Posts Tagged Rauf Denktaş
AKP, MOSKOVA-LEFKOŞA BAĞINI KESTİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 10/04/2012
Rusya yönetimi, vatandaşlarına KKTC’den gayrimenkul almamalarını tavsiye etti. Rusya Dışişleri Bakanlığı, tavsiyesine KKTC’nin “meşru devlet” olmadığını gerekçe gösterdi.
Böylece AKP hükümeti, ABD’ye tam bağımlı dış politikası nedeniyle Rusya’yı da Kıbrıs konusunda karşısına almış oldu.
Oysa 7 yıl önce bu konuda çok önemli bir gelişme yaşanmıştı. Anımsatalım:
PERİNÇEK, DUGİN’İ DENKTAŞ’LA BULUŞTURDU
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, bundan 7 yıl önce, KKTC’ye yönelik Atlantik baskısını kırmak ve uluslararası alanda bir destek yaratabilmek için Lefkoşa – Moskova teması sağladı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dış politika danışmanı olan Uluslararası Avrasya Hareketi Yüksek Konseyi Başkanı Aleksandr Dugin, Perinçek’in isteğiyle KKTC’ye gitti ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la görüştü.
Rus Duma’sına bağlı Jeopolitik İncelemeler Merkezi Başkanı da olan Dugin, Denktaş’la görüşmesinde, ülkesinin geleneksel olarak Rum tarafını desteklediğini ancak koşulların değiştiğini, Moskova’nın artık Kıbrıs konusuna Rum ve Türk penceresinden birlikte bakması gerektiğini savundu.
Denktaş ve Dugin, Kıbrıs Türklerinin uluslararası tecritten kurtulması için neler yapılabileceği konusunda görüş alışverişi yaptılar ve bazı somut projeler üzerinde durdular.
AKP, ÖNCE DENKTAŞ’I ÇİZDİ
Sonrasını hep birlikte yaşadık. ABD- AKP operasyonuyla Rauf Denktaş devre dışı bırakıldı. KKTC’de Batı yanlısı Mehmet Ali Talat başa getirildi. KKTC’ye Annan Planı kabul ettirildi, ancak Rumlar reddetti.
ABD ve AB verdiği sözlerin hiçbirini tutmadı. KKTC’ye yönelik izolasyon olanca ağırlığıyla sürdü. AKP hükümeti, KKTC’nin tanınması için tek bir hamle bile yapmadı. (Hatta Denktaş’ın söylediği gibi KKTC’nin tanınmasını engelledi!)
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ise ABD’nin bölge politikalarına karşı dik durduğu için Türk Ordusu’nun en seçkin subaylarıyla birlikte tutuklandı.
AKP’NİN AMERİKANCI UYGULAMALARI
AKP hükümeti ise bu yıllar içinde stratejik işbirliği kurabileceği Rusya ile adım adım karşı karşıya geldi.
Erdoğan’ın BOP eşbaşkanlığı, Moskova’yı Ankara’ya düşman ettirecek şu hamlelere imza attı: İran ve Rusya’yı hedef alan ABD – NATO füze radarına ev sahipliği yaptı. Suriye konusunda ABD’nin sopası oldu. ABD isteğiyle İran’a karşı yaptırım uyguladı. Irak’taki Maliki yönetimini hedef alan ilişkiler kurdu. Kuzey Irak’ı Bağdat’a karşı himayeye soyundu.
Rusya’yı adım adım Türkiye’yle karşı karşıya getiren AKP hükümeti, diğer yandan değil KKTC’yi kimi “dost” ülkelere tanıtmak, yıllardır yönettiği İslam İşbirliği Teşkilatı’na dahi tam üye yapamadı! Daha doğrusu yapmadı!
ABD, RUSYA’YI KIBRIS’TAN DİNLİYOR
Rusya’nın vatandaşlarına KKTC’den gayrimenkul almamalarını tavsiye ettiğini öğrendiğimde aklıma Rauf Denktaş’ın şu çok önemli saptaması geldi:
Denktaş, Doğu Perinçek gibi Ergenekon’dan tutuklu olan Mehmet Perinçek’e şunları söylemişti: “Amerikalılar Güney Kıbrıs’ta bulunan egemen İngiliz üslerini de kullanmaktadırlar. Kıbrıs’ta Rusya’yı, Çin’i dinleme tesisleri vardır. Rum tarafını bu nedenle kızdırıp gücendirmek istemezler. AB de Kıbrıs’ta stratejik çıkarları olduğunu açıklamıştır. Bunlar nedir sorusuna verilen cevap şudur: Petrol kuyularını kontrol gerekmektedir, bölgede ne yapacağı bilinmeyen kökten dinci hükümetler vardır. En iyi kontrol merkezi Kıbrıs’tır.”
Denktaş için “o adam bitmiştir” diyen Erdoğan ise bugün Güney Kıbrıs’ın İsrail’le Akdeniz’de ortak doğalgaz aramasını ve ABD-İsrail-Yunanistan askeri tatbikatını izlemektedir!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
10 Nisan 2012
ERBAKAN DA ERGENEKONCU OLURDU
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 29/01/2012
“Türkiye’nin sorunlarının çözümü, ABD kıskacından kurtulmaya bağlıdır.”
Bu sözler, eski Adalet Bakanı, Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi Av. İsmail Müftüoğlu’na ait.
Müftüoğlu, önceki gün Ulusal Kanal’daki Ufuk Ötesi programımızın konuğuydu. Kendisiyle iki saate yakın süren program boyunca dış politikadan, AKP’nin nasıl kurulduğuna dair pek çok konuda konuştuk. Ancak programdaki en önemli saptama, işte bu cümleydi…
ABD’ye karşı olduğunu program boyunca her fırsatta dile getiren eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, AB’ye de karşı olduğunu, AB’nin bir sömürü düzeni olduğunu vurguladı.
ERGENEKON SORUŞTURMASININ ARKASINDA ABD VAR
İsmail Müftüoğlu, yürütülmekte olan Ergenekon soruşturmasının arkasında ABD’nin olduğunu özellikle vurguladı.
Müftüoğlu’na göre soruşturmayla tutuklanan şahsiyetlerin hemen hepsinin bazı ortak özellikleri vardı:
Türkiye’yi büyük bir badireye sokacak olan 1 Mart tezkeresine itiraz etmişlerdi, hatta tezkerenin geçmesini bizzat engellemişlerdi… Hemen hepsi ABD karşıtıydı… Pek çoğu, Türkiye’nin NATO’dan çıkmasını istiyordu…
Eski Adalet Bakanı İsmail Müftüoğlu, Kıbrıs davasının büyük kahramanı Rauf Denktaş’ın bile adının bu soruşturmaya karıştırıldığına dikkat çekti.
Ancak Müftüoğlu’nun en çarpıcı sözleri ise Necmettin Erbakan’la ilgiliydi. Müftüoğlu’na göre yaşasaydı ve sağlık durumları o zaman elverseydi, Erbakan da Ergenekoncu ilan edilebilirdi… Müftüoğlu’na göre, bu ihtimalin dayanağı, Erbakan’ın milli duruşuydu!
ÇİLLER – BİR ANLAŞMASI
Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi İsmail Müftüoğlu, 23 Şubat 1996 tarihinde imzalanan Türkiye – İsrail Askeri işbirliği anlaşmasının yürürlükte olduğunu; ABD’nin de füze kalkanı ile yürürlükteki bu anlaşmayı onayladığını belirtti.
Müftüoğlu, yürürlükteki bu anlaşmanın Tansu Çiller – Çevik Bir ikilisinin eseri olduğu belirtti.
YANDAŞ BASININ YALANLARI
Geçen haftalarda Saadet Partisi heyeti olarak Suriye’ye gittiklerini hatırlatan İsmail Müftüoğlu, ilginç bir anekdot anlattı. Humus’da, kendilerini izleyen bir Türk gazetesinin muhabiri, Müftüoğlu namaz kılarken, İstanbul’a haber geçer. Telefonda, her yerin yandığını, Suriyeli askerlerin muhaliflere ateş açtığını vs. anlatır.
Namazını bitiren Müftüoğlu, muhabire serzenişte bulunur, “ayıp değil mi, neden yalan söylüyorsun, bak ortalık güllük gülistanlık” der. Muhabirin yanıtı ibretliktir: “Patronum böyle haber istiyor!”
ERDOĞAN’A ABRAMOWİTZ YOL VERDİ
AKP’nin kuruluşuna ve eski öğrencilerine de değinen İsmail Müftüoğlu, Erdoğan’ın başbakanlığa gelişi sürecinde önemli bir isme, dönemin ABD büyükelçisi Morton Abromowitz’e de değindi.
Müftüoğlu, Abramowitz’in Erdoğan’la, daha Refah Partisi İstanbul İl Başkanı’yken temasa geçtiğini belirtti.
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
29 Ocak 2012
KIBRIS’TAKİ İNGİLİZ ÜSLERİ
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 24/01/2012
Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi olduğunu kuşkusuz en iyi Rauf Denktaş biliyordu ve bu nedenle adanın, Anadolu’nun güvenliğinin garantisi olduğunu belirtiyordu sık sık.
Nitekim bu olgu, NATO’nun Libya’ya saldırısı sırasında bir kez daha net olarak görülmüştü. İngiltere, Afganistan operasyonunun ardından Libya’ya saldırıda da adadaki üslerini kullanmıştı.
İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİ
Üzerindeki 30 yıllık gizlilik süresi kaldırılarak kamuoyuna açıklanan İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na ait belgelerde, Kıbrıs sorunuyla ilgili önemli bilgiler ortaya çıkmaya başladı.
Kıbrıs Rum gazetesi Mahi, bu belgelere dayanarak yaptığı haberde, İngiltere’nin 1981 yılından bu yana Kıbrıs’taki üslerinin karasularını genişletmeyi planladığını yazdı. Belgelere göre 1981 Haziran’ında İngiltere’nin üst düzey yetkilisi Julian Bulart, bu amaçla Kıbrıs’ta hem kuzeyi hem de güneyi ziyaret etmişti.
Mahi gazetesine göre, İngiltere’nin üslerini genişletme hedefi, 2004 yılındaki Annan Planı’nda da öngörülmüştü.
İngiltere, adanın yüzde 2,5’u büyüklüğündeki Agratur ve Dikelya üslerinin varlığını Annan Planı içinde de korumuştu.
LARNAKA’DAKİ KUŞKULU PATLAMA
Rumlar, belgelerin ortaya çıkmasından bir süre önce de, bu ayın başında, İngiliz üssü Agratur’a, taşlı sopalı bir saldırı düzenlemişti. “Anti – Sömürge Platformu”nun protestosunda Agratur’u koruyan güvenlik güçleriyle çatışma çıkmış ve 5 polis yaralanmıştı.
Rum basınında, protesto saldırısının liderinin, Nikolas Yoannidis isimli bir genç olduğu yer aldı. İlginç olan, Nikolas’ın, bir deniz subayı olan ve 11 Temmuz 2011’deki patlamada ölen Andreas Yoannidis’in oğlu olmasıydı.
11 Temmuz 2011 günü, Rum Milli Muhafız Ordusu’na bağlı Larnaka’daki bir askeri üste, Suriye’ye silah taşıdığı iddiasıyla üç yıldır alıkonulan bir gemide art arda patlamalar meydana gelmiş ve 12 asker ölmüştü.
İSRAİL KIBRIS’TA ÜS TALEP ETTİ
Doğu Akdeniz’de bir uçak gemisi olan Kıbrıs adası, son olarak İsrail’in üs talebiyle gündeme geldi.
İsrail Haaretz gazetesi, İsrail Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına dayandırdığı haberinde, 16 Şubat’ta Kıbrıs Rum kesimine tarihi bir ziyaret yapacak olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Doğu Akdeniz’deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarının güvenliğini masaya yatıracağını yazdı.
Haaretz’e göre Netanyahu, daha önce imzalanan bir anlaşmaya dayanarak, ortak çalışmalarının güvenliği için Rumlardan bir hava üssü talep etti. Rum lider Hristofyas’ın henüz net bir yanıt vermediği bu talebin, 16 Şubat’taki ziyaret sırasında yeniden gündeme geleceği belirtiliyor.
AKP SESSİZ
İsrail’in Rumlarla ortak doğalgaz ve petrol arama kararı aldığı günlerde sert perdeden açıklamalar yapan ve bölgeye savaş gemisi göndereceğini(!) ilan eden AKP hükümeti, adadaki üslerle ilgili gelişmeleri sessizce izliyor.
İsrail, Rumlarla ve Yunanistan’la Doğu Akdeniz’de bir güvenlik yayı oluşturuyor. AKP hükümeti ise ilişkilerini normalleştirmeye başladığı İsrail’le, üstelik Suriye konusunda nesnel bir ortaklık yürütüyor!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
24 Ocak 2011
KKTC’Yİ TANITMAYANLAR
Posted by Mehmet Ali Güller in Aydınlık Gazetesi Yazıları, Politika Yazıları on 17/01/2012
Eski AKP milletvekili Fevzi İşbaşaran’ın Denktaş’ın arkasından söyledikleri, son 10 yılda uğradığımız kültürel erozyonun bir göstergesi oldu. Kuşkusuz Denktaş’ı hedef alan bu seviyedeki sözler, Başbakan Erdoğan’ın Denktaş için söylediği “o adam bitmiştir” düşmanlığının bir yansımasıdır.
Eski AKP’li milletvekili İşbaşaran’ın Denktaş’ı darbecilikle suçlaması da, KKTC kurucu Cumhurbaşkanı’nı Ergenekon soruşturmasında hedef alan merkezle uyum içinde olduklarını gösterir.
AMERİKANCI YÖNETİMLERİN ORTAK SESİ
Biz o sözlerdeki başka bir gerçeği sorgulayacağız bugün.
Eski AKP’li vekilin şu sözleri Türkiye’deki Amerikancı yönetimlerin ortak tutumudur: “KKTC, Genel Kurmay’ın ilan ettiği bir devlettir. Zaten devlet olarak tanıyan da yok.”
Bu sözler sadece İşbaşaran’ın değil, Özal’ın, Çiller’in ve de Tayip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisinin sözleridir.
Bu sözler Annancıların sözleridir!
TANIMAYA KALKANLARA ENGEL OLDULAR
Bu Amerikancı yönetimler, aynı zamanda KKTC’nin tanınmasının önünde “engel” olanlardır.
Dikkat edin, “KKTC’nin tanınması için çalışmadılar” demiyorum, “KKTC’nin tanınmasına engel oldular” diyorum.
Azerbaycan’ın, Pakistan’ın ve Bangladeş’in çeşitli dönemlerde KKTC’yi tanıma isteğinin önüne geçip, “Aman durun, böyle bir şey yapmayın. Bizi de ABD ile karşı karşıya sakın getirmeyin” dediler.
ÖZAL DÖNEMİ
Özal’ın dönemiyle başlayalım.
Tarih 1987. KKTC Dışişleri Bakanı Kenan Atakol, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın talimatıyla beş ülkeye yönelik bir tanınma ziyaretine çıkıyor. Atakol, Maldiv Adaları, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman Sultanlığı, Pakistan ve Bangladeş’i ziyaret ediyor.
19 Ocak 1987 tarihli Cumhuriyet gazetesinden devam edelim:
“Türkiye’nin ayrıca, açıkça KKTC’nin tanınması talebiyle sahneye çıkmayacağı, ancak uzun dönemde tanıma sürecini açacak olan ‘eşit muamele’ kavramını ortaya atacağı belirtiliyor. Ancak, açıkça KKTC’nin tanınmasını istememekle birlikte, Türkiye’nin İslam ülkelerinin KKTC ile kültürel, ticari ve sportif alanlarda temas etmeleri yolunda bir çağrının bildiride yer almasını arzuladığı anlaşılıyor. Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini düşük tutmasının iki nedeni var: 1. Türk tarafı BM Genel Sekreteri’nin hazırladığı son belgeyi kabul ederek Rumların bu öneriyi reddetmiş olmasının ışığında uluslararası alanda avantajlı bir konuma geçti. Tanınma konusunda bir karar çıkartılması, Türk tarafının BM Genel Sekreteri’nin yürüttüğü süreçten ayrıldığı şeklinde görülebilir ve dolayısıyla avantajlı durumunu yitirmesine yol açabilir. 2. Türkiye’nin KKTC’nin tanınması konusunda zirveden bir karar çıkartabilmesi için İslam zirvesinde yeterli siyasi desteği toplayabilmesi güç gözüküyor. Türkiye, istediğini elde edemeyerek zirvede prestij kaybına uğramak istemiyor.”
AKP DÖNEMİ
Tarih 2004. Türkiye yine Rumların reddettiği bir BM Genel Sekreteri planı sonrasında uluslararası bir avantaj elde etti. Daha doğrusu Türkiye’yi yönetenler Türk milletine böyle söyledi. Ve Türkiye yine bu avantajı kaybetmemek için, değil tanınma, ambargoların kaldırılması için bile uğraşmadı!
Tarih 2005. Türkiye bu kez İslam Konferansı Örgütü’nün genel sekreteri oldu. 18 yıl önce zirvede prestij kaybetmemek adına KKTC’nin tanınması girişiminde bulunmayan Türkiye, prestiji elde etti ama hâlâ bir girişimde bulunmadı!
Bulunmadığı gibi, geçen bu yıllar içinde KKTC’yi tanımaya kalkan ülkeleri durdurdu, engel oldu!
Mehmet Ali Güller
Aydınlık Gazetesi
17 Ocak 2012