Posts Tagged Tele1
Egemenlik, haklar ve TELE1
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 23/04/2026
Ulusal egemenlik soyut bir kavram değildir. Ulus egemenliğini somut şekillerde kullanır.
Ulusun egemenliğini kullanmasının en somut hali oy kullanması ve temsilcilerini yönetici olarak seçmesidir. Ama bir süredir ulusal egemenlik, sadece bu haline, ulusun beş yılda bir oy kullanmasına indirgenmiş durumda.
Oysa ulusun egemenliğini kullanması bununla sınırlı değildir. Ulus sadece seçerek değil, örgütlenerek, düşüncesini açıklayarak, alanlara çıkarak, eylem yaparak, hatta “direnme hakkını” kullanarak egemenliğini uygular. Bunlar anayasalarda siyasi parti, dernek ve sendika kurma, toplantı ve gösteri hakları olarak yer alır.
Başka?
Ulusun haber alma hakkı
Ulusun egemenliği, haklarını “kayıtsız şartsız” kullanabilmesi ile ilgilidir. Ulusun/milletin en önemli anayasal haklarının başında haber alma hakkı gelir. Bu da düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bilgi edinme hakkı vb. haklar üzerinden sağlanır.
Oysa bir süredir ne acı ki Türkiye, halkın haber alma hakkının en sert şekilde engellendiği bir ülkeye dönüşmüş durumda. Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle gazeteciler sıra sıra hapis yatıyor. Son örnekler Alican Uludağ ve İsmail Arı oldu.
Sırf gazetecileri hapse atabilmek için çıkarılmış kanun var: “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” diyerek gazetecilerin üzerinde kılıç gibi kullanılıyor.
Tabii bazı tür gazeteciler üzerinde uygulanıyor. Örneğin “Şimşek’in enflasyonla mücadele programı çöktü” manşetini Yeni Şafak yerine muhalif bir gazete atmış olsaydı, ertesi sabah şafak operasyonu başlardı.
Neyse, asıl tartışmak istediğim başka…
Merdan Yanardağ’ın isyanı
Görmüşsünüzdür mutlaka. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, el koyduğu televizyonumuzu, TELE1’imizi satışa çıkardı. Hem de 28 Milyon TL’ye.
Bu para, İstanbul’da iyi bir semtte ev parası artık. Demek ki bir yandaşa ucuza peşkeş çekilmek isteniyor.
TELE1’in kumpasla içeri atılan Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, haliyle isyan etti. Bunun bir “yağma ve çökme operasyonu” olduğunu söyledi ve kendisine yapılan operasyonun asıl amacına işaret etti: “Yalan ve iftiraya dayalı ‘casusluk’ kumpasının amacı böylece bir kez daha tartışmasız şekilde gözler önüne serildi. Amaç TELE1’e çökmek, susturmaya çalışmaktı.”
Operasyonun amacı
Her tarafından hukuksuzluk dökülen bir operasyondur bu:
Merdan Yanardağ TELE1’in sahibi değil yöneticisi ama buna rağmen Yanardağ’a “kumpas casusluk” davası açılır açılmaz kanala el koydular, kayyım atadılar.
Ve bırakın hükmü, Merdan Yanardağ daha mahkemeye bile çıkmadı, daha savunmasını bile yapmadı, ama hızla kanalı satma peşindeler.
Asıl mesele budur: Yapılan operasyon TELE1’den çok, halkın haber alma hakkına yapılmaktadır. TELE1’e bizler çıkıp doğruları anlatamayalım ve yerimize Nagehan Alçı boy gösterebilsin diye bu operasyon özetle…
Yanardağ’ın hepimize çağrısı
Başta belirttiğimiz gibi ulusal egemenlik soyut değil, somuttur. Ulus, somut haklarını kullanarak kayıtsız, şartsız egemenliğini kullanmış olur. Ulusun haklarını kullanmasına engel olmak, egemenlik ilkesine aykırıdır.
Ulusun, milletin, halkın en önemli haklarından biri de haber alma hakkıdır. İşte TELE1’e yapılan operasyon, bu hakkın engellenmesi operasyonudur.
O nedenle Merdan Yanardağ’ın şu çağrısına hepimiz omuz vermeliyiz: “Bütün namuslu insanlara, medyadaki dostlarımıza, iş dünyasına, Cumhuriyetçilere ve topluma çağrı yapıyorum: TELE1’in yağmalanmasına engel olalım, bize sahip çıkın!”
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
23 Nisan 2026
Trump’ın Netanyahu’dan farkı ne?
Posted by Mehmet Ali Güller in Cumhuriyet Gazetesi, Politika Yazıları on 25/09/2025
Başlıktaki çok önemli soru bir canlı yayın kazasına uğrayınca, ne yazık ki mevcut siyasal iklimde bir soruşturmaya dönüştü.
Duymayanlar için özetleyeyim: Pazar akşamları benim de sabit konuğu olduğum Tele1 TV’deki Türkiye’nin Yönü programında, programın sabit konuklarından emekli general Dr. Haldun Solmaztürk, konuşmasını bitirirken sordu bu soruyu ve kendi yanıtını da verdi.
Konuşma sırası bana geçerken, rejideki görevli arkadaş, televizyoncuların KJ dediği, daha doğru bir tabirle ekran alt bant yazısına dönüştürüyor bu sözü. Fakat bizim programımızın sonuna yaklaştığımız için, çalışanlar bir yandan da bir sonraki canlı spor programının görüntülerini hazırlıyorlar, zira Fenerbahçe Kongresi konuşulacak.
İşte o şartlarda, ne yazık ki görevli arkadaş Trump yerine Erdoğan yazıyor. Sunucu Musa Özuğurlu fark etmiyor bile. Zira çok kısa süre ekranda kalıyor yazı. Hatayı fark edip, altyazıyı çekiyor reji. Ama böyle bir hatayı “kollayanlar” var elbette. Pazartesi günü troller devreye sokuldu ve Tele1 hedef alındı.
Ya TRT Haber’in hatası?
Kuşkusuz altyazı aslında hukuken sorun içermiyor ama siyaseten de insani açıdan da Erdoğan ile Netanyahu’yu karşılaştırmak hem yanlış hem haksızlık. Tele1 Yayın Kurulu da bu gerekçeyle kamuoyuna açık bir özür metni yayınladı. Nitekim bir süre sonra açıklama yapan AKP Sözcüsü Ömer Çelik, altyazıya tepki gösterdi ama özre de dikkat çekti. Fakat ne olduysa ondan sonra oldu ve önce danışmanlar ardından resmi kurumlar Tele1’i hedef almaya başladı. Sonunda Adalet Bakanı Yılmaz Tunç bir açıklama yapıp soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Salı günü Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ, Tele1 Sorumlu Müdürü İhsan Demir ve programın sunucusu Musa Özuğurlu, polis eşliğinde ifadeye götürüldü. Üç arkadaşımız yurtdışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Oysa bırakın özel televizyonları, en geniş kadroyla yayıncılık yapan TRT Haber bile zaman zaman bu tür canlı yayın kazaları yapıyor. Örneğin bir kaç yıl önce Karabağ Savaşı sırasında ekranda beliren “Azerbaycan sivillere saldırıyor” altyazısı bunlardan en hafifiydi. Hata olduğu ortadaydı ve soruşturma açılmadı elbette.
Halkın hoşgörüsü
Durum, kamuoyunun önemli bir kısmı tarafından basın özgürlüğünü sınırlama boyutu nedeniyle tepki gördü. Ortada bir suç olmamasına rağmen, bir hatanın soruşturmaya dönüştürülmesi, elbette budanan demokrasimizin geldiği yeri resmediyor.
Öte yandan bu süreçte bazı sanatçılar ve mizahçılar da hedef alınmış durumda. “Halkı kin ve nefrete tahrik” diye bir suçlamayla kültür ortamı baskılanıyor. Halbuki halkımız gayet hoşgörülüdür ve öyle kolay kolay tahrik olmaz. (Geride kalan yıllarda yaşanan bazı “tahrik” olayları, elbette halka maledilemez, zira tipik Gladyo operasyonlarıydı.) Nitekim bu suçlamayla sayısız soruşturma yaşandı son yıllarda ama gerçekte sokaklarda tahrik olan bir halk yoktu. Ne vardı? Sosyal medyada görevli trollerin yaygarası!
Bu toprakların hoşgörüsü, hâlâ dinlenen ve söylenen türkülerimizde yaşıyor. Ama o türkülerden daha “muhafazakâr” olan şarkı sözleri nedeniyle bugün sanatçılar hedef alınıyor.
Erdoğan’ın Batı’ya demokrasi eleştirisi!
Bu arada kimi “çok cesurlar” da Tele1’in özrüne, “korkup geri adım attınız” diyerek tepki gösterdiler.
Merdan Yanardağ başta Tele1 ailesinin korkmadığını herkes bilir. Bilmeyenlere şöyle anlatayım: Birincisi, Tele1 henüz hiçbir açıklama yokken bu özrü yaptı, bir baskı üzerine değil! İkincisi, biz devrimciler kendimize güveniriz, hata olduğunu düşünüyorsak, özür dileriz, bizim kültürümüz böyledir. Başka kültürlerdeki gibi kamuoyundan ve muhatabından özür dilemek yerine, “Allah affetsin” diyerek meseleyi geçiştirmeyiz!
Ve bitirirken konuyu trajik yapan asıl noktaya dikkat çekeyim. Arkadaşlarımızın ifade verdiği akşam, Cumhurbaşkanı Erdoğan BM genel Kurulu’nda konuştu ve şöyle dedi: “İsrail‘in artan saldırganlığı sebebiyle Avrupa başta olmak üzere Batı’da, II. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan değerler de çok ağır yara almıştır. En temel insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, gösteri ve protesto özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları, demokrasi, eşitlik, adalet gibi kavramlar rafa kaldırılmıştır.”
Doğru, bu demokrasi kazanımları İsrail’i savunmak adına Batı’da rafa kaldırılmış durumda. Ancak ne acı ki iç siyasi mücadele nedeniyle biz de çoktan rafa kalkmış durumda!
Mehmet Ali Güller
Cumhuriyet Gazetesi
25 Eylül 2025