Posts Tagged Kürdistan

NATO’NUN STRATEJİK KORİDORU: KÜRDİSTAN

Bugün size Pakistan’dan çarpıcı bir analiz aktaracağım. Analizin sahibi Pakistanlı emekli bir asker olan Agha Amin.

Düşünce kuruluşu ORBAT ve Alexandrian Defence Group’un üyesi olan Amin, halen güvenlik yönetim danışmanı olarak çalışıyor. Başta “Pakistan Ordu Tarihi” ve “Afganistan’da Taliban’ın Savaşı” olmak üzere pek çok kitabın da yazarı…

Agha Amin, NCNBC International’dan Christof Lehmann ile 30 Ocak 2013’te oldukça kapsamlı bir söyleşi yapmış. Amin’in bu söyleşideki vurgularını madde madde dikkatinize getireceğiz:

TÜRKİYE’DEN HİNDİSTAN’A KORİDOR

1. Agha Amin bölgedeki gelişmelerin ana nedenini ABD’nin Rusya ile kıta Avrupası’nın enerji entegrasyonunu engellemek istemesine bağlıyor: “İran’ın siyasi gücü ele geçirmesinde en önemli faktör, Rusya ile birlikte, Avrupa Birliği’nde önümüzdeki 100-120 yıl içinde tüketilecek doğal gazın yüzde 40’ını sağlaması yatıyor. ABD ve İngiltere’nin amacı, kıta Avrupası ve Rusya’nın ulusal ekonomisi ile enerji sektörünün entegrasyonunu sabote etmek. Atılan adımlar bu amaçladır.”

2. Amin, ABD’nin bu hedefi gerçekleştirmek için bir NATO koridoru planladığını belirtiyor: “Türkiye’den Hindistan’a NATO koridoru açılması planlandı. Koridorun bir bölümünde kurulacak Kürdistan, Rus Güney Akım gaz boru hattının güvenlik dinamiğinde önemli değişikliğe yol açacak. Suriye’de yaşananların sebeplerinden biri de bu.”

ABD’NİN STRATEJİK HEDEFİ: TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİ

3. Agha Amin’e göre ABD’nin stratejik planının hayata geçirilmesi için atılacak ilk adım, ayrı bir Kürt bölgesi yaratılarak Türkiye’nin bölünmesidir. NATO, bu Kürt bölgesi sayesinde Kafkasya’ya doğrudan erişim sağlayabilecek. Bu durum, Kafkas petrollerini kontrol etmek ve Rusya’ya karşı düşük yoğunluklu çatışmalar için Çeçenlere destek olmayı sağlar. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması için denize çıkış şart. Bu da, Türkiye’nin güney kıyılarından ya da Suriye’nin kuzey-batı sahillerinden sağlanabilir.

4. Pakistanlı jeopolitik uzmanı Amin’e göre NATO’nun stratejik hedefi; İsrail’in kuzey sınırlarını Hizbullah, güney sınırlarını ise Hamas’a karşı güvenliğe almak; Rusya’nın Doğu Akdeniz’de, Suriye’nın Tartus limanındaki deniz üssünü ortadan kaldırmak.

5. Agha Amin’e göre “İran’dan gelip Irak ve Suriye’den geçerek Doğu Akdeniz’e ulaşacak 10 milyar dolarlık Pars gaz boru hattı projesi” Atlantik için büyük sorundu. Amin, ABD’nin bu projeyi baltaladığını belirtiyor: “Türkiye ile İran arasında doğal gaz alanında işbirliğini geliştirmeyi ve mevcut projeleri hayata geçirmeyi öngören mutabakat zaptı, Tahran’da Enerji Bakanı Hilmi Güler ile İran Petrol Bakanı Gulam Hüseyin Nozeri tarafından 2008’de imzalanmış, anlaşmadan kısa bir süre sonra Güler görevinden alınmıştı. Wikileaks belgelerinde, ABD’nin, İtalya’nın enerji şirketi Eni’nin İran’ın Güney Pars doğalgaz sahasından Türkiye’ye boru hattı inşası için fizibilite çalışması yapmasına karşı çıktığı ortaya çıkmıştı.”

NATO KURT, TÜRKİYE KUZU

6. Amin’e göre Suriye’de iki tarafın birbirini yenmeden sürekli çarpışması ABD’nin çıkarınadır: “Suriye’de bir askerin ya da bir İslamcı militanın ölmesi, ABD ve NATO’nun çıkarınadır. İslam dünyasında savaş yaratmanın en önemli stratejik hedefi, ABD ve Avrupa’nın, Batı medeniyetinin düşmanlarının birbirini yok etmesiyle daha güvenli hale gelmesidir.”

7. Pakistanlı güvenlik uzmanı Agha Amin, NATO’nun kurtlar sofrası olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Türkiye ise NATO’nun garip kurdudur. NATO’nun kurtları Suriye’yi yedikten sonra sıra Türkiye’ye gelecek. Türkiye ve özellikle palyaço İslamcı AKP’ye, Suudi Arabistan’dan yüklü miktarda para aktarılıyor. AKP, Türkiye’nin laikliğini sömürürken, diğer taraftan NATO’nun en gözde menkul malı rolünü oynuyor. ABD liderliğindeki NATO, 1991’den beri kuzuları yiyor. Önce Sırbistan, ardından Kosova, Afganistan, Irak ve Libya yıkıldı. Suriye’nin dönüm noktası olmasını umuyorum.”

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
28 Nisan 2013

Reklamlar

, , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN TÜRKİYE’Yİ BÖLER

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi’nin hazırladığı “Küresel Trendler 2030” raporu, senaryoları değil saptamaları ve Washington’un planlarını içeriyor. Bu nedenle raporda yer alan “Kürdistan’ın yükselişi nedeniyle önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin bölünme riski var” ifadesi bir müttefik uyarısı değil, ABD’nin stratejik hedefidir!

Nitekim bu hedef yeni de değildir; ABD çeşitli dönemlerde ama en çok da AKP iktidarı süresince bu hedefi gerçekleştirmek üzere somut adımlar atmıştır. Bu planın Türkiye’ye hangi süreçlerde dayatıldığını anımsamak, hem belirlenen stratejiyi daha iyi kavramımızı sağlar hem de mücadelenin hangi cephede sürmesi gerektiğini ortaya koyar. İnceleyelim:

ABD PLANI İLK 1965’TE GETİRDİ

ABD Kürdistan’ın kurulması ve Türkiye ile federal bir çatı altında birleştirilmesi şeklindeki tarihi projesini Ankara’nın önüne ilk olarak 1965 yılında getirdi.

Emekli Amiral Vedii Bilget’in, 24 Şubat 1987 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan yazısına göre ABD, 1965 yılında Türkiye’ye bağlanacak bir “Federe Kürt Cumhuriyeti” için dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in ağzını aramıştı. Bilget’e göre “Federe Kürt Cumhuriyeti”, Türkiye, Irak ve İran Kürtlerini kapsayacak ve Türkiye ile federal bir çatı altında bileştirilecekti.

Yine dönemim Senato Üyesi Sadi Koçaş, anılarında, “ABD’nin AP’yi ve Demirel’i 1965’te iktidara getirdiğinde, ‘Irak-İran ve Türkiye Kürtlerini Federe bir Cumhuriyet haline getirelim, bunu Türkiye’ye bağlayalım’ isteğinde bulunduğunu,” belirtiyordu. (Sadi Koçaş, Atatürk’ten 12 Mart’a Anılar, 4. Cilt)

PENTAGON’UN KÜRT SENARYOSU

ABD, bu projeyi bir kez 12 Mart’tan sonra 1974’te ve bir kez de 12 Eylül sürecinde 1986’da Türkiye’nin önüne getirdi.

7 Kasım 1986 günü Ankara’ya gelen Pentagon’un iki numarası, Savunma Bakan Yardımcısı William Taft çantasında “Pentagon’un Kürt Senaryosu”nu getirmişti. Evren ve Özal ikilisinin kabul ettiği planı, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Üruğ reddetmişti.

ABD’nin Irak’a saldırısından hemen önce, 13 Ocak 1991 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı James Baker planın güncellenmiş halini yine Ankara’ya getirdi. Yüzyıl Dergisi’nin 10 Şubat 1991 tarihli “ABD’nin Üç İsrail Planı” başlıklı kapağıyla kamuoyuna duyurduğu plana göre ABD, Körfez Savaşı’ndaki desteği karşılığında Türkiye’ye “Kürdistan’ın hamiliğini” verecekti!

Plan, Çekiç Güç’ün 17 Nisan 1991 tarihli Huzur Operasyonu ile işleme sokuldu. 36. Paralel ile Irak’ın kuzeyini uçuşa yasak ilan eden Çekiç Güç, Bağdat’tan kopardığı bu bölgede Kürdistan’ın temelini attı.

1996 yılında Türkiye plana müdahale sürecini başlattı; süreç 1998’e kadar bölge lehine işledi.

ÖCALAN’IN TÜRKİYE’YE TESLİMİ

ABD, 1999 yılında yeni bir Kürt Planı’nı devreye soktu. Pentagon tarafından Alan Makovsky başkanlığındaki bir ekibe hazırlatılan plan, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’ın onayı ve ABD Başkanı Bill Clinton’un parafıyla yürürlüğe girdi.

Planın esasını, Irak’ın kuzeyinde beş aşamada kurulacak bağımsız Kürt devleti ile Türkiye’de bir Kürt federe devleti oluşturulması ve bu iki yapının daha sonra birleştirilmesi oluşturuyordu.

Öcalan ülke ülke dolaştırılırken, 25 Ocak 1999’da ABD’den gelen bir heyet, “Türkiye himayesinde Kürdistan” planını Ankara’ya dayattı. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Yakındoğu Dairesi Başkan Yardımcısı Elizabeth Jones, ABD’nin Kuzey Irak Koordinatörü Francis Ricciardone ve Pentagon yetkililerinin bulunduğu heyet, 12 maddelik planı Ankara’ya kabul ettirdi!

‘CASUS BELLİ’YE ERGENEKON TERTİBİ

ABD 2 yıl süren hazırlığını, Haziran 2001’de Kürdistan’ı resmen ilan ederek taçlandırmak istedi.

Ancak Türk devleti ön aldı ve Mayıs’ta “Kürt devletini casus belli (savaş nedeni) saydığını” ilan etti. Türk Ordusu, sonraki aylarda, ABD müdahalesinden önce Irak’ın kuzeyine girme planı hazırladı.

2001 mali krizi, Ecevit Hükümeti’nin düşürülmeye çalışılması ve ABD’nin Türk Ordusu’na Ergenekon tertibi işte bu süreçte başladı.

Bahçeli destekli 3 Kasım 2002 seçimleri ve sandıktan AKP’yi çıkarma(!) hamlesiyle başlayan Atlantik süreci ise geride kalan tahribatlarla ve “açılımlarla” dolu 10 yılı yarattı.

Artık hamle sırası Türkiye’de…

Not: Bu konudaki ayrıntıları Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Büyük Kürdistan” isimli kitabımdan okuyabilirsiniz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
12 Aralık 2012

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

ANKARA’NIN IRAK’TA 5 HATASI

ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesine ilişkin anlaşmanın imzalandığı gün, Dr. Engin Selçuk da Bağdat’tadır. Görevliler Selçuk’u Irak Başbakanı Nuri El Maliki’ye takdim eder. Maliki sertçe Selçuk’un elini sıkar ve sitemle sorar: “Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmuyor mu artık?

Dr. Engin Selçuk bu soru karşısında “kem küm” eder. Maliki, Selçuk’un “gevelemesi” karşısında konuşmanın vakit kaybı olacağını düşünmüş gibi hızla uzaklaşır.

Bunun üzerine Maliki’nin Şii Türkmen kökenli siyasi danışmanı Dr. Engin Selçuk’un kulağına şu çarpıcı saptamayı yapar: “Kürtlerle fiili bir ittifak düşünüyorsanız, ileride elinizdeki topraklardan da olursunuz. Sizi de parçalarlar!

IRAK’IN İÇİŞLERİNE MÜDAHALE

AKP Hükümeti’nin Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmaktan vazgeçerek Mesud Barzani’yle ittifak kurduğu ve Maliki’nin Ankara’yı “Suriye bölünürse Irak da bölünür, Irak bölünürse Türkiye de bölünür” diye uyardığı şu günlerde oldukça düşündürücü bir anekdot.

Dr. Engin Selçuk bu anekdotu Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM için yazdığı bir makalede anımsatıyor. Selçuk “Türkiye Irak’ın Toprak Bütünlüğünü Savunmaktan Vazgeçiyor” başlıklı makalesinde Ankara’nın hatalarını inceliyor.

Oldukça önemli olan bu saptamaları Aydınlık okurları için paylaşalım dedik:

1. Türkiye, ABD’nin 2005’te Irak’a dayattığı Anayasa’nın kodlarını kavrayamadı. Bağdat’ı güçsüzleştiren, Erbil’e aşırı yetki tanıyan Anayasa, parçalanmanın temellerini attı. ABD bu Anayasa ile “sürekli ve kontrol edilebilir bir istikrarsızlık” hedefliyordu. Selçuk’a göre Türkiye bu iradeyi deşifre edemedi.

2. Dr. Engin Selçuk’a göre Türkiye’nin ikinci hatası kendisini “oyun kurucu” görüp, açıkça Irak’ın içişlerine müdahale etmesiydi. Örneğin Büyükelçi Murat Özçelik, 2009 genel seçimleri öncesinde İyad Allavi önderliğinde bir seçim ittifakı oluşturmuştu.

Hem Allavi kaybetti, hem de Maliki bunu affetmeyerek görevden alınana kadar Türk Büyükelçiyle görüşmeyi reddetti.

MALİKİ, IRAK CUMHURİYETİ’Nİ YARATIYOR

3. Türkiye Tarık Haşimi’yi koruyarak önemli bir hata yaptı. Dr. Engin Selçuk’a göre Türkiye’nin Balyoz davasında unuttuğu “masumiyet karinesini” Haşimi için “anımsaması” ironikti.

4. Türkiye’nin dördüncü hatası Maliki’yi anlayamamasıydı. Dr. Selçuk’a göre Jakobenlikle suçlanan Maliki “etnik, dinsel, mezhepsel ve dilsel farklılaşmışlıklar üzerinde bir Irak kimliği ve bir Cumhuriyet yaratmak” istiyordu. Selçuk’un Maliki’ye yönelik jakoben suçlaması karşısında verdiği şu örnekler oldukça öğreticidir: “Fransız Ulusu’nun inşası jakoben değil miydi? İtalya 19. yüzyılda birliğini demokratik yöntemlerle mi gerçekleştirmişti? Ya da Mustafa Kemal I. Meclis ve 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile Cumhuriyeti kurabilir miydi?”

Dr. Selçuk, “Türkiye, Maliki’nin Irak’ta geçici olduğunu düşündü. Oysa Maliki’yi yaratan Irak’ın kendisiydi” diyerek önemli bir saptama da yapıyor.

5. Selçuk’a göre Türkiye’nin beşinci hatası Irak’ta kendisine dostlar ve düşmanlar yaratmasıydı. Oysa dış politikada dostlar ve düşmanlar olmaz, sadece ulusal çıkarlar olurdu. Selçuk’a göre Barzani dost olmadığı gibi Maliki de düşman değildir.

Selçuk’a göre seçilen yanlış dost ve düşman, örneğin Telafer’de yaşamsal sonuçlar doğuruyordu. Barzani “dostluğu” ile Telafer’in Türkmen kimliği ortadan kalkıyor ve Kuzey Irak Kürtleri ile Suriye’deki Kürt Kamışlı bölgesi arasındaki bu “ayrık otunun” temizlenmesi, Kürt bölgesini kesintisiz hale getiriyor.

Türkiye’nin yanlış dost ve düşman algısı, örneğin Maliki’nin Dicle Operasyon Gücü’ne karşı körlük oluşturuyor. Bu ordu gerçekte Tuzhurmatu-Kerkük-Telafer yayının Kürt istilasına karşı savunulmasıdır.

Türkiye’nin yanlış dost ve düşman algısının en somut örneklerinden biri de Dr. Selçuk’a göre Ankara’nın Erbil’le imzaladığı petrol anlaşmaları…

Bugün yalnızca Dr. Engin Selçuk’un saptamalarını paylaştık. Bu önemli konuyu incelemeyi ve tartışmayı sürdüreceğiz. Zira taktik hatalar telafi edilebilir ama stratejik hata affetmez!

NOT: Bugün Ankara Ticaret Odası Kongre Merkezi’nde okurlarla buluşup, kitaplarımızı imzalıyoruz. Saat 13.00’ten itibaren sizleri Söğütözü’ne bekliyoruz…

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
9 Aralık 2012

, , , , , , ,

Yorum bırakın

KÜRDİSTAN NASIL HİMAYE EDİLİR?

Türkiye, Bağdat’ı devre dışı bırakarak, Kuzey Irak’tan doğrudan petrol alımına başladı. (Zaman, 7 Temmuz 2012) Geçen hafta bölgeye giden tankerler, dolum yapıp Türkiye’ye, Mersin rafinerisine döndü…

Bu durum bölge açısından kritik bir sürecin başladığına işaret ediyor: Türkiye himayesinde Kürdistan’a…

Bu süreç nereye gider? Bağdat-Ankara ilişkileri kopar mı? PKK bu sürecin neresinde? Sorulara yanıt vermeden önce bazı olguları anımsayalım:

ANKARA-ERBİL ANLAŞTI

1. Başbakan Erdoğan’a yakın Çalık Holding, Silopi’den Yumurtalık’a uzanan 640 km’lik boru hattı yapmak için Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden izin istedi. Talep, Resmi Gazete’de yayımlandı. Peki, Silopi’ye petrol nereden gelecek?

2. Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin başbakanı Neçirvan Barzani Türkiye’ye geldi ve 17 Mayıs’ta Başbakan Erdoğan’la “Kuzey Irak-Türkiye boru hattı anlaşması” yaptı.

3. Başbakan Erdoğan 20 Haziran’da Brezilya’ya giderken, uçakta bulunan gazete genel yayın yönetmenlerine “Bağdat yönetiminin Kuzey Irak’taki yönetime işlenmiş petrol ürünü vermeyi azalttığını söyleyerek, Türkiye’nin buna seyirci kalamayacağını” belirtti. Erdoğan, boru hattı kurulana dek uygulanacak yöntemi şu sözlerle tarif etti: “Oradan ham petrol alıp Türkiye’de işleyeceğiz. Ardından Kuzey Irak’a geri göndereceğiz.

DİYARBAKIR MERKEZ

Açık ki, Ankara’nın Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le bu tip bir ilişkiye girmesi Irak’ı bölecektir. AKP, Erbil’i Bağdat’tan koparıp, Diyarbakır’la birleştirmenin peşindedir. Nitekim Mesud Barzani, son üç ay içerisinde birkaç kez, “sonbaharda Kürdistan’a bağımsızlık” işareti verdi.

Peki, bağımsızlığını ilan edecek Kürdistan’ı Bağdat’a ve bölgeye karşı kim koruyacak, kim himaye edecek? AKP hükümetinin yönettiği Türkiye!

Böylece ABD’nin 1965’te ilk kez Türkiye’ye getirdiği plan, Erdoğan’la bir üst aşamaya çıkarılacak. 1991 ve 2003’te bu temel hedefi için Irak’a saldıran ABD, Irak’tan koparılacak Kürdistan’ın büyütülmesini, Türkiye’nin himayesinde Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e açılmasını istemektedir. Bu yapının Türkiye’den toprak koparıp “Büyük Kürdistan” haline gelmesi, bir diğer aşamadır.

Erdoğan’ın daha 2004 yılı başında “Diyarbakır’ı ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir merkez yapacağız” demesi, işte bu görevinin gereğidir.

ERDOĞAN-ÖCALAN-BARZANİ İTTİFAKI

ABD AKP’den 2. Açılım’ı istiyor. AKP PKK’yle yeniden müzakere süreci başlatıyor, Ankara Bağdat’ı devre dışı bırakarak Erbil’le anlaşıyor, Erbil “sonbaharda bağımsızlık” işareti veriyor. PKK lideri Murat Karayılan, “Kuzey Irak’la birleşiriz” diyor.

Yani Erdoğan, Öcalan ve Barzani Kürdistan ittifakında buluşuyor! Yani Türkiye’nin başbakanı bölgedeki bölme görevlileriyle birlikte hareket ediyor!

Oysa Türkiye’nin Başbakanı, ABD’nin Öcalan ve Barzani piyonlarına karşı, Maliki, Esad ve Ahmedinejad’la birlikte hareket etmeliydi. Çünkü Irak, Suriye, Türkiye ve İran’ın toprak bütünlüğünün ve siyasal birliğinin garantisi dört ülkenin ittifakıdır.

ORTADOĞU’DA AMERİKAN VARLIĞI ÇÖKTÜ

Ankara’nın, Tahran-Bağdat-Şam’la ittifak yerine Erbil-Kamışlı-Diyarbakır ekseni kurması, Washington’un 50 yıllık planıdır.

Peki, ABD’nin bu planı gerçekleştirecek gücü kaldı mı? Bölgedeki tüm kuvvetler için sorulması gereken soru budur ve her kuvvet bu sorunun yanıtına göre konumlanmalıdır.

Yanıtı bu kez Zbigniew Brzezinski’den verelim. Amerikan devlet aygıtının politika yapıcılarından Brzezinski, Mısır’ın El Ahram gazetesine “Amerikan nüfuzunun çöktüğüne şüphe yoktur ancak kimse Ortadoğu’da Amerikan varlığının çöküşüne sevinmesin” diyor…

Biz Türk, Kürt, Arap ve Fars halkları adına seviniyoruz ve Amerikan varlığının ardından, taşeronlarının da birer birer çökeceğini biliyoruz.

Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
8 Temmuz 2012

, , , , , , , , , ,

Yorum bırakın

TEZKERE, ‘ABD KÜRDİSTANI’NI KORUMAK İÇİN Mİ ÇIKARILDI?

Cumhurbaşkanı Gül, 23 Mart 2009’da Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımlamıştı. Bölgesel Yönetimin Başbakanı Neçirvan Barzani, bu ifadenin anlamını, 26 Mart’ta NTV’de, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” diye yorumlamıştı.

Davutoğlu Kürdistan bayrağıyla karşılandı

Aradan geçen 7 ay içinde, AKP ABD’nin Kürt Açılımı’nı aşama aşama uyguladı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Erbil ziyaretiyle, açılımın Kürdistan’ı resmi olarak tanıma aşaması da tamamlanmış oldu!

Davutoğlu Kürdistan, Irak ve Türkiye bayraklarıyla karşılandığı Erbil ziyaretini “tarihi dönüm noktası” olarak tanımladı!

Davutoğlu temaslarında öncelikle Başbakan Erdoğan’ın müjdesini verdiği Erbil Başkonsolosluğu’nun açılacağını bir kez daha teyid etti. Böylece AKP, bölge yönetimiyle ilişkilere uluslararası resmiyet katmış oldu.

Davutoğlu’nun ziyareti Açılıma destek veren yazarlar tarafından “Açılım sürüyor, Ankara Kürdistan’ı tanıyor…”, “Kürdistan’da ilk Türk Dışişleri Bakanı” başlıklı yazılarla yorumlandı.

Davutoğlu: “PKK olmasa, sınıra bile gerek yok”

Davutoğlu’nun Mesut Barzani’yle görüşmesinde dile getirdikleri ise Kürdistan’ı resmi olarak tanıma aşamasının tamamlandığını, artık himaye etme aşamasına geçildiğinin ipuçlarını veriyordu.

Davutoğlu’nun Mesut Barzani’ye söylediği, “PKK olmasa, sınıra bile gerek yok” ve “Ortadoğu’yu birlikte tekrar inşa edeceğiz” sözleri, ABD’nin 20 yıllık “Türkiye himayesinde Kürdistan” planının Ankara tarafından kabul edildiğinin açık işareti oldu.

Barzani’nin Davutoğlu’na ifade ettiği “bölgenin geleceği için Türkiye’nin rolü çok önemli” ve “Kürdistan bölgesi Irak için bir köprü rolü oynuyor”, “Açılıma tam destek veriyoruz” sözleri de, bölgenin Ankara’nın garantörlüğüne teşekkürü anlamına geliyor.

Davutoğlu’nun Erbil ziyaretine bir de Basra ziyareti eklenmesi ise Ankara’nın “Bağdat’ı direkt rahatsız etmeme” anlayışının bir sonucuydu.

Ankara, Erbil’e garantör oldu

Bölge ABD planları açısından hayati öneme sahip. Balkanlar – Ortadoğu – Kafkaslar – Orta Asya jeostratejik hattını sağlamlaştırmak isteyen Washington için Irak’ın kuzeyi olmazsa olmaz niteliğinde. ABD’nin bu stratejik hat düzlemindeki üslerinin koordinasyon merkezi de bölgede inşaa ettiği devasa üstür.

ABD’nin 2010’da Irak’tan çekilecek olması, aktörlere, tüm bu aşamaları 2009’a sığdırma zorunluluğu doğurdu. Cumhurbaşkanı Gül’ün 2009’u tarihi fırsat yılı ilan etmesi bu zorunluluğun en somut ifadesiydi.

ABD çekildikten sonra, bölgenin garantör bir devlet tarafında himaye edilmesi gerekiyor. Bu garantörlüğü siyasi, askeri ve ekonomik gücü dolayısıyla bölgede yerine getirecek sadece iki devlet var: Türkiye ve İran.

İran’ın ABD planlarına –en azından bu aşamada- taşeron olmayacağı çok açık. Türkiye ise, bir zamanlar kırmızı çizgi ilan ettiği, savaş nedeni sayacağı bir sonucu, AKP ile 7 yılda adım adım hazmeder hale geldi.

20 yıldır ABD’nin kukla devleti himaye planına direnen Türk devleti, AKP ile çözüldü ve Ankara Kürdistan’a garantör olmayı kabul etti!

PKK tasfiye edilmiyor, yeniden yapılandırılıyor

Bu arada planın içinde “tasfiye edilecek” söylemiyle Türk kamuoyunun biçimlenmesinde araç olarak kullanılan PKK da, sürece uygun olarak “yeniden yapılandırılmaya” başlandı. PKK liderlerinin “tamamen dağdan inmeyeceğiz” açıklamalarının, özellikle yandaş basın tarafından Türk kamuoyundan gizlenmesi dikkat çekici.

Bu durumda, AKP’nin TSK için çıkardığı tezkere ne anlama geliyor?

Çok açık ki, tezkere, gerektiğinde Kürdistan’ı korumak için kullanılacak. ABD’nin AKP eliyle TSK’ya uygulatmak istediği, Kürdistan’ı Araplara ve İran’a karşı korumaktır!

Ergenekon soruşturması da, belge-kağıt parçalarıyla yapılan tertipler de, aslında TSK’yı bu planlara ikna etmek içindir!

MEHMET ALİ GÜLLER

, , , ,

1 Yorum

ABD’Lİ KOMUTAN: KÜRDİSTAN KURULDUĞUNDA ÖNCE TÜRKİYE TANIYACAK

ABD’nin resmi devlet politikasının Türkiye’yi parçalamak olduğuna bazıları bir türlü inanmaz.

Önlerine ABD’nin resmi kurumlarında yayımlanan “bölünmüş” Türkiye haritası koyarsınız; “bir albayın şahsi işi” derler…

Pentagon’a, CIA’ya, Dışişleri’ne bağlı kurumların raporlarını gösterirsiniz; “üniversite hocalarının kişisel fikir jimnastikleri” derler…

Büyükelçileri, konsolosları, ajanları bölgede cirit atar, teröristlerle görüşür; durumu “diplomatın görev alanı” içinde sayarlar…

Çekiç Güç helikopterlerle PKK’ya mühimmat dağıtır; ABD Büyükelçiliği’nden önce çıkıp “yanlışlık oldu” diye açıklama yaparlar…

Jandarma Genel Komutanımızı öldürürler; “buzlanma” diyip çıkarlar işin içinden…

ABD, 11 subayımıza çuval geçirir; “ne işimiz vardı zaten orada” deyip TSK’ya saldırırlar…

82 bin askerini Güneydoğu sınırımız boyunca yerleştirmek ister Pentagon; “Musul’a gireceğiz” havucunu millete yedirmeye çalışırlar…

Washington “stratejik hedefi gereği” kukla devletini Türkiye’ye himaye ettirmeye çalışır; “PKK tasfiye olacak” diye milleti kandırmaya çalışırlar…

ABD Başkanı TBMM’den talimat verir “Kürt, Ermeni ve Kıbrıs meselesini çözün” diye; ağlayarak ayakta alkışlarlar…

ABD’li bir albay Güneri Cıvaoğlu’na sınırlarımızı da içine alan Kürdistan kuracaklarını söyler birinci Körfez Savaşı’nda; “herhangi bir albaydır” netice itibariyle…

60 yıllık NATO ilişkisinden kaynaklanır bu durum. Daha doğrusu Gladyo – SüperNATO görevlendirmesinden…

Onları değil ama onların etki alanı içinde yer alan geniş kitleler için bir kanıt daha sergileyelim.

Em. Mu. Kur. Kd. Albay Nazmi Çora: 1994-1995 yıllarında Irak’ın kuzeyinde Askeri Koordinasyon Merkezi Türk Komutanlığı yaptı. Yani Çekiç Güç Eş Komutanlığı.

Albay Çora’ya göre, ABD Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurmak için çalıştı. Ve hatta Albay Çora’ya göre ABD’nin Irak’a müdahalesinin temel nedenlerinden biri de bu. Albay Çora iki yıllık Çekiç Güç komutanlığı boyunca bunu kanıtlayacak onlarca olayla karşılaşmış.

Örneğin:

ABD Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Downing Zaho’ya geldiğinden Albay Çora şöyle der: “ Türkiye ve ABD senelerdir müttefik ülkeler, buna rağmen Kürdistan’ı kurmaya çalışıyorsunuz. Türk halkının tepkisi ile dostluğunuzun bozulacağından korkmuyor musunuz?”

ABD Özel Kuvvetler Komutanı şöyle yanıtlar Albay Çora’yı: “Merak etme, biz her şeyi planladık. 2007 senesinde Kürdistan kurulduğunda önce Türkiye tanıyacak!”

İktidarın zaman sıkışıklığı acaba bu plandan mı kaynaklanıyor?

Albay Çora, ABD’nin Türkiye’yi parçalamak ve Kürdistan’ı kurmak istediğini pek çok başka örnekle de belgeliyor. Merak edenler, Çora’nın, Toplumsal Dönüşüm Yayınları’ndan çıkan “Tarihimizdeki Kara Leke – Çekiç Güç” kitabını mutlaka okusun.

Yeri gelmişken, “Kürdistan”a en büyük katkıyı da Çekiç Güç’le Türkiye’nin verdiğini anımsatalım. Birinci Körfez Savaşı’ndan hemen sonra ABD, 30. ve 36.paralellerin arasını Saddam’a yasakladığında sevinen dışpolitika yapıcılarımız, umarız bugün bu alanın aslında “Kürdistan” olduğunu geç de olsa anlamışlardır…

MEHMET ALİ GÜLLER

,

Yorum bırakın

GİZLİ ANLAŞMADAN KÜRT AÇILIMINA

ABD ve Kukla Devlet açısından 2009 kritik bir yıl. Obama’lı yeni dönemde, BOP’un yeniden uygulanabilmesi için revizyon yapan ABD devleti, Irak’tan ziyade Afganistan-Pakistan hattına ağırlık verecek. ABD bu nedenle, aslında Bush’un belirlediği “Irak’tan geri çekilme takvimini” Obama ile resmi olarak ilan etti. Ancak “geri çekilme” diye sunulan, aslında ABD’nin “Irak’ın kuzeyine yerleşmesi” planıydı.

Washington bu strateji nedeniyle, Kukla Devlet konusunda hamle yapıyor ve Türk devletine baskı uyguluyor. Nisan 2009 başında Türkiye’yi ziyaret eden Obama’nın temasları da bu çerçevedeydi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Kürt meselesinde 2009’u “çok güzel şeyler olacak” biçiminde selamlaması da bu kapsamdaydı. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile Abdullah Gül arasında 2 Nisan 2003 tarihinde imzalanan ve Gül’ün 24 Mayıs 2003 tarihinde Vatan Gazetesi’nden Sedat Sertoğlu’na itiraf ettiği “2 sayfalık, 9 maddelik” gizli anlaşmanın 7. maddesine göre hamleler yapılıyor!

Kukla Devlet konusunda AKP’nin rolünü gözler önüne sermesi bakımından, öncelikle Barzani’nin internet sitesindeki bir habere göz atalım. Obama’nın Türkiye temaslarını haber yapan site şöyle yazıyor: “Obama, DTP lideri Ahmet Türk’le görüştü, kendisini Kürtlerin bir dostu olarak niteledi ve Kürtlere daha fazla hak ve özgürlükler verilmesinden Erdoğan ve Gül’ü sorumlu tuttu”! (1)

Barzani: “Gül Kürdistan’ı tanıdı”

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 8 Mart 2009’da İran-Tahran’a giderken, uçakta “2009 yılında çok güzel şeyler olacak” diyerek gizli anlaşmanın ilgili maddesinde nihai sonuca gidecekleri mesajını verdi. Gül ardından, 23 Mart 2009’da Irak-Bağdat’a giderken, uçakta ilk kez Irak’ın kuzeyini “Kürdistan” olarak tanımladı. Bu ifade öyle bir etki yaptı ki, 26 Mart’ta NTV’ye konuşan Neçirvan Barzani, “Gül Kürdistan’ı tanıdı” dedi.

Gizli anlaşmanın takvim sıkıştırması nedeniyle Gül bu kez Prag yolunda konuştu: “Kürt sorununun çözümü için 2009 tarihi fırsattır”. Gül, 9 Mayıs’taki bu demecinde “Kürt meselesi Türkiye’nin birinci meselesidir; mutlaka halledilmelidir. Herkes üstüne düşen görevi yerine getirmelidir” dedi.

Apo: “Gül’ün çağrısı benimle ilgilidir”

Abdullah Öcalan ise Abdullah Gül’ün demecinden kendine görev çıkardı. 9 Mayıs 2009 tarihli Referans gazetesinde yer alan habere göre Abdullah Öcalan şöyle diyordu: “Gül’ün ‘herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli’ çağrısı benimle ilgilidir. Çözüm paketi üzerinde çalışıyorum”

DTP’li yetkililere göre, Abdullah Öcal üzerinde çalıştığı bu paketi Ağustos ayında açıklayacak.

Öte yandan Abdullah Gül, Radikal Genel Yayın Yönetmeni İsmet Berkan’a da, Kürt sorununda yeni açılımlara gidilebilir” diyordu. (Radikal, 11 Mayıs 2009) Ertesi gün Radikal’in yazıişleri müdürü Murat Yetkin şöyle yazıyordu: “Ankara çözüm hesaplarına PKK’yı katmaya karar verdi” (2)

Gül’e yakınlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Beşir Atalay da, Kürt sorununa değiniyor ve şöyle diyordu: “Konjonktür çözüm için çok müsait!” (3)

Abdullah Gül, bu kez Şam’a giderken, 18 Mayıs 2009’da şöyle diyordu: “Kürt sorunu bugün çözülmezse, ne zaman çözülecek?”. Gül, “tarihi fırsat”ı da açıklıyordu: “Tarihi fırsat, kurumların işbirliğidir”

Gül, 27 Mayıs 2009 tarihinde, Kırgızistan gezisi sırasında da “açılımını” sürdürüyordu: “Kürt sorununda vakit kaybedilmemeli. DTP dahil bütün partilere sorumluluk düşüyor.”

Gizli anlaşmanın 7. maddesi

Aslında DTP ve PKK çoktan harekete geçmişti; Abdullah Öcalan “çözüm paketi hazırladığını” açıklarken, PKK liderliği ve DTP milletvekilleri de sorunla ilgili Kosova’dan İskoç Modeli’ne, anayasa değişikliğinden eyalet sistemine, pek çok yöntemi kamuoyuna açıklıyordu. DTP’nin konuyla ilgili açıklamalarına geleceğiz. Önce “tarihi fırsat”ı oluşturan diğer gelişmeleri hatırlayalım ve biraz gerilere gidelim.

ABD’nin Irak’ı işgalinin en önemli nedenlerinden biri de BOP kapsamında kendisine ikinci bir İsrail devleti kurmaktı. Irak’ın kuzeyinde kurulacak kukla devlet, tercihen Türkiye’nin himayesinde olmalıydı. Yani Türkiye, Araplara ve Farslara karşı Kukla Devlet’e bekçilik yapmalıydı.

1960’lardan beri Türkiye’ye dayatılan bu plan Türk devletinin direnmesi nedeniyle çeşitli evreler geçirdi.

Türkiye’yi Kukla Devlete bekçilik yaptırtamayan ABD’ye göre bir seçenek de bizzat kendisinin bekçilik yapması, devletçiğini askeri yollardan korumasıydı. Bu nedenle, Irak işgali öncesinde kuzey (Türkiye) cephesi açmak, Washington’un ilerideki hesaplarında bu işlevi de görecekti!

Bu plan, 1 Mart 2003’te TBMM’den döndü! Tarihe geçen bu olayla, stratejik planlarına darbe alan ABD, elbette vazgeçmeyecekti. İşte 2 Nisan 2003 tarihli “2 sayfalık 9 maddelik” gizli anlaşma, kesintiye uğrayan bu süreci yeniden yoluna koyma anlaşmasıydı.

Gizli anlaşmanın 7. maddesi neydi?  “Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek kukla devlet (Kürdistan!)  Türkiye tarafından resmen tanınacak”!

ABD, anlaşmayı yürütebilmek için, 4 Temmuz 2003’de TSK’ya çuval operasyonu da yapmıştı!

1 yıl içinde durum ABD lehine gelişmiş ve Mesut Barzani, Türk kamuoyuna şu açıklamayı yapmıştı: “Türkiye, federal statümüze karşı değil”. (4)

Anlaşmanın yürürlüğü bakımından bir diğer önemli çıkışı da Başbakan Tayyip Erdoğan yaptı. 12 Ağustos 2005 tarihinde “Kürt sorunu, benim sorunumdur” diyen Erdoğan, “Diyarbakır Açılımı”na girişmişti. Erdoğan, “Demokratik Cumhuriyet temelinde Kürt sorunu nasıl çözülür?” toplantıları yapmıştı.

Apo: “Başbakan Erdoğan’ın kavramları bana ait”

Öyle ki, gelişmelerden çok memnun kalan Abdullah Öcalan şunları söylemişti: “Başbakan’ın açıklamalarını olumlu buluyorum. Başbakan’ın kullandığı kavramları daha önce ben kullanmıştım, bu kavramlar bana aittir”. (5)

Diğer yandan CHP’li Hakkari Milletvekili Esat Canan sivri çıkışlar yapıyor, bölge milletvekillerinin desteğini alıyordu: “Bir Kürt devleti kurulacaksa kurulsun” diyen Esat Canan, “Böyle bir oluşuma karşı çıkmamalıyız. Tersine sahip çıkmalıyız. Kürtlerin abisi olmalıyız” diyordu. (6)

Hükümetin dışpolitikasına yön veren isimlerden Ahmet Davutoğlu, daha da ileri gidiyor ve 9 Şubat 2007’de Washington’da şu mesajı veriyordu: “Kürt yönetimini tanımaya hazırız.” Davutoğlu ayrıca şu önemli bilgiyi de artık açıklıyordu: “Talabani Cumhurbaşkanı adayı olduğunda, Başbakan Tayyip Erdoğan, özel temsilcisi Osman Korutürk’ü Bağdat’a yollayıp adaylığını desteklediğimiz mesajını iletti”! (7)

ABD, tüm aktörlerini sahaya sürdü

Süreci TSK’ya rağmen hızlandırmayı düşünen ABD, devreye tüm aktörlerini soktu; öyle ki Kenan Evren bile konuyla ilgili konuştu. “Türkiye ileride eyalet sistemine geçebilir” diyen Evren, “Biz istediğimiz kadar hayır diyelim, orada bir Kürt devleti var” dedi. (8)

ANAP’ın eski ağır toplarından Haşim Haşimi de, “Kuzey Irak’taki bazı kesimlerin Türkiye’yle bütünleşmek istediğini” söyleyerek sürece dahil oldu. Haşimi, “Özal’ın projesini tartışma zamanıdır” dedi. (9)

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ağabeyi Korkut Özal da sahnedeydi. Show Tv’de yayınlanan Ali Kırca’nın sunduğu Siyaset Meydanı’na katılan Korkut Özal, “Özal Türkiye’nin adını değiştirecekti” dedi. Ağabeyinden öğrendiğimize göre, Cumhurbaşkanlığı döneminde federasyonu tartışmaya açan Turgut Özal, Türkiye’nin ismini Anadolu yapmayı planlıyormuş! (10)

Özal’ın ağabeyinden sonra eşi ve oğlu da sahneye çıkacaktı. 5 ay sonra 29 Nisan 2009 tarihinde, Semra Özal yanına Ahmet Özal’ı da alarak Irak’ın kuzeyine gitti ve Barzani ile görüştü! Barzani’ye bağlı Zagros TV’ye göre, Özallar Kuzey Irak’taki gelişmeleri yerinde görmek üzere Barzani’yi ziyaret etmişler!

PKK’nın akil adamı: İlter Türkmen

Bu arada çözüm tartışmalarına “katkı” sunan Abdullah Öcalan, E. Dışişleri Bakanı İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önerdi! (11) Milliyet yazarı Hasan Cemal’in “diplomasi işlevi taşıyan” Kuzey Irak temasları sırasında da PKK lideri Karayılan, İlter Türkmen’i “akil adam” olarak önermişti. (12) Milliyet yazarının temaslarının boyutu ve şekli, “Hasan Cemal’i Kandil’e Abdullah Gül gönderdi” yorumlarına yol açtı. (13)

Kukla Devlet’le resmi temaslar

Peki sürecin önemli aşamalarından biri olan “Türkiye, Kukla Devlet resmi görüşmeleri” nasıl başlatılacaktı? Genelkurmay’ın muhatap almayacağını ilan ettiği Barzani’yle, TSK’ya rağmen nasıl görüşülecekti?

En alt seviyelerden başlayarak “resmi” görüşmelere geçildi. Öncelikle, Türkiye’nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik başkanlığındaki heyet Mesut Barzani ile görüştü! (14)

NTV’ye konuşan Ali Babacan’la ayar biraz daha üst seviyeden yükseltilmiş oldu: “Kuzey Irak’la sessiz diplomasi yürütüyoruz”. (15)

Süreci “açık diplomasi yakında başlayacak” diyen Mesut Barzani ivmelendirdi ve ekledi: “Gül’ün bölgeyi ziyaret etmesini çok istiyoruz”. (16)

Cumhurbaşkanı Gül, Barzani’nin bu isteğini dört ay sonra gerçekleştirdi. Gerçi, Gül güvenlik nedeniyle Irak’ın kuzeyini ziyaret etmedi ancak durumu açıklayarak Mesut Barzani’nin gönlünü aldı: “Aslında bu ziyaret daha geniş tutulacaktı ancak güvenlik açısından sadece Bağdat’la sınırlanmıştır. Diğer yerler Kerkük, Musul, Basra ve Erbil gibi şehirler güvenlik açısından bu ziyaret kapsamına alınmadı”. Gül, Mesut Barzani’nin dört ay önceki beklentisini yerine getirdi ve “açık diplomasi”yi başlattı. Gül, Kukla Devlet’in sözde Başbakanı Neçirvan Barzani ile resmi bir görüşme yaptı! (17)

Gül’ün, Bağdat ziyareti sürecine damga vuran bir diğer açıklaması da şu oldu: “Kapalı kapılar arkasında kapsamlı bir çalışma var, umutluyum”. (18) Gül, Barzani ile açık diplomasiye geçtiği, resmi görüşme yaptığı halde, hala açıklayamadığı, “kapalı kapılar ardında” olması gereken ne olabilirdi?

Kimin güveliğinin müsteşarlığı?

Bu arada Gül’ün yönettiği “resmi temaslar”a dair çok önemli bir bilgi görüşmeler başlatıldıktan birkaç ay sonra geldi. Barzani’nin Partisi’nin Türkiye temsilcisi Ömer Merani kamuoyuna şu bilgiyi açıkladı: “Türkiye’de Ordu, Dışişleri Bakanlığı ve Hükümet ortak bir komite oluşturdu. Başına Beşir Atalay getirildi. Murat Özçelik komite adına Barzani’yle görüşüyor”. (19) Açıklama yalanlanmadı. Kaldı ki, komitenin başı olduğu söylenen İçişleri Bakanı Beşir Atalay, kurulan Güvenlik Müsteşarlığı’nı tanıtırken de “Bu yapıyı (müsteşarlığı) askerle mutabakat içinde oluşturduk” dedi. (20)

Barzani’lerle resmi temasların yürütüldüğü bir dönemde yapılan MGK toplantısından şu bildirinin çıktığını da anımsatalım: “Terörle mücadelede koordinasyonu güçlendirmek üzere yeni bir kurumsal yapıya gidilmesi…”. (21)

Talabani’nin çantasındaki plan

16 Mart 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu vesilesiyle Türkiye’ye gelen KYB lideri ve Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Cumhurbaşkanı Gül ile görüşerek bir plan açıkladı. Talabani’nin Washington imzalı çantasından çıkardığı plan, kamuoyuna “PKK’nın silahsızlandırılması” diye sunuldu. Gül’ü memnun eden planın maddeleri ise şöyleydi:

  1. Kuzey Irak’taki PKK liderlerinin üçüncü ülkelere gönderilmesi.
  2. Diğer  PKK’lılar için genel af çıkarılması ve Türkiye’de siyaset yapmalarına olanak sağlanması.
  3. Erbil’de yapılacak “Ulusal Kürt Konferansı”na Türkiye, İran, Irak ve Suriye’deki Kürt hareketlerinin temsilcilerinin davet edilmeleri! (Böylece Türkiye PKK ile aynı masaya da oturtulmuş olacak!)

Talabani’ye verilen çantayla birlikte, PKK’nın silahsızlandırılması propagandası üzerinden kamuoyu imal edilerek, Kukla Devleti normalleştirme ve resmi olarak tanıma sürecinde bir adım daha atılmış oluyordu!

Gülen cemaati: “yüreğimizdeki sınırlar kalktı”

Washington’un planları açısından 2009 kritik bir yıl olur da Fethullah Gülen, cemaatini harekete geçirmez mi?

Abant Platformu da bu amaçla bu yıl şubat ayında Irak’ın kuzeyindeki Erbil kentinde toplandı. “Kürt sorunu: Barışı ve kardeşliği aramak” adıyla düzenlenen toplantılara katılanlar, “hepimiz evimizdeyiz, hepimiz Kürt’üz” sloganlarıyla halay çekti ve ekranlara “yüreğimizdeki sınırlar kalktı” mesajları verdi. Platform yayımladığı sonuç bildirgesinde, “Türkiye ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında münasebetlerin kurulmasını ve geliştirilmesini”; “sınırlardan geçişlerin kolaylaştırılmasını”; “Erbil’de Türk konsolosluğu, Ankara’da da Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi temsilciliğinin açılmasını” talep etti. Sonuç bildirgesinde göze çarpan bir diğer önemli madde de, Erbil’de yapılması planlanan “Ulusal Kürt Konferansı”na katılım talep etmesiydi! (22)

Kukla Devleti tanıma noktasında önemli bir dönemeç olan Ulusal Kürt Konferansı’nın, Nisan 2009’da yapılması planlanıyordu. Ancak işler Kukla Devletçiler tarafından istenildiği hızda ilerletilemediğinden, konferans 2009 sonbaharına kaldı.

PKK ve DTP modelleri

Gül’ün 2009’u çözüm yılı ilan etmesi, PKK ve DTP’ye bu konuda çözüm önerileri sunma zemini yarattı.

Önce DTP’li Ahmet Türk, “Kosova Modeli”ni önerdi. (23) Ardından PKK lideri Karayılan “İskoç Modeli” önerdi. İngiliz The Times Gazetesi’ne konuşan Karayılan, “Türkiye yerel parlamento kurmamıza izin versin” dedi! (24)

DTP bu model önerilerinin ardından 30 Mayıs 2009’da Diyarbakır’da, “Kürt sorununda demokratik çözüm modeli” paneli düzenledi. Panelde konuşan DTP Eşbaşkanı Emine Ayna, “Demokratik özerklik, İskoç modeli, federalizm ya da bağımsızlık, hepsinin tartışılması gerekir” dedi. DTP’li Hatip Dicle de, “demokratik özerklik projesi çerçevesinde Türkiye’nin üniter yapısını bozmadan 20-25 bölgeye ayrılması gerekir” tezini attı ortaya! (25)

Erdoğan’dan “çözüme yakınız” müjdesi!

2005 yılında Diyarbakır’da “açılım” başlatan Başbakan Tayyip Erdoğan da, 2009’da Bingöl’den Gül’ün Kukla Devlet misyonuna destek verdi. Erdoğan, “sorunun çözümü için elinde sihirli bir formül olmadığını ama samimi bir gayret içinde olduğunu” ilan etti. “Önemli olan çözüm süreçlerini başlatmaktır” diyen Erdoğan, “çözüm konusunda sonuca çok daha yakınız” müjdesi de verdi! (26)

BOP eşbaşkanı da olan Tayyip Erdoğan, bölgeye ilk müjdesini 16 Şubat 2004’te vermişti. Erdoğan, canlı yayında Fatih Altaylı’ya şunları söylemişti: “Şu anda Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu, yani bu proje içerisinde Diyarbakır bir merkez, bir yıldız olabilir. Bunu başarmamız lazım.” (27)

Türkiye 4 evreden geçirildi!

ABD açısından hayati öneme sahip olan Kukla Devletin resmileştirilmesi sorunu, AKP eliyle gerçekleştiriliyor. Türkiye’nin güvenliğinin önündeki en önemli tehdit olan bu sorun, çok değil daha 9 yıl önce TBMM’de “savaş nedeni” sayılmıştı. O kararın ardından Türkiye şu çok önemli dört evreden geçti:

1-      Ekonomik krizle ve Derviş’le DSP-MHP-ANAP iktidarı yıkıldı.

2-      2002 sonbaharında yapılması planlanan, “ABD’den önce Irak’ın kuzeyine girme hedefi” hükümetsiz bırakıldığından rafa kaldırıldı.

3-      Bahçeli’nin seçim kararıyla AKP iktidara taşındı. AKP süreç için gerekli hazırlıkları birer birer tamamladı.

4-      2007’deki Ergenekon tertibiyle sürece direnecek kuvvetlerin bir kısmı tasfiye edildi, bir kısmı susturuldu.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı odak” ilan ettiği AKP ve Sincan’da mahkemenin “şüpheli” ilan ettiği Abdullah Gül, Türkiye açısından en büyük güvenlik sorunu haline gelmiştir!

Kaynaklar:
(1) (Hürriyet, 13 Nisan 2009)
(2) (Radikal, 12 Mayıs 2009)
(3) (Hürriyet, 12 Mayıs 2009)
(4) (Yeni Şafak, 20 Haziran 2004)
(5) (Hürriyet, 6 Aralık 2005)
(6) (5 Ocak 2007 tarihli gazeteler.)
(7) (Ruşen Çakır, Vatan Gazetesi, 10 Şubat 2009)
(8) (Sabah, 28 Şubat 2007)
(9) (Milliyet, 5 Mayıs 2008)
(10) (Show TV, 15 Kasım 2008)
(11) (Cevdet Aşkın, Referans, 29 Aralık 2007)
(12) (Hasan Cemal, Milliyet, 5 Mayıs 2009)
(13) (Sabahattin Önkibar, Yeniçağ, 10 Mayıs 2009)
(14) (Hürriyet, 14 Ekim 2008)
(15) (NTV, 21 Ekim 2008)
(16) (CNNTurk, 13 Kasım 2008)
(17) (24 Mart 2009 tarihli günlük gazeteler)
(18) (Fikret Bila, Milliyet, 25 Mart 2009)
(19) (Taraf, 2 Mart 2009)
(20) (Vatan, 11 Mayıs 2009)
(21) (Hürriyet, 22 Ekim 2008)
(22) (Zaman, 16 Şubat 2009)
(23) (Hürriyet, 13 Mayıs 2009)
(24) (Hürriyet, 26 Mayıs 2009)
(25) (ANF, 30 Mayıs 2009)
(26) (ANF, Radikal, 30 Mayıs 2009)
(27) (Teke Tek, Kanal D, 16 Şubat 2004)

,

Yorum bırakın

%d blogcu bunu beğendi: