türk-Kürt kardeşliğine darbe vurmaktadır!
“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti” denir “siyasi” tanımını yeniden hayata geçirmek, öncelikle Türk devletinin (hükümetin değil) milli bir yönelime yeniden dönmesiyle sağlanacaktır!
MEHMET ALİ GÜLLER
3 AŞAMALI ABD-GÜL PLANI
Posted by Mehmet Ali Güller in Teori Dergisi Yazıları on 01/07/2009
Mehmet Ali Güller
TEORİ Dergisi Yazı Kurulu Üyesi
Temmuz 2009 – Kapak
ABD’nin Kukla Devlet ısrarı
Irak’ın kuzeyi ABD açısından sadece bir coğrafya değil elbette. Washington en başından beri Irak’ın kuzeyini BOP’un sıçrama merkezi olarak belirliyor. Irak’ın kuzeyinde kurulacak ve Türkiye-İran-Suriye’ye (hangi yolla olursa olsun) kabul ettirilecek bir kukla devlet, ikinci bir İsrail gibi işlev görecek ve ABD’nin Avrasya’ya hâkimiyet hedefine araç olacaktır.
ABD’nin öncelikli tercihi Kukla Devleti’nin Türkiye himayesinde olmasıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e “ağabeylik, hamilik, bekçilik” yapmalıydı. 1960’lardan beri dayatılan bu plan milli kesimlerin direnci nedeniyle hayata geçemedi. Son 20 yılda, ABD bu planı Ankara’ya defalarca dayattı. Özal ve Çiller üzerinden yürütülen hamleler, her seferinde TSK’nın ve diğer milli kuvvetlerin direnciyle karşılaştı.
Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin korumasıydı. Bu nedenle, 2003 Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!
Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Başbakan Abdullah Gül’ün imzaladığı 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı. Gizli anlaşmanın 7. maddesi, “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devletin (Kürdistan!) Türkiye tarafından resmen tanınması” şeklindeydi! ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu bile yaptı!
Ancak Türkiye için en önemli güvenlik sorunu olan bu proje, her şeye rağmen kabul edilmedi.
ABD Irak’tan Kuzey Irak’a konuşlanıyor
Siyasal, askeri ve ekonomik krizler yaşayan ABD, 21. Yüzyılı Amerikan yüzyılı yapacak temel stratejisinden hızla uzaklaşıyor. Dünya dengelerinin Bush döneminde ABD aleyhine gelişmesi üzerine, Washington BOP’da düzeltme yaptı ve projenin uygulanabilmesi için ağırlık merkezini değiştirdi. ABD, Obamalı dönemde ağırlık merkezi olarak Afganistan-Pakistan hattına belirledi. ABD bu nedenle, aslında Bush döneminde belirlenen “Irak’tan geri çekilme takvimini”, Obama ile resmi olarak ilan etti. Askerlerinin büyük bir kısmını Irak’tan çekecek olan Washington yönetimi, 35 bin kadar askeri ise Irak’ın kuzeyinde konuşlandıracak!
Bu bakımdan Irak’ın kuzeyi, 2009’da daha da önem kazanmış ve ABD planları açısından Kukla Devlet kritik bir sürece girmiştir.
Washington bu nedenle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da ağırlıklı olarak bu çerçevedeydi.
3 aşamalı plan
Obama’nın ziyareti sırasında, “3 aşamalı bir plan” anlaşması yapıldı.
- Aşama: “Kürt sorununun çözümü konusunda şuana kadar yapılanlar Anayasa’ya konulacak, kültürel alanda henüz yapılamayanlar yapılacak ve ‘vatandaşlık’ tanımı konusunda gerekli değişiklikler yapılacak”.
- Aşama: “Türkiye, Kürdistan Bölgesi hükümetini tanıyacak”.
- Aşama: “PKK’nin dağlardan inmesi, etkili ve kabul edilir bir af ile silahların atılması sağlanacak”.
Obama’nın TBMM’deki konuşmasına ABD’nin Ankara Büyükelçiliği tarafından davet edilen Altan Tan, Talabani’nin partisi KYB’nin basın-yayın bürosu sorumlusu Azad Cundiyani’ye anlaşmayı bu sözlerle aktarıyor. (1)
ABD planının özeti şu: PKK’yı tasfiye karşılığında, Türk devletine Kukla devleti kabul ettirtmek!
ABD-AKP-Barzani-Talabani’nin kuvvet yığdığı plana TSK-İşçi Partisi-CHP-DSP-Ulusalcı dernekler direniyor. PKK ve DTP ise hem planın parçası, hem de planın hedefi durumunda.
Öte yandan “3 aşamalı plan” aslında yeni de değil. Anlaşma, Abdullah Gül’ün başbakanlığı sırasında ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 Nisan 2003 tarihinde imzaladığı “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşmanın, bu konuyla ilgili kısmının düzeltilmiş ve somutlaştırılmış hali. (2) Üstelik son hali Obama ziyaretinde verilen anlaşma, Dışişleri Bakanı Hilary Clinton’un ziyaretiyle birlikte uygulamaya da sokulmuştu.
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” dedi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.
Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.
Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”
Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”. DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcalan üzerinde çalıştığı bu paketi 1 Eylül’de açıklayacak.
Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, “Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (3)
Kabine içerisinde Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (4)
Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, diline doladığı “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”
Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”
Gül’ün “3 aşamalı plan” çerçevesinde 2009 yılının ilk yarısında yaptığı faaliyetler böyle. Ancak süreci analiz etmek açısından geriye dönüp konuyla ilgili önemli gelişmeleri hatırlayalım:
Çuval’dan Diyarbakır Açılımına
4 Temmuz 2003’te Türk subaylarına çuval geçiren ABD, hükümet üzerinden önemli merkezi kurumları da “2 sayfalık 9 maddelik” anlaşmaya “razı” etmişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD ziyaretinden döndükten sonra tarihi açıklamasını yaptı: “Şu anda Amerika’nın da Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım”. (5) Erdoğan, BOP’a eşbaşkan da yapılmıştı artık!
Açılan yoldan çıkış üzerine çıkış geldi. Mesut Barzani ABD’nin yönlendirmesiyle, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yaptı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (6)
Bu açıklamayı takip eden bir yıl boyunca kamuoyu “Kuzey Irak Yönetimi”nin “normalleştirilmesi” hedefiyle biçimlendirildi.
Bir yıl sonra da Başbakan Tayyip Erdoğan yeni çıkışını yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişti ve “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yaptı.
Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”
Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söyledi: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (7)
Hükümetin dış politikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı verdi: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (8)
ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü
Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (9)
ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dâhil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (10)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (11)
Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!
PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen
Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (12). Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (13). Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (14)
Kukla Devlet’le resmi temaslar
Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?
En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (15)
NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (16)
Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (17)
Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (18).
Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (19) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?
Kimin güveliğinin müsteşarlığı?
Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi KDP’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (20) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (21)
Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (22)
Talabani’nin çantasındaki plan
16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:
- Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
- Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
- Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!
Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”
Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?
Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (23)
PKK ve DTP modelleri
ABD planının bir parçası ama aynı zamanda hedefi de olan PKK ve DTP, Gül’ün çıkışıyla birlikte “çözüm” modelleri sıraladılar!
Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (24) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (25)
DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (26)
DTP’li yetkililer bir yandan Gül’ü çıkışı nedeniyle destekliyor bir yandan da partilerine düzenlenen operasyonlar nedeniyle AKP ile TSK’yı suçluyorlar. Eşzamnlı olarak Almanya ve Fransa’da da PKK’ye karşı geniş çaplı operasyonlar yapıldığını da anımsatalım.
Planın hem parçası olmak hem de hedefi olmak, PKK ve DTP’de ikili yapılar oluşmasına da neden oldu. Bu ikili yapı nedeniyle birbirini yalanlayan açıklamalar yapılıyor, birbirine zıt gelişmeler sahneleniyor.
ABD – PKK görüşmesi ve Mahmur Projesi
Aksiyon dergisinde yer alan bir habere göre, Gül’ün “orkestra şefliği”nde, MİT Müsteşarı Emre Taner’in yürütücülüğünde ve PKK ile yapılan dolaylı görüşmelerde bir yol haritası belirlendi. Bu yol haritasına göre, PKK’liler Kandil’den Mahmur kampına inecek, oradan da silahsız olarak Türkiye’ye dönecek!
ABD-Gül planının 3. aşaması olduğu anlaşılan bu plan kapsamında ABD’li yetkililer ile Karayılan anlaşmaya da varmış.
Aksiyon dergisindeki habere göre NATO kimliği kullanan bir grup Amerikalı yetkili, Hasan Cemal-Karayılan görüşmesinden hemen önce Karayılan ile görüştü. Aliyareş kampında yapıldığı ve 3-4 saat sürdüğü belirtilen görüşmede PKK’nin belirlenen zamanlarda silah bırakması konusunda anlaşma yapıldığı vurgulanıyor.
Anlaşmaya göre PKK’liler BM yönetimindeki kampa inecek; mülteci statüsündeki Kürtler de belli aralıklarla Dohuk, Zaho, Erbil gibi Irak’ın kuzeyindeki kentlere dağıtılacak. Hakkari ve Şırnak’ta yaşayan Gori aşiretine mensup mülteciler ise 2009 sonuna doğru köylerine dönmeye başlayacak. Toplu geçişler sırasında, anlaşma gereği, 150 kadar PKK’li de, silahsız olarak Türkiye’ye girecek. (27)
Ancak PKK içinde Karayılan’ın bu anlaşmasına soğuk bakan yöneticilerin olduğu belirtiliyor. PKK içinde gittikçe derinleşen bir kriz var. Öyle ki, bu durum PKK’nin silahlı gücünü oluşturan HPG’nin askeri konsey toplantısı sırasında iyice su yüzüne çıktı. Karayılan, 5 yıldır HPG’nin komutanlığını yapan, Suriye uyruklu Feyman Hüseyin’i görevden aldı ve yerine kendisine yakınlığıyla bilinen yine Suriye uyruklu Nuettin Sufi’yi getirdi. (28)
ABD ile PKK pazarlığı yapılmaz!
Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül’ün “tarihi fırsat”ı “kurumlar arası işbirliği” şeklinde tanımlaması, TSK’nın da “açılım” sürecine dahil olduğu yorumlarına yol açtı.
ABD’nin kukla devlet hedefinin, Türkiye’nin önündeki en büyük güvenlik sorunu olduğunu yıllardır tespit eden ve bu tehdide göre konumlanan Türk Ordusu’nun bugünden yarına yön değiştirmesi mümkün değil. Tali durumlar esası değiştirmez!
Ancak kimi gelişmeler, milli kesimler içinde kuşku da yaratıyor. Örneğin, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un ABD temasları, maalesef bir pazarlık görüntüsü içinde cereyan etti.
Türk Amerikan Konseyi’nde konuşan ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mike Mullen’in sözleri oldukça dikkat çekici: “İlker, PKK konusunda benim üzerimde çalışıyor. Ben de Pakistan konusunda onun üzerinde çalışıyorum. Çünkü Türkiye’nin Pakistan ile çok iyi ilişkileri var. Ve Afganistan ile de çok iyi ilişkileri var”. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Türk Amerikan Konseyi’nin yıllık konferansında, Org. Mullen’dan önce konuşan Org. Başbuğ da, “PKK’yı bitirmek için özel bir noktadayız” dedi. (Vatan, 2 Haziran 2009)
Org. Bağbuğ’un güvenlik temaslarıyla eşzamanlı olarak Ahmet Davutoğlu da siyasi temaslar yürüttü Washington’da…
Bu kapsamlı ziyaretlerin, Cumurbaşkanı Gül’ün Mayıs ayındaki Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretinin hemen arkasına gelmesi de “pazarlık” değerlendirmelerini güçlendirdi. Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Kurmanbek Bakiyev ile yaptığı ikili görüşmenin ardından şu açıklamayı yapmıştı: “Gerek ikili ilişkilerimizde, gerek çok taraflı ilişkilerimizde istişare içinde, ortak çalışma azmi içinde olduğumuzu tespit ettik. Özellikle Afganistan’ın istikrarına çok önem verdiğimiz ve bu konuda her türlü yardımı yapmamız gerektiği kanaatini paylaştık”
PKK’ye karşı ortak harekât
Haziran ayının başında yaşanan üç gelişme, hazırlıkları süren ortak bir kara harekâtının da sonbaharda yapılacağının ipuçlarını verdi.
a- Türkiye ile Irak arasında silahlı kuvvetleri kapsayan “Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Mutabakat Muhtırası” imzalandı. Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız ve Irak Genelkurmay Başkanı Yardımcısı Orgeneral Nasıer Abadi tarafından 9 Haziran’da imzalanan anlaşma, TSK’nın Irak ordusuna ağabeylik yapacağı şeklinde yorumlanıyor.
b- Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi 11 Haziran’da yaptığı açıklamada PKK konusunda “Elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Ancak Irak’ın güvenlik kuvvetleri PKK terör tehdidini Kandil dağlarında gidip yok etmeye yeterli değildir. Bu konuda yeterli hazırlığı ve gelişmiş personeli yoktur” dedi. “PKK, ya silah bırakarak af dileyecek ya da Irak’tan çıkacak” diyen Haşimi şu sözleriyle bir ittifaka dikkat çekti: “Biz şu anda özel eğitimli, sınır ötesi işbirliğine de açık olabilecek birlikleri hazırlıyoruz. Koordineli çalışmayla başarılı olabileceğimizi biliyoruz. Kürt liderleri PKK’nin saldırılarına son verilmesi konusunda samimi. PKK’yi uyaracaklarına söz verdiler. Belirli bir aşama kat etmiş durumdalar”.
Türkiye ile Irak arasındaki güvenlik anlaşmasının 4. maddesi üzerinde anlaşmazlık bulunduğunu ifade eden Haşimi, “Ben bunun çözülebileceğine inanıyorum. Yürütülecek kara operasyonlarına ilişkin hassasiyetten kaynaklanıyor. TSK bizim topraklarımızda operasyon yapacağı zaman, Irak’tan buna nasıl izin verilecek? İki ülke, çekincesiz biçimde harekete geçebilmeli” diye konuştu. (29)
c- Türkiye-ABD-Irak üçlü mekanizmasının Erbil’deki karargahına Kuzey Irak yönetimi yetkilisinin de dahil edildiği belirtiliyor. Bu gelişmeyle birlikte kuzey Irak yönetiminin, Türk subaylarına, Behdinan başta olmak üzere kuzey Irak’ta PKK’yi izleme ve istihbarat toplama çalışmalarına kolaylık sağladığı vurgulanıyor. (30)
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “güneydoğu açılımı” yapması ve “genel af” demesi ile KYB Genel Sekreteri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin bölgeye davetini kabul etmesi de bu ittifak kapsamında değerlendiriliyor.
Sonuç
Türkiye ABD’nin dayattığı “PKK’yi tasfiye karşılığında kukla devleti tanıma” planını maalesef kabul etmiştir. Plana direnecek tüm kesimlerin Ergenekon tertibi ile eli kolu bağlı hale getirilmesi de bu süreci ABD ve AKP lehine kolaylaştırmıştır. “PKK’yi tasfiye” havucu ve “kukla devlet” sopası, milli bir stratejiden yoksun Türk devletini parçalanmaya götürecektir!
Türk’ün ve Kürt’ün 90 yıl önce seçtiği “birlikte yaşama” projesi önündeki en önemli engel ABD’dir. Soruna ABD’yi atlayarak Barzani, Talabani ve PKK hedefli yapılacak her yaklaşım, Washington’un politikalarına hizmet edecektir. Kürt sorunu Türk sorunudur ve bu sorunun çözümü öncelikle antiemperyalist duruş gerektirir!
Kaynaklar:
(1) (Peyamner News Agency, 19 Nisan 2009)
(2) (Sedat Sertoğlu, Vatan Gazetesi, 24 Mayıs 2003)
(3) (Radikal, 11 Mayıs 2009)
(4) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(5) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)
(6) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(7) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(8) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(9) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(10) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(11) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(12) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(13) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(14) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(15) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(16) (NTV, 21 Ekim 2008)
(17) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(18) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler).
(19) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(20) (Taraf, 2 Mart 2009
(21) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(22) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(23) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(24) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(25) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(26) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(27) (Aksiyon, Sayı:757, 8 Haziran 2009)
(28) (Sefa Mutlu, ASAM, 30 Nisan 2009)
(29) (12 Haziran tarihli ulusal gazeteler)
(30) (Cevdet Aşkın, 11 Haziran 2009)
GİZLİ ANLAŞMADAN KÜRT AÇILIMINA
Posted by Mehmet Ali Güller in Odatv Yazıları, Politika Yazıları on 01/06/2009
ABD ve Kukla Devlet açısından 2009 kritik bir yıl. Obama’lı yeni dönemde, BOP’un yeniden uygulanabilmesi için revizyon yapan ABD devleti, Irak’tan ziyade Afganistan-Pakistan hattına ağırlık verecek. ABD bu nedenle, aslında Bush’un belirlediği “Irak’tan geri çekilme takvimini” Obama ile resmi olarak ilan etti. Ancak “geri çekilme” diye sunulan, aslında ABD’nin “Irak’ın kuzeyine yerleşmesi” planıydı.
Washington bu strateji nedeniyle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da bu çerçevedeydi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kürt meselesinde 2009’u “çok güzel şeyler olacak” biçiminde selamlaması da bu kapsamdaydı. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Abdullah Gül arasında 2 Nisan 2003 tarihinde imzalanan ve Gül’ün 24 Mayıs 2003 tarihinde Vatan Gazetesi’nden Sedat Sertoğlu’na itiraf ettiği “2 sayfalık, 9 maddelik” gizli anlaşmanın 7. maddesine göre hamleler yapılıyor!
Kukla Devlet konusunda AKP’nin rolünü gözler önüne sermesi bakımından, öncelikle Barzani’nin internet sitesindeki bir habere göz atalım. Obama’nın Türkiye temaslarını haber yapan site şöyle yazıyor: “Obama, DTP lideri Ahmet Türk’le görüştü, kendisini Kürtlerin bir dostu olarak niteledi ve Kürtlere daha fazla hak ve özgürlükler verilmesinden Erdoğan ve Gül’ü sorumlu tuttu”! (1)
Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” diyerek gizli anlaşmanın ilgili maddesinde nihai sonuca gidecekleri mesajını verdi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.
Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.
Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”
Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”
DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcal üzerinde çalıştığı bu paketi Ağustos ayında açıklayacak.
Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (Radikal, 11 Mayıs 2009) Ertesi gün Radikal’in yazıişleri müdürü Murat Yetkin şöyle yazıyordu: “Ankara çözüm hesaplarına PKK’yı katmaya karar verdi” (2)
Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (3)
Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”
Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”
Gizli anlaşmanın 7. maddesi
Aslında DTP ve PKK çoktan harekete geçmişti; Abdullah Öcalan “çözüm paketi hazırladığını” açıklarken, PKK liderliği ve DTP milletvekilleri de sorunla ilgili Kosova’dan İskoç Modeli’ne, anayasa değişikliğinden eyalet sistemine, pek çok yöntemi kamuoyuna açıklıyordu. DTP’nin konuyla ilgili açıklamalarına geleceğiz. Önce “tarihi fırsat”ı oluşturan diğer gelişmeleri hatırlayalım ve biraz gerilere gidelim.
ABD’nin Irak’ı işgalinin en önemli nedenlerinden biri de BOP kapsamında kendisine ikinci bir İsrail devleti kurmaktı. Irak’ın kuzeyinde kurulacak kukla devlet, tercihen Türkiye’nin himayesinde olmalıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e bekçilik yapmalıydı.
1960’lardan beri Türkiye’ye dayatılan bu plan Türk devletinin direnmesi nedeniyle çeşitli evreler geçirdi.
Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin bekçilik yapması, devletçiğini askeri yollardan korumasıydı. Bu nedenle, Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!
Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı.
Gizli anlaşmanın 7. maddesi neydi? “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devlet (Kürdistan!) Türkiye tarafından resmen tanınacak”!
ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu da yapmıştı!
1 yıl içinde durum ABD lehine gelişmiş ve Mesut Barzani, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (4)
Anlaşmanın yürürlüğü bakımından bir diğer önemli çıkışı da Başbakan Tayyip Erdoğan yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişmişti. Erdoğan, “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yapmıştı.
Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”
Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söylemişti: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (5)
Diğer yandan CHP’li Hakkari Milletvekili Esat Canan sivri çıkışlar yapıyor, bölge milletvekillerinin desteğini alıyordu: “Bir Kürt devleti kurulacaksa kurulsun” diyen Esat Canan, “Böyle bir oluşuma karşı çıkmamalıyız. Tersine sahip çıkmalıyız. Kürtlerin abisi olmalıyız” diyordu. (6)
Hükümetin dışpolitikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu, daha da ileri gidiyor ve 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı veriyordu: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (7)
ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü
Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (8)
ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dahil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (9)
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (10)
Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!
PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen
Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (11) Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (12) Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (13)
Kukla Devlet’le resmi temaslar
Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?
En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (14)
NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (15)
Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (16)
Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (17)
Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (18) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?
Kimin güveliğinin müsteşarlığı?
Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (19) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (20)
Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (21)
Talabani’nin çantasındaki plan
16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:
- Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
- Diğer PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
- Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)
Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!
Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”
Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?
Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (22)
Kukla Devleti tanıma noktasında önemli bir dönemeç olan Ulusal Kürt Konferansı’nın, Nisan 2009’da yapılması planlanıyordu. Ancak işler Kukla Devletçiler tarafından istenildiği hızda ilerletilemediğinden, konferans 2009 sonbaharına kaldı.
PKK ve DTP modelleri
Gül’ün 2009’u çözüm yılı ilan etmesi, PKK ve DTP’ye bu konuda çözüm önerileri sunma zemini yarattı.
Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (23) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (24)
DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (25)
Erdoğan’dan “çözüme yakınız” müjdesi!
2005 yılında Diyarbakır’da “açılım” başlatan Başbakan Tayyip Erdoğan da, 2009’da Bingöl’den Gül’ün Kukla Devlet misyonuna destek verdi. Erdoğan, “sorunun çözümü için elinde sihirli bir formül olmadığını ama samimi bir gayret içinde olduğunu” ilan etti. “Önemli olan çözüm süreçlerini başlatmaktır” diyen Erdoğan, “çözüm konusunda sonuca çok daha yakınız” müjdesi de verdi! (26)
BOP eşbaşkanı da olan Tayyip Erdoğan, bölgeye ilk müjdesini 16 Şubat 2004’te vermişti. Erdoğan, canlı yayında Fatih Altaylı’ya şunları söylemişti: “Şu anda Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.” (27)
Türkiye 4 evreden geçirildi!
ABD açısından hayati öneme sahip olan Kukla Devletin resmileştirilmesi sorunu, AKP eliyle gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin güvenliğinin önündeki en önemli tehdit olan bu sorun, çok değil daha 9 yıl önce TBMM’de “savaş nedeni” sayılmıştı. O kararın ardından Türkiye şu çok önemli dört evreden geçti:
1- Ekonomik krizle ve Derviş’le DSP-MHP-ANAP iktidarı yıkıldı.
2- 2002 sonbaharında yapılması planlanan, “ABD’den önce Irak’ın kuzeyine girme hedefi” hükümetsiz bırakıldığından rafa kaldırıldı.
3- Bahçeli’nin seçim kararıyla AKP iktidara taşındı. AKP süreç için gerekli hazırlıkları birer birer tamamladı.
4- 2007’deki Ergenekon tertibiyle sürece direnecek kuvvetlerin bir kısmı tasfiye edildi, bir kısmı susturuldu.
Sonuç
Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı odak” ilan ettiği AKP ve Sincan’da mahkemenin “şüpheli” ilan ettiği Abdullah Gül, Türkiye açısından en büyük güvenlik sorunu haline gelmiştir!
Kaynaklar:
(1) (Hürriyet, 13 Nisan 2009)
(2) (Radikal, 12 Mayıs 2009)
(3) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(4) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(5) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(6) (5 Ocak 2007 tarihli gazeteler.)
(7) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(8) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(9) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(10) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(11) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(12) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(13) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(14) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(15) (NTV, 21 Ekim 2008)
(16) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(17) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler)
(18) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(19) (Taraf, 2 Mart 2009)
(20) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(21) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(22) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(23) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(24) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(25) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(26) (ANF, Radikal, 30 Mayıs 2009)
(27) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)